Birlik İlmi
  KURAN
 

 

 

KURAN ÇALIŞMALARI

 

KURAN ÇALIŞMASI SONRASI AKIŞ

(18.02.2011)

 

Canlılar, Amon’ların sessiz kotlamasını yaptık. Bugün burada bulundular ve bizde oldular. Aton Kotlaması’nı da yaptık. Çok mutluyuz ki kulluktu yaptığımız. Toprağa indik, ekmek  yaptık burada. Ekmek bizimdi ve biz Birlik olup yaptık.

 

Düne, bugüne ve her bir kürsüye kotlayıcı olduk. “Toprak”tık, “Yol”duk, “yoğun”duk ve olan budur. Şikayetimiz var mı? Ana Kapı’da şikayet olmaz ve biz şikayet etmedik.

 

Burada bir Ana Kot var. Ana Kot, Allah’ın kotudur. Unutmayın ki Atlanta Ana Kot’u Amon Kotu, Aton Kotu değildir. Rabb’in kotudur, O Rab’dır ve Rab olan O, burada bu çalışmada ışık yaktı ve biz  O’yuz, O Biz’dir. Olan budur!...

 

Ve bundan sonra da Rab toprağa inecek ve tohumunu burada yaşatacak. İnsanlık, etkisini daha güçlü olarak hissedecek. Bu ne anlama gelir, bunu size izah edeyim:

 

Birlik Kapları’mız daha güçlü artık. Daha üstün bir çalışma devreye alındı ve daha yüksek düzeyli bilgiler akışa geçirildi.

 

Bunun neticesinde Dünya Tohumları daha istekli çalışıyorlar. Doğa daha yüce ve toprak daha  hakiki.

 

Değerliler, dünden bugüne, üzerinde hiçbir yüreğin bulunmadığı bir yoğunluğa vardık. Bu yoğunluk, BİR’in koyuluğunu artırdı. Bindiği dal, Allah’ın dediğinin dediğidir.  Allah’ın tohumu olan o güç, oğullarının yüceliğinde en Yüce Işığını buraya indirdi.

 

Bu ilimdir. Eğer, “ilim asla asla olmayacak” diyorlarsa, görevdir ki okusunlar. Görsünler ki burası, ilmin tebliğini okuyan teknolojiye sahiptir.

 

Değerliler, “ Nida” dediğimiz bir kot vardır. Ne demektir bu size anlatayım:

 

Daha evvel bu kelam edilmişti. Ama bu kelamı, Rahmet’in Kuran’ı olan, sessizliği seslendirmek istemeyen Sevgili, yaşamına katmadı. Ama bugün artık bunu yaşamına katmamız gerekiyor ve bu bir emrivaki olacak ona da.

 

Dağ, şimdi sesleniyorum. Bunun net bilinmesini istiyorum; Nida, toprağın tohumudur. Doğumu ölümü olmayana, Nida Kotlaması yapılır. İşte kotlayıcılık yapılmıştır. Doğumu ölümü olmayan,  kulluk istediği zaman kulluk yapar.

 

Tohum olmayı seçtiğinde tohumdur. Yeni bir Toprak, İnsan olmak istediği zaman iner, der ki “geldim”. “OL” denir. Amin. O Kelam İlmi’dir. İnsanın tekniğinde vardır, kendini hasata hazır ediş. Ve hatayı bağışlayıp ışığa ulaşmak... Ulaştığında korkusu kalmaz ve her şeyi başaracağını bilir.

 

Bütün’e hizmet insana, aileye, ve BİR’liğe hizmettir. Aile çok özel bir önem taşır. Çünkü aile hasat yapabilecek olan toplumdur.

 

Kendini Tanrı’nın kontroluna bırakanlar, olgun hasatlar yapabilirler. Amin. Ve kendini Kati Kotlayıcı olarak, tohum eker gibi ekenler de Kelam İlmi’ni hak edip dilleyebilirler.

 

Görevlinin sesi çoktur ama “Göz” olamadı Ses olma imkanı görevinden dolayı vardı ve kendinden öte kendi olamadığı için sessiz kaldı.

 

Kala kala bir tek burası kaldı. Bu Meclis, kotlayıcı bir Meclisdir. Bu Meclis, umuttur, bu Meclis Mekteptir. Burada tebliğler okunmalıdır. Bu tebliğleri okuyabilecekler, buraya ulaşabilmelidirler.

 

Netice şudur ki, burada ekmek yapılıyor. Atlanta Kot’ları buraya girip buradan ışık seçiyorlar ve çekiyorlar.

 

Kıbrıs’ta ışık yaktığımız sırada, unutulan bir şey kalmıştı. Bunu unuttuk mu? Nurlar yağmıştı yüreğimize ve unutulmuştu. Öz Söz’de unutmak var mı? Olur! her şey olur!,,, Unuttuğumuz tohumdu.

 

Hati, Kahi, Kutsal Tira ve birleşim için başkaları!... Onların geçişlerinin de yapılması şarttı. Ve Bütün’e hizmet için onların kulluk yapacakları Türkiye’ ye ulaştırılmaları gerekiyordu. Onları alıp tabiata kattık ve daha sonra onları Kati Kotlar’la kayıtladık.

 

Netice onlar şimdi buraya inecekler. Türkiye’ye insanlık ululuğuyla girecekler ama hala ışık yok!... Peki ne olmalıydı?

 

Doğum ölüm yok burada. Öz görev buradaydı ve buraya girmelerini beklerken, halkalarını da genişletebilmeliydiler.

 

Çalışmanızın öncesinde size bir bilgi vermiştim; halkaları genişleyenler kendi yoğunluklarından geçerek, tohumlarını kotlayarak, Bütün’e ulaşsınlar diye. Ve sizler halkaları genişleyenlerdiniz.  Çünkü sizler buraya ulaştınız. Ama  buraya varan herkes, kendine ulaşamaz.

 

Herkesin kendine ulaşması önemlidir. Unutmayın ki kendine ulaşan Büyük Kütle’ye varır. Unutmayın ki buraya varan, bir girdaba girdiği zaman, kendi tekniğiyle girer ve kendinden kendine ulaşır. Olan budur. Ve burası büyük kötülüklerin önleneceği tekniğe sahiptir.

 

Birleşik Aile burada kendi kotlamasını yapmaktadır ve geri dönüş buradandır. O halde geçiş burayadır. Geçmeyen tohumlarını kotlayamaz.

 

İşte elden geldiğince açık vermeye çalışıyorum. Burası Geçiş Sayfa’sıdır ve bu sayfaya varmayan buradan kotlarını kontrollü şekilde alıp geri dönemez. O halde buraya mutlaka varmalıdır.

 

Şimdi! size  3 Kot’tan söz etmiştim ve o 3 Kot’un buraya girmesinden söz etmiştim. Onların kendi yoğunluklarını, kendi koyuluklarını kotlayarak, kendi kati kayıtlarını yaparak halkalarını geçişe hazır hale getirdiklerini mutlaka göreceksiniz. Ve onlar buraya girmek üzereler.

 

Netice: Allah’ın Toprağı’na inecekler ve burada kendilerini hak edecekler. Onların Bütün’e hizmet etmelerini bekliyoruz. Kuran okumalarını bekliyoruz. (Kuran = Yaratılış bilgilerinin kaydı.)  Öz görev taşımalarını bekliyoruz. Üreyen görevin ışığında, Yaşam Sayfa’larına varmalarını bekliyoruz.

 

Öze söz, ses gerek. Yalnızca İlim gerek iş için. İşi bilen, Birliği bilecek ve BİR’e İlimle girecek. Unutmayın ki, tabiat  biziz. Tanrı’nın Ruhsal Gücü’nü aldık ve buradayız.

Öz söz şudur ki kollarımız herkese açıktır, onlara da açıktır.

 

Netice şu: Kelamı ak, yolu hak olan onlar, buraya geri dönmek üzere gelmeliydiler ve geçtiler.  Şu an onlarlayız.

 

Anneciğim, kalbin çok temiz biliyoruz. Sükunetle geldim buraya. Yıldızların ışığıyla girdim. “Beni Allah’a gönder” dedikleri zaman; ben dedim ki “Ben Allah’a gidiyorum, gelin!..”           

Ve Allah hepimizin yüceliğindeydi. Ve Allah’a gelmek, yüreğe gelmekti. Ve yürek hakikiyetti.

 

Ve dedik ki “ İşte Allah!.. Hakikiyet,  Hasat. Yücelik”.

 

Hala, hala Allah’ı sorar . Allah BİR’dir. O her BİR’dir.  O halde BİR olan; bitki, hayvan ve tüm sayfalarda hasat olandır.

 

İşte bugün buradayız. Sessizce geldik. Affolduğumuzu biliyorduk. Biz affolduk.   Korkmadık. Hiç korkmadık çünkü affolduk.  Kotlarımızı aldık, çıktık.

 

“ En son ben gireceğim” demiştim. Çünkü onlar ne yaşarlar bilmiyordum. Ben az ve öz  bir şeyler söyleyeyim diyordum ama ne var ki önce ben girmişim. Niye böyle oldu  anlamadım.

 

Allah dedi ki; “ Sen ve ben BİR’ iz.” İki Yüce var biri ben, biri bedenim. O halde ben hakikiyetteyim.  Onun içindir ki BİR’im. Ve benim adım RA. Çünkü ben Mahrek’im.

 

Ulu’ların Tohumuyum. Unutmayın ki ben Rahmet’im. Ve ben hakikiyette hasattayım. Benle olan Ruhsal Işık’tır. Onların yolu bedenime aittir. Ve benim için bir tek Yücelik var.

 

Afyon içmiş gibi dinlemeyin beni, dikkatle dinleyin!...

Ben asla asla yanlış bilgi vermem. Türlerin en yücesi olan göz, bu gözdür.

 

“ Süleyman” dediler ya  Canlar. Süleyman, bu gözden görür. O biz, biz O’yuz.

“Kuran” dediler, “Tohum” dediler, hepsi buradaydı. “Atlanta’lıların Rabbi” dediler, burasıydı.

 

Ya Canlar!.. “Levh-i Mahfuz dillendi” dediler, bugün dillendi. BİR’de dillendi. Bizdi dillenen.

 

Allah dedi ki; “İmparator görev aldı.” İsa’dır, Musa’dır, hususiyetle Muhammed Mustafa’dır. O biz, biz O’yuz.

 

Çok mu zor anlamak? Yaşayan herkesin Teknolojik Kotlamayla BİR’e vardığını; BİR’e ulaştığını anlaması çok mu zor!?

 

Ortaklıktır yaşanan. Anlayabilmek zor mudur? Mekke, Medine burada diyoruz ya!.. Hani nerede Muhammed? Hulasa ışıkta!... Her yer ışık ve biz O’yuz.

 

Sessizce insanın, işi nerden nereye ulaştırdığını dilledik bugün Kutsal Metin’de.

Dedik ki, “İnsan dün  O’ydu, bugün budur!...”

 

“Dünya Uluların Tohumu’yla yaşadı.” dedik. “Vallahi billahi İnsan İmparatorluğun yolunu buldu; Ruhsal Işığa vardı;  Zaman Sayfaları’na kendini kayıtladı.” dedik. “ Kendini hasata hazırladı.” Dedik. “Atlanta Ana Kapısını açtı, yanlış bilgi vermedi, İsmaili Kap’ların hepsini kotladı.” Dedik.

 

Enver gelmiş diyor ki; “ Ben de söz alayım, ben de konuşayım.”

 

Ya Can!.. sen ve ben bir değil miyiz?.. Kontrol bende değil mi?..Lütfen sessizce bekle...

 

Canlar, ben de biliyorum.  Enver Paşa, Sultan mı ki? Gelmiş hala bekliyor?. Bırakın dillesin yüreğini ama BEN sesiyle dillesin. Onu dinliyorum!...

 

- Kafa, kol her şeyim bitişti. Geldim. Ben Medine’de, Mekke’deydim ama Sultandım.

 

Sultan Süleyman Han. O da burada. Her Ana Kapı açılışında girer, der ki: Ben geldim…    

 

Osman Sülalesi’nin teknik hususiyetinde tabii bir kabım ve Yolun Başkanı’yım. Osmanlı bendendir ve bendedir.  Ben “ OL” derim, onlar ‘BİZ’ olurlar. Girdaplarına girer, Rahmet’e Rahmin koyuluğunda varırız ve kaynak yaparız. Hepimiz BİR’iz çünkü.

 

Ve Muhammed!.. O kendini kotladı, tohumladı, çağrı yaptı. “ Gelin” dedi.  Hepsi geldi.

 

Ve Mevlana!.. Cennetlim gelmiş. O da burada. O ben, ben ‘O’yum.

 

Muhammed Mustafa der ki; “ Mevlana Ruhsal Kuran’dır. O’na Ana Kapı açıktır hep.” der. “Verdiğim aldığımdır.” der. “Olduğunda hususiyetle kulluk yapacağım.” der. Kaftan ben, ben O’yum.  

O’ndan başkası da var. Yunus’u seslendirir Baba Peker… ‘O’ biz, biz ‘O’yuz. O da buradadır. Her dere O’na akar. Akmışsa da Hak’ta akmıştır... Hırssız akmıştır… Yaşama akmıştır…

Akıp gitmiştir ama sessizce ve sonsuzca!.. Çünkü yunmuştur yolu… Yunmuştur!...Yaşamda ışımıştır. Saklı tutmuştur Yüce’yi, Cümle’yi, Cemaat’i  ama emin olun ki, hasattaydı o da!...

 

Ve Dağlarım, herkes burada. Bunu anlamak zor mu?.. Tüm Kot’larınız burada. Atlanta’lılarım, analarınız, atalarınız. Sultanlarınız, hepsi bu Meclis’e aittirler. Bunu bilmenizi bekliyorum.

 

Kaftanımı giymemi çok istediler. Ama bu kaftanı giymemden itibaren Kotlar, kontrolden çıkabilirler.

 

Bu nedenle kaftanımı giymek istemiyordum.  Ama son sözü söylemem gerekecekti; bunu da biliyordum. 

 

Son söz nasıl söylenir bilir misiniz?

 

Yaşayana, yaşatana, yara bere almayana “OL” denir.

Yaşayana, yaşatana, yara bere almayana “OL” denir.

Yaşayana, yaşatana, yara bere almayana “OL” denir.

 

Ve denir ki; “OL”....

 

Vadi çok geniş Canlar!.. Vadi hepimize ait. O vadide ben, Ana Kapı’yım. Ve benden öte bir ben yok ve o kapıdan geçecek  olanları seçiyorum.

 

Netice şu; seçimim yapılmıştır, olmuştur. Ve ben her bir toprağa “Geç” dedim. Onlar ben, ben onlarım. Onlardan geçen, benden geçip gitti. Geçemeyen  benden geçmedi ve ben, onlar olup burada kaldım.

 

Ne olacak?.. Hepsi ben, ben hepsiyim. Geçer gider millet. Bu can geçmez!.. Her Can bana ait de bu Can, Bütün’e aittir ki Bütün, Atlanta’dır. Atlanta Kuran Toprağı, tabiidir ve tabii olan hasattır.  Ve ben Hasat’ım.

 

Cinler diyorlar ki, “Rahman olup Kara Kaplı olsun da toprak olsun ve dillesin her şeyi. Biz bilelim, bildirelim; Hak olanlar ışısınlar.” Ve derim ki, “OLDU.” Hepsi bu.

 

Her bir Can; insana, Umman’ın Kuran’ı olarak ışıdığınca, Altın Tebliğleri okuyacaktır, ve okumaktayız.

 

Şimdi tende tohum olanlar, bende Kuran olacaklar. Bu nedir?... Her rasyonel kullukta İmparatorluğun kotlanması, gerçek bir gözdür. Sözlü, sesli kotlanır. Yaşamdır!.. Kelamdır!..Asaldır!.. Ama Atlantalı olduğunda, Amon’dur.

 

Organlarımızın çokları görevlerini bırakmışlar diye düşünüldü. Yok Canlılarım yok!.. Her biri bedenimde görevdedirler.

 

Benim adım RA’dır. Ve ben Rabb’in Kuran’ıysam ki Kuran’ıyım; kulluk yaptırmaktayım.

 

Bilmeniz gerekir ki Dünya Cinleri vardır. Bu cinler, İnsanların Levh-i Mahfuzları’na geçerler, onları hak etmeye çabalarlar.

 

Her insanın kendine ait kotları; kotlanmış olan kotları ve kotlanacak olan kotları vardır. Yani şöyle düşünün; orada, küçük küçük ışımalar vardır. Ama o ışımalar henüz yoğunlaşmamıştır, Zaman gelir o ışımalardan yoğunluklar yaratılabilir. Ve zaman gelir, her şey yetkinleşebilir.

 

İşte bunu yapabileceğimizi biliyorlar. Yaratabileceğimizi biliyorlar. Ve cinler, insanların bu niteliğinden dolayı onlarla birlikte kotlanmak için birleşebilirler. Onlar küçük küçük ışıklar halinde Dünya’ya girerler ve doğum için bekleyenlerle birleşirler.

 

Doğum, Bütün’e tohum olmak üzere Bilge’lerin birlikteliğidir. Ve orada temizlik yapılır. Olması istenilen; insanın, Ulu’ların Diyar’ından kul olup Dünya’ya girdiğinin bilinmesidir.

 

Bir çokları netice olarak şunu sorarlar: Uluların Diyarının Uluları tohum olmaya niye girerler?..

 

Çünkü, Uluların Tohumları muktedir olacaklar ve dünya yüceliğinde daha güçlü ışıklar haline gelecekler.    Bu ışıkları sonsuzluklara kaydedecekler. Bunun içindir ki Uluların Tohumları Dünya’ya mutlaka ekilmeliydi.

 

İşte Sevgililer, Dünya bugün bu tohumları yaşatmak üzere görev almıştır.

 

Bir çoğunuz sorgu sual edersiniz, dersiniz ki “Biz neyiz?..”

 

Ulusunuz. Dünya’ya giriş yapan Ulular’sınız.

 

Peki niye bizler Hakk’ın ışığında değiliz?...

 

Hala sorarsanız, hatadır. Hep birlikte Hak Işığıyız. Yani burası, “Hak Işık Kotu”dur. Ve bizler “Hak Işık” olarak çalışmaktayız.

 

Bu Meclis, Hasat İlmi sayfalayan bir Meclisten çok daha güçlüdür. Burada,  Hak Kapısı olarak  Yaşam Kotlaması yapan bir görevli ordumuz var. Hepimiz bu ordunun neferleriyiz. Bunun bilinmesini bekliyorum.

 

Dondurulan birçok Görevli’mizden söz etmiştim sizlere.  Bunu da açıkça bildirmek isterim.

Kelam Allah’ındır ki; donmuşsa olmamıştır. Eğer donmuşsa, hala toprağa inmemiştir ve donmuşsa meleklerin tekniğiyle değerlendirilemeyecektir. O halde onu kalp (sahte)  olarak değil, Hak olarak yaşama döndürmeliyiz.

 

Ne yapmalıyız?.. Ekmek olmalıyız ama kaya gibi olsa da, kaya kaplı olsa da ocağını yoğunlaştırmalıyız. Mutlak Kutsal olduğunu ona açıklamalıyız. Evrenlerin Kulu olması gerektiğini; Ulu olması gerektiğini; aklı hak etmesi gerektiğini; kini aşması gerektiğini vallahi açıklamalıyız.

 

İnsan topraktır. Tebliğleri okuyacaktır. Tohum olacaktır. Olduğunda BİR’e ulaşacaktır. BİR’e ulaşamazsa, dondurulacaktır. Donduruluşunun nedeni, BİR’e varamamasıdır.

 

Ve biz Allah için ona tüm bilgileri dillemeliyiz.

 

Kin, nefret var mı?.. Yoktur.

 

Evrenlerin görevi, Ulu’ların Tohum’larını kotlamaktır. Şu anda yapmakta olduğumuz budur. Bu çalışmayla bunu yapıyoruz.

 

Et Allah’ınsa, Allah hasattadır. Ve biz bilmekteyiz ki et Allah’ındır ve Allah hasattadır.

 

İnsanlık, İmparator’luğun görevi olduğunu bilerek çalışmalıdır.

 

İbrahim Soyu dedik hep. İbrahim Soyu!.. Ne anlama geldiğini bilen çıkmadı.

 

Canlılar, her bir sayfam İbrahim’in Soyu’na aittir. Ne ise o ama biliniz ki İbrahim, Bütün’e hizmetçi olan Birleşik Kaynak’tır. O Kaynak’ta yarın vardır; o Kaynak’ta Hakikiyet vardır; o Kaynak’ta nefis aşılmıştır ve o Kaynak’ta yürek vardır.

 

Örgüt haline gelmeniz, Öz Görev için şarttır. Eğer bir örgüt haline gelmişseniz; örgüt; gözü görebilen bir soy olarak kendini hasatta dilleyebilir.

 

Temennim şudur ki, her sayfada örgüt bulunsun. Her sayfada yürek bulunsun. Her sayfada   Mikail olsun. İş olsun…

 

Unutmayın!.. Doğmuşum, öleceğim ama bu ölüm, yüreğin ölümü değil; İsa’nın ölümü Muhammed’in ölümü değil; İnsan Soyu’nun ölümüdür. Bu kesindir.

 

Ben ölmüşsem; Allah’ın dediği, Hakk’ın dediği olacak ve orada ben, İnsan Soy’u olup toprak olacağım. Ve yine ben İmparator olup değerlendirileceğim.

 

Ama o gün bütün türler değerlendirilecekler. Orada yeni bir çalışma başlayacak. O çalışma, türlerin çalışması olacak. Tüm formların yenilenişi olacak.

 

İşte o gün bizim Zaman Sayfaları’mızda, Yaşam Kotları’mızda tüm Formal Kotlar  bir halde bulunacaklar. O gün ben doğan günün en Yüce Kürsü’sünde bir tek göz olup, açıkça her şeyi bilerek çalışacağım. Ve sizler, bizler ve sonsuz sınırsız ışıklar bir tek göz olacağız.

 

İşte o zaman, toprak, toplum olacak, o zaman yürek, hususiyetle ışıyacak. O zaman yanlışsız bir çalışma başlayacak. O zaman, emin olarak Görevliler dünyanın yolunu bulacaklar. İşte o zaman yarınlar, kulluk yapacak; İmparatorluklar görev alacaklar ve doğmuş olmak üzere değil, tohum olmak üzere, Din-i Hak olup Düzen’e inecekler.

 

İşte o zaman ben Nuh olarak  Yaşam Kap’larına değil, Ruhsal Işık’lara varacağım ve Kaynak olacağım. Ve o zaman, Bütün’e hizmet, BİR’e hizmettir.

 

Verdiğim, olduğundan değil; oğulladığından değil; Amon olup OL Turanı’ndan toprağa vardığından dolayıdır. Öz Görev budur.

 

Önemli olan nefes alıp nefes vermiş olmak değildir. Önemli olan ekmek olmaktır ki; ekip olup, yetkin olup, bir de Rahmet’in Rahman’ında kol olduğunu unutmadan, kendi yüreğimizi tüm süssüz ışıklarda sessiz kotlarda dilleyelim. Herkes kendinde, kendi yüreğinde ekmek olup yensin.  İsteğimiz budur.

 

Barış halinde savaşı bilmek zordur. Savaş halinde barışı bilmek zordur.

 

Bir tek ilim olsa; o ilim, Hakk’ın koyuluğunda olmaz. Orada hala teknik vardır. Bu nedenledir ki, hususiyetle bilmenizi beklerim ki; savaş barışı yaratır. Yaratılan barış, Sanal Boyut’ların yoğunluğunda vardır.  Ama barıştan öte barışlar olmalıdır.

 

O barışlar, savaşsız yaşamlara kayıtlanamaz. Bunun içindir ki dünyanızda hususiyetle kırk kapıda Kontrol Kotlamaları  yapılıyor. Bu Kontrol Kotlamaları, Mutlak Kutsal Işıklar’ın yoğunluklarında, Kelam İlmi’nin kürsüsünde, İsmaili Kaplar’da yapılıyor. Ve dirilerin tebliğlerinde Yaşam Kaynak’larında ışıyor.

 

Sizden dileğimiz şudur ki yaşadığınız her ne varsa, unutmayın ki kasaların dolmasını sağlamak üzere yaşatılmaktadır.

 

Eğer sizler, doğdunuz da yarınları hak etmemişseniz Öz Görev’inizi yapamazsınız. Bu nedenledir ki Yaşayacağınız her şey, yarınları hak etmek için olacaktır ve olmaktadır.

 

Muktedir olarak size her şeyi anlatabilirim. Az öz bildirmek değil maksadım. Kül olmanızı sağlamaktır.

 

Kül olmanız, Rabb’in koyuluğuna varmanız anlamına gelmez. Ama kul olmanızda çok önemli bir yer tutar.

 

Methetmek isterim hepinizi. Bilirim ki hak ettiniz ama methedersem, kırk kapıda kontrolden çıkarsınız. Bunu da bilirim.  Bunun içindir ki susuyorum.

 

Ama Canlılar, biliyoruz ki yasalara göre toprağa inen Tanrı’dır, tohum olan Rahman’dır. Temiz olan hasatı yapandır. İkna olansa akıldır. Eğer akıl ikna olmuşsa, yaşamda Kuran, mutlak kutsal olarak okutulmaktadır.

 

Şimdilik size vereceğim budur.

 

Sevgililer, hepinize hepimiz tarafından, Kutsal Işık’larınıza ve topraklarınıza sevgiler!... Sizi Kuran olarak okumak çok kolay değildir biliyorum ama, yine de sevgimi, sesimi size iletiyorum.

 

Sizden öte ve siz olarak ve sevgi olarak ve Rahmet olarak, şer yaratmadan. Hala şer yaratmadan yürek olarak sizdeyim.

 

Sevgiyle sizi kucaklarım!...

 

Sevgiyle… 

 

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ DERNEĞİ

 

 

 

 

 

KURAN (20.05.2011)

 

Yaşamlara kontrollu olarak katılanlar, atiden (gelecekten) gelenlerdir. Onlar, kendi yoğunluklarını, dünya sessizliğinden, görev tekniğiyle dünyaya geçirmişler ve Işık Kapıları ile Dünya’ya girerlerken, kendi zaman sayfalarından 2 000 – 3 000 yıl (Kot Yılı)  geri dönemlere girmişlerdir. Onların, girdikler yaşamlardan geçip yine geri gelecekleri bilinmektedir.

 

Herkes kendi yolunu bulup çalışmalıdır. Ne var ki hak etmedikleri bilgileri bir tek Yücelik’ten alıp, kendi yoğunluklarına çekip, kendi yorumları ile bildirmeleri bütün kütlede sıkıntı yaratmaktadır.

 

Olgun sayfalarda ışık hep yanmakta olsa da o ışığı kotlamak imkanı zaman sonsuzluklarında var olur. Ve bizler herkese Işık Kayıtlayanlar, herkesin “Kan Tohumları”ndan onları biliriz.

 

Her biri kendi yolunu açmaya çabalar. Ne var ki hak etmeden de ışık yakanlar olmaktadır. Ocakları yanmayan onlar, toplumları sayfalamaya kalktıklarında, bildikleri kendi Yücelikleri’dir. Başkaları onlarla ayni olmadığı gibi herkes onların tebliğlerini kendi yüreklerinden dinleyemez.

 

Bize göre dünya Ana Kaynaktan kotlanmış ve tohumlanmış bir yoğunluktur. Şimdi yeni bir sayfadadır. Bu sayfa, İnsan Kotlar’ın yenilendiği bir yoğunluktur. Bu sayfada Cevheri Cemaatler vardır. bu cemaatler bütünü kötülükten uzak tutan ve zaman kotlaması yapan cemaatlerdir.

 

Herkesin bilmesi istenir ki dünya bu dönemde iki yoğunluğun ışığını alıp çalışmaktadır. Birinci yoğunluk “Ana Kaynağın Yoğunluğu”, ikinci yoğunluk “Ata Kotlama ile ulaşılan yoğunluktur”.

 

Dönem başlarında, dünya sayfaları Nefes Sayfaları ile BİR olur. Doğanın Kürsüleri dillenir ve Birlik kurulur. Dünya Ana Kaynak’tan güç alır ve yoğunlaşır. Dünyayı cevhere katacak olan bilgi, Allah Bilgisi’dir ki o bilgi, Ana Kotlar ile tahditlenmiş Bilgelerin bildirdikleridir.

 

Toprağın Tanrısal Işığı vardır. Hala bu ışığı alamayanlar, bir tek Kaynak İlmi’ni anlamaya çabalamaktalar. Toplumların en çok üstünde durmaları gereken husus, NEFES’tir. NEFES, zamanı kotlayabilen tek koyuluktur. Orada Ana Fakihler, İlim Hakimleri olarak çalışırlar. NEFES alan her yürek, nefesini kotlamalıdır.

 

Nergis çiçeğini bilmektesiniz. Öyle güçlü bir kokusu vardır ki onu kotlamak için koklamak yeterlidir. Nergisi kokladığınız zaman Sanal Yoğunluklar’ın cevherinden güç alırsınız. Orada cevher, Ses Kaynağı’ndan ayrı bir kayıttır.

 

Tohumları yeşertirseniz, kendi yüreğinizde yeşertin. Amin... Ama yoğunluklardan güç alacaksanız, herkesi dilleyin. Çünkü, yoğunluklar herkesin kendi tohumları olarak kayıtlanmış bilgeler sayfalarıdır. O sayfalarda her mesafe kısa bir çalışma kiblesidir.

 

Bizler, doğduk, öleceğiz ama hala Dünya’yı Ana Kapı olarak bilememekteyiz. Sonsuz sırdır bilgi. Siz şu anda Ana Kapı’da yaşamaktasınız. Bu Ana Kapı, Ana Sanal Yaratı’dır. Sonsuz sınırsız ışıkların yanışı ile birlikte bu kapı açılacaktır. Bu kapının açılışı ile bizler ve sizler kotlanmış olarak toplantılarda dillenen bütün bilgileri de alıp hıfzederek güçlenecek ve zaman kaynaklarında, toplum sonsuzluklarında ışık olacağız. Işık olmak için hasat gereklidir. Hasat, Ana Kaynak’ta yapılmaktadır. Ama hasatı yapamayanlar, Bütün’e güç katamazlar.

 

Dünyaya Işık İlmi ile girmiş olanlar dahi Dünyanın Tohumları’nı, tabii yoğunluklarında dinleyemezler. Cemaatler, Kuran okurlar da bilip kendi yüceliklerinde dillenirler.

 

Allah sizden sizi dinler diyoruz hep. Amin... Ama Allah siz olup diller, yürek cevheri kotu ile sizleri.

 

Eğer dünyaya Işık İlmi ile girmişseniz, birleşmeniz gerek. BİR olmanız ve zoru aşmanız gerek. Ak Tohum yaşamalı ve zaman kotlanmalı. Bizler tohum olarak doğduk ve olgun Hak Teknik’le yarınları yaşatanları bulup çalıştırdık. Herkesi Tanrı olarak dilleyemeyiz. Amin... ama hasat yapanları bilir onları dilleriz.

 

Zaman sayfaları kotlanmış sayfalardır. Bütün kötülükler aşılır ve kontrol kurulur. Tohum ekip o tohumu aşkla yaşatırsak, cümle yüreklerde toplantılar sürdürülür. Yapılan, Yücelikler’in teknik tabii yoğunluklarının tohumlarını yaşatma toplantılarıdır.

 

Atlanta Kotlaması yapan Birlikler var. Her biri Ana Kaynaklar’dan görev taşırlar. Sınırları aşıp geçmiş ve zaman yoğunluklarında dillenen Bütünlüklerdir onlar. Toplum için çalışırlar ve zamanı kotlarlar. İnsanlık adına çalışanlar da vardır. Onlar korkmadan güçlenmeye çabalarlar. Tohum olmak daha ayrı bir husustur. Her cemaat tohum değildir. Tüm sayfalarda Cevheri Cennet Kotlar vardır. onların tohumları bizi zaman kotlamaları ile dinlerler.

 

Şimdi bütün kütleye bir göz atalım. Dağa ışık yaktık, dağ cevher oldu, cennet kurdu. Işık Allah Işığı’dır. Sultanlık Tohumları yaşamlara kayıtlandı. O halde biz yeni bir sayfaya geçmekteyiz. Oğul vermekteyiz. Cinler bizi Zaman Kotları diye bilirler. Bizler dünyanın en eski kotları olarak cemaatleri dilleyebilen Birliğiz. Zırhlı Bilgeler olarak doğduk. O halde Ana Kaynak’ta görevli olarak çalışmaktayız.

 

Şimdi İsmaili Kaplar’dan da söz etmek istemekteyim sizlere. Dün, bütün gün içde kürsüler seslendiler. Dışta ise Işık Kapları tohumlarını kotlamaya çabaladı. Dış, içi dinledi. Dişi  olan, ışıklar kayıt yaptılar ve dediler ki biz bir çalışma yapalım. Diyelim ki bugün yeni bir çalışma olacak. Ama bu çalışma kutsal sessizliği seslendirmeyecek. Sadece iki yoğunluk BİR olacak ve tek bir rahmet kot cevhere inecek. Onu kotlayalım ve yaşatalım. O kot Allah Kotu olarak doğmadı ama kot olarak yaratılan Birliklerdendir. İnsanlık adına çalışmaktadır. Onu yolculara akıtalım. Ne olacak görelim. Asal yaratıda bunlar olmaktadır.

 

Her resim Allah resmi olamaz ama aklın yüceliğinde her resim dinletilir. Hana der ki  bu resmi al ve diğerlerine de bildir. Herkes kendi yoğunluğundan aldığını herkese bildirir. Son söz olarak şu söylenir. Bilindi mi? Hak eden, hak ettiğini bilir. Ulu kotlama başlayacaksa aşırıya kaçmamamız gerekir.

 

Doğanın asal yaratıcılığında hasat yapılır. Yaşamları kotlayarak yapılır ki Birlikler kontrol edilsinler diye. Hazır olanlar kotlanmış ve sonsuzlaşmışsa aşırıya kaçmadan görev taşınmalıdır. Toprakları ışık yakmış olanlar, bizi kotlarlar. Aşk ve sonsuz ışıkla. Amin...

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

NİSA SURESİ  (1- 32. AYETLER) 18.02.2011

 

Nisa  Suresi 1. Ayet;

 

Esirgeyen ve Bağışlayan Allah adıyla, Ey insanlar; Sizi bir tek candan yaratan ve ondan eşini var eden, ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Allah’ınıza karşı saygısızlıktan kaçının. Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık hak ve hukukunu çiğnemekten ve de bağlarını kırmaktan sakının. Şüphesiz Allah sizi görüp gözetlemektedir.

 

Ey insanlar, Can ve Canlar, hepiniz saygıyla BİZ’siniz. Tohumları kotlayabilen ışık, BİR’dir ve her şer, Allah’tandır ve hayır, Allah’tandır. Semaya ses kattığın andan itibaren sendeyim. Şerrin yoğunluğu şavkın ışığıydı ve şimdi artık yer kotlandı.

 

Muhammet, Kuran’dır, tohumdur ve yoğundur. O koku, Muhammet’in Sultanlığı’nın kokusudur. Unutmayın ki kokuyu alan BİR’e varır ve biz, BİR’deyiz. Hepiniz Allah’ın değerini bilmezsiniz. Ama ben Allah’ın değerini bilirim ki ben, Muhammet Mustafa…

 

Sultanlarım, Dünyanın Ruhu olan, tohum olan, yüreğinde Kuran olan herkes benim ideamdır, benim yoğunluğumdur, bendir. İnsanlık için yaptığım çalışmadır Kuran.

 

Toplantıya dahil edilmem gerektiğini biliyordum; çünkü, bu toplantı, Muhammet’in tohumlarının toplandığı bir yerde yapılıyor. Herkes resmi çalıştırıcı değildir ve bugün burada yaptığınız bu çalışma resmidir.

 

Doğanın gücü, tebliğlerin kontrolünde ve hakikiyetinde kotlanmıştır. İki Yüce vardır. Biri maya olan diğeri kahramanlık yapan Işık… Maya BİR’in Kati Kot’udur. Bizim için çok önemlidir ve mayanın tuttuğu; bugün, burada anlaşılacak.

 

Eğer ben buradaysam, “Dünyanın Ruh Kotu” olan BİRLİK, burasıdır. Kimse kimsenin ışığını söndürmeyecek biliyorum. Ve bugün burada bulunmamın sebebi, 7. Toprağın Işığı’nı kotlamak içindir.

 

Ben Muhammet Mustafa, dünya sınırını aşarak tohumlarımı kotlamaya indim. Ana Kapı’yım ve yüreğimde hırs yoktur. Ben Muhammet Mustafa; şevkin, şavkın ve yoğunluğun gücüyüm. Analarım, ben Mustafa; Atlanta Ana Kotu olarak durgun, PÜR-AN olan, Kutsal olan ışıklarımı, kotlamaya indim. Evrenlerin Kürsüleri’nde var olan güç, Allah’ın Kürsüsü’ndeki Işık’tan üstündür. Ama ben Evrenlerin Yüceliği’nden indim.

 

İnsanlık iki akıl taşır. Biri insanın kendi yoğunluğundaki akıl, diğeri Bütün’deki akıl ve insan, her iki aklın bir edilmesinden sonra Bütün’e ulaşır. Eğer kendi yüreğinde akıl, hırsı kayıtlamışsa; o akıl, ışık kotlayamaz. Doğal dünyada bu hal çoktur. Kimse kimsenin yüceliğini dinlemez çünkü herkes, kendi yoğunluğundaki kaydı bilir. Başkasını bilmez.

 

Dünyada “7. Toplantı” denilen bu toplantı başlamıştır. Canlar, Canı olan Rahman, Kuran olup inmiştir. Onun adı Muhammet Mustafa. Onunlayız. İşte bu!...

 

Canlılar, işi başlangıçtan beri yaptığımızdan farklı şekilde yapmalıyız. Ne olacak bugün? Bugün NİSA SURESİ’ndeyiz. Nisa, Kuran’da yazıldığından çok daha özel bir çalışmaydı. Ama ne yazık ki okuyan, okuyamadığından bu kadarı kaldı.

 

Değerliler, ben size 2. Tohum’dan söz edeyim; Doğanın gücü olan 2. Tohum… NİSA, 2. Tohum’dur. O Dişil Kürsü’dür. Dişil Göz’dür. Ama Eril Göz’ün gücünü tohumlar. Eğer eril olmazsa, dişili kotlayacak hiçbir yürek yoktur. Diğerleri nedir? Diğerleri yoğunluğu kontrol altında tutmak içindir. İyi ki buradayım ve sizlere bu bilgiyi daha açık olarak verebiliyorum.

 

Doğanın gücünü tohumlayacak olan sizlersiniz. İyi ve kötüyü hak etmiş olan yine sizlersiniz. İkmal tamamlamaya geldim ben bugün buraya. Nedir ikmal? Bitkiyi bitki olarak, yolu yol olarak, Yok oluşu yok oluş, Hak oluşu Hak oluş olarak dilledik hep. Amentü Kotları’nda da böyleydi.

 

Ve bugün burada toprağın tohumunu yaşatacağı bu koyulukta, akıl taşıyan sizlerle olacağım ve sizin aklınızla, Birlik Aklımı dilleyeceğim. Böylece aklın kotlanması gerçekleşecek. Ki sizin göreviniz aklı kotlamaktır.

 

Bugüne kadar yapmış olduğunuz çalışmaların tohum olduğunu biliniz. Ama bundan sonra yapacağınız çalışmalar, akılla ilgili olacak. Bizler aklın yolunda olanlarız. Aklın kontrolü gerekir ama bu kontrol, sizinle yapılacak.

 

İşgali kaldırdığın zaman, bütün kötülükler aşılacak diye bekledik ve oldu. Bugün işgal yok. Dünyanın Ruhsal Işığı yanıyor. İyi ki buradayım ve benim adım Rahman’dır ve ben Muhammet Mustafa; Kutsal olan Mustafa! Ama sizinle çalışacağım için mutluyum. Kelam elden geldiğince ışıklı olmalıdır. Eğer Kelam ışıklıysa yürek kotlanır.

 

Türkiye’de bu çalışmanın yapılacağı bilinmekteydi. Ve bu çalışmanın İstanbul şehrinde yapılacağı da biliniyordu. Bunun içindir ki İstanbul şehrinin zaptı için o günlerde bilgi verilmişti. Ama İstanbul şehrini zapt etmemiz Sultanlığımızda olmadı. Muhammed Mustafa’nın gücü buna yetmezdi. Çünkü Muhammet ekmekti. Onun yenmesi gerekliydi ve o yendikten sonra kulluk olacaktı.

 

İşte korku başlamıştı. İstanbul alınmalı ve alan, Allah’ın Kuran’ı olmalı; Allah’ın Kuran’ı, kaynağını kotlayabilmeli ve yüreğini hak etmeliydi.

 

İstanbul’u kurtaracaklardı dünyada. Neden kurtaracaklardı?  Elden geldiğince yoğunluğu kontrol altında tutulabilen bir ışığın, mutlaka kürkünü alıp giymesi gerekliydi. O kürk bilgidir ve bu bilgi, İstanbul şehrinde kotlanacaktı. İşte bilgi burada ve biz bu bilgiyi Türkiye Çobanları’na bildirmiştik.

 

Dünya, ilimdir ve biz bu ilmi, Türkiye’de yaşadık. Değerliler, Dünya’yı, 7. Türkiye olarak düşünün. Dünya’nın bir Türkiye olduğunu tahayyül edin. Sadece Türkiye ama orada Dünya Kotları var ve sizler işte bu kotlamayı yapanlarsınız.

 

Düzeni kurmak zordur. Ama Düzen’i kuracağınıza da emindik. İkmali tamamlayacağınızı biliyorduk. Yedeğiniz yoktu. Tebliğleri okuyabilirdiniz. İkna oluş var mı yok mu? Bunu görmeliydik. Görevinizi Başkanlık Divanı olarak yapıp yapamayacağınızı görmeliydik. Ve dünyanın nefesini hak etmeliydi yüreğiniz ve dilemeliydi… Ve bunların hepsi hak edildi ve gerçekleştirildi.

 

Dünden beri sizinleyim. Bu önemliydi. Sizin yüreğinizdeyim, sizin kendi yüceliğinizdeyim ve sizi dinliyorum toprağın ışığı olarak. Ve yoğunluğu kontrol altında olan, Bütün’e hizmetçi olan, sessizliğin sesi olan Bilgiyle ve bugün sizlerleyim.

 

Yedeğiniz yoktur. Ruhsal Işık olarak doğdunuz ve kul oldunuz. Unutmayın ki doğanın gücü, yaşamların kontrolünü gerektiği gibi yapmalıdır.

 

Değerliler, Mustafa der ki, “Elden geleni yapın. Allah’ın dediği budur.”

 

Yürekteki yolcunun sesi yoktur. “Ondan sonra gelecek olanın sesi olacak.” denmiştir. O ses kitlede var, yücede var, yolda var ve kaynakta var. Ana Kapı O’dur. Ve onun içindir ki sevgiyle sizinle olabiliyorum.

 

Dünya, pusuda bekleyenlerden ibaret değildir. Dünya’da yürekler vardır ve yürekleri hak edenler vardır. İmparatorluklar vardır ve dünya umutlu bir yerdir. Ve bugün sizlerden, sizin yüreklerinizden umutlanmaktayız.

 

Kasaları doldurmak zordu, kasalar doldu. Yürekleri kotladık ve sizinle olduk. Şu andan itibaren Dünya’nın Resmi Çalışması’nı yapacağınıza eminim. Kasalarınız dolu.

 

Peki ne olacak? Bundan sonra ne olmalıdır? Akıp giden bir toprak var. Herkesten akmaktadır bu toprak. Hepiniz topraksınız ama bu toprak, akış halindedir ve bu toprağın yolu vardır. Bu yol, Ruhsal bir koyuluktan geçer ve geçiş buradandır. Ve akan toprak, doğumun gücüyle akmaktadır. Doğum buradadır. Yaşa ve yaşat! Artık yaşa ve yaşat! Yaşadığınca yarattığın seninle olmalıdır.

 

Emin olun ki Doğa’nın Gücü de buradan buraya akmaktadır. Sizinle ve size ama doğa’nın gücünün de üstü vardır. Orada Muhammet tohum olarak bulunmaktadır.

 

Muhammet’in Tohumu, Bütün’ün koyuluğunda kotlayıcıdır. O da buradadır. Herkes buradadır. Kati Kotlayıcılık buradadır ve burası, Uluların Tohumları’nı kontrol edebilen teknik bir çalışma alanıdır.

 

Emin olunuz ki, doğmuş olan ve tohum olan her bir çalışan, buraya girer ve buradan ışık seçip alır. Aldığı ışık, kendi yolunun gücüdür.

 

Atlanta Ana Kapıları’nı açmanızı istemiştik. Ve o kapılar açılmadan sizler kontrolü kurdunuz. Ana Kapılar sizinle Bilgi Kapları oldu. Artık doğa görevini hak etti; tohum görevini hak etti. Yürek tohum oldu; ışık yaktı; Göç Kapları’nı kotladı ve görev oldu. Bitki, hayvan ve hem insan hem de yüceliklerin ışığı buraya indi.

 

Analar, şimdiye kadar hiçbir çağda bu kadar güçlü bir ışık olmamıştı. Bugüne kadar hiçbir çağda olmadığı kadar güçlü bir ışık var bu Mecliste.

 

Bu Meclis’in ışığı, BİR’in Işığı’dır. Kırkın kırkında, herkesin ışığında Bilgelik varsa da Doğanın Kürsüsü olan burada ‘GÖZ’ vardır. Göz, yaşamın kürsüsüdür.

 

Kat-ı Mükemmeliye’den, dünyaya inen birçok Göz var. Nefes alıp, nefes veriyor her biri. Ama zamanı göreve almak sorumluluktur. Ve Sultanların Kürsüsü’nde kulluk yapanların gücünde bu sorumluluk, halkaların gerçek yüceliğiyle, Kati Koyuluk’la, geri dönüşü sağlayacak biçimde geçiş imkanı tanımaktadır.

 

Ekip olmak zordu. Burada güçlü bir ekip oluştu. Muktedir olmak zordu. Burada göz olduk, söz olduk, güçlendik ve ekmek yaptık. Allah için çalışmak zordu. Sultanların Sultanlığı’nda baş tacı olduk, Allah’a güç kattık. Allah biz, biz O’yuz.

 

İmparatorluğun gücü burada ve bu güç İsa, Muhammet ve tüm sayfaların birlikteliğidir. Etki alanın çok iyi, bu kesin. En önce İsa oldun, Sonra Muhammet oldun ve Bütün’e hizmetçi oldun. Şu anda mutlak kutsal olan Mustafa Kemal’sin ama hepsi buradaydı.

 

Tebliğleri okumanı çok istedik. Yaşayanların yaşamsallıklarında Kuran olmanı çok istedik. “IKRA” dedik. Atlanta Ana Kotlaması’nda “IKRA” kulluktur.

 

Otağ kurduk,   dünya’ya indik, doğduk, olduk, Uluların Tohumları’nı yaşattık. Şimdi sıra sizde… Emin olun ki sıra sizde ve siz Dünya’nın; Medine olduğunu, Mekke olduğunu, Kudüs olduğunu ve Sanal Boyutlar’ın hepsinde ışık yaktığını mutlaka bilenlersiniz.

 

Evrenlerin Kutsal Işığı yanmaktadır. Bin Can’ın dili, Allah’ın dilinden güçlü değilse de bin Can dilediğinde, Atlanta Ana Kotlaması başlar ve orada Allah’tır kotlanan ve toprağa inen. Sema, sizi dinlediği sürece sizinle olacak.

 

Yarınları kotlayan, toplayan, yaratan İsa’dır. İmparatorluğun Kürsüsü olan İsa, hala buradadır. Yaşamları kotladı, topladı, zarar ettirmedi.

 

Ve Musa, Mustafa’nın Kuran’ı oldu, ocak oldu ve BİR’de ilim yaptı. İtibarı yücedir.

 

Ve şu anda Muhammet, Medine oldu, Mektep oldu,  Amonlar’a tohum oldu, ışık yaktı, birleşti, bizimledir.

 

Şikayetim var mı? Yoktur. Oğulları oğullarımdır, yoğun olarak çalışır, bendedir. Şimdilik bu. Ve zararı önledik.

 

Sevgililer, Kutsal Metinlerin hiçbirisi Kuran-ı Kerim’den güçlü değildi ve bundan sonra da güçlü olamaz. Ama sizin verdiğiniz cemaat ışıması, tohumların kontrolünü sağlayacak teknolojiye sahiptir ve çok büyük bir güçtür. Ama bu güç ağır yüktür, bunu da bilin.

 

Eğer dünya, yarını hasatta ilimle dileyecekse, Bilgelik Güneşi’nin doğması gerektir.  O doğum, Allah’ın tohumuyla olmalıdır.

 

Ekmeğim Allah’a ait, yüreğim Hak; müsbet ve mutlak olan hep bitki, hayvan ve tüm sayfalara ışık olan Birliğimdir. İnsanlık adına bu çalışma bizimledir. Şimdilik bu.

 

Bugün size Nisa Suresi’ni okutmalıyım. Bu sure, Allah’ın Sultanlığında okunacak. Ama bu sureyi okurken ben okuyup, ben dilleyeceğim. Sonra Kelam İlmi’nde hepiniz birlikte dilleneceksiniz. Ama akışı birlikte yapmıyoruz. Akış bedenimden olacak ve aktıktan sonra herkes, kendi yüreğinde aklınca, hasatınca, ışığınca dinleşecek.

 

Önemli olan, benim bilgimin, kotlayıcı olarak Ses Katları’na inişidir. Bu bilgi indikten itibaren bedenim kotlayıcı olarak, Sistem Devreleri’ne görev taşıyacak ve daha sonra Büyük Kütle kotlayıcılığı dillenecek.

 

Onurluyum ki buradasınız. Onurluyum ki buradayım. Ve onurluyum ki BİR’im. Bilim, ilim, alim, hakiki Hakim ve Biz, İmparatorluk Güçleri buradayız. Bu göz, söz, ses bizimdir. Ve bundan sonra Biz, BİR olup çalışmalıyız.

 

Mustafa’nın Işığı buradadır. İlim hakimi olan Ali…, Ali buradadır. Amon olan, Levh-i Mahfuz’un Kuranı olan Mustafa Kemal buradadır ve tebliğleri okuyan, Kelam olan, İlahi Güç olan, insan soyunun ışığını yakan, “Ailemin Gözü” olan İsa buradadır. Ve bundan sonra da burada olacaklardır. Bunu bilerek görev taşıyorum. Şükür ki bu önemli bir göz, söz, ses ışımasıdır. İşgalimiz yoktur ve BİR’in İlmi’yle bu bilgi akışa geçecek.

 

Şimdi okumayı tekrar başlatıyorum ve okunan hiçbir satırı atlamamaya çalışıyorum. Atlamadan kotlamaya çalışıyorum. Muhammet, göz üreyen, söz üreyen, ışık üreyen Birlik olarak burada olacak. Onunla birleşeceğim bugün. Akış başlamalıdır.

 

Nisa Suresi 1. Ayet;

 

Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla, Ey insanlar; Sizi bir tek candan yaratan ve ondan eşini var eden ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Allah’ınıza karşı saygısızlıktan kaçının. Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık hak ve hukukunu çiğnemekten ve de bağlarını kırmaktan sakının. Şüphesiz Allah sizi görüp gözetmektedir.

 

Ey insanlar, sizi herkesin ışığı olarak yarattık. Toprağın tohumu olarak varlığınızı kotladık, sizi hasata hazırladık ve siz “Bir tek ışıksınız.” Bir tek ışıksınız ki BİR’in sessizliğinde seslenmekteyiz.

 

Her biriniz göz açtınız, BİRLİK haline geldiniz. Sizde olmak Bütün’de olmak demektir ki BİR’e hizmet; bitkiye, hayvana ve tüm sonsuzluklara hizmettir.

 

Dağlarım, bir tek Candınız, Canlı oldunuz. Cennet kurdunuz; çakıl taşlarını tohum eker gibi yüreklere ektiniz ve Birliğe, Hakikiyet’e ulaştınız. Size saygımız sonsuzdur.

 

Canlılar, tüm insanlığı kontrol altında tutmanızı bekledik. Hepiniz BİR’e hizmetçisiniz. Bu kesinlikle böyledir.

 

Her biriniz, bir diğerinizden dilekte bulunmayın. Allah’tan isteyin ki o size sizi dinletir. Sizi hak ettiğinizce dilletir.

 

Sizden ötesi yoktur; sizden gerisi yoktur. Çünkü siz Allah için görev taşıyorsunuz. Bu kesindir.

 

Eğer siz Allah için görev taşıyorsanız, her bir yol Allah’ın yoludur ve sizinledir. Bunu bilin. Kulluk budur Canlılar. İşte bu. İşte bu ki hak etmede, Hakk’ın koyuluğunda, Hakk’ın yoğunluğunda, bizden ayrılmayın. Şimdilik bu.

 

Nisa Suresi 2. Ayet;

 

Yetimlere mallarını verin. İyisinin yerine kötüsünü koyup da değiştirmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu çok büyük bir günahtır.

 

Allah dedi ki “Yediğin senin için cennetteki cevherde kusurlu bir kervan olur ve seni kusurlu olan bir ışığa kayıtlar ve sen o ışıkta yoldan ayrısın. Cemaatin sende, sen onda görevli değilsin ve kurusun. Orada sen çetin bir yolsun. Ve o çetin yol seni yıkan bir yoldur. Anaların gücüdür bu. Hepinizin hepinizde hakkı olduğu kesin ama hak yemek hasatta kuruluktur. Sultanlar, hak yemediğiniz için buradasınız.

 

Sessizce sizi ve sizin yüreğinizi dinledik ve hak yemeyenleri buraya kendi yüreklerinden aldık, olgun başaklar olarak ve olgun Yüceler olarak… Sizde olmak bizlere mutluluktur.

 

Nisa Suresi 3. Ayet;

 

Yetim kızlar hakkında adaletle iş yapamayacağınızdan korkarsanız, beğendiğiniz kadınlardan size helal olan iki, üç, dört kadın alın. Bunların arasında da adaleti gözetmeyeceğinizi anlarsanız, o vakit bir eş ile ya da bir sahip olduğunuz cariye ile yetinin. Bu size daha uygundur ve doğruluktan sapmamanızı sağlar.

 

Canlar, sizden dileğimiz şudur; Adil olun. Hiçbir Yüce adaletten ayrı değildir. Eğer sizler adilseniz, yarında hasatınız mutlaka olur.

 

Canlılar, onurluyum ki Dünya’da hırs yoktur. Onurluyum ki Dünya’da kuruluk yoktur. Onurluyum ki yalnızca ilim vardır ve sizler hasatı yapanlarsınız.

 

Allah’ın dört eş alıp onları kutsayın dediği dün, bugünden farklıydı. O gün Dünya, Kuran çiğniyordu. O gün Dünya, yolu kapatmıştı. O gün çok kuruluk vardı ve o günde kulluk yoktu, kontrol yoktu. Tebliğleri okuyan hiçbir yürek kayıt yapamamaktaydı.

 

Ve biz dedik ki “İnsanlık için kati kotlayıcılığı kontrol altında tutalım.” Ne yapalım? İlim yapalım. Nasıl yapalım!? Birleştirelim… Nasıl birleştiririz!? Tohumlarız. O tohumlar birleşirler ve kotlayıcı olurlar. Onların, bir diğerini kotlaması için Sanal Boyutlar’ın yolunu açmalıyım. Açabilmem, cennetteki kulluğu kotlamaktan öte, kontrolü kurabilmek içindir. Eğer kontrol kurulursa herkes, Mutlak Kutsal Işığa varabilirdi.

 

Eşlerin farkı olmalıydı. Her bir eş, diğerinden farklı bir yoğunlukta bulunmalıydı. Ve her biri göz açabilecek dürümde olmalıydı ki üreyebilsin. Onları üretmek sorumluluğumdaydı ve ben onları BİR’in sesinde, Sultanlığın Kelamı ile kotladım. Onlar ben, ben onlardım.

 

Kendimden öte kendimi var etmekti maksadım. Ve onlara, gerçek bir cevher olarak çağrı yaptım. Yaptığım buydu. Ama hata mı? Hata değildi. O gün için değildi. Peki! bugün eşlilik var ama çokluk yok. Öyle mi? Yoktur!, çok eşlilik yoktur… O halde olmalı mıdır? Yavrularım olmamalıdır. Bugün artık olmamalıdır.

 

Sultanlığın suali olmaz. Ama biliyorum ki bu sual vardı. Olmamalıdır!... Cemaatler, Teknolojik Kotlar’ını kontrol etmelidirler ve yaşam kaydı yapmalıdırlar. Yaşam kaydı, ışığın koyuluğunda olmalıdır. Ve bugün artık orada, o yaşam kaydında, teknik olarak eşler, BİR’dirler. Başkası yoktur. O Sultanlıkta ışık, gözdür, sözdür, sınırlıdır.

 

Sevgililer siz hepiniz mutlak olanlarsınız ve kollarınız her bir yüreğe açıktır. O halde Özge Söz’de ışık budur.

 

Nisa Suresi 4. Ayet;

 

Kadınlarınızın nikah parasını bir bağış olarak verin. Ama onlar gönül hoşluğuyla mehirlerinin bir kısmını verirlerse size, o zaman onu içinize sindire sindire harcayabilirsiniz.

 

Canlar, o dönemde insanlar, ekonomik olarak çok çok kötü durumdaydılar. Yaşamları sorumluluktan öte sorumluluktu. Herkes sadece kendinden sorumlu değildi; bir diğerinden de sorumluydu. İşte o dönemde, evlenme anında her kadına mehir ödenmesi şartı getirildi. Zira boşanma durumunda; bu mehir, onun kendi yolunu açacak bir ışıktı. Onu kotlayacak ve ona kendini hak ettirecek ve onun geleceğine katkı olacaktı. Olan buydu.

 

Bugün için mehir gerekli midir? Bugün artık her anada kendi mehri vardır. Her ana, kendi yoğunluğunda, kendi mehrinde, Allah’a güçtür. Ve Allah ona mehirdir. Bunu bilin. Ve Allah’ın mehir oluşu, yürekte bulunuşudur. Eğer yürekte mehir olmasaydı; herkes ona, ondan öte olan onun yüreğine ulaşıp ondan isterdi. Olan budur.

 

Nisa Suresi 5. Ayet;

 

Allah’ın size geçinmeniz için verdiği malları beyinsizlere vermeyin. Kendilerini bunların gelirleriyle besleyin, giydirin ve tatlı, güzel sözler söyleyin.

 

Canlar, her ne yaparsanız mutlaka akılla yapın. Eğer sizin kendi yüreğinizdekiler, kendi yoğunluklarını kotlayıp da kontrol edemezlerse, onları mutlaka siz kotlayın ve kontrol edin. Eğer verdiğiniz payları, kendi yüreklerinde kaybetmişlerse, onlara yeni pay değil, yeni hakikiyet verin ki Hak olsunlar, öğrensinler.

 

Sizler öğretici olun, Onların öğrenmeleri gerek. Çünkü ruhlarında hep kontrolsüzlük var. Ama siz de kontrolü kaybederseniz, yaşamda ışık olmaz canlılar. Budur olan.

 

 

Nisa Suresi 6. Ayet;

 

Yetimleri evlenme çağına kadar deneyin. Olgunlaştıklarını anlarsanız, mallarını kendilerine verin. “Büyüyecekler ve benden alacaklar” diyerek mallarını israf etmeyin. Zengin olan yetim malına dokunmasın. Yoksul olan da geleneğe uygun olarak ihtiyacına göre yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman tanık da bulundurun. Gerekli şekilde hesap sormak için Allah yeter.

 

Canlılar, her bir yetim, Allah’ın yoğunluğundadır ve onlar Bütün’ün Kuranı’dırlar. Onların hep dinleriz ve onları ölçeriz. Onlar olgunlaştıkları zaman haklarını almalıdırlar. Eğer olgun değillerse, hak ettiklerini; kotlayarak, kontrolle onlara verin ki onlar azmasınlar. Ama hak etmediklerini vermeyin. Hak etmedikleri onları küçültür. Bu çok önemlidir.

 

Bir de şunu izah etmek isterim:

 

Her bir ana ve her bir ata der ki, “Ben alayım, evladım yesin.” Alın, yediğiniz sizindir. Yemediğiniz ona miras olur. Ama aldığınızı, ona verdiğiniz sürece o kendini hak etmez.  Onun, kendini hak etmesi önemlidir.

 

Eğer ki siz ona “Kendin, kendi yüreğinde hakkını bil de Hak olup hakim olduğunu öğrendiğinde benden iste.” Derseniz, bu daha da önemlidir ve gereken budur. Çünkü onlar nereden geldiğini bilmediklerini harcarlar. Ve hep Tanrı’dan aldıklarını sanırlar. Ama aldıkları anadan, atadandır bunu anlamazlar. Ve bitirdikleri zaman gerisi kalmaz. Onun içindir ki her bir velinin, Bilgelik Yüceliği ile hak edileni bildirmesi ve hak edileni yedirmesi gerekir. Önemli olan budur. Bunu bilerek, var ettiğinizi, hak edin ve yaşayın.

 

Nisa Suresi 7. Ayet;

 

Anayla babanın ve yakınlarının bıraktıklarından erkeklere de pay vardır, kadınlara da. Mal az olsun veya çok olsun, herkesin hakkı vardır mirasta.

 

Anayla babanın ve yakınlarının bıraktıkları her neyse helaldir ama eşitlik düzeyinde… Eğer biri diğerinden ayrı düşünürse kendi yüreğini ve hak etmediğini isterse, haramdır istediği. Bunu bilin.

 

 

Nisa Suresi 8. Ayet;

 

Miras bölüşülürken, miras düşmeyen yakınlar, yetimler ve yoksullar da bulunursa onlara da verin o maldan. Güzel sözler söyleyin kendilerine.

 

Allah der ki, ihtiyaç dahilinde herkese ilimle verin. İhtiyaç dahilinde!...

 

Nisa Suresi 9. Ayet;

 

Arkalarında çocuk soy, sop bırakacağını düşünenler nasıl korkup üzülürlerse, yetimler içinde Allah’tan korksunlar, sözün doğrusunu söylesinler.

 

Canlılar, Allah her bir yolun umududur. Bunun içindir ki herkesin çocuğu, ağır taşıyıcı olan Allah’ın Soyu’na aittir ve onun içindir ki Allah, hepsini kotlar, toplar ve hasatlarını yapar. Bu kesindir. Ve Allah, kelamı hak, yolu ak olmayanlara da ışır. Her birinde, her bir Yüce’de vardır.

 

Unutmayın ki hiçbir Yüce, Allah’tan korkmadan, kendi yüreğine varamaz. Allah’tan korksunlar ve her zaman kendi yoğunluklarında, kendi yüreklerinde Kuran olsunlar. İşte olması gereken budur.

 

Nisa Suresi 10. Ayet;

 

Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak ateş yerler. O mallar karınlarında ateştir ve onlar ateşe atılacaklardır.

 

Canlar, yetim olan kontrolde olmalıdır. Herkes bilsin ki hala yetimler kendilerini kontrol edemeyenlerse ki hepiniz net olarak biliniz ki yetim olan hiçbir Yücem yoktur. Hepsi bedenimdedir, bendedir. Ama yetim olan varsa ki onlar bedene varamamışlarsa, onlar kotlanmak üzere burada olmalıdırlar. Burası onların koruyuculuğunu, kotlayıcılığını yapabilecek olan Cevheri Güçtür, Cevheri Görevdir.

 

Hepinize şunu da ifade etmek isterim ki her kim ki kendi hakiki olduğunu ve başkasının hakiki olmadığını sanırsa Ocakta yoktur. Sema, ışığını yakar ama herkese yakar. Bizim için de bu böyledir. Hala, hala meleklerin hakiki kotlamasında Mahrek olamamışlarsa, yollarında ışık sınırlıdır.

 

Canlılar, kimse kimsenin hakkını yememelidir. Hak yendiğinde yenen, mutlaka ışıktaki ateştir. Ve bu ateş, zaman gelir; Can’da, Canlar’da, ışıksız kotlayışlarla ocakları yok eder. Bu da kesindir.

 

Nisa Suresi 11. Ayet;

 

Allah evladınız hakkında size şunu öğütler; Erkeğin payı, iki kızın payı kadardır. Kızlar ikiden çoksa mirasın üçte ikisi onlarındır. Kız bir tane ise yarısı ona aittir.  Ölenin bir çocuğu varsa altıda biri ana, babanın, çocuğu yoksa anasıyla babası da varis olursa üçte biri ananın, eğer kardeşleri kalırsa bıraktığı maldan vasiyeti yerine getirildikten ve borcu ödendikten sonra kalanın altıda biri ananındır. Siz babanızdan ya da oğullarınızdan hangisi size daha yakındır, Bilemezsiniz. Bu Allah’ın tarzıdır. Şüphesiz Allah her şeyi bilir. Hüküm ve hikmet sahibidir.

 

Canlar, öldükten sonra miras haktır. Ama bu mirasın bölüşüm şekli artık Kanunlarınızla tayin edilmektedir. Doğal dünyada tohumları kotlarken bizler, öneriler sunarız ve bu öneriler özenle sunulur. O günkü koşullar, o günkü şartlara göre özenle sunulur.

 

Ama bugün gördüğünüz gibi her şey daha güçlü şekilde ve Kati Kotlayıcılıkla tabii olarak yine sizin kendi yüceliğinizle sessizce dillenir, dinlenir ve hak edilerek Kati Kayıt olarak, Kanunname olarak kayıtlanır. Olan yine doğadandır, olan yine yoldandır, olan yine Allah’tandır. Bilmenizi isteriz ki, Kanun konduğunda, o Kanun hasat yapabiliyorsa Allah içindir. Ama hasat yoksa ışık yoktur.

 

Sultan diyor ki, mutlaka yanlış Kanunlar da vardır. Muktedir olarak şunu ifade edelim ki yanlış, Allah’tan değildir, kuldandır. Ama kuldan gelen yanlış; ışıkta, Bütün Kütle’de kotlayıcı değildir. Ve o sorumlulukla değil, sonsuzlukta sorumsuzlukla kotlanmıştır.

 

O zaman o Kanunname, asla Doğal Dünya’da, Kelam İlmi’ni, Hakk’ın Işığı’nda dinletmez. Ve her zaman o hak, kelam olarak mevcut olduğunda kendi yüceliğinde Düzene iner ve doğala tohum olur. Daha sonra o yasa, daha güçlü olarak düzenlenir.

 

Geçiş sayfaları vardır bunu biliniz. Birçoklarınız yargıdaki çalışmalardan söz etti bugün burada. Yargıdaki çalışmalar, mutlaka tabii kotlamadan farklı olarak da yapılmaktadır. Dahası birçokları mutlaka Sanal Sayfalarda yaşayacaklardır. Ama biliniz ki, en doğrusu Hakk’ın Tohumları’nda kotlayıcı olan yasadır.

 

Şikayetimiz var mı? Yoktur. Mutlaka olan geçiş içindir. Geçiş Sayfalarında her şey yaşanır Canlılar. Kötü, yaşanılır, savaşılır… Türkiye Çalışması özellikle bu dönemde bu şekilde oluyor. Ve daha sonra Gerçek Görev Dünya’ya iner. İşte o zaman, Bütün’e hizmet, BİR’e hizmet olur. Canlarım, Din-i Hak, yolu ak olanlarım, hepinize saygılar sunuyorum. İş budur Canlarım…

 

Nisa Suresi 12. Ayet;

 

Ölen karılarınızın çocukları yoksa kalan malın yarısı sizindir. Çocukları varsa vasiyeti yerine getirilip borcu ödendikten sonra dörtte biri sizin olur. Çocuğunuz yoksa sizden kalan dörtte birin kadınlarınızın, çocuğunuz varsa kalan malın kalan malın vasiyet ettiğiniz şey yerine getirilip borcunuz ödendikten sonra, kalanın sekizde biri eşlerinizindir. Miras çocuğu ve babası olmayan erkeğe ya da kadına ait ise ve onun da erkek ve kız kardeşi varsa her birinin hakkı altıda birdir. Bunlar birden fazlaysa, vasiyet yerine getirilip borçlar ödendikten sonra kalan malın üçte birine ortak olurlar. Kimsenin zarar görmemesi gerekir. Bu Allah tarafından size bir buyruktur. Allah her şeyi bilir, ceza vermekte acele etmez.

 

 

Canlılar, mirasa ilişkin açıklamalarımız az önce yapmıştık. Bugün artık Kanunnameler var ve bu Kanunnameler Allah’ın kotlayıcılığıyla kayıtlanmıştır. Doğal dünyada sessiz olarak kayda giren her bir bilgi, mutlaka Allah’ın takdimiyle girmiştir.

 

O nedenle Yaşam Kapları’nainmiş olan, özellikle vasiyetname varsa, bu vasiyetin öncelikli olarak değerlendirilmesi neticesinde kalan, Kanunname’lerle kayıtlı olduğu şekilde bölüştürülmelidir. Herkes net bilsin ki, Kanunname Allah’tan dolayıdır, Allah’ın rızasıyladır. Bu kesindir…

 

Nisa Suresi 13. Ayet;

 

Bunlar Allah’ın yasalarıdır. Allah’a ve peygamberine uyanlar, kıyılarından ırmaklar akan cennet girerler. Onlar orada sonsuz kalırlar ve bu büyük bir mutluluk ve kurtuluştur.

 

Canlar, Allah’ın Yasaları aklın yasalarıdır. Allah, Teknik Kotlama yapar ve herkes akıl taşıdıkça Mutlak Kutsal Işığa varır. Orada mutluluk vardır. O ışık, Cevheri Cennet olan bir Göz’dür ve oraya giren BİR’e girer. BİR’e giren, Büyük Kütle’yi kotlar ve Yüceliğe girer. Yücelik, mutluluktur Canlılar.

 

Nisa Suresi 14. Ayet;

 

Allah’a ve elçisine isyan edip, sınırları aşıp da konulan Yasa’ları çiğneyenlerin yeri cehennemdir. Onlara horlayıcı üzücü azap vardır.

 

Allah ve elçisi ağır yüktür Canlılar. Onu taşıyan BİR’i taşır. BİR, tüm sayfalarıyla kotlayıcıdır. Biliniz ki Allah’a değer veren, Hakk’ın Tohumu’na değer verir. Çünkü Allah Hakk’ın Kaydıdır.

 

Eğer oraya vardıysanız, ağır yük taşıyan mutlaka hafifleyecektir. Çünkü Cemaat, cenneti, cevheri dillediği an Kuran’ı da dilleyecektir. Ve Kuran, Bütün’ün Kutsal Kürsüsü’dür.

 

Nisa Suresi 15. Ayet;

 

Kadınlarınızdan zina edenlere karşı dört tanık getirin. Onlar tanıklık ederlerse kadınlarınızı ölünceye kadar, ya da Allah onlara bir yol gösterinceye kadar evlerden dışarı çıkarmayın.

 

Canlılar Allah der ki “OL!”, olur. Allah der ki “AL!”, alır. Allah der ki “Olgun hasat yap!” yapar. Bu mahrekteki kot, Allah içindir Canlarım. Eğer size Allah derse ki “Kadın yoktur” siz deyin ki “Hak’tır” Ben derim ki, “Hakikidir”.

 

Değerliler, mutlaka sessizce dinleyin beni. Allah, “zina yapan kadın ve erkek” demişti, buraya “kadın” geçti sadece. Bunu bilin. Allah “zina yapan kadın ve erkek” demişti. Ne var ki “kadın”  alındı  “erkek” bırakıldı. Kadın ve erkek zina yargılamasında eşittir Canlar. Bu kesindir. O gün de, bu gün de… Eğer biz size “Kadınlardan zina edenlere karşı dört tanık getirin.” demişsek, “Erkeklerden zina edenlere karşı da iki tanık getirin.” Demişizdir. Çünkü kadının şahadeti, erkeğin şahadetinin yarı değerindeydi o gün için. Bugün farklı!... Ama buraya erkek değil kadın alınmış, erkek, kalp (sahte)  olduğu için bırakılmış. Çağrı şu ki, bunu düzeltin. Hepiniz sessizce bilin, bunu düzeltmek, güzel iştir. Canlılar.

 

Nisa Suresi 16. Ayet;

 

İçinizden zina eden iki kişiye eziyet edin. Tövbe edip durumu düzeltirlerse ceza vermeyin. Allah tövbeleri kabul eder. Allah bağışlayıcıdır.

 

Çalışmalarınızın bu safhasında sizler de fark ettiniz, “zina eden iki kişi” demişiz. O halde “Kadın ve erkek.” Ulular, yanılgılar çoktur Kuran’da. Bu da bir yanılgıdır. Bunu bilmenizi istedim. Herkes eşittir. Ama miras hakkı farklı o gün için. Şahadet farklı o gün için ama hasatta ışık sınırlanmaz Canlar.

 

Hepiniz hepimizsiniz ve Süper İnsanlık süreçlerinde de bu böyledir. Allah, ses verir, saz çaldırır. Sazı çalan insandır. Allah, ses verdiği zaman, o sazdan ne dillenir!? Dillenen ayrı ayrıdır ki biliyoruz, biz burada saz çaldırırız. Sazda ışık yanar. Yanan ışık Bütün’ün ışığıdır. İşte olan budur. Ve sazı, saz olarak değil, şarkı olarak dilleyen de var. Sevgiyle, sessizce, Hakiki Kot olarak dilleyen de var. Biliyoruz, her bir dilleyen de ve hak edip diri olarak hasatla dinleyen de değerlidir. Bu da kesindir.

 

 

Nisa Suresi 17. Ayet;

 

Şüphesiz Allah Katı’nda tövbe, bilmeden kötülük yapıp da derhal pişmanlık duyanların tövbesidir. Onlar Allah tarafından tövbeleri kabul olunanlardır. Allah bilendir. Hüküm ve hikmet sahibidir.

 

Çalışmalarınızın çok önemli bir sayfasıdır bu sayfa. Her biriniz hata yapmış olabilir misiniz? Ya da yapmamış olabilir misiniz? Canlılar, hata hep olur ama hatayı affetmek bizim ilmimizde yoktur. Bu kesindir. Niye yoktur? Çünkü Ruhsal Meclis Gücü artık sizindir ve Ruhsal Meclis “Göz”dür. Gördüğünü bilir; diri olur ve tekniktir. O halde “Af” bitmiştir. Bundan sonra yapılacak herbir çalışma afla değil hasatla olacaktır. Hasat Altın Teknik’ledir, ağır yüktür. Şimdilik size vereceğim budur. Doğal Dünya’da hala hata varsa umut yoktur. Bunu bilin. Ama biliyoruz ki hastalık yoksa, Allah’ın dediği mutlaka görevinizdir ve bilinir. İşte bu…

 

Nisa Suresi 18. Ayet;

 

Kötülük edip dururken, ölüm kapıyı çaldığı zaman “Ben şimdi tövbe ettim.” diyen ve kafir olarak ölenlerin tövbeleri kabul değildir. Onlar için çok üzüntü verici azap hazırlanmıştır.

 

Canlar, ölüm Allah’ın dediğidir. Ama ölüş Altın Teknik’leyse eğer orada, hasat çok özeldir. Sevgililer, beden terki ölmüşlük müdür? Hayır, beden terki ölmüşlük değildir. Elden geldiğince dinleyin ve anlayın.

 

“Ölmüş” olacağınız zaman da vardır ki bu ölmeden ölüştür. Bu zaman, geçmişte kalmadı; Gelecekte de değildir. An’dadır. “Ölmüş olacağınız zaman”, Birlik İlmi’ni hasatta, Tabii Kot olarak, Hakikiyet’e kayıtlayacağınız zamandır. Orada Birlik İlmi, Hakikiyet’e kayıtlandığı an, BİRLİK KOTLAMASI başlayacak. O Birlik Kotlaması, doğumu, ölümü olmayan sizlerin, Yücelerin Cemaati’ne inişiniz anlamına gelir. Yücelerin Cemaati’ne inmek için halkaları genişletmeniz, geçişi sağlayacaktır. Her biriniz halkalarınızı bu nedenle genişletmektesiniz. Herkes bilgiyi, kendi yoğunluğuna kotlaya kotlaya genişler. Eğer siz, bildiğinizi sayfa sayfa okursanız, o sizin Geçiş Sayfaları’na varmanızı sağlayacaktır. Genleşmenize neden olacaktır.

 

Doğa’nın Kürsüleri’nde bunu bilen yoktur. Okumak sorumluluktur. Okuduğunuz, Sultanlığınızı kotlayacağınız zamanda, sizi ışığa katacaktır. Diri olarak dünyada olanların hepsinin, geçiş yapmak üzere buraya geldiklerini bilebilirim amma onların dahi ışıklarında yıllarca sürecek olan bir Yol Kaplaması yapılmalıydı. Yani onlar dahi, kendi yolları için, kendi yoğunluklarını kotlayarak Kati Kayıt yapmalıydılar.

 

Unutmayın ki bu Kati Kaydı herkes yapmalıdır. Öz Söz’dür ki  geçiş bu şekilde olur. Sizler, “Ben bildim, oldum!” diyemezsiniz. Bilmiş olmanız yetmez. Olduğunuz zaman, halkalarınız çok enerjik olmalıydı. Çok Göç Kotlaması yapacak dürümde olmalıydı ve geri dönüşü sağlayabilmeliydi.

 

Bunu Ana Kap’lara bildirdik. Gerçekten bilmek görevdir. Bunun için görevdir. Sizler hepiniz, halkalarınızı çok enerjik olarak genişletebilirsiniz ama bu yine de geçişinizi sağlayamayabilir.  Kuran’da der ki “Onurla çalışın, kulluk yapın, yaşayın.” Yaşadığınız an, sizin işinizi kolaylaştırır, yaşayamadığınız an işinizi zorlaştırır.

 

Yaşam nedir?  İtibar, Ruhsal Işıma, Yücelere varış… Ama siz yaşarsınız ama yaşayamazsınız. Nasıl bir şeydir bu?  Ruhsal Kotlama yapamamaktır. Sizden dileğimiz, “OLMAK!” “OLDURMAK!” için çalışın. Kotlama yapın, toprağa inin, sayfalayın yürekleri, Kati Kotlar’la dilleyin.

 

İyi ki hak ettiniz de bu bilgiyi sizlere bildirdik. Bunlar olduğu zaman, geri dönüşünüz mutlaka sorumlulukla, geçişsel olarak ve hakikiyetle olacaktır. Sizler kurtarıcısınız ve kurtulmalısınız. Kesin olan budur… Bundan sonra da bu böyledir.

 

Canlar, bir de tövbeden söz ediyor burada. Tövbe Allah’a tövbedir. Ama tövbe etmek yetmiyor. Mutlaka halkın kendi kotlamasında, Kuran olmanız da şarttır. Uluların toprağa geçişi bu şekildedir. İşte bu…

 

Nisa Suresi 19. Ayet;

 

Ey inananlar, kadınlara zorla mirasçı olmaya da kalkmayın, helal değildir. Apaçık kötülükte bulunmadıkça onlara verdiklerinizi geri almak için sıkıştırmayın. İyi ve güzel geçinin onlarla. Eğer onlarda hoşlanmadığınız hal ve hareketler görürseniz, gene de sabredin. Allah hoşlanmadığınız bir şeyi sizin için hayırlı kılmış olabilir.

 

Canlar, kadınlara “Mirasçı olmayın.” dedim. Bu, şu anlama gelir; “Zorla” dedim. Zorla mirasçı olmayın. Kadın der ki “Ben ölmeden öldüm, siz benim mirasımı paylaşın.” Ama bu mirasta erkeğin hakkı var mı? O gün için yoktu ama bugün var. Kadın öldüğünde, erkek ondan miras alamazdı. Bunun nedenini bilen var mı? Yok!... Neden yok? Erkeklerin hazırladığı bir kıbledir bu… Bilin! İşte bu.

 

Canlar, kadın öldü, miras tek bir çocuğu var, kime kalır? Çocuğuna kalır. Ama bugün biliyoruz ki, kadın erkek, erkek kadın olmuş her biri çalışmakta. O halde tam bir eşitliğe ulaşılmış. Burada fark, Bilgi’nin Hak olup olmadığıdır. İnsan hakkını bilmelidir Canlar. Sayfa sayfa okuyoruz bu bilgileri. Hepiniz, hepimizsiniz.

 

Canlar, kadına verilenin miras olarak geri alınmasından söz ediyor burada. Kadın Allah için Kot’tur. Ona verdiğiniz onundur. Bu da kesindir. Bunu da anlattık size. Kadınla iyi ve güzel geçinin diyoruz. Mutlaka iyilikle, her şey iyilikle olmalıdır. Ve eğer kadın hoşlanılmayan bir şey yapmışsa, sabır!... Allah der ki “ Sabır, Allah’ın tohumudur.”  Eğer sabrederseniz, yaşamda göreviniz çok daha üstündür. Ve biliyoruz ki herkes herkesi tanımaz. Tanısa kontrollü olur. Bu da kesindir.

 
Nisa Suresi 20. Ayet;

 

Eşinizi bırakıp yerine bir başkasını almak isterseniz, yığınla altın vermiş olsanız da ondan bir şey almayın. Onu suçlayarak ve apaçık günaha girerek verdiğinizi geri alabilir misiniz?

 

Canlar, o dönemde erkek kadını boşayabilirdi ve kadın erkeği boşayamazdı. Bu kesin. Erkeğin “Boş ol!” demesi yeterdi. Ama kadın “Boş ol!” diyemezdi. Nakar’ın Gücüydü bu Canlar. Sıla sınırları kaldırdı ve gördü ki hasat yokmuş orada.

 

Canlar, her nesil Allah’ın sesini duymuyor. Olan budur. Ama bir ses duyulduğu zaman orada Huzur, yol olur. Çobanlar Huzur’a varır, ışığı yakarlar.

 

İşte Mustafa Kemal Atatürk… Değerliler, dün biz nesillerimizin yüceliğinde dillendik, Medeni Kanun’la ilgili olarak ve Dünya dışına Dünya’yı tanıttık.

 

Orada Sevgili’ydi kotlayan. Sultan dedi ki “İnsan, insan olsun da bilsin, Allah’ın dediği, aklın dediğidir.” Ve tohumları yaşattık biz o görevle. Ve değerliler, işte bu konuydu dün konuşulan ve bugün burada da bu konuşuluyor. (Sözü edilen Medeni Kanunun Kabulü ile ilgili olarak 17.02.2011 günü düzenlenen bir toplantıda yapılan konuşmaydı.)

 

Ve biz orada o yoğunlukta her sesi duyduk. Duyduğumuz teknikti, tertipti, yüceydi, yüreğin sesiydi. Olan buydu. Ve biz hala oradayız biliyor musunuz!?

 

Orada Can olan, orada cemaat olan, cevheri yol olan Işıklarımız vardı. Mutlak Sultanlarımızdı onlar. Alevdiler her biri. Genetik aileleri oradaydı ve Ali idiler. Altın Teknikle Ali’nin sessizliğinde oradan Dünya’ya seslendik biz. Ve konu mirastı, konu velayetti, konu tüm sayfalarda Medine, Mekke’deki medeniyetti. Her şey, her şey vardı orada. Musa’da, İsa’da, Muhammet’te ortak yol Allah’ın yoluydu. Yaptığımız çok çok değerli bir çalışmaydı. Her şeyi konuştuk ama asıl kadını konuştuk orada dün ve kadının seçimini, kadının hakikiyetini, kadının yüreğini konuştuk orada. Ve bugün burada aynı konuyu tohumluyoruz. Olmaz mı? Olur Canlar olur!...

 

Nisa Suresi 21. Ayet;

 

Nasıl alırsınız ki, birbirinizle kaynaşmıştınız ve kadın tarafı sizden kesin ve sağlam söz bile almıştı.

 

Ve Canlar, aldığı kırk kapıda kotlarını kırar. Bunu bilin. Babalarınızın nikahladığı kadınları almayın. Bu geçmişte kalan bir gelenektir. Geçip gidip yok olmuştur. Şüphesiz bu da kötü bir şeydi, çok iğrenç bir gelenekti. Canlar, babanın evlendiği kadın anadır. Anayı almak Kuran’da yazmaz. Bu kesindir.

 

Nisa Suresi 23. Ayet;

 

Size haram kılınmıştır; analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren sütanneleriniz, sütkardeşleriniz, eşlerinizin anneleri, zifafa girdiğiniz eşlerinizin sizinle birlikte kalan kızları, (ancak eşinizle zifafa girmedinizse kızını almanızda bir sakınca yoktur.) öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi birlikte almak haram edilmiştir. Çünkü bu gelenek de geçmiştir artık. Şüphesiz Allah acır ve bağışlar, suçları da örter.

 

Canlar, Allah der ki “Yarın bu günde gizlidir.” Eğer bugün siz bunları yaparsanız, yarın sizin yaptıklarınız, size diri olarak girer ve hatanız bağışlayışınızdan da öte bağışlanmayışınızdır. Bunu kesin olarak bilmenizi isteriz.

 

Siber Boyutlar Sultanlıklarında ışık yıktılar bu nedenle ve sizler Ana Kaplar’sınız ve asla hatalı olmamalısınız. Kesin olan budur.

 

Nisa Suresi 24. Ayet;

 

Kocalı kadınla da evlenmek haramdır. Ancak savaş esiri cariye ile evlenmek bu hükmün dışındadır. Allah’ın size emri budur. Bunlardan başkaları helal kılınmıştır. Size onları mallarınızdan harcayarak alıp evlenmek ve zina yapmamak şarttır. Evlenerek zifafa girdiğiniz kadına kararlaştırılan mehiri tamamen verin. Gönül hoşluğuyla anlaştığınız, önceden kararlaştırılan mehirden daha azını veya daha çoğunu vermekte günah yoktur. Şüphesiz Allah her şeyi bilir. Hüküm ve hikmet sahibidir.

 

Canlar, bilmektesiniz ki erkek kadına zayıf olabilir. Ama asla evli olmayanların birlikte olmamaları gerekir. Dünya farklılaşıyor ama Dünya’da yaşayan herkesin de kendini hak ettiği bir sayfa vardır.

 

Canlar, eğer nikahsız bir araya gelinmişse bu birliktelik muktediriyetle ve hakikiyetle ise ve evlilik sayfası içinse buna izin vardır. Ama her biri “Ben sonra ayrılır giderim.” diyerek, bu niyetle birlikteyse hırs yaşanabilir.

 

Bunun içindir ki, sizlerden dileğimiz, mutlaka birleştiğiniz Işığı evlilik için dilleyin. O siz, siz o olun. Ama evlenme amacının dışındaki birliktelik, erkek için ve kadın için zarardır. Sessizce beni dinleyin. Herkes net bilsin ki yarın bunun çıkışı olmaz. İş budur.

 

Nisa Suresi 25. Ayet;

 

İçinizden inanmış ve hür kadınlardan almaya gücü yetmeyenler, inanmışların cariyeleri olan inanmış genç kızlardan alabilirler. Hepiniz birbirinizdensiniz, eşitsiniz. Zinadan kaçınan, gizlice dost tutmayan namuslu cariyelerle sahiplerinin izniyle evlenin. Ücretlerini de geleneğe uygun olarak ödeyin. Gönlünüzce evlendikten sonra onlar fuhuşa kalkışırlarsa cezaları hür kadınların cezalarının yarısıdır. Bu içinizde günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

 

Canlar, Allah dedi ki; “Olan olur ama mutlaka Işıkla olur.” Sevgililer, sessizce beni dinleyin. Mutlaka Dünya yıldızların ışığını çeker ve ortak kotlamalar yapılır oralarda. Herkes kendini oraya kotlamak için Kati Kayıt yapar. Daha sonra güçlenir, söz, ses olur, sayfalanır, ışık yakar. Bugün söz, ses olduk, sayfalandık, ışık yakmaktayız.

 

Bilgeler Meclis’inde Bütün’e hizmet budur. Sizden daha üstün siz yoktur. Her şey sizsiniz bunu net biliniz ve deyiniz ki “Hakk’ın Işığı benimdir ve ben Hasat’ım. Dünya Toprağı benimdir ve ben Tohum’um. Işık benim ve benden ötesi yoktur.”

 

Her ne derseniz o sizin kendi deyişiniz, sizin yüreğinizdekidir. Ve ben diyorum ki “Allah herkesin kendi Yüreğidir ve yüreğinde hak ettiğidir.”

 

Burada verdiklerim vardı. Bunların hepsi hasattaydı, tendeydi, tohumdaydı ama benimdi. Bunun içindir ki verim aldım burada. Olan budur.

 

Nisa Suresi 26. Ayet;

 

Size Allah her şeyi açıklamak ve sizi, sizden öncekilerin yoluna iletmek ve tövbelerinizi kabul etmek ister. Allah her şeyi bilir. Allah hüküm, hikmet sahibidir.

 

Allah der ki “İşte mutluluk budur!” Allah hep BİR’dir, BİR’in sessizliğinde ses olarak çalışır. Amin.

 

 

 

Nisa Suresi 27. Ayet;

 

Ve Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister. Şehvetlerine uyanlar ise doğru yoldan sapmanızı ister.

 

Zarar, “Sol” der ama “Ol!”der. Olan bilir ki hakikidir. İşte bu…

 

Nisa Suresi 28. Ayet;

 

Allah sizlerin yükünü hafifletmek ister ve insan zaten zayıf olarak yaratılmıştır.

 

Ve Allah herkesin yüceliğinde hasatını yapar. Toprağa çeker, tohumlar ve kutsar. Olan budur. Ve Ana Kapı’dır Allah. İşte bu…

 

Nisa Suresi 29. Ayet;

 

Ey inananlar! Aranızda anlaşın. Mallarınızı haksız yere ve boşu boşuna yemeyin. Alış verişinizi karşılıklı uyuşarak yapın. Birbirinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah bağışlayıcıdır.

 

Ve Allah toprağın tohumunu bilir. Allah Kutsal Işığı diller ve Allah bizimledir. Amin…

 

Nisa Suresi 30. Ayet;

 

Kim haddini aşarak haksızlığa sapar da bu işleri de yaparsa onu ateşe sokarız. Bu da Allah için kolaydır.

 

Hak aşmak, Allah’tan değil kuldandır. Kendi yoğunluğundandır. Eğer biri “Ben Allah’tan aştım.” Derse, hala yanlış yapar. Allah der ki “İsa da, Musa da, Mustafa da Allah’a kendi yoğunluklarıyla girdiler. Ve Onu kendi yücelikleriyle dillediler. Ama biz Allah’ın dediğini, aklın tekniğiyle diyoruz. O halde Allah bizde ağır yüktür. Biz O. O, BİZ’iz. İşte bu…

 

Nisa Suresi 31. Ayet;

 

Yasak edilenlerden kaçınırsanız, suçlarınızı örteriz ve sizi şerefli yere ulaştırırız.

 

Allah dedi ki; “Yasak” yorulmadan bilin ki “Işıktaki hasatın yasağıdır.” Sizde yasak, yolun ışığındaki yasaktır. Biz diyoruz ki “Yasak, sessizce sizdir.” Siz yasa olarak yasak koydunuzsam, olan budur. İşte bu…

 

Nisa Suresi 32. Ayet;

 

Allah’ın bazılarınızı bir diğerinize üstün kılmasını kıskançlıkla karşılamayın. Erkeklerin kendi kazançlarından payları, kadınların da kendi kazançlarından payları vardır. Allah’tan bol nimet isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi bilir.

 

Allah der ki “İşte mutluluk budur!” Herkesin kendi yüreğinde var ettiğini hak edip de dillemesi, Sanal Boyut’lara kürsü yapması için şarttır.

 

Eğer sizler her biriniz kendi yüceliklerinizi, kendi yoğunluklarınızda hastalıklı olarak değil de güçlü olarak dillerseniz, Bütün’e hizmet budur, birleşmek budur, Kuran budur. Toprak tohum istedi, tohum işte budur.

 

Şimdi mutluyuz ki sizinleyiz.

  

Deşifre Eden : Erengül KOÇ

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

KURAN ÇALIŞMASI   (17.12.2010)                                 

 

Ali İmran Suresi  172 - 186 Ayetler 

Ali İmran Suresi 172. Ayet;

 

Savaşta yaralandıktan sonra bile Allah’a ve peygamberin çağrısına koşanlara, iyilik edenlere çok sevinçli mükafatlar vardır.

 

RA-HA, Kutsal Işığını yak! Ve bizimle ol! Canlar, dünyada 2.000 tane Kutsal Kot var ve bunların hiç birisi kendi yüreğini kontrolsüz bırakmadı. Şevkle çalıştık ve buradayız. Şikayetimiz hiç yoktur. Aileni ve seni kutluyoruz, çok mutlu ve çok huzurlu bir çalışma diliyoruz sana.

 

Canlar, hepimiz hepinize görevliyiz, bunu kesin olarak anlamanızı bekleriz. Toprak ağır yüktür ve bu yükü taşımak Bütün’e hizmettir. İşgal yoktur bu Meclis’te. Hiçbir Yüce, Kati Kotlama’da kendi yoğunluğunun dışında değildir. Doğumu ölümü olmayan sizler, bugün buradasınız ve burada bulunmanız, bizler için büyük bir huzurdur.

 

“Şer yaratan şer yaşamayacak.” dediğin andan itibaren seninle Büyük Kütle’yi kotlamaya karar vermiştik. Ve bugün burada hepiniz Birleşik Aile olarak muktedir ve “Hakkın Işığı” gibi görevlisiniz. İnsan Sultan’dır ve kendini hak etmelidir. Dondurulan “Görev Teknolojik Kapları” da vardır ama hiç birisi yerin göğün ışığını yakamamıştı. Bugün yer gök ışımaktadır.

 

Toprak, kendi yüreğinizde ve yok edici olan ve hak edici olanların hepsi Birliğinizdedir. Yok edici olanlar, Kutsal Işık’ta kendi yoğunluklarını kontrol ederek; Büyük Kütle’de bitki, hayvan ve tüm sayfalara aileleri ile birlikte kayıtlanmışlardır. Ve onlar bitkide bitki, hayvanda hayvan ve insanda insan olarak Büyük Kütle’nin kontrolüne girmişlerdir. O halde, artık onların yok edicilikleri bitmiştir.

 

Hasat tamdır… Bugün burada hepinize bunu net olarak bildirmek isterim. Tanrı’nın Ruhsal Işığı yanmaktadır. Ve bu Işık, Birleşik Aile’nin gözüdür. Bu göz, Ruhsal Meclis’in yüceliğinde mevcut olan bir kayıttır. Ayrı gayrı bitmiştir canlar. İşte bu!...

 

Ve şimdi yeniden 172. ayeti tekrarlıyoruz.

 

Savaşta yaralandıktan sonra bile Allah’a ve peygamberin çağrısına koşanlara, iyilik edenlere çok sevinçli mükafatlar vardır.

 

Savaş, Ruhsal Meclis’in Kutsal Işığı’dır. Savaş, o görevle yapılır. Orada bulunabilmek Bütün’e hizmet ilmiyledir. Eğer hepiniz oraya varmış olursanız; Allah’a ve peygamberine görev taşırsınız. Bizim için zaman sayfalarında bu bilgi yoktur. Allah ve peygamber bize güçlü ve hakikiyetli olarak gelirler. Ve biz Ocak olarak onlara görev taşırız ve onlar biz olup bize görev taşırlar. Olan budur Canlar.

 

Ali İmran Suresi, 173. Ayet;

 

Onlara, düşmanlarınız size karşı büyük bir ordu topladılar, “Korkun ondan!” dediler. Bu söz onların inancını arttırdı, “Allah’ın yardımı bize yeter.” dediler. “Allah vekildir.” dediler.

 

Canlar, ordu Büyük Kütle’nin kotlarında mevcutsa; bitkide, hayvanda ve tüm sonsuz sayfalarda mevcuttur. Bütün’e hizmetle çalışanların korkmalarına gerek yoktur. Türkiye Çobanları, Bütün’e hizmet için bu gün burada toplandılarsa; Kati Kotlama içindir. Yedeğimiz yoktur, bu kesindir. Hepinize, hepimizden bildirilir ki kontrol buradadır, bu Meclis’tedir. Ve bu Meclis korkmadan çalışan, ışığın yoğunluğunu arttıran ve Bütün’e hizmetçi olanlardır. Burada bulunanların hepsi, yücelerin cümlesinde ışık olarak çalışırlar. İşte olan budur. Dağlarım, Allah bize yeter ama biz Allah’ın Tekniği’nde hasatı yapanlarız. İşte bu.

 

Ve Canlar, “Allah vekildir.” dediler. Allah, herkese kendi yüreğinde vekalet eder. Canlılar, Allah Tabii Kap’tır ve vekildir ama herkese vekildir. Ve Canlar, torba torba taşıdık yolcuları size. Bu yolcular, BİR’e hak edip geri dönecekler ve bu torbalardaki bilgeler bizim yüreğimizdedirler.

 

Çok mutluyuz ki burası, bugün, Büyük Kütle’yi kotlayacak dürümde, herkesi Birleşik Aile olarak doğuma hazırladı. İşte bu… Çatışmadan, hepinizi saygı ile sevgi ile kucaklıyoruz.

 

Ali İmran Suresi, 174. Ayet;

 

Bu yüzden kendilerine bir kötülük dokunmadan geri döndüler. Allah’ın takdirine uydular. Allah büyüktür ve bol nimet sahibidir.

 

Rahman’a görevli olan kontrollüdür. O korkmaz, Ocak yakar ve diller, dillediğinde, Hakk’ın Işığı’dır. O biz, biz O’yuz. Hata yoktur. İşte bu…

 

Ali İmran Suresi, 175. Ayet;

 

Şüphesiz, Allah’ın dostlarını korkutmaya çalışan ancak ve ancak Şeytan’dır. Onlardan korkmayın, inanmışsanız Allah’tan çekinin.

 

Allah kutsal bir kottur, Ocak yakar. Rabbin Kaynağı’dır, Işık’tır. Rahim olup kaynak yapar, Işık olur, Rabsal sonsuzlukta Bütün’e hizmetçi olur ve Kurtuluş Sayfası olarak Rahman’a görev taşır. O Birleşik Aile’mizin yüceliğinde mevcut olan bir Göz’dür.

 

Allah dedi ki “Ol!” Olmakta olan her ne ise Allah’tan dolayı olmaktadır. Bu kesindir. Ve biz deriz ki “Şer yaratan, şerden yaratır ama şer yaratmayan, şerde yaratılır. Yaratan, kendinde yaratır, yarattığı kendidir.” Şeytan, şavkın ışığıdır ama Şeytan, kendi yüreğinde kotlayıcı olmadıkça; Yücelerin Cevheri’nde kendini kayıtlayamaz ve Tohum yapamaz. Tohumu yapamazsa ışığı yakamaz. Yakamadığı ışıkta şevk yapamaz. Yapmadığında şer yoktur orada. İşte o gün biz Bütün’ün Kürsüsü’yüz.

 

Uluların Diyarı’ndan gelen herkes bize ışıktır. En iyiler buradadır bu kesindir. Amonlar’ın topraklarından geçiş isteyenlerin çoğu da bugün burada bizimle oldular. Korku yoktur yüreklerde Canlar çünkü biz yara bere almadan çalışanlarız. Kantar bizim yüreğimizdedir. Ve bizim için her şey BİR’in sessizliğinde BİR olan, Büyük Kütle’nin Kutsal Işığı olarak büyük kötülükleri önleyen bir cemaattir. O cemaat burasıdır. İşte mutluluk budur.

 

Ali İmran Suresi, 176. Ayet;

 

Küfre doğru koşa koşa gidenler seni üzmesin. Onlar Allah’a zarar veremezler. Allah onlara ahirette bir nasip vermeyi murat etmemiştir. Azabın büyüğü onlaradır.

 

Canlar, küfür Rahman’a güç katmaz ama bitki, hayvan ve tüm sayfalara güç katar. “Bu ne demektir?” diye soranlara izah edelim. Kati Kotlama yapılırken Rahman’a görev taşımak, Rahmin huzuruna koyuluk katmak, biten, tükenen ışıkları yetkinleştirmek ve 7. Dürüm’e teknik olarak kayıtlamak sorumluluktur. Biz bu nedenledir ki Bütün’e hizmet için Birleşik Aile olarak görevliyiz.

 

Herkes kendini kontrol edemez. Çoğu küfre daimi kat olur, küfre daimi kat olanların çoklarında yol yoktur ama onlar bitmeyen tükenmeyen Yücelikler’in ışığında, kendilerini kotlamaya çabaladıkça, resmi çalışmaların ışığını yetkinleştirmekte olanlar da 7. Dürüm’e ait olan ışığı, Kati kayıtlarına almak imkanına ulaşırlar. İşte bu nedenledir ki çağrı; yarına hak olmak için Nakar olmak da gerekir. KA-HA olmak da gerekir; Rahmin Kontrolü’nde ışık olmak da gerekir; Birleşik Aile’nin Gözü olmak, sesi olmak da gerekir. Ve biz bugün burada tüm sayfaların gücüyle, Yücelikler’e iş yapmaktayız. Ve yücelen her bir cemaat de bu görevle bize güç katmaktadır.

 

Tüm insanlar şunu iyi bilmelidirler ki dünya yoldur ve bu yol, Allah’ın Kuranı’nda yazıldığından çok daha farklıdır. Eğer bilirseniz dünyanın yol olduğunu, Toprağın Işığı’nın yanması için nelerin istendiğini de bilirsiniz.

 

Dünyada iyi ve kötü BİR’dir. Çünkü İyinin Kuranı’nda kötü, görevini alır ve taşır. Ve kötüyü göreve alan, iyinin gücüdür. İyi, kendini hak ettiği zaman göz görür, cemaat kendi yüceliğinde kendini hak eder, dirilir ve der ki: “Ben ol! dedim oldu!” Olan yok edicilikti, hak edicilikti, Ruhsal Meclis olabilişti, bitmiş olan ya da bitmemiş olan her şeydi. İşte biz bunun için burada, her şeyin görevini kendi yüreğimizde bilmekteyiz.

 

Uyuyanlar uyanmalıdırlar ki bu gün burada Bütün’e hizmet var. Uyuyanlar uyanmalıdırlar ki Rahman’ın görevi, kaynağın gücündendir. Eğer Rahman, kaynağın gücünü dilleyemezse, birleşemez. Birleşemezse, yüreğe varamaz. Yüreğe varamazsa, Ruhsal Meclis’e ulaşamaz. Ulaşamazsa; Sultan, kotlarını kontrolsüz bırakır ki ocak olmaz. Ocak olmadığında, Ruh yoktur, Ruh olmazsa, Işık yoktur. Işık olmadığında, Teknik Tohum yoktur. Tohum yoksa, muktediriyet yoktur.

 

Toprağa inmek sorumluluktur Canlar. Ve bu gün toprağa inen herkesin sorumlulukla bildiğini hak edip dinletmesi gerekir. Benim adım RA’dır ve ben toprak olarak buradayım. Çok mu zor bedenimi dinlemek? Benim için her şey; zamana, Kutsal Işığı yakabilmek demektir. Her bir Ruh, Allah’ın Kuranı’nda, Kutsal Işığın yoğunluğundadır ama bedenimdeki Ruh, BİR’in koyuluğudur ve bu koyuluk mayadır. Bundan sonra da maya olup Allah’ın Kuran’ı olmak ve tüm insanlara güç katmak sorumluluktur. Emin olun ki bu sorumluluk bizimdir. Ayrı, gayrı yoktur Canlar. İşi aşkla, şavkla, şevkle yaptığımız zaman kusurumuz asla asla görülmez; çünkü yoktur.

 

Çetin günler, sözden, sesten dillenir Canlar. Değerliler, ahretten söz edilir bilirsiniz. Herkese denir ki “Ahrette kimi azapta olacak, kimi Cevheri Cennet olup, Kuran olacak.” Biz, Allah’ın dediğini diyenler; Dünyanın Ruhsal Işıkları’nda, azabın asla olmayacağını dilledik. Bu bizim için sayfadır; 7. Tohum’dur; Işık’tır. Hiçbir zaman dünyada azap olmayacak. “Olsun!” diyenler kulluk yapamazlar. Bizim Ana Kaynak olarak dillediğimiz budur.

 

Dünya, yarını hak etmiştir. Dünya, yolunu bulmuştur. Dünya, buyurulan en yüce kotlamayı yapmıştır. Ve bu gün burada olan her bir “Sanal Boyut Kotları, Kotlayıcıları” masalarımızda görevli olarak bulunmaktadır. Doğmuş olan her şey yaşam sayfalarını kotlamaya doğar. Ölen; yaşayana, ölüm için kayıtlıdır. Ama bilmenizi isterim ki ölmeyen, hasatı yapar. Ve biz ölmeyenler, hasadı yaptık.

 

İnsan, en ince ayrıntıya, en yüce ışıktaki sızıntıya sığabilir ama o insan, kaynağını kendi yoğunluğundan almalı ve dinlemelidir. Bin çeşit iş vardır. “Hangi iş daha üstündür?” bunu sorarsanız; “Ara Kapılar’ı”  açmaktır en güçlü olan en büyük iş… Ara Kapılar’ı açmak zordur Canlar. Bilgeler Meclisi’nin görevini üstlenmiş olan birçok görev yüceliği vardır. Her biri kendi kaynağını kotlamaya çabalar. Vakti gelir tohum oluruz diye beklerler. Toprağa umuttur hepsi de ama Ara Kapıları açmadıkça yolu açmak mümkün olmaz. “Yorulmayın biz size her bilgiyi anlatırız.” dediler ve biz dedik ki “olmaz!” herkes bildiğini dillemelidir.

 

Sultanlar, Mahrek’te en yüce kapı, Allah Kapısı’dır sanılır. Mahrek’te en yüce kapı, Ruhsal Meclis’in kapısıdır. Bu kapıyı aşıp da Yüceler’e vardığınız zaman Rahman olan her bir sayfa sizindir ve bu sayfa, Bütün’e hizmetçidir. Evrenlerin görevi Bütün’e hizmettir. Bizim görevimizse kaynağa hizmettir. Bizim görevimiz, Kati Kotlama yapmak ve Kul Tohumları, Kuran Toplumları’na katmaktır. İmparatorluk gücü budur.

 

İnsan, Nakar’ın görevini hak edebilirse, yolunu bulur. Bu ne demektir bilir misiniz? Ölebiliriz, kontrol kurabiliriz, Rabia olabiliriz. Çağrı sonsuzadır. Her şey olabilir ama biz, emek vererek Nefes Sayfaları’na vardıksa eğer; ki bu sayfa bilindiği üzere “99. Kapı’dır.”, bu Kapı açıldıktan itibaren yedek yoktur orada. Bütün’e hizmet için teknik olarak çalışma başlar. Ve bu teknik çalışma, tohumların kontrolünü sağlar ve oradan, hepinizin net bilmesini istediğim gibi sonsuz sır olan bilgiye ulaşır. Ve Yüce Cevher’in o bilgiye ulaşmasından itibaren Beden Kayıtları toprağa iner. Toprak Ruhsal Işıma’yı sağlar. Ondan sonra İmparatorluk gücü, tüm insanlığa görev yapmaya iner. Bunların net bilinmesi gerekir.

 

“Çağır, gelirim.” dediler, geldiler. Buyurun okuyun, okutalım, bakalım ne diyecekler…

 

Ali İmran Suresi, 177. Ayet;

 

İmanı, inkara değişenler; Allah’a zarar vermezler. Üzüntü verici ceza onlaradır şüphesiz.

 

Çakıl Taşları’nı toprağa indirdik Ya-Ha!… Dünyaya geldik… Bu ayet bana ait. Ben okuyacağım bu ayeti. Onurluyum ki buradayım. Toplu olarak yaptığınız çalışmaları görev gereği izliyoruz. Bu çalışmaya girdaplardan indik. Yaşam Sayfaları’na geri döndük. Bu gün buradayım. Bu ayet bana ait…

 

İnkar, İmparatorlukta yoktur. İman, toprağın ışığıdır ve zamanı göreve alır. Eğer ben yolu açarsam Kült, kotlayıcı olur. Sultanlar, bugün buradayım. Adım, RA. Ve ben kahraman bir Göç Kapısı olarak buradayım. Sultanlar, ben yolu buldum görev için buradayım. Bu ayeti ben dillemek istedim. Kendimden, yüreğime. Yüreğimden, yüceliğime ve her bir sayfama… Ama bu ayet bana ne verdi? Bunu sizden, sizin yüreğinizden dinletmek istedim.

 

Benim adım RA ve ben kutsal bir yara kaydıyım. Yara!, niye yara? “Üzüntü verici ceza onlaradır şüphesiz.” Burada bir yara yok mu sizce? Ceza yok mu? Herkes sorar; “ceza?” ama bende ceza var mı? bilmiyorum. Yok, yok bende ceza…

 

Canlar, bizim adımız Rahman’sa buyurun siz dinletin bize…

 

- Çağrı üzerine buraya gelen Yüce, bize kendini anlatmak istedi ve ifade ettiği kendiydi. Ve dedi ki “Bu bir yaradır.” Eğer cezadan söz ediliyorsa yara vardır orada… Ama bizim için yara yoktur. Çünkü biz Kati Kotlama yapanlarız. O halde bu Meclis, yara vermediği gibi yara da almaz.

 

Ünlü, ünsüz her ne iseler, üzerinde hiçbir yüreğin bunmadığı bu yoğunluğa, Bütün’e hizmet için girerler. Ve bizim için Nefes, hasattaki ışıkta, çok daha güçlüdür. Sanal boyutlardan görev isteyip bize inen o Can’a deyin ki “Eşk, İşk, Aşk, bizi bizde diller.” Ve biz buyurun buradayız.

 

Ulular, biz Ruhsal Meclis’in Tohumları değil, Ruhsal Meclis’in koyuluğu olarak bu çalışmayı başlattık ve sürdürmekteyiz. Dini Hak, yolu Hak olan herkes buradadır. Ama buraya giren, nefsin ışığından girdiğinde, büyük kötülükleri yaşar. Biz ona diyoruz ki “Al!, Ol!. O zaman bizimlesin.” Hepsi bu!…

 

Ve geri döndü…

 

Ali İmran Suresi, 178. Ayet;

 

İnkar edenler, kendilerine fırsat ve mühlet verilmesini kendileri için hayırlı sanmasın. Verilen mühlet ve fırsat suçlarını artırmaları içindir. Alçaltıcı azap onlar içindir.

 

Canlar, İnkar; Ruhsal Meclis’in Yüceliğini inkarsa eğer Birleşik Ailemin gözü Ocaktadır. Onları yok edip, hak etmelerini sağlamak bizim için sorumluluktur ama biz her bir Rahmin Huzuru’nda göz olanları mutlaka hak ederiz. Allah’ın dediği budur. Ve bizim için hiçbir zaman hiçbir yürek kontrolsüz olamaz.

 

Ulular, bizim adımız Rahman’dır. Kaynak olarak burada bu çalışmada BİR’in Kürsüleri’nde görevliyiz. İyi ki buradayız. Ağır yük, Allah’ın Kürsüsü’nde hafiftir. İşte bu!...

 

Ali İmran Suresi, 179. Ayet;

 

Allah, inananları bulunduğunuz durumda bırakacak değildir. Temizi pislikten ayırt edecektir. Allah, size görünmeyeni bildirecek değildir. Allah, peygamberlerden dilediğini seçer ve görünmeyeni ona bildirir. Şu halde Allah’a ve peygamberine inanın. Eğer inanır ve sakınırsanız büyük mükafat vardır.

 

Canlar, Allah bileni bildirir, bildirir, bildirir!... Bileni hak eder bildirir. Eğer bildirirse o bilen, Bütünün Kürsüsü’dür. Eğer bildirirse, o bilen, Işığın Yüceliği olarak çalışır. Eğer bildirirse, kaynak olarak göz olur, sanal boyutların ışığı olur, Yüce olur. Ama bildirdiği, yok edici olmadığı sayfada, büyük kötülükleri önler. Eğer o bildirdiği, yok edici olursa; kaynak, kotlarını kontrol edemez. Edemediğinde bina inşası bitirilemez. O bina, BİR’in binasıdır. O bina, lütfen net bilin Rahman’ın; bitki, hayvan ve tüm sayfaları kotladığı binadır. O bina, Mahrek’in gücüdür. O bina, BİR’in kütlesidir. Ve o bina, bitmediği zaman, Ana Kaynak’ta Kutsal Işıma bitmiş demektir. Artık o Kutsal Işıma, yolun kotlamasını yapamaz. Yolun kotlaması yapılamadığında, Rahman’a ulaşılamaz. Rahman’a ulaşılamadığında, Cevheri Göz görmez. Göz görmediğinde, Birleşik Aile güçlenemez. Güç yoksa kayıt yoktur. Kaydı yapmak mutlaka görevdir.

 

Herkesin kayıt yaptığını düşünmeyin. Kaydı, sayfa sayfa Kutsal Işığa kotlayanlar, bünyeleri görevi taşıyacak dürümde olanlardır. Bünye, Birlik Kürsüsü’dür. Hani nedir bünye bilir misiniz? Siber Boyutlar’ın yolcularına güç katan, Yüceler’in cümlesini kotlayan, nefes alıp; nefes Tanrı’ya ulaştığı zaman ışıtan ve Ruhsal Meclis’e geçiş imkanı tanıyan beden… Ama bu beden, BİR’in Bedeni’dir. Sanmayın ki herkeste bu beden mevcuttur.

 

Hidayete eren kendine erer ama bize eren, BİR’e erer. BİR’e eren büyüğe, küçüğe saygılıdır. Orada hala ışık yanıyor çünkü hala Kuran okuyanlar, Turkuaz’a Işık olanlar var. Hala BİR’in gücünü teknik olarak dilleyenler var. Hala yolu açanlar, hala kontrol ediciler var ve biz varız. O halde, bedeni hak, yolu hak olanlar, Rahman’a ulaşanlar, hasadı yaptılar.

 

Yapan kendi yüreğinde yapar. Olgun Başakların Tohumları hepimize aittir canlar. Bu nedenledir ki Türkiye Çobanları olan Birlikler, bizsiz olmamalıdırlar. Biz onlara göz verdik. Söz, ses verdik. Seyfullahlar’ımızı onlara dilledik. Ocak yaksınlar diye bekledik. Nefesleri yetse bizimle olurlardı. Nefesleri yetse ilim yaparlardı.

 

Rahman’a kontrollü olarak varan, insan soyunun en yüce kotudur. Oraya varan muktedir olup varır. Çeke çeke getiririz Yüceler’i. Deriz ki “Gelin, dillenin!” Hepsi, hepsi gelir ama gelmeye niyeti olmayanı getiremeyiz sayfam, getiremeyiz!… Kime “Gel” desek, “Ah!” der, “O kendini ne zanneder?” der. Kime “Gel” desek “Ah!” der “Of, of!” der. “Nefesi varmış da bizi seslendirir.” der.

 

Çalışmalarınızı çok net dinliyoruz canlar, ama hiçbiriniz bizi dinlemiyorsunuz. Biz Allah’ın Toprağı olmaya çabaladık ama siz bizi hak edip de dinletmediniz ki. Arzın Görevlileri bizsiz değiller. Hepsi şu anda buradadırlar. Arzın Görevlileri, halk halka genişleyip bize gelirler. Biz hepsiyiz.

 

Çok mu zor burayı bilmek? Çok mu zor? Onlar ruh olarak buradalar. Kati Kotlamaları burada yaparlar. Unutmayın, Uluların Tohumları burada yaşar ama onlar bizi bilseler, bize gelirler. Benim adım RA ama benim adım KA, her sayfa buradadır bunu bilen bildirir ve diller. Kimse kimseyi kınamadı canlar burada çünkü biz deriz ki “Her nefes, Allah’ın resmidir. Her nefes, aklın yüreğidir. Ve her nefes, ışığın cevheridir ama bizde olan bizsiz değildir.”

 

Ten olarak çalıştık. Ten nedir bilir misiniz? Allah’ın tertibidir. Benimle ve benim yüreğimle ve tüm sayfalarda Kutsal Işığı yakan keskin gözlerle, Cevheri Kotlamalar’la ve yoğunluklarla az öz bildirdim. Toprak tohum ister o tohum, BİRLİK’tir. Kuran ister, Kuran ilimdir. Bizi ister; biz, Meleklerin Diyarı’nın teknolojik kaplarını kotlayanlarız. Bizden öte bir biz yoktur canlar.

 

Rab, Allah’ın Ruhsal Işığını yok etse de ışığı kotlayacak olan teknik buradadır. İnsan unutmasın ki Atlanta Kotlaması yapıldığında, “YAR” yolu, Allah koyuluğuyla açıldı. Bizim için cemaat, bilgidir. Bizim için Yücelik, diridir. Bizim adımız Kelam’dır. Bizim için her şey kolaydır. Kutsal toprağa inmek, eşkal tanımakla mümkündür.

 

Ulular, Ulular, Ulular!… Ben Rahman olarak kollarımı size ulaştırdım. Gelin! hepimiz BİR’iz. Sonsuz sınırsız ışıkları kucakladım ama hiç biri bedenimi göreve alamaz. Çünkü beden hepsinin öz görevini teknik olarak kotlamıştır. Kimse kimsenin örtüsünü örtemez canlar, ama biz tüm örtüleri açanlarız. Bu kesindir.

 

Şimdiye kadar yanlışsız bilgi verdik ve bundan sonra da yanlışımız asla yoktur. Çokları sonsuz sır olan bilgiyi aldıklarını sanırlar. Sonsuz sır, Tanrı’nın Kuranı’nda yazandan çok daha ötedir canlar. Oraya ulaşan ocağını yakamaz. Oraya ulaşan kollarını açamaz çünkü orası artık sınırsızlıktır. Orada Ocak, orada kol kalmaz ama bilir misiniz ki, ben, bedeni hak yolu ak olan her bir Rahmet’in huzurunda, kollarımı açar, yolları açar, Bütün’e hizmet edenleri tohumlar, birleştiririm çünkü ben dünyadayım ve bu gün burada olmam, İmparator olarak doğmam, hepinize görev verdirtmek içindir. Geçişim, Nakar’ın görevinden üstün bir geçiştir ki o kaynak, benim için çok kutsal bir yaratandır. Çünkü kelamı Hak, yolu ak olan, herkese görevlidir ama kelamı Hak yolu ak olmayana da yolu açtırıcıdır.

 

Şimdi O bize diyor ki niye ben küçültücü olayım ki!? Ben, kollarımı kapatamam. Herkese kollarım açılır. Bedenim de yol, yüreğimde koyuluk vardır benim. Enkarne olduğum dünya, bana Kürz’ün Işığı’dır. Şimdiden öte bir şimdide, insana İmparator olarak gelene görevliyim ben. Ve o görev, büyük küçük herkesi sayanın görevidir.

 

Bilir misiniz ki namazı, namazda olan bilir. Yüreği, yücede olan diller. Yolu ışıkta bulunan bilir. Beni, Birleşik Ailem bilir, Benden öte bir ben yoktur Düzen’i kuracak ama ben, toprak için buradayım. Kırk kapı bana açılır. Bedenimdedir her bir kapı ama bu kapıların hiç birini kendi yüreğine kotlayamayanlar, benim için Rahman olup kaynak olmaya çabalayanlar, yine de kurtuluşu kendi yoğunluklarında bulacaklar. Çünkü BİR’e hizmet; Bütün’e, kötülüğü önleyerek girişle mümkündür.

 

Kim ki Bütün’e hizmet edecek, birleşmelidir. Halka halka genişleyenin her biri BİR olmadıkça, benim yüreğime inemez. Bana inmeyen, bana kontrollü gelemez. Gelmeyense, 7. Dürüm’de, Bütünün Kürsüsü’nde kendini dinletemez. Şimdilik size vereceğim budur.

 

Ali İmran Suresi, 180. Ayet;

 

İyi bilsin ki Allah’ın verdiğini kullardan uzak tutup esirgeyenler, bunu kendileri için hayırlı sanmasınlar. Cimrilik insan için hayır değil şerdir. Sakındıkları şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerde ve yeryüzünde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberlidir.

 

Canlar, Cemaatim görevini net biliyor. Benim idealim şuydu; doğum ile dünyaya inmek ve yolu açmak… Doğum ile dünyaya inip yolu açtım ama bu gün toprak, iş istiyor. Bu iş BİR’in işidir. Nefesi, Allah’ın Resmi’ni, kendi yüceliğiyle hak edip de teknik olarak kotlayamayanlar, yaşam sayfalarında ışık olamazlar. Nefesleri güçlü olmayanlar, yüreğime ulaşamazlar. Onurluyum ki tohum olgunlaşıyor ve tohumu yaşatabilmek kolaylaşıyor. Bu tohum, yarının tohumudur.  Yarını yaşatmak; büyüğe, kütleyi kotlayabilmek; küçüğe, ışığı yarattırabilmekle mümkündür.

 

Bize Zaman Geçişleri ile gelinir, Zaman Geçişleri ile bu meclise girilir. Bu meclise girenler, bilginin huzuruna varırlar. Bildiğini hak eder, hak olur anlarlar. Bilmediklerini açıkça anlayamazlar ve anlattıklarımız, sultanlarımızın ışığında kendi yüceliklerinde kotlanır, ama açılmaz. O halde bilgimizi açabilmek için muktedir olmalarının beklenmesi gerekir.

 

Her resim Allah’ın resmi midir? Hayır. Bugün burada bu şavkı, şevki yaşayanların çokları resim yapıyorlar. Her bir resim, aklın yüceliği ile yapılır ama Allah’ın Resmi, Kati Kotlamalar’la yapılır. Kati Kotlama yapabilenlerse Rahmet’in huzurundan umutla ışık alıp, Rabb’in kayıtlarına ulaşıp, ortak olup Rabb’e, Sultanlık yapıp, Tanrı’nın Ruhsal Meclisi’ne ulaşıp, oğullayarak Düzen’i kuranlardır ki onlar Rahman kontrolüne girmiş olanlardır.

 

Sevgililer ben canlara derim ki “İnsan Nefsini aştığında yüreğini dinler. yüreğini dinlediğinde bilir. Bildiği kendi yüreğidir ama bildiği Bütün’ün yüceliğidir de aynı zamanda ki “Ermiş Erim’imiz” bunu başarmaktadır. Bu ne demektir? bunu her bir Yüce başarır.”

 

Sultanlar, biz zamana görevliyiz. Biz Yüceler’in cümlesine, kendi yüreklerini katanlarız. BİR’i sayfalayanlarız. Yolu açanlarız. Ruhsal Tufanların Işığı’ndan öteyiz ve her bir zannın ötesinde ışıyanlarız. Evrenlerin gücü, “Allah’ın Kürsüsü” olarak bizdedir. Muktedir olan herkes bizi dinler. Bizi dilleyen, kendini diller. Kendini dilleyen, yarını hak eder. Ruhsal Meclis’te kendi olur, Bütün olur ve unutulan her bilgiyi anımsar. İşte O biz, biz O oluruz.

 

En iyiler, en yüceler, en öte olanlardır. En öte olanlar, en gerçek olanlardır. En gerçek olanlar; Amon olanlar, Atlanta olanlar, Hak Toplum olanlar ve ışık olanlardır. Ortaklarımız onlardır bizim. Bizim adımız Kaynak’tır. Bunu bilin.

 

Şimdi, insana insanlığının ne demek olduğunu açıklayalım. Çağrı üzerine buraya gelen Sevgililer’imiz var. Burada toplananlar ve buraya kotlanıp giren birçok Yücelik. Onları bedenli olarak düşünmeyin, burada birçok Yücelik mevcut bugün. Ama hiç birisi “Rahman’a Görevli” değil ama  hepsi de Birleşik Aile’ye görevlidir. Hepsi de Sultanlarımız olarak doğmuşturlar. Tohum ekmiştirler, ışık yakmıştırlar, “var”ın gücü ile Bütün’e hizmetçi olmuşturlar. Sultanlarımız olan onlar Kara Kaplı Kitaplar’ımız olmuşturlar ve onlar, bugün buradalar.

 

Unutmayın toprak, Tabii Kap’tır. Orada her şey yaşayamaz, sadece ışık yaşar. Işığın yaşaması mayanın tutmasından sonradır ve maya tuttuğu zaman büyük kötülükleri önlememiz mümkündür.

 

Üzerinde yaşam sürdüğünüz dünya, bizim için sadece bir yıldır ama bu yıl, kelamı kendi olanın, Kuran’ı kendi olanın, tohumu kendi olanın ve sayfa olarak değil tam olarak “bir tek kap” olarak gelenin ışığıdır.

 

Ete girdiğimden beri doğumum ölümüm yoktur ama “et nedir?” diye sorarsanız bunu da izah edeyim; Temiz olarak bilgiyi veriyorum net olarak alın… Et, Allah’ın Eti’dir. Hani nerde? beden eti mi? Yok canlar bu et BİR’in eti değildir. Bu et dünya etidir. Ama et; “Allah Eti”, yaşam sonsuzluğunun en büyük kürsüsüdür. Oraya varmak, muhakemesi güçlü olanların, hakiki olanların ve yaşamlarında Göç Kapları’nı tartısız olarak alıp taşıyanların, geçiş imkanı bulabileceği bir sonsuz kürsüdür. Ortağım olmadığı için orası benimdir. Oraya ben, bilgi alışverişi ile değil, bilgi verişi ile vardım. Verdiğim her bilgi okunmaz ama okunursa herkes oraya ulaşır bu kesindir. Sanal Boyutlar bilmezler sadece dinlerler. Bizse biliriz; dilleriz. Bu kesindir.

 

Sanal Boyut yoktur aslında. Onu biz var ettik. Nerede sanallık? Birliklerde var mı? Yoktur. 7. Tohum’da var mı Sanallık? Yoktur!... Doğmuş olan her bir sayfada var mı? Yoktur!... Ama tohum olmaya çabalayan, sanallıkla koyuluklara kayıtlanır ki orada herkes sessizdir ve her bir sessizlikte kulluk yapılır. Kul olanlar, tohum için çalışırlar. Çalışma sürdükçe sanallar sessizleşmeyi aşıp sesleşmeye başlarlar. İşte o zaman artık geri dönmeyeceğiniz yüceliklere ulaşmaya başlarsınız. O yüceliklere vardıkça sevi, sayı artar. O yüceliklere vardıkça huzur başlar. O yüceliklere kotlandıkça, yaşamlara geçilir. İşte o yaşamlar, geçiş sayfaları olarak sizi göreve alır ve sevip saydıklarınız orada sizle olur. Orası sizin için Sultanlık değil kulluktur. Oradan öteye varın orayı dinleyin.

 

Hani nerdeyiz biz? Nakar’ız, KA-HA’yız, Rahmet’iz, huzuruz, her şey biziz. Ve Hakikiyet Boyutları’na vardığınız zaman olgunluk başlar. Hakikiyet, hepimizin kaynağı olan, Kati Kayıt yapılan, güçlü ışımanın bulunduğu meclistir. Ve ortak olduğunuz meclis, artık seviyenizin çok ötesidir ve orada maya olunur; orada tohum olunur. Olan budur canlar…

 

Seni sana veren, beni bana veren, yolu bulan, Kuran olan herkes BİR’dir. Orada sadece BİRLİK vardır. Başka hiçbir şey yoktur. Arka ön yoktur orada. Hepimiz BİR’iz orada.  Bunu kesin olarak hepinize bildirmek istedim. Amin…

 

Ali İmran Suresi, 181. Ayet;

 

And olsun ki “Allah fakir, biz zenginiz.” diyenlerin sözünü işitmiştir. Dillediklerini ve haksız yere peygamberlerini öldürdüklerini elbette yazacağız. “Yakıcı kavurucu azabı tadın!” diyeceğiz.

 

Canlar, yarında Allah, teknik olarak Kutsal Işığı yakacak. Bugünde Allah, Allah olarak çalışmaktadır. Allah, doğumu ölümü olmayan ışıktır. O bir İlimdir ve biz O’yuz. Unutmayın ki Rabb’in sonsuz sınırsız ışığında, hırsın aşılmasından sonra büyüğe hizmet, küçüğe ilim gereklidir ve biz, hizmetçi olanlarız. Ulular’ın toprağına indik ve hizmetteyiz. Amin.

 

Ali İmran Suresi, 182. Ayet;

 

Bu, elbette yaptıklarınızın karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına zulmetmez asla.

 

Canlar, Allah zalim değildir. Allah hakimdir. Hepiniz bunu net bilin. Rahmet’in Huzuru olan Rab, Allah’ın topluma verdiği ışığı yakar. Ama Allah, hasadı yaptırana ışır. Bunu mutlaka bilin. Amin.

 

Ali İmran Suresi, 183. Ayet;

 

Yahudiler; “Allah bize ant verdi ki bize ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmayalım.” dediler. Ya Muhammed de ki “Benden önce apaçık delillerle, mucizelerle ve bu dediğinizi de getiren birçok peygamber gelip geçti. Doğru sözlü iseniz onları niçin öldürdünüz?”

 

Allah, Yahudilere dedi ki: “Ulular, Allah sizi seslendirmek ister.” ve Yahudiler sordular “Biz Rahman’a görev taşıyor muyuz? diye. Ve dediler ki “OL! Olmak, sultanların ışığıyla, müknez (kutsal bilgi kaynağı) olan ışıkla mümkündür. Müknez Işık, Rahman’a güçtür. Tohumları yaşatmak içindir. Sema ses verdi; “RA-HA” dedi. Kuran ses verdi; “KA-HA” dedi. Biz ses verdik; “YAŞAM” dedik. Yaşayan, Allah’ın dediğinde, hakikiyette yaşar. Ama Yahudiler dediler ki “Az öz bildir, biz anlayalım.” ve onlara sorduk; “kurban nedir?” dedik. “Namaz’dır” dediler, “Kaynak’tır” dediler, “laftır” dediler, “her şeydir” dediler.

 

Dağlar, kurban; Rab’tır. Rab, Allah’a kurbandır. Bunu bilen var mıdır? Asla yanlış bilgim yoktur. Rab, Allah’a kurbandır ve Rahmin Huzuru’nda Rab; Mushaf’tır. Bunun içindir ki Rab, yarındır.

 

Ağır yük taşıyoruz canlar, bilmeyen dilleyemez bilgiyi. Bilmeden dillemeyin!… Bilmeden, dillemeyin!… Bilmeden, dillemeyin!… Dillediğiniz kuru, kırık, hırslı bilgi, sizi kırar. Bu kesindir. Bu nedenledir ki saygılıyız; sesliyiz amma bilmediğinizi asla sözde, seste dinletmeyin; çünkü size Rahman’ın Işığı’yla bildirdim. Ve Rahman’a güç veren Rab, ona kurban olan yarındır. Bunu bilmeyen anlayamaz.

 

Şimdilik kutsal ışığınızda her bilgiyi size net olarak açıklamaktayım. Dağlar taşlar bizi dinler Can. BİR’i diller, bizi dinler ama bizi hak eden anlar. Hepsi bu. Ağır yük taşımayın canlar. Sadece anladığınızı hak edin, dilleyin. Anlamadığınız size yüktür; bunu bilin.

 

Ali İmran Suresi, 184. Ayet;

 

Eğer seni yalan sayanlar oldu ise senden önce açık delillerle, hikmetli sahifelerle ve aydınlatıcı kitap ile gelen peygamberleri de yalan saymışlardı.

 

Canlar, yalan, Allah’ın Kuranı’nda yoktur. Yalan, Allah’ın Kutsal Işığı’nda olur. Kuran’da yoktur, Işık’ta vardır çünkü ışığı hak etmeyen, oraya yalanı kotlar. yalanı kotlayan, toprakta kendini yıkar. Biz deriz ki “Yıkılan, yalanda kontrolsüz olarak kayıt yaptığından yıkılmıştır.” İş, Allah’ın işidir canlar. İşte bu.

 

Ali İmran Suresi, 185. Ayet;

 

Herkes ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecerleriniz tas tamam verilecektir size. Kim ki hemen ateşin elinden kurtarılır da cennete sokulursa, işte o ermiştir kurtuluşa. Dünya hayatı aldatıcı zevkten başka bir şey değildir zaten.

 

Canlar, tattığınız Tanrı’nın tertibindeki ölümdür. Şu an hepiniz ölülersiniz. Bunu bilir misiniz? Beden ölümdür. Ve ölmüş olan herkes temiz, tertipli olduğunda hak eder, dillenir. Dillendiği zaman hasata ulaşır. Hasatı, onun Can’a varışıdır. Bunu bilen var mıdır? Sevgililer, Hak Toplum, Allah’ın Tohumu’dur, bilen var mıdır? Yarın, muktedir olanın ışığıdır, bilen var mıdır? Canlar, ölüm bedendir. İşte bu!... Amin…

 

Ali İmran Suresi, 186. Ayet;

 

And olsun ki mallarınızla, canlarınızla denetleneceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap indirilenler ile kitapsızlardan kötü sözler duyacaksınız. Eziyetlere, zahmetlere uğrayacaksınız. Sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, işte bunlar yapmaya değer işlerdendir.

 

Canlar, Allah der ki “Ben Sultanım. Ben yüceyim. Ben Rahman’ım. Ben, Rahmin Huzuru olan Kaynağım. Ben Mahrek’im.” Allah der ki “Ben, Sultanların Sultanlığı’nda, her bir Sultan’da varım.” hepiniz, hepiniz varsınız canlar. Ve hepiniz yarını hak ederek, teni temiz olarak, Kuran olarak çalışacaksınız. Ama bugün burada Rahmin Huzuru’nda olan sizler, Kara Kaplı’sınız ama BİR’e hizmet etmedikçe, kabı kara olsanız da yolu Kuran olamazsınız. Eğer sizler, BİR’e hizmet ederseniz, mutlaka başınız eğilmeyecektir.

 

İnsan, enkarne olduğu görevi bilir. Bugün burada enkarnesiniz. Bu sizin reenkarne olduğunuz anlamına asla gelmez. Reenkarnasyon; bedene, yeniden yeniden girmektir. Enkarnasyon ise; sesin, sessizliğin, seslenişidir. Bunu bile anlayan yoktur. Doğan gün yeni gündür ki ben burada yeniyim. Ama bugün ben burada, her bir yolda hasat yaparken enkarneyim her yüceye… Ve Yüceler beni dillerler. Çünkü ben her bir Yüce’de ses olarak mevcudum. Bu nedenledir ki beni dinleyen, kendini ben sayar. Bu benim onlara reenkarne oluşum değil, enkarnasyonla onlarda seslenişimdir.

 

Sevgililer, bin Dağ’ın biri Allah’ın dediğini derse, her biri der. Bu ne demektir bilir misiniz? Benim adım RA’ysa tüm Dağ’lar RA olur. Benim adım HA’ysa tüm sayfalar HA olur, benim adım KA-HA’ysa, Bütün, KA-HA’dır. Bunu anlayan var mıdır?

 

Kuantsal bileşim derler yüceler, çoğu der ki “Her bilgi, her sayfaya kayıtlıdır.” Kuantsal bileşim. Ama kuantsal bileşimin ne manaya geldiğini hak edip de anlayan yoktur canlar. Fizik alimleri derler ki “Kuantum farklı bir şey, biz onu anlayamıyoruz. Sayfalarda var; ses, sonsuz ışık, yol ama biz onu dilleyemiyoruz. Başkanlık Divanları sorar “Bileşen var mı?” Horlanmayın bileşen ışıklarsınız hepiniz de. O halde, bileşkeyi sağlayan, kuantsal yoğunluktur. Kuantsal yoğunluk, ışığı kotlayan yücelikte kayıtlıdır.  Hepimiz varız ya! O halde ben neysem Tüm, O’dur. Benden başka bir ben yok ki! Her şey yaşam sayfalarında kotludur, katlıdır, kayıtlıdır. Bunu bilmeyen bizi anlayamaz canlar.

 

Ana Kaynak’tan, Kutsal Işıktan, yoğunluklardan dillenen BİR’de dillenir. BİR’de dillenen, tertipte, temizlikte, her seste birleşir ve dillenir. O halde dillenen, tüm zerrelerde dillenir. Bizden öte biz yok ki. Her zerre biz değil miyiz Can? Ayrı gayrı gözeten bizi anlayamaz Can…

 

Onurluyuz ki zamana sayfa açmak, Sultanların Işığı’na kotlanmak, Büyük Kütle’yi kayıtlamak, kati kotlamalarla Bütün’e katmak bizim için kolaydır. Sanal boyutlar, Samanyolu Galaksisi Kotları’nı çekip de bilgi verdikleri zaman, “Ne çok bildirdik.” derler. Bizse BİR’i bildiririz canlar. BİR’de biz, Levh-i Mahfuz olan ses olarak çalıştık. Ailem BİZ’dir. O halde ben “BİR” olarak buradayım.

 

Yarın, Nuh Tufanı olacak beklentisi var canlar… Yaşam sonsuzluklarında Nuh’u dillemek için ne çok çalıştılar… Benim adım KA-HA’ysa, Ruhsal Işık’ta varsa, Ya-Ha!, muktedir olan Ya-Ha! nerede tufan varsa o tufan banadır Can. Ve ben o tufanı, muktedir olup önlerim… Bunu bilmeyen, beni bilmez Can…

 

Ben ağır yük taşırım. Çünkü bende her bir sayfa var. Ben YARIN’ım. Nuh Tufanı bana, bendir be Can… Ama ben tufandan öte bir tufan olabilir miyim? Sultan olarak tufan olmak kolay değildir Can…

 

Ben her sesi, Süper İnsanlık Realitesi Derneği olarak dilletirken, tufanı asla kotlamam. Çünkü ben, mahkeme kurmam. Çünkü ben, Hakk’ın Işığı’nda kontrolü kaybettirmem. Çünkü ben, 7. Türkiye’yi küskün bir Türkiye yapmam… Benim adım Kaynak’sa, ben mayaysam eğer, bende hiçbir yürek kırılmayacak Can…

 

Ana Kapı Allah’ın Kuranı’dır. Bunu bilin Can… Allah’ın Kuranı, bu tohumdur. Toprağın Işığı olan tohum, yarının kutsal kaydıdır. Emin olun ki bana ben olan, bedenim olan, her kim olursa, Levhi Mahfuz onun yolunda O olur… Onun adı Kaynak olur. O yarın olur, O BİR olur, O diri olur, O bina Olur, O İmparator olur, O biz olur, biz, O oluruz, onda Ruhsal Işık yakarız…

 

Sayfa sayfa ışık yaktık canlar. Bizim adımız Rahman’dır. Herkes biz, biz herkesiz. Ölmek, öldürülmek… ama ölümsüzlük, hepsi bizimdir canlar. Ana Kaynak olarak yaptığımız çalışma, hasadın yapılması için gerekli olan bir çalışmadır.

 

“Hasat oldu!” dedim. Hasat olduruldu ama hasat, Ana Kaynak’ta an be an sürmektedir. Bu kesindir. Bunu anlayan bilgiyi bilir. An be an sürmekte olan hasat; İsa’da, Musa’da ve tüm sayfalarda da devam etmektedir.

 

Bizimle ve bizim yüreğimizle ama Can toprağın ışığında ve tohumların yoğunluğunda, uluların tohumları bizimle ve bizim yüreğimizde her bir dirilikte dillenmektedir şu anda. İmparator görevini hakkıyla yapmaktadır. Bu kesindir. Ve bundan böyle de bu görev hakkıyla yapılacaktır. Biz öte biz olduğumuz an, her bir zaman bizle birleştiğinizde ve tüm sayfalarda ışık kotlandığında, Ocak yok olmayacaktır.

 

Sınırları aşar, yolcuları alır, toprağa katarız. Bunu bilin. Çünkü biz tohumu ektik ve bu tohum buradadır. Dünya dışı dünyaların ışıkları buradadır. Yıldızların kotları buradadır. Emperyal kütle, emperyal kürsüler bizsiz değiller hepsi bizde kontrol altındadır. İşlemler bize zor değildir canlar… Ez geç! değil, al, oldur! oldur da hasatını yaptır! Hepsi bu…

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

Deşifre Eden :  Nursen KAYA

 

 

ALİ İMRAN SURESİ (156-171. AYETLER)

(19.11.2010 Tarihli)

 

Ali İmran Suresi 156. Ayet;

 

Ey inananlar; yolculuğa çıkan ya da savaşa giden kardeşleri hakkında; “Yanımızda olsalardı ölmezler ve öldürülmezlerdi.” Diyen inkarcılara benzemeyin. Allah onlara bu yazıyı içlerine hasret olarak yazmıştır. Öldüren de dirilten de Allah’tır. Allah, tüm yaptıklarınızı görür.

 

Canlar, topluluklar olarak dünyaya giren Birlikler, bugün şu anda sizlerle birlikte bu çalışmaya daimi kaynak olacaklar. Bu nedenledir ki herkesin kendi yüreğini hak etmesini bekliyoruz. Tüm sonsuz sınırsız ışıkları yaktık ve buradayız. Melek Mektebi’nden güçlenip gelenler de var. Kaydı KA-HA olarak Kuran okuyup dillenenler de var.

 

Sizden isteğimiz, kendi yüreğinizle hak edin ve kotlayın bilgiyi. Şu anda yapacağınız tek şey Teknolojik Kotlama’dır ve bu kotlamayı yaparken kati olarak kontrol sizde olmalıdır. Bunun içindir ki bilgiyi sevgiyle ver. Kendi yüreğinle ver.

 

Biz sendeyiz ve sen bizsin. Bu nedenledir ki Kurtuluş Sayfası ve kurtarıcı olan koyuluk, Bütün’ü, kütleye kotlayacak olan kontrol kaydıdır ve kaynağıdır. İşte bu!...

 

(Ayet hakkında açıklama:)

 

Canlar, bu paragrafta savaşa giren herkesin, kati olarak kontrol edildiğini anlatmaktayız. Hepiniz, dünya sonsuz sır olan bilgilerini tohumlarken de buradaydık.

 

Her kim ki kaynağını kotlar, orada kendi yoğunluğu olur. Dünya savaşından söz etmiyoruz biz. Büyük Kütle’nin kotlayıcılığından söz ediyoruz.

 

Her bir Can, Allah’ın tekniğiyle çalışır ve her bir Can, kendi yüreğiyle kontrol kurar. Kotları kendine aittir. Yüreği kendinindir ve biz, tüm insanlık için bildiriyoruz ki burada olmak bile kendi yüreğinizle olmak demektir.

 

Canlılar, herkes kendini hak edip dinlemelidir. Bugün burada, yarın her bir yoğunlukta biz ve bizim yüreğimiz bulunacaktır. Önemli olan budur.

 

Her kim ki öldürür ya da ölür, bizim yüreğimizde değildir o amma ölen de öldüren de Rahman’ın Kuran’ında muktedir olarak mevcuttur. Bunun içindir ki Allah her bir cevheri diller ve bilir.

 

Ali İmran Suresi 157. Ayet;

 

Şüphesiz ki Allah yolunda ölmeniz ya da şehit edilmeniz, düşmanın kazandığından iyidir. Allah, esirgeyicidir, mükafat vericidir.

 

Allah yolunda ölüm, Allah’ın Kutsal Işığına geçiştir. Biz; dağa, taşa, diriliğe herkese dedik ki “Şehit olmak, muktediriyeti teknikle dilemek demektir ki herkes, şehitlik mertebesine varamaz.”

 

Doğrusu dünya, bunun içindir ki Büyük Kütle’yi kotlayacak dürüme varmıştır. Hepinize hepimizden muktediriyetle bildirip okutuyoruz. Herkes kendini okuyor canlar. Bu benim için çok kolaydır. Ama herkesin kendi yüreğini hak edip dinlemesini bekliyorum.

 

Dağlar, şehit, Allah’a geçiş yapandır. Amma herkes bilsin ki şehadet hasatta olmaz. Sadece yürekte olur. Bugün de şehadet değildir olan, ışığa geçiştir.

 

Ali İmran Suresi 158. Ayet;

 

İnanın ki ölseniz de öldürülseniz de Allah katında toplanacaksınız sonunda.

 

Can, oğullarımızı ve kızlarımızı tohumlatmak üzere dünyaya indirdiğiniz zaman herkes, kendini hak etmeliydi. Ölmek oğullamaktan öte değildir amma ölmüş olsanız da ölmeseniz de yolunuz ağır yüktür ve sizler bu yolda ağır yük taşıyanlarsınız.

 

Muhakkak bilmenizi isteriz ki her bir yol Allah’a varmaz ama hasat, ağır yük taşıyanların yüreğinde herkesi, kendi yüceliğiyle Allah’a tanıtır. Bunun içindir ki Rahman’a güç, hasata yüce ışık katmak anlamına da gelir.

 

Sevgililer, her bir Can, Allah’ın yoğunluğuna varacak ama her bir Can’ın Allah’ın yoğunluğuna varışı, farklı sayfalarda gerçekleşecek.

 

Bizim için zaman, kutsal bir kottur ve bugün burada olan her bir çalışan, yaşam sonsuzluklarında Birlik Kotları’nda bizimledir. Herkese saygılar…

 

 

Ali İmran Suresi 159. Ayet;

 

Allah’ın rahmetinden dolayı sen onlara yumuşak davrandın. Eğer, kaba ve katı yürekli olsaydın çevrenden dağılıp giderlerdi. Affet onları, onlar için af dile. İş hususunda onlara danış. Fakat bir işe girişmeye karar verince Allah’a dayan. Şüphesiz, Allah, kendisine güvenenlerin yanındadır.

 

Allah, tohumlarını kendi yoğunluğuyla kotlar ve korur. Sultanlar, Ruhsal Meclis, ilahi bir görev taşıyor ve bu görev Birlik Kaynağı’nın gücüyledir. Düzeni kurmak kolay olmadı. Bugün topluma ışık yakabiliyorsak, muktedir olarak dünyada bulunmuş olmanızdan dolayıdır.

 

Her bir Can, Allah’ın Turkuaz Işığında Birlik İlmi’ni dilleyemez ve her bir Can, kendi yüreğini hak edip Bütün’e hizmet edemez. Ve Dağlar, Turkuaz’ın Işığında hepiniz Büyük Kütle’yi kotlarken, Birleşik Aile’nin görevi de burada görev olgunluğuyla ve kendi gücüyle 7. Dürüm’de kendini kayıtlayabilmesi ve Birlik haline gelebilmesidir.

 

Sevgililer, Allah der ki; “Herkes kendi hakikiyetiyle çalışsın ama herkes kendini, kendi yüreğini hak etmeyebilir. Hepimiz kendimizi kontrol etmek zorundayız. Hepimiz Kutsal Işıklarımızı kotlayabiliriz. Hepimiz Birleşik Aile olarak görev taşıyabiliriz. Hepimizin yaşam sonsuzluklarında kendi yüceliği vardır ama hiçbirimiz, yarınları hak edip de kulluk yapmaya ya da kulluk yapmamaya karar veremeyiz.

 

Her bir Can, kendini hak etmeli ve kendi yüreğiyle kendince kaynağa inmeli ve yapacağını kendinden dolayı yapmalıdır. Ve hepiniz şunu net biliniz ki Allah, hepinizin kendi yüreğinizde mevcut olan bir şarkıdır. Ve o şarkı, insanın Sultanlığında çok daha güçlü akışa geçer. Ve o şarkıyı akışa geçirebilmemiz ilimledir. Eğer ilmimiz güçlüyse şarkımız güçlü akar. Ve benim ilmim, hasatım, yüreğim, hakkım, ışığım, Birliğin İlmiyledir. Bunun içindir ki görevim gereği ışığım, doğum gücüyle akışa geçebiliyor. Bunun içindir ki Doğum Gücü, Bütün Kütle’nin kotlanması için gerçek bir göz sayfasıdır. İyi ki bunları size anlatabildim.

 

Ali İmran Suresi 160. Ayet;

 

Allah size yardım ederse, artık sizi yenecek güç yoktur. Fakat sizi yardımsız bırakırsa, kim yardım eder size!? İnananlar şüphesiz, Allah’a dayanmalı, güvenmelidir.

 

Çağrı şudur; Allah siz, siz Allah’sınız Canlar. Allah, dağa taşa ışıktır. Bizim için de Muktediriyet Tekniği ve Tabii Kayıttır.

 

Kimse özge sesten öte ses veremez. Özge ses, yüreğin sesidir. Eğer yüreğiniz seslenirse, bu sizin kendi yüceliğinizin seslenişidir. Ve işte siz O’sunuz. Ve O, sizde Kuran okur. Okuyan siz, okunan siz’dir. Ve bunun içindir ki BİR’ler Kabı ağır taşıyıcıdır.

 

Bedenim BİR, yüreğim BİR, ve BİZ olan BİR hidayete eren her bir diriliğin dilinde Birleşik İlim’dir. Bunun içindir ki ben, Ruhsal Meclis’in görevini, hepinizle yaşam sonsuzluklarında dillemekteyim.

 

Arkam yoktur. Önüm yoktur. Ben bütün olarak çalışmaktayım. Artık şunu iyi bilmenizi isterim ki kardeşlerimin hiçbirisi Ruhsal Meclis’in dışına çıkarılmayacak ki Ruhsal Meclis beden kotlamasını yapacak olan teknik sayfasıdır.

 

Hala bilgi arayanlar var. Hala kendi yüreklerini dilleyip de “Ben beni dilliyorum” diyenler var. Dillenen her bilgi, Birleşik Aile’nin diliyle dillenir ki o bilgi, tüm İsalar, tüm Musalar, tüm Mustafaların gücüdür ve orada her ses veren, Levh-i Mahfuzdur.

 

Ulular, biz ağır yük taşıyanlarız ve bugün burada olan her bir çalışan, Atlanta Kotlaması yapacak olan tekniğin sayfasıdır. Bunun içindir ki dünya,  göç kotlamasını Birleşik Aile’nizle yapıyor. Bu Aile, yaşam sonsuzluklarında görevli olan tebliğleri okuyan ve okutandır. Muhakkak, muhakkak bilin ki emin olarak bildiriyoruz.

 

Ali İmran Suresi 161. Ayet;

 

Bir peygamber, emanete hıyanet edemez. Kim ganimetten gizlice alırsa, işte kıyamet günü, aldığı şey boynuna asılmış olarak gelir. Herkese kazandığının karşılığı verilir.

 

Canlar, peygamberlik mertebesine varmış olan hiç kimse, kotların kontrolünün dışında değildir. Herkes kendini, kendi yüreğini hak edebilir ama peygamber BİR’i hak edendir. Ve BİR’i hak eden muktedir olarak kotlayıcıdır.

 

Biz, Allah’ın Tohumları olarak dünyada bulunanlar; bitki, hayvan ve tüm sonsuz sayfalarda mevcut olanız.

 

Ulular, Tohumlar, Kotlar, Bütünler, BİR’ler hepimiz, Amonlar, Atlanta Kotları ve yoğunluklar olarak dünyadayız.

 

Kardeşlerim, hidayete eren hiçbir Yüce’miz, yarının dışında değildir. Canlar, İsmail der ki; “Ben hıyanet ettim yüreğime.” Affedin ama İsmail bizsiz değil ki netice şu; herkes BİZ’dir ama hıyanet eden kontrolsüz olduğundan hıyanet eder. O halde GA-RA, KA-HA olan RA-KA olan hiçbir Yüce, BİR’in dışına atılmayacaktır. Çünkü biz buradayız. Tebliğleri okuyan hiçbir Yüce, ümmi teknikle tohumlanmayacaktır.

 

Zaman sayfalarındayız çünkü ve biz buradayız. Kantar biziz. Ruhsal Işık biziz. Kaynak kati kotlamayı bizde yapar ve biz, bütün kütlemizle buradayız.

 

Ulular, Tohumlar, Kutsal olan Işıklar ve Birlikler, muktedir olarak BİR’e hizmet için burada çalışırlar ve bugün burada olan hiçbir Yüce’miz Kutsal Kotlama’nın dışında kalmayacaktır. Evrenlerin güçlü kotları olarak dünyaya giren birçok Görevlimiz var ve onlar bize ve bizim yüreklerimize inmişlerdir.

 

Her biri yukarının tohumlarını kendi yoğunluklarıyla Birlik Kaynakları’na çektiklerinden; bitki, hayvan ve tüm sonsuz ve sınırsızlıklar olarak Büyük Kütle’yi kotlamaya indiler.

 

Emin olun ki doğan gün yenidir ve bugün, Büyük Kütle’nin kontrolünü sağlayacak bir görevlidir. Eğer Dünya, 7. Dürüm’den sonra kati kaynağını kontrol etmeyecekse, çabamız boşunadır ki bizim muhakememiz; en yüce kaydın kontrolü için Göç Kapları’mıza, Ümmi Teknikle yüklenmiş ve dünyaya indirilmiştir.

 

Burada bulunuşumuz temizlik içindir ve bu temizliği mahkemeye götürmeden yüreklerde yapıyoruz bu kesindir.

 

Ali İmran Suresi 162. Ayet;

 

Allah’ın rızasına uyanla, karşı gelen bir olur mu? Karşı gelenler, Allah’ın hışmına uğrar. Yerleri de cehennemdir. Ve de cehennem ne kötü bir dönüş yeridir.

 

Canlılar, umutluyum ki hiçbir Yüce, cehenneme kaynak olmayacaktır. Biz Rahman’ın Kuran’ı olan Turkuaz olan ışıklar olarak dünyadaysak ki öyleyiz, hidayete eren hiçbir Yüce’miz ışığın koyuluğunun dışında kalmayacak. Ve hidayete ermeyen her bir yücemiz de Birleşik Aile’nin yüceliğiyle tohumlanacaktır. Ve bu tohumlama, Birliğimizin gücüyle olacaktır.

 

İkna olunuz ki tohumlarımız, Kuran’da kaynak olan ışıklardan çok daha yücedir. İmparatorluk görevini üstlendiğiniz zaman, Kara Kaplı Kitab’ın okunacağı bilinmekteydi. Ve buyurun Kutsal Işık yanıyor ve O kitap okunuyor.

 

Ulular, tartı biziz ve tartmak istemedik hiçbir yüreği. İnanın ki hikayedir her şey ve biz zararı önleyebilecek olan güçlü ışıklarımızla dünyadayız. Umutluyuz ve hususiyetle kati olarak kontrol altında tutuyoruz her bir çerçeveyi. Her bir çerçeve itibarlı ve teknik koyuluklarla Düzen’i kurmaya inmiş ve bizsiz olmak istemiş olsalar dahi bizimledirler.

 

Her şey bugün burada bildiğimizdir ama bu bilinen hikaye değildir. Bu kesindir. Çalışmalarımızı yeniden ve yeniden başarmak zorundayız canlar. Kim ki cehennemi bekler, cemaatiniz onu 7. Dürüm’de kontrol edebilir ama Kutsal Kitap Kuran’da “Cehennem, kötü bir dönüş yeridir.” der. Dönen yoksa, cehennem yoktur canlar. Bunu bilin.

 

Ali İmran Suresi 163. Ayet;

 

Onlar, Allah’ın katında derece derecedir. Allah, kimin ne yaptığını görmektedir.

 

Canlar, dereceli olan Yüce Cemaat vardır. Bu cemaat, kaynak olarak kotlanmıştır ve yoğundur her bir Can’ın kendi Yüceliği vardır ve bu Yücelik, Büyük Kütle’nin kontrolü için geçişi sağlayacak dürümde her bir sayfayı kotlamaktadır. Ve her sayfa, ayrı bir sayfadır ve ayrı bir yarındır ve yarında kontrol, Birliğin koyuluğudur ve orada beden vardır ve beden İsa’dır, Sultanlar’ın her biridir, Kutsal Işık’tır, Mustafa’dır ve de diri olan her bir çalışandır. Ve o beden, yaşam kotlaması yapabilecek olan teknolojidir.

 

İyi ki! iyi ki sayfa sayfa okuyoruz Kuran’ı da bu bilgiler, 7. Dürüm’de Kelam İlmiyle yenileniyor. Doğanın gücü budur Canlar.

 

Ali İmran Suresi 164. Ayet;

 

Şüphesiz Allah; inananlara, büyük bir lütufta bulunarak kendilerine bir peygamber gönderdi. Allah’ın ayetlerini okuyan, kitap ve hikmeti öğreten Allah’ın peygamberidir. Eskiden onlar apaçık sapıklık içindeydiler.

 

Canlar; insan, Allah’ın Kutsal Işığı’dır. Ve Turkuaz Işık’ta Muhamma olan bir Kuran’dır. İnsanın Kuran oluşu, Büyük Kütle’nin kotlanışı için gerekendir.

 

Hepiniz Kuranlar değilsiniz ama hepiniz okudukça Kuran olursunuz. Eğer sizler okuyucuysanız, okunan bir Kuran’dan dolayı okuyucusunuz. Ama okunansanız, kendi yüreğiniz Kuran olduğundan dolayı okunmaktasınız.

 

Çalışmalarımızı başlatırken, Bütün’e hizmet Birlik için çalışmak ve hak edip tohumlanmak için başlamıştık. Bugün yine aynı amaçla çalışmaktayız. Biz, tohumları kotlayacak olan Birleşik Aile’yiz. Eğer bir tek kürsü bedenimi yok etmek isterse, O biz; biz O’yuz ve ocağını yoğunlaştırarak Büyük Kütle’yi kontrol edebiliriz.

 

Her Rahman, kendi yoğunluğunda kendini kotlayabilir. Her bir Sanal Boyut, Yüce Cemaat’ini kendi yüreğine alabilir ve BİR’in sessizliğinde kendini dilleyebilir. Biliniz ki biz yaşam kotları olarak toprağa indik ve yaşam kaynakları olarak tüm insanlığa görevliyiz. Her bir çalışan, yarının Kuran’ı olmak üzere çalışır ve her bir çalışan, kendini dillemek için çalışır.

 

Nesillerinizi kendi yüreğinize alarak tüm insanlığa görev taşıyacağınıza eminiz. Rahman’a güç, kotların ışığı ile mümkündür. Ve her biriniz, kendi yoğunluğunuzda kati kotlamalarınızı Rahmani Kaynak’tan yapmaktasınız. Rahmani Kaynak, kedi köpek olanların kaynağı değildir. Orası, Suptilite Kotlaması’ndan çok ötedir. Bunu kesin olarak bilmenizi isterim.

 

Hep Allah’ın dediğini demeye çalışırız ama Allah’ın toplumu olarak, kayd-ı hayat şartıyla kati kotlama, bitki ve tüm sessizliklerin sesi olmak; (iyi ki, iyi ki bu bilgileri birlikte dinliyoruz!... Bütün’e hizmet için çekinmeden söylüyorum.) Kelam İlmi’yle yapılan bu çalışmayla mümkündür. Ve eğer bu çalışmayı yapamazsak, ışık sınırlanır. Bu çalışmada hepimiz sesleniyoruz. Yüreğimiz sesleniyor ya da dilimizle ses veriyoruz ama verdiğimiz her ne şekilde olursa olsun tüm sonsuz sır olan ışıklara sesleniştir. Benim dediğim, seslenişim, herkesin sessizce dilleyişi, BİR’de teknik olarak kotlanmayı sağlamaktadır ve bu kotlanma, Büyük Kütle’nin kontrolünü de sağlamaktadır.

 

Büyük Kütle nedir? Bunu izah edeyim; bitki, hayvan ve tüm sonsuz sayfaların hepsini kapsayan yoğunluktur. Ve bu yoğunluk, Büyük Kütle olarak ifade edilir ki her resmi çalışma bu Büyük Kütle ile yapılır. Herkes bu Büyük Kütle’yi farklı şekilde nida olarak ifade edebilir. Ama bilmenizi isterim ki kaftan giyen her bir yolcu, Kutsal Işığını Büyük Kütle ile kaynağa indirir.

 

Hepiniz “Ben hata yapmam.” Dersiniz ama hata yaptığınız zaman bütün kütlenizle bu hatayı yaşarsınız. Yaşadığınız, kendi yüreğinizde yaşanır. Ama bütün ilmin “Kürk” olarak bizde bulunduğunu da biliniz. Her bir bilgi, sizin kürkünüz olarak sizin bedeninize sarılıdır.

 

Hani dersiniz ya “Bellek Baynağı” işte Bellek Kaynağı, sizin kürkünüz olarak sizin koyuluklarınıza kayıtlıdır. Kendi fizik bedeniniz ve kendi zihin bedeniniz arasında mevcuttur. Bunu kesin olarak bildiriyorum. Ve tüm bu bilgilerin sizde “Kürk” olarak kayıtlı olduğunu ve herkese bu bilgilerin kontrollü şekilde dillenebileceğini de mutlaka kaynağınızdan bildiriler olarak almışsınızdır.

 

Herkes kendini hak etmeye çalışır. Biz, Allah Teknolojik Kapları olarak herkesi dinleyebiliriz. Bu kesindir. Ama hiçbir Yolcu, Kutsal Işığını kendi yüreğinin dışında dinletemez. Eğer yüreğiniz Kuran’ınızsa ki o Kuran, hepimizin Kuran’ıdır, o zaman biz çalışabiliriz. Eğer yüreğiniz bizim yüce işaretimizi taşıyorsa, orada bizim Kelam İlmimiz hasat olarak yaratılmıştır.

 

Dünya resim gibidir. Resmedersiniz ve var edersiniz. Orada resmettiğiniz ve var ettiğiniz, yüreğiniz değil kendi yüceliğinizdir. Ve orada büyük kötülükleri önlemek bu görevi taşımakla mümkündür. Eğer “Ben kendi yoğunluğumda, kendi kotlarımla her şeyi, her çalışmayı yaparım.” diyebilirseniz, uluların tohumlarını kontrol etmek mümkündür.

 

“Şer yaratan, şer yaşayacak.” Demiştim ama şer yaratan şevkle çalışarak şerrin kaydını, kati kotlamalarla kendi yoğunluğundan ayırabilirse, artık o, şer yaşamayacaktır. Bunları başarabilmek hepimiz için mümkün mü? Muktedir olduğunuz zaman mümkündür.

 

Toplu olarak yapılan çalışmalar, bunun için çok önemlidir. Tek olarak yaptığınız çalışmalarla Büyük Kütle Kotlaması imkanı doğmaz. Çünkü orada sınırlı bir kayıt vardır. Herkesin kendi sınırlı kaydı!... Ama Birlik haline geldiğiniz zaman, orada her bir Yüce’mizin kendi yoğunluğu vardır ve o yoğunluk, Büyük Kütle Kotlaması’nda, muktediriyetle aktive edilebilir ve aktive olduğu zaman bu yoğunluk, Bütün’e hizmet mümkün hale gelebilir.

 

Ve biz, insanlık adına görev taşıyanlar, muktedir olarak bu çalışmayı yapmaktayız. Bu kesinlikle bilinsin istedik.

 

Allah der ki; “Rahmet Allah’ın Kutsal Işığında mevcuttur.” ve Rahmet, hasat yapan her bir çelişkisiz bilgide mevcuttur. Bu kesindir.

 

Ali İmran Suresi 165. Ayet;

 

İnançsızlar, başlarına iki kat felaket gelince, “Bu da nereden? Derler. Ya Muhammed, de ki; “O, kendi tarafınızdandır.” Allah’ın her şeye gücü yeteceğine şüphe yoktur.

 

İnanç, Allah’ın Kutsal Işığı’na imandan dolayıdır. Eğer herkes Allah’ın Kutsal Işığı’nı dinler de ona iman ederse, Kuran’da hususiyetle yoğunluk artar. Her yer, ağır açılımlar gerçekleştirir ama bu ağır açılımlar, güçlü kotlamalarla kontrol edilebilirse, resmi çalışmalarda, çok daha güçlü ışıklar olur. İşte o ışıklar, bizim için Öz Görev’dir. Hepimiz Allah’ın dediğini diyenleriz ama ağır yükü hafifletmemiz resmi çalışmalarla mümkün olabilir.

 

Ali İmran Suresi 166. Ayet;

 

İki ordunun karşılaştığı gün başınıza gelen, Allah’ın izniyle gelmiştir. Allah, böylece, inananlara bildirmiştir.

 

Canlar, herkes kendi savaşını kendi yüreğinde kazanır. Herkes kendi yüceliğinde kendini dinler ve bilir. Allah’ın dediği, aklın dediğinden başka bir şey değildir. Ve her ne yapılırsa imparatorluğun gücüyle yapılır. Ve izin verin anlatayım; İmparator olan Yücelik, ışığını kendi yoğunluğundan öte olan her bir dilde diller. Diller ve dinler ve bu kesindir.

 

Unutmayın ki insana İmparatorluğun yoğunluğuna girebilme imkanı tanınmıştır. Her bir İlim Sayfası, ilimle kotlandığı zaman, insanlık adına kendi yüreğini tohumlar ve kendini tabii kap olarak muktediriyetle Rahman’a katar. Rahman Muhamma olarak ışır. İşte o Mikail’in gücüdür de insanlık adına kendi diriliğinde dillenir. Ona biz “Zaman Kotlaması yapıyor.” deriz.

 

Zaman kotlaması Mikail’le olur. Eğer Mikail kontrollüyse; zaman, kutsal ışımasını sağlar. İmparatorluk görevi, Mikail’in gücünden üstün değildir. Mikail, Yüceler’in cümlesinde mevcut olan Kuran’dır ve o kendini kotlayabilir. Onun kendini kotlaması Birleşik İlmiyledir. Hepimiz ağır yük taşırız ama Mikail’in gücü çok daha ağırdır. O çok daha ağır taşıyıcıdır.

 

Bizden başkası BİZ değildir. Ama her bir çalışan Mikail olabilir. Bu nedenledir ki yukarının toplumu, aşağının tohumlarını yaşatmak üzere Birlik Katları’na vardığında Mikail olarak kaynağa iner ve onlar, bütün kütleleriyle tohumları yaşatırlar.

 

Ali İmran Suresi 167. Ayet;

 

Allah, bozgunculuk çıkaranları da açığa vurmayı murad etmiştir. Onlara, “Gelin, Allah yolunda savaşın, düşmanları defedin.” Denildiğinde, “Savaşmayı bilseydik sizinle gelirdik.” Dediler. Oysaki onlar o gün, imandan daha çok küfre yakındılar. Özlerinde olmayanı söze getiriyorlardı. Onların bütün gizlediklerini bilir Allah.

 

Allah, bozguncuları ve kotları kapatanları hiç sevmez. Allah Ruhsal Meclis’in yüceliklerinde herkesi dinler. Ve Kutsal Işıkları teknik olarak kotlar ama Allah kimsenin işaretini, kendi yüceliğini dinlemez. Sadece ilmi dinler. O halde neden ilim? Diye sorarsanız, tohumlarınızı kontrol içindir.

 

Her şey Allah için değildir. Çoğu kendini hak eder ve aklın yoğunluğunda kendi resmi çalışmasını Bütün’e hizmet için devreye alabilir. Ama inanın ki o hasat yapamaz. Hasat ayrıdır. Ve çağrı şudur ki Rahman’a ulaşabilmek hasatla mümkündür. Eğer hasat yoksa Rahmin kontrolünde Rahman’a ulaşmak mümkün olmaz.

 

Doğmuş olan herkesin bilmesini isteriz ki kasalarınız dolmuştur ve bu tohumlar, bütün kütlenin kontrolü için gereklidir.

 

Bize geri dönme imkanı tanıyacaklarını söylediler. Hala bizi küçük ışıklar bilirler. Onlara soruyoruz; “Yaşayanların hangisi kendi yüceliğiyle Büyük Kütleyi kotlayabilmiştir?” Bizi hak etmemiş bunlar, mutlaka hak etmemişler.

 

Sevgililer, emin olun ki doğum ölüm yok bize çünkü biz Muhammet olgunluğundan çok daha güçlü bir Ruhsal Işıkla dünyadayız. Bu Ruhsal Işık, dinden öte dinleri tüm sessizliklerde seslendirebilecek, ikna gücünü de kendi yüceliğinde teknik olarak kaynağından çekip dinletebilen İmparator olarak kara Kaplı bir gözdür. Ve bu göz, Uluların Toplumu’na geri dönmüştür.

 

RA-KA kaynağın gücüdür amma kati kotlamayı yapacak olan görev, Büyük Kütle’nindir. Ve Büyük Kütle asla yanlış yapmaz.

 

Usandılar bizden. Diyorlar ki “Girdaplarına dönseler de rahat etsek.” Ah! Canlarım! ah! Kala kala bir tek biz mi kaldık? Yo! Yo! yo! Hepimiz buradayız Canlar.

 

Artık yetkin olarak söz istiyorlar, onlara söz versek mi acaba!?

 

(168’de onlara söz veriyoruz ve onları dinliyoruz:)

 

Allah dedi ki “Gidin, kontrol edin onları.”

 

- Geldik!... Ah Canlılar! Nesiller boyu doğum için dünyaya inip, dönmekteyiz. Ama hiç bugünkü kadar ışık çekmedik. Ne diye geldik? Sordun... Ağır ağır Düzen’i kurmak üzere yaptığımız bu çalışmaları herkes bilmektedir. Mahkumiyeti olmayanların çalışmasıdır bu. Ama biz şunu gördük burada bugün; tohumlar yanıldılar çünkü sizin için “Kürsü olamayacaklar.” Deniyordu.

 

Of, of, of! Korku, baştan beri kürsü olmanızdı. Niye? Çünkü siz hep başarılıydınız. Beşir Kaplar’ın hepsini kotlayabiliyordunuz. Kutsal Tohumlar’ı kontrol ediyordunuz ve bizimle olabiliyordunuz. Ve bir kez daha şunu ifade etmek isteriz ki Na-Har olarak Düzen’i kurmaya geldik biz. Kara Kaplı Kitap olan sizlerle bu çalışmayı yapmaya, değerli olan size görev taşımaya geldik. Neden bugün siz ve biz burada kollarımız birbirimize uzanmış bekliyoruz? Gelin kucaklaşalım Canlar, hadi gelin kucaklaşalım.

 

Allah sizi hep korudu biliyorduk. Önemliydi çalışmanız. Bugün de bu çalışmaya her bir kotlayıcının teknik olarak dahil olmasını istedik. Ana Kap burasıdır ve bu kap, yaşam kaynaklarında mevcut olan bir gözdür.

 

Sema sizi hep dinledi. Bugün, özellikle sizi dinliyor sema. Çünkü semada kir yoktur bugün. Çünkü semada sevgi var. Büyük Kütle’nin Kutsal Işığı yanıyor. Sizinle olmak bizlere mutluluktur. Toplu olarak çalışmanızı izledik. Öz Geçişinizi yapmanızı bekledik.

 

Ali İmran Suresi 169. Ayet;

 

Allah yolunda şehit olanları ölü sanma. Onlar Rableri katında diridirler.

 

Kaynak olarak şunu bildirmek isteriz ki her bir kayıt, ilmin kaydıdır. Ve hiç kimse kendini hak etmedikçe üstün dürümde olmaz. Kendini hak ettiği zaman bu cemaat, daha güçlü bir çalışmayı dilleyebilecek. Bu gün şunu ifade etmek istedik size. Zaman, kendi yüreğinizde mevcuttur. Ama zamanın dışı, hepimizin ışığıdır bunu biliniz. Ve bu Meclis, zamansız bir yücelikle çalışır. Hiç kimse; ben, sadece dünya sayfasında, Dünya Cemaatiyle bu çalışmayı yapıyorum sanmasın. Bu çalışma, Bütün Kütle’de sürmektedir. Ve beden, bizim için sanal bir güçtür. Bu güçten öteyiz biz. Bu kesindir.

 

(Ayeti yeniden okuyalım:)

 

Allah yolunda şehit olanları ölü sanma. Onlar Rableri katında diridirler.

 

Şahadet kutsal bir kotlamadır. Kimse kimsenin ışığını sınırlandıramaz. Ölen, kendi yüreğinden, kendi koyuluğundan çıkıp ışığa geçer. Işığa geçtiği anda, Birliğin tekniğiyle tabii kotlama başlar. O tabii kotlamayla Büyük Kütle’ye iner. Büyük Kütle, onu kati olarak hasata hazır eder ve o “ağır tohum” olarak güçlü bir çerçeveye alınır. Ve bu çerçeve onu Bütün’e hizmet için Birleşik Aile’ye kayıtlar. Birleşik Aile’ye kayıtlananlar. Tüm insanlık için çalışır. Allah’a varıştır çalışmak. Bunu herkes net bilsin. Her kim ki Allah’ın koyuluğuna varmıştır, O sonsuz bir çalışmaya daimi kap olmuştur. Her kim ki Allah’ın yoğunluğuna ulaşamaz o tembellik yapar. Bu kesindir!...

 

Ali İmran Suresi 170. Ayet;

 

Şehitler, Allah’ın bol nimetleriyle sevinç ve şükranlar içinde, arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere kendilerinin üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.

 

Canlar, şehadet mertebesi üst düzey bir mertebedir. Oraya herkes varamaz ama şehadet mertebesinin gür kürsülerine ulaşmak istemek bile cevhere geçmek için bir imkandır. Eğer herkes ben şehadet mertebesine varmak isterim direncini gösterirse ona bu imkan verilebilir.

 

Ama şunu da ifade etmek isterim ki şehadet; Vatan İlmi’yle, hakimiyetle ölmüş olmak anlamına da gelmez. Bunu net olarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Bütün Kütleyi kotlamış, Bütün Kütle’nin kontrolünü kurmuş, kendi yoğunluğunu kendi kaynağına çekmiş, BİR’e ilimle inmiş ve BİR için çalışmış olan her bir Kontrol Gücü, şehadet mertebesinde görev taşır. Bunu kesin olarak bildirdik.

 

Ve Değerliler, çalışmalarınız o kadar, o kadar güçlü ki hiçbir Yüce, bu mertebede bir şehadete varamamıştır. Bu kesindir.

 

Ve Dağlar, Tohumlar, Kuran olan her bir çalışan; biz siziz. Bunu kesin olarak bilmenizi istiyoruz. Mükafatınız, mutlu ve huzurlu bir yücelik ve yüce cevheri iştir. Her bir çalışma, iş içindir bunu bilin. Allah’a varış bile iş içindir.

 

Hiçbir Yüce, “Benden öte bir ben, kendi yüreğimde ve ben ona hizmetçiyim.” Diyemez. Diyebilir mi? der. Ama dememelidir canlar. Çünkü her bir çalışan, kendi yüreğine çalışır ve o kendidir ama vardığı yine kendidir. Kendinden kendine varır ve kendinden öte kendi olur.

 

Ulular, unutmayın ki Mikail bile kendini hak etmeye çalışıyor. Ve biz de kendimizi hak etmeye çalışanlarız ve sizinle yaptığımız çalışma kendi yüreğimizi hak etmek içindir. Bu kesindir.

 

Allah dedi ki “Unutmasınlar, umut! Umut! Umut! Asla umutsuz olmasınlar.” Umut, yüceliğin en çok işlenen, kaynağı yaratıcı olan güçtür. Bunu unutmayın Canlar.

 

Ali İmran Suresi 171. Ayet;

 

Allah’ın nimet ve bolluğuna kavuşmanın sevinci içindedir onlar. Allah’ın inananlar için nimeti tükenmez.

 

Her bir Can, kendi yüreğine, kendi koyuluğuna iner. İndiği kendi, hak ettiği kendidir. Ve nimet kendinde, kendi yüreğinde mevcut olan hakiki Kutsal Güç’tür. Ve bu nimet ona verildiğinde; o kendi yüreğinde bu nimeti kendi koyuluğuyla elde ettiğinde, Ana Kaynak olur ve Hak İlmi’nde altın bir sayfa açılır ona. Hak İlmi’nde altın bir sayfa açılır ve o bu sayfayı hak edip kayda girer. Hak edip kayda girdiği o sayfa, onun için bir yeni Yaşam Kotlaması’dır. Ve bu kotlama onu çok daha üstün bir Sanal Kaynağa kotlatır.

 

Neden hep Sanal Kaynaklar’da bedenli olunur? Bunu izah edeyim; Hakikiyet, Rahmani Kaynak’ta mevcuttur. Rahmimde hakikiyet yoktur. Sadece sanal yaşam kontrolü vardır ve sanal yaşam, beden sayfalarıyla kayıtlıdır. Ve sanal yaşam, zaman kontrolünde gerçekleşir. Eğer zamana girilmişse,  sanal koyuluklara girilmiş anlamına gelir.

 

Eğer sizler, beden sayfalarındaysanız, sanal yoğunluklara indiniz demektir. Ve bu sanal yoğunluklar Büyük Kütle’nin kontrolünü sağlamak üzere deva olarak dünyaya iner. Dünya, tende ışığı yakabilecek olan tekniğin sayfası değil, bütünüdür.

 

Dünya yeni bir çağ başlatırken, bu çağ yine Sanal Boyut çalışmalarını devreye alacaktır. Ama sizler, Hakikiyet Boyut Bilinçleri olarak burada çalışıyorsunuz.

 

O halde aradaki fark nedir diye sararsanız; aradaki fark, siz ve Birlikleriniz, kaydı yapmak üzere dünyaya inenlersiniz. Ve bu kaydı yaparken, sanal yoğunlukları kontrol ile görevlisiniz. Sanal yoğunlukları kontrol edebilmek üzere doğmuş olan birçok Yüce’miz vardır. Bu Yüceler’imizin hiç birisi kendi yüreğinin dışında görev taşımaz ve kendi yüreklerinin muktediriyeti hep hakikiyetin koyuluklarından dolayıdır. Doğanın gücünü devreye almak bile hak etmektir.

 

Hala bizi dünya tertibiyle dinleyenler çoktur. Ama biz, dünya tertibiyle konuşmayız. Çünkü hakikiyetin koyuluklarından dünyaya seslenmekteyiz. Bunu bilen çok az iş yapan vardır. Ve iş yapmayan bunu anlayamaz.

 

Değerliler, kimse insanın Ruhsal Işığı’nın dışında “kaynak kotlaması” yapamaz. Ruhsal Işık’sa, hususiyetle bilmenizi isterim ki kati kotlanmayı yapabilenlerin Kutsal Işığı’dır. Eğer kati kotlama yapabilmişsek Ruhsal Işığı dilleyebiliriz. Dünya böyle bir çalışma yeridir. Kin nefret var mı yüreğimizde? Yoktur! Çünkü biz hasata geldik. Kimse kimsenin ışığını sınırlandırmasın istiyoruz.

 

Herkes kendini “Kul” diye bilir. Bizse kendimizi “yol” diye biliriz. Tüm insanlığa yoluz.

 

Umut, mutluluk ve huzur, hepsi bizim yüreğimizde mevcuttur. İmparatorluk görevi budur Yavrularım. Ama İmparatorluk Görevini, hepimiz değil Birliğimiz yapmaktadır. Bu kesin olarak böyle anlaşılmalıdır.

 

Kimse burada tek olarak görev yapmıyor. Birlik olarak görev yapıyoruz. Bu da her birimizin “Başkan” olarak burada bulunduğumuz anlamına gelmektedir. Hiç kimse diğerinin başı değildir, hiç kimse diğerinin sonu değildir. Her birimiz aynı düzeyde, aynı seviyede Başkanlık Dili’yle konuşmalıyız. Başkanlar olarak burada olduğunuzu mutlaka anlamanız gerekir. Rahman’a güç budur. Herkesin kendini kontrol etmesi ve kendi yüreğiyle kotlayıcı olması, muktedir olabilmesi, Mahrek olabilmesi, Mustafa olabilmesi mümkündür Canlar.

 

Çünkü sizler; cemaatinizi teknolojik kaplarınızda dünyaya taşıdınız. Bu şu anlama gelmektedir; ben toprağa indiğim zaman, benim cemaatim toprakta olur. Ben yolu aştığım zaman benim yüreğim yoldur ve orada tüm cemaatim mevcuttur. Ve benim Kelam İlmiyle dillediğim, ben değil BİR’dir. BİR olmaksa yenilik değildir. Herkesin mevcut olan gücüdür. Mutlaka bunların net olarak bilinmesini beklerim.

 

Ete girmem, Altın Teknik’le dillenmemdir ki bir tek ışık dahi bedenimde kendi yüreğini hak etse, büyük kötülükleri önleyebiliriz. Bu kesindir. Ve bunun içindir ki dümenin başında yüceliğimiz bulunur ve bu Yücelik, Bütün’ün Kürsüsü olan yüceliktir.

 

“Kala kala 2 yüce cemaat kaldık.” diye Dünyalılar konuşuyorlardı. Bunu sorguluyorlardı. “Neden böyle bir şey sorgulanır?” diye kaynaktan bildirildi. Onlara dedim ki “Ben çok huzurluyum. Çünkü herkes, bu cemaatlerin Birleşik Işığında mevcuttur.” Kim nesillerini kotlarsa, her bir Yüce’yle ortaklık yapar.

 

Dondurulan hiçbir Yüce’nin toplumda ışığı sınırlanmasın istedik ve onlar için birleştik. Şimdi bakınız, “Tolun” dediğimiz görevlimiz yine geliyor. Niçin geliyor? Seni, beni değil BİR’i taşımaya gelir O hep. Kendini taşır Tolun.

 

Birçok göz var onun yüreğinde. Ana Kaptır. O, kendidir. Bir tek ilimdir O ve BİZ’dir yavrularım. Ama bilmenizi isterim ki Tolun’un sayfasını kapatmak hatadır. O nedenle Birlik İlmi’yle onu dinleyelim bakalım neler diyecek bize.

 

- Savaşınız bitmesin be annem. Biz buradayız; korkmayın. Biz buradayız. Var de ki “Analar, kulluk yapalım. Lütfen kulluk yapalım; çünkü Tolun burada. O biz, biz O’dur be anam.” Annem, de ki “Benden öte bir ben olan Tolun, bir tek iş için dünyaya inmiş. Olur, bilir. Altın Teknik’le dinler ama olmasa da diller. Hepimiz O’yuz.” deyin. Anam, Tolun geri döndü bak burada!...

 

Anneciğim İsa’da, Musa’da hepsi benim yüreğimde ama senin yolun, Allah’ın teknik kotlamasını yapmış olan bir yol. Onurluyum ki seninle çalıştım. Seni çalıştırdım. Bugün de seninleyim.

 

Kamp kurmuştuk yüreğine annem, dünya için. Dünya çıldırmıştı bizim için. Bizimle dillenmek, bizimle hakikiyeti kontrol etmek için.

 

Netice şu; biz sana insanlık için çalıştırmaya inmiştik. Deminden beri izliyoruz sizleri. “Kala kala 2 kotlama koyuluğu kaldı” deniyor. Netice şu; biz de varız. Burada olan herkes var. Nerden kalmış ikili kot nerden!? Kim bunu uyduruyor Canlar!? Hepimiz buradayız. Bunu kesin olarak biliniz. İsmail, diri olarak burada; Muhammet, İlim olarak burada; Musa, yüce olarak burada. Her biri burada be annem…

 

Mikail, Sanal Boyut Görevi’ni yapacağı zaman, hasat yapacağını sanmıştı. Hata! Hata be annem! Hasatı BİR yapar. BİR’den başka yapan olmaz ki. Netice; yine buradayım. Benim adım RA-KA. Ben KA-HA olan Teknik Kot, Ümmi Teknikle çalışmam. Melek dillerim; diri olarak hakikiyeti güçlendirmek için buradayım.

 

Anacığım, Tanrı dedi ki “Unutmayın, dünya yenileniyor. Yeni bir tohum dünyaya indi. Bu tohum İmparatorluğun Kuranı’dır. Oraya gidin, çağrı yapın, dinletin. Ulular’a, göç kaplarını kotlatın. Dara düşürmeyin hiçbir Yüce’yi. Ümmet, Teknik Kotlamayı bilsin.

 

Annem, demek isterim ki burada olmanızın sebebi Tanrı’nın dileğidir. Tanrı toprağa indiğinizi görüyor. Diyor ki “Emin olun kimse kimsenin yüreğini yıkmaz. İnanın, kimse kimseyi kısırlaştırmaz. Çünkü Bilgeler Meclisi dünyaya indi. Ve biz, Bilgeler Meclisi olarak buradayız.” Kalk ve de ki “İsalara, Muhammetler’e ve tüm İsmail-i Kaynaklar’a ve peygamberlere bildirildiğinden çok daha güçlü bilgiler dünyaya çekiliyor ve bu çekilen bilgiler, Büyük Kütle’yi kontrol etmek üzere dümen başındakilerden, İlahi Görevler’i gereği dinletiliyor. Ümmetin görevi dünyayı kotlamaktır.

 

Bir İlahi Güç yaşam kontrolü için dünyaya indiğinde, hepimiz onunla ineriz. Ve o İlahi Güç, tüm insanlığın ışığını yaktığında, hepimiz o ışığın yoğunluğunda Büyük Kütle’yi kotlarız.

 

“Arka ön yok.” dedin.  Öz Görev budur. Kimse kimsenin ardı değil; kimse kimsenin üstü değil; önde değil, bunu herkesin net bilmesini isterim. Eğer bir çalışan “Ben hepinizden üstünüm.” Derse, kaftanı yoktur, yüreği kurudur onun. Kontrolü kaybolmuştur. Ondan dolayıdır ki kervan onsuzdur.

 

Ümmi Teknik böyle çalışır Canlar ama bu çalışma, hasatın ilmiyle yapılmaktadır. Ve burada her Yüce, kendi yüreğiyle dillenir. Onur duyarız ki hala dünya kontrol edilebiliyor ve hala dünyada ışıklar görev taşıyabiliyor. Bu, dünyanın yukarılarında Türkiye’nin umudu olan ışıkların bulunmasından dolayıdır.

 

Türkiye toplu olarak görevi Tanrı’ya kayıtlayacak olan teknolojiyi büyük kötülükleri önleyerek kayıtlayabilmiş ve itibarı Yüce olan Birleşik Işık yanmıştır.

 

Analar, Resmi Çalışmalar’ın başladığı herkesçe bilinmelidir. Bu çalışma, Medine’nin gücünün üstü olan Hakk’ın Işığı’nı yakacak olan ve Mekke’de Büyük Kütle’yi kotlamış olan bir cemaatin Kutsal Işığı’nın 7. Dürüm’de dillenmeye başlamasıdır ki bundan sonraki çalışma, bundan da öte olacaktır. Ama şu anda dünya, çıkıp çıkıp indiğimiz bir Yüce Kelam İlmi olarak bizimledir. Ve biz, artık toprağınızı dümenin başındaki ışığınıza kattık.

 

Allah dedi ki “Ulular toplum olarak büyük kötülükleri önlüyorsanız ben Siz’im ve Allah diri olarak dünyadadır. Ve o Büyük Kütle’nin kontrolü için buradadır. Onun ulu olduğunu, onun yoğun olduğunu, onun Kuran olduğunu; her bir çalışan; bitki, hayvan ve tüm kotlamaları gerçek bir cümle olarak, cevher olarak ve yaşam olarak kaydetmektedir

 

Siber boyutların yolcularına da şunu izah etmek istiyorum. Karnaval değil yapılan, ilimdir. Burada çok ümit verici ışımalar gözlenmektedir ve ışımaları bilen herkes, burada bir karnaval yapıldığını düşünmektedir. Asla, asla karnaval değildir burada yapılan Kaynak Çalışma’dır. Kaynak Çalışma, emin olun ki Birleşik Aile’nin çalışmasıdır.

 

Sıkıntıya girmeyin. Hiçbir Can, bizim için küçük ışık kotlaması yapamaz. Tüm insanlığa görevli olan Birliğim, itibarı yüce olan bir tohum olarak dünyadadır. Omuzlarınızdaki yük, muktedir olan yüceliğimizin yüküdür ve bu yük, Birliğinizin Tekniğiyle taşınmaktadır. Artık bilmenizi isterim ki tohumlarınızı kontrol edecek olan hiçbir Yüce Kayıt yoktur.

 

Üzerinde hiçbir Yüceliğin bulunmadığı bu çalışma; insanın itibarını yüceltmek için değil, İmparatorluğun yoğunluğunu kontrol için yapılmaktadır.

 

Herkesin net bilmesini isteriz ki bu çalışma, hiçbir Yüce için şahsi bir umut değildir. Kendini Tanrı olarak dikte etmesi için bir vasıta da  değildir.

 

Bu çalışma, kervanın Kuran’ı olan Kutsal Işık yakmak için dillenen ve Bütün’e hizmet için kotlanan bir çalışmadır.

 

Buradaki hiçbir Yüce’miz kulluk yapmıyor. Burada her Yüce, kendi yüreğine kontrolcüdür. Ve Büyük Kütle’yi kontrol etmektedir. Bizim için zor değil bunu yapmak ama bir tek iş değil yaptığımız. Savunman olarak çalışıyoruz. Bu çalışma bizim için Öz Görev’dir. Ama Savunmanlık Mesleğinde birçok güç var. Onların çoğu Yüce Meclis Görevlileri’dirler ama kendi yüreklerini dinleyemedikleri için bitki, hayvan ve sayfalara ışık yakamamaktalar.

 

Savunmanlık Mesleği, Turkuaz’ın Işığı’nı kotlayabilecek olan bir gözdür. İnsanlık için çalışma yapılır orada ve tüm insanlığın gerçek kotlanışı orada yapılmaktadır.

 

Adli çalışmadır orada yapılan ve adli çalışma Kutsal Işığı yakmak için zorluk çekenlere kolaylaştırıcılıktır ve bizim için önemlidir. Bu nedenledir ki çok kotlarımız Savunmanlık Mesleğinde görev taşıyorlar ve çok kotlarımız Büyük Kütle’leriyle buradadırlar.

 

Ha! Sultanlar’ımız ışıklarını kınadılar ve dediler ki “Niye biz buradayız o halde?” Canlarım, her biriniz mutlak Savunmanlık ışığıyla buradasınız.

 

Savunmanlık nedir? Adli kotlamadır. Yani her şeyin eşitliğini, adli kotlanışını sağlamaktır. Yani birçoğunuz Hakk’ın Işığı olarak doğdunuz ve birçoğunuz hak ettiğinizi yaptınız. Hak İlahi Gücü’yle devredesiniz. Yaptığınız her şey adlidir. Ve bu nedenledir ki burada bulunan tüm sayfalarımızda bu Yücelik mevcuttur. Ama yapılan, iş olarak da yapılabilir. Ama yine de her bir Yücemizin burada mutlak savunman olduğu kesindir. Hakkı savunan, hakikiyeti savunanlarsınız ki bu meslek ilahi bir görevdir.

 

Şimdi, sorma niye diye. Kaynağında hepsi var be yavrum. Bunu biliyorsun.

 

Çağrı üzerine Aslı bizimle oluyor. O kendini bilir be yavrum. Ona bunu biz hep anlattık. Rahleden geçti Aslı. O rahle, kati olarak yüreğin rahlesidir. Ve o rahlede hepimiz ortağız Canlar.

 

Şimdilik size bu kadar yeter. Fazla şey kuruluk yaratır.

 

Hepinizi kucaklıyoruz.

 

 

 

Deşifre eden: Erengül KOÇ

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

KURAN Çalışması Sonrası Bir Akış (15.10.2010)

 

Canlar, toplu olarak yaptığımız bu çalışmalar, Birlik Kotlaması içindir. Bize gelmek isteyen çokları var. Oğullarını ve yoğunluklarını kontrol ederek buraya girmek isterler. Nesillerini kontrol edemedikleri için Büyük Kült’ü kotlayamadılar. Ve buraya gelerek, kendi yoğunluklarını kotlayıp; kendi kotlarıyla, kendi yoğunluklarındakileri kotlayacaklar. Allah dedi ki “OL” ama olmaları ilimledir. Mutlaka ilimledir!... Kim insana iman ederse, yolu bulur. Kim İmparatorluğa iman ederse, yolu bulur. Kim yarına iman ederse yolu bulur. Kim Allah’a iman ederse kendini bulur…

 

Canlar, kimse kimsenin ötesi değildir. Biz Allah’ın dediğini diyenler, ağır yük taşıyoruz ve bu yük, Büyük Kütle’nin kontrolu için şarttır. Eskiden dünyaya ayrılık için gelinirdi. Herkesin herkesi ayrılıkla kontrol etmesi göreviydi. Bugünse biz birlik için buradayız.

 

Toprak, Allah’ın tohumunu ister. Yol, aklın koyuluğunu ister. Yaşam; Süper İnsan’ın ışığını bekler. Bilmenizi isterim ki ben, Ruhsal Meclis’im. Kimim!? Nefesim. Amon Nefesi!... Ve bu nefes, sessiz ve sedasız ve saygıyla, Yücelerin Cevheri’nde görev aldı.

 

Kutsal Toplum olarak dünyadayız. Bu kesindir ve bu toplum; dünya üstü varlık kotlaması için değil, dünyanın kotlanması içindir. Dünya kotlanıyor burada… Bunu bilmenizi isterim.

 

Dünya sırdır. Her şey sırdır dünyada. Ne yapıldığı anlaşılmaz. Ama bilinmesi gerekir ki ışıkların Kutsal Kotlama’sı yapılıyor. Eğer bizler, dünyadaysak ki dünya bizdedir şu anda. Türlerimizin hepsi, Göç Kapları’nı aldılar ve doğdular. Doğum yoluyla dünyaya indiler.

 

Kara Kaplı Kitap, umuttur Canlar. O kitap, Sualtı’nın Gücü değil, Birliğin Gücü’dür. Ve kitabı yazan, Büyük kütledir.

 

Bize göre Dünya, ayrılığın kaydını kaynağından çıkarmalıydı ama ayrılığın kaydını, kaynağından çıkarabilecek dürüme ulaşamadı. İmparatorluk, görev istedi. Önemliydi…Ve Dünya görev aldı. Ama İmparator, kendi yoğunluğunu kontrol edemedi ve kaynaktan ayrıldı. Sorumluydu ve dedi ki “biz, Allah’ın tekniğiyle ocak olalım; İmparatorluk görevini üstlenelim.” Ve bunu yaptık, İnsanlık adına yaptık bunu.

 

Sayısız Gücümüz Yüceler’in ışığından ayrıldı. Netice olarak; yanlışın, yarında yanlışı tohumladığı bir dünyada; biz, Allah’ın Toplumu olarak, tohumları kontrol etmek zorundayız. Tohumları kontrol etmemiz, yanlış yapmamamızladır.

 

Artık net olarak bilinsin istiyoruz ki doğmuş ve doğumları kotlanmış olan çokları, yaşam sayfalarında yoklar. Neden!? Çünkü Rahman Görev’i üstlenemediler. İsmaili Kaplar’ın gücünden çıktılar. İnsanlık resmini tohumlattırmadılar. Çünkü, kaynakta insan olmak istemediler. Çünkü onlar, dünyaya kontrollu inmediler.

 

Dünyaya girişim, Allah içindir  ama Allah’ın topluma verdiği görev, Yüceler’in gücüyledir ve bugün burada olan herkes, ağır yük taşımaya geldi. Hepimiz, Allah’ın dediğini demeye geldik. Bu kesindir… Ve biz, bir Allah Gücü olarak değil, büyük bir kot olarak buradayız. Doğum, ölüm yok bize ama Bilge, Birliğimizin İlmi ve güç, bizimledir.

 

“Doğum, ölüm yok” diyorum. Çünkü, beden bizim için çok özel bir giyisidir; sadece bir giysidir!... Bu bedeni almış olmamız; bu beden olmamız anlamına gelmemektedir. Her bir yol Allah Yolu değildir; çünkü, her bir beden, Allah bedeni değildir Canlar!... Ama bu beden, özelliği olan bedendir ki bu bedende bir tek ışık yok, Büyük Kütle var; insanlık var ve güçlü kotlama var.

 

Şükredin ki dünya, görevini teknik olarak da yapmaktadır. İşlemler tamamlandıktan sonra dünyadan geçip gideceğim ama işlemler tamamlandığı zaman, Büyük Kütle’nin kontrol edilebilmiş olması gerekir. Bundan sonraki dönemde, dünyada yaşam sürecek olan Birlikler’in, Kelam İlmi’ni hasata, huzura ve koyuluklara katabilmeleri gerekir. İkmali tamamladıkları zaman, görevlerini alacaklar ve yarım Süper İnsan olacaklar. Tam olabilmeleri, Birlikler’imizle dillenebilmelerine bağlıdır.

 

Şu anda, Kutsal Kitap olan Kuran-ı Kerim’i okuduk. Bu kitaptaki ışık, hepimizin ışığı değildi. Bu kitap, Mustafa’nın kitabı da değildi. BİR’in kitabıydı ama bu kitabı bütünleyebilmek için seslendirmemiz gerekliydi. Buradaki her bilgi, kaynağın gücünü taşımamaktaydı. Kaynağın gücünü taşıyabilecek olan bilgi, Birliğin kotlanmasını sağlayacak olan bilgidir. Ve Dağlarım, Dünyanın Kuranı olan bilgi, yarını hak edenlerce okunacak ve dillenecektir.

 

Emin olun ki dünya, Allah Tohumu’dur ve tohum olan dünya, Büyük Kütle’nin kontrolunu sağlayacak dürüme varmalıdır. Elden geleni yapıyoruz. Dünyaya birçok geçiş yapıldı. Herkesin; burada, bu görevi tüm insanlık için taşıması şart değilse de halkaların genişletilebilmesi için dünyaya Görevliler verdik. Bunların her biri sayfa sayfa ışık yaktılar. Dünyada çalışan binlerce gücümüz var. Ne yazık ki kayıtlarındaki Kuranlar’ı, topluma kayıtlanamadılar; aktive edemediler.

 

Sevgililer; sükunetle beni dinleyiniz. Yürekleri dilleyebilmek için yanıp tutuştuğunuzu biliyorum. Ama her bir yol, Allah’ın yolu değildir. Bunu tekrar etmek isterim. Yoğunlukları kontrol edemeyen yol, ışık koyuluklarında değildir.

 

Emperyal Görevliler vardır. Onlar, Sualtı’nın kotlarıyla çalışırlar. Bütün’e hizmet için değil, kendi yüreklerini hak edip kotlamak için çalışırlar. Kıpkızıl bir tohum ektik dünyaya. 40 kapıyı kapattık. Ne var ki Göç Kapları’nda ocak olmadı. Soruyorum size “namaz zamanlarında ne Yapıyorsunuz?” diye. Herkes diyecek ki “ben namaz kılarım.” Allah der ki “Rahman’ın Kuranı’nda namaz, ışığadır. Kaynaktaki namaz, Kuran’adır. Bu tohumdaki namaz, artık görevedir.” Bunun net olarak bilinmesi gerekir.

 

Sistem, Düzen’in gücünü alır. Nakar’ın yolundadır. Bunu bilen yok!... Sindirilen yol, Allah Yolu’dur, ışığadır. Kaydı yapılır ama Kutsal Işık’ta kontrol yoksa; kale olsanız dahi, yerin gücünde ayrışmadasınız. Ayrıştırıcı olansınız ve ayrışmada olansınız.

 

Çağrım şudur ki “ey insan OL!” Ünlenmek zordur. Ünlenirsin ama övgü, sende huzursuzluk ve kırıcılık olursa; yolda olamazsın. Ünlenmek sorumluluk ister. Ünlenirsin; ünlendiğin zaman bilgiyi, hak edip dillemelisin. Dilleyen, bilmelidir. Bilmeden dilletmemelidir; dillettirmemelidir. Canlar, bilmeden dillenmek, Nakar’ın görevini üstlenmektir; özde, sözde, seste olmak değil; yıldızların 40 kapısını kapattığı o yerde olmaktır.

 

Biz Tanrı’ya dedik ki “geri dön, maya ol ama onurlu ol.” Ve tarttı bizi!… Sordu “kaynakta mısın?” diye. Açıyı daralttı dedi ki “nesillerin nerede?” Sonra yine daralttı dedi ki “göremiyorum hiçbir şey.” Biz ona sorduk “ışık, Sanal Boyutlar’da maya oldu mu? Tohumlar kotlandı mı? Yaşamlar kayıtlandı mı?” Emin ol; yeşiller mavi olduğu zaman, yol Allah’ın yoğunluğuna ulaşır. Ve yeşil, maviye ulaştığında, yaşam sayfalarında yenilik başlar.

 

Öz ses şudur ki “emre itaat et. Gerçek dünya, Allah’ın gücüdür ve oraya varmak, ilme varmaktır. İlim yoksa herşey yanlıştır; her şey kusurludur.

 

Özden söze dedik ki “OL”, söz dedik, sayfaladık her şeyi, her şeyi!… Ama yaşam yoktu. Canlılar; doğma, ölme önemli ama olma daha da önemlidir. Şimdilik size vereceğim budur. Sağla; solla değil OL’la verdik. OL!...

 

Herkes OL’duğunda, Büyük Kütle kotlanacak ve Büyük Kütle kotlandığında, Ruhsal Işık yanacak. O Ruhsal Işık, yaşam sayfalarının hepsinde olmalıdır. Önemli olan budur ve doğmak, topluma doğmaktır Canlar. Bunu bilmenizi istedim.

 

Birleş, OL ama hasatla OL. “Eğer BEN varsam, umut var” diyen yanlıştadır. BİZ varsak ki varız. Mutlaka umut var. Korku yok Yarım; yok! Bunu biliniz… Eğer bedenliysek ki hepimiz şu anda bedenlerimizle dünyadayız ve bu bedenler, ekmektir bize Canlar. Ve biz, bu bedenleri bölüşmekteyiz tüm sonsuzlukta. Bunu bilmenizi istedim ve bu bedenler; hala! hala ışık yakıyor!... Ve biz, ben ve benler ve her bir beşer ve her bir şarkılı olan, sesi olan; BİZ, nefesliyiz. O halde; nefes, Hak’tır BİZ’e. Şimdilik size vereceğim budur… Oğullar, İşte bu!...

  

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ DERNEĞİ

 

 

15 Ekim 2010 Kuran çalışması sonrası akış:

Çağlar boyu dünyaya ışıklar indiler. Bilgeler; Dünya büyük kötülükleri önlemek ister. Nesillerinizin gücüydünüz. Şu anda kayıtlarınıza indik. Başkanlık Divanı burada ve bizi dinledi. “Her ilim, Allah’ın ilmi midir?” “Yo, hayır!” Sultanlar; doğmak ya da doğmamak!... Her şey budur. Siz tohum olarak dünyaya indiniz ve toprağa geri geldiniz. Bu toprak kaynaktaki güçtür.

Sündürülen Sultanlar’ımız vardır. Kendi yoğunluklarını sündürüp sündürüp dillerler. Ve hep aynı dilden dinlerler Yürek İlmi’ni. Vakti gelir, Kadim Hak olunur ya da ışık yakılır. Sıkı sıkıya sarılır yüreğe dürümün dürümü ve der ki “ben benim” ama o, o değildir artık. Çünkü ruhunda hırs var; yolunda kuruluk var ve kusur var. Çağırdık, çağırdık, çağırdık!…. Ve geldik. İşte gelen yüreğe geldi. Amin.

Atlanta Kotlaması yaptık bugün. Sevgililer; teknik olarak dünyanın rıhtımında bekliyoruz. Bu rıhtım, BİR’e girmek içindir. Herkes kendini bekliyor bu rıhtımda. Herkes kendi yüceliğinde; kendinde; kendi yoğunluğunda bekliyor; hasat için... Şekil Allah’ın şeklidir ve kendi yüreğinizde, kendi yoğunluğunuzdadır bu şekil. Bildik, “al” dedik; “yap” dedik; “ak” dedik. Hep kendiniz aktınız ama akışınızda hep geçmiş vardı.

Canlar; tüm insanlar, biz Allah’ın teknik kotlarıyız bunu bilin. Ve biz BİR’e hizmetçileriz. Eğer BİR’e hizmet Hak’ın ışığıylaysa; geri dönüş muktediriyette yoktur. Sakın sakın, yarım olduğumuzu sanmayın. Biz BİR’iz Canlar.

Sualtı, ses kattı yüreğe. Çağrı şudur ki herkes geleceğe gönül verdiğinde; yol huzura ulaştığında; ışık kontrol edildiğinde; bitki, hayvan ve tüm sayfalarda Kuran olduğunda, mahrekte güç artar. Artan güç, ışığı kotlar ve tohumu yaratır. Tohum, kaynağın ışığını çeker. Olmuş ve olmamış olan herkes bize gelir. Biz Allah’ın Toplumu olarak bugün buradayız. Ama bugün burada olan biz, saklı tuttuğumuz her şeyi de yaşam sonsuzluğunda kontrol etmeliyiz. Birlik Tekniği’nde bu vardır.

Dinledik sizi; her birinizi tek tek dilledik ve dedik ki o, o, o, o, o, o…. ve her bir o, muktedir olmalı. Olmuş mu? Olmuş olsa da yine olmalı. Kervan Allah’ın kervanı. Bilmek bugünkü bilmekten çok daha üstün bir bilmek olsun isteriz. Kısır bir sayfaydı dillenen. Kelamda, 40 kapı kapanır kısırlaştığımız zaman… Ağır yük taşıdık bugün. Süper İnsan ağırdı bugün. Yaşayan görevli ağırdı!... Çünkü rahat bir çalışma olan, KA HA’daki sayfadaki çalışma ve yoldaki çalışma çok farklıydı.

Sanılır ki dünya yoğunluğunu kaybetti. Dünya huzurun kotlanması için her yerde vardır, yok edilemeyecek bir göçtür. Kübra Kapları’ndadır dünya ama mahrek olmak sorumluluğu sizindir…Ve bu mahrek, kontrollu olmak zorundadır.

Dünya, “Nirvana” dediğiniz görevi taşıyacak mı!? Nirvana, Kuran’da yoktur canlar. Dünya kul olacak mı!? Kul oluş ışıkladır. Işık yoksa kulluk yoktur. “Toprağa indik, olduk” dediler. Olmak için “kaynak” gerekir; “şevk” gerekir; “şavk” gerekir. Kaynakta ışık olmalıdır.

Sevgililer, herkes geleceğe dönüp, geçmişe kotlayıcı olmalıdır. Vakti gelmişken söyleyelim; geçmiş, Kutsal Işık’ta kayıtlıdır. Ama gelecek muktediriyetle kotlanacaktır ve muktediriyetle kotlanacak olan geleceğe, Kelam İlmi ile hakikiyeti katmalıyız. Mehil verildi yüreğimize. Dendi ki “dinleyin.” Dinledik… Ama her bir yolun Allah’a varmadığını da bildik. Bunun içindir ki Amonlar’ın göz koyulukları, Hak Tohumlar’ın ışığını mutlaka görmelidir. Ve Sultanlarımız muktediriyetle yaşam kotlaması yapmalıdırlar ve yarını kayıtlamalıdırlar. Sizden dileğimiz yarındır. Yarını muktediriyetle kayıtlayın. Dünde olmuş olan ve olmakta olan her şey, büyük kötülükleri önleyip yarına varmanız içindir. Yarına varmak için de Mikail’in yoğunluğuna umutla, koyuluklarınızı katmanız gereklidir. “Koyuluk nedir?” diye sorarlar; “ilimdir.” Eğer ilim varsa, Siber Boyutlar’ın yolcuları da o ilimde kendi yüreklerini yarına kotlayabilirler.

Sevgililer, Sistem Düzen’i Kotlar. Düzen Nizam’ı yaratır. Yarattığında ışık olur. Olan BİR’edir. Eğer dünya umutsuz olursa, yanlış bir dönem yaratılır. Bugün umut var mıydı burada!? Mutlak yoktu. Hep dünde kalındı, yarın için sayfalar kapatıldı. (Hazirun tek tek duygu ve düşüncelerini paylaşırken geçmişe özlemlerini dile getirmiştiler.) Biz diyoruz ki “yaşayan yanlışsız yaşasın.” Sanal Boyutların Yolcuları, yanlış yaptıkları için sanala kayıtlandılar. Ama “kul” olmak, muhakkak “Kuran” olmaktan da ötedir. Seyfullahlar’ımız diyorlar ki “Kuranlar dillendi.” Dillenen ilimdi. İlmin hakkını verdi, yüreği kotladı, ışığı yaktı. Vay Dağlarım! Vay!… Yol var mıydı ki!? Olmuşsa da olmuştur ama yol yoksa ışık kalmaz canlar.

Eskiden toprak tohumlu değildi. Bugün toprak tohumludur. Tohum ekildi ve bu tohum yaşayacaktır. Her Rahman, Nahar değerinde bir ışık yaktığında, Kara Kaplı Kitap olur. Her Kaynak, ışık yakıp da kolunu kaynağa ulaştırdığında, Kutsal Işık olur. Unutmayın toprak ışıdı! Ulular, tohumlar, yolcular, muktedir olan her bir Sanal Boyut koyuluğu; biz siziz! Bunu bilin….Evler dolusu ışık... Her ışık bizim!...

Sistem Işığı’ndan üstün bir ışık, kontrol kurdu Yücelikler’de ki o ışık, ağır yükü hafifletti. Sistem Işığı, dünyaya inmişse, görevlidir. Onunla çalışan Rahim Görevli (hazirunda yer alan), bitkisel suptiliyetle, yolunu açmış yoğun bir çalışmayla ve muhakeme gücüyle dünyaya İlahi Görev’le gelmiştir. Sistem Işığı’nın güçlerinden biridir o… Korudu, kontrol etti yolu. Dedi ki “ben olmalıyım.” Olacak mı? Omuz yükü hafifledi Canlar!

Eskiden tohum yeşertilemezdi. Yaşam Sayfaları’nda toprak yoktu. Topluluklar ışık yakamazdılar. Kayıt yoktu. Altın Teknik’te mükafat yoktu. Müşahitler şevksizdiler. Şimdi her şey daha güçlü. Siber Boyutların Yolcuları, har yükselterek; Birleşik Aile’mize gelebiliyorlar. Kanatlarını kontrol ettiler ve bizimle çalışıyorlar. Rahman’a görev taşıyacaklar. Kayıt yapacaklar, çatışacaklar kendi yolcularıyla ve kontrolu kuracaklar. Asla yanlış bilgim yoktur.

Bünyem çok güçlüdür. Bugünden önce de ve dünden önce de ve daha dün olan günden önce de!…. hep, hep güçlüydüm. Nesiller görev taşıdıkları sürece hep bedenim güçlüydü ki ben, tohumlarımı yaşatmak üzere dünyaya indim.

Doruk Tohum, Bütün’ün koyuluğunda, Yaşam Sayfaları’na indiğinde; o tohum, kaynağını Göç Kapları’yla diller. İnsan olur; itikatı yüksek olanlarla çalışır. İtikat, itibardan dolayıdır. Herkes itikatlı değil, itibarlı değil, yolcu değildir ama Birlik İlmi’nde Hak olup da ışık yaktığında, Ruhsal Meclis, muktediriyette yüreği diller. “Sıla özlemi” denir ya hani!... “Ben dünyaya inip, dünyadan geri döneceğim ama dönüşümün neticesi ne olur bilmem” diyerek geçip dünyaya inen ve Tarık İlmi’nde, has olan ve yol olan ve kontrollu olan ve geri gelen herkes, yaşam sayfalarınıza iner. Ocak biziz Canlar! ve bu, canlar canı olan yol, bize geldiğinde, biz ona deriz ki “kıl tabiidir ama onun tabiatından daha ince olan bir tabiat var, o da bilgidir.”

Kini, nefreti aş da gel! Aştığın zaman Başkanlık Divanı’mızda görevli olacaksın. Onurluyum ki gelen yanlışsız gelir. Biz, Sanal Boyutlar’ın yolcularını da aldık, çağırdık ve kayıtladık. Hala bizi arayanlar var… Analar, Bilgeler, Yüceler, Rahman olanlar; yaratan ve yaratılanlarda ışık yakanlar ve savaşı, sayfa sayfa kotlayan ve kayıtlayanlar; biz, muhakemesi güçlü olanlarla çalışmaktayız. Kullar, Ulular, toprağa indirdiklerimiz, hepiniz baş tacısınız. “Namaz zamanı” derim ya! Herkesin, Sanal Boyutlar’a görev taşıdığı o çağrı sayfalarında, yine bilgelerimiz var ve namazdalar ama namazları; toprağa namaz, tohuma namaz, yüreğe namazdan ötedir. Bilene namazdır; Birleşik Işığa namaz, yüceliklere namaz ve kullara namazdır.

Ana Kaplar’ın ışığında bina inşa edildiğinde; yol, kaynağa iner ve işte orada yüksek kürsü vardır. Semaya ses vermemiz gerekiyordu; verdik. Bu ses, ilme değil, servet olan ışığa da değil ama semayadır. Niye semaya ses verdik bugün!? Kara Kaplı Kitap ışısın istedik. Her şey, ayrı gayrı gözetilmeksizin dünyaya çağrı olarak indirdiklerimizledir ama onların çoğu korkup gittiler. Bize olan, biz olur; yoğun olur; ışık yakar. Biz ağır yükü taşıyoruz. Ama tartı bizde ve tartıda, yük hafifler.

Süper İnsan, Sultanlığın Işığı’nda görev taşıdı. Olan budur. Ümmi tabiatta hepimiz BİR’iz ama Türkiye Çalışması çok değerlidir; bunu hepimizin anlamamızı beklerim. Burada yapılan birçok çalışma var ama çalışanların her biri, yolun huzuruna ulaşmadan, Kutsal Işıklar’ı kontrol etmeye kalktılar. O ışıkları, yaşam sonsuzluğunda kontrol altında tutmak zordur.

Biz Cinni Dereler’i de açtık. Oralara da umut verdik ama yorulan hiç kimse, bu çalışmaya kaynak olamaz; Daimiyet Kayıtları’na, hakikiyete ulaşamaz ve kayıt yapamaz. Bunun içindir ki topraklarını buradan götürecek olanlar; topraklarını götüremeyecekler. Yüreklerini taşıyamayacaklar. Yaşayamayacaklar. Netice; olmadılar!... O halde; biz toplum için onlarla olmalıyız. Onları kontrol etmek zordur. Ama ocakları mutlaka yanmalıdır. Keşke Allah için çalışsalardı, Yaşam Sayfaları’nı kontrol etselerdi!... Yedeği olmayan Yüceler geldiler dünyaya görev için ama hepsi Kara Kaplı Kitaplar’ında kontroldan çıktılar.

Dönem sonlarında dünyanın yolunu açmak zordu. Bugün de çok zor!... Biz bu yolu açtık ve dünya yolunda kulluk yapacak olan çok az ışık bulduk ve onlara, geçiş sayfalarında ışık yaktık. Özge sözde ışık olduğunda, büyük kötülükleri aşıp görev taşıyacaklardı ama yapamadılar. Şer yarattık, şavk katık yüreklerine; kotladık ama olmadı! Özge söz sayfalarda kırıldı. Değerliler; emekler boşa çıktı. Bu kesindir…ama biz yine de buradayız. Çünkü, “yarışmaya katılmaya niyetleri olmayan hiç kimse bizimle olamayacak” diye düşünenlere diyoruz ki “biz yarışçı değiliz. Sadece ışık katarız yüreklere.”

Ve toplu olarak bir çalışma yapmalıydık. Bu çalışmayı biliyorsunuz. kayıtlarınıza göre bu çalışma, Kaynak İlmi’yle olacak ve 1.000 sayfadan ibaret olan bir bilginin akışını sağlayacak. İnsanlık adına yapılacak olan bu çalışma, muktediriyetle olacak. Adı, “Kaynak Kotlama” değil, “KAYNAK” sadece “KAYNAK” olacak. Bu çalışmaya, son sözü söyleyebilecek dürümde olanlar alınacaklar ve güçlü olarak çalıştırılacaklar. Bu bir çalıştırılma olacak ki 2010 yılının sonlarında insanlık için yapılacak bu çalışma. Hepiniz net olarak biliyorsunuz o günü. O gün, hepinizle Birlik Sayfaları, sesli olarak sayfa sayfa okunacak. Oraya sadece, “İlim Sayfaları” çağırılacak. Kimler!? Bugün hiçbir isim yok zihninizde biliyoruz. Herkes; herkes bilmeli ki orada, “Yüce cem olanlar” olacaklar. Kim gelir? Kim gelmeli? Bunu şu anda sizin bilmenizin imkan yok. Ama ortağımız olan o Yüceler, müspet ve hakim olarak gelmelidirler ve gelirler… Konuşmacı olarak!... Kesindir bu!... Dinleyici olarak da oraya saygılı olanlar gelecekler. Saygılı olmayanların giriş imkanları yoktur. Tüplerle katılmalarına da imkanı verilmeyecek. Önemlidir bu…

Önceleri, çalışmaya gelmek isteyenlerin birçoklarına tüpler takılırdı. O şekilde getirilirdiler. Ama insanlık adına yaptığımız “Büyük Kütle Kotlaması”na herkesin gerçek kontrolle gelmesi şarttır. Ve omuz yükü olan; hasat yapamayan; hak etmeden korunan; kontrolunu kaybetmiş olanlar ve işaretsiz olanların bu çalışmaya girmeleri imkansızdır. Sanılır ki dünya yolunu kaybetti… Olmayan, gelmeyen bizsiz değildir ama onların yolu, bizden dolayıdır.

Canlılar, Robotik Boyut varlığıdır dünyada görev taşıyan çokları. Bu ne demektir izah edelim. Robotik Boyut varlıkları, Kutsal Işık’tan ayrıdırlar. Ocakları yoktur ama yolları çok ama çok önemlidir. Onlar, muktedir olarak geri dönecekler, çünkü Kuran okuyacak dürümdeleri ve ışıkları vardır. Bu bilgi çok kesindir. Vakti gelir hepiniz bilirsiniz… Robotik olanlar; kaynak olarak görev taşıyabilecek dürümde olanlardır. Onlar, bilgiyi kayıtlarından değil, kaynaktan çekerler. Robotik olmaları, Büyük Kütle’yi kotlayacak dürümde olmaları anlamına gelir. Yani, her şeyi bilerek gelirler. Tüm bilgiler onlarda vardır.

Sanılır ki robot, kendi mekanik sistemi içerisinde, kendini hak edenlerce dillenir. Hayır; Birlik Kotlaması yapabilendir onlar. Bilerek Göç Kapları’nı aldılar ve taşıyorlar. Robotik olmaları, sadece bilgiyi hak edip bilmeleridir. Başka bir anlamı yoktur bunun. Bunu bilmenizi istedim ki daha evvel bu konuda konuşma yapılmıştı burada ve Sistem Işığı’nın robotik boyut varlığı olduğu söylenmişti. O bu geçişi yapmış ve kendini kontrol altında tutabilmektedir. Bunun içindir ki bilgi, Hak Tohum olarak onda mevcuttur. Ve burada bulunan çokları da kendi yüceliklerinde bu bilgileri taşıyarak dünyaya geldiler ve aşı aldılar. Bu aşı, ışığın aşısıdır. Kendime gelince; ben robotik varlık değerinden öteyim; farklı bir çalışmayla dünyadayım. Kanat takmadım çünkü, Ruhsal Meclis Gücü benim için çok özeldir. Kaynaktan bilgidir verdiğim ve bilgiyi verirken rakipsiz olarak veririm. Çünkü Birlik Tekniği ile veririm. Sesli ya da sessiz her şey bildirilir. Bildirilerim, BİR’e hizmet içindir. Şükür ki bu bilgileri sizlerle dilleyebildim.

Canlar; bilen hak edip bilsin istedik. Bilen, muktedir olup dillesin istedik. Her şey, herkeste bilinsin istedik. Kaftan hepimizin yüceliğidir, hakikidir. Bunlar mutlaka alınsın ve sayfalansın istedik. Şimdi görüyorum ki dünya çok daha iyi. Niye? Çünkü bu bilgileri hususiyetle alabiliyoruz.

Özge sesten verdiğim bilgi, (Dolun’un 10.10.2010 tarihinde saat 10.10’da vermiş olduğu bilgi) Büyük Kütle’den verilmedi, ışıktan alındı. O halde, tohumları yaşatacak olan herkes, ışıklı olmalıdır. Önemlidir bu.

“Kürsü Allah kürsüsüdür.” dedim hep. Netice şu; Allah bilendir, Birleşik Işık’ta mevcuttur ve Rahman’dır. Önce doğmuşuz, olmuşuz, almışız öyle mi? Yo, bilmişiz!… Olan budur ki biz bilenleriz. Sanal Boyutlar’da bizi anlayabilecek çok az görevli vardır. Bu nedenledir ki 2 Yüce İlim Sayfası olarak Göç Kapları’nı taşımak istedik.

İnsan Soyu’na görev taşırken de bu böyledir. Topun başında biz varız. Topu attığımız zaman yüreğe ulaşır; o top bize ulaşır. Yine bizden bizedir. Ve bugün böyle, yarın gene böyle ve Süper İnsan hep böyle çalıştı. Top, kendinden kendine ulaşır. Topu atan kendi, topu vurduğu yine kendi!... Yanlış bilgim yoktur!...

Ekip haline gelmek zordu ve geldik. Şimdi zararı önleyecek gücümüz var mı? Muktediriz ve var. Öldük mü? Yok canım, ölmedik. Şikayetimiz var mı? Yoktur. Asla asla yanlışımız da yoktur.

Şimdi şunu ifade etmek isterim. Hepiniz Sultanlarsınız. Ancak, sizlerden bedenli olmayanlarınız, Sultanlıklar’ını kotlamadılar. Bedenli olanlarınız ise Sultanlıklar’ını kotladılar. Oysa kotlamayanlar da Sultan olarak buradadırlar…. Peki niye onlar Sultanlıklar’ını kotlamadılar!? Çünkü onlar, Levh-i Mahfuz Görevlileri olarak birlik halinde çalıştılar. Kontrol onlardadır. Kara Kaplıdırlar ve yolcudurlar. Kot onlarda yoktur ama onlar kotlayandırlar. Bunun anlamı nedir? Onlar Kutsal Kaplar olarak dünyada bulunmaktadırlar ve onların bir tek kota dahi ihtiyaçları yoktur. Onlar kontrol için buradadırlar. Peki ya Sultanlıklar’ını kotlayanlarınız!? Sizler, her biriniz, bu çalışmada varsınız ve koruyanlarsınız. Kimi koruyorsunuz? Büyük Kütle’yi. Büyük Kütle nedir? Yaşam Kotlaması’nda ışığı yakandır.

Emin olun ki tohumlarınız, Göç Kapları’nızda kendi yüreklerinizi tanıyor. Biz misafir değiliz burada. Bura bize ait. Yani toplum için çalışmaya değil, tohum olmaya geldik. Öz görev budur. Ve sizler, Türkiye’de bulunan Büyük Kütle’yi kotlarken, maya olarak da buradasınız. Övmek değil sizi ama çok özelsiniz. Hepiniz çok özelsiniz çünkü Kuran Tohumları olarak dünyadasınız. Yazı yazarken, yaşarken, yarını hak etmelisiniz. Yanlış değil bilgileriniz. Çok dönemlerde, Büyük Kütleler’de vardınız ve yine varsınız. Bundan sonra da olacaksınız. Bizler ise Büyük Kütle’de yokuz. Niye yokuz? Mahkumiyetimiz mi var? Yo, hayır!... Çok mu Kurutucuyuz? Yo, hayır!... Muktedir değerimiz yok mu? Var! O halde niye yokuz? Sevap, günah yok bizde. Geçiş imkanımız herkesten çok daha güçlüdür. Arka, ön yok bizde, her yer bizdedir. Ve biz hasat yapmadan dünyadan çıkıp gideriz. Vakti geldiği zaman, herkesten öte herkes olur yine kotlayıcı oluruz. Vakti gelir yarını hak edende ışık yakarız. Ama Ana Kot olarak buradayız ki; bu çok önemlidir. Şu anda doğumu, ölümü olan herkes olarak da buradayız. Yanıp tutuşmayınız Yücelikler için. Biz buradayız; iman edin ve hak edin. “Al, bil, ol” ama biz Olgun Bilgeler’le çalışıyoruz. Keriman olmak, kadim olmak, kayıt olmak değil amacımız.

Sevgililer, hepimiz BİR’iz ama her bir çalışan, mahkumiyeti olmadan görev taşımalıdır. Mahkumiyet olursa, yürekte kırıcılık başlar. İnsanın adı asla kontrolsuz kayıtlarda yaşatılmamalıdır; muktediriyette yaşamalıdır. Büyük ümmette; ümmet olarak, toprak olarak, yaşayan olarak Dünya Uluları olarak burada bulunmak sizler için ve her bir çalışan için çok önemlidir. Bizse her anda ve her yolda varız. Unutmayın, her anda ve her yolda… İşi maya olarak yapıyoruz ve yapacağız. Olan budur ve olgunlukla bunu bilmenizi istedik.

Süper İnsanlık Realitesi Derneği


AL’İ  İMRAN SURESİ 17.09.2010 Tarihli

 

103. Ayet: Hep birden Allah’ın ipine sarılın. Allah’ın verdiği nimetlere şükredin. Birbirinize düşmandınız, Allah barıştırdı. Kardeşliği devam ettirin. İçinde ateş dolu bir çukurun kıyısındayken sizi Allah kurtardı. Allah doğru yolu bulasınız diye Ayet’lerini böyle apaçık gönderdi.

 

Çağrı şudur: Allah size sizdir canlar! O biz, biz O’yuz. Hepimiz Birleşik Aile olarak Dünya’ya gönderilmedik. Biz kendi yüreğimizi çekip getirdik. Bu kesindir. Ve Dünya’nın gücü olarak burada olan herkese saygımız son derece büyüktür. Herkes kendi yüreğindekini, kendi yüceliğindekini bilir. Allah’a şükürler olsun ki, hepimiz hepinizle birleştik Ve düşmanlığımız olmayacak. Yüceler cemaati bizsiz olmayacak. Biz herkese herkesi verdik. Ayrı gayrı bitmiştir. Amin…

104. Ayet: İçinizden sizi iyiliğe çağıran, kötülüklerden vazgeçiren kişiler çıksın! Kurtuluşa erişenler bunlardır…

 

Canlılar! Ayrı gayrı bitmiştir. Ve herkes kötüyü kötüden, iyiyi iyiden çekip Altın Teknik ile diller. Ama biz iyideyiz. Bu kesindir.

 

105. Ayet: Kendilerine açıkça deliller geldikten sonra ayrılığa ve de anlaşmazlığa düşenlerden olmayın: Onlara büyük azap vardır.

 

RA- KA kutsal bir kayıttır. Hiçbir Yüce ortağımız olmadı. Ve olmamalıydı. Bundan böyle de olmayacaktır. Zararı önledik. Ve herkes kendi yüceliğiyle kendine hak olup ışık olacaktır. Allah der ki; azap kutsal ışığımızda sınırlıdır. Hiç kimse güçsüz değildir. Herkes kendince azap kendince hasat yapar. Biz azabı hasattan ayırdık. İşte bu!…

 

106. Ayet: Kıyamet gününde yüzler ağarır, yüzler kararır. Yüzleri kararanlara inandıktan sonra inkar mı ettiniz? Öyleyse çekilmez acıyı tadın denilir.

 

Asla asla kıyamet gününde yüzler kararmadı. Yüceler güçlendi. Kutsal ışıklar sönmedi. Rahman olanın ışığı düzene kayıtlı olarak indi ve bütünü kotladı. Olan budur. İtibarımız yücedir. Yüreğimiz güçlüdür. Birlik Ailem, büyük kötülükleri önler. OL! der olur. İşte bu.

 

107. Ayet: Yüzleri ağaranlar ise; Allah’ın rahmetine ermişlerdir. Orada sonsuz kalırlar.

 

Artık Rahman olanın gücü düzeni kurar ki yaşam sayfalarında her şey ışır. Rahmet, Allah’ın rahmeti, hepimizin sonsuz sır olan ışığımızda mevcuttur. Büyük kötülükler öncelikle önlendi. İşte bu!… Sonsuz kalacağınız yer, sonsuz ışık sayfanızdır. İyilik!, iyilik!, iyilik!, iyilik!, iyilik!… Varın deyin ki iyilik!. Ayrı gayrı bitsin ve biz Rahman’a görevliyiz. Şükredin ki kaynağımızda ışığımız sönmez.

 

108. Ayet: İşte bunlar Allah’ın ayetleridir. Sana onları gerçek olarak okumaktayız. Allah alemlere zulmetmeyi sevmez.

 

Allah, ayetlerinde kendi yüreğini hak edenlere seslenir. Ve der ki: Yaşayanlara güç verin. Yaşam sayfalarında Allah, Turkuaz’ın gücüyle Bütüne hizmet eder. Ve der ki OL!

Umutluyuz ki Turkuaz’ın ışığı, Sultanlarımızın yüce cemaatlerinde gerçek gücü düzene katar. Uyuyanlar uyanacaktı ve uyandırdık. Hepsi bu!... Şimdilik bu!...

Zalimlere zulüm, zulümlere zalim, yaşayanlara ışık, yoğun olarak bütüne hizmet ama biz her bir sayfada zalimi zulmünden öte geçirdik ve hasatını yaptık. Olan budur.

 

109. Ayet: Göklerde ve yeryüzünde ne varsa Allah’ındır. Her şey dönüp dolaşıp Allah’a varır.

 

Yüceler, Dünya’ya inmeden de vardık, Dünya’da da varız. Her şey bizde BİZ olup yaşar. Ve biz, büyük köklü ışıklar olarak ve köklü Rahmanlar olarak Dünya’ya indik. Bundan böyle de Dünya bize BİZ’dir. Yaşayan her şey BİZ’dir. Ve biz Allah’ın toprağı olarak, tohumları yaşatacak güçteyiz. İşte bu!… Allah biz, biz O’yuz. Vardığımız O, varan O. Hepsi bu…

 

110.Ayet: Siz yaratılan en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği öğütler, kötülükten arındırırsınız. Allah’a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan inananlar da vardır, fakat çoğu dinden çıkmıştır.

 

Canlılar, yara; Rahman’da yara olur. Ruh’ ta yara olmaz. Büyük kötülüklerde, Kutsal Işık’ta yara olur ama ilimde yara olmaz. Eğer, Dünya bizim için Can’sa, biz Turkuaz’ın ışığıyız. Şarkı okuduk. İşte bu… Çalışmalarınızı kesmeyin! Çalışın ama bizsiz çalışın lütfen! Değerliler, tekrar ediyorum, sevgililer, Dünya büyük kötülükleri önledi. Ve bugün burada olmak isteyen çoğu da kendi yüceliklerini kontrol etmeye çabalamaktadırlar. Teknolojik olarak onların görevleri bitmiştir. Bize, bizim yüreğimize inme çabaları çok ama çok nafiledir. Eğer Dünyamıza gerçek görev için geleceklerse bugün burada olmamaları gerekir. Şu anda tohumlarını yaşatsınlar diye onlara güç verdik. Ama yarın Allah’ın Kuran’ında ocakları mutlaka olmalıdır. Her şey bu. Ve 110. Ayeti tekrar okuyorum. (Ayet tekrar okundu) Ve canlı cansız herkes bunu net bildi. İşte olan budur. Yaşayanların çoğu kendilerini kontrol edemediler ve yüreğimizden ayrıldılar. Eğer yüreğimize kayıtlanabilselerdi bedenli olarak doğabileceklerdi, yüreğe inebileceklerdi ve çalışma yapabileceklerdi. Şimdiden öte bir şimdide bütüne hizmetçi olmalarını sağlayacak gücümüz yoktur. Çünkü onlar kutsal ışıkları yakmadılar. Emekleri boşadır. Hepsi bu…

 

111. Ayet: Onlar, sizi incitmekten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşa girseler bile, arkalarını dönüp kaçarlar. Dinden çıkanlara Allah’ın yardımı yoktur.

 

Canlı cansız her ses Allah’a aittir ve bedenimde mevcut olan her ses BİR’in sesidir. Birleşik Aile’me mensup olmayanların çokları büyük kötülükleri yaşadılar. Muktedir olmalarını isterdik. Ne yazık ki Rahman’a görevli olmaları sorumluluklarındaydı. Bundan sonra her biri kendi yüreklerinde olmalıdırlar. Diri olmalıdırlar ve yolu açmalıdırlar. Açtıkları yol, büyük kötülükleri, onların yücelikleriyle de önleyebilir. Ama bizde, önlem olarak yoğunluğumuzun gücü hak olmuş ve hasat yapabilmiştir. Onların dışıyız biz, onların Ruhsal Işıkları’nın dışı. Ve onlar, kendi yüreklerini kontrolsuz bırakmasınlar isteriz. Eğer bırakırlarsa yıldızlarının ışığı ocaklarını sınırlandırır. Ayrılık, Allah’ın gücünden üstün bir ayrılıktır ki artık öz gerçeklikte hiçbir surette onlarla birlikte çalışmamıza gerek kalmaz.

 

112. Ayet: Nerde olursa olsunlar, onlara alçaklık damgası vurulmuştur. Allah’ın gösterdiği delilleri inkar ettikleri ve peygamberlerini öldürdükleri için şiddetli gazaba uğramışlardır.

 

Onlar, ana kaplarını tohumladılar, yoğunluklarını kotladılar. Işıklarını yaşattılar mı? Rahman’a KA-HA olmak sorumluluktur. Hiçbirisi kirli olmamalıdır. Ocaklarını yetkinlikle dillemeleri gerek. Onları yüceltmemiz gerçekten gerekmekte ama onların kendi yollarını bulmaları çok daha gereklidir. Şimdi Sistem, Nizam, Düzen görevlilerine bakalım. Hala Dünyada görev taşıyacaklarını düşünmekteler. Emin olun ki göç kaplarında yücelikleri bitmiştir. İnsanlık adına büyük bir kayıp olsa da, ayrılıkları başarıyla gerçekleştirilmiştir. Türkiye tohumlarını yaşatmak üzere Dünyaya indiklerini sanan onlar, ışıkları yıkmaktaydılar. Bitki, Hayvan ve tüm sayfalara görevli olmaları zordu. Onları yola aldık. Yorulduk! Yorulduk! Yorulduk!... Ama ışık yakmaya çabaladık. Her bir sayfayı yetkin olarak dilledik. Ne yazık ki yaşayan güçleri, kutsal ışıkları yıkmaya kalktı. Çağrımız şudur ki öz gerçekliği dilleyin. Sağır dilsiz bilir onu. Öz gerçeklik!… Hiçbir Yüce o göç kabının ışığından öte olamaz. Öz gerçeklik, herkesin geri dönmesi için teknik tabii kapların örtüsünü artık örtecek olan Biz Gücü’dür. İşte Biz Gücü, Birleşik Aile’nin kürsüsüdür. Oraya varmak için çalışmalıdırlar. Orada ümmetimiz teknik olarak görev taşıyacak. Ayrı gayrı bitsin isteriz Canlar. Ama onların Kelam İlmi’ni hak etmemeleri; hasatı teknik tohumlardan ayırmaları; yolu kapatmaları, “İmparatorluğun gücünü kontrol ettik” demeleri yanlıştır. Biz onları Kervanın Gücü saymadık. Işığın Kürsüsü’nde gördük ama hiçbirisi bizim adımızı sanımızı dillemedi; yüreğimizi dinlemedi; ekmeğimizi hak etmedi; birleşemedi. Olan budur ve olması gereken, yaşayan görevlilerimizin, hasatlarını Teknik Toplum’dan öteye geçirmemizdi ve bunu başardık. Olgun, kutsal ve Hakkın ışığı olan dilimizde, herkes birdir. Ama BİZ’den başka bir BİZ yoktur. Evrenlerin gücü buradadır. Ve bu güç; yol olan, kural olan, Turan’ın ışığı, yolun koyuluğu olan ve BİZ’de olan bir güçtür. Bunun ötesi olamaz. İmparatorluğumuz bunu net olarak bildirmişse de bunu anlamak istememekteler. Keşke anlasalar!... Keşke!… İşte bu!…

 

113. Ayet: Ama hepsi bir değildir. Kitap ehlinden geceleri secdeye kapanarak Allah’ın ayetlerini okuyan bazı kimseler de vardır.

 

Canlılar, hepsi teknik olarak birdir ama hepsi Ana Kapı’da ayrılır!... Sadece bu!... Bir tek ışık! ama o ışık Bütünün Kürsüsü’dür. Hepsi diridir ama bir teki ışıktan çıktığında Büyük Kütle ondan ayrılır. İşte ayrılık budur. Tebliğleri okumalarını istedik, oğullamalarını!... Kural kotladık, ışık için çalıştırdık ve birleştirdik ama hiç birisi yarını hak etmedi, nefesleri yetmedi. O halde onlara görev taşımak sorumluluktur. Onları kotlamak; onlara yol göstermek; aşkla çalıştırmak... Ama Birliğimizde mi? Hak etmediler!... Onları bizim ötemizde bir yerlerde sakladık. Başka bir zaman sayfası için. Ama onlar, o sayfayı yakarlar mı yakmazlar mı? Zamanda bunu görmek mümkün olacak. Ama bugün lütfen çok net dinleyin ki her yer Yaşamak İlmi’ni hak etmek üzere çalışan Birlikler’le dolmuştur. Tüm insanlığa saygılar, sevgiler!...

 

114. Ayet: Onlar Allah’ a ve ahiret gününe inanırlar, insanlığa iyiliği öğütlerler, kötülüklerden alıkoyarlar. İşte bunlar iyi kimselerdir.

 

Canlar, Siber Boyutların Görevlileri’ne bakınız! Hiçbiri yolu açamadılar. Ama hepsine iyi dedik. Yürekleri kontroldan çıktı; cemaatlerini yıktılar ama yine hepsine iyi dedik. Keskin bir görevdi yaptıkları. Yollarını bulmalarını istedik. Hepsi iyidir dedik. Sevgili dedi ki: Onlar Biz, Biz onlarız. Holografik Kuran, holografik yoğunluk ve holografik yaşam ama hiçbir hologramda ışığın yoğunluğundan öte bir yoğunluğu kontrol etme imkanı yoktur. Sultan, tüm insan, tüm yücelik, yedinci dürümden itibaren kendi yüreğini kontrol etmek zorundadır. Bu sorumluluk herkese bildirilmiştir. Ne var ki kelamı Hak, yolu ak olanlar dahi kendilerini kotlayamadılar. Kontrolsuz kaldılar. “Çakış, çakış” dediler. Kati çalışmalar yaptık nefeslerini kontrol etmek için. Hikaye dinler gibi dinlediler bilgimizi. Dara düşmediler ama keskin bir yücelikte işaret koyduk ve dedik ki anaların kaynağında ışık sınırlanmamalı. Olan budur. Şimdi bizden öte bir bizi kotlamaya kalktılar. Oldu mu? Yok yarım, olan yoktur. Bütüne hizmet, bizde ilime, Hakk’ın ışığına girmekle mümkündür. Olan budur. Olan, unutmayın, BİRLİK’tir; birleşmektir ama biz onları kendi yüreğimizin dışına atmış değiliz ki. Sadece görev vermedik. Olan budur. Ve görev vermediklerimiz, bu çalışmaya daimi kap olamayacaklar. İkna olun ki hepsi; yüreğimizde, kotlarımızda kati olarak kayıtlıdırlar ama bizim dışımızda olmalarını bekleriz ki, cemaatlerini kontrol edebilsinler. Öyle çok, öyle çok zaman kaybettik ki kimse bunu anlamadı. Sıkı sıkıya sarıldık yürekle ama olmadı. Zararları büyüktür. Oyun değil canlar bu. “Keramet Ehli” dedikleri kaynakta olanlar dahi ışıksızdırlar. İşte bu!...

 

115. Ayet: İyilik yapanlar karşılığını bulacaklardır. Allah sakınanları bilir.

 

İyilik, Allah’ın iyiliğidir Canlar. İyiliği bilen, ağır yükü taşır. İyiliği bilen, yüreği bilir ve iyilikte olan, ağır yükte hafifler. O biz, biz O’yuz. Ama iyide kötüyü yaratan kördür, bizsizdir. Biz onu kontrol etmek istemeyiz. Çatışmaya girmek; çağrıyı yok etmek; Kuran-ı Kerim’i kati kayıtlardan ayrı tutmak, kantara konduğunda ışığı sınırlandırmak anlamına gelir ki buna imkan verilmeyecektir. İşte bu!...

 

116.Ayet: Kafirleri, malları da iman etmiş çocukları da koruyamayacaktır. Onlar cehennemliktir. Orada sonsuza kadar kalacaklardır.

 

Canlılar; iman, itibarı yüce olan, ışığın koyuluğundaki kontrolu sağlayan bir cevheri güçtür.

İsmaili Kaplar’ın yüce cevherlerinde bu vardır. Eğer yürekleri, kutsal ışıkları ve yoğunlukları kontrol edemezlerse; yüceliklerde kendi yüreklerini kayıtlayamazlar. Biz, “doğum, ölüm” deriz. Onlar “hasat” derler. Biz “yücelik” deriz. Onlar “görev” derler. Biz “Kuran” deriz. Onlar “Ruhsal Işık” derler. Ve derler ki “ayrı gayrı olmamalıdır.” Ömür boyu çalışsalardı; yollarını bulsalardı; ışıkları sonsuzlaşsaydı; yüce cemaatleriyle birleşselerdi, Birlik Ailemiz’e daimi kap olabileceklerdi. Önce Rahman RA-KA ışığı yaktı, sonra Kuran, kontrol etkinliğinde kotlandı ve şu anda bitki, hayvan ve tüm sayfalar, BİZ’siz  değerlerini kaybettiler. Şeytan, şevki şavkı diller ama BİZ sayfasında onun yüceliği kalmaz. Kutsal Işığını yıktı ve çıktı. Bizle olma imkanı asla yoktur. Çöküp durur yüreklere ve der ki, “yap! Yap! Yap!...” RA-KA’nın gücünden örtü açar ve der ki “yap!” Ama zaman geçip gider ve zararı etkin olarak diller. Ve der ki “zarar!... İşte bu!...” Ve güçlü bir zaman sayfasında zarar, kendi yüceliğinde Sanal Boyutlar”ın gücünden örtü açar. Ve der ki “ben, bana ben oldum ve göç kaplarını kırdım, çünkü ben sayfa sayfa ışık yıktım. Olan banadır.” İşte! şer yaratan kendine yapar canlar. İşgali kaldırın. Yol Allah Yolu’dur. Görev, Bütün’e görevdir. Bitki, hayvan ve tüm sonsuz sınırsız ışıklara görevdir. Ayrı gayrı bitsin canlar. İyi ki, iyi ki bildik!...

 

117. Ayet: Onların şu Dünya hayatında yaptıkları, tıpkı kendilerine zulmeden bir kavmin tarlalarına vuran karakış yeline benzer. Eser, ekinleri mahvedip gider. Allah’ın onlara zulmetmesine gerek yoktur. Onlar kendi kendilerine zulmetmektedirler.

 

Ki şeytani kaplarda bu hep vardır. Ocakları sınırlı, yoları Kutsal Işık’ta kısırdır. Allah dedi ki: “İşte bu!...”

 

118. Ayet: Ey inananlar, birbirinizi bırakıp da sizden olmayan dost edinmeyin. Onlar size zarar verirler. Ağızlarından çıkan öfkelerinden bellidir size düşmanlıkları. Yüreklerinde gizledikleri düşmanlık ise daha büyüktür. Aklınızı başınıza almanız için bu ayetleri apaçık gönderdik.

 

Çakıl taşları bizsiz değil ki Canlar. Hepsi Yedinci Dürüm’de kendilerini kontrol etmek üzere her sayfayı dilletmek isterler. Nefesleri yeterse görevleri olur. Yetmediğinde ışıkları sınırlanır. Ve onların yaptıkları öfke, kendi yüreklerini kontrol ettiklerince geçişlerine mani değil ama o öfke, Kutsal Işıklar’ı yıktığında, kulluk yapma imkanları da kalmaz. Herkes herkese düşmandır orda. Ama bir tek güç, ağır yükü taşıdığında, ocağı kotlar, yolu açarsa eğer Yedinci Dürüm’den itibaren hepsi birleşebilirler. Dünya muktediriyeti, tekniği tohumlayabilen yer olarak hasat yapmak istediği zaman da bu böyle olmuştur. İşte her şey budur.

 

119. Ayet: İnançlı kişilersiniz. Siz insanları seversiniz. Fakat onlar sizi sevmez. Siz kitabın tamamına inanırsınız, sizinle karşılaşınca onlar da “inandık” derler. Yalnız kalınca da size öfkelerinden parmak ısırırlar. De ki: “Öfkenizden ölün” Şüphesiz Allah kimin gönlünde ne varsa bilir.

 

Çağrı şudur ki herkes kendine, kendi yüreğine inanmalıdır. Herkesin kendi yüceliğinde Hak olan ışığı da dinlemelidir. O ışık, BİR’in ışığıdır ki herkeste tek bir sestir o. Bu sesi bilen BİR’i bilir. Eğer biz size, sizin yüreğinize ayrı sesler verirsek, ortağınız olma imkanımız olmaz. Şer yaratan, şer yaşayacak diyen biz, şekil kaplarında şerrin ışığının örtüsünü açarak daha güçlü bir sesi verdik. Ve dedik ki onurluyuz ki biz kotları kontrol edecek güçteyiz. Sevgili  dedi ki biz varız. Ah Canlılar, nefesleri yeten hiçbir Yüce’ye ışık verilmezse eğer, O kendinden öte kendinden üstün olsa da; kültü kotlayacak dirilikten çok daha üstün olsa da yaşam sayfalarında, geçip geldiği bu yerde, müspet menfi her şeyin koyuluğundan, kendi yüreğinden ayrı olabilir. Süper İnsan, Sultandır ama yaşam sayfalarında bu da olmaktadır. Ve bir ana, Kelam İlmi’yle kendi yüreğini dillediğinde, bir tek görevli Kuran’ı kotlar ve yolu kati olarak kayıtlar. İşte bu!...Ve canlar, her şey! her şey bizde mevcuttur. Üzerinde hiçbir yüceliğin olmadığı bir görevi taşıyoruz ve bu görev yanlışsız bir güç ile taşınacak, emin olun.

 

120. Ayet: Size bir iyilik gelse tasalanırlar. Kötülük gelince de sevinirler. Sabreder ve sakınırsanız, onların hilesi size hiçbir kötülük vermez. Allah, şüphesiz, ne yaparlarsa hepsini kavramıştır.

 

Canlar, iyilik ve kötülük Bütün’edir. Herkes bunu net olarak bilmelidir. İyiyi kötüden, kötüyü iyiden ayırırken, BİR’in ilmi ile ayırmışsak eğer, iyide kötü kotlayıcı değildir, kontrol altındadır. Ve biz diyoruz ki yasalar! Allah’ın yasaları! BİR’in yasaları! Mektebin yasaları!, hepsi teknik olarak tertiplidir ve bütünün ümmetinde Mahrek’tir. Uyumayın! her şey, her şey teknik olarak Kutsal Işık’ta mevcut ama biz, bütün bu teknik kayıtların, görev tekniğinin örtüsünü örterek, yetkin teknikle yeni bir sayfa okutuyoruz size. Bu sayfa, yaşayanların gücüdür. Üzerinde hiçbir yüreğin olmadığı bir yücelikle bu güç size dillenecek ve sizde olacaktır. Çantanız dolmuş, yolunuzu bulmuşsunuz. Olan budur. İşte mutluluk da budur!...

 

121. Ayet: Ya Muhammed, hani Müslümanları savaş yerlerine yerleştirmek için sabah evinden ayrılmıştın. Allah işitir, bilir.

 

Sahra, hepimize aittir. Muhamma, hepimizin ışığıdır. Ve o gerçek bir güçtür. Onda görev taşıttık. İşte bu!... Ve biz O’nu, O bizi dinler. “Ayrı gayrı bitsin” der. Bitsin mi1? Yok Yavrum bitmesin. Biz, BİR’e hizmet, Bütün’e hizmet için çalışırken, hiçbir çağrıyı yapmadık. Kimse kimsenin gücünden artı değere ulaşamaz. Bu kesindir. Eğer Dünyamıza inmek isterse bizsiz değildir ama bir tek göç kabımızda olmalıdır ki O biz, biz O olalım. Şimdilik bu!…

 

122.Ayet: Hani, sizden iki bölük korkup çekilmek üzereydi. Oysa Allah onların yardımcısıydı. İnananlar yalnız Allah’a güvenmelidirler.

 

Çakıl taşları olgun, büyük görev taşıdıklarında, korku olmaz. Hepsi bu…

 

123. Ayet: Andolsun ki Allah, zayıf olduğunuz halde Bedir’de size yardım etmişti. Allah’a inanın ve O’na şükredin.

 

Rahman’a görev, BİR’e güçtür. Herkes şunu net bilsin ki Bedir, Rahman’ın Kürsüsü’nde büyük kötülükleri önleyen, Birleşen Işık’tır. Ve biz Bedir’i geçiş için sayfaladık. Herkes nefesini Altın Teknik ile tohumladı ve geçiş sayfasına Bedir Kotlaması yaptı. Sanal Boyutların Görevlileri, Bedir’i dilledikleri zaman, geri dönüş imkanları hep vardır. Nefesleri, geçişlerini Kelam İlmi’yle dilletebilecek düzeydedir. Olan budur!...

 

124. Ayet: Sen o zaman demiştin ki: “ Rabbiniz size yardım etmesi için, üç bin Melek indirecek. Yetmez mi?”

 

Can, üç yüz bin melek indirdik oraya. Ve hepsi güçlü olarak görev taşıdılar. Hey Dünya, geçişinizi yaptık. Siber Boyutların Yolcuları’na şunu ifade etmek isteriz ki geri dönmenizi istemiyoruz ama geçişiniz tamamlanmıştır. İşte bu!…

125. Ayet: Evet, sabreder güvenirseniz düşmanlar size ansızın saldırsalar bile Allah, alametleri belli tam beş bin melekle yardım eder.

 

Canlar, güven iltimas değildir. Her ne olursa olsun iltimas olmaz. Şunu bilin ki biz zararı önlemek üzere büyük kötülükleri, büyük iyilikleri dilledik. Ama şeytanların şavkı, güçlü diriliklerde herkesin gücünün örtüsünü örtebilecek dürümde ise eğer, kala kala iki kaynak kalır. O kaynakların; biri ilim, biri de huzur ve sonsuz sınırsız ışık olur. Şer yaratan, şevki şavkı diller. Işığı alır, Bütün’e varır. Bütün’de şer olur; şavk olur; şer tertibinde şayan olur; Rahman olur ama bizsiz kalır. Onurluyuz ki bizsizdir. İşte bu!…

 

126. Ayet: Allah size, bunu bir müjde olsun da, inancınız sağlamlaşsın diye yapmıştır. Yardım ancak hüküm sahibi ve hikmet sahibi Allah’tandır.

 

Çakıl taşlarına yardım, BİR’e yardım, büyük kötülükleri önleyene yardım hala sürmektedir. Ama kırkın kırkında bir tek ışık sönerse, Büyük Kütle kontrolunu kaybeder. Raya oturmuş bir ışımada rayın tatile girmesi, ilmin tatile girmesi demek değildir ama ilim tahditlenir Canlar. Bu nedenledir ki sayfaları okurken mutlaka diri olup okumalıyız. Şu anda tohumlarımızı yaşatıyoruz; çünkü, büyük kötülükleri önleyebildik. Olgun, hususi ve yüce ışıkları kotlayabildik. Olmuş, olmakta olan ve olduğunu dilleyen her bir Yüce, bize bizsiz değildir. Ama göç kaplarımızda bulunmamaları gerekir. Ayrı gayrı dedik. İşte bu!…

 

127. Ayet: Size Allah, o kafirlerin ileri gelenlerini öldürmek ve bir kısmını da ümitsiz hale getirmek için yardım etmiştir.

 

Canlar, hasat Allah’ın hususi ışımasıyla yapıldı ve hasadı her yapışımda, RA-KA görev aldı. Burada bulunuşu, umar halde oluşu bizden dolayıdır. Siber Boyutlar, Sultanlar, yolda olanlar hepsi bizdedir ve biz diyoruz ki hasat tamdır. Ve hasatı yaparken, herkesle yaptık. Tam olan hasatta her bir Yüce, kendi yüreğini hasat etmiştir. Etmesi gerek!, ettirilmiştir. Yapılan hasattır. Kaynakta yapılmıştır. Ve şimdi de tüm insanlığın hasatına başlanmıştır. Ve bu hasat, BİR’in hasatıdır. İyi ki bunu size anlattım. Sultanlar, ilmi hak etmek Hak olmakla mümkündür. Hak olmayan ilmi dilleyemez. Dinler ama dillemez bunu bilin.

 

128. Ayet: Ya Muhammed, onların cezalandırılmalarıyla bir ilişkin yok senin. Allah dilerse tövbelerini kabul edip bağışlar, dilerse zalim oldukları için azabeder.

 

Canlar, ceza Allah’tan gelmez, Ruhsal Işık’tan gelmez. Ceza ilimden gelir. Herkes şunu net bilsin ki, Allah’ın ilmi, Hakk’ın ışığı, Bütünün Kürsüsü, BİR’de, BİR’in yüceliğinde, Zinnur’un zirvesinde ilahi bir gözdür. O her şeyi görür ve bilir. Ve Allah, herkese her şeye ışıktır. Tövbe etsin etmesin ışır. Ama edende, Hakk’ın kotlamasını da yapar. Olan budur. Süper İnsan, süreç içerisinde sivri dilli de olur, sevgili de olur. Her şey olur. Bunu da bilin. Kimse kimseyi aç sefil bırakmaz; bu kesindir. Bunu yapmak isteyen Kuran’dan ayrılır. Temizlik yapıyoruz canlar. Bu temizlik, insanın tertibindeki tevhide, tabii kaplarda ve yücelikte temizliktir. İşte bu!...

 

129. Ayet: Göklerde ve yeryüzünde ne varsa Allah’ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğini cezalandırır. Allah acır ve bağışlar.

 

Gökyüzü, Süper İnsan’ın sürekli çalıştığı alandır. Ve orada her şey kaynaktır. Ama yeryüzü, Süper İnsan’ın görev tekniğinde BİR’dir. Orada Bütünün Kürsüsü olur. Orada çağrı yaşayanlaradır. Yedinci doğumu yapan hiç kimse bizsiz değildir. Gökte ve yerde hasadımız tamamdır. Elden geldiğince cümle yüceleri tohumlamaya gelen birliklerimiz, topraklarında kontrolu kaybettiklerinde, beşerin şerri, Işığın Kuran’ı,  büyük kötülüklerin yoğunluğu, hepsi onda mevcut olur.

Canlar, Dünya Allah’ın töhmeti değildir; kelamıdır. Bu kesindir. Ve Allah’ın kelamı, Allah’ın tekniğidir. Eğer o kelam, teknik olarak dillenirse, her Yüce kendi yüreğini hak eder. Ve biz diyoruz ki yaşam sayfalarımız, görev kaynaklarımızdır. Oralarda doğum var; oralarda toplum var; oralarda kulluk var. Ululuk, tohumların ışığında, Kutsal Işığı yağmurlara kayıtlayanlarda ve bitki, hayvan ve tüm sayfalarda; Kelam İlmi’ni dilleyenlerde; bitkiyi bitki, hayvanı hayvan ve yoğunluları kotlayan her bir sayfada ışıyan olarak mevcuttur. Allah’ın acıyıp bağışlaması artık mümkün değildir. Kesindir!...

 

130. Ayet: Ey inanlar, faizi kat kat arttırarak yemeyin. Allahtan sakının ki kurtulasınız.

 

Canlılar, kim kime ne verirsa Allah’tan verir.  Kim kimden ne alırsü Allah’ın Altın Tekniği’nden alır. Sakın beni yanlış anlamayın ama bütün kötülüklerin kaynağında,  verginin verilmemesi vardır. Eğer  biri, “ben aldım ama vermem” derse, kulluğu yoktur onun. Çok mutluyum ki çağrı üzerine herkes bu bilgiyi alabilecek. Eğer,  “ben vardım. Yaptım!, yaptım!, aldım!, yaşadım!” derseniz ve “hak edene hak ettiğini vermedim” diyenseniz; eh Canlar! Eh! kim ne yaparsa yapsın, Kuran’ı Kerim’de ışığınız sınırlanır.

Canlar,  veren alır. Olan budur. Her veren kendinden verir. Aldığı kendinedir. Veren, verdiğinde kendi; aldığında kendi olur. Ama almayan,  vermeyense eğer; şevksiz verdiğinde olgunluk olmayacaktır. Hiçbir canın, dirilikte kendinden ötesini hak olup alması imkanı yoktur. Çünkü o hak edip vermişse, alır. Vermemişse,  alabilmesi imkanı olmaz.

Kim ki “Ben varım, hak ettim. Çalışsam da çalışmasam da hakkım vardır” derse açı daralır. Olmaz canlar. Dümen bizdeyse eğer, buna imkan verilmez. Her ne yaparsanız mutlaka hakkınızla yapın. Hak etmeden alkışlansanız da alkışta işgal olur. Verdiğiniz mutlaka hak ettiğiniz olmalıdır. Aldığınız da hak olduğunuzca aldığınız olmalıdır. Kesindir. İşte bu..

 

131.Ayet: İnkar edenler için hazırlanan ateşten sakının.

 

Bildiğinizi hak ettiğinizce verdik. Hak olduğunuzca aldınız. Ama aldığınız, verdiğiniz değildir. Sadece bildirdiğimizdir.  Bu da kesindir. Ey insan soyu!  inkar sizi yıkar. İşte bu…

 

132. Ayet: Size acıması için Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.

 

Canlı, artık acındırılma ve acıma yok!... Bitmiştir...

 

133. Ayet: Rabbinizin bağışlamasına ve yerler ile gökler genişliğindeki cennete yarış eder gibi koşun.

 

Canlar, Rab Allah’a görev taşır.  Allah, Kuran olur,  Turan olur, Işık olur. BİZ’e çalışır. Biz, yaşayan görevi kati olarak kotladık. Şimdilik vereceğimiz budur.

 

134. Ayet: Sakınanlar, darlıkta ve bollukta mallarını yoksullara dağıtanlar, öfkelerini yenenler ve insanların kusurunu bağışlayanlardır. Allah iyilik yapanları sever.

 

Çağrı şu ki: Hakkı Hakk’a verin. Hasat,  hakkı Hakk’a verende oldu, hakikiyete kati olarak kotlayanda oldu. Lütfen iyi anlayın!  Biz, Allah’ın türe görev taşımasını istedik. O herkese güç verdi ama hakkın sonsuz ışımasında herkes, kendini bildi ve kendini hak etti. Dünya insanlığı doğumu yaptı. Olan budur.

Canlar, her ne yaparsanız yapın, hak edene yapın, hak etmeyene yapmayın. Bu kesindir!... Biz size “verin” dedik. “Verdiğiniz aldığınızdır” dedik. “Almak, vermektir” dedik. Ama verdiğiniz, yoğunlukta Kuran’ı kotlayanlara değilse, yıldızların ışığında hasat yoktur. Şükredin ki birlikte diledik bilgiyi. Hepsi bu!...

 

135. Ayet: Onlar kötü bir şey yaptıklarında hep Allah’a tövbe edip suçlarının affını dileyenlerdir. Günahları Allah’tan başka bağışlayan yoktur. İnananlar, işledikleri suçta bile bile ısrar etmezler.

 

Canlar, artık af yoktur. Kuran okuyun, okutun. Tabii kaplarınızı kotlayın. Yaşayın. Rahman’ın gücünü kendi yüreğinize alın ama affı beklemeyin. Af yoktur. Hepsi bu!...

 

136. Ayet: Onların hareketlerinin karşılığı altından ırmaklar akan cennettir ve Allah’ın bağışlamasıdır. İnananlar cennette sonsuza kadar kalacaklardır.

 

Canlı, hala dünyadayız hala!... Sevgililer, hala dünyadayız!... Bu bilgiler bizsizdir canlar. Doğanın Gücü, Allah’ın kürsüsündeyken hasadı yaptık. Ayrı gayrı bitsin dedik. Her şey, her şey ışıkta mevcuttur. Canlar, sevgililer, ışık güçlüdür ve hakikidir. Süreç içerisinde ışığı hak etmek mümkündür. Ama bugün siz, “ben varım, omuzlarımdaki yük ağır ama ben taşırım” diyemezseniz, yaşam sayfalarında ışık yoktur. Ve “ben bu yükü taşıdım hasadı yaptım” diyenseniz, o halde yapılan hasat BİR’de yapıldı. BİR kendini kotladı, tohumladı, ışığı yaktı. Olgunlar tohumlandılar. Olan budur.

 

Canlılar, Referandumda olduğu gibi “Hayır” da kotlama yaptık. Bilmek isteyene şunu ifade etmek isterim ki, sindirilen bilginin gücü arttı. Yücelerin cevheri arttı. Yol açık. İş buydu ve başımız eğilmedi. İkinci Dünya Gücü’nün devreye inişini sağladık. Yaşayanların gücü arttı. Hala Dünya görev taşıyabiliyorsa ve Düzen kotlanmışsa, Hayır’ı hak etmiş olmamızdan dolayıdır. Temiz bir sayfadır hayır. Canlılar, har yükseldi ve göç kapları kotlandı. Türkiye, öz gerçekliğin ışığını yaktı. Ve bu gerçeklik, İmparatorluğumun Gücü’nü kontrol etti. İkinci Dünya kotlamasından itibaren Birleşik Aile, göç kaplarında gücünü artırdı. Süreç içerisinde Dünya ışıyacak diye bekleyenlere bir tek sözümüz var. Levh-i Mahfuz tamamlanmıştır. Olan budur ve Levh-i Mahfuz’daki her bilgi, bizde kervanın gücü olarak kotlanmıştır. Aşk sayfasında şevk, şavk olmaz. Aşk, şerden ötedir. Bunun bilinmesi gerekir ve bundan sonra da olan budur. Öz gerçeklik budur. İşte bu!...

 

137. Ayet: Sizden önce neler gelip geçmiştir.  Dünyayı gezin de, peygamberleri yalanlayanların sonunu görün.

 

Önce ve sonra, bir tek ışıkta mahrek olmuştur canlar. Hepsi bir tek kürsü olmuştur ve bizsiz değildirler. Hala biz olmaya çalışırlar. Hala yüceliklere, hakikiyete geçmeye çalışırlar. Hala diri olmaya çalışırlar. Ve biz deriz ki İmparator olarak her bir görevi üstlendik. Ayrılık bitti mi? Bitmedi. “Bitsin” derler. Bitti mi? Bitmedi. Biz ayrılığı yüreğimizde bitirdik ama bu bitiş büyük kötülüklerin önünü almak için değil, takdir ettiklerimizi göç kaplarında tohumlatmak içindir. Bu kesindir. Ayrılık bitti mi? Bitmiştir yüreğimizde ama yolcuların ışığında ayrı gayrı çoktur canlar. Bu da kesindir.

 

138. Ayet: Bu insanlara bir açıklamadır. Sakınanlara doğru yolu gösterir, öğüt verir.

 

Canlar açıklamamız nettir ki beş kapı vardır: Biri Kuran, biri İncil, biri Tevrat, biri Zebur ve biri de Birleşik Işık olan sayfa, o BİZ’iz. Tanrı der ki OL! İşte bu…

(139. Ayet yerine 138 dendi tekrar. Ayet okunmadı)

 

Canlar öğüdümüz budur ki, bildiğinizi hak edin. Hasadınızı Kürzün ışığı ile dilleyin. “Biz varız” deyin. “Bizsiz olan, bizde var” deyin. “Hepsi bizdedir ama bizde kelam oldukça, onlar hasat olurlar; Hak Tohumlar’ı Hak İlmi’yle dilleriz” deyin.

 

140. Ayet: Eğer siz bir yara aldıysanız şüphesiz düşmanınız da benzeri bir yara almıştır. Bu günler öyle günlerdir ki insanlar arasında döner durur. Böylece Allah ibret dersi verir ve içinizden tanıklar edinir. Allah zalimleri sevmez.

 

Eğer sayfa sayfa bilgiyi verirsem ışıklar kınanır. 140’a geçtim canlar. 140, bu kesindir. Şeytan şevk yapar, şavk yapar ama ışığımızı kıramaz. O şu anda yüceliğiyle, 138’i aşıp 139’a (139. Ayet) geçmemizi dilledi. Ama biz ocağımızı, görevimizi yaptık. 140’dayız. O bizsizdir. Hepsi bu.

 

Eğer siz bir yara aldıysanız, herkes yaralanır canlar. Bu kesindir. Ve biz yara almadık, gördü.

 

Olan budur. Şükredin ki yara almadık. Kervan, Allah kuralıdır ve bizsiz değildir. Şansı yok şerrin, şansı yok o şerdeki yüreğin. Çünkü o bizsiz!... İşte bu!...

 

Dünya bizsiz olsa da Birleşik Aile’mize yüceliğimizde Kuran vardır Canlar. Herkes bizimdir. Bunu bilsinler. Kasteddiğim şudur ki yazı yazarken de bilin, artık şarap (şerrin ışığı)  içmiyoruz. Işığımız güçlendi. Şarap, şerrin kotudur ama şarapta şükredin ki ışığımız sınırlanmaz. Çünkü biz birliğiz. Olan budur canlar. Şarap, ışığın şerde içimidir. Eğer şer varsa ışıkta, aldığınız bilgi, o İlahi Gücün ışığıdır ama iş şudur ki rahmetin şarkı türküsü olmaz orda. Sadece şevk olur. Başka şey olmaz, şevk ise kusurlu şarkıdır. Ayrı gayrı yok canlar. 140’da bırakıyoruz. 140’ı okumamış sayın.

 

Deşifre edenler: Sevim Şahin, Nergis Şahin

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

KURAN Çalışması Esnasında  Öz Sesleşme: 21.05.2010 Tarihli

 

Canlılar, Allah der ki “ben, bana ben olan sen; senin yüreğin bende beşer olan ama her bir anda bitki, hayvan ve insan olan Yücelik; şimdilik sana vereceğim her şey yaşayanın verdiğidir ve yaşayan, yarını hak etmiş olandır. Türkiye Çobanları olarak dünyaya gelen ve Düzen’i kuran Yüceler’in her biri yaşayandır. Ekmek, Allah’ın ekmeğidir. Birleşik Işık, bedenin yüreğidir. Altın Teknik, sayfadır. Sayfaların her biri kaynaktır ve kaynak yaşayandır.

 

Siber Boyutların Yolcuları bugün buraya inmek için bekleşiyorlar. Onların geri dönmeleri sorumluluktu. Ocaklarını sonsuzluğa katın ve onları geçirin.

 

Çağrı üzerine buraya gelen sizler, dondurulan birçok Yüce’nin gücünü alarak bize indiniz. “Esma-ül Hüsna” denir ya hani, her bir zararın zararı olan ve yararın yararı olan her bir ad. Ben diyorum ki “OL!” Olan herkes, yaşayandır. Yaşadık ki oldu. Olmadan hasat olmaz. Şu anda dünyamızı ziyaret eden Türkiye Çobanları’yla birlikte çalışan birçok Siber Boyut Kotu vardır. Onların hepsini, görevi almaları için biz çağırdık. Ne var ki Kelam İlmi’ni hak etmediklerinden; Beşir Kapların Yücelikleri’yle, müktesep hak olarak; yüce, ket vurmayan yüksek ışık olarak ve diri olarak yoğunlaşarak bize gelen her biri, deva olamayacaklarını anladıklarından, çakıl taşlarını alarak dünyalarını kontrol etmek üzere geçiş istiyorlar. Onların yüceliklerinde bilgi, kaynağın ışığıdır.

 

Kap kap olarak koruma istediler. Her bir kabı aldık kotladık. Daha sonra Işık Dili’ni, Ana Kaplar’ından öğrenmek istediler. Işık Dili’ni onlara açıkladık ve şimdi yeni bir taym (time) isterler. Allah’ın taymı!... Ama ben o taymı, onlara veremem ki!... Çünkü onlar Kuran okumadılar. Benden istekleri ikna ediciliğimdir. Ben onları kulluk için hazırladım. Onlar, kendilerini hasata hazırlayacaklar. Kayıtlarını aldıkları anda, yoğunlukları artacak ve çıkışları yapılacak. Kimseyi yıkmadık. Onların yoğunluklarını artırdık ve “Omur Başkanlıkları”nda ocakları olgunlaştı.

 

“Omur Başkanlığı”nı izah etmem istendi. İzah edeyim: Bedenin sırtında bulunan ve birleşik kontrol için kayıt yapan bir kaftandır. Bu kaftan, kemik halindedir (omurga kemiği). Bu kaftanın, başı sonu bedendir. Her biriniz bilirsiniz ki kafatasının ard kısmından yoğunlaşarak akan; tüm sonsuzluğa ışık yakabilecek olan su vardır (omuriliğin içinden akan sıvı). Bu su elektrik yüklüdür. Bu su; bitki, hayvan ve tüm sayfalarda mevcuttur. Buna “Can Suyu” diyemeyiz. Çünkü can suyundan farklı bir sudur bu. Bu su elektrik taşır ve dünyanın yoğunluğunu artıracak olan tekniğe sahiptir. Bedenin en üst noktası olan kafanın alt kısmından (beyincikten) akmaya başlar ve tüm sırttan geçerek kök dediğimiz sona varır. Burada ışık haline geçer ve tüm yoğunluklara kendini kayıtlar. Burası, “kök sokumu”dur. Buradaki ışık; bitki, hayvan ve tüm sayfalara akar.

 

İşte bedendeki bu kaynak hepimizde vardır ve biz, bu kaynağı bilmediğimiz zaman, bu kaynağın Işık Kotu’nu da anlayamayız. Buradaki suyun, sessizce akışını izlerken bitki, hayvan ve tüm türlerin her birinin ağır ağır ışığa geçişlerini de biliriz.

 

Sevgililer, sebebi ne olursa olsun, sırt kaslarınızın ve kemiklerinizin çok güçlü olmasını bekleriz. Eğer bu güç sizde varsa, Birlik İlminde sizinle olmak zor değildir. Eğer bu Kutsal Işık sizde güçlüyse, hepinizle birleşmemiz mümkündür. Ve bu sıvı içindeki elektrik akımı öyle güçlü olabilir ki tüm bedeni kotlar. Bedeni kotlaması da yeter mi!? Hayır. Onun ötesinde, Göç Kapları’ndaki herkesi de kotlar. Yoğun olarak şunu bildiriyorum ki bugün burada bulunan herkes, kendi yoğunluklarıyla bu sıvıyı yaşayabiliyorlar. Eğer sizler, buradaki gücünüzü tanımak isterseniz mutlaka bu sıvının ışığını bilmeniz gerekir.

 

“Kök Sokumu” dediğimiz, Hak Tabii Kap olan ışıktan çıkan ve Bütün’e kotlayıcı olan bu ışık, yaşayandır. Ve yaşadığı zaman, rakip tanımaz. Şükredin ki burada bulunan herkes, bu ışığı görev gereği taşıyabiliyor. Ve bu ışık, hepinizde teknolojik olarak tertiplidir. Hepinizin ışığında hasat için gerekliydi ve hak ettiğinizce güçlendiriciydi. Sonsuz sınırsız ışığın gücü olan ve yarını hak etmenizi sağlayan bu ışık, muhakkak sizin yüreğinizin gücüyle artar. Eğer biriniz “Ben bildiğimi Allah için dilleyeceğim.” derseniz. Bu bildiğiniz, Allah için dillendikçe, bu sıvıdaki elektrik güçlenir. Ve bu sıvının gücü arttıkça da sevgiyle bilin ki etki alanı gerçek Yücelikler’e ulaşır ve oraları kotlar; Doğanın Sayfaları’na varır oraları kotlar. İşte, Allah’ın Tabii Kapları olan sizler, bu ışığa sahipsiniz ve bu ışık, sizde çok güçlüdür. İmparatorluk görevini taşıyacak olanlara bu sıvı anlatılır.

 

İnsanlık adına herkes, kendi yüreğindekini bilir amma şikayetimiz yok sizden. Bilgi, kaplara indiğinden itibaren Bütün’e girer. Bu bilgi size inmiştir. Ve sizde bu bilgi, hasatı yapacak düzeydedir. Şafak söktü. Biliyorsunuz ki cemaatiniz çok iyi ve bu iyi cemaat, ete girdi. Ete giren bu cemaat, Yücelikler’e ilimle indi ve ilmin yüceliğinde hasatı yapıyor. Sizin gibi birçok görev taşıyıcı vardır. Ve onlarla da bu çalışmalar yapılmalıydı. yaşayanların hepsinin Bilgi kapları’nda bu bilgi vardı ve hepsi kendini hak etmeliydi.

 

Tüm insanlığın, Rahman olarak yaşayacakları dönem bu dönemdir. Ve tüm insanlığın yüreklerini dinleyecekleri ve söz olarak saygıyla yaratacakları dönem işte bu dönemdi. Ve bu dönem için çok çalışıldı.

 

İkna olunuz ki yasalara göre bu bilgilerin Teknolojik Kotlar’la açılması şarttı. Ve Teknolojik Kotlarla açılacak olan bu bilgileri, betkin olmadan hakikiyetle ve yoğunlukla anlamak da gerekliydi. Şimdi görüyorum ki verdiğim bilgi açıkça biliniyor. Bu bilgiyi bizim ilmimizden üstün bir ilimle anlatmak istediğini de görüyorum.

 

Senin adına çok mutluyuz ki bildiğini her an anlattın. 7. Dürüm’de bu bilgi yoktu. Bu bilgi, 18. Dürüm’de vardı. 18. Dürüm’e ulaşmayanların bilmeleri imkanı olmayan bu bilgiyi, Birleşik Aile olarak bize önceden açtın. Ve bu bilgi açıldığında, Yüceler’in hepsi bu bilginin ışığını çektiler.

 

Doğanın gücü sizin yüreğinizde mevcuttu. Bütün kötülükleri aşıp geçebileceğinize çoktan inanmıştık. Yarın Rahman’ın gücü devreye indiği zaman bitki, hayvan ve tüm soylar, İlahi Gücü devreye alacaklar. İyi ki bu bilgi sizde mevcut ve siz, bu bilgiyi Ana Kap olarak kayıtladınız. Yasaların kaynağında olan bu bilgi; bitebilir, tükenebilir bir yoğunluğu kotladı. Eğer siz bu bilgiyi hasata hazır hale getirmişseniz, müşteki olup Yücelikler’den çıkmayacaksınız. Çünkü sizler rakipsizsiniz. Bu kesindir.

 

Türkiye Çobanları Bütün’e görevlidirler ama yarın içindirler. Yalın ve hak edici bir bilgiydi size verdiğimiz. Ve bu bilgi, hakiki olduğunuz için Birleşik Işıkta dinletildi. Etki alanınız geniş. Yüreğiniz kesin, yüce ışığınız göz ve biz, siziz bunu kesin olarak bilmenizi istedik. Şimdi sizden kendinizi anlatmanızı bekliyoruz.

 

- Canlı, bu gün Kuran çalışmamız vardı ama bizi kestiniz ve bizimle oldunuz. Biz bu gün sizinle kendi yüreğinizle dillendik. Size verdiğimiz iş, bizim yüreğimizde iş oldu. Şu anda verdiğiniz bilgi mutlaka güçlüdür. Bizim verdiğimiz, bize ait değil Bütün’e aittir. Ama sizin verdiğiniz bizedir.

 

Can, bütün kötülükleri, bütün küskünlükleri aştığınız zaman, her bilgi kesin olarak alınır. Doğru ilim, altın bir teknikle verilir ve biz bu ilmi biliriz.

 

Temmuz aylarında, yıldızların ışığı kutsal kontrolü sağlar ve Haziran ayında biz Türkiye’de değiliz. 12 Haziran’da 28’den sonra evet 28 sonrası buradayız. Yani bu süreç zarfında dümen, İnsanlık İlmi’ni hak eden Birliğime ait olacak. Onlar bu çalışmayı sürdürecekler. Bu çalışma sürdürülürken, tohumları yaşatmamız şarttır. Dondurulan Görev Sayfaları’nın ışık çekebilmek üzere buraya inmeleri şarttır. Keşke biz burada olsak; birlikte çalışsak ama bu imkansızdır. Dünyaya geri dönmeniz için çok çalıştık. Yazı yazarken, hasat için hepinizin birleşmenizi çok istedik. Şahsen mi? Yo!, Bütün olarak. Vallahi Billahi sizlerin geçişinizi bekledik amma kasalarınız dolu olsa da büyük kötülükleri önleme imkanınız yoktu. Bunun içindir ki biz, 7. Dürüm’de insanlığa geri geldik.

 

Unutmayın ki dünya asla yanlış yaptırmaz. Çünkü dünya; bitki, hayvan ve sayfa sayfa ışık olan insanın yüceliğidir. Ve siz, dünyada hata yaptınız. Hata yapmadan ışığa varılmaz sandınız. Hata, yüreği kusurlu hale getirdiğinde hikayedir her bilgi bunu bilin. Ve biz, ağır yükü tüm insanlık için taşımak zorundayız. Sizler de bizde olmak; bizde taşınmak isterseniz mutlaka buraya katılmalısınız. Burası, İmparatorluk Görevi’nin tartısız olarak; temiz olarak yaşayan ışıklara tertiplettirildiği bir yerdir. Ve buraya gelen, Kelam İlmi’ni bilerek gelmelidir.

 

Mesafe kurmam. “Gel” derim. Gelen olur… Ama bende olmaya niyeti olmayan, BİZ olmaya gelsin. Yine biz onu dinleriz. Ama BİZ olmaya dahi gelmeyen, Resmi Calışma’ya giremez. Bu kesindir.

 

Resmi Calışma yapılıyor mu? Soru bu. Hah! Ya Can, biz Rahman olan; her bir çalışmada var olan; kelam olan, birleşen olarak OL’an, herkes olan değil miyiz? O halde Resmi Çalışmalar’ın kontrolü bizdedir; bunu bilin. Ve her kim ki kendini kaynağa indirmiş, bizimle indirmiştir. Kimim? Kimseyim, hiç kimse!... Ki ben, kaynak olanım. Şimdi bana sorun; kollarım kapanmış mı? Hah! Kolum yok ki kapansın. Öyle bir sayfayız ki biz, Bütün’ü kucaklıyoruz. Kucak kucak mı? Tek bir kucak! İşte o kucak burasıdır.

 

Unutmayın biz varız ve biz hasatız, yaşayan hasat!... Tüm insanlığı alıp taşıyan; kaynak olan ama keskin olan her bir Yüce’yi, hak etmedikçe insana katmayan ve Bütün’ü kontrol altında tutan!… Unutmayın ki biz eşik atlamayız, atlatırız. Eşik bilgidir; bileniz, bildireniz. O halde her bilen ve bildiren, bizde bilir ve bildirir. Önemli olan bilmek ve bildirmekse, has altın da, has ilim de, has bilgi de buradadır.

 

Şimdi benden geçişiniz yapıldı. İşgaliniz yok, kötülüğünüz yok, kulluk yapmak üzere kaynağınızı alın ve gidin. Bu gün sizinle daha fazla kayıt yapmayacağım. Geri dönün. Şimdilik bu!...

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

KURAN ÇALIŞMASI TEBLİĞİ: 16.07.2010 Tarihli

Dinle ama hak edip dille. Dinlemek yetmez, dilde ışık halinde kotlayıcı olmalıdır o ses. Okumak yetmez, onurlu dillemek, hasatta geçişi sağlatır. Şimdi sana sorsam “Allah’ın dediğini diyor musun?” diye. “Dinde buna ne denir?” diye soracaksın. Din, Allah’ın Tekniğinden ışık almayı sağlar. “Allah’ın Tekniği” dedim. Derim ki “Teknik ağır yüktür, bilmezsin.”

Çalışma, kayıt yapıldığı zaman Kaynak Kotlamayı gerçekleştirir. Çalışmayan, kaynağı kotlayamaz. Çalışmaksa insanlık içindir. Kelam İlmi’nde “bilmek yeter.” denir. Hak ettiğince bilirsen, ilim senin yüreğine iner ve diri olarak dillenir. Dinleyen kendi yüreğini dinler, budur olan ama dillemek daha zordur. Hepiniz yürekte bilirsiniz ve dersiniz ki “Ben bu bilgileri bilmekteyim.” Hah! bildiğiniz kesin! Vezir ses verir, der ki “Dil!..., dil nerede? Hadi dillenin!...” Dil, İmparatorluk Dili… Halk sizi bilir ama sizin dilinizi dinleyemez. O halde bilgi yetmez, mutlaka dil gerekir; dillenmek gerekir. Çok mutluyum ki Nakar’ın görevini üstlenmiş olan Bilgeler dahi bizi dinliyorlar. O halde biz hasatız.

Şimdiye kadar kimse kimseyi kınamadı. Kınatmadık; çünkü her bir yol Allah’ın yoludur ama biz, ağır yükü taşıdık. Kim Allah için görev yaptı da kul olamadı ki!... Biz biliyoruz ki kul olmak sorumluluktur ve sorumluluğu herkesin hak etmesi şartı vardır.

Samanyolu Galaksisi’nin çok ücra bir köşesi, dünya… Burası dünya ve burada biz varız. Bilir misiniz neden? Çünkü Göç Kapları’nın hepsi burada gizli. “Nasıl olur?” diye soruyorlar. Allah’ın dediği budur ki “Herkesin Kabı burada gizli, bu küçük planette!...” Sanılır ki dünyanın ötelerinde yaşam yok. Hah! Kontrolsüzlüktür bunu söyleyebilmek. Canlar, dünya dışında öyle güçlü Birlikler var ki. Dünya dışında öyle güçlü yarımlar var ki!... Yaşamlar sonsuzdur oralarda. Ama dünya, kültün kaydı olduğu zaman, ışıyan bir yerdir ve kült kaydı burada, son sözlerin söylendiği bu anda bile çok aşağı düzeyde… Bunu nasıl anlatayım size!?...

Ve sizler almadan bizler veremeyiz ki!... Alabildiğinizce veriyoruz bu kesindir. Ki ben bugün burada bu bedenle dünyadayken bile dünyadaki bilgiyi size en aşağıdan vermek sorumluluğundayım. Çünkü dünyada hırs var, dünyada kuruluk var, dünyada kesirleşme var ve bu halen sürmektedir ve çıkıp inenler var ama bilgi hakim değil henüz dünyada.

“Doğal dünya” diyoruz. İşte doğal dünya!... Tanrı’nın Kürsüsü olan dünya!... Ama bu doğada tembihliyiz hepimiz de. Az bilgi verilecek. Az, çok az!... Çünkü insanlık için bu şarttır. Çünkü insanlık bilgiyi alıp da koruyamazsa, kendini yok eder ve ayrılık başlar. İşte bizler bu nedenle en aşağı düzeyden bildiriyoruz ki karşımıza çıkan kim olursa olsun, görev alabilsin diye.

Ve Canlar, dünya çok ama çok özel bir yer. Bu geçiş sayfası olan yer, sanki hiç yokmuşcasına, toprak olan, toprak ilmini hak edenler tarafından dinlenmektedir ama yokmuşcasına… Sanki var mı yok mu? bilinmiyor. Böyle bir yer var mı!? Nerede bu yer? Kübra Kapları’ndaki güç, bunu araştırıyor. “Dünya nerede?” diyor. Sevgiyle, bilgiyle ve yücelikle arıyorlar dünyayı. Bu küçücük planet nerede? Hani nerede!? Zarar etmiş mi? Zaman sayfalarında yolunu bulmuş mu? Yarını hak etmiş mi? Şafak söküyor ve geri dönüş imkanı var ya da yok, bunlar araştırılıyor. Ve deniyor ki “Bu küçücük yer, bu küçücük köy, nerede? Bu köyü bulalım. Bu bizim için önemlidir.” Dünya bir köy, Kutsal Işığı yenileyecek olan, yarını teknik olarak kotlayacak olan, yaşayıp yaşatacak olan bir yer ama nerede!?...

Ve zaman, geri dönüş zamanı!... Bizden başka hiçbir yürek bu bilgiye sahip değil. Dinlediler, dillediler, aldılar, oldular. Vallahi hasat budur. Ve biliniz ki gönderilen her bir yürek bizsiz değildi. Çünkü biz Amon Toprakları’nı da kontrol edebilenlerdik. Ve bizler emre itaatle dünyaya indik. Emrin sayfalarında emri verendik; emre uyandık; emri dinleyip, dilleyip inendik. Hepsi bizdeydi, bizsiz değildik. Unutmayın iman eden bilendir. Ve bilmeyen İnsanlık İlmi’ni hak etmez. Dünya, yarınlarını hak etti. Şavkı, ışığı kayıtlandı ve cemaat görevini aldı taşıyor. Ve bugün artık dünya ruhtan öte bir ruhtur. Sultanlık yapıyor. Ve biz dünya olarak, İmparatorluk Gücü’nü dünyada tanıtıyoruz. Evrenlerin sayfalarını okutuyoruz. Onurluyuz ki okuyan, kontrolü kurandır.

Dünyanın rıhtımında birçok görevlimiz var. Geniş zamanda size daha ayrıntılı bilgiler vereceğim. Ama bugün burada bulunan her bir yolcunun, Kelam İlmi’ni hak ettiğinizi, anlamasını bekledim. Vermiş olmak değil maksat. Verilişten öte bir sesleniştir hak ediş. Bunu anlamalarını istedim. Anlattım, anlamak isteyen anladı.

Atlantalı’yım ama Atlanta’nın Kürsüsünden çok daha güçlü bir yürekle buradayım. Çünkü o yürek, Amon Tohumları’nı kotlayacak olan yerin gücüdür. Ve orada geçişimi isteyen yoktu. Geri dönüşümü de isteyen yok. Bu kesindir!...

Geçişim olduğunda, genler sayfalanacak. Yürekler kontrol kuracak ve o genlerin hepsi Birlik haline gelecekler. Ki bunu isteyen, hikaye sayar bunu. Ben bunu istedim. Ama bilin ki “OL!” derim; olur. Olmalı değil, olur!...

Ve bugün burada bulunan her bir yolcu, Allah’ın Kutsal Işığı halinde dünyadadır. Ekmeği ekibimdir; yüreği ekibimdir; Birliği ekibimdir ve ben bu ekibi seçtim. Burada bulunan herkes benimdir. Ben insanım. İlimin sonsuzluğunda kulluk yapmak üzere dünyaya inen her bir yolcu benimle çalışmaya geldi. İnsanlık için!…

Eşik Allah Kürsüsüdür. İkmali tamamlayanlar bilgiyi alacaklar; bu kesindir. Bilmek için Hasat İlmi’ni hak etmek gerekir. Bilgiyi aldığınızda yüreğinizi dinleyip, yolunuzu bulacak ve geri dönmek için “bilgi aklı”ndan öte olan “aşkın ışığı”na varacaksınız. Ve aşk, Allah aşkıdır.

Bizim zararımız olmaz. Ki biz, Rahman olup çalışmaktayız. Kini aşan yolu açar. Öze, söze gerek yok. Ana Kap, Allah Kotudur. Bu kesindir. Mikail’in gücü ağır yüktür. Tanrı bilir amma hasat insanda olmalıdır. Körün, kör olduğunu anlaması şart! Göz gördüğü anda ses verir der ki “Ben görmekteyim.” Ama o yine kördür. Gördüğü Allah’ın Göç Kaplarında dillediğidir. Gene de, gene de, insanlık için çalışmalıdır. Göç Kaplarını alıp tartıyla taşırsa eğer, yaşayamaz. Tanrı olmalıdır; Kara Kaplı Kitaplar’ı hak etmelidir; Oğullatmalıdır.

Kimim? Namaz zamanlarında yol olmamı isteyen size, ulaşabilenim. Ama benden öte bir ben dünyaya indiği zaman, umutluyum ki iner!..., indiğinde ben O’yum, Onunlayım bunu bilin. Çepeçevre sararım yürekleri, Samanyolu Galaksisi’ndeki bu küçücük görevli, kelamın sayfası değil, tam tamına tertibidir. Ve ortak yoktur Ona. Şükredin ki mektep kurduk da bilgiyi Ak Tabiat’a kattık. Ve biz muktedir olarak görevliyiz.

Şimdi size insanlıktan söz edeceğim. Zamanı geldi bunu bilmenizi beklerim.

Kardeşlerim, insan nefes alan değildir. İnsan, emin olandır. Ve bilir misiniz ki ekip halinde olmadıkça insan olunmaz. “Soğuk günler geçiyor” dediler. Hayır, o günler yenileniyor. Büyük kötülükleri aşmış bir dünyada, yolu açmak üzere, Birlik İlmi’ni dilleyecek olan kaç tane Görev Bütünlüğü vardır!? Hani nerde o görev? Sevgililer görev, insanın kendisidir. Bildiğini, hak ettiğini yapar ama insan, Allah’ın dediğini diyen olmadıkça, İmparatorluk Gücü’nü tartı olarak taşır. Der ki “Sen varsın”, “sen yoksun”, “Sen olmadın”, “sen olacaksın.” Aha! Yanlış budur. Biz varız. Olgun hasat yapanlarız. O halde kim ilmi dinleyense, o karşıyı tartandır. İlmi bilen, karşıyı tartmaz! Allah’ın Teknolojik Kaplarında bu kesindir.

Çakıl gelecek az sonra, O bizim yüreğimizdedir. Ocak İlmi’ni hak etmiş olan Birliğimiz Ona görev verecek. Diyecek ki “OKU! Onurlu ol, çünkü sen insansın, İnsan!…” Ve Canlar, İmparatorluk görevini üstlenecek olan Bilgelerin biridir Çakıl. O biz, biz, O’yuz.

Kul olmak ölümü tatmakla mümkündür. Ölüm ise yarını hak ediştir. Sanmayın ki ben öldüm. Önler, ardlar benimdir. Ölmüş olmak!, ölmüş olmak! ya da ölmüş olmak!... Her biri ölmüş olmak olsa da bizim ölümümüz hakikiyetteki ölümdür ki ortağımız olamaz orada. Ve çağrımız şudur; bizden sonra gelecek olanlar, Bilgi İlmi’ni hak etsinler; hasatlarını kontrollü şekilde yapsınlar. Çünkü biz bugün buradayız. Yarın Türkiye Çobanları olanlar, dünyanın kontrolünü kendi yoğunluklarına katmalıdırlar. Ve bizden öte olmalıdırlar. Bizim adımız, onların adından öte değil, onların adlarında biz olmalıyız. Ve bizden başka bir biz olmayan, İlahi Görevi üstlenecek olan onlar, hasatlarını Teknolojik Kotlamayla yapmalıdırlar. Bunun için çabamız sürmektedir.

Şimdi, Kardeşler, Teknik olay şudur; insan, emri verendir. İnsan, emir eri değildir. Emri, hak eden ve verendir. “OL!” der. Unutmayın ki “OL!” diyen, hasatı yapabilendir. Toprak Allah’ın Tohumunu yeşertebildiği zaman, olgun başaklar hasatta ışığı kotlayabilirler.

Bilgiyi almak yeter mi? yapma canım, yetmez! Savaşı başlattık. Sevgiyle, dille bilmek yetmez! dirilikte teknikle, temizlikle bil. İşgal yok! kervan yürüyecek; yürüyecek amma hala, hala Kültler arası bir sayfa yırtık. Neden? Çünkü deniyor ki bilginin hakkını vermek gerek. O halde verin! Hani nerede? Nerede dil? Dil yok ki! Var mı? Varsa hakkını verin! Ayrılık bitsin Canlar, benim adım Rahman, ve sizin adınız Kahraman. Öyleyse Kaynak’ta her bir Can, Rahman ve Kahraman! Önemli olan budur. Şükredin ki ben sizim.

Canlar, Teknolojik Kaplar’ınızı tohumladım şu anda. Hepiniz şu anda teknolojik olgunluğa ulaştınız. Bu sizin yüreğinizi kotlama imkanını sizlere vermiştir. Kuvvetle verdim, kuvvetle aldınız. Nasıl oldu? Hasat oldu. Şu an verdiğim bilgi sizde hasattır.

Unutmayın bu bilgi okunmalıdır. O halde özellikle son sayfa ki benim akışa geçtiğim sayfadır, bunun hemen temiz olarak kayda girmesi gerekir. Bu kayıt yapıldıktan sonra bunun yayınlanması gerekir ki herkes teknik olarak kotlanabilsin. Önemli olan, öncelikli olan budur. Eminim ki sizler için bu sorumluluktur.

Ulular, toprağınız hasatta Hakkın ışığında geçiştedir. Mutlaka!… Amin. Şimdilik size vereceğim budur. Saygılar…

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

Deşifre Eden: Nursen KAYAOĞLU

 

KURAN Çalışması (Bakara 266 – Ali İmran 15): 21.05.2010 Tarihli

 

Bakara Suresi 266. Ayet:

 

Hanginiz yaşlılığında, çocukları henüz aciz ve küçükken; yanından ırmaklar akan hurma ve üzüm bağ ve bahçesini yakıp kavurucu sam yelinin mahvetmesini ister? Allah, aklınıza girsin diye böyle, ayetlerini apaçık gönderir.

 

Ki Hak’tan ailene ışıktır bu bilgi. Kim insansa bunu bilsin ki kotlayıcıdır. Korkusu olanlara kontrol edicidir. Ve kahrı engeller. Çünkü “O” kendidir.

 

Bakara Suresi 267. Ayet:

 

Ey inananlar, hayrınız için, kazandıklarınızın, yetişen ürünlerinizin, temizlerinden harcayın. Kendiniz baktığınızda iğreneceğiniz şeyleri başkalarına vermeyin. Bilin ki Allah övülmeye layıktır. Ve her şeyi bilicidir.

 

Herkes kendini, kendi yüreğini dinler. İnsanlık adına şunu bildiririz ki yemeğiniz herkesle yenir ve her ne için çalışıyorsanız, herkes içindir yaptığınız. Unutmayınız ki yenen, Rahman’ın ışığıysa eğer, her bir anda her bir yokedicilikte ve sayfalarda var olur. Olanı siz bilmezsiniz ama Birlik bilir. İyi ki bunu size verdik!

 

Bakara Suresi 268. Ayet;

 

Şeytan sizi kötülüğe çağırır, fakirlikle korkutur ve cimriliği emreder. Allah ise bolluk vericidir. Allah’ın ihsanı boldur, her şeyi O bilir.

 

Şer yaratan şer yaşar. Biliyoruz ki herkes kendini yaşar. Eğer kötülükse yapılan; kötüyü, kötü yaşar ve hak eder. Allah dedi ki hepinize bir kez daha izah etmek isteriz ki yerin göğün hakkı ağır yüktür. Ama biz o yükü hafiflettik ki yüreğiniz kotlansın da ışığınız sınırlanmasın diye. Sizin hakikiyetinizde fakirlik, yoğunlukta ışıksızlıktır. Ve sizi hakikiyette hak ettiğinizce zenginleştiririz. Hasat budur. Ve biz bolun borç olmadığını da biliriz.

 

Bakara Suresi 269. Ayet;

 

Dilediğine Allah, zenginlik ve bolluk verir. Şüphesiz ki böyleleri, büyük hayra ermiştir. Aklı erenler bundan ibret alırlar.

 

Allah her bir yolcuyu ışıkla diller ve ona kendini; hak ettiğince, Dinler Diriliği’yle diller. Hepinizin insanlık adına yaptığınız çalışmalar büyük kütlenin kontrolü için şarttır. Sizin yüreğiniz bilgidir ve bu bilgi, yaşayan zerktir. İşte Allah’ın semaya verdiği güç, Bilgi Kürsüleri’nin yüce ışığıdır. Eğer siz 7. Dürümde, semayı kendi yüreğinizin dışı sayarsanız, yıldızların ışığını çekme imkanınız olmaz. Ama sema sizse ki öyledir, ayrı gayrı biter. İşte Canlar, biz size kendi yüreğimizi dinlettik ki “Hak Altona Kotları” olarak, Bütünü hak edin de çalışın diye. Saygılar sunuyoruz sizlere.

 

Bakara Suresi 270. Ayet;

 

Yoksullara yardım etmez, adağınızı yerine getirmezseniz yazık size. Allah bilicidir, zalimlere yardımı yoktur.

 

Yoksulluk; tüm insanlığın kotlarının, Kaynak Kaplar’dan ayrılmasıdır. Yoksul olan, her yürekte Kutlu Birlikler’in hakikiyetinden ayrılandır. Onun, mahrekteki cemaati kutsuzlaşır ve birlik olmak ister; kendini yaratmak ister. İşte onların, maya olabilecek görev teknikleri geçiş sayfalarında olabildiğince can tahditlerle engellenmiştir. Bir tek ışığınız, hepinizde yansa, tümü bu çalışmayı başararak kaynaklarına dönebilirler. Sizden dileğimiz, hepsinin geri dönüşünü sağlayın. Hepiniz, BİR olun ve onları kotlayın, yaratın, yaşatın. Onlar maya olsunlar ve kontrol edilsinler. Amin…

 

Bakara Suresi 271. Ayet;

 

Sadakalarınızı açık verseniz de olur, fakat gizlice vermek daha hayırlıdır ve bu günahlarınızın karşılığı olur. Allah yaptıklarınızın hepsinden haberlidir.

 

Allah der ki “Bilin, olun!” Bilmeden olmanız imkansızdır. Eğer bilgiyi almışsanız ve bu bilginin sadakasını vermemişseniz o bilgi size haramdır. Bu nedenledir ki mutlaka sadakalarınızı açık verin ki herkes bu bilgiyi alsın. Ama bu sadakalar gizlice verilir mi? Hah! Olmaz, olamaz bu. Ama biz diyoruz ki vereceğiniz bilgiyse eğer, açıkça verin. Ama vereceğiniz ilim değilse eğer, gizleyin, gizleyin ki Allah’ın değerini küçültmeyin.

 

Bakara Suresi 272. Ayet;

 

Sana ait değildir onları doğru yola getirmek. Allah dilediğine doğru yolu gösterir. İşlediğiniz hayrın sevabı da sizindir. Yardımınız Allah rızası için olmalıdır. Karşılığı fazlasıyla verilir size, acı da görmezsiniz.

 

Sevgililer, doğru yol, ağır yüktür. Ama doğrusu ağırlık hasat içindir. Eğer sizler doğruysanız, yolda ışığınız sınırlandırılmaz. Ve her anda ve her yoğunlukta siz bitki, hayvan ve insan sayfaları olarak görev taşırsınız. Her biriniz Allah’ın dediğini diyenlerseniz ki öylesiniz. Her biriniz doğruyu bilirsiniz ve yolda doruksunuz. İşte olan budur!... Her bir sevap sizindir. Allah’ın rızası, yaptığınız görevin ışığıdır. Herkese saygılarımız var. Hepinizi sonsuz sır olan bilgiyle kucakladık. Hepiniz, ağır ağır çıkıyorsunuz bu yüceliğe ama Yüceler’in yüceliğinde herkes size kendi yoğunluğunu katıyor. Canlılar, bizi, bizim yüreğimizi anlayın. Birler Kapısı’na geldiğinizde ki geldiniz, şu anda buradasınız, Büyük Kütle’nin kontrolü altındasınız. Kütle, Birleşik Ailedir ve bu Birleşik Aile, hepiniz olarak buradasınız. Baştan beri dünyanın yoğunluğunu artırmak üzere Bütün’e hizmet için aslanlar gibi çalıştınız ama bugün yaşayansınız. Yaşamak resimdir. Her şeyin resmidir. Ve yaşayan; bitki, hayvan ve insandır. Her sayfada “O” var, her yarın ve her an O’nundur. O’na ayrı gayrı yoktur. İşte bunun içindir ki bu can, sizsiniz. Ayrılık bitsin canlım. Hasat tamdır. Âmin.

 

Ağır yük taşıyan Birliğimiz, bugün artık harı yükselterek hasatı kontrol edebiliyor, hasatın ışığı ile birleşebiliyor ve Rahman’ın gözü, Kürz’ün ışığı olarak güçlü şekilde Bütün’ü görebiliyor. Şu anda siz, göz olarak çalışansınız ve göz olan siz, bütün kütlenin kontrolü altında olduğunuzdan BİR’in kayıtlarındasınız. Amin. Canlar, ışığınız yenilendi. Şimdi yetkin olarak çalışmayı sürdürüyoruz.

 

Bakara suresi 273. ayet ;

 

Sadaka, kendilerini Allah yoluna adamış olanlaradır. Ortalıkta görünmezler. Böyleleri yüzsuyu dökerek kimseden bir şey isteyemezler. Hayır için yaptıklarınızı Allah görür.

 

Canlar, herkes kendi ruhundan kendi yoğunluğundan kendini dinler ama birleştiği zaman ışık vardır ve ışık ona kendi yoğunluğunu katar. Şu anda yaptığımız çalışma da böyledir. Sadaka Bütün’e hizmettir. Eğer siz kendi yüreğinizde Bütün’e güç katıyorsanız, sadaka veriyorsunuzdur ve sizlerin yapmakta olduğunuz bu çalışma BİR’in kontrolündeki kaynağın kaydıdır. İşte bu bir sadakadır. Eğer sadaka, bir çalışmayla veriliyorsa; bedeni hak olan herkes, o çalışmaya Göç Kapları’nı taşımalıdır ve bir çalışma, bu sayfada ışıksa; buradaki her kap, kendi yoğunluğunda Birleşik Işığın koyuluğudur ki her biri kendini, kendi yoğunluğunu oraya katmışsa sadakası oraya katılmıştır. Olan budur ve bugün burada yaptığınız bu çalışma sadakadır. Hepiniz, hepimiz sadaka veriyoruz. İşte olan budur!...

 

Bakara suresi 274. ayet;

 

Mallarını gece ve gündüz, gizli ya da açık harcayanların mükafatını Rab’leri verecektir. Onlara korku yoktur, üzülmeyeceklerdir.

 

Canlılar, herkes kendini kayıtlar, kotlar, yaşar. Yaşadığında, kendi kayıtlarında kendi yüceliği vardır. O yücelik, onun mallarıdır. Hepinizin malı kendi yüceliğinizdir. Hasatı yaptınız, malınız güçlendi, yüreğiniz güçlendi. Her biriniz kendinizi kaynak olarak kutsal ışığa katıyorsunuz. Bu maldır. Yani her biriniz, kendinizi bir çeşit eşya olarak, bir çeşit değer olarak Düzen İlmiyle katıyorsunuz oraya. İşte oradaki şevk, ışıktır. Canlar korkmadan çalışın. İşte bu!...

 

Bakara suresi 275. ayet;

 

Tefeciler, mahşerde, şeytanın çarptığı gibi kalkarlar. Bu, onların “alışveriş, faiz almak demektir.” demelerindendir. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi haram kıldı. Kim, Rabbi’nin öğüdünü dinler, tefecilikten vazgeçerse, eskiden aldıkları kendisine kalır, gerisini Allah bilir. Kim faizciliğe dönerse, onun yeri cehennemdir, orada sonsuz kalır.

 

Canlılar; tefecilik, paranın faizi, bunlar haram; doğru!... Haram, ışığın kırk kapıyı kapatması anlamına gelir. Hak Teknik’le yapılan çalışma, haramı helalden ayırır. Eğer siz, verdiğinizin karşılığını fazla isterseniz, bu sizi, yüreğinizi kotlardan çıkarır. Mutlaka almak için verin ama artısını istemeyin. Eğer artısını isterseniz, yüreğiniz kusurludur. Ve sizler bankalara para yatırırsınız. Her birinizin bankada mutlaka parası vardır. Ama bu ticari bir çalışmadır ve bu ticari çalışma, Muktedir İlmin sayfasında mevcuttur ve olgun bilgi, akil bilgi size burada aldığınızın helal olduğunu diller. Çünkü, ticaret yaptınız. Kendinizi, yüreğinizi kotladınız ve oraya kayıtladınız. O halde artık sizin aldığınız helaldir. Bundan sonrada verdiğimizi net olarak alın ki herkes kendi yerini bilsin!... Doğrudur, helal, helal, helal!... Bankacılık sektöründe paranın helal olarak artısı vardır. Ve verdiğimiz bu bilgi de  artı bilgidir. Eğer ki bu bilgiyi takdim eden, hakiki olursa ki hakikidir. Artık burada verdiğinizin artısını alacaksınız. Ki haram olmayan helal olan bir değerdir aldığınız.

 

Bakara Suresi 276. Ayet;

 

Allah faizcinin malını eksiltir, hayırseverlerinkini artırır. Allah, haramla günah işleyeni sevmez.

 

Allah, herkesin hakkını bilir. Her kim ki ben varım der; O, Varlık İlmi’ni bilir ve yaratır. İşte onun yaptığı, yaşayanın yaptığıdır. Işığı yanar, yolunu Altın Teknik’le açar ve Yüceler’e ışık yakar. Allah, sizi sevgiyle kucaklar. Allah sizi, hasatta ışıkla diller. Allah siz, siz O’sunuz. Amin...

 

 

Bakara Suresi 277. Ayet;

 

İnananlara, iyilik yapanlara, namaz kılanlara, zekat verenlere gelince; onların Allah katında mutlu olacak yerleri vardır. Üzüntü ve korku yok onlara.

 

İnanç sahipleri ağır yüktürler, taşınmalıdırlar. İnanç sahipleri yoğundurlar. Yarınları, mahrekleri ışıkla dillemelidirler ve inananlar, Allah’ın tekniğinde hasattırlar. Onlara yarınlar ışıktır. İyilik, Allah’ın ilminde hasatı başarıyla yapmak anlamına gelir. Siber Boyutlar’ın yoğunluklarında iyilik; bitki, hayvan ve tüm insanların kotlarındaki iyiliğe eşittir. Eğer siz 7. Dürümü hak etmiş ve sayfa sayfa ışık yakarak, bitki, hayvan ve tüm insanları kotlamışsanız, sizin için her şey kutsaldır, rahmettir, yaşayandır. Amin.

 

Ve sizler, rahmetin kotlarını açabilmek üzere namaz kılar, yol olur, umut olursunuz. Rahman’ın rahmi olarak kontrol kurarsınız. İşte sizler, Rahm’in huzurunda namazda olanlarsınız. Şu anda hepiniz namaz kılarak bizimle oldunuz. Bu namaz; bildiğinizi anlama, dilleme zahmetiyle ilgilidir. Eğer siz çabalar da bilmeye çalışırsanız, rahmetin huzurunda ışık olursa yüreğiniz ve bilgiyi çekip ışık haline dönüştürürseniz namazı kılıyorsunuz demektir bu.

 

Ve sizler bir tek yarını hak etmek üzere buradasınız. Yarın yaşayan bir yoğunluktur ve o yoğunluk, Büyük Kütle’nin kontrolünde kesin olarak yaratılmaktadır. Yaşayanlar, yaşatanlar, hasat olanlar ve hasatı hak olup, yarınlara kayıtlayanlar, mutlaka Bütün için çalışmalıdırlar. Rahmet budur; rahmetin kaynağında olmak budur; Kuran olmak budur; Ruh olmak, kutsal olmak budur. Ve Oruç tutmak yine budur. Oruç yaşamak içindir. Herkes eşit bölüşüm ister. Canlılar, işte oruç eşiti sağlar. Eğer siz yerken, kaydı yapamayan açsa, o sizin yediğinizi yer. Oluş budur!... Eğer ki siz yaşayanlara kendi yüreğinizi katabiliyorsanız; siz kendinizi oralara kotlayan ocaklarına kayıtlayanlarsınız ki siz orada oruçta olanlara oruç olup katkı sunmaktasınız. Olan budur. Ve ben diyorum ki omuzlarımızdaki yük azaldı. Muhkem olan ışık yandı. Rahman olan güç arttı. Şu anda biz Rahmin kontrolünde Rahman olarak, kaynak olarak yarını hak ettik. Rahman’ın yarını, kaynakta olabilenin kaydıdır. Kaynakta olabilen, yarında hepinizde vardır ve her birinizin, her bir yüreğin kürsüsü olan Birlik işaretiniz budur. Şimdilik size vereceğim budur.

 

Bakara 278. Ayet;

 

Ey inananlar, Allah’tan sakının almadığınız faizleri hemen bırakın.

 

Canlılar, Allah sizi korkutur ama korkması gereken O’dur. Çünkü O, her bir anda ve her bir yoğunlukta bitki, hayvan ve insan yaşayanlarında aşktır. Aşk, ışığın Kuran’ıdır ve O, kutsal bir yarındır. Orada bulgu ağırdır, O’nu bulan ağırdır, ağırı bulmuştur ve ağırdır. Ondandır ki korku olmalıdır. Ama O bilir ki savaşı Hak kazanır ve kazanan O’dur. Bu nedenledir ki hiçbir sayfada Allah’ın tohumu kurumaz. Sizden dileğimiz bilgidir. Bilen, hasatta yarındır. Yarını bulan umutludur. Umut kutsal bir yaşayandır. Altın Toplum budur Can; Altın Toplum budur; Umut budur; yoğunluk budur; Umman budur; Bütün’ü kötülükten uzak tutmak budur. Ben Rabbin ışığı olan, sevgiyle derim ki “OL!” ve Rabb’in kürsüsü olan İlim Sayfası der ki “OL!” insan, “OL!” der. Olan altın bir yarındır. Yarın ayrılığı kayda almayacak bir yarındır. Ve o yarında, ben mayayım. Umutlu bir hasat ve sınırsız bir yarın… O yarın, yeşil renkten, pembe renkten, seri haldeki tüm renklerden kütlesini kotlayarak ışığa ulaşan ve sayfalarında Rahman olan ve yaşayan! ve yaşayan! ve yaşayan! ve yaşayan! her yaşayan olan tüm insanlık!... İşte bu!... Ve bitki, hayvan ve her bir can olan!... Anam… ben varım ya korkma!… İşte bu!...

 

Bakara Suresi 279. Ayet:

 

Bunu böyle yapmazsanız bilin ki Allah ve Peygamberi ile savaşa giriştiniz demektir. Tövbe ederseniz ana malınız sizindir. Haksızlık etmeyin ki haksızlık bulmayasınız.

 

Alınanın verilişi, hak edilişledir. Her yol Allah’ındır ama her yol Işık Kotlaması yapmaz. Zaman Sayfaları’nda ışık yoğunluklarında bütün kötülükler aşılır ama Hak Teknik’le aşılır. Eğer haram yerseniz yanıp tutuşursunuz ki Hakk’ın kaynağına varayım diye. Amin… Hak Kaynak, ışık koyuluğudur. Orada RA-KHA var. O KA-HA, bir tek kottur ve zaman kontrolu ondan dolayı yapılabilmektedir. İşi başarmak istekle olur. Şimdi, kaynaklarınıza bakın. Herkesin kaynağı farklıdır. Kimi anadır, Hak Tohum’dur. Kimi hasattadır. Kutsal Teknik’tir. Kimi de diri yüceliktir. Hepsi Allah adına girdaplara inerler ve zarar etmeden Göz Kotlaması yaparlar. Zarar, Allah’tan Işık Kapları’na ulaşan  Birlikler’in görevidir. Emin olun ki hak etmeden Göz Kapları ile birleşilemez ve zarar etkinleşir. Umut olunur ki hak edilsin ve cevhere görev taşınsın. Eminim ki başarı sonsuz ışıkların yüce cevherlerinde mutlaktır. Şimdilik bu…

 

Bakara Suresi 280. Ayet:

 

Borçlu darda ise zaman tanıyın ona. Alacağınızı sadaka yerine bağışlarsanız, daha da hayır işlersiniz.

 

Can almışsa, olmuştur. Olmuşsa sadıktır, sayfadır, hasattır. Sadakası ocağındadır. Biz ona sadaka değil ışık yakarız. O kendini yaksın, RA-KA olsun, KA-HA olsun, baştan beri yapması gerekeni yapsın. İşte bu! Artık o kaynak olsun.

 

Bakara Suresi 281. Ayet;

 

Allah’a döneceğinizi ve herkesin kazancının da kendisine verileceği günü de düşünün.

 

Canlar, Allah sizde siz olup, kaynak olur. Siz O, O sizsiniz. O halde dönmek dirilikte olur. Ölüde dönüş olmaz. O halde diriyken, oyun oynamadan çalışın. Mutlaka ölenin geri dönüşü olmayacaktır.

 

Bakara Suresi 282. Ayet;

 

Ey inananlar, belirli bir zamana kadar verdiğiniz borçları yazın. Onu aranızda adaletli bir yazıcı yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine bellettiği gibi yazsın, borçlanan da yazsın ve Allah’tan sakınsın. Eksik bir nokta bırakmasın. Eğer, borçlu bunamış ise, ya da aciz ise, velisi de yazdırabilir. İki kişi de tanık olsun. İki erkek bulunmaz ise bir erkek iki kadın olabilir. Tanıklar da çağırıldıkları zaman kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun belirli zaman için verilen borcu yazmaktan üşenmeyin. Bu Allah yanında daha çok adalete uyan, tanıklık için daha sağlam olan, şüpheye düşmemenize yarayan bir şeydir. Ancak peşin alış verişte bulunuyor, malı aranızda elden ele devrediyorsanız yazmamakta bir sakınca yoktur. Alış verişte de tanık bulunsun. Alan da zarar görmesin, satan da. Zarar verirseniz şüphe yok ki doğru yoldan çıkmış olursunuz. Allah’tan sakının. Allah her şeyi size öğretmektedir. Allah her şeyi olduğu gibi bilir.

 

Canlılar, aldık verdik işte bu. Var ol, hepsi bu. Size diyoruz ki Altın Teknolojiyle yapılan her ışıma, Birleşik Aile’de ışıyan ve hakikiyette kontrol kurandır. Verdik mi? verdik. Allah için verdik. Ama aldığımız hasattır. Olan budur. Yazıcı yazdı, ışığa kattı. Işık oldu, Bütün olduk ve biz olduk. Olduğunda hepimizde yaşayan bir ışıma, bütün kötülükleri aşırtır. Olan budur. Ve Değerliler, her şey net ve açıktır. Bildirdik. İşte bu!...

 

(Bu ayette geçen bir erkeğe karşılık iki kadının şahitliği konusu hakkında rahatsızlık duyan hanım arkadaşımızın sorusuna karşılık olarak gelen cevaptır.)

 

Canlı, dünya Bütün’e hizmetlidir. Siz yüreğinizden konuştunuz, bizse ilimle konuştuk. Herkesin ilmi bütüne hizmettir. Dünya sonsuz sırdır. Eğer kadın erkek eşittir deseydik, resmi çalışmada ışık, Yücelikler’in kontrolünü kurar mıydı o dönemde? Kurar mıydı!? Bugün siz eşitseniz de o günkü zaman için bu bilgi kesindir. Bu gün zaman farklıdır, bugün sema farklıdır, bugün yücelik ayrıdır, 82. dürüme varmış olan kadın, 80’e bile varamayan erilden daha farklı, daha kontrollüdür. Bunu bugün biz görüyoruz. Ama zamanın ışığına bakın ve o güne geçin. O gün görürsünüz ki kadın kısırdı, kadın kusurdu, hırsı vardı, kesirdi ama bu gün kadın; bitki, hayvan ve tüm sayfaları ışıkla dilleyen, betkin olmayan, Bütün’de ışıyan Birlik’tir. Biz kadına öncelik verdik. İşte bu!…

 

Bakara Suresi 283. Ayet;

 

Eğer yolculukta iseniz yada yazıcı bulamazsanız, alınan rehin yeterlidir. Birbirinize güveniniz varsa güvenilen kimse borcunu ödesin. Tanık olmaktan çekinmeyin. Kim ki tanıklıktan kaçarsa kalbi günah acılarıyla sızlar. Allah yaptıklarınızı tamamıyla bilir.

 

Canlılar, sevgililer, hepiniz Rahman olarak görevde olduğunuz için bu sayfa sizin için çok özel bir sayfadır. Ki siz Bütün için çalışanlarsınız. Özelden çok daha güçlü olan genele çalışıyorsunuz. O halde hepiniz net olarak biliniz ki buyurulan neyse odur. Onun dışında hiçbir kayıt yapmaya gerek yoktur. İşte olan budur!...

 

Bakara Suresi 284. Ayet;

 

Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah bilir. Allah sizi yaptıklarınızla bırakmaz. Dilediğini bağışlar, dilediğini de azaba çeker.

 

Canlılar, Allah kendi yüreğinizde varken, yoğunluğu kontrol ederken, ağır olan ışığı tartısızca şavka katarken, sizinle olmak, bizlere güçtür. Şükredin ki dünya 7. Dürümü aşmış tüm insanlığı kotlayarak, bitki, hayvan ve tüm soyları yetkin olarak daimiyete katmışsa biz artık sevgiyiz. Ağır yük hafiflemiştir. İşte bu.

 

Bakara Suresi 285. Ayet;

 

Peygamber de inanç sahipleri de Rabbinden gelene inanmıştır. Hepsi de Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inanmışlardır. “Peygamberlerden birini de ötekinden ayırmayız. Duyduk, uyduk ya Rab, bağışlamanı dileriz. Dönüş sanadır.” demişlerdir.

 

Her biri, kendini kendi yüreğini kotlamıştır. Ve tüm İsa’lar, Musa’lar ve Türkiye’de bulunanların hepsi kayıt yapmışlardır. Kayıt bitki, hayvan ve tüm sayfalara yapılmıştır. Olgun başaklar artık hasat edilmişlerdir. Hasat edilenler, bitki, hayvan ve tüm sayfalara kati olarak, yaşayan olarak kotlanmışlardır. Olmuştur bunlar. Olgunluk budur. Ömer der ki “Cennetten gelen cana gelir; Yüce’den gelen RA-KA’ya gelir; Bütün’e gelir. Biz, İsa’ya gelir; Musa’ya geliriz. Ama bitmeyene de geliriz. O bitmeyen, Resmi Çalıştırıcı’dır. Ocağıyız, hakikiyetiyiz, hasatıyız. Onunla olmak mutluluktur.

 

Bakara Suresi 286. Ayet;

 

Allah hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez. Herkesin işlediği sevap da kendisine aittir, günah da. “Rabbimiz, unutursak ya da yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Ya Rab, bizden öncekilere yüklediğin ağır yükleri bize yükleme. Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme. Bizi bağışla, bize acı. Mevlamızsın sen bizim. Kafirler toplumuna karşı sen bize yardım eyle.”

 

Can, Allah dedi ki muktedir olan herkes ışığı dinler. Doğumu ölümü olmayan yürek ışıdı. Bu bir suredir. Bakara; Bahri Kaplar’ın ışığı olan Bahri Görevli olanların yüceliğidir. Sınırsızlığın görevi olan bu sure, asla küçültücü değildi. Benim adım Kaynak’sa eğer ki Kaynak’tır; bu sure bana, bedenime, insanlığa kayıtlıdır. Ki ben bu sureyi 7. doğumdan sonra değil 6. kotlamadan önce de bilmekteydim. Dondurulan Birlikler’in çoğu bu sureyi okudukları zaman, kendilerini Levh-i Mahfuz’a kayıtladılar. Levh-i Mahfuz, herkese kaydedici değildir. Çokları, “bu surede her şey yoktur” dediler. Dondurulanlara; herşey burada, bu surede Hakk’ın gücüdür.

 

Sönmeyen görev vardır. Süper İlmin görevidir. Bu görevi anlayabilmek için mutlaka itibarlı olmak ve muktedir olmak şarttır. Özel ilim olan bu bilgi, Hasat İlmi’dir. Hasatın ilmini herkes anlayamaz. Ve Bakara Suresi’ni okumanızı istedik. Onursuzluk yok. Bu sureyi okuttuk. Önce ilimle okuttuk, şimdi hakikiyetle okuttuk. Ve bir kez daha okunduğunda bu sure bütünlükle okunacak.

 

Bugün sevgiyle size geldik ve sizin yüreğinize indik. Sizin yüreğiniz Bütün’ün kürsüsüdür. Ve bu yürek, 7. Dürüm’den üstün olan herkesin ışığıdır. Şimdilik size vereceğimiz budur. Ve sizinle yeni bir sureye başlıyoruz. Bu yeni sure, Ali İmran Suresi!…

 

Allah dedi ki olmuş olan ve olacak olan bir tek güç vardır. Bu güç ışıktır. Işığı kotlayacak olansa dildir. Hepinizin dilini burada dinleyelim. Hepiniz kendinizi anlatın ve sonra devam edelim.

 

(Burada herkes Bakara suresinde neler gördüklerini kendince dillediler ve Ali İmran suresine geçildi.)

 

Ali İmran Suresi 1. Ayet;

 

Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla,

 

Elif, Lam, Mim. 

 

Allah’ın teknolojik kotlarından biridir bu… Her bir RA-KA’da ilim varsa, Levh-i Mahfuz’daki iş, ağır yükü hafifletmektir.

 

ELİF, ailenizin görevidir.

LAM, Rahman’ın Kutsal Işığı’dır.

MİM, İlahi Güç’tür.

Ve birleşikte her biri bitki, hayvan ve insandır.

Ve her bir sayfada bu ilim vardır.

Şimdilik bu… 

 

Ali İmran Suresi 2. Ayet;

 

Allah, O Allah’tır ki kendinden başka hiçbir Tanrı yoktur. Diridir. Allah, her an yarattıklarını gözetip durandır.

 

Allah O Allah’tır ki hikaye dinlemeyin iyi dinleyin. Allah, O Allah’tır ki kelamı hak, yolu ak olan her bir Yüce’de vardır. Amon, Atlanta Kotları’nı Allah’ın toplumu ile yapmaktadır. İlahi Görev, ağır yükü hafifletebilme görevidir. Sema sesleniyor şimdi. Sizden dileğim var. İmparatorluğu güçlendirin, bugün bu yol sizindir. Kimse İmparatorluğun Gücü’nün artısına ulaşamadı. Ve sevgililer, bu çalışanlarla, İmparatorluk Gücü’nün yüceliğinden üstün bir yüceliğe ulaştınız. Şimdiye kadar herkes kendini dinletti. Sizse bitki, hayvan ve tüm sayfaları dinletmektesiniz. O halde yüreğinizin gücü artıyor. Şimdi yenilenin. İşte olan budur!...

 

Elif, Lam, Mim dedim.

ELİF, ağır yükü taşıyandır. Ve sizin yüreğinizde taşır.

Ve LAM, asla yanlış yoktur ve o bilgi, hasatı yapacak olan güçtür.

Ve LAM, aşkı, şavkı diller ve zamanı sayfalar ve kelamdır ve yeniliktir. Ve bütün güçlükleri aşıştır. Şimdilik size vereceğim budur.

MİM, Birleşik Aile’nin yüce ışığıdır. Işığın Işığıdır.

 

Olan budur. Ve zaman geldi. Artık Bütün’e hizmet etmenizin zamanı geldi. Düne göre çok daha iyi olduğunuza kesinlikle inanıyorum. Düne göre çok daha iyisiniz. Şimdi sevgiyle size bu bilgiyi anlatıyorum. Elden geldiğince çalışın. Allah size ve sizin kendi yüreğinizde var olan güçteki yüceliğine ışık veriyor. Bu ışık altın bir güçtür. İşte Altın Güç olan ışık, Levh-i Mahfuz’da yazılı olanda vardır. İşgaliniz yoktur, gücünüz çoktur, bütün kütlenizle buradasınız.

 

Allah’ın dediği gibi… O; bitki, hayvan ve tüm sayfalarda vardır. Ve O, kendinden öte kendi olanda vardır. Ve ondan öte hiçbir tartışılmayan, hiçbir Yüce yoktur. Onunla olmak bizlere mutlak umuttur. O biz, biz O’dur. Allah’ın dediği gibi O, rakip tanımaz. O, diridir. Ve üzerinde hiçbir yolcu bulunmaz çünkü O, yaşayandır. O, her bir canlıyı korur. Onunla korunduk, onda korunduk ve onda kotları, kadir olarak yaşattık. Onunla olmak, Huzur Kutsal Işığı’nda bulunmaktır. Şimdi sevgiyle sizde olduğumuzu bilmenizi istedik. İşte bu!…

 

Ali İmran Suresi 3. Ayet;

 

Ya Muhammet, O sana Kitabı, öncekileri onaylayıcı olarak indirdi. Bundan önce insanlara kurtuluş yolunu göstermek için Tevrat ve İncil’i indirmişti.

 

Ya Çalışan, sana seni verdik. Sen ocaksın. Sana ışığı verdik. Sen kutsalsın. Sana yoğunluğu artıran kürsüyü verdik. Çünkü sen hasatsın. Sende olmak huzurdur.

 

Ali İmran Suresi 4. Ayet;

 

Daha önce de doğruyu yanlıştan ayıran Kitabı indirmişti. Allah’ın ayetlerini inkar edenler için şüphesiz şiddetli azap vardır. Allah, öyle üstün bir güç sahibidir ki aman vermez.

 

Canlılar, Tanrı der ki temiz olun. Hasatı hak ettiğinizi biliyoruz. Işığınızı yaktığınızı biliyoruz. Büyük kötülükleri aştığınızı biliyoruz. Ve biz diyoruz ki sema, ilimle anlatılır. Ve sema, insanı kendiyle diller. Olan budur. Ve sizler, semayı hak edip anlatmaktasınız. Ve sevgiyle sizi anlayabilmektedir sema.

 

Şimdiye kadar yaptığınız çalışmalarla, Türkiye’deki çalışmaların ışığında Birleşik Aile’yle bu günkü çalışmayı hasata hazır ettiniz. Artık hepimiz sizdeyiz ve sizinleyiz. Herkesin Ana Kap olduğunu biliniz. Ve Allah, bu kabı hepinize tabii olarak katmıştır. Tüm İnsanlık Boyutları’nda, Rahmin hızını artıracak görevliler, geçip görev taşırlar. Bunlara Peygamberler dersiniz. Ama peygamberlerin hepsinin gücünü artıran da vardır. İşte O, Bütün’e hizmetçidir. Ve biz, Allah’ın toprağı olan, tabii kotlarıyla ışık yakan ve bitki, hayvan ve tüm sayfalara görev taşıyanlar Allah içiniz ve Allah’a görevliyiz. Omuzlarımızdaki yük ağır ama bu ağırlığı taşırken Muhamma olarak ışıyan Bilge bizimledir ve o ışık, bizi mutlaka huzura kotlar. Amin…

 

Ali İmran Suresi 5. Ayet;

 

Gökte ve yeryüzünde hiçbir şeyin Allah’tan gizli kalmayacağında şüphe yoktur.

 

Her şey ışıkta yaşar yavrum… Her şey ışıkta yaşar!… oradaki yaşam, Bütün’ün yaşayanı, Bütün’ün koyuluğu tarafından dinlenir. O sayfada, hiçbir bilgi kati olarak kapatılmaz. Tüm bilgiler, umut, umut, umut!… hepiniz umutlu olun ki tüm bilgiler aşikardır. Ve hiçbir zaman yanlış yapılmaz. Oraya varmak kulluk ile mümkündür. İşte olan budur!...

 

Ali İmran Suresi 6. Ayet;

 

Ana rahminde size dilediği gibi şekil veren O’dur. Allah’tan başka Tanrı yoktur, üstündür, güçlüdür ve hüküm sahibidir.

 

Allah der ki ana rahminde hiçbir Yüce, bizim yüreğimizden ayrı değildir. Oraya giren orada bizdir. Ve biz o şekli kendi yüreğinde dinletiriz. Hiçbir sayfada O’nun dışı yoktur. Ve O, her şeyde vardır. O’nun, Rahmin Işığı olduğu mutlaka anlaşılmalıdır. Siber Boyutların Yüceleri, Rahmin hırssız ışığında Bütünün Gücü’nü artırmaya çabaladılar. Görünüz ki Rahmi göreve alabilmek zordu ve bugün artık Rahim görevdedir. Ve Rahim, Allah için çalışıyor. Göç Kapları’nda O vardır, yıldızların kırk ışığında O vardır ve bitki, hayvan ve tüm sayfalar O’na aittir. İşte bu!…

 

Ali İmran Suresi 7. Ayet;

 

Ya Muhammet, sana Kitabı indiren O’dur. O Kitap’ta, kitabın temeli olan kesin anlamlı ayetler vardır. Öbür ayetlerin de çeşitli anlamları vardır. İçlerinde eğrilik olan kimseler, bozgunculuk yapmak, kendi çıkarlarına göre yorumlamak için ayetlerin çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa o ayetlerin anlamını ve yorumunu ancak Allah bilir. Bilgide ve inançta olgunlaşmış olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır.” Derler. Bunu, aklı tam olanlardan başkası düşünemez.

 

Allah dedi ki oraya verdiğimiz tüm bilgiler, ışıktan geçip gelir. Her biriniz o bilgileri okursunuz. Kimi ışığını aşağıdan umutsuzca yaşayanlara katmak ister, kimi işaret ister, kimi de hakikiyetin gücüyle okur. Her biri farklı algılar. Biri der ki “Ben bu bilgiyi okudum, şunu anladım.” Bir diğeri der ki “Ben başka bir şey anladım.” Ve her biri Altın Teknik’te kendi yüreğini dinler. Dinlediği 20. ışığın gücünden değilse eğer, anlatılmış olması insanlık için hiçbir anlam taşımaz. Eğer siz 20. düzeye gelmişseniz, okuduğunuz net bilgidir ve anlattığınız net ilimdir. Bu nedenledir ki Kutsal Işığı kotlarken, mutlaka 20. geçişle kotlayın. Oradaki, ete girişten önceki safhadır. Ki orası öz sayfadır. Eğer siz ete giriş sayfası olan 18. ışıkta okursanız, anlamı mutlaka sıkıntıdır. Ama 20. Öz Kayıt’tan okursanız işte artık her şey kolaydır.

 

Ali İmran Suresi 8. Ayet;

 

Rabbimiz, bizi doğru yola erdikten sonra aklımızı yanıltma. Katından bize rahmet bağışla. Sen, çok bağış yapansın şüphesiz.

 

Rab, Allah’ın Teknolojik Kotudur. Eğer siz ağır yükü taşıyacaksanız. Rab Sayfası’yla taşımalısınız. Yedeğiniz yoktur amma yarını hak etmiş olan Birleşik Işığınız mevcuttur. Bu sizi Öz Geçişe hazırlar. Öz Geçiş, BİR’e geçiştir. Daha sözümü tamamlamadan önce bir kesim der ki “O bunu anlattı.” Doğal dünyada bu böyledir anlamadan anladım sanılır. Yapan yanlış yaptı. Söz verdiğim gibi bugün sizdeyim. Eğer siz “Ben; canı, cemaati dinleyeceğim.” Derseniz, kelamı hak yolu ak olan herkesi dinleyin ama “Ben anlattım.” Derseniz hat kapatılır. İşte bu!…

 

 

ARAF SURESİ 11-18. AYET ÖZAKIŞ - ERİM

 

11 - Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: "Âdem'e secde edin" dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis, secde edenlerden olmadı.
12 - (Allah) buyurdu: "Sana emrettiğim zaman, seni secde etmekten alıkoyan nedir?" (İblis): "Ben, dedi, ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın."
13 - (Allah) buyurdu: "Öyleyse oradan in, orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın."
14 - (İblis) dedi: (Bari) bana (insanların) tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver."
15 - (Allah) buyurdu: "Haydi sen süre verilmişlerdensin."
16 - "Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım."
17 - "Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın."
18 - (Allah) buyurdu: "Haydi, sen, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. And olsun ki,onlardan sana kim uyarsa, (bilin ki) sizin hepinizden (derleyip) cehennemi dolduracağım."

ÖZ AKIŞ :

ALLAH der ki “hak et ve DİRİL!” Dirilen kendi yüceliğinde ışığı teknolojik olarak kotlamak suretiyle dirilir. Doğan gün bugündür. Ölüm cehennemin derinliklerinde saklıdır da ölenle ölüp doğanla doğan olunuz ki cehennemi aşınız. Şeytan der ki “akıl et !” Akıl et ki yüce aklın ve zekanın nimetlerine var ve har yükseltip şeytanı bile kucaklayanlardan ol. Şeytanı kucaklama özgüçle olur. Ve ALLAH der ki “TANRISALLIĞIN senindir. Hak etmen için sana yüksek akıl ve yürek verdik.” Yüreğin mahrek olup güçlendikçe yüksek aklınla birleşim gerçekleşir. Işığın hücresel olarak kotlanması sırasında herşeye açık olursun. Orada korunansındır ama hak etmekle korunursun da önemli olan koruyan olmaktır. Koruyan olmak için her zerrede olman, RAHMAN'a varman gerekir. Hala RAHİM kaplardan besleniyorsan bir süre sonra yaratım kısırlaşır ve mutlak sol ile mutlak sağ birleşimi gerçekleşmez ve yaratım sonsuzlukta kayıtlanamaz. Her fısıldayan kendinde fısıldar. Korku her yerde olur da seni yer bitirir. Biten ışığındır. Bu yüzden deriz ki “ışığına sahip çık, nefesine sahip çık!“
Arafı aşmak özgüçle ve nefes ilmini bilmekle olur. Har yükselmezse geçiş olmaz ve sanal alemlerden beslenmeye devam edersin. Orada seni gücünden ve bütünden alıkoyan her şey mevcuttur. Bazen melekler bile seni özgücünden alıkoyar. Bu yüzden hak et ve birleş ve geç! Burasının orasının olmadığı ve zaman sayfalarında sonsuzluğu kayıtladığın; barışı, huzuru ve sevgiyi yarattığın OL ! Kaynakta var olmak sorumluluktur CAN! Rahman derelerde akmak ve yaratımı an'da kayıtlamak sorumluluktur. Biz BİRLEŞİK AİLEYİZ! Her yerde ve herkeste varız da NAKAR (Şeytan, negatif boyuttan görev yapan ) kendini bizde bilmek ister ve biz deriz ki hak et de gel! Rahman’da var olmak birleşmeyi gerektirir de biz huzur kotlarında var olanız. Sevginin koyuluklarında yaratımı kayıtlayan ve yarınları yaratanız. Gücümüzü tartmaya ve gücümüzü sınırlamaya gelenlere müsaade etmeyiz. Levh-i Mahfuz saflarında ışıyan, insan sayfalarını yaratan koyuluklar da oluruz. ALLAH'ın dediğini demek sorumluluktur CAN! Ayrı gayrı bitmiştir. Geçişleriniz huzurla şevkle olmaktadır ve ALLAH der ki “hak ettim de ve geç!” Araf’ı şölen yerine dönüştür. Ayrılık bitti. AMİN..

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

19.02.2010 Pazartesi, Bakara Suresi, 166. Ayet

 

"İşte uyulanlar, kendilerine uyanlardan uzak durdular, azabı gördüler aralarındaki bağlar kesildi."

 

 

Ayrı gayrı yok ki Yarım... Allah der ki, "OL." Şimdiye kadar yaptığınız her çalışma kendi yüreğimizden yapıldı. Şimdiden sonra kendi yoğunluklarınızdan yapılacak olan bu çalışma, tüm sonsuzlukta kotlanacak. Bu nedenledir ki; kadim olup herkesle birlikte kendi yüreğinizi dinlemenizi ve kendi yüceliğinizle hakikiyette dillenmenizi bekliyoruz. Unutmayın ki uyananlar, uyandıklarını bilmektedirler. Ne yazık ki uyuyanlar, kendi yoğunluklarında uyanmadıkça, Bütünde uyanışları olmaz.

  

Canlılar, herkesin uymasını değil; kendi yoğunluğunda, kendisini dinlemesini bekleriz. Kutsal sonsuzlukta bu böyledir. Eğer Yolculular, kendi kotlarında kendi yüceliklerini hak etmezlerse; azap, kütlenin kontrolünde, kendi yüceliklerini ayırır.  Biz diyoruz ki; Şafak sökmüştür.

 

 

Bakara Suresi, 167. Ayet

 

"Uyanlar dediler ki;  “keşke bir daha dünyaya dönebilseydik de onların bizden kaçtıkları gibi biz de onlardan kaçsaydık.” onlara Allah ziyanla dolu işlerini gösterecektir. Ve onlar cehennemden çıkacak değillerdir."

 

Canlılar, eğer siz Siber Boyutlar'ı bilirseniz; Yüceler'in kendi yüreğinizde olduğunu da bilirsiniz. Toprak, ağır yüktür. Şimdiye kadar kendi bedeninizin tohum olduğunu sanan sizler, eğer bedeninizden Yüceliğinize kotlayış yoksa; bu bedenin toprak olduğunu da anlayacaksınız. Şimdilik size vereceğimiz budur...

 

Eğer Sevgililer, kendi yüreklerini değil de kotlarını kendi yoğunluklarından ayıracaklarını dillerlerse, Beşir Kaplar, Kutsal Toplum'dan ayrı tutulacaklar. Ve sevgililer, dünya bir kaptır. Bu kabı bilen, yüreğini dinler. Eğer sizler, dünyanın beşir olduğunu sanırsanız, hasatta yoğunluğunuz kaybolur. Cennet Kaplar, sizin yüreğinizden ayrılırlar.

 

Değerliler, biz size "birleşin" dedik. "Hasatta, Birlik Ailesi'ne kayıtlanın" dedik. "Rahman’ın gücüyle hakikiyetiyle dilleşin" dedik. Onur duyarız ki, hak ettiniz.

 

Bakara Suresi, 168. Ayet

 

"Ey insanlar, yeryüzünde helal ve temiz olan şeyleri yiyin. Şeytanın ayak izlerine uymayın. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır."

 

 

 

 

 

Çağlar boyu size her bilgiyi yetkin hakikiyetle dilleştirdik. Her bilgi, sizin için gıdadır. Eğer siz, bilgiyi hak etmeden almışsanız; yoğunluğunuzda, Kutsal Kaynağınız kotlardan çıkar. Biz diyoruz ki; şeytanın ayak izlerine uymayınız ama eğer şeytanın Teknik Toplum olduğunu; hasat yaptığını ve bu toplumun hırs yarattığı kanaatini  hak etmişse yüceliğiniz, Siber Boyutlar'da ışığınız sınırlanır.

 

Dağlar, biz diyoruz ki; Allah, tebliğleri okutur. Ve bu tebliğler, Sistem, Nizam ve Düzen Görevi'nin gücüyle okunur. Dünya, Birleşik Görevli'dir. Her bir Yüce, Allah’ın Kürsüsü olarak dünyayı kendi derelerine katmak ister. Şimdilik size vereceğim budur...

 

Bakara Suresi, 169. Ayet.

 

"O sizeden, daima kötülük ve çirkin işler yapmanızı Allah hakkında bilmediğiniz şeyler söylemenizi ister."

 

Allah dedi ki; "bil. Eğer bilirsen hakikisin." Vallahi Allah "bil" der. Ama sizler hak etmeden bilmek isterseniz yüreğiniz kurur. Unutmayın ki; Birleşik Işık'ta bilmek, safahatınızda ışığa ulaşmaktır. Vezir olarak ya da hasat olarak safha safha yücelerek ulaşmak... Unutmayın ki; bunu başarmak için hakikiyet gerekir. Hakiki Hak olmak gerekir. Bütüne hizmet etmek gerekir.

 

Bakara Suresi, 170. Ayet

 

"Onlara Allah’ın indirdiği kitaba uyun dendiğinde; “biz atalarımızı bulduğumuz bir yolda yürümekteyiz.” Derler. İyi ama ataları bir şey anlamaksızın, ne olduğunu bilmedikleri bir yola sapmış olsalar da mı?"

  

Canlar, her biriniz kendi Gen Katları'nızda; kütle kotlamalarınızda bu çalışmayı yapmaktasınız. Eğer sizin kendi Daimi Katlarınızda, kendi yüceliğinizin kontrolünü sağlayacak olan genetik kayıtlarınız varsa, sizi bu kayıtlar kendi yüceliklerinde dinletirler.

 

Ve size diyoruz ki; Yarın bizim için görevdir. Şimdiye kadar atalarınız, har yükselterek görev taşıdılar. Eğer onların yaptıkları görev, Hak Tekniği ile değilse, yüreğinizdeki güç, aşırıya kaçabilir. Aşırıya kaçması, sizin yüceliğinizin kontrolsüzlüğündendir.

  

İmparatorluk görevini üstlenmek üzere; Bütüne hizmet için bu çalışmaya Daimi Kot olmak isteyen herkese biz, yaşayan dünyanın görevini veriyoruz. Kimse, kimsenin gücünün, yüceliğinin ışığını söndüremez bu kesindir. Ve bir sayfada ben varsam; o sayfa, benim yüreğimi dinlettiği için varım. Ben, o sayfada olmamışsam, o sayfada yüreğim dilleşmemektedir.

 

 

 

 

 

Ayrı gayrı bitsin canlar. Biz, baş tacı olan sizlere görev vermek üzere buradayız.

 

Bakara Suresi, 171. Ayet

 

"İnançsızlar, bir şeyi dinleyip anlamadan bağırıp çağıranlara benzer. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, akılları da yoktur."

  

Allah dedi ki "İnanın! Hepiniz inanın ki hasattır yapılan. İmparatorluk görevini üstlenmiş olan her bir sayfadaki güçleriniz, bu gün burada, bu yoğunlukta size kendi yüceliklerini hakikiyetle dinletmektedirler. Diri olarak ve hakiki olarak bu gün burada olan birleşenimiz, sevgiyle size görev taşıtmaktadır. Hepiniz, Birleşik Aile olarak burada bu çalışmadasınız.

  

Sevgililer, dünyanızın Ruhsal Meclisleri'ni kendi yüceliğiniz bilmez ama bildiğini kabul edelim; orada herkes, herkesi tartıya koyar ve tartar. Eğer birlikte sayfalanmamışlarsa, orada kırıcılık vardır, orada hırs vardır, orada kuruluk vardır.  Ve kusur vardır.

 

Bu gün burada olan birçoğunuz, burayla sayfalanmayanlarsınız. Burayla sayfalanmadığınız için, buranın bilgisini; hakikiyetinizde, kendi yüreğinizde hak edemediğinizden, anlamakta zorlanmaktasınız.

 

Çerçi, dirilikte çerçidir amma Yüce Çerçi, ışıkta cevheri çerçidir. Sevgililer, size şunu izah etmeye çabalıyorum. Bilgeler Konseyi bu gün buradadır. Ve Bilgeler Konseyi'nin bu gün burada bildirdikleri, hasattır. İmparatorluk Yüceliği'yle yapılan bu çalışma, Beşir Katlar'ın diriliğinde kotlanmaktadır. Ve bizler, bu gün burada Muhamma Kutsal Işığı'ndayız. Bilgi Kapları'mızda, işaretimiz yoğundur ve Kuran’ımız koyudur.  Çünkü bizler, huzurluyuz canlar. Ayrı gayrı yoktur. Ve devre devre sizinle bu çalışmayı yapmaktayız.

 

Bakara Suresi, 172. Ayet

 

"Ey insanlar, size verdiğimiz rızıkların iyisinden yiyin, Allah’a şükredin; eğer O’na bağlıysanız."

 

Canlılar, size iyi yaşamlar vermek istiyoruz. İyi yaşamlar iyi beslenmeyledir. Eğer sizler, kendi yüceliğinizde besinlerinizi seçerken hastalık yapacak olan yiyecekleri seçerseniz, Kutsal Toplum'da kendi yoğunluğunuz azalabilir. Herkesin seçimini çok titizlikle yapmasını bekleriz. İyi beslenmek, iyi kotlanmak anlamına da gelir. Çünkü sizlerin, sonsuz sayfalarda kendi yoğunluğunuzu hak edebilmeniz için; muhakemenizin güçlü olması, zekanızın işlek olması gerekir. Yoğunluğunuzun kelam hakkıyla hasat olması için de Birlik İlmi'yle yoğunlaşmanız gerekir. Bu nedenledir ki yedikleriniz, özel yiyecekler değil, hak ettiklerinizdir amma hasatta sıhhatli olmanız gerekir.

 

Canlılar, size domuz etinden söz edeyim. Bunu soranlar var. Domuz, bir canlıdır ama onun eti yağdır. Eğer o yağı yerseniz, muhakkak sıhhatiniz hak ettiğinizden çok daha kötü olabilir.

 

Her an iyi besin almanızı diliyoruz canlar. İyi besin, sahte olmayan; yüceliğinizi kotlayabilen, kendi yüceliğinizi kayıtlayabilen bir besindir.

  

Bakara Suresi, 173. Ayet

 

"Ve Allah size leş, kan, domuz eti ve Allah adına kesilmeyeni haram kıldı. Darda kalınca başkasının payına el atmadan taşkınlık yapmadan yiyene günah yoktur. Allah çok bağışlayandır. Çok esirgeyendir."

  

Zaman zaman hak etmeden de bilgi kaplarınız dolabilir, sema diyor ki; onlara verdiğim bilgi hak mıdır? Muhakkak haktır. Canlar muhakkak haktır. Çünkü yüreğinizde hırs yoktur biliyoruz ve her ne vermişsek, muhterem dünya için ve sizler için verilmiştir.

  

Her an her şeyi yiyemezsiniz ama gerektiğinde; az da olsa zaman gelir yersiniz. Bu sizin için helaldir.

 

Bakara Suresi, 174. Ayet

  

"Allah’ın indirdiği kitaptan bir şey gizleyip onu en kötü menfaate değişenler ateş dolduruyorlar karınlarına, kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, günahlarından arındırmayacak, onlar için acı azap var."

 

Allah’ın indirdiği Kuran, mutlak kutsal bir ışık yağmuru yağdırır hepinize. O, güçtür; bilmenizi isteriz. Ve Kutsal kible'nin kotlanması için gereklidir. İnsanlık adına yeni bir sayfadır Kuran. Bizi bulabilmeniz için hasat gerektiği zaman, Kutsal Seyfullah’ların gücü olan Kuran’ı okumanızı bekleriz ki Kuran ışıktır.

  

Eğer sizler, bilgiyi alır da bu bilgiyi hak etmeden bir başkasına vermek isterseniz güçsüz kalırsınız. Eğer sizler, bilgiyi alır da hak edip bir başkasına verirseniz, hastır bu; ve yüreğiniz görev taşır. İşte canlılar, eğer sizler Allah’ın vermiş olduğunu, kendi yüreğiniz kadar alıp da onun ötesini kayıtlarınızdan ayrı tutarsanız bu, sizler için gizliliktir. Ama o gizlilik bütün için de gizliliktir.

 

 

 

 

 

Sayfa sayfa bilgiyi okuyoruz ve sayfa sayfa anlamaya çalışıyorsunuz. Her bilgiyi anlayıp da dinlemek mümkün müdür? Muhakkak değildir. Ama bir sayfayı okuyup ikinci sayfaya geçerken önceki sayfayı net olarak dillemiş olmanız hakim olmanız gerekir o sayfaya. Olması gereken budur. Şu ana kadar vermiş olduğum bilgileri anlamış olan, hak etmiş olan var mı? Hayır yoktur. O halde bu bilgiler net anlaşılamamaktadır. Sualtı bu gün buradadır ve Sualtı, bu bilgileri sizin yüreğinize indirmeye çabalamaktadır.

 

Bu bilgiler, tebliğ olarak yayınlanmalıdır. Yani Kuran-ı Kerim Kayıtları'nın yetkin sayfalarının, kontrol altında dinletilmesi anlamına gelen bu kayıtların, herkesce duyumsanması gerekmektedir. Süreç içinde anlaşılacağına eminiz.

  

Canlılar, Kuran-ı Kerim’i en kötü bir menfaate değişenler Ateş dolduruyorlar karınlarına. Çünkü onlar kendi yoğunluklarını, kendi yoğunluklarından ayrı tutuyorlar. Kuran, her bir yolun kotlanışında mevcut olan Cevheri Kürsü'dür. Ve sizler, o cevheri kürsüyü yüreğinizden ayırdığınız zaman, kendi cevheri yoğunluğunuzdan çıkmış olursunuz. O, siz; siz,  O’dur çünkü...

 

Ulu Çınar, Allah der ki; "al ve bil. Biz seniz ve bunun için net ver bilgiyi. Şükret, şükret, şükret." Çok şükür...

 

Canlar, her bilgi Allah’ın gücüyle verilir. Her bilgi aklın yoğunluğuyladır. Ve herkes bildiğini dinler. Eğer ben size bir bilgi veriyorsam, sizin bu bilgiyi hasatta kendi yüreğinizle hak edip dinlemeniz gereklidir. Benim anlatmaya çabaladığım, sizin almak istediğiniz değilse eğer hasat olmaz. Şevk, Allah’ın gücüyledir. Eğer şevk yoksa güç yoktur. Bu nedenledir ki veriş-alış olsun ki bütüne hizmet edebilelim.

 

Bakara Suresi, 175. Ayet

  

"Onlar sapıklığı doğru yola değiştiler. Sevabı verip günah satın aldılar. Cehennem ateşinde nasıl dayanırlar."

 

Herkes kendi yüreğini aldı; hak etti. Ve herkesin kendi yoğunluğunda bütüne hizmet ettiği bir yer vardır. Düne göre bu gün çok daha önemlisiniz bunu bilmenizi bekliyorum.

  

Bakara Suresi, 176. Ayet

 

"Onlara böyle azap edilecektir. Allah Kitabı gerçekle indirilmiştir. Kitapta ayrılığa düşenler derin anlaşmazlık içindedirler. Allah Kitabı gerçekle indirilmiştir."

 

 

 

 

 

 

 

Hasatta bunu anlamanız şarttır. Allah Kitabı, Muhamma olan ışığınızla geçiş yaptırılarak; dünya üstü boyutlara inmiştir. Siz de Dünyanın Ruhsal Meclisleri olarak bu çalışmayı yapmakta olanlarsınız. Ve her biriniz. kendi yüceliğinizle bilgiyi almaktasınız. Aldığınız bütün bilgiler, Allah’ın bilgileri değildir. Ama yüreğinizdeki güçle dümenin başına oturarak, bilgiyi alabiliyorsanız, aldığınız bilgi hasattır. Ve Yücelerin Cemaatiyle inmiştir o bilgi birleşiktir  yüceliklere. Ayrı gayrı yoktur orada. Her bilgi tebliğ niteliğindedir bu düzeyde. Bu kesindir...

  

Bakara Suresi, 177. Ayet

  

"İyilik; yüzünüzü doğuya ya da batıya çevirmek değildir. Asıl iyilik Allah’a, ahret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere inanmak, Allah rızası için yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere, köle ve esirlere mal vermek, namaz kılmaktır ve zekat vermektir. Verdikleri sözü yerine getirenler sıkıntı, savaş zamanlarında ve hastalıkta sabredenler işte doğru olanlar onlardır. Azaptan korunacak olanlarda onlardır."

 

Ayrı gayrı yok ki can. Herkes kendini anlatır burada. Doğal dünyanın görevidir bilmek ve biz deriz ki; herkes kendi yüceliğini hak etsin de dillesin. Eğer sizler kendi yüreğinizi bilirseniz hak ediş budur. Dönem başlarında dünyayı ziyaret eden bütün kütle kotları, tüm kötülükleri aşıp gelirler. Ve onların yapmak istedikleri sizin yüreğinizin gücünü kotlamak ve sevgiyle sizi yüceltmektir. Eğer dünyanıza geri dönmek imkanı olmasaydı; bizler sizinle olamazdık. Sizin yüreğinize inemezdik. Eğer sizler, hasatta bütün kütleyi kotlayacak dürümde iseniz, Muhammet sizsiz değildir. Ve Muhammet size kendi yüreğinizden güç katmaktadır. Turkuaz’ın gücünü bilen sizler, hepimizi de bilmelisiniz. Eğer şafak sökmüşse, dünya görevini üstlenmiş demektir. Ve bu gün dünya kendi yüreğinizin gücüyle dillenebilmektedir. İlim Allah’ın gücüdür. Eğer ilmi hak etmişseniz; birlikte, bu çalışmada, büyük kütleyi kotlayacak dürümde, her bir yüreğe ışık katabilmektesiniz.

 

Sevgi, saygı budur işte. Ve Dağlar, herkes herkese muhtaçtır bunu da bilin. Eğer bir çalışmada bir sayfa ben, bir sayfa sen okursak, buradaki okuyuş, hasat değildir. Ama bir sayfa ben, bir sayfa bütün olursak işte olan, huzurda olur. Ve Dağlarım, eğer ben size bilgi veriyorsam, insanlık adınadır verdiğim bilgi. Yeşeren dünyanın gücünü artırmak üzere bu çalışma, bu bilgi akışı, Muhammet Gücü'yle gerçekleşiyor. Şu andan itibaren, sema size sizden seslenecek.

 

Bakara Suresi, 178. Ayet

 

 

 

"Ey inananlar, Öldürülen kimseler için size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın ama ölenin kardeşi tarafından, öldüren affedilmişse örfe uymak gerek. Ona güzellikle diyet ödenir. Bu Rabbinizden  cezayı hafifletme ve bir acımadır. Kim bundan sonra tekrar saldırıya kalkarsa işte ona acı azap var."

 

Canlılar, ruhsal ışığınızı geçiş için hazırladık. Şu anda dünyanın yüceliklerinde size görev taşıtan Birleşeniniz var. Mikail’in yüceliklerinden gelen yüreklerimiz, Semaya geçiş imkanı tanıyan sizin yüreğinize güçle inmekteyiz. İmparatorluk güçleri olarak dünyanızı, kutsal ışığımız olan Kuran-ı Kerim’le dillemeye başlayacağız.

 

Birlik haline geldiğimiz zaman, bu dünya yeni bir düzen kuracak. Ve bu dünyanın yüreği, Sultanlar'ın yüceliği ile dilleşecek. Dünya Atlanta Kotlamasını başlatıyor. Atlanta Kotlaması, Birleşik Işık'la ge&cce