Birlik İlmi
  Füsun HACIÖMEROĞLU- İÇİMİZDEKİ İNSAN
 

İÇİMİZDEKİ İNSAN

 

“BİR” sempozyumları ile  “Bir ve Bütün” olmayı ve bütünlük bilinciyle yaşamayı paylaşmıştık.

 

 “İNSAN” sempozyumları ile de bütünlük bilincine ulaşarak dirilen ve uyanan insanın yolculuğu üzerine bilgilerimizi paylaşmaya devam ediyoruz.

 

İNSAN, bildiğimiz insan tanımından öte, dünyanın ve diğer evrensel varlıkların birleşmesinden bütünleşmesinden oluşan İNSAN’dır. Aslında bu isme bir sıfat ya da tanım getiremeyiz ancak başka kelimeyle tanımlamamıza olanak yoktur. İnsan bilinci ise tüm bilinçlerin özüdür.

 

İnsanın öz varlığı ile bütünde buluşarak bu enerjiyi dünyaya taşıması ve her eylemine yansıtarak yepyeni bir enerji olarak dünyaya yansıtmasıdır. Her şeyle bir ve bütün olduğunu hisseden ve bütünlük bilincini yaşayan insan özüne ulaşarak her şeyin kendinde, kendinin de her şeyde olduğunu anlar. Hem birlikte İNSAN’ı oluştururken hem de bireysel olarak İNSAN’ı yaşar.

 

İnsan çok boyutlu bir varlıktır. Hem maddi sistemimizle hem de manevi yanımızla sahip olduğumuz her iki enerji türünü sentezleyerek içimizdeki insana ve insanlığımıza ulaşabiliyoruz. Manevi yönünü bilen ve kendini tanıyan varlığın maddi yönüyle de tamamlanması, bütünleşmesi esastır. Önemli olan insanın kendini tanıma yolunu bilinçle ve tam farkındalıkla yürümesidir. Çünkü İnsanlığımızı yaşadıkça kazanıyor ve kendimizde gerçek kendimizi bulabiliyoruz. Farkındalığımız ile davranış ve düşüncelerimizin niteliğini tespit edebiliyoruz ve içimizdeki insan’ı sevgi, bilinç ve farkındalıkla büyütüyoruz. Yaşadıklarımızı yaşantımıza geçirebildiğimiz ölçüde de yansıtabiliyoruz. Burada önemli olan gerçeğin küçük parçalarını özümüzde sentezleyerek ana gerçeğe ulaşmamızdır.

 

İçimizdeki insan’ı yaşarken “Ben”’leri kaldırmadan, bütüne hizmet edeni yargılamaktan vazgeçmeden, herkese eşit davranmadan, insanları dış kalıpları ile ve dünyasal etiketleri ile değerlendirmekten vazgeçmeden ilerleyemiyoruz. Bu yolun en zorlu yanı bunları biliyor ve uyguluyoruz zannı ile yatay ilerleyişe geçebilmemizdir.

 

Şimdi konumuza devam etmeden önce bu noktada duralım ve aşağıdaki soruları hepimiz kendimize soralım. İçtenlikle cevap verelim.

 

-          Hala sevmediğimiz, görünce tüylerimizin diken diken olduğunu hissettiğimiz birileri var mı?

-          Herhangi bir konuda ben şu işi bu arkadaşımdan daha iyi yaparım diyor ve onun kendisini geliştirmesine yardımcı olmak, yaptığını daha iyi yapmasını sağlamak yerine, bilgimizle, bizde olanla övünüyor muyuz?

-          Herhangi bir olayı gerçekleştirmek üzere harekete geçen bir arkadaşımızı o olaya, yere yakıştıramıyor ve kendimizi üstün mü tutuyoruz?

-          Birbirimize olan güven eksikliğimiz nedeniyle bize bütünün yararına bir şey iletildiğinde bunu ileten insanlardan, şüphe mi duyuyoruz?

-          Herkesi sevdiğimizi dilde söylüyor ama davranışta bunu yansıtamıyor ve insanları ayırıyor muyuz?

-          Çevremizde belli işleri yapan özlerimizi kendimizden ayrı tutup, onları sürekli eleştiriyor muyuz?

-          Hala ben manen veya maddeten bir diğerinden üstünüm diye düşünüyor muyuz?

-          Bize aşamalarımızı geçmede yardımcı olacak olan değişik yaşayışlarımızı, algılarımızı ve bize söylenenleri tarafsız değerlendiremeyip “ben”liğimizi güçlendirmeye mi kullanıyoruz?

      ve

-          Sınırsız aklı kullandığımız zannı ile sınırlı aklı yansıtan bütünün öngörülerine karşı çıkıyor, direniyor, kendi egosal isteklerimizi ön planda mı tutuyoruz?

 

Bu soruların hepsine ya da birine bile yanıtımız “evet” ise tekrar içimize dönerek küçük büyük tüm eksiklerimizi bulup, tarafsız bir gözle gerçeği görmeye çalışalım, kendimizi arındıralım. Çünkü arınma insanı İNSAN’a ulaştıran bir araçtır.

 

Bu rehber dünyayı gerçekle buluşturacak gerçek İNSAN’ların çoğalmasını ya da hepimizde var olan gerçek öze ulaşmamızı sağlamaya yardımcı olacaktır.

 

İnsan önce dualite prensibi içersinde kendini tanır. Sonra da tüm planları, boyutları idrak ederek ve kendinde bütünleyerek akıl ve gönül dengesine ulaşır. Aklını ve gönlünü özgürleştiren ve her şartta dengede kalabilen insan artık dosdoğru yolda yürüyordur.

 

Bu yolda ölçütümüz neler olmalıdır ya da insanın duruşu nasıl olmalıdır?

 

-SEVGİ VE ŞEFKAT: Sevgi ve şefkat en büyük dönüştürücüdür. Hem bizi, hem karşımızdakini hem de durumları anda dönüştüren bir enerjidir. Şefkat bizimle tüm varlıklar arasındaki derin bir bağın farkındalığıdır. İnsanın sonsuz kapsayıcılığını güçlendirir.

 

KAPSAYICI OLMAK:  Kapsayıcı olmak tüm insanları oldukları bilinç, tutum ve düşünceleriyle kabul etmek demektir yani insanları yargılamamak, eleştirmemek ya da onları bir değer olarak nitelendirmemektir. Onun için her şey olması gerektiği biçimde olmaktadır. Bu nötr bir durumdur. Bunu başarabilen insan bu noktadan başlayarak olayları, düşünceleri etkileyebilmekte ve değişime neden olabilmektedir. Boyutlar ancak bir bütünlük içinde değerlendirildiğinde anlam ve değer kazanır ve kapsayıcılığımız oranında sahip olduğumuz enerjiyi bir bütün olarak yansıtabiliriz.

 

-ARINMAK: Kendimizi tanıma yolunda ilerlerken arınmak hiç bitmeyecek bir süreçtir.

 İnsan kendisini tanıdıkça; benliğini, nefsini, egosunu, düşüncelerini tanıdıkça arınacaktır.  Özümüz çok saf bir enerjidir ve bizler içimizde taşıdığımız bu saf enerjiye arınarak ulaşabiliyoruz. Özüne tam anlamıyla ulaşan varlık, varoluş amacına uygun potansiyellerini bütüne hizmet için kullanmaya başlayabilir. Yani potansiyelini yerli yerince kullanabilir. Önemli olan arınarak düşüncelerimizdeki sınırları kaldırabilmemiz ve kişiliğimizin sınırlarını aşarak bütüne hizmet etmektir. 

    

-DENGE: Her durumda ve her şartta has dengede kalıyor olabilmemiz bizim ölçütümüz olmalıdır. Önceki konuşmalarımızda has dengeyi hassas olmayan, daimi dengede kalabilme hali olarak açıklamıştık. Hassas dengede iki zıt karşısında denge kuruluyordu. Has dengede ise karşısız ve karşılıksız olabilmek ve her durumda herkesin ve her şeyin birbirini tamamladığı ya da tamamlandığımız görüşü hakimdir. Böylece her türlü bakış açılarını birleştirici kudrete erişebiliyoruz.

 

Has dengede olduğumuzda doğru anda, doğru yerde ve doğru sözde oluruz.

 

 

 

Gerçek kendini yaşayan tam farkındalıkla ve tüm bilinçle birlikte yürür ve yolunda  yürürken yaşayarak her şeye canlılık katar, her şeyi dirilterek, her eylemiyle barış’ın tohumlarını atar. Yaşarken doğaya uymayan fark edilmeyi ve dönüştürülmeyi bekleyen olguları temizleyerek dönüştürür. Bu hal varlığı bir görev olan, yaşamı görev halini alan gerçek insanın bireymiş gibi yaşarken bütünü yansıtmasıdır.   

 

Konuşmamı sevgili öğretmenimiz sayın Mualla Güven’in özsözleriyle bitirmek istiyorum.

 

      -Arınmış kişi sonsuz sevgi ve hoşgörüye ulaşmıştır. Kimseyi kıramaz ve incitemez.

 

-İnsanlığı geliştirecek olanlar sınırsız düşünebilenlerdir.

 

-Gelişmiş insanın en önemli göstergesi uyum sağlayabilme yeteneğidir.

 

-En büyük mucize özünü bularak kendini tanımak ve gerçekleştirebilmektir. Bunu başaran

       kişinin başka mucizelere ihtiyacı yoktur.

 

     -İnsanlığa hizmet etmeyi istemek yüksek bir erdemi gerektirir.

 

     Yolumuzun hepimize kutlu olmasını ve tüm insanlığa hayırlı olmasını diliyoruz.

 

      Bilgelik Güneşi Derneği adına

      Ayşe Füsun Hacıömeroğlu

 

 

 

 

 
  Bugün 13 ziyaretçi kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=