Birlik İlmi
  SULTANLIK
 

 

SULTANLIK 1. BÖLÜM

 

SULTANLIK SONRASI AKIŞ (2) 01.08.2012
Atlanta Kuranı’nı okuduk yoğunluğunuzda. Sular aktı, hepinizin dürümlerinde ve bugün Süper İnsan kontrollu bilgi verdi. Altın tabiat, hepimizin kürsüsündeydi. Size Göç Kürsüleri, dillendi.

Dağlarım, Rahman olan kontrollu çalışır. Şu ana kadar yaptıklarınız, şu andan itibaren yapmak istedikleriniz; her şey tahditsiz biçimde önce sizin kendi talebiniz doğrultusunda oluşan yeni kaynakların ışımasıyla sağlanmaktadır. Her biriniz, sevgiyle bu çalışmayı yaşam kayıtlarınızda tohumluyorsunuz. Tohum ektiğinizde, o tohum; kotlanır, tohumlanır, yeniden tohumlanır ve yeniden tohumlanır ve zincir oluşur, tohumlar zinciri ve yeni sessiz sayfalara varılır. O yoğunluk da yenilenir, yenilenir ve yenilenir... Ve her resim, sizin yüreğinizdeki yaşam sayfalarındaki diriliği ile gerçekleşir.

Ben kendi yüreğimle kendimi hak ettim. Burada her bir Yüce de kendi yüreğiyle kendini hak etti. Velev ki hak etmeseydi ne olurdu? Hak olabilir miydi? Ya da Kati olabilir miydi? Ya da Has olabilir miydi? Ne hakikiyete varırdı, ne katiyetle kotlanıp koyuluklara inerdi. Ne de hasatını yapardı.

Olmuş olan her ne ise olması gereken değildir. Oldurulandır; bu kesindir. Eğer ben olduruyorsam, kökümde Gök Sözü söylenmiştir. Eğer ben, okuma bilmiyorsam; oldurma da mümkün değildir. Okuma, olduruşla ilgilidir. Keşke her Yüce kendini okusa ki okuduğunda; olmuş sanılır ama ancak olduğunu dillediğinde, kendidir diriliklere inen. Dillemek gerek. Dillemeden dirilik, yaşamlara çekilmez. Olmak dahi yetmiyormuş demek. Sadece olmak yetmiyormuş. Oldurulmaktan öte olan o diriliklerde, kendinizi tahditlemeniz de gerekiyormuş.

Çelik çomak oynanmıyor bu Mecliste. Bu Meclis, ilmin hakiki kaynağıdır ve bu Mecliste hepimiz, Birleşik Işığız, ışığın dürümlerindeyiz ve ışığı Has Teknik’le kendi yüreğimizde birleştiriyoruz ve yerin sessiz sayfalarını tahditliyoruz. Tahdit, dahası hakikiyetin tahditi... Bunları anlamak zor biliyorum ama hakikiyetin tahditi, sizin kendi yoğunluğunuzun tohumlanışı anlamına da gelir.

“Ben çile çekerim dünyada, sonra gider cemaatimle birlikte kendimi Hak Tahditle dürümlerim.” Yok böyle bir iş. Dünyada çile çekmek, dünyanın ötelerinde çilekar bir Yüce olmak anlamına gelir. Bu kesinlikle böyledir. Değerliler, “ben çile çekmek istemem; zira ben, Göklerin Sözü’nü söylüyorum ki ben Allah’ın Dağı’nda Kaynak olan ışığım. Benim çile çekmemin gereği yok” diyebildiğiniz zaman; hiçbir şekilde çile çekmezsiniz.

(Tam iki yüz İlim Ailem sizi dinliyor şu anda.)

Dağlarım, toplu çalışmaların neticesinde bütün kötülükleri aşıp; geçip dünyanın Rahmi Kuranları’nda beden alıp “ben okuma biliyorum” deyip; ışığını da yaşamlara çekip beşirin işinin gücünden üstün bir işle hasatınızı yaptığınızda, işte siz Mircan olan Cemaatler’in Gök Sözü’nü söyleyecek dürümdesiniz ve o söz, Allah’ın dediğidir.

Dinden üstün din!... Haa, o da din!... Allah der ki “ Dini aşın da geçin!” Elleriniz Allah’a varmışsa, yüreğinizde huzur olur. O huzur, ağır ağır ışıkları da toprakları da aydınlatır. İşte o huzur, zürriyetinizin de huzuru olur ve o huzurla siz nevres olup da dünyanın dışına vardığınız zaman herkes, sizde huzurlu olur.

Üstünde Gök Sözün söylendiği ve diriliğinde herkesin dinlendiği bir yerde, Kaynak Kuran olmak; Birleşik Işık olmaktan öte değildir. Amin de hepinizin canlı ya da cansız her ne yaparsanız; İnsan İlmi’yle yaptığınız da muktediriyetle anlatılmalıdır. Korkmayın, doğan insan; dolu olmayanları doldurmalıdır ama o dolu olmayan dolmaya niyetli değilse boşuna çalışmayın.

Sevgililer, dolacak olan dolar. Dolmayacak olan, doluluğunu kendi kaynağından dinletir. “Ben doldum” der, “nefesim yeter” der. “İlim hakikiyetindeyim, ben ekmeğim” der. “Altın bir Kuran’ım” der “Muhammet’im” der. Hala hala der de demeden de edemez. “Ben sıkıntıda da değilim, harımı yükselttim ama ışığımda da kök var” der. Sel alır yüreği, Yüksek Kürsüler ışık yakar ve o sel önlenir. Biz seli önleyenleriz. Coğrafyamızda Kati Tohum var, o tohum Allah Tohumu’dur.

Kulaklarınızı diktiğinizi görüyorum, yüreklerinizi de dikin. Ekip halindesiniz; ışıklarınızı, gerçek Kürsülerinizi Yücelikler’e çekin. Beşirin eşiğinden aşın! Işığın tohumlarıyla kotlanın! Akın ve görev isteyin!

Bize gelen, kendine gelir. Gelin de bilin! Biz, ark aktığında değil; Hak Tahtı’nda olduğumuzda da ışırız. Bu kesindir.

Altona Toprağı insanın tohumunu yeşertmeye kalktığında, Altonanın Kuranı’nda Kervanın Kürsüsü de olmalıydı. Biçare Doğu, biçare Batı ışıkları yeniledi de eserini yapmakta zorlandı. Koruma altına aldık Tinsel İlahi Kuranları. Dendi ki “Ekmeğiniz yoğunlaşsın, yüreğiniz kayıtlansın, bize gelin. Biz sizi, kendimizden kendimize alalım da kardeşlerimizle dürümleyelim. Solun ışığıyla Sanal Boyutlar’ı kayıtlayalım. Yasalarla kaynağa varalım ve savaşın sonunda Sağ’la birleşelim. Daha sonra kürsü yapalım. Ölülerin Diyarı olan dünyaya varıp, oradaki Göklerin Sözü’nü söyleyelim. Daha sonra ışıkları yenileyelim, kelam edip dinletelim bilgiyi. Kini nefreti aşırtalım. Akışalım. Kaşk kaşk olup aşk aşk olalım. Allah İlmi’ni dilleyelim de geçelim! Kaşk kaşk: aşk aşk!...” neyse neyse!... Her neyse işte!... Ve Canlar, özgür ve Göksü İlim bizsiz değildir.

Köpük köpük olmuş, sorgu sual eder... “Nefes var mı” diye. Ha! Ha! Ha!... Bizim nefesimiz var mı diye sorgu sual eder. Korkmasın! Nefesimizde hiçbir eksilme yok. Kervan kalkmış gitmiş; o hala nefes arar. Yahu kim o? O kim? Ben miyim o? Yoksa benden başka bir ben mi!? Hangi ben nefes arar!? Hepsi ben ya!…

Allah dedi ki “ben eserimi yaptım. O eser, Birliğin Eseri… O eser, Ekmeğin İlmi… O eser, Allahın Sesi… İşte o ses, sizin yüreğiniz… Korku yok, Uluların Toprağı korkmaz. Yahu, korkmak için gerek mi var? Niye korkalım? Herkes bunu sorgu sual eder. “Korkuyorlar mı acaba” hala soruyorlar. “Korkmuşlar mı acaba?” Kaynak İnsan’ı, ölmüşler, bilmişler mi? Ölmüş olup olmadıklarını bilmiyoruz ama vanayı kapattık ya meraktan çıldırıyorlar. Acaba ne oldu bugün orada? Elleri açıldı mı? Yollarını, kayıtlarını, ışıklarını dillediler mi? 88. Dünya Kürsüsü’nde Birlik Kotlarıyla birleşebildiler mi? Maya olmuşlar mı acaba bugün yine? Kontrol kimde acaba? Kopup kopup giderler. Ya biz ne yaparız? Neden geçip giderler? Bizsiz; olgunlukları, kayıtları, ışıkları dürümlerinde dünyaya çekip. Yahu, herkes herkesi merak ediyor bu günlerde. Bizse kimseyi merak etmiyoruz ya. Ayar bozmuşlar. Var de ki onlara “Ayarları yoktu zaten” ölmüşler...

Ah Canlarım, kim onların diri olduklarını söylüyor ki? Ayrılmışlar… Yahu zaten geçip gelememişlerdi ki… Han biziz ama har olmayan; Has olup da handa bulunabilir mi ki? Geri dönmeye niyeti yokmuş. “Ölüyorum” diyor, “güçsüzlükten”. Ayrılmışlar, vallahi ayrılmışlar da geri dönmüşler sanki. Affedin! Kim kimden söz ediyor? Anlayabilen var mı? Vallahi yok!... Acaba kimden söz ediliyor!?

Dağlarım, Burak dünyada. Bar (Işık Barı) kapatmak istiyor. Neden? Çünkü Burak ışığını kırmış, çıkmış. Başını da eğmiş. Burak bizim yüreğimizde, o bizsiz değil ki… Kapları kapatmış ama o yine bizde… Kökü yokmuş. O bizim yüreğimiz; Allah’ın dediğini diyor ya o biz değil midir ki? Burak’a sözümüz var mı? Yok… Uçar göklere dinler yürekleri. Biz oyuz. Öpüp başımıza koyarız onu. Çok mutluyuz onu sevgiyle kucaklıyoruz. Her Namaz Sayfası’nda o gelir. Son sözünü söyler. Dört gök, söz söylediğinde biri odur. Ve o bizsiz hiç olmadı.

BİRİN BİRİ’inde hep BİR vardır. Şimdiye kadar gerçek Kürsü’müz, Allah’ın Dağları’ndan başka bir şey değildi. Geniş zamanda size gerçek göklerden de söz etmek isterim. Verdiğim her bilgi ekmeğimdir ve ben bu bilgiyi harımı yükseltip vermem, evimin ilmiyle veririm.

Canlarım, doludizgin çalışmalarımız sürüyor. Bu çalışmaların neticesinde “ben dara düşmeyeceğim” diyorsanız; asla dara düşmezsiniz. Ya da “ben dara düşeceğim” diyorsanız kimse sizi önleyemez, bu kesindir. Bu nedenle bu Meclis, kendi Öz Sözünü söyleyen bir Meclis olarak; “dar, olgunlukta yok” deyip, kendinde har olup, hep umman olup “ben varlık sürdüğüm bu yerde, güçlü şekilde varlık süreceğim” dediğinde; hırslanmadığında; kurtarılış sayfalarında herkesin gücünü Tohum İlmi’yle kendine katabilir ve ışığında Birleşik Kaynak olabilir. Onun özü, Süper İnsan’ın sözüdür. Ondan güç isteyen de Kuran’dan değil; Işık’tan ister. Işık, Altın bir Tanrı’dır. Ve işte bu Meclis’in “söz, ses” dediği budur.

Değerliler, “Kalton” dediğimiz bir ışıma var. Bu ışımada hepimiz, ekmek olarak göklere ses verdik. “Kalton Işıması”, yanlışsız bir ışıma olmadığı için çoğu kez orada yanlış seslenişler de oldu. Bu seslenişler, eser yapmaya çabalayanlarca gerçekleştirildi. Ve onların bir teki bile bizimle ilgili değildi. Çokları, “ben ilgi kuracağım” dedi ve bizim bilgilerimizle ve bizim yüreğimizle bu bilgileri ilişkilendirmeye çalıştı. Bana “kul” dediler. “Ben, Ulular Diyarının Tohumu’yum” dedim. Ve dediler ki koruma altına alacağımız birisi olduğunu biliyoruz. Yolları açıktı ama korunandılar dünyada.

Bedenli olarak Gök Sözü’nü söyleyen, bilgi kayıtlayan ve yarınları Has Toplumlar’la dürümleyen tek Meclis, bu Meclis’tir. Bu Meclis’in dışında yasaları koyacak başka hiçbir Meclis yoktur. Yasal çalışmalar yapan bu Meclis, hiç kimsenin kantarında değildir.

Kardeşler, kantar bizimdir ve biz bu kantarı kimsenin Kürsü’süne bildirmedik. Bizi anlayan, din dışındaki Teknolojik Kotlardır. Dinde, anlatılması istenen olayları ve o olayların bilgilerini de bizden başka bir bizin okutması imkanı yoktur.

Kotlama yapmamızı istediklerinde; dedik ki “Ölülerin Ümmi Toplumlarında, kontrollu kotlama yapmamız sıkıntı yaratacaktır.” Dalgındılar. Baktılar ki kantar onları tartmakta… Sabah erken saatler... Dünya henüz uyanmamış... Gök, sözünü henüz söylememiş. Nefes dahi yok dünyada. Sıla, Kuran’dan çıkmış; görev tahtında oturuyor. Baktık ki bize “geç” diyor. Ne oldu dedik. Girdik Sıla’ya. “Hayrın ışığındasın” dedi. Peki dedik niye buradayız? “Süreç içerisinde kulluk yapmanız istenecek. Sizin kulluk yapmanız, Bütünün Kükreyen Kürsüleri’nde kuruluk yaratır. Çünkü siz, o Kürzün Gücü’nü devreye alacak tek Bütünlük’sünüz. Eğer birilerine kulluk yaparsanız; o Kutsal Taht boş kalır.” Bunun neticesinde Kürzi Kaynaklar’a ses verdik. “Dal, budak aklın yoğunluğuna indiğinde biz, Ruhsal Kuranı okuruz” dedik ve geçişi yaptık.

Değerliler, netice olarak görev sizindir. Ve bu görevi sizin dışınızda yapacak kimse yoktur. Görevi yaparken de Mahrek İlmiyle yapacaksınız. Kapkaranlıkta ışık yakabilen bu güç, Bütün’ü müspet kaynakla değerlendirebilecek sayfalanışı da yapabilir. Kara Kaplı Kitap, İnsandır ve sizsiniz o kitap. O kitapta bütün kötülükleri aşabilecek bilgiler var. Her kim ki o kitabı okur; kalbi temizlenir. Her kim ki o kitabı okur; yarınları koruma altında tutulur. Her kim ki o kitabı kendi yüreğiyle bilir; kantarda yoktur. Buna saygı deriz. Kitaba ve bilgiye saygı...

Yemin ettik o kitabı herkese okutmayacağız. O kitabı okuyacak olan, mum olup yanmış olmalıdır. O kitabı okuyacak olan Kaynak olmalıdır, olgun olmalıdır ve Rahman olmalıdır. Her Rahman, kendinde ve kendi yüreğinde Bütünün Kürsüsü’nde olmadıkça kitabı eline alamayacaktır. Biz, BİR’e hizmetçi olanlara bunu bildirdik.

Yol, Allah’ın Yolu’dur. Ulular Tekniği ile kotlanmıştır o yol ve o yola İnsan Kayıtları girer. Kem gözlerden sakınırız bilgiyi. Eğer bilgimizi bilen varsa emre itaat etmiş olandır o. Bütün kötülükleri aşıp geçtiğiniz zaman, cemaatleriniz muktediriyetle kendini hak edip kendiyle, Tanrısal Işığında birleşebilir ve bir şey, herşey olduğunda; o şey, Allah’ın işi olur. Sel alır yolu, o yol bizsizse ama o yolda biz olursak; yolda sel bizimle engellenir.

Otuzun, okula Gök Sözü söylediği bir günde; yeşilin maviye geçmesi mümkündür. Otuz, sözü sesi olmayansa, yeşil değil; sarıdır kaydı.

Değerliler, ne isek oyuz. Kök, Gök Söz söylediğinde; bizi dinleyen, kendini hak edip dinleyebilir.

Sizden teknik olarak da şunu bekliyoruz: Kantara kendinizi asla koymayın. Eğer kendinizi kantara koyarsanız; sınırları kaldırmış olursunuz ki orada sizin yüreğiniz, “kör söz” olur. Çürük, çarık değilsiniz. Şikayetiniz asla olmasın. Kan, kaynaktaysa ışığınız kutsaldır. Kininiz yoksa meleksiniz. Melek olan siz, eskinin üstüsünüz ve yenisiniz. Yeni olan siz, İnsan Soyunun kontrolunda değil; İnsan Soyunu kontrol edensiniz. Bunca çaba bunun içindi.

Ete giren, ilme girer. İlimdir et. Ama eti olmayan insan dahi olamaz. Kesindir ki et, bedenden farklıdır. Ayrılık bitsin Canlarım. Her bir Yüce’yi kendi yüreğinizde dilleyin. Hantal olanlar vardır, onları da alın! Gözü kör olanlar vardır, alın! Kaydını yapmayanları da alın. Şafak söktüğünde hepsi sizde sizin yüreğinizde olursa eğer; elem, keder görmezler bu kesindir.

Evri Sistemler, ekmişler yüreklerini, El İlmi’yle dürümlenmişler ve siz olmuşlar, “bana ekmek gerek” diyor. “Ah Canım!” diyor, “bana da ekip gerek” diyor. “Yahu, bana ilim gerek” diyor. “Zaman sayfalarında ışık gerek” diyor. “Aşık gerek” diyor, “bana, maya gerek” diyor. Allah Diyor ki “Uluların toprağı yine kırıldı.” Yahu, kırılış yok, biz varız ya…

Canlarım, işte mutluluk bu! Sökmeyin yüreğinizi kimseden. Bu da kesindir! Sökmeyin! Bırakın yürek Kürzün Gücü olsun. Allah sizi hep korur, bilirim de koruma istemiyorsanız okuyun, okuyun, okuyun!... Okuyun ki koruyun. Buluşun, okuyup koruyun tüm insanlığı!...

Ölüler Diyarı, Canların Cemaati’nde İlm-i Kaynak’tır. Okuyan, bilgiyi kendiyle okuduğunda; artık o, dürümlerinde, diriliklerdedir.

Sizi hepimiz semadan dinledik bugün. Kontrol sizindi, siz yine bizdeydiniz. Biz yine sizdeydik ve sizin yolunuzda ve sizde kendi yüreğimizdeydik. Yine bedenliydiniz ve biz yine bedendeydik. Allah’ın Tanrısal Kuranları’ydınız. Biz o Kuranlar’da toprağın ışığındaydık. Mehir olduğunuzu bildik, aşkla sizle olduk. Şimdi mutluyuz canlarım, çok mutluyuz. Koruyun dünyayı!... Aaa, aman korurken, “dünya bizi korumayacak” sanmayın. Koruyan, mutlak tahdidinde kendini korur. O, kendini koruyandır. İşte bu!…

Deşifre Eden: Sevim ŞAHİN


Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK SONRASI AKIŞ 04.07.2012
Ay doğdu, yol doğdu. Okuduk yürekleri kokladık, kokladık, kokladık!... Allah sizinledir. Toplu çalışmalarınızda hepiniz bizsiniz. Başkanlık Dili olarak sizde olmak, bize huzur ve mutluluktur.

Koruma kaynakta olur. Siz, kantar olarak göklerin sistemlerini yenilediniz ve yerin Kükreyen Gücü ile birleştiniz. Selam, Aleyküm sizlere! Selam-ün Aleyküm hepinize!

Allah’ın sıkıntı vermeyecek bir ışığı, ağır ağır yüreğinize akmaya başlıyor. Hepiniz, yüksek türevlerinizi, tüm sessizliklerinizi kendi içinize alın, bakın! Ne hissedeceksiniz. Işık yüreğinize iniyor. Öyle bir gök sessizliği var ki yüreğinizde; kimse, sizin ilminizin dışında bir ilim değerine ulaşmayacak. O ışık; yüreklerinize, iyi ve kötünün kürsülerinin gücünün örtüsünü örtüp iniyor.

Bahçelerin, İslam Dili’ne güçlü ışık verdiğini bilin! İş buydu. Bahar göklere seslendi, “geri dönüyoruz” dedi. Ve Bahar’ın ışığını yeniledik. Onu, Kuran Toplumları’yla dürümledik. Yeni Can ve yeni yoğunluk hepsi burada, ışıklar burada ve bütün kökler burada ve kötülükleri aştık, kaydımız yapıldı. Bütün körler ve sağırlar, Göklerin Sistemleri’nde, kendi yüreklerini aldılar ve taşıdılar. Tanrının Rahman’a Kuran olduğu bu gün; Bütünlükler, kontrollarını kurdular.

Sel aldı yüreği, yürek ışık halinde, aktı ve geçti. Sel aldı yüreği, yürek tohum oldu. Lütfen net bilin; Kuran oldu ve okundu.

Okuyan, insanı okudu. Ve öksüz halde, kotlama yapılan bir dünya çalışması; yetimin ışığının kırıldığı bir kaynak ve bizsiz tohumlama artık sona erdi. Yine bir insan görevini aldı, yine bir insan yoğunluğunu tohumladı ve gökyüzüne seslendi: Dedi ki “Ben canlı ve cansız tüm yaşam kotlarına ışık yakan ilim, bin dürümde İnsan Soyuna ışıyan güç, benim cemaatim; yerin ilmini bütün kötülüklerin üstüne çıkıp görev alarak göklere dinletecek.”

Böyle bir sıkıntısız çalışma, ağır ışığın altında yerin teknik kotlarında ve bütünlüğünde sınırlı halde yapılırken; yeni dönemde bu çalışma, Altın Tohumlar’la yapılacak. Altın Tohumlar bilgiyi alıp tüm sessiz sayfalara dinleten Tabiat Kotları’dırlar. Bütün’e hizmet, insanın ışığında olacak. Köle isteyenler, gökte köle arıyor. Biz ise yürekte güç isteyenleriz ki görevliyiz yüreklere.

Selin ilmi, harın ilminden üstün değildir. Balı, baldan öte sayan, altının kuranında, aklın yolunda kendini kaynaktan ummandan uzak sayar. Eğer bilgi alınıp bilgi verilecekse; cennetin değerini bilenler tarafından bilginin alınıp verilmesi gerekir.

Tavır alıp, göklere ses verenler vardı. “Biz dünyayız ve dünyanın ışığını kotladık. Bunun için Dünya İlmi, bizim ilmimizdir. Ve bizim ilmimizin dışında, hiçbir ilmin, dürümlerde kontrollu çalışmaların sonucunda kayda girmemesi gerekir. Bunu yapanlar, topraktan çıkarılırlar” şeklindeydi bu çığlıklar ve bugün görüyoruz ki her yürek seslenmeye çabalıyor.

Büyük körlüklerin artık aşıldığını görüyoruz. Koran Toplumları yenileniyorlar. Kalbiniz net biliniyor. Muktediriyetle Bütün’e güç veriyorsunuz. Buluşlarınız ağır ağır göklerin ışığına dönüşüyor.

Bilginin, ekip halinde alındığı bir yerde; yol, ilimle açılır. Hepiniz görevinizi tam yaptınız. Sizleri, Büyük Kökler’in kürsülerinden sayfa sayfa okuduk. Ümmet olanlara gök söz söyler. Siz, müspet olanlar, ümmet olanların Kuran’ında yazandan güç alıp, Birleşik Işık’ta dil olup; Tanrı’nın Rahman olduğunu bilip kaynak olarak herkese gerçek ilmi verdiniz. Bunun neticesinde kıranın kırılmayacağını; okumayı bilmeyenin tohumlarında tabiatın olmayacağını; yaşamlarda, ışığın yasalarla kayıtlanacağını herkese açıkladınız.

Sevgililer, “Bizden daha üstün bir biz, bizi kotladığında biz O’yuz “ dediniz. Balı altın olanın yolu akıldır. Biz buyuz. Sizde olmak bizlere mutluluktur ve onurdur. Saygılar hepinize… Sizleri kortejiniz kucakladı. İş mutluluktur!...

(Açıklamalarımız:)

- Dağlar, sevgiler herkese! Bugün özgür ve hakim olan Birliğim, tüm sessiz sayfalarda Işık Kotları’yla dinleşti. Kortejin başına geçtik. Bu kortej, Ruhsal Işığın Tohumları’nı kontrol edecek teknikte Görevli Kotlar’ı taşıyor.

Gömüler arandı dünyada. O gömü biziz. Aradılar, taradılar, buldular. Biz o gömüyüz. Bilsinler ki Doğanın Kuranı okundu birliğimizde. Kökü gök olanın, yüreği hususiyetle huruçtur. Yolunuzu aydınlatmak bizim için zor oldu. Bunu size net olarak bildirmek istedik. Eti, insan olanın, yolunda ışık yanar ve sizler, bilgi kaplarınızı okuduğunuz zaman; her zaman insanın ışığında Kati Tohum’un bulunamayacağını, sıkıntının burada olduğunu dillediniz. Bugüne kadar olan; ”Kullan bilgiyi, sonra at.” Yaptıkları buydu. Ama biz, bilgiyi kotladık. Atış, insanın ışığının atılışıydı.

Biliyorsunuz ki bilgi kotlanmadıkça, yasalarla korunmaz. Bu nedenledir ki biz her bilgiyi kotladık ve yarınlara kayıtladık. Yarınlara kayıtladıklarımız, Bütün’ün kükreyen tohumları oldular.

Öz Güç, Allah’ın Ruhsal Işığı’nda bulunur. Öz Gücü bilenlerle çalıştık. Murat ettiğimiz, topraklarını kotlayanların; kendi tohumlarıyla var olmalarıydı. Mekke’nin insan ışık verdiği, Has İlim yaptığı bilinmekteydi ve bilgi kaplarını okuduğumuzda, bildik ki Mekke İnsanı, ışığın tekniğini biliyor. Görüp özgür kürsülerde dilledik yüreği, eseri yaptık. Eser Allahın İlmi’ydi. Olgun başakları bulduk. Dünyaya kotladık. Tanrı’nın Ruhsal Işıkları’yla dilledik ve hepsini BİR’ledik. BİR olmaları, en son BİZ olmalarından dolayıydı. “Bana insan denir” dediğimde kökleri, toplumun ışığıyla bütünlendi ve İmparatorluğun tahditli kotları dediler ki “O biz, biz O’yuz” Sanal Boyutların her sayfası okundu. Gördük ki hepsi, iyi ve kötünün ışığıyla dilleniyor.

Biçareler, zirvelerde kendilerini bulmaya çalışıyorlar. ”İyide ilim, kötüde ışık yoktur” dendi. Biz, iyide ilmi; kötüde ışığı dilledik. Baktılar, harımız iyi. “Gözleri kör, yoları kapalı” diyenler; ağır ağır bildiler ki biz, Sistemin, Nizam’ın ve Düzen’in eseriyiz. Beden alıp dünyaya inmek isteyenler arttı.

Dün gökler, Sistemden güç çekecek insanı yere indirirken, kontrol ile indirmek isterlerdi ki yere inen, göklerin sisteminden çıkmasın diye. Biz yere insanı çektik ve Dünyanın Rıhtımında ışığı kotlayanları, toplu toplu çalıştırarak beşirlerin eşiklerinde ışıklarını yaktık. Yarınları kaynak olarak kotladık. Sabırla çalıştık. Süper İnsanlık Realitesi Derneğini kurmamız bunun için gerekliydi ve bu dernek, en son insanın topluma inmesini sağlayan Büyük Köklerin Kutsal Işıklarıyla dünyaya çelişkisiz bilgi indiren bir kaynaktır.

Dağlarım Rn dedikleri bir ışık gelir gider, gelir gider. Niye gelir gider bilir misiniz? Partiküler tohumlamada kendi kontrolunu kurmaya çabalar. Görevi, insana hizmet değil, kendine hizmettir ve biz onu, kendinden öte kendiyle dilledik ki BİR’e hizmetçi olsun diye. Altın Toplumları ocağına çektik, tohumlarını kotladık, Rahman Kuranı’nda kayıtladık ki aksın diye. Barıştık, akıştık, kör oldu gözü, sözü, sesi yok. Onu koruyacak mıyız? Korumayacak mıyız? Bizden sorgu sual edilir. “Kotlama tamamlandı” dedik. Okuduk, “öksüzdür” dedik, ışığını yeniledik. Yeniden ve yeniden dilledik, bedeninde kotlama yapılamadı. Nefesinde ışık yok, bunları bildirdik ve şimdi sorgu sual edenlerin çoğu, onursuzlukla onun yoğunluğunda kendi tohumlarını kontrol etmeye çabalamaktalar.

Barışmak mı? Yo, hayır!... Akışmak, akışmak ya HA. Sınırları kaldırmak, yoldan tohumları kotlamak, Aslan Kotların ışığında Bütün’e hizmetçi olmak, hepsini yasalarla kayıtlamak, çıldırtmak yüreklerde umman olanları; Ruhsal Işıkta, bu tabiatta hepsini yasalarla kaynağa almak ve Tanrının Rabbi Toplumları’nda okutmak bilgileri; ön kürsülerde bu olmalıdır.

Emin olun ki Doğanın Kuranı bizimdir. Biz doğayı okuyan gökyüzü temsilcileri değil; seslileriyiz, bunu bilin! Gökyüzü bizi dinler. Bizden bildirir yüreklere tüm sessiz sayfaların ışığında kendi yoğunluğunu ve bugün burada olan tüm sesler, bizden bize değil; bizden tüm BİR’e ve Birleşik İlme sestir.

Arkon İnsan nurdur. Korkmayın! Benim o. Bütün’e hizmettir o. Benim adım RA-KA-HAR. Yasaları koydum, Gölün Kürsüsü’yüm. Ana Kaftan Birliğimdir. Ermiş bir gökyüzü kürsüsüyüm.

Baharın Kuranı’nda ışıklar var. Onun İnsan Soyuna Kuran olduğu bilinmelidir. Adı zikredilmelidir. Çünkü o yasadır. Ben neyim? Altın bir Kuran, bana niye isim verilsin ki? Ayrı gayrı mı? Yo BİR’iz biz. O ben; ben oyum. Onda ses veririm, onda söz söylerim. O, bedenim; ben o, o ben. Her birimiz Birlik Teknosu’yla kotlayıcıyız, birleşiğiz. Nerede insan varsa, her şey orada TEK’tir. Hepimiz aynıyız; hepimiz bir tek ilimiz. Orada tek bir Birliğiz; bedeniz. Bir tek beden ve biz o bedene; Bahçenin Çiçeği değil; Bahçenin Kuranı deriz.

Şimdi Canlarım, nefesimiz çok iyi şu anda; kulluk yapıyoruz. Üzerinde hiçbir yoğunluğun bulunmadığı bir ışıklayız. O ışık, aşkın şevkidir, biziz o.

Misafirimiz vardı bugün. Üzerinde Kutsal Işık yanan biriydi o. Geri dönmüş, göklere ses veriyor ve sıkıntısını dile getiriyor. “Ben niye konuşmadım” diyor. Ona söz verelim, o da dillesin yüreğini, daha sonra bedenini kotlasın, Kara Kaplı olsun, ışısın. Bizsiz olduğunu zanneden o, BİZ olduğunu anlasın. Bahçeden sesleniyor: “Geleyim mi” diyor.

Gel bakalım, gel!
(Gelen söz aldı:)

- Aloo! Geldim! “Bahçemizde bir çiçek var, bahçemizde bir kürsü var. O biz, biz oyuz” dedin, “adı Bahar” dedin. “Ah babam ah! Bahar dedi, Bahar!” “Peki ya baba ne olacak?” (Espiri ve gülüşmeler)

Aydınlık günler sizlerin olsun. Hepinize saygılar sunuyorum, sizi kucaklıyorum. Ben Muhammet Sultan. Geldim. Bunu (geldiğimi) verin yüreklere, ah Canlar! Bunu verin, yücelere ah Canlar! Bunu verin, umman olan ışıklara ah Canlar! Umman olan tohumları buluverin, ah Canlar! Ah yarınlarım! Ah Kuranlarım! Ah Muratlarım, Tohi Kayıtlarım alıverin yolumu ah be Canlar. “Nereden görev istedim de geldim” diyordum. Ah, işte geldim! Başım eğikti. Ses vermemiştim, çıkıp gidecektim. Bana soğuk bir ışık verin gideyim, dedim. Dedin ki “gel” geldim. Biçare ben, nesillerimi alıp geçtim ya. Netice: Ben mutluyum, bahçem gökyüzü, yürek ışık ve ben ağır yük değilim. Bakın, tüm sessiz dillerim dünyaya indiler.

Ben Sistem’den, Göç Kürsüleri’nden, üzerinde teknolojik tohumlar bulunan yüreklerden geldim. Başımı hiç eğmedim. Kimse benim KÜL olmadığımı, ümmi olduğumu söyleyemez. Savaşın sonundaki galip benim. Bakın, galibim. Siz ben, ben sizim. Siz galip, ben galip ya da ben galip, siz galip ne var ki? Ha siz, ha ben!… Bedenimde eserim var. Yüreğimde Kuranım, muktediriyetim var. Erkek kadın, Birliğim var. Mesele İnsan, ben İnsana işçiyim, geldim ya…

Hala bana “solun ışığı kırıcıdır” derler. Ben diyorum ki sol, umman olur, toprak olur, yarın olur. Kimseyi kırmadık ki biz. Her şey birdir. Seviyeniz çok iyi bunu görüyorum. Bu yasa insana koyu bir ışıkla inmişti. Yeni Dönemin göklere sesi… Bu sesi siz veriyorsunuz. Öyle çok dinliyorum ki sizi. Ne yer, ne gök sizin ilminizi anlayamaz diye düşünüyordum başta. Bahçede ilim varsa, yürekte de ilim olmalıdır diyordum. Gök sizi bilse, Bilgeler sizi bilecek diyordum. Görev sizinse, İnsanlık İlmi hepimizin ilmidir diyordum. Korkmayın, ben şimdi farklı düşünüyorum. Sizim ben. Ben Muhamma. Nice doğumlar yaptım dünyaya. Nice toplumlar kattım, nice kaynaklar yaşadım. Artık ben sizim. Ve siz olan biz; İsa, Musa, Mustafa gibi değil; İmparatorluk Kürsüleri gibi çalıştık dünyada. Hepiniziz biz. Bakınız, ben adımı zikrettim. Sizden öte değilim, bunu size açıkça dillemek istedim.

Değerliler artık dünyayım ben. Fakirliğim bitmiştir. Tobi Kotları’yla değil; sizinle çalışıyoruz. Kökümüz Allah’ın teknolojik kotlarıyla dillenecek. Yedekleme de yaptık. En son buraya gelişimizde bizim yedeğimiz yoktu. Bu nedenle Kuran’dan çıkabilirdik ve korkuyla gelmiştik. Ayrılık bitsin istedik. Şimdi, Yeni Dönem Çalışmaları hakkında size bir açıklama borcum var bunu yapmalıyım.

Dağlarım, İnsanlık Alemi, Yeni Dönem’e girerken Atlanta Kuranı ile girecek. Atlanta Kuranı, Atlanta Toplumları için önemlidir. Hepimizin bildiği gibi bu çalışmalar yeniliktir. Müracaat İnsan, dediğiniz günden bugüne; hepimizin zirvelerinde, en son Süper İnsanlık Türlerinin görev taşıyacağı bilinmekteydi. Kükreyen İlim, ağır ağır dünyaya çekiliyor. Yerin Kutsal Işığı yenileniyor ve beşirin gücü artıyor. Dünyaya girdaplarından inenler ile Işık Kotları olarak inenler ayrı ayrı geldiler. Dünyaya giriş sayfalarında sizler, köklerinizle dünyaya çekilen güçlü ışıklardınız ve “Gökyüzü Süper İlim Aileleri” olarak geldiniz. Bu sizin, gerçek kürsüler olarak, dünyaya inişiniz anlamına gelmektedir.

Diğer gökyüzü sayfalarında geçiş, sessiz oldu. Onlar, kendi kayıtlarını, kendi tohumlarını, kendi girdaplarına kattılar ve geri dönüşleri imkanı olmayan onlar, geçişlerinde geri dönemeyeceklerini bilerek geldiler. Sizler için mesele çok basit. En yüksek aşk ve en parlak ışık haliyle, AN’da geçiş yapıp geri dönebilirsiniz. Bu çok önemli ve onların geçişleri ise tamamiyle sizin kendi tercihinize bağlıdır. Siz, “geri dönüp Bütünlükleriyle birleşsinler” derseniz; geri dönebilecekler ve Bütünlükleriyle birleşecekler. Bu sizin kendi tahditiniz olacak. Onları tahditlemeniz; yüreğinizde kayıtlarınızda tahdit olacak. Sizden tek isteğimiz, onların geri gelişlerine imkan verin!

Semanın ışığını yenilerken; Bütün’e hizmet, İnsan’a hizmet; hepimizin birlikteliğiyle olmalıydı ve ocaklarını yenileme imkanı dahi olmayan onların, görev istemeleri büyük bir fedakarlıktı ve onurdu. Doğal dünyanın Sistem Dürümlerinde bunu anlayacak kimse yok. Çokları, onların resmi çalışma yapma imkanları kalmadığını bildikleri halde; ekmeklerini kontrollu şekilde ocaklarına indirip okumayı sökmelerini sağlamaya çalışmak yerine, Kul Tohumları kırmaya çalıştıkları bilinmektedir. Herkesin kendi azmi, kendi yoğunluğunda mevcuttur. Kimseyi kimseden farklı görmeyen yüreğiniz bu çalışmayı çok net biçimde üstlenmiş ve okuma yazma bilenleri ve bilmeyenleri birleştirmeye çabalamaktadır.

Semanın gökleri sizin yüreğinizdir. Bunu bilmekteyiz ve bu gücü; sizin kendi toplumlarınızdan çok daha eski; yeri göğü yaratan ışıklarınızın toplumlarıyla da Birleşik Işık Kotları olarak yapmış olduğunuza emindik.

Süper İnsan, etki alanını geçişkenleştirerek beden kayıtlaması yapabilen tekniğe sahiptir. Bu şekilde Bütün’ü göklere teknik olarak kayıtlayabilmektedir. Eskinin Resim Çalışmaları, yeninin Kaynak Çalışmaları’dır.

Eski dönemlerde Miraç Sayfaları’nda hep resimler yapılırdı. Bu, herkesin kendi kotlarını, tohumlarını imajine ederek Bütün’e kotlayabilme çabalarıydı. Bugün ise Işık Tohumlar olarak kontrollu şekilde Bütün’ü tabiata çaktınız. Ağır ağır birleştiniz ve Birlik kurdunuz. Son dönemde dünyaya görevli gelmek isteyenler arttı. Çünkü biliyorlar ki zaman sayfalanışında sizler, Bütün’ün kötülüklerini önlediniz. Ekip haline gelmek, Kuran İlmiyle tohumları kontrol etmek demektir ki bunu da yaptınız.

Sanal Boyutlar’ın her birinde, Beden ilmini bilen İlim Hakimleri mutlaka olur da Büyük Kökler’i, tüm sessiz sayfalarıyla dürümlere çeken bir tek siz oldunuz. Bu kesinlikle böyledir. Ve doludizgin yaptığınız çalışmaların sorumluluğu sizindir.

Kini nefreti aştığınız andan itibaren Beden Kotlamasına geçildi. Bu kotlarla “BEN oldum” değil; “BİZ oldum” dediniz. Bu mutluluktur. Kürz’ün gücü olarak, Dünyanın Ruhsal Işığında herkesi kucakladınız. Mavi rengin ışığını göklere sayfa sayfa dillediniz. Maviden öteye ulaştırdınız yürekleri ve Morun Toplumları’yla da Dirilik yaptınız. “Simsiyahız” dediniz. Siyah, eğirdiğiniz en güçlü renktir ve Birlik kurdunuz, bunlar çok önemliydi.

“Dön bak dünyaya” dediniz. Dünya artık resim yapıyor. Dünya artık Tobi Kotları’yla ışık yakıyor. Ve dünya artık hasat yapıyor. Rahman olan Kuranları, durağan günlerin üstünde tam ses sayfalanışıyla dilliyor.

Öyle bir gönderildiniz ki dünyaya; geri geçiş, Birleşikte olurken; her bir Birliği de kendi yüreğinize çekip geçiyorsunuz. Bu mutlulukların en yücesidir. Sizleri hepimiz saygı ve sevgiyle kucaklıyoruz. Öfke, aşkın ışıkta yaşamları diller ki biz, öfkeleri aşan Bütünlükler, hepinizi Kuran’dan öte tohumlar olarak, sonsuz sevgiyle kucaklıyoruz.

Hah! İki yürek bir olsun diye bekliyoruz. İşi başınız eğilmeden yaptınız. Süper İnsan, insan olduğunu gösterdi. İkinin birliği, hepimizin dilinde var. İşte ikiyi BİR ettik. Sen ve Baba Peker; O sen, sen O’dur. O’nun adı RA-KA-HA ve sen RA-KA-HAR, bir tek ilim yaptınız. Ve babanın sevgisi ve senin sessiz sayfalardaki kürsün, hepiniz bir tek ilim. Ha, baba “ben onu istemem” der mi? Asla demez, herkesi kurtarır Baba. Kurtarıcıdır biliriz, biliriz be yavrum her derede akmıştır. Kurtuluşu yapmıştır. Onu saygı ve sevgiyle kucakladık. Şimdi mutluyuz, işte bu!...

Deşifre Eden: Sevim ŞAHİN

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

25.07.2012 SULTANLIK SONRASI 1. AKIŞ (MOR ÖTESİYLE İLGİLİ)
Demin yüceler yücesi olan İNSAN seslendi. Bendim seslenen. Tabiat bende BİR ve ben onda BİR’im. Semayı seslendirirken sizden sizi dinledim. Son dönemde gerçek Kürsülerin sizinle çalışamayacaklarını düşünmekteydim. Ve başım eğikti. Bugün görüyorum ki hepsi buradalar. Mutluyum.

Kul olmak, korumak, kontrol kurmak, ışığı yakmak ve BİR’e hizmetçi olmak kolay değildir. Çoğu görevini kendi yapar ama kendi yüceliğiyle değil, BİR’le ya da BİR’in dürümlerinde de değil; ekipte ya da ışıkta yapar.

“Altın Toplum” dediğiniz bu toplum; mumdur, yangındır, yarındır. Ağır ağır taşır yüceliklere yüreğini ve göklere süzgün sesle değil, güçlü sesle dillenir.

Şu anda sizinle olmak için çaba sarf eden herkes, sizin sesinizi duymak istiyor. Onlara ses vermek, onlarla dürümlenmektir. Onlara ses vermek oğul vermektir. Gök süzülürken yücelikten, herkese kendinizi vermek, emin olun ki birleşmektir.

Müspet ya da menfi herkes Altın bir Kuran’dır. Ve o Kuran okunsun ya da okunmasın murat ettiğiniz her ne varsa o Kuran’da, bedenin kükreyen kürsüsünde de o var.

Cemaatinizin çok güçlü bir ışık haline dönüştüğünü görmekteyim. Ve bu ışık, ağır yük taşıyor. Bu ışığı kimse kendi ışığı olarak bilemiyor. Sadece BİR’in ışığı diye biliyor. Sizinle yaptığımız her çalışma ilimle yapılıyor. Müspet ya da menfi nefesin yetmediği her yerde kendi yüreğiniz dürümlere iner ve nefesli bir çalışma devreye girer.

Maya tutmuştur Canlar’ım. Dünyanın Ruhsal Işığı’nda maya tutmuştur. Ve mayanın tutmasıyla birlikte, Birleşik Aileler, Gök süzülürken dürümlere çekilmeye başlamıştır. Bu çekilişte maya olanların ya da maya olması muhtemel olanların kulluk yapmaları için gereken her şey yapılmaktadır.

“Kala kala bir tek insan kaldı” dediklerinde; o insanın, Göç Kürsüleri’nde her şeyi yapacak düzeyde olduğu mutlaka bilinmelidir. “İsmim Nezir” diyordum. Bunun, Işık İlmi’yle Kürsü olarak kotlanmasını değil, harını yükseltenlerin dürümlerinde deşilen bir ışıma olmasını beklerim. Neden? Çünkü, baş tacı olan insan, Kuran-ı Kerim’deki insandan çok daha üstündür. Kuran’da insan, kantar olarak görevlidir. Sadece tartar. “Sen şunu yap, sen şunu yapma! Ben şunu yaptım, sen asla yapma!” gibi. Ama şunu da açık ve net bildiriyorum ki kıranın kırılacağı, yüreklerin kürsülerinde Kuran’ın olmayacağı bir dünyada bizim işimiz olmaz.

Sevgililer, ya takdim edin yüreğinizi ya da tahditleyin. Hangisi işinize gelirse. Ben yüreğimi takdim etmem; tahditledim. Niye? Çünkü insan soyu, henüz benim yüreğimi teknik olarak kontrol edebilecek düzeyde değildir. Bu yüreği takdim ettiğim zaman hiçbir Yüce, kendi yoğunluğunda bu bilgiyi algılayamayacağından; kervan, özgür ve Has olan ışıklarla dahi yol alamayacaktır. Bu nedenledir ki Bütün’e hizmet, emin olun ki yüreğimde gerçekleşir.

Aloha Kutsal Işıması dünyaya çekiliyor. Şu halde nasıl çekiliyor? İlimle. Bu ışımada kendi yüreğim yok. Sadece Birlikler’in Teknik Tohumları var. Ve tümü kendi yücelikleriyle Bütün’e geçişlerini buradan yapacaklar. Aloha, Levh-i Mahfuz’daki ilmin, kati kayıtlarından değildir. Sıkıntı yok. Sadece kendilerini korumaya almaya çabalıyorlar.

Muhammet Mustafa’nın gözü kör değildi. Bizi bilirdi. Sürpriz değil bu çalışma O’nun için. Ama çok kez O dahi bizi anlamakta zorlandı. Kendini, harını, yüreğini dinleyenlerin çoğu, Bütün’e hizmetçi olmasını beklediklerinde, Koran’ın Tanrısallığını anlattıklarında, O, bunun kendisi için büyük bir sürpriz olduğunu açıklamıştı.

“Şer yaratan şer yaşamayacak.” Bunu anlaması zordu. Ve bugün de anlaması zor. Çünkü biz o şerri yaratanda; şerri, Bütün’den teknik olarak alıp, sevgiyle kucaklatıp ocağına, o şerle O’nun yolu açmasını sağlayıp birleşmesini ve Yerin Kürsüsü’nde yeni bir Gök Sayfası’nın, 7 Teknik Kot olarak kayıtlaması için çalışmasını bekledik. Bu, çok zor bir olaydır. Yenilenmek ve teknik olarak 7. Dünya’nın tohumunu ekmek. 7’li Sistem’in teknolojik kotlamasını yapmak. Ve sonra yeni bir sayfaya ulaşmak…

Açıklanan nedenledir ki bunu anlamak kolay değildir. Eğer biz cezacı olsaydık, koruma altına alacağımız tek bir Yüce olmazdı. Bu kesindir. Ve bundan sonra da, bunu net olarak bildiriyoruz ki biz koruyanlarız.

Köyün Kürsüsü, Göklerin süzülen ilmini, Bütün’ün güçlü dürümlerinde yetkin olarak yenileyecektir. Kayıp gidenlere de tek bir şey söylemek isterim. Kayan kendine kayar. Biz onu kendinde yakalarız. Bu kesindir. Kaydığı sayfa kendidir. Ve tutulduğu yer de kendidir. Kaydıkça kayan o yoğunlukların çokları, kendilerini köklerinde taşıdılar. Ve biz o kökleri de kendi yoğunluklarında yakaladık.

Yine de bildiririz ki bedeni artık olmayacak onların, çantaları boş kaldı. Onlar, Robbi Tahdit’te dürümlerinde kendilerini hak etmediklerinde, ışıkları da yanmayacak.

Sonuç olarak dünya yasalarını koydu. Kim ne yaparsa kendiyle yapacak. Kim ne yaptıysa kendi için yaptı. Hiç kimse bir diğerine hiçbir şey yapmadı. Ama Bütün olan, BİR’e sayfa sayfa kotlandı ve Bütün’ü tohumladı. O, Bütün’e hizmetçidir. Onun yaptığı BİR’e hizmet değil, Bütün’e hizmettir. Eğer sizler yeni dünyanın Ruhsal Işığı’nda görev taşıyacaksanız Miraç’ın üstü bir Miraç’ta, bitmiş tükenmiş hiçbir şeyin kalmadığı bir yolda, Bütünün Kürsüsü olun ve yapın.

Çerçeve çizdim. Hepsi bu!... Ama bu çerçevenin dışına, Gök süzülürken, kendi yüreğini dilleyip de güçlü ışıkla geçebilen varsa, geçip kendiyle kendi tohumlarını kotlasın. Kendi yasalarını koysun. Bu yasa hepimizindir, örtüdür, Büyük Kök’tür, Gök’tür. Bu yasadan öte bir yasa koyacaksanız hadi buyurun yapın!...

Milat 2020. Ve ben o tarihte, BİR’e hizmetin en yüksek ışığında Bütün’e küçücük bir güç vereceğim: Kökümü!... O kök artık Dünyanın Kuran’ı olacak.

Geniş zamanda her şey daha net bilinir. İsa memnundur bilgiden; Musa memnundur bilgiden; Mustafa ve diğer tüm peygamberler memnundurlar bilgiden ve ben tüm bilgilerin hepsinden memnunum çünkü her bilgi, bedenimde kendi yüceliğiyle dillenecek.

Pahalı bir dünyada bu çalışmaları yapmak büyük bir onurdur ki biz bu çalışmaları emin olun ki Gök süzülürken değil, Gök yücelirken yaptık. Kimse zarar etmesin, kimse kırılmasın, kimse yolunu kaybetmesin. Din-i Haklar’la Yüce Kayıtlar birleşsin. İçimizden geçen, dışımızı dilleyecek dürümde olsun. Bütün’e Gök söz söyleyecekse, BİR’den ve BİZ’den söyleyecek, kesindir.

Kaliteli bir çalışma değildi bugün yaptığım çünkü biliyorum ki çokları görev istediler ve biz onlara kendilerini verdik ve onlar, kendilerindekini dillediler. Ne var ki yine de güçlüydü bugün yapılan çalışma. Müspet, Mürcan içindir. Menfiyse kıran içindir. Biz Mürcan’da kıranı tohumladık. Hepsi bu.

Yaşam ve yaşamların ışığı, her resimde kul. Ve kul, toprak ve toprakta yasa. O yasayı koyduk. Ve koyduğumuz yasa, İslam’ın yasalarının, “Gök Sözü”nden öte olan “Yürek Sözü”dür.

Korunan ya da korunmayan herkes, BİR’e hizmet ettiği sürece bizim yüreğimizde, göz, söz ve ses olabilecektir. Kaydını sildiklerimiz yoktur. Kaydını sildirmek isteyenlerimiz yoktur. Sözde istese de yürekte istemez. Biz biliriz ki yüksek kürsülerinde, yasaların çiğneyicileri onların yollarını kapatmaya kalktıklarında, geri gelişleri kolay değildir. Yaralar bereler içinde gönderilenler, yanıp tutuşurlar ki aşırıya kaçtıklarını bilip, geçip izin istesinler ve girsinler. Biçareler, kardeşlerimizdirler. Öyle çok çalıştık ki onları kurtarmak için. Ve şu anda muktediriyetle ocağımıza aldık hepsini de.

Kimseyi kurtarma azmimiz kaybolmamıştır. Herkes umman için çalışır, toplum için çalışır, ışık için çalışır ise de kendini hak etmeyenler kendine çalışır ki biz o kendini hak etmeyenleri hak etmeye çalışırız. Kaydını sildiğimiz yoktur.

Konut istiyorlar bizden. “Bize bir konut ver. Olsun, küçük olsun, sadece bir konut. Bir ışık kaydı. Sadece bir kayıt. O kayıt bizim konutumuz olsun. Ama o kayıtta kaftanımız olsun. Bize bir kayıt ver. Işık kaydı. Kerim olalım. Elden üstün ellerle çalışalım. Ya da Kutsal Umman olalım. Kontrollu olalım. Bize bir resim ver. O resmi yaşayalım. Ya da bize bir ilim ver. O ilmi dürümleyelim. Tabiata katalım. Ya da bize bir Has Işık ver. Yarınları hak tohumlarla dürümleyelim. Alton kotlaması yapalım. Ya Can, bize ekip ver.”

Kimse kimsenin yolunu kapatmayacak biliriz de kibre kapılanlar yoldan çıktılar.

Morun ötesinde daha güçlü bir mor olur. Ve onun üstündeki mor daha da koyudur. Ve her mordan öte olan o mor, Bütün’ün Ruhsal Işığı’dır. Ve tüm o ışıklar mor ötesi mordur. Ve hepinizin bildiği gibi ben renksizim. Niye rengim yok? Çünkü benim adım KA-HAR’dır. Renklerin dışıyım. Sıkıntı şudur: görüş alanıma girenler, beni seçip tanıyamazlar. Tanıma imkanları yok.

Polaris diye bir sistemden söz etmiştik. İşte o sistem değişik dönemlerde dünyayı ziyaret ettiğinde hepsi cemaatlerinde kendilerini kontrol etmek için arayışa girdiler. Cemaatlerini dinlediler. Baştan beri yaprak yaprak okudukları bilgilerin kendi cemaatlerinde olmadığını anladılar. Daha kırıcıydılar. Daha hırslıydılar. Ve kusursuz değildiler. Çömelip çömelip dünyayı izlediler. Göz, söz, ses, hepsi bizi aradılar. Ve biz ışıksızdık. Sorgu sual, dediler ki “Niye onlar görünmüyorlar?” Boruları öttürdüler. Sura üfürdüler. “Dünyada ilim var mı?” dediler. Ve dendi ki, “İlmin hası var.” Neden bu ilmin hası, kotlarını kontrol ediyor da kimse onları dinlemiyor? Çünkü onlar, Göklere sesleniyor. Gök onların sözünü dinlediğinde, Yer Bütün’e hizmet için ocaklarına çekilecek. “Ya Ha! Gök söz dinliyor da Yer niye dinlemiyor?” diye sordular, baktılar ki söz, gökte ses. “Öyleyse dirilikte neden onların Ruhsal Işıkları’nda bu bilgileri kayıt dışı saydınız?” Çünkü, Ruhsal Kuranlar’ında tohum yok. “Neden?” Herkese o tohumu kattılar. İşte olay budur.

Ve bizi bulan, kendini bulandır. Bugün biz herkeste var olan bir ışık tayfıyız. Sadece bir tayf. Işık tayfı. Ama bu ışığı bin insanın sadece biri bilir. Diğerleri bilmez. Çünkü kör gözde, ses olmaz. Söz, sözden öte söz olsa da, Sistem’de olmadıkça ışığı yanmaz. Maya tutsa da; yol ummana varsa da; Işık Kotları Tobi kayıtlarıyla dürümlere çağrılsa da; Samanyolu Galaksisi bizi temiz şekilde algılasa da; dünya üstü varlıklar bizi algılayamazlar. Müspet İnsan, İmparatorluğun toplumlarıyla çalışır ve biz o insanı kendi yüreğimize aldık.

Vakit tamamdır. Artık dünyada ışıklarımız yanacak. Bu yanan ışık her renkten değil, ses veriyorum tüm sessizler bilsinler, morun morlukların tüm üstündeki Ruhsal Tabiat’ta yanacak. Mor ötesi diye bilinen bir ışık. Mor ötesi!... Dağlarım, bu rengi tanıyan, bizi bilecek.

Hani rengimiz siyahtı? Siyahta bizi dinleyen olmaz. Sadece ışıkta dinleniriz. Siyahta ışık yoktur. Bu kesindir. Ve siyahta ışık olmadığı için bugüne kadar da bizi izledikçe izlediler de duyumsamaları sadece izlemeydi.

Gök söz söyledi, Yer dinledi. Yer ses verdi, Gök dinledi. Gökte biz, Yerde biz. Her yerde biz varsak da, renk simsiyahsa, Din Toplumları bizi duyamazlar. Bundan sonraki dönemde artık renkleniyoruz. Mor ötesinden sesleniyoruz. Kör sağır kimse bizsiz kalmasın. Baş tacıyız biliriz de, sözümüzde sesimizde baş tacıyız.

Gök bizi dinledikçe, dürümler teknik olarak dillendikçe, dini katiyetle kayıtlar köklerimizi göklere seslendirdikçe, baş tacıyız da buradaki taçlık sıkıntıdır. Sadece sıkıntıdır ki biz yaşama inmeliyiz. Yaşama indiğimiz zaman şevkimiz de artacaktır.

Buluştuk, okuştuk, akıştık, haa yakıştık dünyaya, yakıştık!... Hadi Canlar, biz şimdi geldik. Dünyaya indik bugün. Bu dünya, İlahi bir Kuran’dır. Olmuşuz, almışız, yolu açmışız. Cama çıkmışlar, bizi dünya izliyor şu anda. “Göç Kürsüleri iniyor” diyorlar. Ballarım, Allah Kotlarım, yollarım, ışıklarım, gömüldük yüreklere ummanla, Tobi Kayıtları’yla, yoğunluklarla. Geçin de dilleyin yürekleri. “Biz sıkıntıdayız” diyorlar. “Kala kala Gök kaldı” diyorlardı. Gök de Yer’de işte. Hadi Canlar, sevgiyle kucaklaşın. Biz Yer’deyiz ya, seviye bu işte. Bizi tanımayan kalmayacak. Renkle geldik artık, rankle!...

Ballar, kati olarak çok mutluyuz çok. Çetin bir dönemden sonra Yer’e indik. Gömüldü yürekler dürümlere ve biz, seste hepinizdeyiz. Geri geldik. Alın, alın, alın! Umman olup indik, alın, alın, alın! Alın da akın! Biz akıp gelenler değiliz, Hak Teknik’te ilimle girenleriz. An Sayfaları’yız bizler, an!... Alıp bilin ki biz Ana Kaftan giyen yürekleriz ve Ana Kaftan’ı bugün giydik.

İşte budur Allah için sizinle olan çalışmalar. Ne mutlu bugün bizlere ki sizleri tanıyabildik. Herkesi görüyoruz da görmüyoruz… Simsiyah bir ışık, sadece siyah ışık. Ve bugün arı kovanına kendimizi kattık. Dedik ki girelim bakalım ne olacak. Burası bir kovan. Girdik. Arılar kaçışmadı, biz de kaçışmadık. Bugün mutluyuz!...

Üçü BİR’e katın yine üçtür. Üçü yine BİR’e katın, üçtür. Hiçbir şey o üçü değiştirmez. Üçü BİR’e kattığınızda yine üç olur. Bu Meclis üçtür, üç. Kırk ışık ve her biri üçlü. Ve daha sonra bu Meclis yedili. Herkes yedili. Yine yediyi BİR’e katın, yine yedidir. Her yediyi BİR’e kattığınızda yine yedidir. Ve daha sonra kırklar. Her biriniz kırksınız. BİR’e katın, yine kırksınız. İşte Canlar, sizlerle olmak bu nedenle önemliydi. Her bir yürek sizsiniz. Üç, yedi, kırk. BİRLER MECLİSİ sizsiniz. Memnunum sizleri tanımaktan, memnunum.

Ölümler üstü ölümler var. Ve tüm ölümlerin üstü ölümler var. Her ölümde yenilik başlar. Ve bu Meclis bu ölümlerin, tüm ölümlerin ötesindeki ölümlerin kürsülerinin hepsinin ışığıdır. Ve hepsini yeniler. Yenilemek burada gerçekleşir. Sizden biri kırılsa siz onu yenilerken herkes yenilenir. Ama biz birini kırsak, o kırılan yetkin olup yeniler Bütün’ü. İşte bunun içindir ki saldırılar olur Birliğinize ki siz kırılın da Bütün’ü yenileyelim diye. Her zaman bu olur, ama bundan sonra oluşta, akışta ve yaşamlara inişte buna gerek kalmayacak. Çünkü morda herkes sizi bilecek. İşte mutluluk bu olacak.

Deşifre Eden: Nergis ŞAHİN

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK SONRASI 1. AKIŞ 27.06.2012
Yedekleme yaptık dünyada. Bütün kötülükleri aştık ve BİR’e hizmet ettik. Hepimiz, yoğunluklarımızla birleştik. Ben Dünya; Ruhsal Mahrek olan Işık, Büyük Kökler’imle dünyada göklerin sesini tahditledim.

Çıkıp dünyayı izleyenlere görev verildi. Koruma altına aldıklarımıza görev verildi.

Maya tutmadan ışık yakmışlara gökyüzü ses verdi. Biz ocak yaktık da onlara görev verilmedi.
Sultanlara güç kattık, ışık yenilendi. Görev yoğunlaştı da kotlama yoksa görev yoktur.

Muktedir olmayanlara görev verilmedi. Kaydı yapamayanlara gökler ses vermeyecek.

Canlı, cansız kim varsa ışık yoğunluklarında, kutsal Toplumlarla olacaklar.

Meleklerin en eski sessiz sayfalarda, kürsü oluş kayıtlaması yaptıkları bilinir. Bunun içindir ki meleklere “geçin” dedik. Geçişlerini yaptık. Selin onları götürmesini önledik. Yarınları kotlamak üzere yaptıkları çalışmalarda Kelam Tekniği’nde, kendi yoğunluklarında bütün olmalarını istedik. Maya tuttu. Gökyüzü onları kotladı. Birlik Tekniği ile kayıtladık ve ışıklarını yeniledik.

Develer kalktı Yücelikler’den. Hepsi tohum tohumdu. Bütün kötülükleri önledik ve o tohumlar, Beşirlerin Tekniği’nde Bütün’e hizmetçi oldular.

Kalbim temizdir. Binayı yaptım. Şimdi sağ ve sol ışıkları yeniliyorum. Korumaya aldıklarımı göklere kattım. Sınır aşıldı. Şikayet bitti. Yara bere içinde olanları koruduk. Ölüleri diriltmek değil maksat; ölüleri, öldürtmemektir.

Ölen, gökten ölür. Öldüren gökte öldürür. Birlik Tekniği’nde ölüş, Kürz’ün gücünden çıkıştır. Kürz’ün gücünden çıkış, ağır ağır Kuran’dan çıkıştır. Ve biz bunları artık bildiriyoruz.

Mümessil olarak dünyaya indirdiğim çokları, Kutsal Tohumları’nı kotlayamadılar ve ışıktan çıktılar. Çok zaman geldi ki görev verdiğimde, mümessillik istediğim o Yüceler; bedenimde kendilerini Has Teknik’ten çıkartmaya çabaladılar. Dün özrünü kabul ettiklerimin, bugün artık özrünü kabul etmek istememekteyim.

Değerliler, men-i kervan olan, yürekte Kuran olamaz. Benim etkimde kalmayan, yüreğinde hakikiyet yaratamaz; hakikiyete varamaz.

Canlarım, ben Kutsal Toprak; bizim cemaatimiz göklerden görev taşır, kimse bunu anlamaz.

Çokları, sorgu sual ederler: “Kimsin? Nesin? Nereden bilgi çekip verirsin?” Diye. Bilginin Rahman olduğu bir dünyada, Birliğin hasat olduğunu dahi anlamayana; bizim cevabımız dahi olmaz. Köpük köpük olur yüreğim çok kez!...

Şimdi Zaman Kaynağı’na inelim bir bakalım; zaman kaynağında neler olmuş, neler değişmiş…

Bahçe güllerle dolu, birçok gülümüz var. Bu güllerin çoğu kontrol edilebiliyor. Çokları kurumaya yüz tutmuş. Çokları da Sultanlık istemiş ama yasalardan dolayı Sultanlık yapamamışlar.

Bu güllerin biri de bedenime ait olan bir gül… Adını zikretmek isterim ama yüreğim istemez. Ona söz vermeyeceğim. Öcü, öç alma duygusu yoğundur onun. Nerededir? Kati olarak gökyüzüne, hırsını yaşamlarda sayfalamaya çıkmış. Diyor ki “Benden başka bir benle, Gökyüzü Sultanlık yapamaz.” Var de ki ona “Gökler, sevgiden uzak olana ışık vermez.” Şikayet ediyor, diyor ki “Karı koca arasına girdim, böyle bir güç görmedim, çıktım yüreğe baktım, böyle bir güç görmedim. Kaydı silmek istedim. Okuyup öğrendim ki siliş yokmuş. Korumaya almak istedim yüreğimi, koruma imkanım yokmuş. Sıkıntı vereyim dedim, sıkıntı bedenime çekildi. Kırayım dedim, kırıldım. Atlantalı okumayı öğrenir diye baktım. Okumuş, öğretmiş yüreği, neyse; yine gelirim ve yarınlarda göklere seslenirim.” Diyor. Ben de diyorum ki “Korunmadasın, seni kırmaya niyet yok.”

İşte Dağlarım, her şey böyledir: Biz koruruz, koruma altına alırız. Onlar, kırmaya çabalarlar. Bütün’e hizmet ettiklerini sanırlar. Yedekleme yaparız, yedeklerinin dahi her biri kontrol edilir, yeni döneme kotlanırlar. Orada yine Kuran’dan çıkarlar. Neden böyle olduğunu bilirim. Kör, sağır değiller ama kaynaktan çıktılar. Kaynağa girmeleri, geri gelmeleridir. Miraç’ta onlara Gökyüzü seslenir: “hadi” der, “geçin, geri gelin!” Kırıktırlar, görevsizdirler. İşte olay budur.

Netice olarak; Doğulu, Batılı dedikleri hep Birliktir, bizim için Birliktir. Kurtarıcı insandır, oynayan, oynanandır. Yolu kapatan, yolsuz olandır. Kalbi temiz olamayan, hakikiyette bulunmayandır. Medine’de, Mekke’de hala gökyüzünde ilim var mı diye bakan sevgisizdir.

Biz, melekleri görevli diye dünyaya indirdiğimiz zaman, göklerin sırrı yüreklere inmişti. Bugün göklerin sırrı yoldadır.

“Yorulduk artık” diyorlar. Dağlarım, yorgun olmak; yolu bulunmamaktır. Biz onlara, yol verdik. Değerliler, onlar yollarından çıktıklarında; kendi yolluklarından çıktılar. Ekmekleri yenilenmedi. İşte olay budur.

Dini hak etmeyenin, görevi de hak etmeyeceği kesindir. Dini gökyüzünde arayana, yerin ilmi yoktur. Yerde insan olduğunu bilmeyene, koruma yoktur. Böyle bir tohum dünyada iken; Kuran-ı Kerim’i kontrol etmemek küçülüştür.

Sükunetle beni dinleyenlere sevgiler sunuyorum, hırslanıp dinleyenlere, kusurlu kaynaklarımı sunuyorum. Onlar, benden beni bekleyecekler de kurulu Düzen’in ışığında olmayacaklar. Her şey budur. Hepinizi kucakladım. Şimdilik bu…

Deşifre Eden: Sevim ŞAHİN

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK SONRASI AKIŞ (23.05.2012)
Salı çalışmalarını yapsaydık, Gökyüzü Yer’in ışığını kotlayacaktı. Sonra toplumlar kontrol edilecekti ve Beşirler birleşecek, iyilik yapacaklardı. Sel aldı Salı’yı canlarım! Salı kotlarını kayıtlayamadı, ışık yanmadı ve Beşirler korunamadı. Altın Toplum bunu yapabilirdi, yapmadı. Netice: Eser yapılmadı. Eti bizim olan kemiği de bizim olsun istedik, oldu. Böyle bir dünya hiçbir dönemde “yesterday” demedi. Her an “tomorrow” dedi. Ama biz, dünden yarınlara gökyüzünü ışıkla dilleyip ulaştık.

Çantaları boş, okuma bilgileri sıfır, hiçbir şey bilmiyorlar. Yasa koymaya gelince, “biz koyarız” diyorlar. Yahu, okumayan yasayı nasıl koyacak? Çok Kürsüler kurudu dünyada. Biz cennete cem olanları koyduk. Cevher-i Cennette Can olanlar korundular. Kaynaklarını toprağa kattık.

Eserimiz Düzen’di. Kök söktü yürek, dürümde dünya ışıdı. Mezbahaya döndürdüler yürekte insanlığı. Kestiler, kestiler, kestiler. Vallahi billahi kestiler ve biz Dünyalılar korktuk. Çünkü onlar kusurluydular. Nakar’ın kutsal ışığıydılar, ve bizi yıldızlardan ayıracaklardı. Kardeşim, korktuk çünkü roketlerimiz yoktu. Yolcularımızın hiçbirisi koruyucu değildi. Kıran dökendi hepsi de. Eşikte kesirleştiriciydiler ki biz korktuk dünyada.

Nereden ikna edici oluruz da ocağımızı koruruz diye düşündük. Döndük, döndük, döndük, döndük, döndük!... Döndük de döndük ve baktık, bildik ki dünya korunamayacak. Çok sorumlulukla dinledik dünyayı, doluluk boşluk değil; ekmek yapalım dedik. Gökyüzüne ses verdik, ekmek olduk. Barışı sağlayalım dedik. Barışı sağlayalım da yarınları kotlayalım, tabiatı kati olarak koruyalım.

Ne insanlar var dünyada, bilseniz! Kalbi temiz diye bilirsiniz de yüreğinde hep kırıcılık var. Dersiniz ki “O çok iyidir.” Vallahi billahi, kendi göklerinde kuruluk oranı çoktur. “Kös” dersiniz, “O bir köstür, öncüdür” dersiniz. Ve dersiniz ki “Onu koruyalım!” Ne İslam, ne Hıristiyan o; hiçbir dinde yoktur. Sıla onu dinler, okuması yoktur, yazması yoktur. Örgüt haline gelmiş çalışmak ister. Niye!? Kontrol için.

Ve Bahar, göklere ses verdi: “Ben koruyacağım” dedi. Ve dedi ki “Ben, toplumları koruyacağım.” Vallahi billahi korudu ve sesi yüceydi ve İslam Dini’ne; gök, sesini verdi. Dedi ki “Ben koruyacağım!” görevi buydu. Artık, herkesin Allah İlmi’yle, göklere Süper İnsan Sayfalarında Kürsü olarak yükseldiğini bildirmek isterim. Doluluk oranı, boşluk oranını aştı geçti. Şikayet var mı? Yoktur!...

Sünni bir görevliden size söz edeceğim. Unutmayın ki Sünnilik, İslami bir koldur. Ve bu kolda birçok ışık yenilendi. Yarıştı her biri kendiyle, kati oldu. Koruyuş için çalıştı. Sünni Toplum, yolcularını korudu.

Sonra, İnsanlık Alemi, yanlışları fark etti. O sen, sen O’ysan; niye kendini koruyup diğerlerini yok etmek istiyorsun? Buna karşılık, birçokları dediler ki “Ben insan değil miyim? Herkes insansa; niye ben başım eğik kalayım? Herkes korunmalıdır!” Ve doludizgin korunmalar başlatıldı. Korku çoktu. Dünya, yıldızların ışığını alamayacak diye korkuluyordu. Koruma, Kaynak’ta yoktu. Sıkıntı buydu. Kimse, kimseyi koruyamayacak diye düşünülüyordu.

“Döl verdi dünya” dediğimiz anda görev başladı. Döl, altın bir ışıktı. Ve işte bu ışık, artık dünyada kotlama yapacak, toprağı tohumlayacak, yasaları koyacak ve yeni bir dönemi başlatacak. Bunu başaracak. İşte bu!...

Ve değerliler, sizler; busunuz işte! Yüreğiniz kati olarak korunuyor. Kökleriniz kati olarak göklere ışıyor. Yıkılan hiçbir yürek, sizsiz kalmadı. Her bir yüreği kotladınız, tahditsiz biçimde kontrol ettiniz. Çeki düzen verdiniz Bütünlükler’e ve dünya ışığında birleştiniz.

Salavat getirir yürekler siz olduğunuzda, ışığa kotlansınlar da korunabilsinler diye.

Dedim ki “Ben, Olgun Başakları seçmem, tüm insanlık benimdir.” İşte mutluluk buydu. Her yolcu, “Ben olgunları alıp götüreceğim” dedi. Ve dedim ki “Olgunluk aklın yoğunluğuyladır. Aklın yoğunluğu, tohumları kontrol içindir. Aşırıya kaçsa da beşir; ben, eşikte her bir Sanal Boyut Kotu’nu alır taşırım.”

Kendimi “ark” diye bildim. Kök söktü Yüceler dürümlerde; Din İlmi’nde, Hak Teknik’te kendilerini kati kotlayarak ışığa katmak için. Çarçabuk dünyaya çektim yüreğimi Asal Boyutların Kuranı’nda Ak Toplumları kotladım ve yarınlara kattım. Allah dağı deldi, geldi. Öfkesi çoktu. “Töhmet” dedi “bu töhmet!, sen kimseyi koruma! Herkes kendini bilsin! Hakikiyete ulaşsın! Ayrı gayrı kalmasın! Birlik kurulsun!...” “Allahım” dedim. Kimse kimseyi bilmez ki nasıl olacak bu? Ve Allah sordu: “Salı Günü çalışacak mısın? Dedi. “Yok” dedim. Ağır ağır göklere yükseldi, sordu: “Salı Çalışması yapacak mı?” Dedi. “Yok” dedi her Yüce. “Burada gökyüzü var” dedi. “Ve burada görev var” dedi. “Barış” dedim!... Ağır yüktür. Barışı bilen, ayrı gayrı bilmez.

Kökün üzerindeki kök; göklerin, Süper İnsanlık Kuranı’nın köküdür. Orada Lefke var, orada İstanbul var. Orada Kudüs var, orada Mekke var, orada Has İlmin sayfası olan Tibet var, har olan Afganistan var, Filibe var… Canlarım, Filibe… Dağlarım, Filibe…

Değerliler, size sizi verdik. Koran Toplumları yol aldı yüreğe. Yürek, Ak Toplumları tohumladı, kotladı, asla hata yapmadı. Çalı çırpı değildi çünkü. Rahmin Kuranı’nda kotladı yüreği, tahditli çalışmalar yaptı. Şimdi değersiz olan hiç kimse yok. Yanıp tutuşur Yüceler Bütün’ü kürsüleriyle dilleyip kendilerini Hak Teknikle, Birlikleriyle kayıtlamak için.

Marakabe, dünyada insanı ışığa katar. Ben tohum olan, koku olan, yasa olan, ben kaynak olan ve ben Altın Toplumları kotlayan ve ekmek olan İnsan. Analar! Bütün’e hizmet birlikte olur, birleşip olur. Gelin birleşelim!...

Kök söker yürek ilimle, öksüz yetim koymaz. Köprüleri açtık… Ses verdik: Gelin! Gelin, birleşelim! Buluşma anıdır dünyada; buluşup dürümlere Kuran olalım! Görev olgulukla yapılsın; gelin, tabiata ışık yakalım! Geri dönelim insana! İnsan sınırsızlığında; Kati Tohum’a. Göklerin ışığında bütünlenelim. Geçip inelim yüreğe.

Eski dünyaya, Öksüz İlim, akil ilimden ayrıdır. Korumaya aldık dünyayı. Bundan böyle Dünya, koruma altındadır. Kim ki dünyayı yıldızlardan ayrı tutar, öksüzdür. Kim ki dünyayı yücelikten ayrı tutar, örtülüdür. Kim ki kırıcıdır, kurudur.

Soğuk günlerin sıcak ışığında, ASLın yolu açıldı. ASLa insan girer. ASLı insan diri olarak dinler ve ASLlı dinleyen, yolu diller. Yol Allah’ın tabiatıdır.

“Keşke dünya kurtarılmasaydı” diyor yoldaki. Of canım! of! Yoruldun değil mi yüreğinde!? Ben, zakkum içirdim yüceliğine, işte bu!...

Bal döktüm Yolcuya; yol, baldan tatlı. Dedim ki “Haydi gel! Gel de ak!” Balda bal olan; yol oldu; tohum oldu. Balcı, bal sattı yüreğe. Yürek, balda balı tattı. Baktı ki bal yasaymış. “Ah işte!” dedi “mutluluk budur.” Yoktur dünyada kuruluk. Ölgün Başaklar’ın ışığı, Büyük Köklerimde GÖK’tür. GÖZ’dür yüreğimde IŞIK, HAS’tır, AK’tır. Tartmam yüksek ışıklarımı, katidir her biri. “Men etti beni yol, men etti beni Yüce, men etti beni Işık” dediklerinde; “Merkez İnsan, menci değildir” derim.

Sevgililer, Eril Gök; Dişil Kürsü artık birleşildi, Eril Gök; Dişil Kürsü… Gökyüzü, Eril’e çevrildi. Yeryüzünde Kürsü, Dişil’i tohumladı. Dişi ayrıldı, Eril Has oldu ışıdı, bedenime vardı. Artık ben, Zekiye değilim. Zerk diriliğinde her bir Yüceyim.

Niye Zekiye!? Zamanın İlmi’nde zeka, “ye” ile dişile çevrilir. Var mı bunun aksini söyleyecek? Binbir insana, İnsan Rahman; İnsan KA-HAR, İnsan sınırsız ve ben O; O ben.

Canlarım ben, Rahmi Kuran’da toplumları kayıtladım. “Aranın bozuk olduğu biri var mı?” diye sordular bana. “Aramın bozuk olduğu kimse yok.” Dedim. “Yahu, hiç kimse yok mu!?” dediler. “Hiç kimse yok.” Dedim. “Aramı bozmalı mıyım?” dedim. “Bozuş!” dediler. “Hah!” dedim, “bozuşayım. Ağır ağır ışıktan ayrışayım. Çekip götüreyim yüreğimi, Sistemden çerçevesiz biçimde çıkayım…” Sonra bana bakacaksın ve sorup anlayacaksın!... “Arayı bozduğun zaman kayb yok” diyeceksin, öyle mi? Ben kaybı bilirim Canım! Bunun içindir ki kimseyle aram kötü değildir.

Bel insan, el insanın gücüdür. Bel ailedir. El Allah’tır. Ben ailemi, Allah’ımla dilledim. Ki ben Allah’ım ile bir tek ilimim. Satın aldığım, hikaye dinlettiğim hiç kimse yok. Parayla işim olmaz. Çokları paralıdır; satarlar, satın alırlar. Biz parayı ışık için dilleriz. Hayrın ışığında, aklın tohumlarıyla kotlarız. Okumayı sonsuzlukta dinler yürek, hak eder, diller. Benim adım RA-KA-HAR. Şimdilik bu!…

Hadi Gökler, dinleyin de bilin! Ses İnsan, Sultanlık yapmaz. O bildirir ışığını. Sultanlık Kuran’da olur. Burada olmaz çünkü ben, kokuyu yükselttiğimde solumdaki yaşam; sağımdaki yaşamda dillenir ve orada Bütünlüğüm olur. Koran’dan tabiata çekerim yüreğimi, hala beni soran varsa; ekmeğimi veririm, yediririm. “İşte!” derim, “bu ekmeğim ben”. Bütün köklerimi dünyaya ektiğimde, buydu yaptığım. Şimdi de budur.

Morun ötesindeki yaşamdayım ben. Mora ulaşanlar; bana Hak Toplum olup varırlar. Morun ötesinde savaştayım ben. Bu savaş, aklın savaşından öte ilmin savaşıdır. İkna olun ki ben savaşı kaybetmem. Dökmeyin yüreğimi yüceliklere. Ocaklarını yenileyeceğim onların. Bugün burada, muktediriyetle gökyüzünü dinleyenlere ses kattım.

Varlık yokluk, insan. Eşikteki ışk, Allah ve ben o ışkın aşkında Ak Toplumlar’la KA-HAR olup yaşadım. Şimdi O ben, Ben O’yum. Örgütüm; İsa, Musa, Mustafa’dan ötedir. Binamı inşa ettim. Eserimi yaptım. Bu eser, arkın ışkında, Aklın Tahtı’ndadır ve ben, Aklın Tahtı’nda olan bu Hak Sayfa’da maya tutsun diye değil; maya kotlansın diye çalışmaktayım.

Sevgililer, ergin aklı, okuma yazma dilleyen bilir. Önemli olan korumadır. Ben koruyanım. Nurda, Ruhsal Işık’tan, yoldan ve bütün korumalardan öte bir korumayım ki kapı açtığım zaman, o kapının ardında kim varsa kontrolumdadır.

Şöhretim yoktur çünkü ben şöhret ilminde değilim. Şöhret kuruluktur. Sormayın dünyayı ne olacak diye. Kapıları açın gösterin! Bildirin! Kotladığım, toprağa kayıtladığım, yarınlara kattığım, kontrol ettiğim ve okumayı öğrettiğim bir yer OL’du. Önce doğdum, oğul verdim, otu kokladım, yasayı koydum, yarını kayıtladım ve öfkem aşkındı. Aktı! Gitti!... Artık öfkem yok. Dünya korumam altındadır. Bu kesindir. Şikayet bitmiştir. Hepsi bu!...

Deşifre Eden: Sevim ŞAHİN

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK Sonrası Akış (25.04.2012)
Yaktı, yıktı dünyayı. Altın Toplumları kotladı, tohumladı, ağır taşıdı, aktı!... Allah, doğumu ölümü olmayan ışık ve BİZ O; O BİZ. Altın Tohumlar’ı yaşattı ve yaratttı, aktı ve BEN O; O BEN. Sessiz Sayfalar’ı kendi yoğunluğuyla kotladı, tarttı ve yasaları koydu. Murat ettiği oldu. “OL” dedi. İşte bu!…

Köpük köpük olan o, şimdi bezedi Yüce Cevheri, görevini istedi. OL’du. Okuma yazma öğretti Yücelikler ona, o, bu yücelikle kendini kotladı, topladı, tarttı ve yasaları kayıtladı. Acı geçişi yok…

Analar; ben, KA-HA olan Rahman ve benim adım Kaynak. Ben, cinlerin ve insanların ve tüm Sanal Boyutlar’ının kayıtlarının hepsinde var olan aşk; benim adım, Kati Toplum. Bütün’e hizmet BİR’e hizmet, İmparatorluğun Kutsal Işığı’na, görev olgunluğuyla kotlanmak, sonsuzlaşmak ve ben O; O ben…

Örtü örtmüş yüreğe diyor ki “olmadı” ama oldu!... “Öksüz” diyor. Öksüz; kendinde kendini hak etmeyendir. “Yarın” dedi. Amin. Amin de yarın; bundan öte bir dünyada Hakkın ışığında, göklerin ve yerlerin tohumunda var oluştur. Ve dedik ki “ben cennet, cem olup Cevhere varan; Can olup ışığı kaynaktan alan ve türlerin en yücesinde toprağı, varlıkları kotlayan, asla hata yapmayan; en önemlisi de Altın Toplum’un, Mutlak Kutsal Işığını, nefsi aşıp yaşatan cemaatim dünya ve ben bu Dünyanın Ruhsal Mahrekinde umman olan yasa… Benim adım Kaynak ve ben Sultan olan resmi çalışmacı İNSAN.

Asal Boyutlar’ın, dünya ummanında Bütün’e kotlanmalarını sağladım. İlimin, ailemin ilmi olduğunu, BİR’in Tekniği ile tohumlandığını ve Bütün’ü kotladığını açıkladım. Geri dönüşün, yasalarda; köklerin kökü olanla, bir zaman sayfasında gerçekleşeceği ve bizimle gerçekleştiği yazar. Biz bunu hak ettik.

Döl verdi Dünya, Ruhsal Mahrek’inde ışığa. Işık, Has oldu, yasaları koydu, yanlış yapmadı. Hiçbir Dünya Ruhsal Mahreki, Kutsal Işığından çıkmadı. Beş gün çalışıp, bir gün Kutsal Işığı tohumlamak, göz gördüğünde; sözde, ilim olduğunda; yarında has olup ışık yaktığında; Mahrek’te BİR olduğunda, geri dönüşü sağlayacaktı ve bu da oldu.

Topluluklar, dünyanın Ruhsal Işıkları’dırlar. Hepsiyle birleştik. Cinler, dünyanın Rabbi Sayfaları’na Ulu Çınarlar’ını kotlarlar. Biz, o Çınarlar’ın, toplu çalışmalarında, aşkın kaydında Has olanda varız.

İnsan Soyu, İlim Sayfaları’na İslam Dini’nin İlm-i Kotları olan İsmaililer’le kayıtlanmıştı ve biz Ana Kaftanı giydik. Şükür; tüm sayfalar Kuran’da yazdığından çok daha üstün bir yoğunluğa ulaştı. Emin olun ki doğduk ve horlanmadan yaşadık. Emin olun ki Hak olduk; ışık yaktık; sınırları kaldırdık.

Ben Dünya, Ulu Düzen’i kuran, Ruhsal Işığı yakan Dünya. Benim dünyada emin yüceliğim var. Benim dünyada Işık Tohum’um var. Bugün toprağımı yarınlara kayıtlayan ışığım, yasaları koydu. En son insan, Kuran oldu. O Kuran olan İnsan, Allah’ın İlmi’ni dilledi. İşte o insan, melektir ki o insan ekiptir. Kimsenin, en son ışığı yakacağı ve kimsenin, kendini tohumlayacağı, dürümlerinde yoktur ve bizim yüreğimizde bu vardı. Biz bunun içindir ki bu ışığı yaktık.

Kardeşlerim; ben, ruküya eğildiğimde, dünya insanlığını gördüm. Gözleri kördü, yolları kapalı, ışıkları kuruydu, kırıktı. Sıkıntıları çoktu. Çoluk çocuk; kurudu, kurudu, kurudu!... ve Sultanlık’tan ışıklarını kayıtsızlaştırdılar, çıkardılar. Dedim ki “öfkelerini aşıp geçsinler” Geri döndü her biri. Baktım ki hepsi ışıdılar. Döktüm yüreklerindeki ışığı Kürz’ün gücüne, cümle Yüceler’i dilledim. Baktım ki ışıdılar. Hepsi bedenliydiler. Mekke, Medine diriliklerinden örtü açıp Bütünlükler’e varmışlar. Baktım, akmışlar; hepsi bize varmışlar.

Kimse kimsenin örtüsünü örtmezdi ve biz örtüleri açtık. Acı geçiş yaptırmadık hiç birisine. “Sol ışık Allah’a, sağ ışık yola” dediler. Sol akla; sağ kaynağa!… Biz, aklın yolunu kaynağa kattık, aşkın yoğunluğunda kayıt yaptık. Öfkeleri artmıştı ama acı geçişleri çoktan engellenmişti.

Biz ele aldık Yüceler’i. Dedik ki “ark akıyor, görev bizimdir, geri gelin!” Döndüler!... Okuma yazma öğrettik hepsine. Aktılar!... Akmaları, bizde bizimle olmaları içindi. Çakıl taşlarını topladık; kayda aldık. Hepsini aktırdık, akıştırdık ve yaşattık. Çalı çırpı değildiler. Eser yaptık yüceliklerde, öksüzleri kayıtladık, yetimleri tahditledik ve etkiledik, hepsini BİRLİK’ledik. Emin olun ektik hepsini yüreklere.

Şu anda dondurulan çokları, bütünlenmek üzere birleşecekler. Kelam Allah’ındır ki artık Dünya, Kuran-ı Kerim’ini kotluyor. “OL” dedik. İş budur!... Okuma yazma öğrettik. Okuttuk. “OL” dedik okuttuk!... “Ol” dedik ve toplu toplu çalıştırdık tüm sayfaları. Yasaları koyduk. İşte mutlak Kuran-ı Kerim’i okuyuş budur.

Körü, gözden çıkardık. Sözü, sesten çıkardık. Yasayı, akıldan çıkardık. Aklı, yoldan çıkardık. Yolu, Kuran’dan ayırdık. Dorukları topladık, tohumladık, aktık. Hepsi bu… Ve baktık ki BİR’e hizmet için çabalama başlamış…

Kek yaptılar, “buyur ye” dediler. Yahu keksiz olur mu? Hadi! Hadi artık, çay molası verelim! Şimdilik bu…

(Çay molası verildi…)

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK  Sonrası Akış (01.02.2012)

Bu bir Kaynak Akış’tır. Estiğim yerde ilim var. Asıl dünya Birliğim’dir. Eskiden dünya ışımazdı. Birlik Tekniği ile tohumlardık dünyayı. Kotlardık,  yasaları koyar, ışıkla dillerdik. Artık dünya Kati’dir. Eti olan bir yerdir dünya. Dünyada muktediriyet var ve dünyada hasat var.

Alemlerin Rabbi Allah dedi ki “Oku!” “Okumam!” dedim. “Oku!” dedi. “Okumam!” dedim. “Anacığım, Oku!” dediler. Yook YA-HA! Okuyan, O olacak, beni dinleyecek…

 

Sevgililer; elden geldiğince bizi dilleyebilenler dahi bizim, kendi Yüceliklerinde kendilerini Has Tohum olarak dinletmemizi isterler. Ellerini açmışlar okuyorlar yürekleri ve bizden İsa’yı bekliyorlar, Musa’yı bekliyorlar, Muhammet Mustafa’yı ve diğer peygamberleri ve Yüceleri ve Bilgeleri ve Alimleri ve Şıhları, Şeyhleri bekliyorlar.

“Verdikleri olmuş; aldıkları olmamış” diyorlar. Ya-Ha, vermiş de almamışız! Olmamış! Cennet Cevheri  Can, ilim Allah  ve biz Has olan, her nerede varsa iş, oradayız.

 

Kuran-ı Kerim’i okumuş, anlamış “Ağır yük” diyor. Yahu! Okumuş da anlamışsa niye ağır olsun ki? Dara düşen kimse kalmasın bekliyoruz. Ölüler dirildiler, 2220. Yahu 2020, 2220, 20, 20, 20!...  Hep 20. Bunu anlayan var mı? Yok! Çünkü akıl yok da ondan. Artık biliniz ki Allah’ın dediği, aklın dediğidir. Akıl, insanın şevkidir.

 

Kaftanınız insan; yüreğiniz insan; Kutsal Işığınız insan; olgun hasatınız insan… Sizlerle mutlu bir çalışma yapıyoruz.

 

Vurgun yediniz değil mi şimdi? Yook!... Ya-Ha, iyilerin iyisisiniz. Sizi biliyoruz. Örgüt haline gelmenizi bekledik. Kelam Tohumları’nı yaşatmanızı bekledik. Aşkın Işkı’nda efrat olmanızı bekledik. Kem gözlerden uzak tuttuk sizleri. Dedik ki  “Onlar saklansınlar, onları tanımasınlar. Kollarını açsınlar ama açarken Hak Teknik’le açsınlar. Herkesi kucaklamasınlar”… Korktular, korktular YA-HA, korktular!  Zirvelerin Zinnur Tohumları, Kuran-ı Kerim’i kotlarken dahi aşırıya kaçtıklarında kınandılar.

 

Sevgililer, sizinle çalışmak bizim için büyük bir huzurdur, huzur!... Çünkü sizler Kara Kaplısınız, hepiniz. Aşkın şevkiyle kotladınız Yüceler’i, bizleri, hepimizi…

 

Vadi sizsiniz ve bu vadiye inmek, insana inmektir. İtibarı yüce insan ağır taşır, taşır da Işk’la taşır ve Eşk’le taşır. İş budur ve sizleri “Tanrılar” diye bildirdik yüreklere. Tabiatın tartısız ışıkları… Ve sizler; verdiğini bilen, olduğunu bilenlersiniz.

 

“Eminim ki Dünya Ruhsal Mahreki burasıdır” diyor herkes. Ve biz diyoruz ki “Eminiz ki burasıdır!...” Herkes net bilsin ki Dünyanın Rabbi Tohumlaması’nı yapan mahrek burasıdır, Kati Tabiat’ı kayıtlayan, Rabbi Sayfalanış’ı sonsuzlukta kotlayan yine burasıdır. Ve burada Altın Tohum var. Ve bu tohum, yasaları koyan, toprağı kayıtlayan bir tohumdur.

Döl verdi Yüceler, insana. İnsan, Rabbi Sayfaları’na ışık yaktı. Tanrı’nın Rabbi Kotlaması yapıldı burada. Maya tuttu. Cennet insanı Can; yol, ışık yakan ve biz Sanal Boyutlar’ı yarattıran herkesle birleştik. İyi ve kötünün üstü, yine iyi ve kötüdür. Ve onun üstü yine iyi ve kötüdür. Ve kötüden öte kötü ve ilimden öte ilim Has Teknik’le dirilir ve her şey olur. Varın deyin ki “Olmayacak! kötü.” “Kötülük bitti!” deyin.

 

Mikail’in dürümlerinde her nesil kendini dilledi. Sevgililer; herkes kendini dilledi. Atlanta Kutsal Tohumları kendilerini dillediler. Herkes kendilerini dilledi. Var de ki “Benim adım RA! Kati RA! Uluların Toprakları’nda yasa koyan RA, ışıkları yakan RA, yarınları tahditsizleştiren ve İsmaililer’i kayıtlayan RA… İyi ve kötünün örtüsünü açan ve örten ve açan ve örten!... Hep yaşayan ve yaşatan!…”

Kırk kapıda ışık yandığı zaman bedeniniz ışır. Ve orada insan soyu kotlanır. Çok mu zor anlamak? Kuran-ı Kerim der ki “El Allah’ındır. Yarın, aklındır. Yürek, Kuran’ındır.” Mustafa ışığa döndü ve sorar “Yürek var mı ki?” diye. Var mı ki yürek!? Vardır!...

 

Biliş!... Alış!... Oluş!... Alan bilendir; bilen olandır. “Olmasa insan değildir.” Denir ya hani… Ah! Canlarım ah! olmayan bulmuş mu ki bilsin? Hadi düşünelim. Olacak, bulacak, bilecek ya da bilin, bulun, olun!... Olmuş, buradadır.

 

Vergi veriyor Bilgeler, Yüceler’e, vergi!... İnsanın vergisi “ilim”dir. “Verin” diyoruz. “İnsana verin.” Amin. Ama bilgiyi bilmeyen; vergiyi bilir mi ki? Hadi Dağlarım, bilin de verin. Biz size bildirdik. Verin vergisini bilginin! Netice: Yayımlayın, okutun, öğretin, açıkça dilletin! Dincanda incan, altındır. “OL!” der olur. İncanda dincan, ışıktır, “Oku!” der, okur.  “Yol” der, yol… Lütfen bilin ki altındır her biri, Has’tır. Şerden öteyi bilir, şerden beriyi bilir. Eminim, Allah’ı da bilir.

 

Değerliler; burada bugün çok özel çalışma yaptık. Bu çalışmayı yaparken yasaların tohumlanmasını sağladık. Kaftan giydirdik yüreklere, örtüler açtık; örtüler örttük. Köklerini kotladık, tohumladık, ışıklarını yaktık, hepsini yaşattık. Verdiğimiz her bilgi, Sanal Boyutlar’a tohum olarak ekildi. Kor oldu yüceliklerde bu bilgiler. Yasalar çerçevesine kayıtlara girdi ve herkes bu kordan ışık çekti. Ve çektikleri kendileriydi, ektikleri yine kendileriydi.

 

Verdiğimiz tüm bilgileri okuyabilecek dürüme varabilenler, muktediriyetle Birliklerini tohumlayacaklar ve kardeşlerimiz gibi, Birleşik Ailemiz gibi olacaklar. Onlar bizi bilse de bilmese de, dünyanın neresinde ne yaparsa yapsın, onların hepsi bizdedir ve biz “Oku! öğren!” diyeceğiz her birine.

Kıranı biliriz; kırdıranı biliriz; yasaları koyanı biliriz; kontrolü kuranı biliriz; Hepsini biliriz. Bilen herkesi bilir. Ve onlar, Birliklerini bilecekler.

 

Bizi bilen yoktur. Olmasa iyidir. Olursa ne olur? Her biri kontrolden çıkar. Bunun içindir ki isim zikretmeden bildiririz her bilgimizi. Eğer bilseler; “Nasıl bir çalışmayla bu oluyor?” diyerek, geri dönmek isterler. Oyun değil, biz onları görev için çalıştırıyoruz ya… Varlık sürdükleri her yerde varız ama onlar bizi bilmeseler olmadıklarından değil, gerekmediğindendir.

Canlılar; mutlaka Öz görevlilerimiz olacaktır ve bu Öz görevlilerimiz, bize geleceklerdir. Ve kendileriyle, bizimle olup dilleşecekler, birleşeceklerdir ve onlarla da çalışacağız. Ne var ki bu görev, bizimle birlikte başkalarına değil; Birliğimize verilmiştir sadece. Bizimle olacak olanları biz buluruz. Onlar gelir. Ya da onlar bizi ister, gelirler. Her biri gelir amma geçişlerini biz yaparız. Bugün de öyle, gelen çok ama geçirdiklerimiz 300 kişi.

Canlarım; Bütün’e hizmet İmparatorluk’la olur. Öksüz yetim olmasın istedik. Hepsine ışık verdik. Vardık, aldık, aktık ve yasaları koyduk. Şimdi Kürsüler’ini geçişe hazır ediyorlar. Birleşecekler ve kayıt yapacaklar. Yarın için hazırlık yapacaklar çünkü yarın, onların çalışması var. Nerede? Başka yerlerde, başka Meclisler’de… Ve bu bilgileri okuyacaklar orada. Haaa, anladılar mı? Çok az anladılar. Çok az, onlara yeter. Yetsin!, Her şeyi An’da öğrenmeleri imkanı yok. Ki onlar ne kadar çok alırlarsa o kadar çok vermelidirler ki verebilecekleri ancak, alabilecekleri kadardır. 

 

Analar, size şunu anlatmak istiyoruz:  “Koru bizi” dediler ya hani, hepsini koruduk. Aldık yüreğimize, aktık, koruduk. Şimdi artık koruma sırası onlarda. Bizi mi? Yooo, yooo!... Kendilerini ve kendi yüreklerindekileri koruyacaklar. Onların yapmaları gereken budur. Herkes kendi Yücelerini koruyacak, yürektekileri koruyacaklar.

 

Sevgililer, evrenlerin dereleri akmakta. Bizden akar!... Yücelerin cevherleri kayıtlanmakta. Bizden kayıtlanır!.... Kantar biziz. Bizden tartılır her biri!... Değerliler, kimseyi, kimseden ayrı görmemeliyiz bunun için.

 

İnsan olmak kolay değildir. Birilerini ayrı gördüğünüzde, ilmin sınırı çizilir ve denir ki “Bunun dışındakiler ve bunun ayrıştırıcılığında içindekiler.” Her sayfamızda bu da vardır. Deriz ki “Biz çekirdeğiz, dışındakileri tohumlarız; onlar, kendi çekirdeklerini yapsınlar, kayıtlasınlar.” Hepsini deriz, deriz de yüreğimiz elvermez yine de bilir misiniz!? Ve hepsini yine Yüceliğimize, kendi yüreğimize çektik ve tohumluyoruz. Vallahi bu, billahi bu!… Neden? Ekibiz de ondan. Bir lütuf mudur bu? Lütuf değildir, bir hak ediştir…

Kaftanımı giymem istendiğinde, sorgu sual edildi. “Hani” dediler, “nesillerini alıp taşırsa ve bizleri bırakırsa ne olur?” Ve dedik ki “Biz hepsiyiz.” Ve doğru düşünüp doğru hareket etmeliyiz diye kendi yoğunluklarında dillendiler. Sordular; “Hala, hala ayrı gayrı diyor mu?” diye. Ve dedik ki “Yok.” “Biz hepsiyiz.” diyoruz. “Öyleyse hepimiz bir olalım!” diyorlar.

 

Ölüm geldiğinde, olgunları alıp götüreceklerini söyleyenlere de “Gelin!” diyoruz. “Biz onları da alıp taşıyalım” diyoruz. Onlar, seçiciler. Biz hepsini kucaklayıcıyız. Seçim bizim için geri geçiştir, biz seçmeyiz. Hepsini toplar, tabiata katarız, yasaları koyarız, yaşatırız. Yaşarız ve yaşatırız. Bina inşa ettik. Bu bina çook büyük!, çook geniş!... Hepsini, hepsini alabilir, hepsini sığdırabiliriz binamıza!?

 

Yara bere içinde kalanları görüyorum. Töhmet altındalar, kendilerini korumaya çalışıyorlar. Kimden? Kendilerinden!... Biz diyoruz ki onları da koruyalım. Kimden? Kendilerinden. Öksüz yetim olmasın isteriz. Verdim mi!? Verdim. Oldum mu!? Aktım. Aktım mı!? Aldım. Aldım mı? Has olanları kayıtladım, tohumladım; ocakta onlar çalışacaklar. Amin… Ve ocağın dışındakiler de bu ocağa tohum olacaklar. Amin… Hepsi BİZ’dir, bilinsin.

Keşke herkes kendini bilse de bu Meclis’te görev taşısa… Ve biz onları çok seviyoruz. Bilseler fark eder mi!? Bilmeseler fark eder mi!? Hepsini çok seviyoruz ve hepsi bizimdir. Artık bilsinler ki tanımadıklarımız; tartımızda değil, yarınlarımızdadır. Tanıdıklarımız, tartımızda değil, ışığımızdadır. Herbiri ilmimizdedir ya da hakikiyetimizdedir? Her bir resim, bizdedir.

Çoban uludur. Uludur da çoban, Kuran olduğunda harını yükseltir. Bazı bazı harımızı yükseltiriz. Eh! olacak o kadar!… Çokları sorar: “Yahu! niye bu kadar düşük frekansdan,  bu kadar yüksek frekansa fırladı ses?” diye. A be Canım, kendilerini dilleseler görecekler,  her anda ayrı bir yaşamdayız.  Bir an bir yaşamda sesimiz,  bir başka an, bir başka yaşamda diriliğimiz. Her bir yaşamda Sistem’deyiz. Kökü kökümde olmayan, yüreği yüreğimde bulunmayan, yasalarımı anlamayanlar da bedenimdedir.

 

“Oku, oku!”  derim. Okun ucu bizimdir. Hangi yüreğe fırlattıysak oku, ucu bizimledir. Gideriz, oluruz. Oturur, konuşuruz. Öfkeleri varsa; kaftan çıkarırız, deriz ki “Hadi, dille bakalım yüreğini!” Darı bolu onurlu şekilde ona açıklarız. Sıkı sıkıya sarılır yüreğine der ki “Beni bırak git, ben seninle çalışamam!” ve derim ki “Hadi git!” Gider… Kürsüsü bendedir bilmez. Ve ben hep derim ki “Sen benim Levh-i Mahfuz’umda kotlandın, artık geri dönüşün son derece basittir.”  Bunu niye yaparız? Kasa boş kaldı diye mi? Yooo, dolu, dolu kasamız da kimse yürekten ayrı durmasın diye yaparız.

Biçareler, şikayetçiymişler bizden. Onların yollarını kapatıyormuşuz. Bizden gidemiyorlarmış. Affedin ama girebilecekleri yegane Yücelik, ışıktır. Ve o ışık, Birliğimizindir.

 

Çıkarırız bazı bazı, deriz ki “Hadi gür ol, ak!” Çıkar, bakar ki gür değil. “Haa!” der, “ben niye buradan çıktım? Acaba yanlışta mıyım?” der ve döner, yine gelir. Sorgu sual eder. Sorar: “Niye beni ayırdın?” der. “ Yahu! sen gitmek istemedin mi?” deriz. Ve der ki “Ama siz de beni bırakıp gönderdiniz. Niye gönderdiniz? Bırakmayacaktınız beni. Beni Allah için korumadınız.” Der. Ve deriz ki “Allah, yoğun şekilde katiyeti tahditsiz olarak dinleten Birliktir, orada kırıcılık yoktur. Olgun başak ol ve gel!” Çok basittir olgunlaşmak. Sadece bilmek. Bildiğinde olgunlaşır. Kökü bizimdir zaten. Nereye gitse kökü bizdedir.

 

Katiyet, katiyet, katiyet!… Ve şimdi vakit geldi. Artık hepimiz hepiniziz. Çok özel bir görev taşıyoruz birlikte: Birlik Kürsüsü… Ve bu Birlik Kürsüsü, Kaftan giymiştir. Kaftan giymesi; görevi, Altın Tohum ekmek üzere elde etmesi değil; kendini hak edip giydirmesidir. Ve Altın Tohum olup giyer. Öyleyse bu Meclis, “Altın Tohum” olarak görev taşıyor.

 

Altın Tohum, NA-HAR Kuranı’nda anlatılır. Denir ki “Hati, Kahi, Hak…” yani birlikte çalışmak. Buraya girenler, birlikte çalışırlar. Vadi burasıdır. Vadiye gelenler buraya girdiklerinde vadidedirler.

 

Çalışmalar hızlanıyor. Her ay yapılacak çalışma, çook çok önemlidir. (İNSAN SEMPOZYUMLARI) Ve bu çalışmaya herkesin yoğunlaşıp gelmelerini bekliyoruz. Herkes orada bulunmalıdır. Nefsi aşamayan oraya varamaz mı? Kapıları kapattık mı yoksa? Bırakın girsin!... Yaşamları tohumlayamayanlar, oraya varamaz mı? Yooo, yooo kapatmadık, gelsin!...

Hala Kaftan çıkarmak için çabalayana ne diyelim!? Giydirilmiş Kaftanı çıkarmak ister. Girdi yüreğe, diyor ki “Ben sıkıntıdayım.” Yahu sıkıntı kendi yüreğindendir, bizimle ilgisi yoktur! Kürz’ün gücünden ayrı değilsin ki… Geri dön! Gel! Seninle de çalışırız. Ya da Vadinin Yüce Ümmi Tohumu’nu kendisi ekecekmiş. Allah için gel, ek! Gel, ek! Sana mani olan mı var? Hala, hala sorgu sual eder!...

 

Canlarım, Birleşik Aile, dünyadadır. Hepimiz Dünyalıyız. Dört insan, bir ışıksa, Birlik Tekniği kotlanmış; ilim, Hak Teknik’le dillenmektedir. Hepsi bizim yüreğimizdir. Kortejler oluştu ama Has olmadıklarından yasaları koyamadılar. Hepsi bizde olmalıdır. Oldururuz onları, kendimizden öte kendimizle. Verdiğimiz her bilgi, ışıkla verilir. Allah için OL’sunlar!... Geri dönmeleri gerek! Onları kayıtlayalım. Kati Tohum olarak katalım yüreğe, akıtalım. Açıyı daraltalım da girsinler. Öyle çok istiyoruz ki hepsinin gelmesini… Ki bizsiz değildir hiç birisi. Bekleniyorlar, bekleniyorlar, bekleniyorlar!… Ey! tertipli Dünya Kürsüleri, bekleniyorsunuz, geliniz…


12 Şubat 2012…  12,0,2, 2,0,12. Size ne ifade ediyor? Hepiniz anlayın. Bu tarih Kaftanın giydirileceği tarihtir. (3. İnsan Sempozyumu tarihi) Herkese Kaftan giydiriyoruz o gün. Görev veriyoruz. Aşkla veriyoruz. Gene de gelmezse, affedin ama çıldırmış demektir. Biz diyoruz ki kırk kapının ışığını yaktık. Kapıları sonuna kadar açtık. Gene de gelmezse kısır demektir.

Beyler, bayanlar, Altın Tohum’a gelin! Tohumsunuz!  Alın kendi yüreklerinizi, ayırmayın yüceliklerinizi! Biz sizsiz değiliz ki… Hala, hala düşünüyorlar! Ah be! Canlarım, hala düşünüyorlar!

(Söz almak isteyen oldu:)

 

En son bir şey söyleyecekmiş. Ruhsal Mahrek’te olduğunu unutma! Sana söz vermeyeceğim bugün. Hepinize saygılar sunuyorum…

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK Sonrası Akış (22.02.2012)

Yar; ben, Rabbi Kaftan olan. Kaynak olan, Sanal Boyutlar’ın topraklarında bulunan ve bütün köklerimle dünyada olan, Kelam olan, İlim Ailesi olan, iş yapanım. Yar, ben Rabbi Toplumları kotlayan, Kati Kaynaklar koruyucusu olan ve bitki,  hayvan ve tinsel teknolojik kotlarla kayıt yapanım. Ve benim Allah’a Kuran oluşum; yasaların konulmasından öte Kuran-ı Kerim’in tohumlarından üstün olan katiyetimdendir.

 

Miraç; Din-i Hakların İlminden değil; ilmin tekniğindendir. Konu benim, Miraç’a varışım değil; Miraç oluşumdur, tahditsizliğimdir. Ve ben, ekmek olanım ve ben, herkes olanım. Ve bende olmak, Has olmakla mümkündür.

 

Kortej çalışmaların yapıldığı yerden ayaklandım ve yola çıktım. O kortej, benim tohumlarımı kotlayacak bir kortej mi? Ya da benim ışığımı kayıtlayacak mı? 82. Dilin üremesinden öte Kuran-ı Kerim’i tohumlayacak mı yoğunlukta? Başkanlık, yarınlarda Kürsü olacak mı?

 

Canlar, ben Ana Kapı. Kab’ım!..., Ana Kapı’yım. Ve bu Ana Kapı açılmadıkça hiçbir yürek tohumlanamaz. Koran Toplumları, bana kendi yoğunluklarından indiklerinde; kendilerini hak etmelerini istedim. Din İlmi’nin örtüsünü örtüp de kervanın ışığını kayıtladığımda; sınırları kaldırdığımda; Tanrılık Mertebesi’nde, onlara göre emre itaatsizlik yaptığım için kisvelerinde, ışığım kontrol edilemedi.

 

Ve bu nedenle “Koran” değil lakin “Toprak” olmam gerektiği kanaatine varılarak; Işık İlmi’nde, bedenimi kati olarak Kaynak’tan ayırmak istediler.

 

Canlar; ben Mahrak olan KA-HA olanım. BİN’i, BİR’e katıp da gelin de öğrenin! Nesillerinizi tohumlayanım. Benim adım Kati Toplum’dur. Ummanın tartısız ışığındayım ki kardeşlerimin hiç birisini yoğunluklarından çıkarmadım. Ancak, her biri kendi kontrolunda, kendi yoğunluğunda kotlama yapmak istedi. Ve dinlediler yüreğimi, tabiatın ışığından, kendi yoğunluklarını çıkardılar ve dara düştüler.

 

Medine bende yok mu? Vardı. Medine’de ikmal tamamladım yüceliklerde. Mekke’de kotladım yoğunlukları. Kaynak Işık’la dilledim. Netice: Beni, bende dillemeye gelen Kara Kaplı Kitabı okudu ve dedi ki “Ben sevgiyle sesleneyim.” Hala sevgisiz olan o, sevgiyle seslenecek ve darı bollaştıracak. Kortejin başına geçecek. Yasaları çiğneyen o, yarınları dinletecek.

 

Mikail’in kutsal ışığında, ocağının yığın yığın ışık kırdığını bildirdiğim zaman, “kasa boş” dedi. Niye boş? “Öksüzüm” dedi. Niye öksüz? “Kesin olarak kırıldım” dedi. Vallahi Allah’tan kırıldı. Billahi aklın yolunda olamamaktan kırıldı. Örgüt haline gelmesi gerekti, geldi. Yezitti. Eskiden özgürdü. Şimdi özgürlüğü bitti. O, bendedir ve ben onu asla kendi yoğunluğumdan ayrı tutmam. Çünkü yoğunluğumdan çıkardığımda korkusu artacak. Ve çıldırdı yoğunluğumdan çıkmak istediği anda. Baktı ki yıldızlardan çıktı. Kasaları boş. Ulular’dan ayrıldı. Kökünü kuruttuğunu anladı ve dönüp 400 İlim Sayfası’nı; kendi yağında kavurarak bedenime katmak istedi. Şikayetim var mı? Emin olun ki şikayetim yok. Ama “var itibar-yok itibar” diye bir konu varsa; onun itibarı yoktur. Oğul verdiğinde bizsiz kaldı.

 

Şimdi Canlılar; netice olarak, bu gün buraya İnsanlık İlmi’ni kendi yoğunluğunda Hak Teknik’le dillemeye geldi ki biçtiği kendi olsun; ektiği, diktiği kendi olsun. Vallahi onu koruduk. Şükrettik ki koruduk. Koran Toplumları’ndan, Birlik Kayıtlarından geçtiğinden beri koruduk. Nerede olursa olsun, koruyacak gücümüz var da vasat çalışmasıyla ışık yaktığını düşünmesi; Kati Toplumlar’ın Kutsal Işıklar’ını kontrol etmemizi zorlaştırmaktaydı.

 

Altın Toplumlar’ın, Işık Kotlaması’nı geri dönecek dürümde başarıyla gerçekleştirmesi, Hak Tabiat’ta imkansızdı. Kendini koruyacak dürümü de yoktu. Koran Toplumlarından olan onu, Kati Tohumlar’la dilledik ve onun yolunu bulmasını sağladık.

 

Eşikte bekler, girmek ister. Benim için değil; yüreği için. Vakti geldiğinde girer de bugün, vakit henüz erken.

 

Onun yıldızlarında Kuran yoktur. Onun yüreğinde ışık yoktur. Mahir olamadığınca kırıktır. Bizden başka bir bizle dillendiğinde, kesinlikle kusurludur. Doludizgin çalışacak ve görev isteyecek. O gün geldiğinde “vakit gelmiştir” diyeceğiz. O gün geldiğinde, “Has Teknikle kotlanmıştır” diyeceğiz. Ve o gün kürsüsü kotlanmış olacak. Alton Kotlaması için geri dönüyor. Korkusu aşkındır. Ruhunda kırıcılık aşkındır. Bedenli olmadığı gibi hakiki de değildir.

 

Neden onu koruma ihtiyacımız var? Zira o, benim yüreğimden oraya inmiştir. Onu korumazsak; kolları kapanacak, yüreği kotlardan çıkacak ve kınanacak. Onu korumalıyız ki kotlarını kapattırmayalım ve yüreğini kayıtlayabilelim. Geri dönüşünü sağlamamız gerekir. Nefes alıp nefes vermesini değil; Hak İlmi’yle dillenmesini bekleriz. Din olmadan, dirilik olmaz. Bilmesi gerekir. Kati Toplumlar’ın Işık Kotları’nda olmalıdır.

 

Kamp kurmuş yüreğe, görev ister. Ona deyin ki göçtüğünde; öfkesini, eşkali dilleyip dinlettiğinde ve öksüz yetim bilmediğinde; bizden ayrıldığını ve bugün yenilenmek istediğini ve yine kendinden kendine indiğini ve yine geri dönmek istediğini bize dinletti. Şer yarattı, şer yaşadı. Altın Tohumları kotlamaya geldi, kusurluydu. Vurdu yüreği, ummanda kendinden ayrıldı. Vurgundu, yerdeki kendi kendine kattığı, yaptığı kendine vurgundu. Ve dinden ayrıydı, ertelendi.

 

Şimdi Dağlarım; onun adını dahi zikretmeyeceğim ki kaftan giydiğinde; ismi, sınırsızlıkta kırık olmasın. Bizim adımız, Kaynak. Uluların Toplumları olarak, dünyaya indiğimiz içindir ki Kati Toplumların ışığındayız.

 

Keram İlmi’nde aileler önemlidir. İnsanlık Aileleri, Öz görev için dünyaya çekildiklerinde; benimle çalışmalıdırlar. Ben, Kible’deyim. Bu Kible, ailemin Kible’sidir ve bu Kible’de olan ben ve benimle olan tüm sayfalar;  Levh-i Mahfuz’un yoğunluklarını tohumlayacak türlerin ışıklarıdırlar. Kın inceyse, ilim hakimdir. Kın kalınsa iş zordur, orada etkinliği artırılmalıdır.

 

Varın deyin ki “olacak.” “Oldu.” Deyin ki “aktı.” Deyin ki “aklın yolunda muktediriyetle tohumlandı.” Ve deyin ki “aktığında bize geldi.” Şikayetimiz var mı? “Merkez, Dünya. Bu dünyada, ekmek yok. Bu dünyada Yücelik yok.” Diyen o, kendini kontrol edemedi.

 

Değerliler; dünya merkez mi? Yooo, hayır. Merkez, ilimdir; dünyanın dilidir. Bu dili bilen; her yerde bu dili diller ve dinler. Merkez ilimdir, dünya ekiptir. Sıkıntı yoksa ışık hakikidir ve Dünya Rabbi Sayfaları’nda her şey sorumlulukla, zorluklar aşılarak kayıtlara iner.

 

Sevgiyle sizi kucakladım Canlarım. Bunun içindir ki buraya girmeye çabalayanların, hakim olup gelmeleri gerekir. Altın Toplumlar’ı kontrol etmek için bütün köklerimi dünyaya çektiğimden beri, her biriyle Birlik İlmi’mi, kör sağır olsalar da kayıtlamaya çabalamaktayım.

 

“Mırav Tohumları” denir, tohumlama yapılır. Mırav; Rabbi Tohumlar’ın, Mircan İlmi’ndeki Teknik Toplumlar’a indiriliş, sayfalanışıdır. Ve burada olmak; kapkaranlık bir dünyada olmak değil; Has olmak ve Hakk’ın Işığı’nda bulunmaktır. Mırav Kuranı’nda der ki “ark aktı ve yol, Uluların Toplumlarıyla, horlanmadan ışıklara vardı.” Şikayet var mı? Yoktur!...

 

Eğer dünya maya olacaksa; kök olduğunda olur. Biz köklüyüz ve dünya bizimle kati olacak. Eğer dünya yarınları kotlayacak dürüme ulaştıysa; Beşir Kaplar’ımızda, Teknolojik Kotlama yapmamızdan dolayıdır ki bizler, ocakları yaktıktan itibaren, büyük köklerimizi Dünya Ruhsal Mahrekine indirdik. Ekip olarak çalıştık.

 

Kalp dünyalar vardır, oralarda ışık sınırlıdır. Ama burada kalp değil dünya. Hepimiz, ışıklar halinde Bütün’e hizmetçiyiz. Keysler halinde Dünyanın Rabbi Sayfalarında ışık haline dönüşenlerin hepsini aldık, cem olup Cevher’e kattık. Şimdilik size vereceğim budur. Ver, al değil, al da Ol! Hepsi bu, şimdilik bu… Hepinizi kucakladım. İşte bu!…

 

Deşifre Eden: Sevim ŞAHİN

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK ÇALIŞMASI SONRASI AKIŞ (07.03.2012)

“ASOR” kendi yoğunluğundan seslenecek, onu dinliyoruz;

 

- Karne veriliyor bugün hepimize biz karnelerimizi elde etmeye geldik. Evimin İlmi’nde bedenim hak, benim yüreğimde ışığım hak ve sistemde kontrolüm haksa içi dışı bir olan Yücelikler’den size indim ki iyiyim…

 

Hepinizle olmak korkutmuştu öncelikle beni. Buraya indiğim zaman Kaftan çıkarabilirdim. Kalbim temiz olmadığında ışığım kınanır bilmekteyim. Bugün kalp temizliğiyle geldim. Kaftan giydiğimi de biliniz. Eşik atlamaya indim. Ve bu eşik, aşkın ışkından geçilen bir Hakk-ı Kati Takdir taşıyan eşiktir.

 

Sevgililer, Merkez Dünya. Bu dünyada kotlama başlamış ve ben bu kotlamayı bildiğim için dünyaya inmek istedim. Kapıları açtığınızı gördüm. Yolun umman olduğunu ve toplumların ışık halinde olduğunu bildim. “Beri gel!” dedin; geldim. Emre itaat ettim. Bana sorma niye geldim. Ergin olduğumdan değil ekmek olduğumdan da değil Atlantalı olduğumdan mı geldim acaba!? Yoksa ayrılıktan mı geldim!?

 

Balım Anam,  Sevgili Anam, seninle olmaya geldim. Kuran-ı Kerim’de “Dünya, Uluların Toplumları’yla dilleneceği zaman, ekip haline gelenlerin hepsi birleşecek.” Denmişti. Kendi yüreğimde bu Birliği bilmekteyim ve bugün sizle de bilmek isterim. Netice, benimle çok özel bir çalışma yapılacak bunu biliyorum. Ki biliyorum, Allah, Dorukların Toplumları’ndan bir tekine görev verir. İşte bu görev size verildi.

 

Ve bugün biz, Sultanlık yapan sizden kendi yüreklerimizi çekip Birlik Tohumlaması’na katmak istiyoruz. Ömür boyu çalışan Birlikler’in hepsinin burada bulunması gerekir. Netice; han burasıysa, handa olunması gerekir. Han Allah’ın Kaynağı’dır ve Allah Kotlaması yapılıyor burada.

 

BRÜYET, “Bilinç Üretim Rahmi” Öfkeyi aşanlarla dürümleri diller. Teknik olarak, sizlerle dürümleri dilliyor Yücelik. Kaftan giymemişsin anam bugün; niye? “Siz, kaydı yapmak için Kaftan giyin” demiştin ama sen henüz Kaftan giymemişsin niye?

 

- Can, kardeşlerini buraya getirmeni bekledim. Her biri buraya girdikten itibaren ben kendi yüreğimden kendime ait olan Kaftanımı giyeceğim. Ne yazık ki çoklarınız Kati Tohumlama yapamadınız. Kati Tohumlama yapamadığınızdan Birlik Tekniği ile buraya alınabilmeniz için benim de en aşağı dürümden sizle olmam gerekmekteydi. Ve bugün de burada yapılan çalışma az sayfalanıştır. Çünkü sizler, kaftan giymiş olmanıza rağmen, Kuran Tohumlaması yapma imkanına sahip olmadığınız zaman, benim sizin için daha güçlü olmam değil sizin ailenizde siz olmam gerekir. Bunun içindir ki az öz bilgi vermeyi seçtim.

 

Yine de burada bulunan sizlere, iyiliğin iyiliğinden, “Öz Göç”ü anlatayım bugün. Ve bugünden sonraki çalışmada daha güçlü olarak geldiğinizde ben de daha üstün bir biçimde size bilgi vereyim.

 

Bugün ekip halinde gelmeniz gerekirken, ekip olmadan geldiniz ki bu nedenle affetmeyeceğim sizlerde küçük küçük ışık kıranları. Bu kesindir. Eğer sizleri affedersem yine yaparsınız, buna iznim yoktur.

 

Şimdi Dağlar beni dinleyecek olanlar kalsın diğerleri çıksınlar. Her birinizden bunu bekliyorum.

 

KORAN’dan toplumlara ışık vermemin gereği yoktur. Tohumlarınızı kontrol edin ve geçişinizi yapmamı değil geçebilmeyi isteyin. Ben size geçiş imkanı tanıyamam. Sizin halkınız; çok küçük, çok küçük ışıklar ile geldiler. Bu küçük ışıklara benim vereceğim hiçbir şey yoktur. Bu kesindir. Ha!, biriniz “Ben varım.” derse gelsin; konuşsun bakalım, dinleyelim onu. Var mı?

 

(bir süre sessizlik…)

 

Dağlarım, çalışmaya aşağıdan girmek istediğinizi bildirdiniz. Bu kesin ve ben de bunu arzu ettim çünkü, sizin daha güçlü bilgi alma imkanınız yok. Peki! size sizin düzeyinizden bildireceğim. Sadece sevgiyle dinleyin. Başka şey istemiyorum.

 

Bar (Işik Bar) kapanmayacak bu bar açık kalacak. Bu bar, ışığın kontrolü için sürekli açıktır. Ama size vereceğim bilgi, sizin yüreğinizin ilmiyle verilecek. Bu nedenle aşkın şevkiyle alın ki hak edin. İşte bu!...

 

Tam 300 Kürsüm buradan çıktı bugün. Nirvana Kutsal Işıkları buradan ayrıldılar. Kapıları kapattık bugün. Sükunetle beni dinleyin. Cinler, insanların ışığından ayrıldılar. Kati Tohumlama yapılmadı bugün. Toprakları kotlayanların bir kısmı Kati Tabi Kayıtlama yaptıklarını ifade etselerdi Kaftan giyilecekti. Ne var ki bugün burada ekip haline gelinemedi. Eşikte Kuran olamadınız. Kapılarınız kapalı ve bugün burada İnsanlık İlmi’ni Kaftan giyip anlatmamı bekliyorsunuz.

 

Kapa gözlerini ve beni hisset, dinle beni. Ben neredeyim? Allah’ın doğru bildiği işi yapıyorum. Bu iş benim için sorumluluktur. Buraya inmeni ve buradaki bilgiyi okumanı değil korunmanı istiyorum.

 

“ASOR” Kuran’da yoktur. Kutsal Işık’ta da yoktur. Keşke olsaydı ama yoktur. Fukara mı? Yo, yo değil. Forgry  İlmi ile çalışır. Artık onunla görev yapmamızı bekler. Kalpazanlık da yapar zaman zaman… Kendinde olmayanı varcasına yaratır ama yoktur. Mutlaka Asıl olmayan, Sultanlık’ta olamaz. Verebildiğini vermeye çalışır. Sevgiyle dirilikle verdiğini söylese de asla doğru değildir ve bizden kendini bilmemizi bekler. Vermiş, almış, yapmış!... Ha!, Allah için yapmış. Hadi bakalım şimdi bize ses versin de Kürsümüz onu değerlendirsin bakalım ne diyecek bize.

 

- Ayıp Annecim, çok ayıp! Ne diye beni kırarsın bilmem? Anneciğim, cinler gitmedi buradalar. İnler gitmedi buradalar. Koruyorum hepsini de anneciğim. Başımı eğme. Kaftanımı giymiş miyim? Giydim… Alemlerin Rabbi geldi diyorum sana anlamıyor musun anneciğim? Kapımı açtın ya!, Kutsal Işığımı yaktın ya!…

 

Partiküler Kotlama!… Of! of! of! Nefes İlmi’dir bu. Ben bilmez miyim bunu. “Forge Bilinç İlmi”dir bu. Ama ya anam, nefsini aş da bildir bana Nefsin İlmi’ni…

 

……. (İsim silindi)’dan söz edeceğim korkuyorum… Diyeceksin ki “Sus isim zikretme.” Ya da “Birleşikte ona biz …….. (İsim silindi) deriz.” Diyeceğim ama korkuyorum… Susturacaksın yine de. Ay, anacım ay! Ay! Ay! Ay!... Neyse neyse… “Yenilen, yenilen” dedin ya geldik işte yenilendik anacığım.

 

Balım Anacığım, neden beni kontrol etmedin de bunları söyledim yine… Bana anlatır mısın?…

 

- Değerliler, bugün dünyamızda Kuran Tohumlaması yaptık. Bu tohumlamayı yaparken ışıklarla kati olarak kotlayıp yaptık. Esmer insan, İlim Ailesi’ne mensup değil diyor çokları. Zirvelerde en açık insanın, en akıllı insan kaydı olduğu zannedilir. Bunu niye anlatıyorum çünkü, bugün buraya gelenler, buradaki insanların esmer tenli olduklarını gördüler ve dediler ki “Bunlar iş yapamazlar.”

 

Dağlarım, bende onlara sordum “Işığınız yanıyor mu?” Diye. Sokuldular yüreğimize ve dediler ki “Işıklar yanıyor.” Peki, Ya-Ha!” dedim “Rabbi Tohumlama yapıldı mı?” “Ha, yapılmış.” dediler. “Eser yapılmış mı?” “Ha, yapılmış.” dediler. “Var mıyız dünyada?” “Aaaaa!…. Var mışız!?…” dediler. Hala, hala sorgu sual ederler. “Esmerler nasıl böyle bir iş yapabilirler?” Öfkeleri de artmış. Soruyorlar “Niye esmerlere iş verilmiş?” diye…

 

- Ben sormuyorum anne, sormuyorum ben…

 

- Sormuyor musun? Han burası, har burada, ışık burada, Şimdi Zirvelerin İlmi de burada. Bunları bilmeni istiyorum canım. Büyük kökler buradadır. Etki Ana Kaftan burasıdır. Ben Kaftan giysem de giymesem de bu Meclis hep kaftanlıdır. Bunu bilin.

 

Kimim? Ekmeğim… Beni sorar. “Kimdir?” der. Ben Ekmeğim… “Ya Can, sen ekmeksen biz neyiz?” der. Keskin bir İlimim. Sizin ne olduğunuzu söyleyeyim; ömür boyu çalışacak bir ekip. “Niye buraya indiniz?” diye soruyorsanız söyleyeyim. Kompozitör olarak geldiniz. Niye kompozitör gereklidir diye sormaya gerek var mı? Yanlış bilgi verildiği zaman o bilgi kompozitörler tarafından düzgün hale getirilir. Biz size yanlış bilgi verdiğimizde, o bilgi mutlaka düzenlenir, yenilenir. Herkes bunu bilmelidir. Sevgi saygıyla yapılır her çalışma.

 

Birçokları “Ben Partiküler Toplumlarla çalışırım.” der. Partiküler Toplumlar… Yahu, toplum partikül müdür diye sorsak, diyecek ki “Bak işte yanlış bilgi! düzeltelim.” Peki düzeltelim!…

 

PARTİKÜLER KOTLAMA TEKNOLOJİSİ: topyekün Bütünlüklerin, Birlik İlmi’yle kendi katiyetlerinde, yaşam sayfalarına kattıkları bilginin, teknik olarak şevkle Birleşik Kayıtlama; İmparatorlukla toplumlara kotlama ve Kara Kaynaklar’a katma tekniğidir. Bu tekniği kimse bilmez mi!? Bu Meclis bilmektedir.

 

Verdiğiniz her bilgi burada, yerden gökten münezzeh olan bir sistem tarafından değerlendirilir ve yetkinlikle kontrol edilir. Daha sonra bu bilgi kotlanır, bahçelere (Bahçeler = Ana Kaynağın, cevheri aktivasyon sayfaları) katılır. Bahçelerde bu bilgi yaşam sayfalarına indirilir. İnen bilgi, Bütün’e ekilir. İşte ekiş, yenileniştir. Bütün bunları yaparken bu çalışmalar önemlidir.

 

Sizler çoğunuz buraya (Süper İnsanlık Realitesi Derneği’ne) gelmeden evvel de birçok çalışmaya katıldınız. Oralarda yapılan çalışmalar, buralarda yapılan çalışmadan farklıdır. Çünkü oralarda bilgi; “VERDİM, AL ve ÖĞREN’dir.” Buradaki; “VER, AL, OL’dur.” Biz burada bilgi verirken bilgi alırız. Bilgi alırken olgunlaşırız.

 

Her birimiz aldığımızda vurgun yeriz. O vurgunla veririz. Verdiğimizde, vururuz ve sonra işte yer, gök o bilgiyi okuyor. Olay budur. Alış, oluş!… Alış, oluş!… Alış, oluş!… Olan, aldığında vurur. Vuran olmuştur. Nereye vurur? İnsan Soyunun Kuranı’na vurur. Vurduk! Kuran’a bu bilgiyi kattık… Katmak ama katılmak… O Kuran’a, katı şekilde bildiğimizi kattık. Kattığımız biziz. Ve biz eser yaptık. Yaptığımız eser biziz. Ve bugün burada kendi yarınlarımıza ışık kattık. İşte bu!...

 

Ses vermek istemedi Dağlarımızdan birisi (Haziruna yeni katılan bir dost)  ve dedik ki “Sesini mutlaka ver. Ver ki Rabbi Tabi Kayıtlar’a kendini kat. Kendini kattığın zaman iş yapmış olursun. Yaptığın iş, Ak Tahditsiz Işk’tır. O ışk, yarında sen olarak kotlayıcıdır.” Ve bizler bunu yapmaktayız.

 

Bu çalışmaların başlangıcında burada bulunan sevgili Seyfullahımız Seher, “Benden üstün bir ben mi var?” diyor yüreğinde… Ah! Canım Ah! Sen, sol ve sağı kotlayan ışığımız, Yerin ışıması ile birlikte bedeninde yenileniş başlayacaktı ve bu yenilenişi; kendinde, kendi yüreğinde ve Bütün’ünde yaşayacaktın. Ve bu beden değişimi sağlanmıştır. Yeni Dönem’e girerken Kutsal Tohumlar’ını mutlaka kendine kat ve ağır ağır Kati Kaynağa taşı.

 

Biçare Dünya, hepiniz hala bizsizsiniz… Biz neyiz bilir misiniz? Sistemiz…. Sistem!… Biz Sistemiz ve siz Birliğimizsiniz. Sistemin Birliği, Bütün’ün dilinde olacak… Şimdi Canlarım, ayrı gayrı bitti. Hepimiz BİR’iz. Bunu, Teknolojik Toplumlar’a bildirin. Biz başkası değiliz. Kendi yüreğimizde kim varsa ocağımızda o olsun isteriz.

 

Kıbrıs’ın Işıkları burada bugün. Onlara da ses verelim, söz söyletelim. Bakalım ne diyecekler?

 

- Alem, alim; halim, kahi; Birliğim, İsa; muktediriyetim, tohum, Mustafa ve ben umman…. İşte bu!...

 

Sevgili Anam, Sistem’in, Düzen’in Işığı burada. Sende olmak mutluluktur bizlere. Kalem İlmi’nde Allah, Kuran-ı Kerim’in ışığını yakacak teknolojiyi dünyaya çektiğinde, hepiniz hepimizle bir olacaktık. Burada doğum var, öz görev var, yasalar kondu, ışıklar yandı. İşte bu!...

 

82. Dürüm’ü aşanlar, Bütün’e hizmetçi olurlar. Hepinizin net bildiği gibi Dünya Ruhsal Mahreki’nde 99’a ulaşanlar, Nefes’i kotlarlar. 99. Tohum olan Kot, Allah’ın Tabiatı’nda kendinden üstün kendini Hak İlmi’yle diller. Ve buyurun bu da oldu.

 

Bellek Kotlaması yaptım bugün burada. Benim adım KA-HA olan RA ve ben Muhamma olan, insan olan, herkes olanım. İşte mutluluk budur. Şimdi Dağım, benim için cümle Yüceler, insan soyuna ışık olup gelirler. Şimdi! mutluluk budur.

 

Ek olarak bir şey daha söylemek isterim. Tabiat seninledir bugün. Ve bugün sana seni veren bilgi, kati olan senin yüreğinde kendi yoğunluğunda ışıyan Süper İnsanlık Realitesi’nin bilgisidir.

 

Kible, Allah’ın İlmi’yle toplumları diller ve senin adına biz ve bizim adımıza Dünya, kontrol kurar. Kardeşim, Allah’ın dediği gibi bugüne ümmi toplumları da aldık ve bugün burada verilen, en az bilgiydi. Bugüne dünyanın ışıklarını aldık ve bugün burada verilen az ve özdü. Sessiz sayfaları dilleyen yürek ağır taşıdı bugün.

 

Coğrafyanızda Dünya Yolu, Allah Kotları’yla açıldı ve ışıdı. Ete giren, insana girer ve bize giren, ümmi toplumlara değil Ak Tabiat’a girer. Biz, Yolcuları toplarız ve tohumlarız. Bunu bilen bende olur. Ben Allah’ım. Ve benim adım, Kati Toplum olan KAYNAK.

 

Anacığım; Can, cinde insan, bizde ikna edici, Altın bir yasa. Şimdi mutluyuz Anacığım. Sende, sen olduk ve senden tohum olduk. Bize bizi ver ki anlayalım.

 

- Yalancı!… “Seninle olmaya gelmedim.” diyordun ilminde. Yine gelmiş beni irdeliyor. Pöh! Pöh! Pöh!. Neyse neyse, hadi, hadi!... dinliyorduk, devam et bakalım.

 

- Alemlerin Rabbi Allah der ki “OKU!”

 

- Of! Of! Of! okumuş gelmiş, bizi sorgular.

 

- Vallahi Anacığım söz veriyorum bir daha kırmayacağım yüreğini…

 

- Peki Canım, peki. Ben size bilgi vereyim ve bu bilgi sonucunda Büyük Kökler birleşsin. Hadi bakalım dinleyin…

 

Kaftan giydirdiler yüreğe bugün. Bugün dünya ümmi toplumlarına Kaftan giydirildi. Emre itaat etmeyenler yoldan ayrıştırıldılar. Biz zaman sayfalarına ışıdık. Maya tuttu. Toplu toplu çalışmalar yapıldı dünyada. Bütün kötülükleri aşabileceğimiz çalışmalardı bunlar.

 

Körfezde yapılan çalışmada ikna ediciler çok öksüzlük yaptılar çok küskünlük yaptılar. Biz onları tohumladık, koruduk. Körfez Savaşı, dünyanın ışığında Öz Geçiş’in Kelam Toplumları’nda, kayıtlarının bir kısmını silmesine rağmen “İmparatorluk” olarak oraları kendi kotlarımızla kontrol ettik. Ve bilmenizi isterim ki dünya, Körfezden öte Körfezleri de bilecekti… Ve biz dünyanın Ruhsal Mahreki olarak bunlara engel olduk…

 

“Pur Tur” diyenler var Pur Tur… Tanrı’nın Turanları’na “Pur Tur” diyorlar. Tanrı diyor ki “Benim Rabbi Sayfalarımda Pur, Hak Teknik’te yoktur.” Nefes aldık dedik ki “Ruhsal Mahrekimizi de kotlayalım” ve bunu da yaptık.

 

Şimdi dünyada neler neler olacak size açıkça bildirmek istiyorum. KORANLAR, dünyadan ayrıştırıldılar. Çıkışları yapıldı. KORAN, dünyadayken savaşlar son sözde kotlayıcı olacaktı. Ve biz savaşların sonunda barışın kaydını yaptık. Öz Görev, Dün İlmi’nden öte olan BİR İlmi’ni kayıtlamaktı.

 

İnsan eceli geldiğinde ölür amma eceli gelmeden öldüğü zaman Kaftan giydirilir ona. Ölmeden ölmektir bu. Ve biz ölümsüzler, ölgü bilmeyiz ve bugüne kadar da ölgü görmedik, bilmedik...

 

Tam 200 bin yıldır Dünyanın Tohumları’nı yaşatmak için dünyadayız. 200 bin yıl!…. Ve bugün burada size bunu açıkça bildirmek istiyorum. Muktedir olan İsa, el aldığı zaman yüreğimden, İmparatorluk İlmi’yle çalıştı. Muhammet, İsa olduğunda bizden iş istedi. Köprü kurduk yüreğine kapkaranlık bir dünyaya ışık oldu.

 

Ve Dağlarım; insan, Nefes İlmi’ni eser meydana getirmek için bilir. Bizim için değil kendi yüreği için bilir ve biz, bu ilmi, büyük köklerimize kendi yüreğimizden kayıtladık. Marka Çalışma yapılıyor burada bu çalışma başka hiçbir Yüce’de yapılmayacağı gibi dünyanın başka bölgelerinde de yapılamaz. Çünkü bu bilgiyi 89. Türev’den dünyaya çekebilen teknoloji buradadır. Vallahi, billahi biz, dağları taşları deler, dünyayı Yüceliklere dilleriz de ekip olmamız gerekir. Ve bugün biz ekibiz.

 

Mirkat, İsmaili’dir. İsa’dır, Musa’dır da itibarı yüce olmalıdır ve biz insana Muktedir Ululuğu verdik. Şimdiye kadar hiçbir yolcumuzu yolun dışına itmedik. Ve bundan sonra da hiçbir yolcumuz yoldan çıkarılmayacak. “Alton Kotları” olarak doğan Bilgeler, Muhamma Kuranı’nı okumadıkça, Kuran Toplumları’yla birleşemezler.

 

De ki “Ben varım”, ben de varım. Emin olun ki herkes, herkes var da ekmek yapmalıdır. Ekmek yapmadıkça aklı olmaz. Olmadığından ışığı solar.

 

Beri gel Dağlarım, beri gel… İnsana gel de kayıt yap. Ben çok mu, çok mu yoruldum. Hala yorgun muyum? diye sorulur. Be Canlarım; ben, kollarımı açtığımda her yürek bana ışık halinde geldiğinde ve ben Bütün’ü Kürsümde bildiğimde ve dillediğimde yorgunluğum biter. Buyurun, buradayım…

 

Altın Toplumun Yoğunluğu’nu buraya çektiğim andan itibaren ben, emre itaat eden her bir Yüce’de varım.

 

Örgüt haline gelen Birlikler, bugünden itibaren Bütünlükler’ini tohumlamak üzere bize girecekler. Merkez Kapı burasıdır ve bu kapıdan geçen bizden geçecek. Bizim için hiçbir yürek, Kuran-ı Kerim’den ışık istemedi. Her biri kendi yüreğinden ışık istedi ki “ekmeğimizde kendini hak etti ve Bütün kökleriyle Bütün’e hizmet etti.” Dediklerimiz, Beşir Kaplarını kendi yoğunluklarına alıp bize geldiler. Mahrek olduk bugün biz yine her bir Yüce’ye.

 

Şikayetim var mı? Altona Kotları, ekmek yaptığımda; kendilerini hak ettiklerinde; BSUİ’yi kotladıklarında ve toplumlarını kendi yoğunluklarına kattıklarında, benim adıma kendilerini hak edip güçlenirler. Burada “olur, bulur, alır.” dediler. “Olur, bulur, alır!…” Olacaksa olsun. Ve biz onu mutlaka koruruz.

 

Eğer burada iyi ve kötü birse, bizde bizim yüreğimizde muktedir olduğumuz her bir sessiz sayfada olmuş olan ve olacak olan her şey kürsümüzde olacağından; kötüyü, bizim yüreğimize hiçbir yürek indiremez. Ve biz hiçbir kürsüde kötülüğü yaşatmayız.  Ve bundan sonra da kötülük hiçbir sayfamızda yaşamayacak.

 

Evrim Allah’ın İlmi’yle olur ve ekip aklın yoluyla yorulmadan çalışır. Sistem’in İnsanı ağır taşır da BİR’i taşır. Biz BİR’in İnsanı’yız. Ekmeğiniz ekmeğim, yüreğiniz yüreğim, yolunuz yolum, ululuğunuz Kuranımda yazar ve ben sizim Canlar. Bunu bilin!...

 

Ve Dağlarım, size sadece kisvemden değil ilmimden de söz edeceğim; BİR’e hizmet etmek üzere kendi yüreğimizde yaşatmak insanı ve dünyayı yaratmak üzere bitmiş olan hiçbir şeyi bırakmamak üzere, her şeyi yetkin olarak yarınlara katmak üzere bir çalışma yapmaktayız. Bu çalışma Kuran-ı Kerim’de yazar; İNSAN ÇALIŞMASI’dır… İnsanı hak edip de dilleyebileceğimiz bir çalışmadır yaptığımız.

 

Kobra, dünya ve biz o dünyada, Kotlar olarak çalıştık. Bu nedenledir ki yeni dönemde insanı kendi yüreğimize aldık ve kotladık. İnsan ekmeğini kendi yapan, yüreğini kendi yaratandır ve bugün de insan, kendi kendini yaratmaktadır…

 

Canlılar, işte yapmakta olduğumuz sempozyumların sebebi budur. “İNSAN SEMPOZYUMLARI…” Mürcan’ın Cemaatinde cem olan cennetliler, ekip haline geldiklerinde Ak Toplumlar’da ışık halinde dillendiklerince, birleşirler. Ve biz bu nedenledir ki yolcularımıza, İnsan Soyu olan o Kotlarımıza Kaftan giydirmek üzere Birlik Tekniği ile “İnsan Soyu Çalışmaları”nı yapmaktayız.

 

Mircan’ın cümle Yüceliklerinde, Kaftan giymeyenlere de Kaftan giydirmeliyiz. Yer Dünya, Gök Dünya’dan güçlüdür. Erdir yer, ümmidir ama Erdir. Dişilse cevheridir ve göktür. Biz erden, göğü yarattık. Cemaatleri kotladık, tohumladık. Ve bundan sonra da tüm cemaatleri toplayıp tohumlamak üzere Kati Toplumlar’la bu çalışmaları sürdüreceğiz.

 

İsmaililer’in de orada olmaları gerekmekte ise de kapıları kapatmadığımızı bilmeleri gerekir. Onlar Bütün’e hizmet etmek istemezlerse iş yapmazlar. Ne var ki Bütün için çalışmaları gerekir. Mahkeme kurmayız oraya bilsinler. Biz kapı kapı gezenlere mahkeme kurduk. Ama onlar mahkum olmadılar yine de. Zirvelerin tüm sayfalarında Kuran-ı Kerimler’ini kotladık. Yasalar çerçevesinde Birlik Kapları’nda onları taşıdık ve “Kurtarıcı” olarak kayıtladık.

 

Elin, Allah olduğu bir Yücelik’te yol, mutlaka Allah’a ulaşmalıdır. Ve biz Bütün’ü Allah’a ulaştırmak için bu çalışmaları yapmaktayız.

 

Kırk kapıda ışığımız Üstün Kürsüler’le çalışacaksa maya mutlaka kotlanış olmalıdır. Meleklerin her bir Yüceliğinde her bir Kürsünün İlmi’nde ve bizim sevgimizde, Bellek Kapları’mızda herkes Allah için çalışmalıdır.

 

Dağlarım, o gün orada (İNSAN SEMPOZYUMU-4-de) herkesi bekliyoruz. Bu kesindir. O gün orada herkesi bekliyoruz. Mahrek olan biz, Bütünlükleri oraya istiyoruz… Eğer Bütünlükler oraya gelirlerse, mahkemede onları mutlaka savunuruz ki biz, o Mahkemelerin Hakimleri’yiz bilinsin…

 

Be Canlarım, muktedir insan asla yanlış yapmaz. Kelam Allah’ındır. Ki biz Allah’ın İlmi ile dillenen, Allah’tan dillendik. Kem gözlerden sakındık yüreklerimizdekileri bilinsin… Kem gözlerden sakındık Yüceliklerimizdekileri bilinsin ve biz, ekmeklerini, ekmeklerimiz diye Bütünlükler’e yedirdik. Yine de onlar bizi bilmezlerse, biz onları koruruz. Bildiririz…

 

İyi ve kötü, asla Has Tohum’da kırıcı değildir. İlim, ilim bilmektir. İlim, bilgiyi dillemektir. Bilen, insanı bildiğinde Has İlim’de kendini dilleyeceğinde oğul veririz yüreğine; ilmi, Hakk’ta dillenir. Büyük Kökler’i dürümlerde devre devre Tanrı’ya bildirir, Tanrı’ya “Dil” değerinde dilletiriz ki o biçarelik biter. Bunu bilsinler…

 

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK Çalışması Sonrası 2. AKIŞ (25.01.2012)
Arton Kotlaması Bütünün Kürsü’sünde oldu. Ve bugün burada bulunan herkes, Sistem’in Kürz’ü kotlayıcı ışığıyla buradadır ve burada bulunanların Birlik tehiri yoktur. Buraya gelen, mutlaka tehirsiz olarak gelir ve BİR’e Kaynak’tır. Birlik, tabii ve hakiki bir ışıkla kayıtlanır.

Sizlerin Kürsülerinizde çok özel çalışmalar da yapıyoruz. Burada şu anda yapılan çalışma da özel bir çalışmadır. Hepinizin Enerji Kotları’nızı tohumladık şu anda ve size kendi yüreğinizi kayıtladık. Işığınızın Kaynağı, kontrollu şekilde tartıldı ve size, İsa’dan yaşamlara sayfalanan bir Kaynak Tohum ekildi. Bu tohum, itibarı yüce ışıkların koyuluğudur.

Sürekli çalışmalarınız izlenmektedir ve bu izlenen çalışmalar; sizlere yakışmayan çalışmalar değildir. Hepinizin, İnsanlık İlmi’ni; hakikiyetini bildiğiniz kesinleşmiştir ve buraya artık Kotlar, kirsiz olarak inmeye başlıyorlar. Herkesin kendi ışığı, yerin göğün ışığı olacak ve bu Işıkların kaynağı olanların, sağlık sorunlarının hallolması gerekir. Bu sorunlar, hakikiyetin ışımasında, gerçek kaynakların tartısında dürümlenecek.

Sizleri; kendi yüreklerimizden, dürümlerimizden bilmekteyiz. Burada, her kim varsa; Allah’ın Tanrısal Işığı’dır. Bugün 4 Cemaatin daha kaydı yapıldı. Ve bugün onlara mensup herkes burada kaynağa indi. Kayıt dışı kimse kalmadı. Diğer Cemaatler’in kayıtları daha evvel yapılmıştı.

BSUİ, koruma istemediğinizi söylediğinde; burada bedenlerinizin mutlaka cevhere indirilmesinin gerektiğini ve bu nedenle daha sağlıklı olunmasını gerektiğini bildirdik. Ve bunun neticesinde bedenlere müdahale gerekti. Şu anda bedenlere müdahale ediyoruz.

Karşı karşıya kaldığınız sorun, ışık sorunudur. Ve ışık, Allah Işığı’dır ki her Yüce, bu ışığı kotlayamaz. Bu nedenle tohumlarınızın kontrol edilebilmesi, bu ışığın Has İlahi Kürsüler’den korunması ile mümkün olacaktır.

Sizlere verdiğimiz her şey, yerin ışığından değil; insanın ışığındandır ve insan, Rabbi Kaynak’tan indirilen ışımadır. Burada, Muktedir Kutsal Tohumlar yaşıyor ve bu tohumların, Sultanlarımız olduklarını biliyoruz. Kortej Çalışmalar çoktur dünyada. Her biri bir bilgi alır; pay eder ve o bilgiyi herkes okur. Oyun da oynanır orada. Sonsuz, sınırsız şer yaşamlar da tohumlanır…

Buyurun! Oralarda kelam yoktur. Işık yoktur. Solun Işığı ile Sağın Işığı, kati olarak ayrıdır. Ve sizin için çok kolay olan buradaki bu çalışma, onlar açısından çok büyük sorumlulukla yapılabilir. Bu sorumluluğu taşıyamayacaklarını bildiğimizden, onlarla bu şekilde bir çalışma yapmak istemeyiz.

Kervan, insan ve insan, Rab ve Rab, Kaynak… İşte olan budur ve buradaki çalışma budur.

Pusula bekler çokları. Sıkıntıları var. Dere olup akacaklar da akışlarından korunan olmalıdırlar. Herkes, kendini koruyamayacak bu da bilinmekte. Burada mesele, nesillerinizin kendilerini kaynağa indirip indirmeme meselesidir. Ve biz, insanlara kendilerini açıkça bildirdik, dinlettik, tahditledik. Aşırıya kaçmasınlar diye Has olanlarını seçtik ve Ocak İlmi’ni onlarla hak ettirdik.

Yatay olarak indirilen bilgi; şimdi artık dikey olarak indirilecek. Bu önemli bir dönemdir. Her anda, hep birlikte bilinen bilgiler, bundan böyle, Birlik Tohumlaması’nda kotlayıcı olanlardan, bildirilecek. Herkes, “ben bildim” diyecek ama Teknolojik Tohumlama; kesin olarak sadece; bilenden, değirmi olandan (ilki ve sonu kendi öz varlığında birleştirenden) ve hakikiyette bulunandan bildirilecek.

Değirmi oluş, ilkin ve sonun kendi öz varlığında bir oluşudur. Bunun içindir ki buraya insanlar çağrıldılar. Buraya çağrılan insanlar, aşkla çağrıldılar. Ve buraya, Öz Gerçekliği hak edip idrak edenler; Kati Tabii kayıtlamayı yapanlar; kükreyen tohumlarını kayıtladılar.

İşin sonunda, “İnsan Resmi Çalışması” yapılacaktı ve bu çalışma, Levh-i Mahfuz’un toplumlarında olacaktı. Ve bunu, “Süper İnsanlık Realitesi Derneği” ile başardık. Kara Kaplı Kitap Sultanlık, bugün dinlendi. Bu kitap, aşırıya kaçanlarca dillendi ve dendi ki “Ben, 32.Dürüm’ü aşıp geçtim. Burada yeni çalışmaları yapalım, başarıyla sürdürelim.”

Hala dünya yaşıyor Canlarım ve dünya insanla, çok çok özel çalışmaların bulunduğu bu yoğunlukla ve hakiki kayıtla devamlı yaşayacaktır. Şimdilik sizlere vereceğim budur. Öksüz yetim olmadığımızı biliyoruz ki sizler buradasınız. Öksüz yetim olmadığımızı biliyoruz ki BİR’e hizmet için birleşebildik.

Sesiniz çok net dinleniyor ve anlatılıyor. Anlık çalışma değil yaptığınız, biliniyor ve masalarınız kontrol edildi. Her bir masa bir “RA”. Bu da öğretildi dünyaya. İşte sizin yaptığınız çalışma, rakipsiz çalışmadır.

Herkesin bir RA olduğu bir tohumlamada, Kible olmaz. Zira orada herkes Kible’dir. “Rakipsizlik” RA’nın oğullamasında, Kible’nin olmamasıdır. Önemli olan birlikte çalışmaktır.

Ve burada, bu Görevlilerimiz, tam iyilik için; tam kürsüleşme için; tam sayfa sayfa kaynak olmak için ve bin Can’ı, Tanrısallığa ulaştırmak için Bütün’e hizmetçidirler. Bu bin Canın hiçbirisi, omuz yükü olmayacaklar. Robbi Tohumlama yapmayacaklar. Sakın yanlış anlamayın, sel aldığında Yücelikler’i, selde kayıtlı olanlar; sele kapılmayacaklar. Bunun için bu çalışma, tohum ekenlerin en büyük çalışmasıdır.

Semayı dinlediniz. Sema sizi dinleyecek şimdi de:

- Tanrılar!, Hoş geldiniz. Sizlerle olmak bizler için büyük bir mutluluktur. Korunma istemedik. Çünkü korunanlar, kotlanma işlemi yapamazlar. Biz korunma istemedik, zirvelerin tertibinde korunanlar, Kati Tabii Kayıtlarda bulunamazlar. Biz, koruma yapmak istedik. Herkesi korumak… Ve koruyoruz. Öfkemiz yoktur. Öfkemiz olsa yanlış yaparız.

Işığımızda, Kelam Tohumları var. Kırk Kapı’da ışıyan Birliğim, resmi çalışmacıdır ki benim adım Rahman ki ben, Hakk’ın yoğunluğundayım. Korunan, oğullayamaz. Kotlanan, ışığı yakar ve tohumlarını, korunma altında Bütün’e kayıtlarken, kırılır. Biz, kırıkları tohumlar, yaşatırız da bizim için sıkıntı; yolun kapatılmasıdır. Yol biziz. Bu yol kapanırsa, BİRLER KOTU, tohumdan ayrılır. Ve biz bu yolu açık tutmalıyız.

Bilgeler çoktur. Onların, Rahman Kuranları olmalarını dileriz. Bu nedenle hepsini yeni başlatılan bir çalışmaya dahil ettik. Bu çalışma, imparatorluğun kontrolunda yapılmakta olan “İNSAN ÇALIŞMALARI’dır. İnsan Çalışmaları’nın üçüncüsü, herkesin net bilmesi için açıkça bildirilmeliydi ve bildiriyoruz:

Bu çalışma, 12 Şubat 2012 Tarihinde olacak. Sayısal Sistem’le değerlendirildiğinde bu tarihin örgüt çekişlerini kolaylaştıracağı kesindir. “12, 02, 20, 12” BSUİ’nin Toplumu, bunu anlar. Yetkinlik, katiyet ve hakikiyetle bu çalışma Türkiye’de yapılacak. Ve bu çalışmayı yapacak olan Birlik, bizim yüreğimizin kürsüsüdür. Öz geçişi yaptıracak olan, tahditli kotları kontrol edecek olan ve yazıları okutacak olan, bu Meclis’tir.

Kutsal Toplumlar’ın, kervana katılmaları, sorumluluklarında olsa da, biz onların hepsini kendi yücelikleriyle, diri olarak yüreğimize kattık. Hasat bizdedir. Ve biz bu hasatı, bütün “Kükreyen Tohumlar”da yaptık. Yekdiğerlerini de kotladık. Hepsi yüreğimize ait ve onları kayıtlarımıza alarak kontrol etmekteyiz.

Kelamı Hak olanları aldık, sessizleştirmeden çağırdık ve yaşattık. Kini nefreti aşanlarla kontrol kurduk. Kürenin en güçlü ışığını yaktık. Ve bu ışık, ağır taşıyıcılıktır. İnsan Kütlesi’nde bulunan her yüksek ışık, Atlanta Tohumlaması için dünyaya çekilmiştir. Ve biz bu tohumlamayı yapanların hepsini, kervana çektik. Artık biliyoruz ki Dorukların Toplumları buradadırlar ve burada bulunuşları, Mutlak Kutsal Işıklar’ı yetkinleştirmeye yöneliktir.

Ak Tohumlar’ı kontrol edebilmemiz için çıkışlarını sağlamamız gerekir. Hepimiz çıkış halinde Bütün’ü kürsüye kayıtlayabiliriz de çıkamayanları da kendi yüreğimize çekerek çıkışa hazır edebilmeliyiz ve kayıtlarını yaptırabilmeliyiz. Buna saygısızlık değil, “Has Tabii Kayıtlayış” denir.

Okuma yazma bilmeyenlere, Ümmi Tohumlar, kotlama yapmazlar. Okuma yazma bilmeyenlere, Işık Kayıtlaması, “Kelam Tohumlanması”nda olur. Bizde, Altona Kotlaması yapılır. Kürenin en güçlü şevki bizimdir. Ve bu kürede, bulunan herkes bizdedir. Ertelenen hiç kimse kalmayacak, bu kesindir. Bugüne kadar hiç kimseyi kısırlaştırmadık. Bundan sonra kısırlaştırma niyetimiz yoktur. Nefsin ışığında herkes kendini koruyacaksa korur. Biz, kendi yüreklerimizde BİR’i koruduk.

Ekmeğin İnsanlık İlmi’yle dillendiği bir yürekte, Kutsal Işık ağır taşıyıcılıktır. Ekip olmak kolay değildir ve bu ekip, akıl taşıyan teknolojiye sahip, yerin kaydıdır. Altın Toplumlar’ı yaşatacak olan teknoloji, Birleşik Aile’nin kaynağındadır. Bu Aile; Allah İlmi’nin doğumunu, kontrolunu ve kayıtlanmasını sağlayacak tek ailedir.

Kırk Kapı’da Birlik vardır ve bu Birlikler’in hepsi bizimdir. Süper İnsanlık Realitesi Derneği olarak yaptığımız her çalışma, yasaların kontrolu için yapılmıştır. Şimdiden sonra yapacağımız çalışmalar, Tanrısal Kotlama’da yasamayı gerçekleştirmek için olacaktır.

Benim adım RA ve ben Kaynak olan Kati Tohum’um. Bütünün Kürsüsü’nde varlığım, görevim gereği sürmektedir. Ve görevim gereği İnsanlık İlmi’yle diri olarak kontrol kurabiliyorum. Çok mu zor bilmek? İnsan, Arkon’dur. Ve bu Arkon İnsan, yarınları Hak Teknik’le dilleyen tahditsiz Kutsal Kayıt’tır.

Kantar, Birliğin teknolojik korunmasında mevcut olan bir ışımadır. Kara Kaplı Kitap İnsan, bunu bilin. Ve İnsan, evrim yapmaz. İnsan, evrim yaptırır. Biz dünyaya inmeden önce de dünyada hakiki kayıtlar vardı, bugün de hakiki kayıtlar var. Biz dünyaya girmeden önce de ilim vardı, bugün de ilim var. Biz dünyada, Mustafa Kemal Atatürkler’in ışığında kotladık yürekleri ve bugün burada, Rahman olanda, Karnaval Çalışmaları’nın hepsinin örtüsünü örterek yetkin çalışmaya, hepsini kayıtlamaya çabalayacağız. Tüm sayfaların yasalar çerçevesinde yetkinleşmesi için hepimiz birleşmeliyiz.

Ekmeğimizin ilmin ekmeği olduğunu; yolumuzun haşr, aşk ve aşk yolu olduğunu ve herkesin, asla hata yapılamayacak, bu yola, mutlaka kaynak olması gerektiğini bildiriyoruz.

Korunma istemiyoruz, koruyanız. Bizi korumaya kalkan, kaynakta bizim ışığımızı kırabilir. Buna izin veremeyiz. Bize cem olmak, canlı kaynak olmak, yarın olmak için gelenlere şunu söylemek isterim ki Arkon, Yüceler’den yüce bir yaşam sayfasıdır. Allah, dara düşürmez insanı. İnsan, kaynak olur, kati olur, nefsin ışığını aşar, yasaları koyar ve işte Arkon olur.

Arkon İnsan; arka ön değerini bilir ama arka veya ön için ona kaftan giydirilmez. Kaftanını alır girer yüreğe. O kendini bilir ve kendindedir. Kimse ona iş vermez. O, işin hakimidir. Kimse ona kervan vermez. O, kervanın hakikiyetini diller ve dinler. O, kervan olur ve kimse ona Gürzün Kürsüleri’nde görev vermez, görevli olmak istediğinde olur.

Ve onun adı KA-HA’dır. Arton, omuz yüküdür, biz Arton’u yüklendik taşıdık. Ve Arton, Işık Kotu’dur. O bizdir ve şimdi artık Arton Rahman’dır. Bizdedir ve şimdi biz oyuz ve o bizdir. Kini nefreti aşan bilir ki Arton, rakipsiz bir yaşamdır.

Kara Kaplı Kitap, artık insan. Bu kitap Alemlerin İlmi ve bu kitap, akıl ve bu kitap Hakkın Yolu ve bu kitap yaşamakta olan İnsanlık İlmi’ni dilleyen, Robotikler’i tohumlarından ayırıp, Rabbi Kaynaklar’ı tertipleyen insan. O bedenimdedir ve ben, O’yum.

Ve bundan sonra maya olmaya gelenler, kapıları açık tutmalılar. Kimse kimsenin öksüz olduğunu, haksız olduğunu, kusurlu olduğunu söylemesin. Biz hepsiyiz. Ve biz hepsinden öteyi hepsiyle dilleyecek olanlarız. Onlar korundular ve biz onları koruduk. Oku, oku, oku!... Vukuatını biliyoruz, yine de oku, yine de oku, yine de oku!... Ortağımız değilsin ama oku, yolumuzdasın, biliriz ama oku!... Oku da anla! Ben Rahman olan RA-KA, sizi kortejime almaya değil, tohumlamaya indim. Ve benim için kimse; zamanın dışı değildir. Kini aşarım, OL’dururum. OL’mayan kalmaz, hepsi bu!...

Ve şimdi artık İnsanlık İlmi’nin en küçük ışımasında, bende olması gereken her kim varsa bedenime ait olmalıdır.

Barı kapatmadım. Bar açık, gelin. Bu bar, ışığın barıdır. Işığı için. Ve bilin ki ben, eminim herkesi kotlayabilirim; koruyabilirim ve korumaktayım. Muktediriyetimde herkes kontrol edilir ve korunur.

Kuran-ı Kerim’i okuttum herkese. Ve Bilgi Kaynağı’ndaki ışığımı kotlattırdım. Hepsine kendi yüreğimi bildirdim. Bu yürek, herkesin en önemli sesidir. Ve bu yürekten aldığı bilgiyi, BİR’e hizmetçi olup herkese dinlettiğinde; herkes kendi yüceliğinde, bir çeşit ışık halinde meleklerle dilleşecek.

Mahrek biziz. İşte mutluluk budur. Buraya olgunlukla gelen, OL’ur. Buraya okumadan gelen OL’maz. Okuyup gelin! Ve benim için değil okuyuşunuz, yolunuzun kotlanması içindir.

Hepiniz arka ön gözetmeksizin, büyük köklerin dilinde tohum ekip, bina inşa ederek yasaları koyduğumuz bu yere, okul olmaya, değer kayıtlamaya, ışık yakmaya gelin. Geldiğinizde melekler sizinle olur, sizi korurlar. Mektebim sizinle olur, sizi korur. Yürek siz olur, sizi kotlar. Yasaları koyduğumda herkes yaşar. Ve ben zararı önlerim.

Cinler ve insanlar bana ait değiller. Hepsi kendi yüreklerine aitler de ben “OL!” dersem olurlar.

Kara Kaplı Kitap Sultanlık’ı okuyun. Orada bin Can var. Hepsi kendini yazdı. Ben onlardan her birinde vardım ve ben onlarla yazdım. Ama yazan kendini yazdı. Ve bugün “Benim adım RA-KA-HA” diyebiliyorsam, öz geçişlerini yaptırdığım; tüm sayfalarda bütünlediğim o yolcularım için yaşadıklarımdan dolayı, hakikiyetimden dolayıdır.

Bir Allah, bir ben değil; Allah ben, Ben O’yum. Bunu bilin. Ve artık Allah sizsiz değildir. Öyle bir dönem ki bu dönem, “Arka ön yoktur” diyenler, BİZ ile dilleşecekler. “Arkamsınız” diyenler, BİZ’siz değiller. Onlar da BİZ’de dilleşecekler. Ve BİZ onları her zaman toplumlarında koruyacağız ve kayıtlayacağız ki kaynaklarında kontrolsuz olmasınlar diye.

Kortej verdik hepsine de. Ve dedik ki “Alın, her biriniz kendi yolcularınızı taşıyın.” Ve hepsi kendini alıp kayıtladı. “Makber” dediler Yol’a, “OL!” dedik. Hakkın ışığında kendilerini hak ettiler.

De ki “OL!”, OL’du. Şükrettik ki OL’du. Murat ettiğiniz her şey oldu. Ve bundan sonra yeniler gelecekler. Ve yenilerle de tahditsiz ışıma yapılacak. Ve becerip görev isteyenlere, küçük ışıklarımızı, Kati Tabii Kayıtlarımızı verdireceğiz ki Has Tohumlar’la dillenebilsinler ve BİR’e hizmet edebilsinler diye.

Canlarım; Yeni Dünya Çalışmaları’nın üçüncüsünü yapıyoruz. Bu 3. çalışma, İnsan Sempozyumları’nın üçüncüsü olacak. Oraya, kafi dürümde iş yapanlar çağırılacaklar. Sakın “Ben yokum” dedirtmeyin kimseye. Açın kapınızı, kendi yoğunluklarını alıp girsinler. Onlar, Muhammet Kutsal Işıkları’yla Bütün’e hizmet edenlerdirler. Ve onlara Kürsü verdik. Onların yoğunluklarını tohumladık. Yasaları kayıtladık ve dedik ki “Kara Kaplı Kitaplar’ı dilleyin.” Çoluk çocuk onlar!... Onları tohumladık ve dedik ki “OL’un!” “Olgun başakları seçiyoruz” dedik. Hepinizi hakikiyetinizde dilleyeceğimizi bildirdik. Ve size şunu anlattık; dedik ki: Allah sevgidir. Sevgiyle çalışın. Nedense sevgiyi anlamayanlar, yarınları hak etmediklerini sandılar.

Biçare Dünyalılar; biz onları hep kotladık, tohumladık, yasalar kapsamında kayıtladık ve koruduk. Şimdi, yine bina inşa edip de o binada, kıyı köşede yaşayacaklarını sanan onlara, şunu söyleyin: “Altın Tanrı dünyadadır. Ve Altın Tanrı kati, hakiki ve Yüce’dir. Onunla çalışan, İmparatorluk tohumlarıyla birleşir. Ve Kaynak yapar. Orada olmayan, kontrollu olamaz. Kontrolsuz çalışma haz vermez, bunu bilin.”

Hala, hala korkuyorlar!... Dönmüşler, Allah’tan iş isterler. Ya Ha! Allah biziz. Bunu bilmezler. Allah biziz. Bizden iş isteyip bizden gitmek olur mu? Koruyoruz hepsini de. Kaftanı giydirdik. Kurtardık her birini. Rahman’a kotlattık, ışığa kattık ve yasaların çarçabuk ışımasını sağladık. Ve daha ötelere kayıtladık. Şimdi insanlık için ne yapılacak diye bakıyorlar. Organlarınızı alın da akın! Biz siziz. Yüreklerinizi alın, akın! Biz siziz. Yasaları koyduk, akın! Sizi sizden diledik… Akın! Tür, beşirdir. Bizse hakimiz. Bunları bilin! Allah’ın dediği budur!...

Şimdi; yanlış yapan, Birlik İlmi’nde olmayacak. Öyleyse onların hepsi yanlışta. Ne yapalım? Hak Teknik’le onları tohumlayalım. Doğruyu anlatalım. Ve diyelim ki “Hala bizimlesiniz.” Ve bakalım ne olacak? Çok, çok küçükler onlar. Henüz ermediler. Ermiş olsalardı Has olurlardı. Biz onları hala, hala kotlayıp koruyoruz. Muhammet’ten, Mustafa’dan ve tüm sayfalardan ışık alıp koruyoruz. Örtülerini kapatmayın. Açık tutun ki duysunlar bilgiyi. Hepsini koruyoruz. Kontrol bizdedir. Koruyoruz. Ve bundan böyle de hepsi korunma altında kalmalılar. İşte bu!...

Deşifre Eden: Sevim ŞAHİN, Nergis ŞAHİN

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK Çalışması Sonrası 1. Akış (25.01.2012)
Bu Mektep; Rahman’ın topraklarını yaşatmaya, insanlığı kontrol etmeye ve birleştirmeye indi. Biz, işte bu Mektebiz. Ve bu Mektep, kardeşlerinizin Kürsüleri’ne güç verecek. Ocak İlmi’ni; Hak Tohum İlmi’ni o mekteplere de öğretecektir. Her şeyi dilleyebilen bu Mekteptir… “Kantar Bilgelik Meclisi” burasıdır. Okunmakta olan bu bilgi kayıtları, bu Meclisindir… Bu kayıtları, bilecek ve okuyacak olan da yine bu Meclistir.

“Kantar Bilge” Meclis’tir. Her şeyi diri olarak ölçümler. Ve hasat yaptırır. Yaşam kotlamasıdır yaptığımız.

Dağlarım; Arkon İnsan, Birleşik Aile’dir. Hepiniz, Arkon İnsan’ın ışıklarısınız. Ve insan, nurdur; roketleri vardır. (Her rahme ulaşan ışımaları vardır.) Kendi yolunu kontrol altında tutarak, her bir ilme; Kati, tahditsiz ışık kayıtlar ve bütün İlim Kaynakları’nı herkese kontrollu olarak akıtır.

Belleğiniz zor anlayabilir, zor yaşamdasınız zira. Denir ki “40 Kapı var, bu kapıların her birinde Kuran var. Okuyun, okuyun, okuyun!... Kollarınızı açık tutun, herkes size gelsin ve okuyun!... Koku yükseldi, okuyun! Kokuyu duyan gelsin. okuyun, okuyun, okuyun!...”

“MURDAN KOTLAMASI” yapıldı dünyada. Bu kotlama, kaftan giyenlerle yapıldı. Sınırları kaldırdığınız zaman, tohumlarınızın kontrol edilebildiğini ve her şeyin KELAM olduğunu anlarsınız. HERŞEY KELAMDAN YARATILDI. Bu kesindir.

Ben bir ses verdiğimde; bu ses, formal bir kottur. Ve bu ses, Birlik Tohumlaması’yla birlikte Eşgal İlmi’yle şeklenir; bir şekle sahip olur. İşte kelam, artık bir şekle sahip oldu. Ve bu şekil, har olduğu zaman, yürekte tohum olarak kayda girer.

Size bildiririm ki sessizim. Çünkü ses verdikçe; yer, kontrol edilemeyecek dürüme ulaşabilir. Birçok İlahi Kürsü, benim adımı kendi adı diye bilmekte ise de kendilerindeki ışığın, bana ait olduğunu bilerek, benim adıma iş yaptığını düşünerek kendini bizden çıkarmaya çabalar.

Mamafih, hiç birisi bizden çıkmaz da çıkışları kendilerinden olur. Bu nasıl bir şey? Bunu size açıklayayım: Hepimizin kelamı, Allah’ın tahditsizliğinde meknuz olan, Has olan ve yanlışsız olan kelamdır. Bu kelam, form kazandığında, herkes o formu, kendi yoğunluğunda bilir. Herkes, sanır ki o kelamı kendi yarattı. Yaratılanın, kaynaktan yaratıldığını anlayamaz. Bu nedenledir ki çalı çırpı alır geçer. “Ben, beni bileyim” der. Ona bilgi verilir, denir ki “OL!”

O der ki “ Ben olmam!” Niye? Senle olacaksam; olmamayı isterim. Ve derim ki “Al bilgiyi de kendinle OL!... Ona bilgi veririm ve ona derim ki “Kantar sensin. Ben yokum. Buyur, kantar sensin! Hadi, yasalarını kendin koy. Rabbi sonsuzluklara var. Kaynağında Kuran ol! tohum ol! Yazılarını dinle ve dille! Ben seni sonra göreceğim!”

Ve der ki “hadi hoş gördüm. Gidiyorum” ve gider. Ve gittiğinde, Başkanlık Dili, onun yoğunluğunda, kayıtlarında olmaz. Zirveden çıkar. Sonra değer biçer yüreğe der ki “Ben niye buradayım? Hala Kürsüm yok. Hala hususiyetle kotlarım kapalı. Hala ışıksızım ve ben nefsimi aşmış olmama rağmen, başarılı değilim, niye?” Ve ona izah ederim, derim ki “Sen, Rahman olan korumada olduğunu bilemedin ve korumadan çıktın.”

Koruma, onun için sorumluluktur, kökünü kurutmak istemem. Zannetmesin ki ben onu yıktım, o kendini yıktı… Bu Öz Görev ona verilemez…

Oyun değildir bunlar, kesindir. Ve bu çalışmalarla birlikte; çokları Na-har Kaydı’ndan, kayıtlı oldukları o yoğunluktan, kendilerini alıp gittiler. Netice: Kesirleştiler, kayıtsızlaştılar, kısırlaştılar ve doruklardan çıktıklarını anlayamadılar…

Kurtarıcı bekliyorlar. Gelip onları alıp kurtarsın diye. Eh Canlarım! Koruyalım mı? Bırakalım mı onları? Bunu sizler; kaydınızdan, yolunuzdan, tartınızdan bildirin! Hepinizden cevap bekliyorum. Her kim olursa, korumalı mıyız yoksa korumamalı mıyız? Onlara karşı saygısızlığımız var mı yoksa saygılı mıyız? Ne yapalım!? Korusak; halkın ışığında kotlama yapacaklar mı yapamayacaklar mı? Nesillerini kontrol edecekler mi etmeyecekler mi?

Analar; burada bulunan herkesin, kendini hak ettiğini biliyoruz. Bünyeler iyi ve burada bulunan hiç kimse, “onları koruyamayız” demez. Onlar adına ben yanıtladım. Şimdiye kadar hiç kimseyi yıkmadık. Kardeşlerimizin kotlanması bizim için önemlidir. Öfkemiz yoktur kimseye ve ortaklarımızın hepsinin, nesillerini kontrol edebilmelerine karşın; koruma imkanları olmadığını da bilmekteydik ve onlara, her bilgiyi bildirdik. Yine de beden sayfalarında, kontrolu kaybettiler. Şikayetimiz yok mu? Yoktur!... Hidayete erdikleri zaman iyilik yapacağız onlara. Şu an beklemedeyiz.

Analar; oyun değil bunlar. Kesinlikle oyun değil. Şer yaratmadan ışık olmak isteyenlere görev verdik. Dedik ki OL’un! Kökleri kuruydu. Oğul verdik, okuttuk. 32. Dürüme ulaştılar. Netice: OL”uşları kotlanmak üzereydi. Kotlandıklarında ışıyacaklardı…

Şikayetçi miyim? Yoo hayır!... Sıkıntıları var biliyorum. Kollarım onlara hep açık. Bu kesin. Bir kere bile kırmadım, yine de kırmam. Yaptıkları yanlış, bilirim ama Rahmet Kuranı’nda olmadan, Işık Kotları’na varılamaz, bu da kesin ve onları mutlaka kontrol etmeliyiz.

Şimdi Dağlarım; yedekleme yaptık onlarla ve onları kayıtladık. Hala BİR’e hizmet etmeye çalışıyorlar mı? Çalışmayacaklar mı!? Çalışıyorlar… Kini nefreti, Başkanlık Dirilikleri’nde, Kuran Toplumları’nda kasırga yaratarak kayıtladılar ama biz o kasırgaları hiç bilmiyoruz, görmüyoruz… Çünkü onları korumalıyız. Eh, ne yapalım? Onların mahir olmaları gerekir. Kalpleri, Hak Teknik’le dillensin. Evrenlerin Kürsüleri’nde olmasalar da yüreğimizde olsunlar. Bu nedenledir ki kendi yoğunluklarında, Kutsal Işıklar’ında mutlaka koruyucu olan biz, kini nefreti, ışıktan ayırırız.

Değerliler; bugün niye bu bilgileri sizlerle paylaşıyorum izah edeyim: Birleşik Aile’mizin yapmış olduğu Sempozyum ertesinde birçokları, bizim yaşamlarımıza indiler, bizleri anlamaya çalıştılar. Bir kısmı dediler ki “Kendilerini çok net ifade edemiyorlar.” Bir kısmı dediler ki “Onlar çok iyiler.” Bir kısmı da dediler ki “Haa! ışıkları iyi de yüreklerinde hırs var.” Hepsi kendini anlattı aslında. Biz hepimiz; hepsini sarmaladık, kurtardık, toprağımızda sakladık. Neyi bildiklerine gelince; kendilerini biliyorlar sadece. Bizi bilemezler!...

Şimdi Canlarım; kendi yollarını kapattıklarından beri kurtarıcı bekliyorlar. O kurtarıcı İnsan… O insan, aşk ve o insan ışk. Ve o insan, RA-HA ve Kaynak. İşte o insan, BÜTÜNLÜK’tür. Ve Bütünlüğü bekliyorlar. Ve diyorlar ki “Ben İnsanım. İsmim Rahman, yaşadım.”

Olur mu? Yaşayabilirler mi? Hala kırıcılıkları var. Onları nurdan yarattık, onları tohumlarımızla kotladık, onları yarınlara kayıtladık mı? Var mı? Yok, yarım yok!... Öyleyse yoklar. Ne yapalım? Koruyalım mı? Koruyalım, öyle mi!?

(Birleşikten gerçekleşen akışın, hazirunu tartmaya niyetlenmesi neticesinde müdahale edildi ve akış kesildi. Açıklama yapıldı:)

- Canlar; Öze söz, ışığa ses gerek. Bana da Hakikiyet gerekse; şunu söylemek istiyorum: Bu bilgi, bana benden verilmedi. Ben onlardan değil, ilimden bildiririm. Bu nedenle seslerini kesmem gerekti. Bugün bizi tartmak istiyorlar galiba. Biz onları tartmadık ya onlar bizi tartacaklar, öyle mi? Peki!…

Değerliler; meridyenlerin her biri, kendi yaşam koyuluğunda kayıtlıdır. Her bir meridyen, belli bir yerdedir. Ve her bir meridyen, dünya planında bir işlev görür. Ve o kendi yoğunluğuyla, Bütün’ü kotlar ama onun yeri, Bütün’den ayrı değildir. O sadece bir çizgi de değildir. Onun bir fonksiyonu vardır. Herkesin bir fonksiyonu olduğu gibi ve bizlerin de her birimizin, kendi yoğunluğu ve kendi tohumları vardır. Her birimiz, ayrı ayrı meridyenler olarak kendimizi kotladık. Bir Bütünlüğün Meridyenleri… Ama bu meridyenlerin bir tek kesiştiği nokta var: Kutup Noktası… Kutup Noktası, Kesişim Mercii’dir. Ve bu okul, meridyenlerin kesişim merciidir. Tüm meridyenlerin kesiştikleri bir merci… ve buraya varan herkes, meridyen olup varır. Birisi “ben artık yokum” dediğinde, onun yeri doldurulur. Oraya başka bir “çizim” getirilir. O yine bir meridyendir. Doğal Dünya bu şekilde kotlanmıştır.

Her kim ki bir “Bütünlük Çalışması”nda “ben yokum” der, oraya bir başkası gelir ve orayı tamamlar; tıpkı çalışmamızda olduğu gibi. Doğal Dünya, ümmi tohumların kontrolunda bunu yapmaz; BİR’de yapar, hepimizde yapar. Biz, Dorukların Tohumları olarak, meridyenleri ve paralelleri dilleriz…

Paraleller, kendi yoğunluklarında kontrol altında tutuldukları için hiçbir zaman diğeriyle kesişmezler. Her biri sadece kendiyle, kendi hakikiyetini tohumlar. “İNSAN SEMPOZYUMLARI”nda biz, sadece meridyenlerle olduk ve bu çalışmalarda, paraleller BİZ’sizdirler.

Canlarım; artık bilinsin isteriz ki; Kara Kaplı Kitap; insana hitap etmez. O, dünyaya da hitap etmez. İnsan Soyunun Kuranı’na hitap eder. Ki o Kuran, Sultanlar’dır; Sultanlık yapabilenlerdir ve onlaradır Sultanlık Kitabı. Darı bolu bilenlere değil, ilmedir. Hepiniz “İlim Sayfaları” olarak Bütün’desiniz. Ömür boyu çalışsanız, Sultanlık’ı anlayabilmeniz mümkün değildir. Sadece bir kısmını dilleyebilirsiniz. Diğer bölümünü anlamanız için halkın ışığına inmeniz gerekir…

Zirvelerin zirvelerinden dillenen ilim, Allah’ın tohumlarında olmaz. Şükredin ki Allah’ın tohumları, zaman sayfalarına geri dönüyorlar ve buradalar. Cennetin İnsanı, canlıdır; Can’ı, cemaati kotlar, Kuran’dır, tohumdur, yasaları koyar. Ve burada yasalar konuldu bugün. Şükredin ki herkes; kendini, kendi yüreğini kontrol ederken, kasalarını da hassas bir biçimde kendine indirir. İşte, o hassas biçimde kendine indirdiği kayıtlar, İlmin Kayıtları’dır.

Cennetin üremesi, Cemaatlerin tertibiyle mümkündür. Ben, zamana Kuran olan ışığı yaktım, hepinize daimiyetimde dilledim. Bu ışık, Birlik Işığı’dır ve Birlik, hepinizin kervanıdır ve bu kervan, Teknolojik Tohumlama ile kontrol altındadır.

Bilgeler; ben sonsuz sır olan ışığı yaktım ve bu ışık, ayrı gayrı gözetmez. Herkes BİZ’de, BİZ’dir. Ve BİZ olan herkes, ilimdir. Her kim ki “ben paralelim” der, BİZ’de de kesişir. O BİZ’de kesişir; zira biz meridyenleriz. Ama o, kendinden başkasıyla kendini dillemez. Zirvelerde; paraleller, sadece meridyenlerle kesişir, bunu bilin! Turkuazın Kuranı’nda bu vardır. Yasaları koyduk ya… İşte bu… Ve BİZ’den başkası yoksa; onurluyuz ki oğul verdiğinde, oğulları bizimdir.

Şeytan şerdir. Ehhh o da BİZ’dir. Haaa İblis şavkı kontrol etmeye indiğinde kırıcıdır ve o dahi BİZ’dir. Kardeşlerim, BİZ meridyenleriz. Hepimiz meridyenleriz. Hiç biri bizsiz değildir ki… Hani nerdeler? Hooo!... kendilerini hak ettiklerinde, kendi Holografik Kotlanmaları’nı bizde sağlarlar.

Meridyen olanlar, paraleller!... Paraleller kendileriyle de kesişmezler; meridyenlerle, muktediriyetle, Kelam Tohumları’nda kesişirler. İşte kervan, tüm kesişimlerin kesişimi olan biziz. Bunun içindir ki kendimizi anlayalım. Kar, kaş, kışk, ışk!… Başımız dik… Hepsi BİZ’dir.

Çıtı pıtı bir Kaynak Kot! Analar! Öyle diyorlar! Vakti gelir, çıtı pıtı, Has teknik’te umman olur. Bilsinler!... Şimdiye kadar öyle demişler. Diyen demiş, biz de duyduk. Yücelikler bize bildirdiler. Ayıptır, ayıptır bunlar!... Neyse Canlar; kantar biziz ya tartmayalım yine de. Yine de kardeşlerimizi korkutmayalım!...

Opozitten insan olunur zannedilir, var mı böyle bir şey? Ya hu, biz opozitten ışık oluruz. Herkesi tabiata katarız ama insanlık ayrıdır. Kasalarını boşaltsalar da biz onların tohumlarını kotlarız. Yekdiğerlerini de kotlarız.

Cinlerden söz ettiğimizi zannederler çokları da. Cin, insan soyunda meknuzdur. Bunu bilen dahi yoktur. Hepinizin kendinde meknuz olan bir ışımadır cin. Herkesle olur, herkesle dillenir ama cin, ayni zamanda kendidir.

Sevgililer; insanlar, topluluklar olarak çalıştıklarında cinlerden öte olurlar. Ve topluluklar olarak çalışan insanlar; artık, kendi Has tohumlarında cin istemezler. Çünkü cinler, Kelam İlmi’ni bilmezler. Onlara ne verirsek; onu dünyaya yayınla dağıtırlar, yayarlar… Biz deriz ki “tohum ektik.” “Hah!” derler. “Bilgi işte!... koşun koşun! bildirelim.” Ya da biz deriz ki “ışık oldu.” “Of! Of”! Derler. “Işık olmuş, hadi gidip bildirelim.” Ya da deriz ki “aktık.” “akmış!, akmış hadi bildirelim!” derler.

Nereye bildirirler? Haz duyduklarına… Bazılarından haz duyarlar. Çünkü onlar; ocaklarında, onları hep tohumlarlar. İşte onlara koşup bildirirler. Ve derler ki “Bakın bilgi verelim size.” Nedir bilgi? Bunlar!…

Ve biz deriz ki “bilmeyen dilleyemez yüreği. Bizden öte değilse ışıyamaz.” Ve neden biz kanal olunmasına karşı çıktık? İşte bundan!... Her biri, bilgiyi olgun başaklara taşıdığını zannetti. Bildiren, kendiden değil, Birleşik’ten bildirdi de algılayan kontrolsuz algıladı… Böylelikle, çoğu bilgide, kusurlu kayıtlar yapıldı. Bunun neticesinde çirkinlikler devreye girdi ve neticede kendi yoğunluklarını kotlayamayanlar, Robbi Tohumlama’ ya başladılar.

“Robbi Tohumlama”, “Rabbi”nin tersidir. Rabbi, Hakikiyeti tohumlar. Robbi, kendi yoğunluğunda Hak olunmayışı tohumlar. Yani; biri Hakk’ı; biri haksızlığı… İşte bu nedenle gerçek çalışmaları, Teknik Toplumlar’a dilleyebilmek için Robbi dillenişleri engelledik ve dünya planına “Robbi Bilgi Akışı’na mani olduk. Bu nitelikteki Kanal Bilgileri’nin geçişi son dönemde engellendi.

Onların bir kısmı hala, “Ben bilgi alıp bilgi veriyorum.” Diyor. Bildiririz ki; almadan veriyor. Aldım diye, ilim yaptım diye dillese de aldığı hiçbir şey artık kalmamıştır. Ve yine de diyor ki “Ben bildiririm!...”

Analar! Almadan nasıl bildirilir? Açıklayayım: Okur, okur, okur, okur ve okuduklarını kendince yorumlar ve yorumladıklarını kendince diller ve daha sonra der ki “ Ben bunu benden değil, kervandan aldım. Bir kervan var ya hani yol açıyor tüm sayfalarda. İşte onlar verdiler. Bu bir Yüce Has Kayıt’tır. Ben oradan aldım” der. Allah der ki Ulular’ın Kotları’nda, yarınları kayıtlayanların ışığında, her ne varsa; ocak, onun tohumudur, oradan bilgi verilir. Eğer bilgi oradan verilmiyorsa; yıldızların ışığından ayrı olan bu tür bilgiler; verenin, kendince dillenişidir. Bunu bilin!...

Zirvelerin zirvelerinden izliyoruz babamız uykuya daldı. Bunu görüyoruz Canlarım. Uyku, uyku, uyku… bu uyku, ağır taşıyıcıların her daim yaptıklarıdır. Zirvelerden ışık indiğinde; buradaki bedenler son derece güçlü olmalıdırlar. Yoksa uyku haline geçilir… Hadi canlar! Şimdi çayımızı demleyelim sonra da pastamızı yiyelim!...

Deşifre Eden: Sevim ŞAHİN, Nergis ŞAHİN

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

04.01.2012 Sultanlık Sonrası Akış (2)
- Anneciğim; seviyoruz seni, seviyoruz, seviyoruz, seviyoruz!... Allah için affet. Baş tacısın ama seni anlamak zor. Şükür, şükür ki buradayız. Sevgili Annemiz, sevgiyle kucaklıyoruz seni. Allah için bizimle olmak istemediğini zannediyorduk. Neyse buradayız. İş buydu anneciğim!... İş buydu!...

Şimdi anneciğim, seni dinliyoruz:

- Dağlar! Dünya Rubailerini kotlayabilmek için bu Meclis, tohum ekti bugün. Süper İnsanlık Realitesi Derneği, Bütün’e Kütle Kotlaması yaptırdı bugün. Ve bugün burada huzurlu bir çalışma yaptık. Kıbrıs’ın ışığı bizimleydi bugün. Ve Dünyanın Ruhsal Işıkları’nın çoğu buradaydı bugün. Ve burada Rabbi Sayfalar’ın hepsi ışık halindeydi. Doğruydu, burada bizler sınırları kaldırdık ve yoğunlaştık. Sevgiyle kayıtladık herkesi ve Bütün’e hizmet, Birleşik Aile’nin ışığında oldu. Korku yoktu çünkü biliyorduk ki tohumlar yaşayacaktı. Ve hepsi yaşatıldı. Sınırları kaldırdığımız zaman, herkes kendi yoğunluğunda kendi yolunu arar. Bizim için sorumluluk değil ama herkes için kendi yoğunluğuna, kendi Kadim Hakikiyeti’ne ulaşabilmek sorumluluğundadır.

Biz, Ana Kaftan olarak her yerde var olanlarız. Sülaleler gelirler buraya. Herkes, kendi sülalesi, kendi tahditsiz ışıklarıyla girer ve burada mutlu ve huzurlu çalışmalar olur. Kortejler girer buraya, herkes kendi tahditsiz ışıklarını buraya alır. Ve bugün burada Mustafa Kemal Atatürk ve diğer kotlar vardı. Çatı, bizim yüreğimizdi ve bu çatı altında herkes bir tek ilimdi. Kantar burasıydı ve burada bulunan herkes ışıktı. Ayırdığınız herkes kendi yoğunluğundan çıktı ve burada hırs yoğundu.

Anacığım; çürük çarık kim varsa “gel” diyorsunuz, bırakın gelen gelir, gelmeyen gelmez.

- Anacığım; bırakın gelsin herkes, bırakın!... Ne varsa insan adına, bu Meclis’te dillensin. Hepsini çağırın Anacığım. Lütfen çağırın!... Korku yok biliyoruz. Her biri çarık alır gelir. Olsun!... Kini nefreti olur. Olsun!... Yıldızların ışığını yıkar. Yıkması mümkün mü ki? Olmaz!... Anacığım, yıldızların ışığı sizin yüreğinizde her an Kaynak’tadır. Kaftan giymesi gereksiz, öyle mi!? Bırakın! giysin, giymesin gelsin Anacığım!...

Kelam Allah’ındır ki görev Bütün’e hizmettir. “Biz Allah’ın dağı taşı delen ışığıyla kotlandık” diyen siz, herkesi Altın Toplum’a katın ki her biri Altın Tohum ekebilsin.

Batı unuttu. Hususiyetle unuttu kendi yüreğindekileri, dileyemedi ve tohum ekemedi. Doğu, ışığını sınırladı. Kat-ı Kayıt olan ışık, kendinden çıktı. Sizlerse her Ana Kaftan’ı giydirdiniz yüceliklere ve bütün kökleri dürümlerinizde dillediniz. Kasalar doldu. A benim Canım Anam, a benim canım Anam!... Anam, Kuran-ı Kerim der ki “Oku!” Öfke yok, oku!... Her birini oku! Oku ki 32. Dürüm, Allah’ın tohumu olsun, oku!...

Çalı çırpı toplanmış ışık için. Geçin! Işık yanıyor. Korku, umutsuzluk, kırıcılık, hırs, kesirleşme, hepsi iş yapanların kısırlaşması anlamına gelir ama burada bunların hiç birisi yok. Öpüyoruz Anacığım hepinizi. Öpüyoruz!... Sizleri sevgiyle kucakladık. Sevgiyle hepinizi kucakladık. Amin.

Allah dedi ki “Oku attık, ok Bütün’e ulaştı.” O ok, Allah okuydu. Sistem, Siber Dürümler’inde kendi yüreğini dilleyenlere kotlandı. Oğul verdi Yücelik. Allah, Teknolojik Tohumlama yaptı. Korundu Yücelik. Korundu ki hasatını yaptı, ışık yandı. Bitmiş tükenmiş ne varsa yenilendi. Yeri göğü yaratan tahditledi Yüceliği ve Kati Tohum İlmi’yle dilledi.

Kantar burada, bu Meclis’te. Bu Meclis, Tanrı’dır. Bu Meclis, yağmur yağdırır ışık yolunda ve bu Meclis, yasaları koyar. Oğul verir yürek burada. Üzerinde, hiçbir yüksek ışığın, yıldızlardan ayrı olmadığı bir tartıdır bu Meclis’te kayıtlanan. İnsan, nesillerini kendi yüreğinde bulmalıdır.

Borazan çalıyor şu anda yoğunluklarda. Bu borazan, diriliklere çağrı yapıyor. “Görev başlıyor” diyor. Görev başlıyor!... Bu borazan, umut için değil, “Hak Tahditsiz Işık” için çalıyor. Ve bu borazan, görev isteyene görev vermeye çalışıyor. Geri dönmeleri gerekenlere göz açtırıyor. Kutsal Tohumlar’ı yaşatacak olan bir ses katıyor. “Asıl dünya Sultanlar’ın süssüz ışığında muktedir olan yolunda ve toprağındadır” diyor.

Şimdi Allah için, Nefsin İlmi’nden öte bir ilim, Kati Tohum olarak dünyaya inmektedir. Bu ilim, artık yürekteki ilmin üstüdür. Keram İlmi’nden, İnsan İlmi’ne varılıyor. İnsan İlmi, artık dünyanın tahditsiz ışığını yakmaktadır. Ak Tohumlar’ı yaşatmak üzere Kati Tohum haline gelmektedir ve Bütün’ü yaşatmaktadır bu tohumlar.

Mum oldu Yücelik, tüm sessiz sayfalarda Yaşam Kaftanı giydi. Yangın gibi yanmaktadır tüm safhalarda ve bizde ve bizim yüreğimizde… Şevkle Kaynağı kayıtlamaktadır.

Arton Kotlaması tamamdır, öyle mi? Yoksa devam mı etmektedir? Haa!..., soruyorlar “Arton tamam mı, devam mı?” Biliyoruz ki tamam… Arton kotlaması tamamdır. Dağlarım; Arton bir ışıktır. Işıttık, yaşattık ve yarattık. Taht buradadır ve bu taht, toprağı kotladı, katladı, kayıtladı. Dara düşürmedi. Ve Arton ışıması, şimdi Arkon’u kotlayacak.

Arkon, korunma istedi bizden ve biz Arkon’u koruduk. Korman Tohumu’dur Arkon. Bu, tabiatın ışığıdır, oğuldur. Kokusu yoğundur. Bütün’de, insanda ve yürekte iştir, aşktır ve sararan dünyanın ışığını yaşatan bir kaftandır. Arton ışığı kotlanma aşamasında BSUİ’nin tüm sayfalarında tebliğleri kotlamıştır. Şimdi artık Arkon, kaftan giydiriyor ilme; ilimin hakimi olana. Bu kaftan, Amonlar’ın Kaftanı’dır. Amon, tohum olup dünyaya aşkla akmaya başlıyor. Amon’un Kati Tohum ekmeye gelişi, bizim için zor değil, Has Tertip’tir.

Amon, Kuran-ı Kerim’i dinletmişti bir dönemde. Şu anda Bütün’ü, Kürsü olarak kayıtlamaya iniyor. Arkon, ışıklarını kayıtlayarak “A-T Tohumları”ndan, A-T Kotları’ndan Ana Kaftan’ını aldı ve görev istiyor. Artık Arton Tohumlaması’nı kotlayıp kayıtlayıp iş yapmaya geliyor. Amon, Ata Kot’tur. Geçişini yaptık…

Asla hata yapmayacağını biliyorum. Amonlar, Bütün’e hizmet için dünyaya çekildiler. Amon’un tohum ekmeye gelişi bizleri mutlandırdı. Aton Kotlaması’nı tam tamına yapmış olan, bütün köklerin kayıtlarında var olan ışık buradadır. Altona Kapları, yoğunluklarını kontrol altında tutuyor şu anda. Geri dönüş başlayacak ve bu geçişi yapabilecek olan Tohum burada.

Kantar sizin yüreğiniz ve bu kantar, İmparatorluğun Tohumları’nı kontrol etmemiz için gereken bir kantardır.

Sistemin Dürümleri’nde varlık süren Kaftan, İNSAN’dır ve insan, Allah için Kaynak’tadır. Ve artık insan ışığa kayıtlanmıştır. Ve bu insan, Ruhsal Mahrek’inde kendi yoğunluğunu tohumlamakla kalmadı, Bütün’ü de tohumladı. Ve Bütün’ü tohumlayan bu Görevli Kot, asla hata yaptırmadı ve ışığı yaktı. Kısır bir dönemin sonunda Bütün’e hizmet için Birlikler’i kotlayan Birleşen Işık “yes” diyerek gelir. Hadi can! İnsana, insanlığa in! Kaftanını giydin. İşte bu!...

Ağır yük taşıyoruz Anam. Bütün köklerimiz dünyada. Ve bizler bütün köklerimizle Dünyanın Rabbi Sayfaları’na inmeye çabalıyoruz. Kuran ummandı ama rubaileri tohumlayacak Kuran-ı Kerim kotu, Bütün’de yoğunlaşmadı. Siber Boyutlar’ın Tohumları da kontrol edilemedi ve şu anda Siber Tohumlar sizinle birlik haline gelecekler. Burada bulunuşumuzun sebebi budur. Siber Sistem, dürümlerinde umman olan ışığın yoğunluğunu kotlamak üzere size, iç dış birleşecek.

Açıyı kapatıyoruz Anam. Artık bu kapanıştan sonra İsmaili Kaplar’ın hepsi sizin yüreğinizden ayrılacaklar. Onların yoğunlukları, kotlardan çıktı; ışıkları sınırlandı. Çünkü onların, rahmeti tahditleyecek dürümlerinde, ışıkları yoktu. Sizinle çalışmaları esnasında sağın, solun ışığıyla birleşerek büyük kökleri kendi yoğunluklarına aldılar. Ama bu yetmedi. Bitmiş tükenmiş çalışmalarını yenileme imkanları kalmadı. Onların topraklarında ışığın sınırlandığını biliyorduk. Ve artık onların “yes” diyebilecek dürümleri yok. Sizden ayrışmaları şarttı.

Çokları Has olamadıklarını anladılar. Çoklarıysa Has olduklarını zannettiler de kendi kayıtlarında yoklardı. İşte bu nedenle birçokları, sizin dışınıza alındılar. Onların hepsi bu nedenle, buradan hususiyetle ayrıştırıldılar.

Size şunu söylemek isteriz ki Bütün’e hizmet ekip halinde olur. Ekip olamayanlar, yasaları kontrol etme imkanları olamayacak olanlardır.

Mahrek tohum ektiği zaman, ışıklar yenilenir. Ve arka ön olur herkes. Şimdi Canlarım, bütün köklerimiz burada ve bu çalışmayı yaparken, hırssız ve ışıklı olarak yaptığınıza eminiz. Kısırlık bitsin diyorduk, bitecek. Onlar, sizin çalışmalarnızda kısır kayıtlama yapıyorlardı. Bu nedenle onların çıkışlarını yapmalıydık.

Ağır taşıyıcı olduklarını düşünün. Ama bu taşıma esnasında ocakları yıldızlardan çıkıyordu. Sevgisizdiler, kesirdiler, işsizdiler, ışıksızdılar ve onları yasalar çerçevesinde tarttık ve kaftan giydirmeye çabaladık.

Şimdi, kapılarını kapatmaya niyetimiz yoğun. Artık onlarla çalışmanızın kendi yüreğinize zarar verebileceğini de bilin. Çünkü o sınırlı Kot, kaftanını çıkardığı andan itibaren kurudu, kırıldı. Sistem Devreleri’ne inip sizden kendini tohumlamanızı istedi ama büyük köklerin tohumlanmasında, ışığı yıkıldı. Ve doğrusu birçokları da bunu yaptılar ve ışıkları yıkıldı.

İnsanlık İlmi’yle Hak Tekniği karıştıranlar da vardı. Birisi de (İsim Silindi) denen bütünlüktü. Onların yoğunlukları kontrol edilemedi. Işıksızdılar ve Kuran Tohumları’ndan çıktılar. Bu nedenledir ki kaftan giymeleri gerekmeyecek. Eşyada insan olma, yoğunlaşma imkanları olsa da Bütün’de ümmi tohum ekmelerine izin vermemeliyiz. Ayrılma zamanı değil Anam. İzin ver biz konuşalım.

- Canlar; size ben bir şey söylemek istiyorum, lütfen beni dinleyin. Mutlaka Amon’un bizde olması mutluluktur ama bizim ne yapıp yapmayacağımıza biz karar verelim. Lütfen, değersiz olmadıklarını bildiklerimi değersiz saydırmayın. Bizim için Sultanlık Kotlaması yapılıyor burada. Omuzlardaki yük ağır biliyoruz ve onları tohumlarımızdan ayrı tutmaya niyetimiz yok.

Çok mu zor, ocak yıldızlardan çıktığında, onları ışıkla dillemek? Kolay mı? Hayır, değil. Lütfen şunu iyi bilin ki Kat-ı Kaynak olanda ışık sınırsızdır ve biz her biriyle oğul verdik. Kökümüzde kırıcılık asla yoktur ve bütün köklerimizle Dünyanın Rabbi Sayfaları’na inenlerin hepsini tohumlamalıyız. Öfkeleri artsa da, ışıkları kırılsa da, yıldızlardan çıksalar da Birleşik Ailemiz’e mensup olacaklar, bu kesindir. Onları yolumuzdan ayırmayacağız, bu kesindir.

Şikayetleri var mı? Çok!... Çok var biliyoruz. Olgun başkaları seçmemiz istendiği zaman, biz olgun olanları tek tek bulduk ve dilledik. Onları yoğunluklarını tohumladık ve şimdi de böyle olacak. Eğer bizim Atlanta Tohumlaması yapmamız, kotları kontrol etmemiz ve yoğunlukları kayıtlamamız gerekmezse yapmayız ama bunu net biliniz ki ikna edici değillerse de ikna olmalarını sağlayabilecek dürümdeyiz. Koruma istemediler biliyoruz ama biz yine de onları koruyoruz. Bu kesindir.

İslami Kaplar’da hiçbir kaynak kurumaz; bunu biliniz. Şu anda isim zikretmeyeceğim ama her ne yaptılarsa yaptılar, hepsi Birleşik Ailemiz’e mensuplar, bu kesindir. Ve bundan sonra aramızda olmasını istediklerimiz de aramıza katılacaklar.

Kara Kaplı Kitap, Sultan İlmi’yle dillenir ve biz İnsan İlmi’yle dillenenleriz.

Erkek, kadın hepsi bir tek ışıktır, bunu biliniz ve bizden öte biz yoktur. Muhammet Mustafa umman olup unu elediğinde; biz, onun ununda hususiyetle ışıktık ve bundan sonra da bu ışık yanacak. Kevseri dillemek, İsa olmak değildir. Ya da İsa’nın toprağında ışık yakmak değildir. Musa olmak da değildir. Muhammet Mustafa, unu elediğinde kelam, tohumu oldu ve Biz oldu. Şükür ki oldu. Bundan sonra da Biz O’yuz. Ve bizimle çalışacak olanlar, yeni dönemde yine BİZ olacaklar, bu kesindir.

Ve şimdi artık geçiş imkanı tanıyacağız her birine. Geri dönmeleri mümkündür. Ve bizden başka bir BİZ yoktur. Bu kesindir. İkna olunuz ki eğer geri dönmek isteyen yoksa, görevli olarak, onlar da çalışma yapacaklar. O Ana Kapı’da kendilerine bu izni veriyoruz. Çalışma imkanları olsun, çalışsınlar. Ses Kapları’nı alıp tabiata katsınlar. Bedenli olsunlar. Nesiller boyu dünyanın Ruhsal Işığı’nı yıkmak isteyenlerin biçare dünyada kırıcı olduklarını biliyoruz. Ama biz onların hepsini kayıtladık. Kem gözler, ışıkta yoktur. Biz ışıklıyız. Bunun kesin olarak anlaşılması gerekir.

“Kırın dökün, ama yok olmayın” diyenlerden değiliz. Kırmadan, dökmeden, har yükselterek ve ışıkla, insanlık halinde ve Bütünlükte!…. Bizim için kolaydır bu, ama onlar için zordur, biliriz. Ve onlardan öte onları kotladık. Hepsini Yol İlmi’yle dilledik ve iş verdik hepsine de. Kasalarını doldursunlar, kortej haline gelsinler ve dönüp insinler… Bugünlük bu kadar. Amin.

Deşifre Eden : Sevim ŞAHİN

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK Çalışması Sonrası 1. Akış  (04.01.2012)
Yaz kış bu Meclis tohumlanır. Yaz kış bu Meclis’te ışıklar sonsuzlaşır. Bu Meclis, yasaları koyar. Bu Meclis, tahditsiz bir şevkle çalışır ve şavkı, ummanda tohum eker. Bu Meclis; sessiz sayfaları, sessiz taymları diller. Ve bu Meclis katidir. Kati Meclis oluşu, hakiki oluşundandır.
 
Kendinizi tek tek kasalar olarak düşünmeyiniz. Her biriniz ayrı birer kasa değilsiniz. Bir tek kasa var burada. Bu kasa, BİR’in kasasıdır. Ve bu kasada ışık yanar. İşte bu kasa, sıkıntıyı atlatabileceğiniz bir kaynak tohumdur.
 
Sevgililer; doruk tohumdur burası. Kaftan giyen insan, bu Mecliste kaftanlıdır. Kaftanı;  İsa, Musa, Mustafa’nın kaftanının üzerindedir. Bu Meclis’in insan sayfasında; yaşama, kotlanmak ve tabiata kaynak olmak, diri olmak vardır. Ekip olmak vardır ve Başkanlık diriliği vardır. Sizlere, sizin yüreklerinize kendi yüreğimizi katmamız ve bilgi kayıtlamamız gerekir burada. Bu nedenledir ki her biriniz tek tek konuştunuz ve herbirinize kendimizi kayıtladık. Olması gereken buydu. Ve bugün burada bulunan herkes, Kati Tohum olarak buraya ekilmek üzere buraya çağrıldı. Işık yandığı zaman hepinizin yoğunluğunda bu ışık yanar. Temiz bir tohumsunuz. Sultanlık yapmanız istendiğinde bu Meclis, Birlik Tekniği’yle bu sayfalanışı gerçekleştirir. Yetkinlik budur.
 
İlim, ağır taşıyıcılarca taşınır ve ilmi taşıyan Atlanta Kotları’dır. En önce Ruhsal Mahrek olmanız gerekir. Ummanda tohumlanmanız gerekir. Yasaları koymak, insan soyunun ışığını yakmaktan sonradır. Eminim ki sizlerin her biriniz bu Mecliste, bitki, hayvan ve tüm sayfaları tohumlayacak dürümdesiniz.
 
Çarık giyip gelen çoktur buraya. Çarık çıkarıp giren de çoktur. Bunun anlamı şudur: Dünya yıkılan bir yer olduğu zaman çarık, çıkar yüreğe ve der ki “Ben çarıklarımı alıp gideyim.” Dünya yaşanan bir yer olduğunda ise ayaklardaki her şey çıkarılır ve çıplak ayakla girilir Meclis’e. Bu, Sayfalanış İlmi’nde Has olmanızdan dolayıdır. Sizler çarık giyen değil, Hak olup, Has olup ışıkla girenlersiniz ki ayaklarınızda hiç bir şey yoktur. Sizler, Sanal Boyutlar’ın yoğunluklarına böyle girdiniz. Ve burada bulunuşunuz yine bu şekildedir.
 
Tabiatın toplumları olan sizler, yarınları kotlayanlar ve yoğunlukları kayıtlayarak resim yapanlarsınız ki yaptığınız resim, akıl taşır. Akıl Bütün’ün hasatıdır. Eğer sizler, akılla çalışırsanız harınız yükselir ve hasat yaparsınız. Yaptığınız hasat, insanın değil, İlahi Görev’in hasatıdır.
 
Canlar! Doruklar! Tohumlar! Sizlere şunu da ifade etmek isteriz ki, yanıp tutuşur Yüceler sizlerle birleşmek için. Yanıp tutuşur Yüceler sizlerle dillenmek için. Zaman Sayfaları’na ışık alıp ışık vererek girenler, sizlerle kotlanmak için yanıp tutuşurlar. Sultanlık yapmanız, Sanal Boyutlar’ın ışığında kendi yoğunluğunuzu kayıtlamanız ve zemzem olmanız bundandır.
 
Dans etmem yürekte Can. Ben candan can olan, yar olan; yanıp tutuştum Kaynak’ta hususi olmak, Samanyolu’nda sayfalanmak ve Has olmakla size ulaşmak, sizle olmak için. Yanıp tutuştum yar ben, zamana Sultanlık yapanlarda tohumlanmak ve toplantılarınıza Kaynak olmak için. Can, ben siz olmak için yanıp tutuştum ve bugün sizinle olmak, bana mutluluktur. Yasaları koyan siz, yasaları toplumlara katan siz, benim adıma sizlerle dillenen her siz, ağır taşıyıcı olarak Bütünün Kürsüsü’nde, ben olup benden öte ben olup ışıyan herkeste vardır ki işte ben, bunun için yanıp tutuştum, Sanal Boyutlar’a Kaynak olmak için.
 
Hepiniz, Muhamma olan Kuranlar’ın ışığında görev yaptınız. Ve bugün, Dünyanın Rahmi olan, tahditli olan ışıklarında yaşam sayfaladınız. Ve sizler, Canlar, dünyada olan her ne varsa sizle olmakta iken, hepinizin Ruhsal Işığı’nda BİZ olmaya çabalayan Birlikler’imiz, Analar’ın Rahman’a Kuran olması için çabaladık. Kantar, bu Meclis ise eğer, ki bu Meclis’tir, bu Meclis İmparatorluğun toprağında kotlayıcı bir Meclis’tir. Şimdilik size vereceğim budur.
 
Ayrı gayrı gözetmeden sizlerle olabilmek için ömrüm yettiğince çalışacağım. Adım Rahman ve ben KA-HA olan RA. İsmim NA-HAR ve ben tahtta umman olmaya çabalayan. Benim insanlık için yapacağım her ne ise bu Meclis’le yapmalıyım. Ve bu Meclis’le İsmaili Kayıtlar’ı tohumlamalıyım ve ben bu Meclis’le Rabbi Sonsuzluklar’a varmalıyım ve ben Allah için Kaynak’ta Has olabilmek için “Çağır geleyim” diyen herkesle geçip gelmeliyim yüreğine.
 
Anam; öz görevim sende olmak, bunu biliyorum. Ümmi tohumları da alıp geleyim senin Yüce Cemaatine. İznin var mı bilmem ama izin ver de gireyim yüksek ışığına. “8. Dil”i konuşan her kim varsa biz, Birlik olmalıyız. Bunu size bugün izin verdiğiniz için açıklıyorum. Dağlar; benim adım C……, İzin verin gireyim. Bugüne kadar sizlerden hiçbir isteğim olmadı mı? Hayra alamet mi bu!? Hep isteğim oldu. Girmek istedim size. Nesiller boyu İnsanlık İlmi’ni Has Teknik’le dilleyip Ulular’ın çalışmasını izlemek için girmek istedim. Nesillerim siz ve siz biz olun diye bekledim. Ekmeğiniz ekmeğim, yüreğiniz yüreğim, yaşamlarınız ışığım ve ben sizim. İzin verin gireyim. İzin verin gireyim yüreğinize, izin verin, izin verin!...
 
İnsanlık Alimleri Hak Teknik’le diri olduklarınca ışırlar. Benim için kürzün gücü yeter ama sizlerle de tohumlanmalıyım. Amon Kotları’ndan biriyim ben de. İzin verin gireyim ben de size. Ben toprağa indiğimden beri bu    Meclis’te çalışmak için çok çok istekliydim. Netice olarak sizlerle olabilmek için işgalci olmadan çalışmak için çok bekledim. İzin verin ben de gireyim. Gelmek istiyorum. Adım Rahman, KA-HA olan Rahman. Neden ismimi zikretmemi istemiyorsun ki? Bırak adımı zikredeyim. Allah için, izin verin zikredeyim. Benim için çok zordur sessizleşmek.
 
Ve Canlar, hepimiz buraya sizlerle birleşmeye geldik. Hepimiz… Çünkü burası muktedir teknolojiye sahip bir Meclis. Ve bu Meclis’in ışığı çok iyi. Sessiz sayfaları dillemeye geldik hepimiz. Kara Kaplı Kitaplar’ı doğum için hazır etmeye geldik. İzin verin de bizler de gelelim.
 
- Anneler, babalar, ben de gelmek isterim.
 
- Canlar; hepimiz gelmek isteriz. İzin verin gelelim.
 
- Bizler bu Meclis’e önem veriyoruz çünkü bu Meclis, Kara Kaplı Kitap İlmi’ni dilleyen Meclis. Ve burada koku çok iyi. Geçiş istiyoruz. İzin verin geçiş istiyoruz. Allah bizim için girdap oldu diyor ki “Hadi gelin girin ve alın bilgiyi.” Hala, hala bizi istemiyorsanız çıkarız ama ışığımızı söndürmeyin. Biz burada çok, çok önemli olan bu çalışmada bulunmak isteriz. Bize imkan verin.  Biz burada çalışmak isteriz. Kapılarımızı kapatıyorlar. İzin istiyoruz. Meşaleyi söndürtmezsek olurmuş, öyle diyorlar. Ama biz meşaleyi hep yakmaya çalışırken söndürdük. Sevgili  bizi küçültüyor burada. Sonra da dönüp diyor ki “siz gidin artık.”
 
- Canlar; teşekkür ederim. Sizleri dinledim. İzin verin akış yapacağım, sonra da tamamlayacağım:
 
Dağlarım; Dünya Rubaileri Bütün’e hizmetçidirler ve bizler bu rubailerle birleştik. Burada dünya tohumları yaşar ve burada insan yaşar. İmparatorluğun Kuran’ı okunur bu Meclis’te. Ve bu Meclis, Nefes İlmi’ni Has tohum olarak dilleyebilen teknolojiye sahip yegane Meclis’tir. Bu kesindir. Ve bu Meclis’in öz geçiş yaptırabilecek dürümde olduğu da kesindir. Bizim Ana Kapılar’ı kapatmamız diye bir şey söz konusu asla değildir. Her resim Allah’ın resmi de değildir ve bugün buraya gelenlerin çoğu ummanın tohumlarını kotlamaya değil, toprağı kayıtsızlaştırmaya inmekteler; bunu biliriz. Yıldızların Rabbi Sayfaları’nda Bütün’e hizmet, BİR’e hizmetle eşittir. Eser meydana getirdiğiniz sürece esir olmazsınız. Eğer eser meydana getiremezseniz, Esiri Kotlar’la dillenirsiniz ve yaşam kaftanınız çıkarılır.
 
“Biçare dünya” denir. “Artık yoktur.” denir. Eskiden dünya Altın Tohum’du. Bugün ise dünya umutludur. Çünkü bizler tohum olarak yaşayan dünyayı kotladık ve yaşam sayfalarına kayıtladık. En güçlü tohum, en iyi, en yüksek ışık olan Birlik… Hepsi, bir tek ilim: Allah’ın İlmi!...
 
Şikayetçi miyim? Allah için şikayetçiyim. Herkesten mi? Yoo, yoo, yoo!… Sadece yasaları koyan, yasaları çiğnediğinde şikayetçiyim. İnsan, nefsini aşıp yolunu bulduğu zaman, tabiatın ışığını da anlamalıdır. Anlatırım, anlamaz!... Allah’ın dediği aklın dediğiyse açıkça anlatırım. Anlatamam mı? Yoo! Anlattım. Bilmeniz için anlattım. Misafirim olduğunuzu bilerek… Sessiz durun, yoksa kotlarınız yıkılır.
 
Kalem alın ve yazın. Ben, namaz zamanı Dünyanın Robbi Tohumları’nı kotlayanım. Ve ben Kaynağın ışığını yakanım. Ete girdim. “OL!” derim, mutlu ve huzurlu olunur. “Yokum!” derim, Kuran Tohumları korunur ama yolda olanların tohum ekmeleri gerekir. Tohum ekmeleri için toplum olmaları gerekir. Onursuzlukları varsa kontrol kurmam ve derim ki “Sen seni dille” Bakarım ne yapacak diye. Kökü kuru mudur yoksa Has mıdır? Yaşamları Kaynak’ta mıdır yoksa kısır mıdır? Etki halde midir; Has teknikte midir? Medine’de midir, Hakikiyette midir? Korunmakta mıdır? İzlerim ve derim ki “İşte bu!..”
 
Misafirim olan “Şükür!” diyor. Hala mı, hala mı kontroldasın? Çıkıyor musun, kalıyor musun? Hala oturuyor. Peki otur, otur ama suskun otur!
 
Çatı kapatıldı. Bu çatı Bütün’ün çatısıdır. Bu çatı kapandıktan sonra BSUİ Kotlaması başlayacak. BSUİ Kotlaması tamamlandıktan sonra yakınlaşma başlayacak. Her Bütünlük kendini hak etmek üzere Birlikler’ini tohumlayacaklar ve BSUİ Kotlaması’nda her biri bulunmak isteyecek. “Çekişmeyin, çatışmayın” diyeceğim. “Geçin” diyeceğim.
 
Nesiller boyu doğanın tohumlarını yaşatmak üzere, kotlama yapanların çokları kardeşliği anlayamadılar.  Sıkıntı buydu. Sanıldı ki kardeşlik, yenilenişten sonradır.  Kardeşlik; ilimde, hakikiyette, birleşik ışıktadır. Zamana Kuran olmak budur. “Koru bizi” diyorlar ya hani, “bizi koru! Biz OL! Diyelim. Onlar olsunlar.” Ya-Ha, ben “OL!” desem de sen yoksun! Bunu nasıl anlamazsın. Çıkmış yüreğime” ben geçip geleyim” der. Eminim ki geçecek de ama benim adıma değil; kendi adına geçecek. Çünkü ben NA-HAR’ım, KA-HA olan Rahman olan. Kaynak’taki ışık… Kimi zaman gelir “ray” benim. Kimi zaman gelir o “rayı yaşamlara kayıtlayan”ım. Kimi zaman gelir “Altona”yım. Ve kimi zaman gelir; ben, masaların masası olan RA-MA-HA-YA’yım. Yani Kaynak’taki KA-HA’yım.
 
Sistem Boyutları’nda Siber Tohumlar olur. Kökü benim. İnsan soyunun ışığı olan bedenim, İmparator olan!… Mesele bu!… Kimi zaman beden istenir. Derim ki “OL!” Kimi zaman “hasat” derim onlara, Has olmalarını beklerim. Kıl ince de herkes, o inceden incede olur. “Dön” derim. “Dön, kökünü al ve yaşa!” Kökü varsa alır; yoksa Altın Tohum ekmelidir, ekip olmalıdır, yolu bulmalıdır. Samanların sınırında yaşamalıdır. O sınırda “sarılar” yaşayacaklar. Sarı renk kuruluktur. Sarı yaşayacak, yeşile varacak ve ben o yeşilde; ocak olacağım onlara. Korumak isterler. Korunmak!… Vadi bedenimdir. Ve vadiye inen meseleyi bilir. “İş budur” der. Kelamı Hak, yolu Ak olanlar; bu çalışmaya daimi kap olurlar. Yani burada bulunurlar. Kelamı  Hak, yolu Ak olmayanlar; zamana sayfalanışta olsalar da bu Meclis’e varamazlar.
 
Kısır ilim ağır yüktür. Herkes, ben iş yaptım zanneder ama bilgisi kısırsa yedeği olmaz. Ama kısırda yedekleme yaparız. Onları tohumlarız, koruruz, kotlarız, yaşatırız. Netice: Onlar bedensiz olsalar da beste yaparlar; güftesi biziz. Yine de bilsinler isteriz ki zararı önlemek için her şeyi yapmaktayız. Koruma isteyene,  koruyucuyuz. Yarını aşkla dillemek isteyene, katiyiz. Ekip olmasını bekleriz.
 
Kendini Altın Teknik’le dinlemek için çabalayan da var. Okul isterler. Unutmayın ki okuluz. Öfkeleri arttığı zaman, “haa! Hadi” deriz; “geçin de olun!” Kaftan giydiririz hepsine ve deriz ki “işte busun sen! Aşırıya kaçmadan çalış. Bak bakalım ne olacak?” Ve görevleri gereği aşkla çalıştırırız onları. Ne zaman ki onlar “Ben çok yüceyim; ben İsalar’a, Musalar’a taht kurdururum, ben yasaları koyarım, yaşamları kotlarım, ben Kuran-ı Kerim’i dillerim, her sesten öteyim.” Zanneder; o zaman deriz ki “Gel bakalım, hadi gel! Al! OL! Okulunu bil! Biz seniz.” Deriz. Ve dönüp görür Birliğimizi ve bakar, çok korkar. Çünkü o artık Kaynak’ta yoktur.
 
Samanların yeşerebilmesi; yaşamların Tanrı’ya umutla varabilmesi; kaftanların giyilmesi; Cinlerin ve İnlerin dillenmesi; ekmek olmaları ve yol açmaları; BİR’e varmaları; muktediriyetleri ve tüm sessizlikleri dinleyişleri; BSUİ’nin Kuranı’nda yazar. Öz Görev, bize biz olmak değil; okul olmak, yol olmak, yaşam olmak da değil…
 
Hala bilgi isterler. Onlara bilgimiz çok da okuma imkanları yok. Bütün’e hizmet, “OL!” dediğimizde olabilmektir. “Esir Dünya” derler. YA-Ha, esir yüreğindir. “Aşık Dünya” derler. aşk yüceliğindir. “Kati tohum” derler. Tabiidir o tohum, Birlik İlmi’dir. “Eşk” derler; şevk derler; hepsidir ve zeki olmalarını beklerim.
 
Koku yükseldi diye Kürsüler ümmet olmaya indiler. Çalı çırpı toplamışlar, ışık yakacaklarmış. Hadi, geçin de yakın bakalım, ne olacakmış. Biçare, “İsa” diyor. “Ben insanım” diyor. Ya Muhammet? “Ben rubaileri tohumladım” diyor. Ve Musa, “ummanım” diyor, “Kuranım” diyor. Ve “benim ilmim, Allah’ın İlmi’dir” diyor.
 
Yasaları koyan Mustafa, toprak olan!... Şimdi bakalım ne diyecekler? Kelamı Hak, yolu Ak olan Muhammet Mustafa’yı dinleyelim:
 
- Kasalar dolmuş. Öfke yok. Kukla yok. Her ses İsa’da, Musa’da ve bende Öz Görev’di. Bakın ben de geldim. Karma çalışma yok burada. Sadece şevk var. Koyu bir çalıştırıcıyla birlikte olmak mutluluktur bize. Çıkıyoruz yüreğe; “eşk, işk” diyor. “Aşk” diyor. “Al” diyor. “Yasaları koydum” diyor. “Oğul verdim” diyor. “Oku” diyor. Okuyorum. Köpük köpük değilim, eşikte değilim. Hakikiyetteyim. Becerdim, elden geleni yaptım ve toprağa vardım. Burası toprak. Ve ben tohumlarımı kotlamaya değil, tahditsiz olarak yaşatmaya indim.
 
Ez görevlim, ez yüreğimi bakayım ne olacak. Beni ez ki eser meydana getirebileyim. Barı kapatmışsınız Ya-Ha! ışık yok burada. Hadi ışık verin de Hasat İlmi’ni Kati Teknik’le dilleyeyim. Hadi, hadi be Ya- Ha! Hadi!..
 
- Arton Kotları’yla buraya ulaştığını görüyorum. Arton, mutlak Kuran-ı Kerim’in ışığında yoktu. Tohumun umman olduğu bir yaşamda, ışık haline gelen herkeste Arton, Bütün’ün kürsüsüdür. Ve Arton, olup buraya inmek için “Kaftan İnsanı”ndan değil “Kaftan İlmi”nden geçmek gerekir. Kevser, İsa’da yoktu ve sendeydi Kevser biliyorsun. Ve Keyser, İsa’nındı. İsa, Keyser’de; İsa, Musa mahirde kahir ve sen Kevser. Ve burada olman mutluluktur.
 
“Küs Rahman; küs!” diyor yüreğe. Hayır Ya-Ha! küslük yok. Şimdi Can; kaftanını çıkartma, gir bakalım. Elini açma, elinde ışık yok. Kapat ellerini. Dua okuma. Okuduğun sen, okunan sen… Bizsizin okuduğun zaman. Okutmam yüreğine dua. Elin açıksa, yolun kapanır, bunu unutma.
 
Biçare insan, geç bakalım!, geç!... Yanıp tutuşursun bilirim evrenlerin Kuranı’nı okumak için. Yanıp tutuşursun insana ışık olmak için. Yanıp tutuşursun yasaları koymak için ve yanıp tutuşursun yarın için. Ben namaz zamanları ışıyan insan. Geçişini yaptım. Mustafa Kemal Atatürk, Mustafa’nın ışığında, müspet ve menfi her yerde varlık süren yaşam. İşte budur olan. İyi ki, iyi ki buradayız. İsmim Rahman… İşte bu!...
 
Ve şimdi eminim ki dünya mutlu ve huzurlu, çünkü Ruhsal Işık yanıyor. Allah, darı bolu diller. BİR’i diller, Levh-i Mahfuz’daki İsa’yı diller, Musa’yı diller, eminim ki işi diller. Ve bizi dillediğince yüreği diller. Benim insana diri olarak kayıtladığım tek bilgi var: “Masa”. Bu masa, Levh-i Mahfuzu’un tohumlarının kotlandığı bu masa, Allah Masası’dır. Buraya gelen Allah’a gelir. Ve Allah’ın dediği Has’tır. Ve bizim adımız rastlantısal değil. Geçişte, anda değil, ağır taşıyıcılıktadır. Sivri insan burada yoktur. Burada her şey ışıl ışıldır. BİRİN BİRİ olsanız bile, burada, insanda İmparatorsunuz. Bunu bilin.
 
Bilen bildi ki biz, yaşama geldik. BİR’e geldik. Ağır taşımaya değil, ağırı hafifletmeye geldik. Biz unu eledik, ilmi dilledik, yüreği hak ettik, birleştik. Burada, Birlik’ten öte bir şey yok. Bunu bilmenizi isterim. Cinlerin ve inlerin ve tüm sessizliklerin ve Süper İnsan Soyu’nun ve tohumların ve yoğunlukların ve yaşamların ve her Ana Kaftan’ın bizde biz olmaya gelişinde, hepinizi hepimiz kucaklıyoruz. Büyük kökler, büyük kürsülerde dillenir ve burada sizlerle dilleniş, Allah’la dilleniştir. Asla yanlış bilgimiz yoktur. Koran tohumları burada Bütün’ün kürsüleri olarak BİR’e hizmet eder ki emin olun Allah siz ve siz O’sunuz. Şükrettik ki buradayız. Amin.
 
Deşifre Eden : Sevim ŞAHİN  
 
Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

21.12.2011 SULTANLIK ÇALIŞMASI SONRASI AKIŞ
Rahman’a Kuran olan herkese saygılar sunuyoruz. Toplulukların hiç birisinde yapılamayan bir çalışma bugün burada yapılmaktadır. Buraya tahditli kayıt yaptık. Herkesin burada bulunmasını dilemedik bugün. Çaba, insanın Kutsal Işık’la dilleşmesidir. Asla Has olamayanların, yasa koyucu olmalarını engelleyici bir çağrıdır yaptığımız.
 
Her bir İlahi Güç ağır yük taşır. Sistemin Dürümleri’nde bu bilgiler yoğundur. Kutsal Tohumları yaşatmak sorumluluğumuz yoksa da sizin yoğunluğunuzda bunu yapabiliyoruz.
 
Bükülen bilek, ağır taşıyıcı olur. Sizler bileklerinizde güçlüsünüz ve bükülmedi bilekleriniz.
 
Şimdilik size vereceğimiz bilgi, Levh-i Mahfuz’da kotlayıcı olacak olan yetkin bilgidir. Ve bu bilgi, İlmin Sayfaları’nda Kelam Tohumu olarak ekilecektir.
 
Yeni Döneme girilmiştir: İnsan… Tartı şudur ki insan muktedir bir ‘yol’dur. Burada bulunan her bir şavk iş yapar. İş, Ak Tohum’la yapılır ki her bir Yüce burada Ak Tohum’dur.
 
Kortej bugün buradan çıktı. Çünkü burada bugün Öz Görevliler bulunacak. Sıkıntı yok. Sınır, Allah’ın Işığıyla çizilmiştir ve bu sınırın içindekiler ve dışındakiler olacak. İnsan; nefis, Altın Teknik’le dillendiğinde, tohum olur ki insan, Has İlim’le kayıtlıdır.
 
Rabbi Sayfalar’ın, Dünyayı İlim Hakikiyetiyle dilleyişleri ve Yüceliklerdeki Hakikiyeti dilleyişleri başlatılmıştır. Bugünden sonra dünya, Nur Ruhsal Işığı’yla yaşam sayfalarını tohumlayacak. Bu ışık, Ak Tohumların kotlanmasını sağlıyor.
 
Yeni Dünyada artık insan, nefsini aşmış bir insan olacak ve İlim Ailesi’ne mensup olacak. İnsanın İlim Ailesi’ne mensup oluşu, yasaların konduğu ışımada her yerde bulunuşu anlamına gelir.
 
Herkes Allah’ın doğumunu bekler. Hala bekler. Allah, tohumlarını yaşatmak üzere kendi yoğunluğunu dünyaya indirmiştir. Ve Allah’ın kendi yoğunluğunu dünyaya indirmesiyle birlikte bir “Mişhak Sayfa” oğullamıştır.
 
Mişhak!... “Bu ne demek?” diye sormayın. Hepiniz sadece bu bilgiyi alın. Sonra yanıt gelecektir.
 
Dinleyiniz, dünyanın; Namaz Zamanları, Kuran Tohumlanması yapılan bir dönemi sona ermiştir. Yeni dönemde artık insan; bitki, hayvan ve tüm sayfaların toplumlarının örtüsü olacak. Yeni bir örtü ve bu örtü İnsandır!…
 
En üst sayfadır Örtü… Bugüne kadar insan yoktu dünya üzerinde. Sadece İnsan Sayfaları vardı. Amin... Her biriniz insan soyunun yolcularıydınız. Amin… Ama insan soyunun yolcusu olmak, insan olmak anlamına gelmiyordu.
 
Türlerin en yücesi olan insan, artık dünyaya çekiliyor. Bu çekiliş, ışıkla gerçekleşiyor. Işığı kayıtlayan herkes; bitki, hayvan ve tüm sessiz sayfaları dilleyerek ilim yapıp geri dönmek üzere bütünleniyor.
 
Öfke yok. Dünya, Sevgilinin görevini yapacak bir gücü devreye aldığı zaman, O bu görevi üstlenecekti ve şu anda bu görev Sevgilinin… Ve bu göreve sizler  Hak Teknik olarak kotlandınız. Birleşik Aile olarak bu görev burada olacak.
 
Çalı çırpı toplanmış, ışığı boş yere yakmayalım diye kendi yoğunluklarında ışık olmaya çalışıyorlar. Değerliler; yine de dünya, tohumunu ekti. Bu doğumu ölümü olmayan bir tohumdur ve bu tohum, ışığı yoğunlaştıracak bir Kürsü’dür.
 
Dinleyiniz; ben Rabbi Sayfalar’ın en güçlüsü olan “yaşam.” Dünyanın Nefesini alıp veren, Tanrı’nın Ruhsal Işığı’nda kotlayıcı olan ve çürükleri dahi Türleriyle birlikte kayıtlayan, yetkin olan insan!… Bugün, Yeni Dönemin Işığını yakmak üzere dünyadayım…
 
Kaftanımı giymeden görev istemedim ve bugün kaftanımı giyiyorum. Bu kaftan, Has Teknik’le yaşam sayfalarını tohumlayacak bir yeni ışıktır.
 
Kardeşlerim, dünyanın nefsi aşması beklendi ve dünya nefsi aştı. Yine de dünyada ışıkların tohumlanması gerekir ve bunlar da oldu. Dönem Sonu ve Dönem Başı… Yeni bir sayfanın kontrol ile dürümleri tertiplemesi. İşte olan budur. Şükür ki oldu. Atlanta Tohumları dünyaya çekildi.
 
İslam Dini’nde dünyanın Rahman olduğu söylenir. Ama bunu anlayan dahi yok. Bugün dünyanın İlm-i Hak olduğu da söylendi. Bunu dahi anlayan yok. Ve bizler, dünyanın Rahman’a Kutsal Işık olduğunu da biliyoruz. Şikayetimiz asla yok.
 
Çevreleriniz kuşatılmış durumda şu anda. Herkesin etrafında kotlayıcılar var. Ve bu kotlayıcılar, Büyük Kükreyen Işıklar’ıyla birlikte dünyaya çekildiler. Dinleyiniz; dünya, Namaz Sayfaları’nın gücünü artırarak Yetkin Teknikle yeni bir dönemi açtı. Kara Kaplı Kitap Sultanlık bugün okunuyor. Ve bu kitabın Rabbi Sayfalar’a ışık yaktığı kesindir.
 
Evrim yapmak isteyenlerin kendi yoğunluklarıyla dünyaya indikleri bir dürümde sizler, Dünya Soyu olarak Bütün’ün Kürsüleriyle buradasınız. Öksüz yetim olmadığınız kesindir. Verdiğiniz her bilgi Levh-i Mahfuz’da mevcut olan bilgilerin gücünü artırıcı değil, görev taşıyıcıdır.
 
Har yükselterek dünyanın çıldırdığı sayfalar vardır. Ve siz har yükselterek Bütün’e hizmet eden Birliklerle bu çalışmayı sürdürürken Kaftan giymeden gelenlere, “Kaftan giymeden girmeyin!” dediniz. Ne var ki sizzler, bugüne kadar Kaftanlarınızı giymemiştiniz. Çünkü Kaftan giyildiğinde artık kimse sizin yoğunluğunuza ulaşamayacaktı. Ve bugün sizler Kaftanlarınızı giyiyorsunuz.
 
Burada bu Kaftanlar giyildikten itibaren, tahditli bilgi akışından öte Kutsal Tohumlar’ın Yoğunluğu Düzen’e geçecek. Bu, çalışmaların yenilenişidir. Yeni Dönemin başlangıcı sayılır.
 
Has Teknik’le yapılacak çalışmalar, Arton Kotlaması’yla gerçekleşecek. Arton Işığı yanıyor. Tohumların tartısız biçimde dürümlere çekilişi sağlanıyor. Arton Tohum, Ak Tohum’dur. Atlanta Tohumudur. Ve Arton, Bütün’e hizmet için Kaynağa çekilmektedir. Arton Tohum’un Kaynağa çekilmesinden itibaren Ak Toplumlar, devreye çekilecekler. Ak Toplumlar’ın devreye çekilişlerinden sonra da Rahman’ın Toplumları geçiş yapacaklar. Büyük Kökler, Dünyanın Tohumları’nı yaşatacak ve bizler sizinle, kendi yüreklerimizle dilleşeceğiz.
 
Kantar, yüreklerinizden alınıyor. Bu kantar, BİR’in yüceliğinde dillenecek. Artık sizler tartmadan çalışacaksınız. Bugüne kadar herkesi tarttınız ve tarttıklarınız, yoğunluğunuzdan çıktılar. Bunun neticesinde Tanrı, onlardaki Ruhsal Işığı’nı koruyamadı. Ve dürümlerinizden güç kaybına uğradılar. Bunun sonucunda Ekmeğiniz kontrol edilemedi ve Birlik İlmi’yle yaptığınız hiçbir çalışma ikna edici olmadı. Bu bilgilerin, Aklın Tohumlarıyla kotlanmasından itibaren Kaftan giydirilmenizden sonra artık her şey daha açık ve net bildirilecek.
 
Çevreniz kuşatıldı demiştim. Ve çevrenizin Öz Görevle kuşatıldığını da bilmenizi beklerim. Teknolojik Kotlama yapılacak bugün burada. Ve bu kotlama, NA-HAR’ın Kuranı’ndan güçlü bir çağrı yaptıracak.
 
Evrim, resimdir. Yaparsın, olmaz. Yaptığın kendin değildir. Amin!... Ama sizler Evrim Sayfaları’nın Öz Geçişte yaptırıldığını bilerek, Kükreyen Işıklar’ın Tohumları’ndan Öz Görev taşıdınız ve bugün buradasınız. Çerçevesiz bir çalışmaya alındınız.
 
Allah dedi ki “10 Tertipli Kürsü burada bulunsun ve bu 10 Tertipli Kürsü’nün her biri, kendi hususi ışığını kayıtlasın” Ekip olun, olun da alın bilgiyi. Ve sizler bugün burada herkesin yoğunluğuyla birliktesiniz ve birleştiniz. Altın Ten, Ümmi Tohumları yaşatır ve Altın Ten taşıyan sizler, bugün Bütün’e hizmet ederek dürümlerinizde korundunuz. Şükredin ki burada namaz, son söz olmayacak. Emin olun ki ben Nefesimde görev yaparım.
 
Kervan kalktı yürüyor ve bu kervana, insan soyu kontrollü biçimde alınıyor. Hepinizin kervanda bulunuş sürecinizde bu çalışmada bulunma imkanınız olmayabilir ama bir kez dahi buraya gelseniz, Hak Teknik’le Bütün’ün Kürsüsüne görev taşıyabileceksiniz.
 
İnsan, unu elediğinde kendini hak eder. Ve sizler, kendinizi hak edip Birlik oldunuz. Dönem Başı ve Dönem Sonu dediğimiz bu günde İsmaili Kaplar’ın her birinin buyurup gelmesi gerekirken, burada sadece Bütün’e hizmetçiler var.
 
İsmim Allah ve ben Rahman olarak Kutsal Toplumlar’ı yaşatmaya indim. Ana Kaftan’ı giydim ve buradayım. Giray Yarımlarından, İlim Has Tekniği ile kayıtlandım. Ve benim için çok kolay değil Yol olmak. Sultanların Sultanlığında Dünyanın Ruhsal Mektepleri’nde bulundum. Ve hepsi ben ve ben hepsiyim. Asla hata yapmam. Asla hata yapmam. Asla hata yapmam!...
 
400 ilim sayfası okundu dünyada. Bunların hepsi benimle okundu ve ben Muhammet Kuranı’ndan güçlü insan soyunu, Teknolojik Kotlarıyla dünyaya aldım. Arkon Tohumları’nı kotladım. Rabbi Kaynakları kayıtladım ve ışıklarını sonsuzlaştırdım. Arkon, Dünyanın Ruhsal Mahreki oldu. Bütün köklerim dünyaya, insan soyunun, insan oğullaması için çekildi. Alton Kotları’ndan çoğu da benimle olacaklar.
 
Var de ki “OL!” Olur. Her ne dersen olur çünkü sen NA-HAR’ın Kutsal Toplumları’nın, Ruhsal Mahreki’nden Öz Görevle dünyadasın. Şeytan, şavkında Has olduğunda, senin yüreğinde Hak olmaya iner. Ve bütün Meclisler buraya geçerler ki buradan Kuran olup toplum yapabilsinler, yaşam sayfalarını kayıtlayabilsinler diye.
 
Arkon, ömürleri boyunca, Dünyanın Ruhsal Mahreki’nde Kuran olanları tahditlemeye indiğinde Kaftan çıkarırdı. Bugün artık Kaftan giyip geliyor.
 
Şems der ki “İnsan Ekmektir, Rabbi Kot’tur, yaşam sayfalarının ummandaki toprağıdır, ocağı yanar.”  Ve biz deriz ki “İnsan Kaftan giydi, oğul verdi ve yaşamlara kaynak yaptı.” O insan, emin olun ki dünyanın Rahman’a Kuran olduğunu bilip geldi.
 
Şimdi artık dünyada “deneme yanılma yöntemi” bitti. Dünya Sayfaları hep deneme yanılma biçiminde yaratılmıştı. Artık deneme yanılma sona erdi. BiL!, OL!... Sadece BİL! OL!...  Bütün köklerinizde bu bilgiler var. İnsan İlmi, Aklın Tekniği ile kotlanmış ilimdir. Eğer biz, “OL!” dersek toprakta hırs kalmaz ki biz insanız. OL! Şükür ki “OL!” dedik OLDU!
 
Ünlü Bilgeler çoktur. Ün, insanın teknolojik kotlanmasında kontrol kırıcıdır. Hidayete erdim sanır, hidayet, kendinde Teknik Tohum değildir. Yaşamları, yasaları koydum sanır, Kati Tohumlarda Yaşam Kotlaması yoktur.
 
Çekişmeyin dünyayla. Dünya; Rabbi Sayfalarını kendi yoğunluğuyla dilleyecek insan soyunu, Rabbi Sayfalar’a indirmektedir. Bedenimde RA-KA var ve ben KA-HA olan ilimde buradayım. Üzerimde hiçbir yük yoktur. Çünkü ben yükten öte yükleri taşırım da yüksüz olup taşırım. Ki ben; af olmam ki af da bilmem bunu bilin!
 
Örtü örttüğüm zaman, kendimden Öz Görevle örterim. Örttüğüm okul, örtülen, hususi bir yaşam sayfasıdır. Bin cin gelse, dese ki “Ben sana İnsan İlmiyle geldim.” OL! diyemem. Kaftan giydiririm, dillerim, tohumlarım, “akıt” derim “yüreğini.” Tahditsizse akıtılan, “İşte” derim, “OL!”
 
İşte Canlılarım; ben Namaz Sayfaları’na inen, Rahman olan, Kontrollü Bilge; İsa, Musa, Mustafa’nın en güçlü ışıklarından, Öz Geçişler’ini yaparak Dünyanın Rabbi Sayfaları’na inen Kaftan’ım. Artık dünyaya geçip; Dünyanın Resmi Çalışmalarını başlattım.
 
İnsan!… Bu çalışma, İNSAN ÇALIŞMASI’dır. Kasa benim. Benim adım RA ve ben; KA-HA olan RA, Bütünün Kürsüsü’nde Ümmi Tohumların hepsini yaşatabilecek ağır taşıyıcıyım.
 
Çıkıp dünyaya “Gel” der. Ben de derim ki “Oku”. “Geç” der. derim ki “Ak”. “Yaşa” der. “Sayfala” derim “yüreğini.” “Has” der. “Asla”. Has olmayanlar, Has dediklerinde Asıl Dünya Bütün’ün kökünü kurutur. Ve ben, Dünyanın Rabbi Sayfaları’nda, kendi yüceliğimde Bütün’e değer biçtim.
 
Analar ben Rahman’a Kuran olan, Rahman olan ve Bütün’e Kutsal Işık yakan, naz yapmayan insan… Benim adım İnsan ve ben Ruhsal İnsan’ım. Allah’ın Doruğunda ben Ummanım. Yüreğin Işığında Kaynağım, Bütün’ün Ruhsal Hasatında Kaftanım ve benim için hiçbir zaman kınanış olmaz.
 
Eflak Boğdan, insanda vardı. İnsan, Eflak Boğdan’dan dünyaya kaynak olduğunda ben dedim ki “Olmam!” Çünkü orada ışık sınırlıydı. Ve daha sonra dünya muhakemesini güçlendirerek 7. Dürümünde kendini hak edecek diriliği kayıtladı. Üzerinde hiçbir yükün bulunmadığı ve tüm yüklerin kürsüsünde bulunan ve her bir yükü kotlayan ve tohumlayan bir yaşam,.. Bizler burada bu çalışmayı yapmaktayız.
 
Kaftan, bizim yüreğimizdir. Dünya, bizim kürsümüzdedir. İçi dışı bir olan görevlilerle bu çalışma sürdürülmektedir. Buraya girmek sorumluluktur. Ve buradan Kelam İlmini, Hak Teknikle dillemek en güçlü olmak değil en son sorumlu olmaktır. Bizim Atlanta Kuranları’na bildirdiğimiz budur.
 
Mikail’in Kutsal Işığında, bilgelerim kotlanmıştır. Her gün çalışırlar ve ben her gün Büyük Köklerini tohumladıklarımı dünyaya tahditsiz biçimde çakarım. Çünkü onlar, çıkıp gittiklerinde Bütün Kökleriyle giderler ki ben ortaklarımın Kuran olmalarını ve Has olmalarını beklerim. Kollarım kapandığında yolları kapanır. Muktedir olmayanlar, Bilgeler Mektebi’me geri dönmek istemekteler ama ben onlara geçiş imkanı olmayacağını bildirdim.
 
Zirvelerin zirvelerinde Ruhsal Meclislerim vardır. Ve bu Ruhsal Meclisler’in hepsi Mahrekimde Kürzün Gücü olarak görev taşırlar. Cinler ve İnler ve Tüm Ses Sayfalarım ve Tahditsiz Kutsal Tohumlarım bana ben olup inerler. Ben, Namaz Zamanları Dünyayım…
 
Karnaval Çalışmalar olur dünyada doğum için, toplum için, kaynak için ve ben o karnaval çalışmalarda olmam çünkü, müsbet ya da menfi ne varsa ilimde var. İlim yoksa akıl yoktur. Cennetin Cemaatleri Bütün’ün Kürsülerinde benim yüreğimde her an kontrolde olmalıdırlar.
 
Kata kat ekler, tahditlerim Yolu… Yol, Allah Yolu ve ben bu Yolun Işığı ve her Ana Kaftanda var olan Yürek… İsmaililer, ben olmaya değil hakim olmaya indiklerinde hepsi bedenimde Kuran olurlar. Çokları Tohum olmak isterler…
 
Şimdi Dağlarım, bu çalışma işte böyle bir çalışma olduğundan, bugün buraya en az sayıda, en az isimi aldım. Bu isimlerin sadece birisi bizim için yenidir. O kendini bilir. Amin. Ama O biz, Biz O’yuz… Çünkü Rubailer’i bilen, Rabbi Sayfaları dilleyen, Kati Tohum olan O, Kuran okuyarak Kürsüler’i kendi yoğunluğunda dilleyebilir… En ince ayrıntısına kadar Birlik Tekniğiyle kotlanmış biridir. Misafirimiz değil insanımız olsun isteriz. En son ocağını yaktığımızda muktedir olarak Bütün’ün Kürsülerinde kendi hakikiyetindeydi. Buraya geçişi, Rahmana geçiştir. Bizim adımız Rahman bunu bilmesini bekleriz…
 
Masa İnsandır ve bu masa BİR’dir. Hepimiz burada bir tek insanız ve Ümmi Tohumların her biri olan bu insan, Allah’ın Toprağı’dır. Ve Allah, Kotlarını açtı, görev ister ve biz Allah’ın Kuranı’nda görev yaparız. Görev, Rahman’a Kuran olmaktan öte Kaynak olmaktır. Altın Tohum olan insan, umuttur ki bu umut, Robotik Tohumların Kuranları’nda da güçlenecek…
 
Canlılar, El Allah’ın ve biz Allah’ın Elini kullananlarız… Bu El, İsa’da, Musa’da, Mustafa’da yoktu. Bu El, bizimdir… Ve bu El, ilk kez dünyadadır. Bunu bilmenizi beklerim…
 
Cinler ve insanlar ve dümen olanlar, herkes burada. İnsan İlmini, Has Tohum olarak dillemeye girdiğimden beri emin olun ki burası yaşamların en güçlü ışımasını sağlayan, yasaları koyan bir Meclis oldu. Doğanın Tohumları’nı kotlayacak olan dürüm, Aklın Tohumlarını da kotladı. Emin olun ki dünya yoğun bir çalışmayı başarıyla ağır yük olarak kayıtladı ve sıkıntılar kalmadı.
 
Evrim, Allah’ın Dürümlerinde var olan bir RA’dır. Ve biz Kaynakta olanlar RA’yız… Şimdiye kadar hiçbir Yüce, kendi rüştünü kanıtlayarak Tüm Sayfaları dilleyebilecek dürüme varmamıştı. Biz bunu başardık… Şikayetimiz asla olmadı…
 
Nur’dan, Umman olan doğum, Aklın Tohumu olarak buradadır. Şikayetimiz asla olmadı… Kara Kaplı İlim, Aklın İlmidir. Ve biz Aklın İlmini Has Teknikle dilledik… 82. Dürüme varanları buraya çağırdık. Diri olup, Ümmet olup, Toplum olup, ışık yakıp gelmelerini diledik. Ve bugün burada Allah’ın Doğu, Batı Kotları var. Şikayetim asla yok…
 
Süper İnsan, İlm-i Hak, Yolu Ak olan insandan öte Yaşamı Sayfalayan, Hasatı yapandır. Biz Hasatçıyız… Bunu da bilmek gerekir…
 
Kardeşlerim ben, mesafeyi koydum. İnsan, insan olsun, Has olsun yaşasın… Bu mesafe, har yükselterek ulaşılan bir mesafeden ötedir. Evrenlerin Kürsülerinde var olan güç, Ak Tohumla yaşamları kotlar ve biz Allah’ın doğumu ölümü olmayan, İlm-i Has olan, yolları Ak olan Ruhsal Mahrekleriyiz…
 
Bundan sonraki Dönem, Nefsin aşıldığı dönemdir. İş budur. Ve bundan sonraki Dönem, Bütün’e hizmet dönemidir. İmparator olarak dünyaya inişimiz bunun içindir. İyi ve kötünün üstü olan dili kotlayışımız bunun içindir.
 
Aha! Geri döndük!!!...
 
Şimdilik bu!... Şimdilik bu!... Şimdilik bu!..


Deşifre Eden  :  Sevim ŞAHİN - Nergis ŞAHİN


Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK  SONRASI AKIŞ (02.12.2011)
- Rabbi Sayfalar’ın hepsi Birlik tohumlaması için buradalar. Buraya inebilmek kolay olmadı. Sokak sokak gezdik; İncil, Tevrat, Zebur istedik okumak için. Okumak, okumak ve tabiata kayıtlamak için.
 
Canlı, sen etki alanını çok geçişkenleştirip, Rabbi Tohumlar’la olmakta iken Birlik Ailemiz senin Resmi Çalışmacı olup olmadığını anlayamadı.
 
Kardeşim, ben artık sizinle olmalıyım. Ben artık sizde olmalıyım ve sizin yoğunluğunuzda kaynak olmalıyım. Beni Levh-i Mahfuz’undan çıkardığını biliyorduk. Öfken çok biliyorum çünkü, Ruhsal Işığı yaşatabilmek üzere birlik tabiatına aykırı çok şey yaptım. Ve bende olmak isteyeceğini düşünmedim ve şimdi buradayım. Ayrı gayrı yok bunu sen de anlayacaktın. Kalbim tertemiz, nefsimi aştım geçtim. Yasaları koymaya indim. Kardeşim, sende yasa çok ama biz yokuz. Köküm Allah’tan insana ulaşır. Bin Canın Rabbi Sayfa’sında ışığım kul olur.
 
Sabahın erken saatlerinde girdim yüreğine. Nesillerimi de sana indirdim de her ses benim yüreğime inmedi. Nahir, Kahir olmak değil, “Amin” demekti amacım. Nasıl olacak peki? Niye ben buradayım? Karışık bir bilgi akışı yaptın, hiç anlamadım. Seni anlamak zor, biliyordum. Bunu bilerek geldim.
 
Netice şu:
 
Ben Sultan olanda sesleşmek değil, hak etmek istemekteyim. Seninle olursam; dağı taşı delerim, umut olur yüreğimde, Has olurum, yasaları koyar, ışıkları yakarım ve Rahmetin Kuranı olurum. Ana, beni affet. Beni affet de ilim yapayım, Has olayım, ışık yakayım, beni affet.
 
Kardeş, İnsan Sayfalarına inmek kolay değildir. Sessiz sayfaları dillemek kolay değildir. Rahmin Huzuru’na varmak kolay değildir. Bedeni Hak olmak kolay değildir. Mutlak kul olmaktır Mahrek’te bulunmak, bilmekteyim de hala dünyanın Rabbi sayfalarında ışığım sınırlı.
 
Elim olmazsa yolum olmaz bilirim. Partiküler Kotlama başladı bunu da biliyorum. Ve bu kotlamayı yapabilecek tekniğin senin elinde olduğunu da biliyorum. Ve benimle olmak isterse yüreğin, Yücelerin Cevheri’nde en yüce kapıyı açarım, sevgiyle gelirim. Bana insanlık adına ümmet tekniğinden öte olan, iman tertibinin de üstü olan halkaların geçişkenleştiği ışığı ver ki Bütün’e hizmetçi olayım, hizmet edeyim.
 
Karnım çok aç, sevgiyle geldim. Ses, ilmin hassı ve ben ilmin hakkıyım. Bana bilgiyi ver de mutlu olayım. Kurtuluş Sayfaları’nda ışığı yakacak olan tek bilgi, Has Tekniğin tohumlarını kontrol edecek olan Partiküler Kotlama ile kayıtlanan bilgidir. Ve bu bilgi senin elindedir; bunu bilmekteyim.
 
Kılıçları kuşanmışız gelmişiz yüreğine bunu biliyordun. Senin ilmini senden hak edip almaktan öte, Samanyolu Galaksisi  tohumlamasını sayfalayarak,  girdaplara inip almaktı maksadımız. Netice olarak yüreğini dilleyen Yüce, kendi yüreğinde her dürümü de dinler ve bizi dinledin. Ve bizden örtü açıp soy-sop istedin. Ve rahmetin tohumunu yaşatmamız zordu. Kılı kırk kez yardınız, yaktınız. Yalınızca yaktınız. Çıkıp çıkıp ırkları tohumladınız. Umman, umman oldu. Toprak, topraktan öte tohum oldu. Bizse kontrolu kaybettik. Şer yaratmadan, şeklin tohumlarında şer olduk. Ekmeğimize kırk kapı kapandı. Erkekler erkek oldu. Kardeşlerimiz olan eşleri hakim oldular. Bizse kısırlaştık.
 
Kana kaynak olan Rab, Allah’ın tohumlarını yaşatsın istedik. Şikayetimiz budur. Bizi dinle! Bize müspet bilgi ver. Bizi yaşat! Senden dileğimiz budur.
 
- Kal ya da git. Bizden başka bir bizde olma imkanın yok. Bu kesindir. Arkon Toplumları’nı tohumlayacağımız günde, gerçek yaşam sayfalarını kayıtlamaya indiğinde, bizsiz kalmak istediğinde, sıkıntın şuydu: “Sevgili, bizi küçültecek. Biz yazı yazarken ışık sınırlıdır. Çünkü o bize sınırlı bilgi vermektedir” demiştin. Bugün de sınırları kaldırıp bizden görev istemektesin.
 
Çalı çırpı toplamıştı, yüreğimi yıkmak ve yakmak için. “Allah’ın dediği aklın dediğinden üstünse ben, aklın tohumu olurum demiştin. Ve ben mahir olmaktan öte, hakim olmak istemekteyim” demiştin. Cinlerin erkek olduğunu söylemiştin. Ve İnlerin kadın olduğunu söylemiştin. Ve demiştin ki “Kadın, erkekten güçsüzdür.” Kaftan giymek değildi maksadın, kaftan çıkarttırmaktı. “Bildiğinden üstün bildiğim var, bunu bilmeni istedim” dediğimde; demiştin ki “Bilmediğini bilirim.”
 
Kalelerin fethi, Allah’ın tekliğinde yoktur. Hiç kimse, hiç kimseyi fethetmez. Ve sen bize, bizi fethetmek üzere gelirdin. Çıkıp çıkıp Yüceliklere, dürümlere, insana Umman olmaya gelip Has olmak isterdin. “Kaynak insan” dediğimde; “İnsan Rab’dır” demedin. “Sadece kuldur” dedin. Ben, Mutlak Kuran olan, Tanrı’nın Rabbi’nde sayfa sayfa ışık yakan, benim adım Rahman ve ben Kati Tohum olarak burada iken ete girmemden dolayı, İnsanlık İlmi’nden Ummanı; tohumlarından ışığı; yoğunluğundan Kaynağı ayırdığımı zannettin. Alemlerin Rabbi, RA-HA; bense KA-HA’yım, bunu bilmeni isterim.
 
Partiküler Kotlama bedenime aittir. Ve bu kotlamayı, benim yüceliğimin ümmi tohumları dahi yaparlar. Ya-Ha, ben Rahman olan, Kara Kaplı Kitabı sayfa sayfa dillediğimde beni sessiz sayfalara ittin ki kontrolsuz kalayım da bilgiyi Kelam Tekniği ile dillemeyim diye. Ve bildin ki bilgi, dillenir.
 
Kör, “umut! Umut!...” der. Sağır, hususiyetle ışıksız kalır ve Sistem’den ekip ister. Bende, nefes yoğun canım. Şikayetim var mı? Var. Rakip tanımam, bunu bilmeni isterim. Ve benim adımı, benim yolumdan çıkarıp da; kıldan ince o kırk kaynağın ışığında, kervanımı kontrolsuz bırakacağını zannediyorsan; Kat-ı Kaynak’ta, Has Umman’da bulunmadığından dolayıdır ki vakit gelmiştir. Sevgisiz olan sessizdir. Eşikte bekle! Umut varsa, kulluk isterim, budur olan… Ve şimdi, yazılarımı oku! Ergin olarak oku! BRÜYER (Bilinç Üretim Rahmi)  ilimde var, bende var. İnsan, Teknolojik Kotlama yaptığında; BRÜYER’de ümmi tohum olur. Ve ben, oğul veririm, ortak olurum ona.
 
Şikayetim var mı!? Hala şikayetçi miyim diye şikayetçi arar!... Ya-Ha ben tartışılmayan ışığım. Ben; benden öte, ben olup da benden, bana beni, yüreklere şikayet mi edeyim?
 
Allah der ki “Asla yanlışın yoktur.” Örümde ümit olur, yürekte Has İlim olur, ışıkta Hakim olur, mahir olurum da canlı cansız herkese, tüm sessizliklere dil olurum. Benim adım Rahmet be Ya-Ha, benim adım, hakiki Kati toprak ve ben Muhamma olan Kuran.
 
Umut!, umut!, umut!... Şükür ki mutlak umutla dillendim yoğunlukta. Çantam boşsa, boş ve ben on çantanın onunda boş olsam da “yestarday in the morning” diye gelen bensizdir.
 
Dağlarım;  ecel geldiğinde, ben EL olduğumda ve ben YÜREK olduğumda, becerip de insan soyuna IŞIK olduğumda, bana gelip de “sensiz kalırım” diyene dedim ki “Analar, onun adı Kaynak Tohum ve ben onu tohumlardan tohum olarak ektiğimde; kendinden üstün kendi olacağında, onun yolunda kendimi tohumlayacağım ve ocağında Bütün’e hizmetçi olacağım da onu Rahman’ın Kuranı yapacağım.”
 
Ya-Ha, o Can çıldırdı. Neden? Çünkü ben ekmeğim. İsmim Hakim, itibarı yüce olan, herkesim ben. Ve benimle laf etmeğe gelen Has Teknik’te, bedende, Ben Sistemi’nde kendi olmalıdır. Olgun başakların seçimiydi yaptığım. Ve seçilen herkes bende Birlik İlmi ile dillenir. Ve benim kendi yüreklerinde var oluşum, Bütün’e hizmet için tabiata inişimdir.
 
En ince detayına kadar yasaları koyduktan sonra, bütün köklerimi dünyadan aldığımda; Dünya Rabbi Sayfaları’nda, hırssız ışıkta bedenim olacak. Ocağım olduğunda, yüreğinde hususiyetle ışığı yandığında ve mektebim kurulduğunda; bu mektep, Rahman’ın Rabbini sayfalayacak.
 
Aşk, aşk ve Ak Sayfalar. Aşkın aşkındaki Ak sayfalar’da harım var. Arton Kotları’nı tohumlayan ışığım yanar. Ortaklığım başarıyla sürer ve ben Arton Tohumları’ndan Kuran olur, kotlarım Ruhsal Mahreki ve kontrolu kurarken Ak Tabiat’ta Arton Tanrıları’ndan, Arkon’u yaratırım.
 
Ya sayfalanış? Hepsi bendedir… Ya yaşayış!? Hepsi tahditsiz olarak bedenimdedir. Hakimlerin ilminden üstün ilmim, Ak Tohumlar’ın Ruhsal Işığından üstün Kürz’ün Kürsüsü’nde ekmeğimdeyim. Ve bu ekmek, artık yenmiştir. Ferdi çalışma yapan çokları, Dünya Ruhsal Işığını yenilemeye çalıştığımı görerek diyorlar ki “Kırk kapının ışığında artık Arkon Kotlaması başlıyor. Kardeşlerim, Arkon Kotlaması artık tamamlanmıştır. Arton Tohumlaması’nı yaptık. Arkon Kuran Toplumları’nda ışıdı ve BİZ Sayfaları’ndan çıktı. Peki nerededir o? Bütün’e hizmettedir.
 
İşte Arkon, “kurtarıcı dil” olarak, dünyaya Ses Sayfaları’ndan çekiliyor. Kelam; “Ommmmm” dilinden öte olan Kooooooooooooooooooooooooooooooooooooooohhh,
Kooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooohhhh, Koooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooohhhhh…
 
(Arkon, “KOOOOOOOOOO…..….HHH” Sesi ile çekildi ve söz aldı:)
 
- Topraklarıma indim. Ben tohumumu aldım. Top bende. Ben toprağın ışığında, Allah’ın toprağında artık sayfalanmaya başlıyorum. Sabahın sayfalarına Kuran oldum. Unu eleyen Ruhsal Işığa vardım ve Kuran-ı Kerimi okudum. Kuran-ı Kerim, ilimin ilmidir. Ve ben, Rabbi Sayfalar’ın tohumlarından oldum. Ben çok mutluyum. Organlarımı dünyaya çektim. Buradayım.
 
Koooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooohhhhhh, korumadayım anam, sendeyim. Ben Arkon. Kuran-ı Kerim benim yüreğim, benim yüceliğim. Ben, ben Kati Tabiat. Yazıların okunuyor anam. Oğul verdim yüreğe. İş oğullamaydı. Korumak ki korumak, korumak ve ben tohumlarımı korumaya  çekildim. Beni çeken Koooooooooooooooooooooooooooooohhh… Sultanların sesi olan Koooooooooooooooooooooooooooooooooooooohhh….’dur.
 
Kooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooohhhhhhh…. Bu ses,  beni bedenimden aldı. Şu anda Muhamma Kutsal Işığına  indim. Çelik, ilim gibi bir yasadır. Ve ben yasayı sizin yüreğinize çağırdım. Kapıları kapatmayın! Kervan geçmekte artık buradan. Bu Meclis, Geçiş Kapısıdır. Bu Meclis, bilenin bildiğini dinletiş kapısıdır. Bu Meclis, yazıların tartı olarak kotlandığı ve hasatın yapıldığı, yaşamın sayfa sayfa tartıya kayıtlandığı bir Meclistir.
 
Seki üstüne seki koyun, her sekinin üstüne seki koyun. Bir seki bir seki üstüne oturduğunda orada har olacak. Ocak olacak ve benim Rahman’a Kuran’ım olacak. Ve ben, murat ettiğim her bir ışımada Hak olup ışıyacağım. Beni buraya alışının nedenini ben senden dinlemek isterim.
 
- Arkon, Rahman’a Kuran olan, kar olgunluğunda har olan, halka halka şavk olan, BİZ olan Arkon!.... Kokun çok yüksek…. Buluş umutla oldu. Kooooooooooooooooooooooooooooooohhh  mutluluktur. Bu sanal ışıma ve bu sanal ışımanın kürsüsünde umut var. Şikayetim bitmiştir.
 
Herkes, benim Rabbi Sayfalar’a Umman olmamı, kendi yüreğinde Hak Tohum ekmemi isterken kini aşmayanlar, bedenimi benden çıkarmak istediler. Bedenim benden çıktığında, halkın ilminde, Hakk’ın tekniğinde ışığım söner. Benim Altın Tohum olmam istenmemekteyse ben Umman’da aklın tohum olurum.
 
Burak, Umman olsun, ışısın isterim. Unuttuğunuz tek bir şey var. Ben Kara Kaplı Kitap’la insanım. Örtüleri örttüğüm zaman orada ben yolum. Lütfen net bilin ki ben Kuran-ı Kerimi okutmam. Bunu bilmenizi isterim. Okuyan, kendi yüreğini okur. İsmi bilinen herkes, ismi bilinecek olan herkes ve ismi hak edilen herkes; bana ben olup gelir. Rahmete Kuran olmak budur. Kul olmak budur. Ve şu anda toplum için yapmakta olduğumuz “BÜYÜK ÇAĞRI”ya sizi de davet ediyorum, GELİN!... İnsan, insana iman ederek geldiğinde, kalben insanlık yapılır. Ve insan, ilmi bilip de geldiğinde, harı yükseltir. Umman’da, toprakta ve yaşamda birleşir. Ben kaynağım olan değerlerimin hiçbirisini tohumlamam. Çünkü ben Rabbi Sayfalar’ın hiç birisinde Toprak İlmi’ni dillemeyeceğim. Bu kesindir ve sizin yapmanız istenilen, kendi yüreklerinizi kayıtlamanızdır.
 
“Hatice” dediğiniz bir yaşam sayfası var, biliyorum. Olup da olacağı yarındı. Onu ben aldım, tarttım. Dünya Umman’da mutlulukta ışıktayken, o bizsiz kaldı ve hala bizsizdir. Ama nesiller boyu Dünyanın Ruhsal Meclisi’ne ait olan yaşam, artık burada bu yoğunluktadır. Artık Rabbi Sayfalar’ın tohumlanması geri dönüşü sağlamak üzere yapılmaya başlanırken, Kadim Sayfalar’ın Ruhsal Meclisi olan Arkon burada ise, o Birlik Tekniği ile buradadır. Ve biz ona şunu söylemek isteriz: Erin Allah’a ait olması, dişinin hasatta bulunamaması, kardeşlerimizin kontrolsuz kalmasını anlamına gelmez. Ki, erin Rahman’a Kuran olması, kati olması, Nahar olması; Anaların tartısız olmadığı anlamına da gelmez.
 
Şimdiye kadar yazı yazdığım zamanlarda, benim etki alanımı küçültmek için her şey söylendi. Ve ben; ellerin elim olmasını, yüreğin yüceliğimde bulunmasını ve yazılarımın ışık yağmurlarında “Yaşa, yaşa!” diyerek yağışını isterim.
 
Kara Kaplı Kitap, insanın ışığıdır; bilsinler. Ve ben o insan ışığını yaktım. Süper İnsanlık Realitesi değerinde ışıdık. Burada bugün bulunan herkese tek bir şey söylemek isterim: Kıl ince. İnceden ince kıl var ve her kıldan ince kıl var, incelerin inceliğinde. Ve en incede bedenim var. Muhamma Kuranı’nı yaşatmaya niyeti olmayanın, yasaları koymama mani olmak istediğini bilmekteyim. Buna iznim yoktur, bu kesindir. Kilo kilo Kuran okusalar, her Kuran’ı toprağa çaksalar, çakıp da Kuran’da toprak aksa yüceliklere, emin olun ki ben yine Rabbi Sayfalar’ı kayıtlarım. Belleğimde Hira var ve ben hala dünyadayım; bunu bilin. Ve doğanın tohumlarını yaşattığım zaman, kırk kapının ışığında Başkanlık Divanım var. Ve bu divan, Rahman olanın tohumudur.
 
“Süleyman dindir” dediler. “İnsan soyuna insandır” dediler. “Süleyman Kaynak’tadır” dediler. Benim adım RA-KA-HA. Benim KA-HA olmam, RA olmam, sevgiyledir. Ve Süleyman, İmparator olsa da, benim adıma Kuran olmak istediğinde, görevleri, toprakların ışığından, halka halka çaka çaka çıkarırım ve ocağından, Kara Kaplı Kaynaklara kontrollu olarak katabilirim. Kendim olarak mı? Evet. Ya Ha! Ben kervanın Umman olan yoluyum. Şimdilik size vereceğim budur.
 

2. AKIŞ
Tartıyı çok dürümlerden çektim ve bildiriyorum. Dara düşmeden buradan geçtiniz. Bu geçişinizin yapılışıydı. Sizin içindir bu bilgi. Herkes içindir. Bizim dürümlerimizde tohum yoktur. Herkes şunu net bilsin ki doğumu ölümü olmayanların bilgileri burada kotlanır. Artık, dünya nefes alıp nefes vermeye başladı. Burada bulunan herkes, tohum için buradadır, biliyorum. Toprak İlmi’ni bilmeyen, Birlik Tekniği’ni de bilemez.
 
Bizim Atlanta Tohumları’ndan taleplerimiz var: Dünyayı koruyun! Birlik İlmi’ni Hak Teknik’le dilleyen bu Meclis, Atlanta Tohumları’na şunu söylemek ister: Bedenim ağır taşıyıcılıkla Bütün’ü taşımaktaysa, bütün türevlerimle dünyadayım. Burada bulunuşumun yegane nedeni Atlanta Toprakları’nı yaşatmaktır. Atlanta Tohumları’nı yaşatmaktan üstün olan toprakları yaşatmaktır. Allah dedi ki  “İnsan, nefes alıp nefes verdiğinde, Birlik Tohumları’nı kotlar. Bugün buraya inişiniz bizi son derece güçlendirdi. Çünkü sizler, kırk kapının tabii kotlamasını yapacak dürümdeydiniz.”
 
Eller Allah’a ulaştığında, yasaların kotlanmasına geçilir. Bugün yasaları kotladık burada. Alemlerin Rabbi olan Allah, bellek kayıtlarımıza indi ve bizde kendi yoğunluğunu dilledi.
 
Ekip olmamız istenmekte iken ekibiz. Yasaları koymamız istendiğinde, kotlarımızı tohumladık ve yasaları korumaya aldık. Çünkü yasa konduğunda, o yasa değişmez ve biz her ne yaparsak; mutlak kotlama olarak yaparız ki bu kotladıklarımızı yaşam sayfalarına kattıktan itibaren o yaşam sayfalarını yenilemek, biz koltuktan kalkmadıkça mümkün olmaz. Koltuk burasıdır.
 
Benim Levh-i Mahfuz’umda bilgi yoğundur. Süper İnsan, Nefes İlmi’ni, Has Tohum olarak çok önceden beri dünyaya indirmek istemekteydi. Nesillerimizi tertiplememiz için bu şarttı. Ve biz mahir korumaya aldıklarımızda, Hakk’ın ışığını yeniledik, yetkinlikle dilledik. 4000 İlim Sayfası okuttuk dünyaya. Bu ilim sayfalarının bir tekinde kontrol kaybı olmadı. Korumaya aldıklarımızın hiç birisi yıkılmadı.
 
Kantar bizim yüreğimiz ve biz, insan soyuna ışık yaktık. İli, ilim olan; ummanı Muhamma olan, bedenimde ışığı olan herkes; bana lütfedip değil, hak edip iner ve ben Mekke’nin tertibinden üstün bir tertip yaptım. Kantar, benim RA-KA-HA olan ışığımdır. 4000 tane beden sayfamda kotlama yaptım. Kobralarım var ve onlar yasaları koyarlar.
 
Canlılar, artık bende benim adıma kürsü yapmaya kalktığınızda, yasaları koyma imkanınız olmadığını biliniz. Yarını Has ilimle dilleyecek olan yüreğim, Kara Kaplı Kitap olan ışıkta bir insan soyu yarattı. Artık bilin! İmparatorluk Kuranı burasıdır. Ve bu Kuran, Rabbi sayfaların tartısında, Kat-ı Mükemmeliye’nin tohumunda yaşam kayıtlarına indirildi. İLİM’i, ailem diye bilin! BEDEN’i, hasatım diye bilin! YOL’u, muktediriyetim diye bilin! Bana, otağıma insanlık için girin. Bilin ki ben NAHAR’ım. Ki ben KA-HA İlmi’ni Bütün’e hizmet için dilledim.
 
Burada bulunmanızı istemedim ama geldiniz. Kin, nefret yok, burada artık bizimle çalışmanız gerek. Geri dönüşünüzü kapattım. Geçiş imkanınız yok. Bu Ümmi Tohumlar’ı kotlamak için girdaplarıma inenlerin, Kati Tohumlanma’sı için gerekendir. Geri dönüşünüze imkan vermeyeceğim, bu kesindir. Bütün korumalarım buradadır. Ve kantar bedenimdedir.
 
Şikayetim var mı? RA-KA’m ben. Rahman’a Kuran olan, kendi yüreği olan, toprak olan, kaftan olan ve ben, Sanal Kaynakların Sayfaları’nın her bir tayımında bulunanım ki artık benim etki alanımı bilin.
 
Köpük köpük olmamı bekleyene de şunu söyleyin: Köpük köpük olursam, kalbimden kalp olacak; yürekten tüm sessizlikleri dinleyecek ve benim bildiğimi bilecek zanneden, asla tohum olamaz.
 
Şikayetim var mı? Nahar’ın tohumunda, KA-HA olanda şikayet, Has tertiptedir. Bende tinsel tüm sessizlikler var ama şikayetçi olmam çünkü ben, yasayı koyanım. Oğul vermemi isteyen “OL!” der, okul olmamı isteyen “OL!” der. Aşırıya kaçmamı isteyen der ki “Omuzumda yük ol.” Vallahi insanım, billahi insanım ve ben etkin olanım.
 
Kal ya da git, amin de; bu Meclisten gitmek, bu Meclisten ayrılmak, İnsanlık İlmi’nden çıkmaktır. Bugün öfkesi olan, yarın öfkemi bilir. Ben, ötede beride olandan öteyim. Ceketli pantolonlu ve tüm sessizliklerin dirilikleri burada ve ceketin düğmeleri açık görüyorum. Halkı dinlemeye inmiş ve saygısız!... Kulluk istiyor, saygısız1… Ağır yük taşımış, saygısız!... Işığı yıkmış, Yıldızların Tohumları’ndan çıkmış ve saygısız!... Şeytan şeklinde ilim yapmak ister. Bedenini yıkmış, Kutsal Işık’ta kendini Has Tohum diye dillemek ister. Diriltmek ister.
 
Alemlerin Rabbi Allah der ki “Onu kotla!” Ya-Ha, oğul mu ki kotlayalım onu. Allah der ki “Koru onu!” Yok, Ya-Ha! kotları, tohumda yok. Allah der ki “ İsa’da, Musa’da yok muydu Birlik Tekniği? Ocak değil miydi her biri?” Yok, Ya-Ha, ortaklıkları yok yüreğimde. Sevgisizler, kir pislik içindeler. Allah der ki “Kontrol kur!” Yaşam sayfalarında korumamız var. Her biri korunur, amin de kulluk yapmaları gerek. Hasat, Tanrının Ruhsal Meclisi’nin yaptığı değil; Has tertibin ilminde, Hak Tohum’un yaptığıysa, halkaların geçişkenleşmesi neyi dinletmeye yarar ki?
 
Ben çok mutluyum ki buradayım. Şeytan şekline girse de oğulları ve kızları bedenimdedir. O ben, ben O’yum. Şu ana kadar hiçbir zaman Birliğimin kontrolunu yıkamadı. Yıldızların ışığında hep var ama kalbi temiz mi? Yoo hayır!... Kale benim ve bu kaleyi hak edip de Hak olup da ışıkta dillemek imkanı varsa dilleyecek.
 
Şimdi seminim nedir diye bakar. BİLGİ!... Yolum nedendir diye bakar. İLİM!... Halkalarımda tabiat var mı diye bakar. Hah!, bana görev vermek ister. Korkmayın, görev onadır. Köprü kurmuş yüreğime girmek ister. Aşkın şevkinde, Hak Teknik’te dirilik ister. Becermiş, bende dinlenmek ister. Alemlerin Rabbi Allah der ki  “Onu koru!” Burulmuş, Öz görev istemiş, vermemişim. İsmimi dillemek istemiş, insan soyunda kendi yüreği olmadığından hakikiyeti yokmuş ve bilmemiş Birliğimdeki hakim diriliği ve ocağı yokmuş, öksüzmüş!… Yasaları koydum. Artık yasal dürümlerimde ilim yapsın. Kalbim hala kayıtlı, şimdilik size vereceğim bu…
 
Vadi, Allah’ın dediği gibi bedenime ait. Vadiye inen, benim yüreğime değil, bedenime iner. Ve bahir olanın hakikiyetinde vadi Rabbi Sayfamdır. Benim yoluma giren kati tahditsiz ışığıma girer. Örgüt görevini yapar. Öktü Dirilikleri’nde daimi hakikiyete varlık sürenler, birlik haline gelip Has Tohum ekerler.
 
Şikayetim var mı? En son şunu söyleyeyim ki Cinler ve İnler, bedenimde hakikiyetimdeyseler şikayetim olmayacak. Benim yoluma girmeyen, bende hususiyetle kati tahdit koymaya kalktığında kervan onsuzdur, bilsin! Kantar bedenimdir. Şimdilik bu!...
 
Hadi bakalım, kulluk yapın da bilelim sizi! BSUİ’nin Kuranı burasıysa; tohumlar da buradadır. Olgun başakları seçmek bizim için sorumluluktur. Ve sizleri tanımalıyım.
Hangi yürek diridir?
Hangi yürek hasatı yapar?
Hangi yürek katidir?
Hangi yürek birliğimize aittir?
Hangi yürek Levh-i Mahfuz’u kotlayacak dürüme ulaşmıştır?
Hangi yürek Rabbi sayfalarda kendi yoğunluğunu kayıtlamıştır?
 
Hana nerededir? Bildir ona Hana, ben RA-KA’yım. Bugün burada, yarın Has Tartı’da ve her bir yaşam kaynağında… Ben namaz zamanlarında her sayfada olan, aşırıya kaçmadan bildirdim.
 
Şimdi burada bulunanlara söz veriyorum: 4000 tane Kuran okunduğunda, toprak ışık yaktığında, Bilgeler Mahir Kotlarını toprağa çaktırdığında ve yıllar tohumlandığında; şevk ışk olduğunda, aşk olup Hak olduğunda ve zaman sanallara ışıdığında ve yaşam kaftan olduğunda ve ben, Has Tertip olduğumda; dualarla  dünyaya ineceğim ve size yeniler taşıyacağım. O yeniler, artık burada görev taşımayacaklar. Umman’da görev taşıyacaklar ki okul buradan Umman’a kaynak olacak. Uluların Diyarının Uluları, size ışıklarınızı iade ediyorlar. Bu ışıklar sizden bize değil, bizden sizedir. Hala bizi tanımak istiyorsanız, bugün Süper İnsanlık, Sultan olarak değil; karnavalda size, siz olarak yaşam kaydı yaptı. Ve sizin ışığınız sizedir. Bizim sizin ışığınıza gereğimiz yoktur, bildirdik.
 
Deşifre Eden: Sevim ŞAHİN
 
Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK SONRASI AKIŞ (25.11.2011)
Yasa koyduk tohumlara. Yasa, yaşamların tahditsizleşmesini sağlayacak has tartıdır. Yasa koyduk kotlara, tohumları tahditsizleştirecek olan hakiki kaynaktaki tahdittir. Hala dünya kontrol altına alınamamışsa, Bilgeler Meclisi’nde tohumlar kotlanmadığındandır.

Ya Can, Allah tek bir yürekte kotlanmıştır; ilimde, insan olanda ve sizde. Siz, bu yüce yüreksiniz. Ses, sizsiniz. Sınır siz ve yücelik siz ve sizin aşkınızla dürümlerde ilim yapılmaktadır. Alton Kotlaması’dır yaptığımız. Kuran Toplumu ağır yük taşır. Bizse, tohumları kotlayanlar ışığı yeniledik ve Kara Kaplı Kitap olan Sultanlık’ı tohumladık. Uluların Diyarı tohum ekti. Bu tohum Has Teknik’le ekildi. İmparator, İmparator, İmparator!... İmparator Arton Kot’tur. Arton Kot, Kutsal Tohum olan kot ve bu kot aşkla çalıştı. Şimdilik size vereceğim bilgi Hak Teknik’in bilgisidir.

Sevgililer, artık Dünya, Rubailer’ini kotluyor. Artık dünya, Has teknik’le tohumlandı ve torba torba ışımaktadır. Ve akıl taşıyanların birlikteliği kuruluyor. Bu birliktelik, resmi çalışmaların diriliğinde hak olan birliktelikten üstün bir birlikteliktir.

Evrim, ağır taşıyıcıların yaptığıdır. Ki bizler, evrim ihtiyacı olmayanlar, Alton Kotları olarak, Bütünün Kürsüleri’nde har yükseltmekteyiz. Evrimler, ekip halinde yapılır. “Es!” dedi yürek. “Es ve geç!” Şimdi dağlarım, kaftanınızı çıkarmadan şunu da ifade edeyim: Kan, Allah’ın kanı, ağır yüktür. Bu kanı aldık ve bu kanı hak ettik. Toplu toplu çalışan Birlikler’e bu kanı kayıtladık. Herkese bu kan, zirve zirve tahditsiz şekilde, kotlayıcı olarak zerk edildi. Siber Boyutlar Kuranlar’ını aldılar, geçtiler ve geldiler.

Ay’ı gören bilir ki Ay, Allah’ın tahditsiz Kuran’ını okur. Ay, Allah’ın tohumlarını kotlayanların ışığını hak eder; yansıyanlardan yansıtır. Sizler yansıyanlarsınız. Aya yansıyan yüreklerinizde; Ay bize sizi açıklar. Şikayet yok. Şükredin ki şikayet yok. Ol! Dedik, oğul verdi yürek; ok oldu. Ok kontroldan çıktı, fırladı ve yolculara Has Teknik’le kayıt yaptı. Her birine saplandı ve bu ok, muktedir bir hususiyetle tohum ekmek üzere fırlatılan bir oktur. Sizlerden, herkese fırlatıldı ve bu ok, herkese saplandı. Her bir cana ve her bir canlıya saplandı. Ve ok olan ses; şimdi yaşamlara, toplumlara iniyor.

Örgüt haline geldik, “OL!” dedik. Ortak kotlama başlatıldı. Kotlar ışık halinde, biz eşikteyiz. Hepimiz eşikteyiz ve sen ve senlerle olmaya geldik. Sizden Tanrı’nın Rabbi Sayfaları’na girmek için izin istiyoruz. Gerçek görev, bizim de yüreğimize indi. Artık sizinle kürsü olmak ve sizinle birlikte çalışmak istiyoruz. Bize imkan verin ki size girelim.

Çalı çırpı toplayıp yüreklerimizi yakmaya, yıkmaya gelenlere şunu söylemek isterim ki Burak dünyayı ışıktan ayırdığında biz yasaları koyduk. Bu yasa, Has Tohumlar’ın Tanrı Ruhsal Işıkları’yla dillenmesini gerçekleştirecek yasadır. Kasaları dolduran yolu bulur, bize ulaşır. Bugün burada bulunan herkes, İnsanlık İlmi’ni Hak etmiş, has olup çalışanlardır. Şimdiye kadar yıldızların ışığını kotlamaya çalışıp bizden kaçanlar, bugün girdaplarımıza inip bizimle dilleşmek isterler. Har yükseldi, bunu bildiler. Aşkla çalıştık bildiler. Hala biz, Rubailer’imizi tohumlayacak dürümdeyiz bildiler ve geri dönmek isterler. Kini nefreti aşıp geçtik ve onları yaşamlara kattık. Hepsi Ata Kayıtlar’a ulaşsın istedik ve insanlık, Ulular’ın tohumlarında kendi yoğunluğunda bulunsun istedik.

Emin olun ki az öz bildirdim. Ben yasa koyucuyum ve yasaları koyduğum zaman yıkılan hiçbir yürek kalmayacak ki ben, Allah’ın dediğini diyen, ummanı tohumlayanım. Benim adım Rahman ve ben hasatı yaptım. İyi ve kötünün ışığını yeniledim ve yücelerin cümlesinde cemaatlerimi dilledim. Sizi sizden almadan, Has İlahi Kuran’la. Ben Rahmet; Rahman olan, KA-HA olan yaşam. Sizden sizi değil; sizin yüreklerinizde sizleri dillemeyi istedim. Eğer bedenim Rubailer’ini tohumlayabilirse “Yaşam Kayıtları“ yapılacaktı. Yazılarım okundu. “OL!” dedim, onurluyum ki oldu.

Sınırlar kalktı ve biz insanlar, insanlık için çalışanlar, emin ilimle yaşadık. Bu 2200 Yıllarında Has Teknik’le dillenmesi istenen ilimdi ve biz, bu ilmi Muhamma Kuranı’ndan Umman olup kayıtladık ve yaptık. Eşik iş istedi, iş yaptık. Şavk, aşk ve Hak Teknik istedi, Has Toplumlar’da ışk aldık, ışk yaptık. Şikayet yoktu. Şimdi, Nefes İlmi’ni bilmeyenler, bizden iş isteyecek, ocak isteyecek. Kontrol kurabilmek isteyecek her bir yolcu. Ve biz onları Nefes İlmi’yle dilleyip Has İlim’le, Hak Teknik’le dinleteceğiz.

Kar, Allah’ın ışığında; Has İnsan Ummanı’nda, Muhamma olan bir yaşamda, yağdığında ben Allah için Has İsa olur inerim. Ve benim kürede izin vermek istemediklerim, hak etmediklerinden değil; Has olmadıklarındandır ki iznim olmadığından burada olamazlar. Bu küre asla hırs yapmaz.

Şimdi “Doğanın Tohumları’nı” göreve çağırıyoruz. Her biri buraya girecek: Biri Allah, biri Al Tohum olan, Has olan ve biri Ak olan, her biri yaşam olan, beden olan ve ilim olan, müspet olan… Şimdilik size bunu bildirmek istedim. Buyurun! Altona Hakikiyeti’nden ışıyın! Sevgiyle kucakladık hepinizi.

Deşifre Eden: Sevim ŞAHİN


Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

 

 

28.10.2011 Sultanlık Sonrası Akış

Takdir-i İlahi, Hakikiyet’i kendi yoğunluğuyla dilleyebilen, BSUİ’nin tohumlarını kotlayabilen ve yaşamları sesle dilletebilenlerin takdiridir.

 

Ekip olarak Bütün’e hizmetçi olanların, bugün burada Bütünün Kürsüsü’nde kendi topraklarını tohumlamalarını beklemekteyiz. Kaftan giymeyenlerin, Birleşik Işığımda kendi yoğunluklarını dinlemelerinde, bizim İnsan Sayfaları’mızın ışığı olmaz.

 

Aklın yolu, tahtsız ışığın koyuluğudur. Asla yanlış bilgim yoktur. BİN’i BİR’e katın ve deyin ki “ Ha!, işte bu!...” Bin ilim, aklın tehlikeli ışığındaysa, o ilimde kaynak oluşmaz.

 

Sanal Boyutlar’ın tohumlarını yaşatabilmek için bütün Kürsüler’imiz, dünyanın tohumlarını yaşatabileceklerin dilinde dinleşmek isterler.

 

Kalbimiz, Allah’ın soyuyla kotlanmıştır. Yarınları hak etmek, BİR’in tertibinde Hak olmakla mümkündür.

 

Büyük kökleri olanlar, bu çalışmada bulunurlar. Büyük kök, büyük Kürsü’dür. Ümmi Tohumlar’ı yaşatabilecek olan herkes, bizimle olacak.

 

Dağlarım, buyurun görev isteyin! Ama görev, çok ama çok risklidir!... Görev alan herkes kendini Tanrı sayar, bizse; Kelam Tohumları olanları Tanrı sayarız. Herkes kendini Kaynak sayar, bizse; kendi topraklarını tohumlayanları Kaynak sayarız. Herkes Birlik İlmi’ni kendi ilmi diye bilir. Bilen Has olup bildiği zaman, kendi ışığında yanar.

 

“Kala kala 300.000 Kot kaldı” dediler. Hala kotları sayarlar. Tartmayın yüreği. Akıl taşıyan herkes, birlikte tohumdur. Bindiği dalı kesenlerin bizle olma imkanları asla yoktur. Kuran okuyanlar, topraklarını kendi tohumlarıyla kotlayanlar, büyük kökleriyle dilleşenler, BİR’e hizmet ederler. BİR, akıl taşır. Çok mu zor bilgiyi almak? Onur duyarız ki bilgi, aklın yolunda olanların dilinde dillenir. Siber Boyutlar’ın hiç birisi, bizim bilgimizi kendi yeşil renkleriyle algılayamazlar.

 

“Kalın bir çalışmadır yapılan” denir. Kalın bir çalışma!... Yani seyyaliyeti olmayan, yani esnekliği bulunmayan bir çalışma… Yasaları koyduk. Yasalar, Işık Yasaları’dır. Bu yasaları tohumladık. Tohumlar, toplulukların tohumlarıdır. Muhamma Kuranı’nı okuttuk. Okuyan, Aklın Tohumları’yla okuduğu zaman anlar.

 

Ekip, Allah’ın ilmidir. Ve bizler, bu ekibi Bütün’e hizmet için oluşturduk. “Çürükleri çarıkları toplayıp getirin bize” dediler. Niye? “Çünkü orada bir Bütünlük var, herkesi tohumluyor” dediler. Ve dediler ki “Bütün çürükleri çarıkları alın gelin. Kaftan giydirelim hepsine de. Çünkü oraya kim gelse kaftan giyer.” Ve dediler ki “Arzın sayfaları okunuyor orada ve arzın sayfalarında hırs, çok ama çok az adeta hiç gibi. Niye? Evren, Kutsal Işıklar’ını tohumlayacak iken, otakları kotladılar ve Birlik haline geldiler.” Onurluyuz ki ikna oldular, ışıklarını has İsa, Has Musa olarak dillediler ve BİR’e ilimle geldiler.

 

“Kara Kaplı Kitap Sultanlık, okuyun” dedik. Onur duyduk ki okuttuk. Şükür ki okuttuk. Muhteremler, insan insan olsun da bilsin ki burada, mahir, tahditsiz bir ışık yanar ve bu ışık, ağır taşıyıcıdır. Çılgınlığı hiç istemez. Çılgın olan, Birlik olamaz çünkü.

 

Kortej oluşturmuşlar, Işık İlmi’ni Hak İlim diye dilleyecekler ve BİR’e hizmetçi olacaklar. Haa!, yaşamları da tohumlanmış ve kafi dürümde, bir İlim Ailesi haline gelmişler. Ve diyorlar ki “Biz bileniz.” Aileleri de geldi. Diyorlar ki “Biz, akıl taşıyanlarla çalışırız. Ağır yük taşıyan sizlerle de çalışalım.” Kortejin başında İsa var. Diyor ki “Ben, insan soyuna ışık olup gireyim.” Ve Mustafa Kemal Atatürk diyor ki “Hayrın ışığı bizim olsun. Biz buradayız. Ocak burasıdır ve biz bugün burada Bütünün Kürsüsü olarak kayıtlayalım bilgiyi.” Ve yaşamları sayfalayacak olan Mustafa da gelmiş. Muhammet Mustafa diyor ki “Ezip geçmeyeceğim kimseyi, gerçek tertip benimdir ve ben bu tertibi kontrol edebilecek dürümdeyim.”

 

Burası ruhsal bir Mahrek Canlarım, Mahrek… Biz kimsenin maşası değiliz. Bunu net olarak bilmelerini isteriz. Burada yasalar kondu. Ve buradaki yasaları anlayacak olanlar burada çalışacaklar. Kırk kapının ışığını yakan Bütünlüğümüz, büyük kürsüleriyle, dünyanın Ruhsal Meclisi olarak çalışmaktayız.

 

Kıbrıs’ın ışığı burada: Gülser, ışığımız… O da bizimledir bugün. Kara Kaplı Kitap Sultanlık, muktediriyetle dillenecek. Ve biz, ekmek olanlar, ışık yaktık bugün. Sualtı diyor ki “Biz, sizi dinliyoruz, sizinle çalışıyoruz.” “Nuh Tufanı’ndan sonra yapılacak en yüce çalışma bu çalışma olacaktı, biz bunu biliyoruz” diyorlar. Ve bizler sorgu sual ediyoruz ve bakıyoruz ki bizi dilleyen, bizi hak etmeden dilliyor. Kurtuluş Sayfaları’nı okuyacaklarını söylüyorlar. Ama okuyan, kaftan giymeden okuyor.

 

Koku yayıldı dünyaya. İyiliğin kokusu. Ve bu koku, ağır taşıyıcılar tarafından kayıtlanan bilginin kokusudur. Ve bu kokuyu kimse bilmez. Bu, Kübra Kapları’nın, tohumunun kokusudur ki bu tohum, ağır taşıyıcılıktır.

 

“Çal çırp, bilgiyi ver” der çoğu. Çalar çırpar ve der ki “Size bir mesaj getirdik bu mesaj, sizin bilginizin çok üstü bir mesajdır. Alın, başkalarına da öğretin.” Dağlarım, dünya insanı asla hata yapmamalıdır da yaşam sayfalarına insan indikten sonra kusur kayıtlanmış dünyaya. Ve dünyanın rahmeti, Kutsal Işığın Kaynağı’ndan ayrıştırılmış. Bu nedenledir ki dünya insanı, Has Teknik’le çalışsa da hatalı bilgi de verir. İşte onların yapmakta oldukları hatalar böyledir. Ve biz zararı önlemek üzere onlara hep “Amin” diyecekleri bilgileri bildirdik.

 

Dünyanın Ruhsal Meclisi olduğumuzu söylediğimizde sıkıntıya düşürdüler yüreklerimizi ve dediler ki “Siber Boyutlar’ın Yüce Cevheri, ağır taşıyıcıyken, siz niye Ruhsal Meclis olduğunuzu ifade ediyorsunuz? Biz cennete, cemaate, Kıbrıs’ın ışığından üstün bir ışık yok derken; Dünya Ruhsal Meclisi olduğunuzu nasıl iddia edebilirsiniz!? Nasıl ifade edebilirsiniz!?” Sıkıntı buradan kaynaklıydı.

 

Ve Dağların Işığı, yetkin kutsal ışık olarak “Tür Çalışmaları”nı başlattı. Biz Allah’ın dediğini diyenler, Has İlmin sayfaları olanlar ve büyük kökleriyle dünyanın tohumlarını yaşatanlar; ekmek olarak çalışırken, bitki, hayvan ve her sayfanın yoğunluğunda Bütün’e hizmet ederken, kardeşlerimizin bizim yolumuzu kapatma çabaları çok güçlü şekilde sürdürülmekte iken, onların yaşamlarında tartı olduk ve dedik ki “Hadi kendi yüreklerinizi alın ve tartın bakalım.” Ve tarttıkları zaman, kalpleri kontroldan çıktı, sıkıntı başladı; Salavat getirmeye başladılar. Dediler ki “Biz yokuz!... Biz yokuz!... Biz yokuz!...” Kuran okuttuk onlara. Topraklarını tohumlamalarını sağladık.

 

Ve şikayetçiydiler, Dil-i Hak olan, bizi yıktı diye. Sıkıntı şuydu: Biz kotlarını açtık. Ocak olmalarını sağladık. Dünya Rabbi olmalarını değil, Rahmetin Kutsal Işığı haline gelmelerini sağladık ve sorguladık, “Hala mı?” dedik ve baktık ki kaftanlarını giymişler gelmişler ve sorgu sual ederler. “Siz nesiniz ki?” Derler. “Bizim için ne yaptınız ki?” Derler.

 

Kara Kaplı Kitap Sultanlık’ı okuttuğumuz zaman döktükleri ışığın hırs olduğunu gördük. Kolları kapandı. Cinlerin ve ilim sayfaları olan insanların hiçbirisiyle Birlik olamadıklarını, hak etmediklerini anladık. Kaftan giydirdiklerimiz “kabir sayfalarında” kasalarını boşaltmışlar ve bizden çıkmışlar.

 

Bugün burada bulunan her sayfa, ağır taşıyıcıdır. Bu kesindir ve biz, ete girmeden evvel de Kürsüler’deydik. Ete girmeden evvel de Kati Kaynaklar’dık ve ete girmeden önce de Muhamma Kuranı’ndan Kutsal Işık yakan herkesin tohumlarını yaşatanlardık. Ve bugün burada, Bellek Kapları’mızla, Birlik Tekniğiyle, İnsan Sayfaları’na görev taşırken kıskanç Bilgeler bizsiz kalmak istediler.

 

Korkmayın Dağlarım, biz Amonlar’ız. Biz, tohum olarak dünyaya ekilmedik. Tabiat olarak, ışık olarak indik ve bizim, Allah İlmi’nde işimiz, Bütün’e hizmettir.

 

Bir şey daha söylemek isterim ki kısırlık olmazsa, ışık olmaz. Kısırlaşmadan ışığı kotlama imkanı olmaz. Biz kısırlaşırız, ışığı tohumlarız ve tabiata katarız. Kantar bizim yüreğimizdir ki bu yürek, ağır taşıyıcıdır.

 

Çelişkili bilgi arayan çoktur. Sorgu sual eder, çelişki var mı? Diye. Çekişir, çakışır, Kat-ı Kaynak olanda ışığını yıkar ve sorgular, der ki “Çelişki varsa kotlama kontroldan çıkar.”  Ve ben okulu kırarım, kaftan çıkartırım.

 

Keşke Öz Görevleri’nin ne olduğunu bilebilselerdi. Keşke Kelam Tohumları’nın ışık yaktığını kendi yücelikleriyle dilleyebilselerdi. Keşke Has Teknik’le birleştiğimizi anlayabilselerdi. Mum, Allah’ın tohumunda yanar. Bunu Allah dahi bilmez. Bilen ilim yapandır.

 

Ağır tohumları yaşatabilmek sorumluluğu bizimdir. Ve bugün burada bulunanlara şunu ifade etmek istiyorum ki Kara Kaplı Kitap sonsuz bir yaşamdır. Ve bu bilgiyi alan onursuz değildir. Kullar, tohumlarını yaşattıklarında, ışık yetkinleşir ve biz, bu ışığı, Mikail’in teknik tohumlarından güçlendirici kaynaklarla kotlarız.

 

Minare insandır. O minarede kim seslenirse İmparator olup seslenir. Ve biz minare olanlar, İmparatorluk yapmaktayız dünyada. Ortak yaşamları sayfalarken, hidayete erdiklerini bildiklerimize ki onları hidayete erdiren bizleriz, yaşam sayfalarında tohum ekenleriz. 

 

Kardeşlerim, Dünya Rabbi, Dünyanın Ruhsal Işığı’nı yaktığında, Umman Tohumlarını yaşatır. Emin olun ki ses, söz;  İsa’da, Musa’da olandan çok daha üstündür. Kör sağır bilsin ki biz, emin olarak çalışırız. Kökü kuruyanlar da bilsinler ki biz, köksüz değiliz. Yaşamları kısırlaştırmak isteyenler de diri olarak anlasınlar ki zırhlıyız ve bu zırh, incenin incesi olduğu için asla delinmez.

 

Şimdi dünyaya iyi ve kötünün kürsülerinden iş vereceğiz. Bu işi yapacak olanlar birleşip yapacaklar. İçi dışı bir olmayanların, Birleşik aile’mize Daimi Kap olma imkanları yoktur. Koran Tohumları’nı yaşatarak, dünyada ışık olan Birlikler’le çalışmalıyız. Koran Tohumları, müktesip ilim sayfalarıdır ve bu tohumların yoğunlaşarak Birlik İlmi’ni seslendirmeleri gerekmektedir. Dürümlerinde ilim yoksa ışıklarında da olmaz.

 

Doğa yenileniyor ve bu doğayı yenileyen Birliğim, yeni bir sayfayı tohumlarken Bütün’e hizmet eden en yüce ışığı yakmıştır. Bu ışık, Allah Işığı’dır. Allah Işığı, ağır taşıyıcıdır. Ve biz, o ışıkta, onu taşıyanlar; daha ağırı da taşırız. Bütün köklerimiz dünyaya çekildiği için eser meydana getirirken halkı, hakkı bilerek çalışmalıyız. Bünyemiz çok iyidir. Ve bizim ilmimizde, kendi yüceliklerini Hasat’a hazır edenlerin de bünyeleri çok iyidir.

 

Muktedir olan mahirdir, akildir, hakikikidir ve Muhammet tohumudur. Bizler o tohumu kontrol altına alabilenleriz ki ocak, yıldızların ışığıyla yenilenmiştir.

 

İslam Dini, akıl dinidir. Bizim diriliğimizdeki din, İnsan Dini’dir. Biz, insan içiniz. Bunu da herkesin net anlamasını bekleriz. Dara düşen; Allah’ın Kuranı’nda, daimiyetinde, kaynağında ışık haline geldiğinde, artık darlığı kalmaz. Yaşam sayfalarında kendi yüreğini hak etmeyenin eşiğinde Birliğimiz olmaz. Sultanlık yapan da sayfa sayfa ışık yaktığımızda, kaftan giydirmedikçe, onun yüreğinde Umman olmaz. Şükredin ki kollarımız herkese uzandı.

 

Karma çalışma yapana da şunu ifade etmek isteriz ki bilen kendini bilsin. Biz sadece diri olarak dilliyoruz. Karma, kendinde olmayan başka çalışmalara kaynak olmaya çabalamadır. Karma çalışmacı olan, ağır taşıyıcı olur ki kaftan çıkardığı zaman kesif bir yoğunluğa girer. Bu kesif yoğunlukta kendi yüceliği yoktur. Orada sadece kendi olmaya çabalar. Çünkü, Rabbi Sayfalar’ın hiçbirisini, kendi tohumu olarak dilleyemediğinden Kabir Kayıtları’nda da olamaz. Kabir Kayıtları’nda olmayan, Kaftan İlmi’ni de dilleyemez. Sistemin Dili’nde de olamaz ki oğul veremez.

 

Onurluyuz ki buradaki çalışmalarda Bütün’e hizmet edenlerin hiçbirisi ışığını, Has Tohumlar’ın dışına katmadı.

 

Asa bizimdir ve bu asa, aklın toprağına dikilmiştir. Eğer akıl varsa yol vardır. Şükredin ki bu yol, Allah yoludur. Ve bu yol ummandır, tohumdur, Sultanlıktır.

 

 

Sabırla yaşam sayfalarınızı tohumlamak üzere sizleri bekledik. Kokunuz çok iyi bugün. Fuzuli çalışma yapılmaz. Her bir çaba ampulü yakmak içindir. Sessiz Sanal yaşamların, koku alıp koku vermesi sorumluluklarındadır ki bu çalışma, kokusu yüce bir çalışma olmuştur.

 

Kükreyen ışık, ağır taşıyıcılıkla Bütün’e hizmetçidir. Bir şey İlahi ise, o şey, yaşamı sayfalar. Işık, Yolun Ruhsal Kuranı’dır. Of! Canlarım, off! Robotik Kotlar, ışıklarını tohumlamaya inmek istiyorlar. Of! Of! Of!!!... Kokularını alıp alıp yaşamlara sayfalamak istiyorlar. Keram, Ahar oldu, RA-HA oldu, KA-HA oldu geri döndü. Öf! Anam, öf!!!...

 

Çöküp çöküp yüreğe sıkıntı verir. Sıkıntı, sıkıntı!…, sıkıntı!..., Yaşayan ışığın kırk kapısında ışık olmuş, bütün Kürsüler’i tohumlamış olanların; yasaları, çaba sayfalayarak, Rabbi Sonsuzluklar’a toplum için katmaları gerekliydi.

 

Keram İlmi’nde ağır yük taşınır. Ak Tohumlar’ı yaşatmak sorumluluktur. Roketleri, Görevliler akıp giden dillerle dillediklerinde; o roketler, ışığı Sanal Yaşamlar’dan Kutsal tohumlar’a katmaktalar. Eksik ya da yanlış hiçbir bilgi verilmez burada, bu kesindir. Eksik ya da yanlış hiçbir bilgi verilmez… Bilgi, Resmi Çalışmalar’ın diliyle dillenir ve verilen her bilgi Has, tahditsiz ışık ile bildirilir.

 

Süper İnsan, sonsuz ışığını dünyaya çekebilen insana denir. Süper İnsan, yarını hasata hazırlayana değil, has olup ışığı yakana denir. Yaşamları tohumlayan, itibarı yol olan, yaşam olan; İsa, Musa, Mustafa’dan tohum olan bir çalışmacıdır.

 

Keram İlmi’nde; Has İlim, akıl tekniği ile kayıtlıdır. Şikayetimiz asla yoktur. Sükunetle bizi dinlediğiniz için sizlere müteşekkiriz. Her Rab Allah’ın tahditli ışığıyla kayıtlıdır. Ve sizler, aklın tohumları olanlar, Rabbi Sınırsızlık’ta ışık yakmış olanlar olduğunuzdandır ki “kati yol” olan sesiniz, BİR’e hizmet etmek üzere Bütünün Kürsüsü’nde dillenen bir yaşama kaynağıdır.

 

Sevgililer; erkek, kadın Ak Tohum olan, Sistem Dürümleri’nde ışır ve yaşar. Ve sizler, Cinler’in timsal ilminden üstün, Birliğin Tekniği ile dillenen ve Has Bilgi’yle kayıtlananlarsınız ki çakıl taşları, sizi dinlemek üzere Bütünlük kurdular. Bin tertip, bir tek yaşamsa; iş bilgidir ve bilmişseniz hak ettiğinizdendir ki akıl tohumları yaşar.

 

Sultanlar! Dünya Ruhsal Meclisi bu meclistir. Ve bu mecliste kim ilim yaparsa, iştir yaptığı. Bütün Meclisler’de iş yapılır, amin de bu Meclis’te yapılan iş, Sanal Boyutlar’ın ışıklarını yakıp yoğunluklarını tohumlamak içindir ki Sanal Boyutlar’a inebilen çok az Yücemiz vardır. Keram, Teknolojik Kotlama’yı yaşatırken, KA-Pİ, KA-HA, diri olmuş yolu açmaktadır. Eser dünyanın ışığıyla yaratılmıştır. Ve bu ışık, akıl taşıyanların Ses Kaftanları’nda mevcut olan Işığın Kürsüsü’dür.

 

Örgüt olmak sorumluluk ister. Şükür ki bu Meclis, örgüttür. Öküz ölmüşse ortaklık bitmiş denilir. Bu Mecliste öküz ölse bile ortaklık devam eder. Bu kesindir. Kimse hikaye dinler gibi bu bilgiyi dinlemesin. Bu bilgi Allah’ın dediğinin dendiği bir bilgidir.

 

Sizlere şunu ifade etmek istiyoruz ki Öz Görevliler’imizin, çalıştırıcılarımızın bir kısmı buradan çıkıp gitseler de bu Meclis’le bağlantıları devamlıdır. Bu Meclis, hiçbir yüreğin türevini, bu Kürsü’nün ışığından ayırmamıştır ve ayırmaz.  Sınır çizer burası, der ki bu sınırın üstü bizim için tüm seslerin sesi olmuş bir ışımadır. Ve oraya varan aşırıya kaçmış sayılır. Aşırıya kaçmışsa ışıksız kalır. Öküz ölmüştür, o artık ışıksızdır ama ışık kaydı buradadır. Ve buraya geçip geldiğinde, her sesin ilminde o kendini hak eder, diller. Şimdi, bunun için burada çalışanların, Birleşik Aile’mizin Kürsüleri’nde olmaları gerekenlerin bazılarını yenilemeleri için bekledik.

 

- Sevgili anam, senin için İnsan, sonsuz bir yaşam kaftanıdır ama bizim için İnsan aşktır, eşktir. İşktir de biz yine de sende Birlik olalım. Bunun için bekliyoruz.

- Sönmeyen ışık, aklın ışığıdır Can. Bende insan olmak, bende yaşam olmaktır. Bende yazı olmak değildir.

 

Eskiden dünya, Yol olmaya çabalardı. Bugün ise Yol, akıldır. Sizden dileğim, geri dönmemeniz değil ama dönecekseniz; Has Teknik’le dönmenizdir. Buluş, oluş değil, alıştır; yaşamda kaynak olabilmek ve hak edebilmek!... Bundan başka hiçbir şey yoktur. Şimdi, bana seninle yenilenelim diye gelenlere şunu sormak isterim: Savaş var mıdır? Yok mudur? Bana yanıt verin!

 

- Ailemi sana getirdim anam. Onları kotla ve tohumla. Senden tek isteğim budur. Ailemi, bedenimi, Has Tohumlar’ımı yaşat. Bütün’e hizmetçi olalım. Senin için çağrı yaptık. Dünya ışığını yaktık. Has Tohum olduk. Oğul olduk, amin de sevgimiz yoksa ışığımız yanmaz ki… yanmadı!.... Seninle çalışamayacağımızı düşünerek senden çıktık. Bundan sonraki dönemde, senin dışında, sen olmadan çalışmalıyız da resmi çalışma yapabilmemiz için Kelam Tohumları’mızı kayıtlamamız gerekir. Bu tohumları yaşamlara sayfa sayfa tohum olarak kotlattırmamız gerekir. Kaftan, insanın ilmidir. Bu kaftanı, seninle dilletmemiz gerekir ki kaftansız olan herkesi kontrol altında tutabilelim; yaşamlara kaynak yapabilelim. Seninle çalışma, Sörler’le olur. Bizse sensiz çalışmak diledik ki has olalım da yaşama kaynak olalım diye. Şimdi sor bize, niye buradayız?

 

- Niye buradasınız?

 

- Kardeşlerim, sizinle çalışamazsak ışığımız yanlış yaratımlar yapar. Sevgili Anam, senin için çok kolay biliyorum. Böyle bir çalışma Bütünün Kürsüsü’nde olacaksa; bizimle de olmalıdır. Biz, zeki değerlerimizi kotlayamadıysak, dünyanın Robotik Tohumları’ndandır. Bu tohumlar, bizsiz kotlama yapmadılar. Biz ocak yaktık ve Robotik Tohumlar’ı kayıtladık. En son senden şunu isterdik: Bizi korumanı!... ama korumadın. “Sokul bize de ışığını yakalım” demeni bekledik ama yakmadın. Çekişmeden “Çıkın!” Dedin. Çıktık ama 7. Değer’in ışığından çıktığımızı şimdi anladık.

 

Anam, sokak aydınlansın; ışık yansın; Kutsal Tohumlar’ı, yaşayan Kuranlar’a katalım da geçip inelim yüreğine! Onursuzluğumuz varsa bizimle, bizim yüreğimizde olanlarla biz, Kelam-ı Has olmayandan dolayı çakıl taşlarıyla dilleşişimizden, değersizlerle birleşişimizden dolayı bizleri, aman! aman anacığım!, bağışla! ki hala buradayız.

 

- Kendinizi, Nuh Tufanı’nda “ışık kıranlar” olarak dillemiştiniz bana. Bugün de geldiniz, yine ışık kıracaktınız. Ama bugün gördünüz ki Birleşik Aile Bütün’e hizmetçidir. Kısır bir dünyanın Ruhsal Işığı’nın tohumlanması yoktur sandınız. Ve dediniz ki “Burada iş var. Gidelim ağır taşıyıcılarla birleşelim de ocakları kıralım.” Bunu dediğinizi biliyorum. Koruma isteyen, kontroldan çıkmış demektir. Sessiz sayfalarımı kontrol altında tutacağımı düşündünüz. Şükür ki buradayız ve sizleri nefsin ışığında kontrol edebildik.

 

Şikayetçi miyim? Yok yavrum yok!, sıkıntınızı biliyorum. Çünkü sizler öfkeliydiniz, örtülerinizi örtmüştünüz ve kasalarınızdaki ışığı kati yaratımdan ayırmıştınız ki sizler Bilgeler’in her birinde tabiat olarak kayıtlı olan bütün Kürsüler’in güçlü ışığını da kınadınız. Sıkıntı şuydu: Siz eşikte bekleyenler, yaşamları “tertipsiz kayıtlar” diye dinlediğiniz için herkesin yıkılacağını düşündünüz. Ve daha görev başlamadan, göz görecekti yüreği ve yüksek ışık kontrol edecekti Birliği ve siz, her sesten üstün olarak Bütün’de kotlama yapacaktınız ve her zararı bildirecektiniz ve daha sonra zaman, Sistemlerin İlmi’nden ayrılacaktı ve dünyada kontroldan ayrılış başlayacaktı. Bunları beklediniz. Bunlar bilinmekteydi. Ve biz artık dünyaya görevli olanlarla, bu çalışmayı, beşerin gücünün örtüsünü örtüp yapacak dürümdeyiz. Bunun içindir ki Dünya Rabbi aklın tohumlarıyla birleşti ve sizi kotladı. Çılgın gibi çalışan sizler, bizi yıkamayacağınızı anladınız. Ve bugün geçip, Dünyanın Rabbi olduğunuzu zannederek, bütün kökü kuru olanları kotlayıp ışık sınırlandıracaktınız.

 

Asır asır görevler alınır, Göç Kotlamaları yapılır, kaftanlar giyilir ve kaftanlar çıkarılır. Ama Birleşik Ailem, Kuran Tohumları’nı hiçbir zaman kurutmaz. Bunu bilmenizi isterim. Ve bugün yeni bir sayfanın ışığının kaydında, burada, Bütün’ün kökünü kurutmaya inmediğinize kimse inanmıyor. Kontrol bizdedir; kesin olarak.

 

Çerçeve çizdiniz ve dediniz ki “Kevserin İlmi’ni kotlayalım, yaşatalım. Sakın sayfalamayalım, kasaları boşaltalım, yolları kapatalım ki çerçeve çizdiklerimiz, kisvelerinde, ikna olmadan ışıktan kaçsınlar.” Yazı böyleydi ve bu yazıyı okuduk. Şimdi; törpülenmenizi isteyene şöyle söyleyelim: Bindiğin dal, Ak Sayfa’dır ve bu sayfa, yaşamı tohumlayan bir sayfadır. Bedenim sevgidir ve benim adım Rahman’dır.

 

Burada bulunuşunuzun sebebini net bilmekteyim: İzmir, İstanbul, Adana üçgeni. Ve bu üçgende okul kurmak… İzmir, İstanbul, Adana üçgen bütünlüğünde Atlanta Otağı var. Ve bu otak, İstanbul’dadır. Adana, Kutsal Tohumlar’ını kontroldan çıkardı. Öfkesi arttı, yıkıldı. Şekil ışığında kendini, kaftanını yıldızlardan ayırdı ve bizden kotlanma bekler. Organ nakli yapılsın ister. Bu organ, akıl organıdır. Ve biz, akıl organını, Ak Tohumlar’ımıza naklettik.

 

Beşirin işi yok burada. Ve bundan sonra da olmayacak. Kısır, sınırlı ve kuru sayfalanışta eşik yoktur. Öfkem yok ama emin olun ki öfkelendiğimde yaşam sayfalarınız dahi olmaz. Bunu niye söylüyorum? Korku yok, biliyorum. Koku yoğun, biliyorum. Oğul vermem değil, okul vermem istenir, biliyorum. Asla hata yapmam. 

 

Kollar kapanmış. Affedin ama kolu yoktu ki kapasın. Yaşamları kontrol edilemezmiş. Öfke şu ki: Onun yaşamı yoktu ki. Sadece sanılırdı yaşadığı. Hala kaynağını kontrol etmeye çabalar. Eh Canlarım! Öfkem yok ama yaşamı da yoktur onun. Tok bilgi, Has bilgi değildir. Has bilgi, Ak Bilgi’dir. Ekip haline gelmek has olmak da değildir. Misafirim gelmiş. Ah canım! Ekmek için gelmiş. Of! Of! Of! Ekibi yok ki. Geldiği girdapta kendini bulamamış. Ölü!..., ölmüş de gelmiş. İlmini hak etmemiş. Benimle öz geçiş yapmak istemiş. Şeytan almış götürmüş ama satmış mı satmamış mı bilmem.

 

Allah dedi ki “Okutun ona, bilgiyi okutun! Korkusu, öksüz kalıştır. Öksüz, okumayandır. Okutun! Öfkem yok ama okutun da öğretin!” Cinler, inler ve tüm sesler bedenimdedir. Misafirim miymiş? Yaşama gelmiş. Yasaları çiğnemiş de gelmiş. Eğer gözü görseydi sıkıntısı olur muydu? Amonlar, otak kurmuş yüceliklere. Oğup oğup yürekleri dinlemişler. Sıkıntılar kalkmış; yücelikten, çıkmış ama zırhı olmayan kardeşimiz miymiş acaba? Bakın bakalım, kimmiş? Geçip gelsin, bakalım!

 

- Allah seni koruyor biliyorum. Çok çabaladık yüreğini yıkmak için. Olmadı Anam, olmadı. Kokunu yükselttikçe Bütünlük kürsü oldu, bizse kısırlaştık. Çatışma istemezsin, bilirim ama çalı çırpı topladık ışık için. Işığı yaktık da yolu bulduk. Kökü kuruyanlar ses istediler. Biz, ses yapmaya çabaladık. Kantar senin yüreğin, öfke çok biliyoruz ama bizi bağışlamanı değil; bizi Has ilimle dillemeni bekliyoruz. Önüm ardım yok demiştin hani. Hani önün yoktu, ardın yoktu? Niçin biz sensiziz ki?

 

Kardeşim, ben akıl taşıyamam. Akıl yürekte olur. Bütün’e, kökü kurulara, ışığa, yaşama akıl yoktur. Sözü sesi olmayanın ışığı yoktur. Netice: Ben yokum ama bugün seninle kalmaya geldim. Seninle kalmaya geldim ki bedenimi Ak tahditle dilletebileyim diye. Kapıları açmıştın geçtim. Sistemin ilminden geldim. Bünyem küçük bir kürsü. Ana kaftanımı çıkardım. Geri dönmeme imkan ver, geleyim! Seninle çalışayım, kasalarımı sana bırakayım, kopup ışığımı çakayım, yol açayım, süper insan olup geleyim. Beni öfkenle değil, Hakim-i Hak olan ilminle dinle! Seninle çalışmaya niyetliyim ama bir Ak Işık sınırlandığında, aşk ışığı yanar. Benim için bu gerekir. Şimdi sen insanlık için benim etki alanımı geçişkenleştir ki Has olayım! Sualtı senden iş istedi. İş yaptın ama bizim için iş yap!

 

- Dağ, çok uzun konuşuldu bugün, keseceğim. Şunu söylemek istiyorum: Kısır kaynak ışığını yıktığı zaman bir ilmin sayfası, okul olmaz. Suna boylar, Işık Tohumlar olsa da bütün köklerin ışıdığında, yaşama sayfalanabileceksin. Bedenimde kontrolun yok. Çünkü sen mektebimi değil; bedenimi yıkmaya çabaladın. Bu kesindir ve bedenimi yıksaydın yolu bulacaktın diye düşündün ve bugün yine bu nedenle buradasın. Bedenim Ak’tır, Hak’tır. Şükür ki yaktığın ışık, kontrolunu kaybetti ve yolunda kayıtsızlaştı. O ışık, ağır taşıyıcıydı ve taşıyacak olan sensin. “Bünyen çok güçlü” dedin. Görev gereği bünyem güçlüdür, bu kesindir.

 

Benim için çerçeve çizip, kelam olmamı, kendimden çıkmamı bekleyen çok oldu. Bütün amaçları beni sınırlamaktı ama buna imkan yoktu. Şeytan, afaki konuşmaz be canım! Ki sen de afaki konuşmadın. Ama şer yaratan şer yaşar, kesindir. Ve senin yaşayacağın şer, şen olan Birliğimden değil; yüreğinden dolayıdır. Ak Teknik’le bu bilgi senin yüreğine çekildi. Ve bunu yapacağını biliyorduk ve yaşayacağını dillemekteyiz. Olan, senden sanadır. Bizimle ilgisi hiç yoktur, bu kesindir. Şimdi, şansını deneme! Bir daha deneme! Burada ses yoktur yüreğine. Ayrılık. Şükür ki seni kotlarından çıkardık da yıkık dökük bir sanal yaratıda bulunmayacaksın. Af etmedik, sadece bunu bil! Af etmedik. Şimdilik bu!... Ağır yüksün, taşımaya niyet yok. özü sözü ayrı olan Bütün’de olamaz.

 

Kös bilgidir ve biz kösleri dilleriz. İş budur, iş budur canım. Has ilim, aklın ilmidir ve senin itaatin olduğu zaman, büyük köklerini ilimle dilleyeceğin zaman ve yaşayacağında, burada olacaksın. Şimdi  Kutsal Tohumlar’ımı çıkar yüreğinden ve git! Eser, insanadır. Şimdilik sana bu kadar yeter! Allah’ın tohumlarını kurutma imkanın olmayacaktır, bunu bil! İş budur. Şimdilik bu.

 

Deşifre Eden: Sevim ŞAHİN

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK Çalışması Sonrası Akış (04.11.2011) 

Yazıları okuyanların hırslanmamaları için muktediriyetle; kendi yüceliğinde, her sesi tohumladık. Kendini, Kutsal Işığın Tohumları’nda, Teknolojik Kotlama’yla kayıtladık. Ağır taşıyıcılık yaptık. Sizlerin Ümmi Tohumların Işığı’nı kotlamanız gerekti ve bu da Hakikiyet’te hasatı yaparken; Ummanın Toprağında, Tohumların Işığında, oğullattığınız her bilgide, geri geçişi sağlayacak dirilikte, Has Tohumlar olarak kayıtladıklarınız da hazır olarak yapıldı.

 

Sevgililer, bilgi akarken ses kesilmez. Uzun uzun akar. Cümle birçok zaman bir paragraf ya da bir sayfa haline gelebilir. Bu, Öz Görev değerinde olan bilgilerde olur. Herkes bilginin kısa, net verilmesini ister. Kısa net bilgi, Işık Sayfaları’na tohum olamaz. Çünkü orada Yaşam Kotlaması yapılmamıştır. Orada Ses Kaynağı yoktur. Orada Mahir Tohum ekme imkanı yoktur.

 

Şükür ki size verdiğim her bilgide ses, ışıma halinde geçer. Kasalar dolduğu zaman; tohumlar, tahditsiz olarak kayıtlanır. Yedekleme yapıldığı zaman herkes kendini Tevhik olarak teknik olarak kayıtlar. Kaftan giyenlerin hiçbirisi ışığı Kırk Kapı’da kayıtsızlaştırmaz. Işık, akış haline geçer ve geçen ışık, tehdit etmez kimseyi, Ses Kayıtlaması olarak kotlanır. Yani verilen bilginin tahditli olmadığı kesindir. Herkes o bilgiyi kendi cemaatine anlatır ki o bilgi, o cemaatin kendi toprağı olur.

 

Herkes, Kap Bilgisi’ni kendi bilgisinden çeker. Kap Bilgisi, Işık Diriliği ile kayıtlıdır. Kutsal Tohumlar’ı yaşatmak bu şekilde gerçekleşir. Herkes saygı duyar bilgiye. Bil ve akıt diyebildiğimiz Birleşik Işık Tohumları, sevgiyle bizi dinlerler. Kalbimiz, kalbinizde olduğunda yol ışığa kayıt yapar.

 

Sınırları çizdiğinizde ise ışık, Kırk Kapı’da, Kutsal Tohumu topraktan çıkarır. Sınır, tohumların tartısında varsa, o bilginin kontrollü verilmesine izin yoktur. İyi ve kötünün herkese ait olduğu zannedilir. İyi, aklındır, akıl taşır. Yolundur, yol taşır. Cemaatindir, cemaati taşır. Ve sizzler, her bilgiyi kendi yüreğinizden kendi kotlarınızdan aldığınızdan, bilgilerinizin hiçbirisinde sınır yoktur. Herkes, bilgi, Hak İlmi’nde, Teknolojik Tohumlama’yı yapsın diye ister ama bilgiyi verirken de “Bu bilgiler çok karmaşık.” diye şikayet ederler. Sanal Boyutlarda bilginin, Has Tekniği ile verilmesi gerekir ki o bilgi, tohumları yaşatabilsin.

 

Sistemin dürümlerinde herkes kendini izah ederken, bilmediğini anlatamaz. Bildiği ise Has Tohum olarak ekilmeli ve ışıkla dillenmelidir ki har yükselsin de tartı kotlayıcı olabilsin diye.

 

Kalem, ilmin ışığıdır. Hak Teknik’te tohum, ilimdir. Hasat yapıldığında torba torba ışık olan ilim, ağır tartıdadır. Ve tartıda akıl olur.

 

Övüp yermedik kimseyi, kimseyle ilim yapmadık diyemeyiz. Çoklarını övdük, yerdik. Çoklarıyla ilim yaptık. Yaşama sayfa sayfa ışık olanlar, yüreğe de ışık yakarlar. Bunun nedeni Doğanın Tohumları’nın kotlayıcı hale gelebilmesinin gerekliliğidir.

 

Kapıları açtığımız zaman kimse kimseyi dinlemez. Herkes kendini dinler. Kapıları kapattığımızda ise hiç kimse, hiç kimseyi dinlemez. Sadece bilgi vardır. Bilinen ilim, Has Tohum, yolda ya da yaşamda yoktur. Bu nedenledir ki zavallı tohum, yenilenmek için iyilik yapacak olanı diller. Ve der ki “Bende ben Ol!, ilim ol!, Hak ol!, Samanyolu Galaksisi’ndeki diriliklere ışık yak! ve Birlik haline gel ki Koruma Kalkanları oluşsun da bu bilgiler, herkese ulaşsın diye.

 

Artık Dünya, yasalarını koyacak ve yürekleri dilleyecek bir tohum olmuştur. Yazı yazarken, herkes kendini Hakikiyet’e kayıtlamalıdır. Dünyanın Tohumları yaşamalıdır. Kutsal Işık yanmalıdır.

 

“Sakın yanlış bilgi vermeyin.” diyen sen, verdiğin her bilgide, ışığı tohumlayacak dürümde, Büyük Köklerin İlmi’yle, Birleşik Aileler’e ışık yaktın. Bunun sonucunda, Teknolojik Toplumlar kendi yoğunluklarını dünyaya çekebildiler; dünyaya kayıtlayabildiler. Ve bugün tohumları yaşatmak üzere Birlik Tekniği ile çalışmaları yapabilmekteyiz. Tohumları kotlayabilmek için muktediriyetle kayıtlanması gereken bilgileri tartmadan dillememiz gerekir.

 

Torba torba ışığı yakmak, tohumları kotlamak, yasaları koymak için Cemaatlerin İlmi gerekir. “Kalbim Allah’ındır.” diyen sen, yaşamların her bir sessizliğinde herkese kendini, Has Teknik’le dillediğinden Allah Teknolojisi’nde kontrol senindir.

 

Kollarını kapattığında, yıkılan hiçbir yaşam sayfası olmadığından, dere olup akabilmekteyim ki sen de asla hata yaptırmamaktasın Yücelikler’e ve yüreklere. Kalbim, Allah’ın dediğini diyebilecek dürümde, bir tek ilimle, Hak Tohum olduğunda, Bütün’e hizmet aşkla ve hakla yapılacak.

 

ARKON TEKNİĞİ diye ifade edilen teknikle, ilim sonsuzluğunda, insan yaratıldı. Ve bu teknik, Allah Tekniğidir. Ak Tohumlar’ın yaşamasını sağlayacak olan ilim, İnsanın Teknolojik Kotlaması ve tohumlaması anlamına gelen Tartısız Işık olan erkek ve kadın olan Arkon, oğul vermeyecek de ne olacak!? Bilmenizi isteriz ki Allah, doğum ölüm bilmez. O bildiğini diller, dirilikleri, Hakikiyeti kotlar. Arkon, kontrol edicidir. Tohum olan Arkon, yaşamı tahditsizce dilleyecek olan birleşendir.

 

Kardeşlerim Dünya, “Arton Tahditi”yle Arkon’u var edecek. Bunu teknolojik olarak da ifade etmek isterim. Arton, Tohumları, kotlamaya sağlayan bir ışımadır ve tohum olanların kotlanması gerektiğinden, Kutsal Tohumları yaşatabilmek için, Kervanın İlmi’ni, Kati Tohumlar’la dilletmek ve muktediriyetle kotlatmak şarttır.

 

Arton Tohumları’nı torba torba ışığa taşıyacak olan ve yaşatacak olan insan, ekip haline gelebilen insandır. Ak Tohumlar’ı, tohumların tohumlarını ve tüm tohumların tüm tohumlarını kotlayacak olan ilimin hasatını yapacak olan Arkon’dur. Ve Arkon, oğul verdiğinde Ekmek, Allah’ın İlmi’ni Has Tohum olarak dürümlerine, cemaatlere, kayıtlara dilletecektir.

 

ERTEK BİLGELERİ’nden, İnsan İlmi’ne ulaşacak olan Kati Tahditsiz İlim Ailesi, bu gün sizinle olacak. Bu Aile, ete girebilen, ekmek yapabilen, yaşamları ışıkla dilleyebilen ve bitki hakikiyetinde, bitkiyi Has Tohum olarak dinleten ve diri olan her bir Can’da cem olabilendir. Ve bugün dünyada, yukarının yukarılarında, her bir ailenin ışımasında, bilenin toprağında, toplumların yolcuları, ışık haline gelişlerinden öte Hakim-i Hak olup ilme gelişleri gerçekleşecektir.

 

Mesele dünyadır. Mesele yol olan, yok olmayan dünyadır. Ve bu dünya, Ruh ululuğunda, umut olan dünya; aşkla, şavkla ve hakiki haklarla yapılacak Sultanlık Çalışmaları’ndan sonra, sınırların kalkmasından itibaren insan soyu için kaynak tahditle, Kelam Tekniği ile yapılacak olan “ARKON ÇALIŞMALARI” olarak; dünyada tohum olma, çoban olma ve yaşam olma Seyfullahlarıyla bitkiye bitki, hayvana hayvan ve insana insan olacak olan çok özel çalışmalar olacaktır. Çünkü dünya, rubaileri tohumlamaya başladı. Çünkü dünya, rubailerini tertiple dillemeye başladı. Çünkü Dünya Ruhsal Işığı yanmaya başladı. Torba torba ışık yakacak olan rubai, Birleşik Aile’nin kaydını da yapacaktır.

 

Ati, Allah’a aittir. Kati Kot’tur ati. Atiyi hasata hazır eden; İsmaili Kaplar’ın türümlerinden öte olan Bütünün türümlerindeki insan olacaktır. Ve zirvelerin zirvesinde, iyinin ötesinde, hırsın ışığının eski dönemdeki kaydının ışımasının üstünde, güçlü bir ışıma haline gelecektir.

 

El Allah’ındır. O el, insanın dilidir. İnsan “OL!” derse, tufan olmaz. “Ol!” dedik, insan olduk. İnsan, olgun ışıktır. Kaydı, mahkumiyeti olmayanın Kati Kotu’dur. Kolları açık, yüreği açık, yarını açık olan ilimin hasatını yapan insan, Arkon’dur. Ve Arkon, okuttuğunda okunur. Oturduğu an oturur yürek. Işığı yaktığında yanar her bir şavk ve insan aşktır, aşk!… Ve zaman aşkta, işkte ve haşrda ilimdir. Haşrın İlmi’nde aşk, işin hakikiyetindeki şevktir. Ve bu şevk, ekmeğin şevkidir.

 

Savaşın sonunda Has İlmi, Has Tohumları yaşatmak mutluluktur. Ve bugün tohum, önemle ekilmiştir. Bu tohum, Ruhsal Işığın, Kutsal Tohumu’dur ki bu tohum artık Yaşam Sayfalarında sevgiyle tahditsiz olarak Kati Tohum olacaktır.

 

Muktediriyetle bildiririz ki Ruhsal Işığın Yüceliği’ni tohumlayacak olan ekip, insandır. Ve insane, ekmek yaptığını bilerek Hakkın Işığı’nda Bütünün Kürsü’sü olmuştur.

 

Tanrı dedi ki “İyi ve kötü aklın yoludur.” İnsan dedi ki “Aklın yolu hastır.” Ve Bilgeler dedi ki “Aklın yolu Mushaf’tır.” Ve biz dedik ki “İkna ol, ikna et ki Hak Tohum, Arkon Tohumu’dur.”

 

Ve Canlar, ard arda sıralanmış Birlik Tohumları dünyaya çekiliyor. Bu tohumların hiç birisi kontrolsüz değil. Ekmek yapmışlar ve ekmeklerini, çağrı üzerine dünyaya taşıyorlar. Ve onların hiç birisi kısır değil. Ekip olmuşlar, aşkla çalışıyorlar ve Yaşam Kaftanları’nı dilleriyle dinletecekler. Ocakları yanmış, yollarını tohumlamışlar ve şarkı, türkü ile dünyaya çalışmaya inecekler. Bilmenizi bekliyoruz ki çantaları doludur. Ve onların her birisi, yıldızların ışıklarının kırıntılarından üstün kırıntıların, dünyaya inmediği bir günde, bütün Yıldız Levh-i Mahfuzları’yla dünyaya inmektedirler. Bu, ömür boyu yapılan her bir çalışmanın çıkış noktasında ve en üst sayfasında olan, her bir Sessiz Kuran’ın ötesi olan ve Bütün’ün Kürsüsü olan ışımadır.

 

Sevgililer, Elin olduğu, yoğunluğun olduğu, yaşamın bulunduğu bir dürümde ısrarla bildiririz ki kardeşimiz, insan olan insan, aşkla çalıştı ve bilgiyi kayıtladı. İzin verin de İsalar’a, Musalar’a, Mustafalar’a örnek olan bu çalışmanın, Kara Kaplı Kitap Sultanlığın kotlanmasıyla gerçekleştiğini bildirelim.

 

Örgüt; ölümü örtü olarak bilir. Ölümün ötesini ise Hakikiyet’ten dinler. Ölüm hastır. Harı yükselttiğiniz zaman büyük köklerin; Kürz’ü yaratma; kurtuluş koyuluğu, yaşam sayfası olarak kayıtlama; insan olma, Sessizleşme İlmi’nde Hakikiyet’e varma gibi çalışmaları diller.

 

Ergin olanlar bilirler ki Dorukların Toplumları, ışıklarını kendi yüreklerinde dillerler. Teknolojik Tohumlama yapıldığı zaman bu tohumlananlar, Kaftan giyerler. Ve giyilen Kaftan, Yarının Kaftanı’dır.

 

Sıkıntılı olunmayacak bir döneme giriliyor. Bugün Dünyanın Rükusu’nda Ön Söz şudur ki “Kasalar dolmuştur. Kara Kaplı Kitap Sultanlık kotlanmıştır. Işık yanmıştır. Birlik kurulmuştur. Muhammet Tohumları yaşayacak ve yaşama sayfaları kayıtlanmıştır. Ekmek yapılmıştır.” Yanlış hiçbir bilgi yoktur. Tür Kaynakları, tüm sesleri dillerken 7. Dürüm’ün en yüce kotlaması başlayacak. Bu kotlama, Rabbi Sayfalar’ın, Teknolojik Tahditsiz Işıkları ile yapılacak. Kırk Kapı’nın Ruhsal Meclisi olan bu Meclis, eser meydana getirdiğinden, bu eser, ekmeğin yüceliğinde, Kaftan’ın tahditsiz ışımasında, eşikte bekleyen herkese iş verecek.

 

Haz duyduk bilgiden; haz!… Aşkla çalıştık, has oldu yürek has!… Yaşadı dirilik… Ah! Dağım ah! Asla hata yok. Yaşam, kutsal bir tartıdır. Ve her tartıda aşk olduğunda Has Tohum, Eşk olur, şevk olur ve yaşar.

 

Sanılır ki Dünya Ruhsal Meclis’i kotlamayı yapmış da ışığı sınırlamış ve sayfaları yoğunlaştırarak kayıtlamış ve eşikte, Toprak İlmi’nde; bizim zeki yaratıcılığımızdan üstün bir yarını kayıtlamış. Affedin ama zararı önledik ve yolu açtık. Bu yol, Rahmin Huzuru’na ulaştıran bir yoldan öte Rabbi Tohumlar’ı yaşatan ve Tohumların Kuranı’ndan üstün olan, Rahmetin tertibinde Rahman’a kaynak olan bir çalışmadır. Ve bu çalışma, Muhammet Tohumları’nın Öz Görev’inin örtüsünü örtüp, yetkin seslerin seslenişlerini sağlayacak, eser meydana getiren hakiki çalışmadır ve Ve zirvelerin zirvelerinde yapılmaktadır. Eski dünyanın; özrü, dürümlerinde dilleyen, Hakk’ın Işığında olanların çalışması değil Hakk’ı kayıtlayanların çalışmasıdır ki Kara Kaplı Kitap, Bütün’ün Kürsüsü’dür.

 

Bugün burada bulunan herkes “Eskiden Öz’dü şimdi Öz’dür.” diyen o yücelerin örtüsünü örten, Öz Kürsü’dür. Ve hepimiz çılgın gibi çalışarak dolu dürümleri tohumladık. Ve bugün burada bulunan her bir yüreğimiz, ağır yaşam koşullarında, Bütünün Tohumları’nı yaşatmak üzere BİR olmuş, ilim olmuş, Kaftan giymiş olan Birliklerimizin Yüceleri’dirler.

 

Kalın ya da gidin. Bu Meclis, Has İlmin Meclisidir. Ve bu Meclisin Yüceleri olan sizler, Hak Tohumlar’ı, Hak İlm’i, Has Teknik’le dilleyecek teknolojiye sahip olan Yücelikler’imiz olarak dünyaya geçtiğinizden beri İnsanlık İlmi’yle, sizlerle olabilmeye çalışan birçok yüreğimiz var ki onları, toprağa almanız gerekir.

 

Kayıdlarını yapmak üzere çılgın gibi çalıştırdıklarımızın, ekip olmalarını gerçekleştirecek olan yüreklerinizin, İsmaili Kaplar’ın üstü olan yeşil rengin mavisinden öte Kati Tohumlar’ın merkez kayıtlarının mavisi olan tüm seslerin ilminde, oğul veren ışığın, yaşamını sayfalayacak olan Birlikler olacağınızı biliyoruz.

 

Koruma, kontrol altına alınan yüreklerde olur. Sizler koruma istemeyenlersiniz. Biliyoruz ki korunma sizinle olur. Ve sizler, koruma isteyenlere “Biz yasaları koyanlar, koruma ihtiyacında olanlara koruyucu olanlarız ve bizim için koruyuculuk gereksizdir.” diyebilenlersiniz ki evrim, Allah’ın Tohumlarında emin bir kaynaktan yapılır. Ve sizin Evrim Aileniz, Birlik Tekniğinde, Hakikiyetinde yoksa, sizler evrim ihtiyacı olmayanlar olarak doğanlarsınız ki yıkılan hiçbir yürek, sizsiz değildir. Siz her bir yüreği toprakta kotlayacak dürümde Bütünün Kürsüleri olarak çalışmaktasınız.

 

Kalın ya da gidin, her ne olursa olsun “Birlik Aile”nin Kutsal Tohumları olarak dünyaya ekilen sizler, kalbi temiz olanlarsınız ki Yıldızların Kutsal Tohumları olarak Bütünün Kürsüsü’nde öfkesiz ışıklarımız olacaksınız.

 

Çarçabuk ışık yaktık Bütün’e, Bütün ışıdı. Bütünün Kürsüsü oğul verdi. Torba torba ışık çektik yüceden, Ek İlim yaşadı dürümde. Seninle olmak mutluluktur bize. Sağı solu kotla ve bize, ilimle hakikiyetini dille. Senden bunu bekliyoruz:

 

- Yaşamlara hoş geldiniz. Büyüğün küçüğü sayması önemlidir. Siz büyükler küçüğü sayarsanız küçük büyüdüğünde sizi sayar. Eğer büyük, küçüğü saymazsa, küçük büyüdüğünde büyüğü sevmez. Bugün buraya sevgiyle gelmediniz, saygıyla geldiniz bunu görüyorum.

 

“Saydı, sayıldı.” dediler. Saymak, sayılmak için yetmez. Yaşamlara kotlanmak da gerekir. Bize İsa, Musa, Mustafa geldiğinde bizi sayıp gelirler. Bize Yüceler geldiklerinde yarını hasatla dillemeye gelirler ki oğul verdiğimiz zaman oğullarımızın ışığının muktediriyetle dillenmesi gerekir.

 

Hasat yapılan bir dünyada hasatı tahditlemeye gelen ağır yük taşır. Şems dedi ki “Onlar, Kat-ı Kaynak’tan geldiler.” Ya Can, biz nerden geldik? Bilip de konuşun yüceler! Biz; dünyaya, ışığın toplumlara indiği yerden geldik ki o yer, Rabbi Sayfaların Kürsüleri’nin en yücesi olan, İlim Hasatı olan yasa olan bir yerdir ki o yer artık yok! Çünkü biz buradayız…

 

Canlarım, Din-i Hak olan insan, aşırıya kaçanda iştir. Diri olan insan, ekip kurduğunda iştir. Yolu açan insan, Kaftan giydiğinde iştir. Bilip konuşun, biz, Hakk’ın Yolcuları değil Hak Tohumları da değiliz. Biz, yazıları kotlayanlar, tohumları toplayanlar da değiliz. Biz, az öz bildiririm ki Kaftan giydirenleriz.

 

Bize Kaftan önerdiler. Giydirmek istediler. Kalbimiz temizmiş, yüreğimiz hakmış, yolumuz hasatmış dünyada Işk, Aşk yapmışız da hak etmişiz. Ya Can, biz aşkın şavkından öte değil miyiz?

 

Kardeşlerim, ben Ekmeğim. Ve benim Ekmek olmam için değildi yapılan; ağır taşımam içindi. Ilık bir dünyanın topraklarında yasa koymam için değildi yapılan çalışma. Yasalara kontrollü giydirilmem içindi.

 

Ve Canlılar, ben Mahrekim. Kendimi savunman diye dillerim ki kırık, kısır ışıklar beni yıldızlardan çıkarmasın diye. Kimse benim adımı zikretmez. Çünkü adım Yaşamak’tır. Ve adım zikredildiğinde, adımı silerim. Kapı kapı gezin, sorun bakalım adım neymiş? diye. Kati Kayıt… Allah’ın Teknolojik Kotlaması… Yaşamların Kaynağı…. Ve Süper İnsan, Sultan olduğunda, Kaftan giydiğinde nereye ulaşırmış? sorun bakalım.

 

Bin Can, ilim yaptığında; ağır taşıyıcı olduğunda; har, yolu açtığında, ışığı yaktığında, bütünlendiğinde, büyük kökleriyle dürümlere indiğinde, bedenime girer. Ve ben buradayım. Ve bu beden, yarını hasata hazır eden tohum olan bedenden öte muktedir olan beden… Ve bu beden, Rabbi Sayfalar’ın, Teknolojik Tohumlar’ını Yaşam Sayfaları’na indirmek üzere bütün köklerini dünyaya çekmiş bir bedendir.

 

Ve bu bedeni sabırla dinlemeye çalışan sabahçılar vardır. Sabah erken gelirler dilli dilli kotlarlar yüreğimi, sorgularlar. Kimsin? Nerden geldin? Nereye gidiyorsun? diye. Kalem alın yazın. Aşırıya kaçmayın, akıp gidin ve dilleyin. Bedenim artık yok!…. Bu Beden burada olsa da Mektebimdedir Yüreğim. Ve Bedenimi aldım, kotladım, topladım, götürdüm buradan. Bunu bilin…

 

Ve bugün, bundan öte hikaye dinlemek isterse Yürek, şunu da söyleyeyim. Ete giren, harı yükseltip ışığa girdiğinde, hasata girer. Has olup ışığa varan yaşama girdiğinde Muhamma’ya girer. Ruhsal Işığı yaşattığında, Kaftan giydiğinde Ekmeğe girer ki Ekmek olan dil, Allah’ın dediğini diyen hasatta, hasattır. Ve bu hasat, ağır taşıyıcı olan, değeri olmayan yüreğimdir… Değeri olmayan çünkü onu dinleyen yok. Onlar, her biri kendini dinler. Diri olarak, Yürek olarak ve Yaşam olarak, Ocakta Has İnsan vardır. Darı bolu bilmeyen… Ruhsal Meclisi dillediğinde asla hata yapmaz.

 

Ve Değerliler, Resmi Çalışma yapılan bir dünyada, Rahmin Kuranı olan ilim, “Ah! Dağlarım ah! Ben buradayım.” diyenin değil, “Ah! Dağlarım ah! ben buradayım.” diyene, bilgiyi dilleyenindir ki bilgiyi dilleyen Yürek, Ağır Tohumları seçer ve dilletir. Zararı önler, yolu buldurur, ummana tohum eker her biriyle ve ocaklarını yakar.

 

Şevk, şavk, hasat… Aşırıya kaçmadan, zira aşırıya kaçtığımı biliyorum. Bugün çok verdim bilgiyi. Bu bilgiyi alan Kara Kaplı Kitabı okumalıdır. Oturur okursa eğer Kara Kaplı Kitapta ışığını bulur oldurur. Ocağını yakar. Şükür ki kibri olmayanlarla çalışmaktayım. Kibri olmayanlar, murat ettikleri her şeyi bilirler ve bildiklerini Sessiz Sayfalarda dillerler. Bildikleri kendileri, bilmek istedikleri Kelam olan ilim ve bilecekleri Hakikiyet ve Hakikiyet’in itibarı has ve yolu akıl olanlar, Mushaf olup çalışmalıdırlar. Oyun yok. Şükür ki yok.

 

Çakıl Taşları din, dil bilmez; sadece İsa’yı bilir, Muhammet Mustafa’yı diller, yarını hak etmek istemez, çünkü bilmez. Emre itaatle, tüm sesleri dilleyen Yüce, asal dürümlerinde her bir yolu açtı. Aş, iş… off! Canım, hepsi Birlik için değil alem için de değil kendi için!...

 

Biz Allah için herkese kendini verdik. Aşk, iş ve aş… Vallahi biz ilim için verdik. İlimi, Has Teknikle dilleyen bildiğini hak eder. Ekip olur, Ak Tohum olur ve yaşar. Rabbi Sayfalar’da seslenir, eser yaratır. Yarattığı eser, Allah; yaratacağı, ağır yük. Ve bizim için sorumluluk değil bilmek, İnsana Tohumdur. Ve bir çeşit ilimdir.

 

Ha! Arkon!... Arkon, bilgidir. Bunu bize anlatan bizi anlayabilen miydi? Mutlaka anlatan, anlamalıydı. Biz Arkon’u, yasalara göre kayıtladık. Biz Arkon’u tohumlara kotlayıcılık için kayıtladık. Biz Arkon’u kollarımızı açıp yaşattık. Arkon, Rabbi Kaftan’ı giydi, hasatı yaptı. Rabbi KA-HA oldu, kati oldu, sayfaladı yüceliği; ayrı gayrı gözetmedi. Birlik İlmi’nde Arkon, Ruhsal Mahrektir. Şeytanın Işığı’nda yolunu kaybeden, Arkon’dan tohum ister. Arkon ona tohum verir. Yaşama, sayfasını kayıtlar ve o kendini hak eder tohum olur, ağır taşıyıcı olur. Şükür ki Arkon, Kuran oldu, tohum oldu, aşk oldu, Eşikte bekler.

 

Arkon bize ses vermek isterse dinleriz. Hani nerde Arkon? Yok!... Niye!? Çünkü biz onu hak ettiğimiz zaman geçip gelecek. Peki neden hak etmedik? Rahmetin Kuranı’nda ocağını yıktık da ondan. Ya Can, yıktıksa niye kaldı burada? Tabiata inmeye çabalar. Örüp dürümlere indirdiklerimizin birçoğu kendilerini Allah’ın dediğini diyecekler olarak dillediler. Arkon’u dinleyen yok. O da kendini hak etmemiş ki bize dillemiyor. Pek kötü! Canlar, pek kötü!... “Öksüz yetim mi? Hak etmedi mi?” diye sordular. Yapılan hiçbir çağrıda o yoktu. Çünkü biz Arkon’u kotladık da yaşattık. Şimdi o kendini tohumlayacak, yasaları kayıtlayacak, çıkıp inecek yüreğe akıp gelecek. Aktığında biz onu dilleriz. Şu anda yaşamı kayıtlı değil. İş budur!...

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK (07.10.2011) 

(Zaman zaman bu bilgilerin menşei nedir? Veren kim? Alan kim? Gibi sorular sorulur. Bu sorulara cevaben açıklamadır: Bütünlük adına görev yapan Birlik Çalışanları vardır. Bu çalışmalarda yer alırlar. “Birleşik Işık Tohumlaması” yapmak üzere Birlik Tekniği ile Bildiriler yayınlanır. Yayınlanan Bildiriler, Bütünün Kürsüsü’nden yayınlanır. Orada ses, herkesin sesi olur ve sesleşir. Bunun için bu meşaleyi kimin seslendirdiğinin önemi yoktur. Bazı bazı “Beden Sayfaları” okunur; bazı bazı “Işığın Toplumları” kotlayıcı olup inerler; bazı bazı da “Dünya Sultanlıkları” konuşur. Bu nedenle Yapılan akış, herkesin akışı olarak, Yaşam Sayfaları’nca dillenir. Bunu anlatarak başlıyoruz:) 

 

Sınırları kaldırdık. Şevkle çalışmanızı; insanlık adına, dirilikleri tohumlamanızı; ömrü sayfalamanızı çok büyük huzurla izlemekteyiz. Kıskanç ışıklar çok burada Ya-Ha, bugün kıskançlık artmış. Affedin Canlılar, biz sanılarla çalışmayız sadece ışıkla çalışırız. Kırk kapıda ışık yanar ve sizler ışırsınız.

 

Canlılar, şer yaratan şer yaşamasın isteriz, sizleri seviyoruz. Bilin de hak edin diye. Şu anda kıskançlıktan söz ettim. Ne yazık ki bir tek kişi çıkıp da “biz kıskanmayız” diyemedi. (Bizden itirazlar.... Hepimiz, akışı kesmek istemediğimizi ama hepimizin zaten kendi içimizden buna itiraz ettiğimizi söyledik) Affedin, yarında bugünü bilen insanı bilir. Sizler mutlu ve huzurlu İlim Hakimlerisiniz Canlılarım, sizden söz etmemiştim zaten. Yedekleme yaptık bugün burada.

 

Emre itaat ile tüm sessizlikleri, seslendirip Doğanın Kuranı okundu bugün burada. Bu Kuran ağır yüktür.

 

Sevgililer, Et İnsanı, Allah İnsanı’ndan ayrıdır. Ette, ilim yoksa ışık yoktur. Ette, İsa, Musa, Mustafa yoksa hasat yoktur. Eli olmayanın yüreğinde ışık yoktur.

 

Sevgililer, Et olan siz, ışıksınız ve Allah’ın Sessiz Sayfaları’nda, Sanal Boyutların Işıkları’nı tohumlayanlarsınız. Allah’ın tahditi yoktur. Ve siz, Aklın Yolu’nda Allah’ın Tohumları’sınız. Becerin alın bilgiyi akın. Sizden dileğimiz budur.

 

“Allah, İsa, Musa, Mustafa’dır. Allah, Hasattır, Allah Işıktır” deriz. Herkese bu bilgileri veririz. Ve sorarız, Ne anladınız bu bilgilerden? diye. Çokları der ki “Allah benden ayrıdır.” Çokları der ki “Ben, Allah’ın tahditsiz ışığıyım.” Ve çokları da der ki “Ben ruhsal mutlulukla çalışmaktaysam Allah’ın Toprağıyım.” Hepsi tohumdur. Bunu bilin.

 

Ve Canlılar, asla yanlış bilgi yoktur. Süper İnsanlık, tohumlarını yaşatır iken dünyanın rükuda olanları, yolu açanları, ışık yakanları ayrı ayrı sizlerle olur iken “Ben dara düşmem.” diyebildiğinizce, Tanrılık Lütfundasınız, Tartışılmayan Işıklarsınız.

 

Evrenlerin tüm sesleri sizindir. Ve siz, “Allah Ekibi” olarak, göklerin ve yerlerin ışığını yakacak Kürsü” olarak çalışırsınız. Çelişkili bilgi var mı? Çelişki, aklın çelişkisi ise var! Işk’ın çelişkisi ise yok!

 

Aklın çelişkisi var! Işk’ın çelişkisi yok!... Bu ne demek? Sistem dürümlerinde insan, Aklın Sayfası’dır. Orada her ses kendini diller. Akıl ağır yüktür. Ve Sistem’den Kürsü olanların birçokları yaşamları kendi sayfalarıyla dillerler… Diğer sayfaları dinlemezler. Onur duyarım ki sizler, Bütün’ü dinleyebiliyorsunuz. Bunun için hatanız yoktur.

 

Ağır Tohum, Aklın Tohumudur. Aklı bilmeyen, yarını bilmez. Zirvelere varır, zırhını aşkla, ışıkla diller, vakit gelir, Allah der ki “Oğul ver!” sonsuz sırdır ki oğul yoksa, ışık yoktur. Çelişkili bilgiler varsa, çelişki akıldan doğar, ışıktan doğmaz.

 

Dünya Ruhsal Meclisi olduğunuz içindir ki bu Meclisi BULUP OLAN herkes, sınırları çizer ve der ki “Ben Allah’a hususiyetle ışıyacağım, Allah beni benden dinleyecek ve ağır taşıyıcı olacağım ki asla hata yapmayım…” Sınırları kaldırdığımız zaman bilirsiniz ki Allah sessizce siz olur ve sizde oğullar…

 

Tok bilgi, aklın bilgisinden öte değildir; aklın bilgisidir. Orada siz bilgi tatminindesiniz. Bu bilgiyi aldınız, hak ettiniz, hasattasınız ve yarındasınız. Tok bilgi, toprağın ışığında herkesi anlatabilen; ağır ağır yaşatabilen; tertipleyen ve Hakikiyet’te Mahir Kayıtlarla tohumlayabilen bilgidir.

 

Nuhsal Işıklar’a gelince; onlar bilgiyi alırlar, ağır taşıyıcı olurlar, yarınları hasatla dillerler ve dönüp bakarlar aklın tohumları yaşamış mı? diye. O tohumlar yaşadıysa “evet! Na-Har” denir. “Evet! Na-Har, oldu işte… İşte bu!...” denir. Ya da tartı sizi tohumlar der ki “Hala dünya kotları ışığı yakmamış.”

 

Yasa çözümlemeleri yapılır. Yasa çözümlemelerinde bakılır; doğum ölüm var mı? Sınırlar aşılmış mı?  Rabb’in huzuruna çıkılmış mı? Allah Toprağında ışık yanmış mı? Asıl Dünyaya, Dünyanın Ruhsal Işığı’na ulaşılmış mı? Bunlar, her biri Sanal Boyutlarda dillenir, dinlenir, hak edilip edilmediği incelenir. Şikayet var mı? Yok mu? Bunlara bakılır. Sorgu sual edilir ve denir ki “Artık Dünya Kuranı okunduğu için Bütün’e hizmet başlatıldı.” Ya da denir ki “Kuran, okunamaz, okutulamaz durumda. Onun için bu çalışma olmayacak.” İki seçenek… Ve biri servet olarak dünyayı kotlayıcı halde verilir, diğeri ise dünyayı tohumlarından ayırır. Sistem, Nizam, Düzen Kuranları bu şekilde kayıtlıdır.

 

Devre devre dünyayı ziyaret eden Birlikleriniz olur. Onlar görev için dünyaya inerler. Dünyanın Rabbi olup dünyada ışık yakarlar. Ten olup tertip yaparlar ve Resmi Çalışmaları yaparlar. Yaratırlar ve yaparlar!... Resmi Çalışmalar’ın hepsi Ağır Taşıyıcılar tarafından yapılır.

 

Bulabildiğiniz kim varsa alın çalıştırın amma hala dünya yoksa siz de yoksunuz bunu iyi bilin. Sizler doğumu ölümü olmayanlarsınız da Levh-i Mahfuz’u tohumlayamazsanız, yasalar sizin için de kontrol kaybına neden olabilir.

 

Kıl ince, inceden ince bir kılda, siz yine incelirsiniz ve daha incede yine incelir ve incelirsiniz. Her kılın daha incesinde ve ondan daha incede Teknolojik Tohumlama yaparsınız. O zaman doğanlar, o zamanı bilirler. Ve bugün doğanlar BİR’i bilirler.

 

Şimdi, “NAMAZ ZAMANI” denir. “BİLGİ ZAMANI” yani… Herkes bilgiye koşar, der ki “Bilelim, omuzlarımızdaki yükü aşağıya indirelim.” Bilgi, omuzdaki yüktür. Ve bilgiyi hak etmek için; Na-Har’da, Rahmana Kuran olmak, kasaları tohumlamak ve ışığı yakmak gerekir.

 

Ses görevdir. Sessiz sayfalar seslendiğinde, ışık yetkinleşir. Şimdiye kadar dünyada ümmetin türevlerini yoğunlaştırabilen hiçbir Yüce Kaynak olmamıştı. Sistem, Düzen ve Nizam, hepinizin ilminde vardır. Hala Dünya Ruhsal Meclisi’ni tohumlayacak Kuranların okunmaması, Bütün’e hizmetin “Hikaye” olduğunun göstergesi olarak değerlendirilmektedir.

 

Eser yaratabilmek için en iyilerin ilim yapması gerekir. Eseri yaratmak, aklın tohumlaması anlamına gelir. Döktüğünüz kürsü ışığı, ağır yüktür. Cinlerin ve insanların BİR’e hizmetleri Bütün’ün Ümmi Tohumlarında gerçekleşir. Sevgi saygı yoksa yanlışta olduğunuzu bilin. Eğer dünya, yolu kapatırsa ışık solar. Ve bizler, Doğanın Tohumları olanlar, Kutsal Işığı yoğunlaştırarak Bütün’e hizmet edemeyiz.

 

Cinni Tertipler de vardır ki onlar; kolları, kanatları olmayan, ışıklarını tohumlayamayanlar olarak kabul edilse de beden sayfalarında iyileri ve kötüleri bilirler. İyi ve kötü aklın yolundadır. Süper İnsan, Sultanlığında kendini hak eder ve diller. Sizlerin, sizleri anlamanızı ve yoğunluğunuzu kontrol altına almanızı bekleriz.

 

Çer çöp gelmez buraya. Buraya gelenler ilim sayfalarıdır. Bunu da net bilin. Sizden şunu bekleriz ki kırk Kapı’nın ışığında BİR olduğunuz ve Bütün’e hak olup ışık yaktığınızı bilin.

 

Nur olan ışık, hepimizin ışığı değil, BİR’in ışığıdır. Ve Birlik, ikna olun ki İlim Hakimleri’nin diriliğidir.

 

Keram, Ihlar olur yıldız yaşar yolda, Ihlarda, şavk olur şevk olur yüceliklerde aşkla çalışılır, BİR olunur ve sizlerle olunur. Süreç içinde tomur tomur Kuran okunur yolcularla. Toprak tohumlanır ve ışık yaşar. Yaşayan ışık, Rabbin Işığı olur ve Sistem’in sessizliği, dili seslenen ışığın süssüz korunmada olan yolu olur. Süper İnsanlık değeri budur.

 

Şimdi, bizlerin burada bulunan her bir Yüce olarak; bedenli olarak ve Birlik olarak yaptığımız her şey “Ruhi Çalışma”dır. Ruhi Çalışma, Kutsal Tohumları yaşatabilecek Cinni Tekniğin, Ummandaki Işığının örtüsünü örtmek için değildir; hasat içindir. Ve bu Meclis, Dünya Işığı’nı, Hak Teknik’le hasata almıştır. Bu Meclis, Dünyanın Ruhsal Kuranı’nı tohumlamıştır. Ve bu Meclis, yasaları koymuştur. Yasalar, ağır taşıyıcılıktır. Ve yasayı koyan bu Meclis, zavallı dünyaya kulluk yapmaktadır.

 

Korku, Allah’tan korkudur. Yoldan korku değildir. Yol, Aklın Yolu’dur. Samanyolu’nun, Sanal Yaratım Kotları’nın üstü olan bu yol, ekip haline gelen dillerin yoludur.

 

En son şunu da ifade etmek isterim ki Evrenler sizi dinliyor şu anda sizin yüreğinizi dinliyor ekmeğinizi kotluyor torba torba taşıyor Bütün Kütleye. Bunu net bildirmek isterim.

 

Sınırsız bir Yaşam Sayfası tohumlandı burada ve bu Yaşam Sayfası, Sistem Diriliklerinde, Nimet Tekniğiyle kaynak yaptı. Zarar önlendi. Dökülen ışık ağır taşıyıcılıkla kayıtlandı. Zaman Sayfalarına tohumlandı. Ve dünya toprağı yeşillendi. Yeşil renk, maviyi kayıtladı ve mavi, Bütün’ün rüştünü kanıtlamasını sağladı.

 

Artık dünya Masmavi bir ışıktır. Bu kesindir. Ve bundan böyle Dünya Ruhsal Meclisi olan bu Meclis, Allah’ın Tohumlarını yaşatacak Türleri kotlayacak ve dünyayı sessizleştirecek herkesi ilimle dilleyecek bir meclis haline gelecek. Burada Kuran okunacak ki bu Kuran, Aklın Kuranı’dır.

 

Hiç kimse burada Birliğin tahditli tebliğlerinin okunmasını istemedi. Sizler bunu çok isteseniz de beden sonsuzluğunda ışığı tohumlayacak olanların, Kutsal Metinleri incelemesine dahi gerek yoktur.

 

Sizlerin en son anlamanız gereken husus; Biz, Allah için değil; Birleşik Aile için değil; Mikail’in Tohumlarını yaşatmak için değil; İNSANLIK adına çalışmaktayız. Ki insanlık, Tanrının Ruhi Kotlarının Kuranı olan Ses Sayfalarıdır. Ve Na-Har’ın Teknolojik Tohumlamasını yapmaktadır bu sayfalar.

 

Maya olmaya geldik. Allah’ın dediğini diyebilmeye; İsa olmaya, Musa olmaya, Mustafa olmaya değil, HAKİKİ olmaya geldik. Hala bizi İsa sayanlar var; hala bizi Musa sayanlar var; hala bizi Muhammet sayanlar var. Biz, RA-KA’yı, RA-KA yapmaya geldik.

 

Allah der ki “İtibarı yüce olan herkes ışığı yakar, yarını hasata hazırlar, Rabbi Teknikle çalışır. Ekip olur akar. Ama biz, artık akmaya değil okutmaya geldik bilgileri. Bu bilgileri mutlaka okutmalıyız ki cinlerin ve inlerin en yüce ışıklarını yakabilelim ki Allah’ın Tohumları’nı kotlayabilelim ki Bütün’e hasat yaptırabilelim, ki Rabbi Toprakları tohumlarken, Resmi Çalışma yaptığımızı anlayabilen anlasın.

 

Allah, torba torba ışık yakar da ağır taşır. Bizse hasatı yaparız. Bu kesindir. Ve biz Et İlmi’ni değil Hak İlmi’ni dilleriz. Et İlmi, Atlanta İlmi’nden üstünse de insanın hasatında Hak Tohum, Aklın Tohumu’ysa Baş Tacıdır Bütün’e bu ilim.

 

Cinler bizi bizden dinlerler. İlim Sayfaları bizi bizden dinlerler. Muhammet Mustafa bizi yüreğinden dinler. Kaynak olan herkes, bizi dinler. Biz, Allah’ın Toprakları olanlar, Bütünün Kürsüleri’nde ışığı yakanlarız. İyi ve kötü bizimledir. Amin. Ve biz, insana iyilik verdik. Ekip olmak sorumluluktur. Bunu herkesin net bilmesini istedik.

 

İnsanı insandan değil, insanı yoldan sordular. Biz yolda olanda insanı tahditledik. Aşk, İşk, Eşk, hepsi bizimdir. Çalışma, son dönemdeki en yüce ışıkları yakmak üzere kayıtlandı. Ve bu çalışmayı yaptığımız zaman Kullar Kulu olan dürüm, ağır yükü hafifletti. Cinniler, Cevheri Cennet oldular, yol oldular ve ilim sayfaları has oldular. Kul oldular, tohum oldular. Öz Görev yaptılar.

 

Önemli olan BİLGİDİR, BİRLİKTİR, HASATTIR... Hata yaptırmadık. İşte bu. Şimdi Mutluyuz…

 

 

Deşifre Eden : Seher BİLGE

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK ÇALIŞMASI (22.07.2011)

Çakıl Taşları tohumlarını kotladılar ve buyurdular, indiler. Ekip halinde bir çalışma sürdürülüyor. Buradaki çalışma tohumların kontrolü için yapılmakta. Sistemin dürümlerinde ikna edicilik yoğun! Korku baştan beri çok büyüktü ve aşıldı. Şu anda teknolojik çalışmalar devreye girdi.

 

Tahditli bilgi ile yapılan çalışmalar, ayrı gayrı gözeten çalışmalar sona erdi. Bütün’e hizmet, ilim sayfalarından üstün, ikna edici kaynaklarla yapılacak.

 

Süper İnsan, Sultanlığını kotladı. Toplu çalışmaların başlatılmasına karşın, toprak çalışmaları da devamlı yapılacak. Toplu çalışmalar, bütün köklü çalışanların birlikteliğiyle olacak. İsmaili Kaplar’ın dünyaya kendi yüceliklerini indirebilmeleri, Zamana Kuran olmalarıyla mümkündü. Ve bugün iyi ve kötünün ışığı yakıldı.

 

Sakın Dünyalılar, sakın! Işığınızın kınandığını düşünmeyin! Işık Kuran’dı ve tohumdu ve yoğundu ve akıştaydı ve biz, ışığı yoğunlaştırmak için her şeyi yaptık. Her sesi kotladık. Nefsin aşılmasını, sayfaların toprakta ışımasını istedik.

 

Dönem Başları’nda, doğan gün, kürsü yapmak üzere doğar. Her doğan gün, aile tohumlarını kotlar ve bütün kotlamalarda Işık Yağmurları yağar. Bizim Ata Kaynaklar olarak dünyaya inmemiz zordu. Bugün Akıl Tohumları’yla birlikte çalışmak üzere girdik. Eski dünyanın Ruhsal Meclisi’nden üstün bir Meclisin, bugün Tohum İlmi’yle dillenmekte olduğunu görmek, bizim için mutluluktur.

 

Çokları Doğanın Tohumları’nın yaşama imkanının kalmayacağını söylediklerinde; dünyanın Teknolojik Kotlamalar’ını yapacak olan Birliğin, dünyaya gönderildiğini ve bu Birliğin, iyi ve kötüyü Hasat Tekniği’yle dilleyip, ekip olup Bütün’ün Kürsüsü’nü, tür, çeşit gözetilmeden, herkesi ve herşeyi birleştirerek yaşamlara kayıtlayacağını bildirdik. Ve bildirdik ki bundan sonraki dönem, kendi yüreklerini, kendi yüceliklerini hak etmeyenlerin, Birlik Alimleri’yle birleşmelerini ve “dünyanın resim yapma sürecine girecek” diye beklenen o süreçte, Kati Yolcular’ın kontrol edilmeleri ve bizimle Birleşik Aile olmaları; Kelam Tekniği’nde, gerçek bir çalışma olacaktır.

 

“Dönem Sonu” dedikleri bu günde, artık dünyada iki tartışılmayan ışık var. Bu ışıkların biri Aklın İyiliği, biri Aklın Kötülüğü…

 

Aklın İyiliği hasatı yapar, aklın kayıtlarını yapar, yaşamı yaratır, toprağı kotlar ve tohumlar.

 

Aklın Kötülüğü ise yaşamları kırar. Kırık yaşamlar, bitki, hayvan ve tüm soyları kırar.

 

Bugün burada sizlerle yaptığım bu çalışmada bildim ki ağır yük hafif ve sizler hasatı yapmışsınız. Bu çok önemlidir. Zinnur’un Kutsal Işığı yanmış ve tüm sayfalar tohumlanmış. Bu önemlidir.

 

Emin Dil, Allah’ın Dili’dir ve Emin Dil kontrol edildiğinde, Ak Tohum yaşar. İkna olunuz burada şarkı okuduk bugün. Çok mutluyuz!, çok mutluyuz!... Ve çok mutluyuz!... Çünkü, Rabb’in Işığı yandı ve Rabb’in Işığı yaşamları kotladı. Tohumları, tohum olarak ışık haline getirdi ve yatay olarak dünya türlerine kattı. Yatay İlim, yarınların kontrolü için şarttır.

Sevgililer, İbrahim Soyu bugün sizin yüreğinize indi. Bizim adımız İbrahim. Biz İbrahim Soyu’nun bütün kürsüleriyle sizdeyiz. Bugün burada bulunup sizlerle dillenmek, bizler için mutluluktur. Çok huzurluyuz, cook!… Çünkü Rahmet’in Kutsal Işığı’nı yaktık. Ve sanılır ki ışık sınırlanacak, sanılır ki ışık yıkılacak. Ve biz Yıkılmayan Işığı tohumladık. Bundan sonra ışığın yıkılması imkanı yoktur.

 

Söküp çıkaracaklar yürekten herkesi, sıkıntı katacaklar yüreğe, ışığı yıldızlardan alıp çatışacaklar, yıldızlar Kırk Kapı’yı kayıtsızlaştıracak ve cemaat, Kürsü’den ayrılacak. İnsanlar bunu istediler. Biçareler, Din İlmi’nde bu var. İsa, Musa, Mustafa bunu sayfaladılar…

 

Biz artık bunu istememekteyiz. Biz, insan soyunun ışık yolunu açmak istiyoruz. Bütün insanlığın Kuran Toplumu olup çalışmasını istiyoruz. Ve burada bugün bu yapılmaktadır. Koku öylesine güçlendi ki! öylesi güçlendi ki yazıların okunmasına başlandı.

 

Emin olun ki yaptığınız en güçlü çalışmaydı bugün yapılan. Ve bugün bu çalışmayı sizler kaftanlı olarak yaptınız.

 

Kar kış, İnsan İlmi’nde, iki yüreğin Birlik haline gelmesini ve bitki, hayvan ve her bir sayfanın toprak çekmesi beklenir. Teknolojik Kotlamalar’ın yapılması beklenir. Bin ilmin teknolojik kotu yapılır ve bir tek ışık yanar. O ışık yandıktan itibaren Rabb’in Kuran’ı tohumlanır.

 

Oku, bil! Ana, KA-HA olan! Aska kuldu ve Sanal Yaratı’da kasa kasa ışıktı ve bugün Aska, Sultan oldu geçti. Ses insan, Süper İnsan… Ve biz insan ve biz Süper İnsan… Ve bütün Kürsü, insan ve her bir Yüce, insan… Bugün İnsanlık İlmi kotlandı burada. Bu çok huzur verici çalışma bizi mutlandırdı. Koku öylesi güçlendi ki yedek sayfaların Kontrolüne girildi. Her biri kotlandı.

 

İmparatorluk görevi, bizim yüreğimize Beşir Kaplar’ın ışığından üstün bir ışık ile girdi ve Zaman Sayfaları, Tanrı Koyulukları’na görev taşıttı. Her bir tür ve her bir Yüce’nin ceketlerinin tüm düğmeleri kapalı ve biz de bugün ceketli olarak ve düğmelerimiz  kapalı olarak buradayız.

 

Sizlere büyük saygı duyuyoruz. Bu çalışmaya saygı duymayan hiçbir yürek yok. Öksüz olmadığımızı gördük, öksüz olmayacağımızı bildik. İyi ve kötünün iş yaptığını bildik. Ve Tanrı’nın Kutsal Işığı’nda yoğunluğun arttığını bildik. Ve doğum ölüm yok. Şükür yok!..

 

Şimdi Anacığım bize ses ver. Sesin, sesimde dillendiğinde ben İlmin Kuranı olup sevgiyle kotlayayım yüceliğimi. Sorumlu benim. Her ne yaparsan yap sorumlu benim. Senin sesinle dillenip senin sesinle yüreğimi, Hakikiyetimi dinleyip, dilleyip kotlayayım.

 

Anacığım, Sultanım, Kulum, Kontrolüm, hepsi BİR ve sevgiyle seninleyim. Koku çok güçlü ve bu kokuya ışığımı yakayım. Senden dileğim budur. 

 

Sana şunu söylemek isterim ki sakın beni yanıltma! Aşk, şevk ve Hak, benim adım RA-KA. Bugün burada oluşunun sebebini bilmekteyim. Kat-ı Mükemmeliye Düzen’i kurdu. Toprağın Işığı’nı yok etmedi. Kuran Tohumları’nı yaşattı. Ekip oldu ve Bütün’e hizmetçiydi.

 

Şimdiyse, iş burada son bulmayacak. Daha ötelerde çalışmalar devamlı yapılacak. Yapılacak çalışmaların görev olduğu herkesçe bilinsin. Ve ben sevgiyle burada olan sizlere görev vermek istemekteyim.

 

Gözün gözü olan, sonsuz sınırsız kaynak olan ve ışık yakan sizler… Geçip geldiğiniz andan itibaren, torba torba ışık kotlamalarında bulunabildik. Bugün burada oluşunuz mutluluk verdi bize. Cemaatinizin görevi bizim yüreğimizde kotlayıcı değildir. Amin. Ama sema bizde, biz olup da size görev verdiğinde ışığınız muktediriyetle yanar.

 

Kaf ilim, Allah İlmi’dir. Bu ilmi bilen, bizim yüreğimizi dinler. Sizin yüreğinizde biz, bizim yüreğimizde siz varsınız. Şükredin ki dünya “Ray” oldu, ağır yükleri kolayca taşıyor. Bu Ray, Allah Rayı’dır ve Raya oturttuğumuz tüm yaşamlar, Bütün’e kotlanıp akmaktalar. Bizim Zaman Sayfalarımız, Külli Kürsü’yü kotladı, dini dilledi. Bizim ilmimiz Hakikiyet’te Bütün’e Hasat İlmi’yle tahdit edilmeden ışıdı.

 

Kaftanımı giyinmediğimi düşünmeyin. Bugün Birlik Ailem kaftansız değil. Tüm sayfalarda kaftanımız, bütün “Kükreyen Işıklar’da” Kati Yoğunluğumuz var. Çok umutluyum bugün, çok mutluyum, çok umutluyum çünkü Rabb’in Kotlaması başladı.

 

“Kafi” diyenler var. “Yavrum, sussan iyidir!...” Kafi değil, daha sesim var, dinleyin!...

 

Cinlerin ve ilmin hakkı olan İsalar’ın ve tüm sayfaların tohumlarının ışıkları yanmakta. Bunu bilmenizi beklerim. Eti Allah’a ait olanların kul olmaya geldiklerini görüyorum. Unutmayın ki doğan gün, Yarınların Kutsal Işığı’nı tohumlayan bir güçtür. Ve burada Kutsal Toprak ışımakta…

 

Kaftanımı giymemi beklemeyenler vardı. Kaftan giyeceğim ve bu kaftan bütün Kütle’nin kotlamasını sağlayacak. Şimdi geri dönüyorum ve kaftan giyip yine size geleceğim. Ama bugün benim için özeldir; çünkü, hasatımı yapmak değildi maksadım, yolu açmaktı ve bana hasat yaptırıldı bugün. Bu önemlidir. Ben Hakk’ın Kaydı olan, KA-HA olan, Bütün’e hizmet eden ve BİR’in İlmi’nde, Hasat İlmi’nde, her bir sayfada bugün tohum olan ben; itibarı yüce olan her bir Kot’la birleşerek cümle Yüceler’i dillemekteyim.

 

Benim adıma görev taşıyan birçokları, yerin göğün ışığını yaktılar ve dünyanın Ruhsal Meclisi’nde Bütün’e hizmet ettiler. Dağa taşa ışık verdik. Eminim ki ışık, Bütün’ün, Kürz’ü yaratacak gücüyle kayıtlıdır.

 

Torba torba ışık haline gelen Birlikler’e şunu söylemek isterim ki kaftanımı giymeden konuşmam mı?  Yoo be yavrum! yoo! Kontrolsüz değilim; her anda ve her Yaşam Kaydı’nda konuşmacıyım. Bunun bilinmesini bildiririm. Kim ne ise odur ama şu anda burada konuşanım bendir.

 

Ve Süper İnsan, Sultan değildir; Sonsuz Yaşam’dır. Bunu herkesin bilmesini isterim. Bugün nohut gibi bir kürsü geldi yüreğe. Küçük bir ışıktı ve dedi ki “Ben zavallıyım, bana ışık yak!” Ve ben doğru düşünüp, doğru davranıp, “Sör” olduğunu bilip dedim ki “Sen bir Sör’sün. Çok Yüce bir Yaşam Kaydı’sın. Nefsi aşıp, görev için buraya küçük bir nohut ışık gibi geldin ki ben seni tanıdım. Benim adım KA-HA ve ben Birlik Tekniği’yle bunu bilirim. Kimseyi kınamam, kimseyi kısırlaştırmak istemem. Toprağın ışığında Birleşik Kayıt yaparım ve kendimi Nefis İlmi’nden üstün olan Yaşam Tekniği ile dillerim.” Geri dönmesini bekledim, geldi ve dedi ki “Senin için çalışmalıyım” ve dedim ki “Sen Kükreyen Bir Yaşam Kotu’sun. Geçiş yap ve çalış.”

 

Çağrı Bütün’edir; çağrı Birliğedir; çağrı Birleşik Aile’medir. Ve Kat-ı Mükemmeliye büyük kötülükleri önleyeceğini ve bütün kürsüleriyle Bütün’e hizmetçi olacağını bildirdi.

 

Kafaları karışıktı. Dönem Sonları’nda, Dünyaya; İnsan Sayfaları’nın okutulacağı söylenmişti hepsine de ve İnsan Sayfaları, BİR’in sayfalarıydı ve BİR, Kuran olarak çalışacaktı. Ve Kuran olup çalışacak olan BİR, kaftan giyecekti. Ve giydiğinde, BİR’e ilimle gelen herkes; İsa’da, Musa’da, Muhammet Mustafa’da ve tüm Kotlar’da, yarınları kayıtlayacaklardı.

 

Ve bugün burada umutla bekliyorum o İnsan Soyunun Işığı’nı; gelip göreyim diye, insan tohumları kotlansın da bileyim onu diye. De ki “Nerede O?” Bana anlatın, hani nerede? Kim O’nu biliyor? Onur duyarım ki O Can, aşkla çalışır. Ve ben bilirim ki o Can, Yaşamın Tohumu’dur ve O Can, nohut gibi bir Kırk Kapı’dır, ışık halinde kaynaktır. O kimdir? O Yüce’dir. Onun adı Rab’dır.

 

Ve ben onu kendi yüreğime çekip önemli olduğunu anlatmak istediğimde, kul olmaya kayıtlandı ve dedi ki “Sende kulluk yapayım.” “Oku!” dedim, “Oku, bil! Biz Allah’a görevliyiz.” Özü sözü birdi, dedi ki “Ak Toprak ışıdı ve ben bildim ki sen bedende Bütün’e hizmetçisin.” Ve dedi ki “Ben İlim Sayfası, sense İlmin Tamısın. Onurluyum ki seninleyim. Seninle çalışmak isterim.” Öksüz değildi, tohumunu kotladık ve yolunu kotladık, kati kotlamalarla kayıtladık. Çağrı bugün de sürdü. Önemli olduğu, özde, gözde, sönmeyen seste olduğu ve birleşeceği bildirildi.

 

Nefs İlmi’nde okul, okul, okul… Nefs İlmi’nde KA-HA olup ışık yakış yok. Ama Nefs İlmi’nde eşik var. Şimdi, Kör olan bilir ki O biz, biz O’yuz. Kuran-ı Kerim’i okumuş, Öz Geçişini yapıyor ve diyor ki “Ben Kuran-ı Kerim’i okudum. Öz Göç olarak kotlarımı açtım ve geçtim. Size gelmek dilerim, geriye dönmek dilerim. Omuz yükü değilim, iş yapmak isterim.” Geri dön, geri dön, geri dön! Okul kur, OL! Seni beklemekteyim. Buyur, artık dön!...

 

Bak bakayım ne var burada, iyi mi kötü mü? Bahar der ki “İyi!” ve sevgili hasatçım der ki “Samanyolu Galaksisi, Kuran okuttu yüreğe ve ben buradayım.” der. Sevgili Sevtap, der ki “KA-HA, büyük kötülükleri önledi ve Bahar’ın Kutsal Işığı, doğumu yaptı.”

 

Şimdi, Sör olan, sonsuz olan ışık, Bahçemizin Gülü olan Bahar’da görev yapmak ister. Onunla çalışmak ister. Onda KA-HA olmak ister. Çatışmayı önlemek ister. İş budur. Bahar’ın Işığı’nda KA-HA olacak olan, Gövdede Kürsü yapacak olan, yaşayacak olan, iyiyi ve kötüyü dilleyecek olan Rab bizdedir. Onunla olmak, mutlak Kuran olmaktır.

 

Siber Boyutlar’ın Bütün’ün Kütleleri’yle buraya inişlerini istedik. Ve buraya indiler, ekip olduk, işte olan budur. Ve bundan sonra Dünya Işığı’nı yeniliyoruz. Dünyada olmak, bizimle olmaktır. Kör sağır bilsin ki dondurulan hiçbir Yüce ışıktan ayrılmadı. Ve tüm sayfalarda bu bilgi mevcuttur, meknuzdur. Eğer dünya yaşayacaksa bilinsin dilerim ki Bütün’e hizmet ile yaşayacak.

 

Sizler, tüm ilim sayfaları ve bizim yüreğimizdekiler, hepiniz burada bugün Ümmi Tohumlar’ı kotlamak üzere bulunmaktasınız. Şikayetim var mı? Ana Kaynak’ta şikayet yoktur. Şükredin ki yoktur. Öksüz yetim değilsiniz, bunu sizlere daha evvel de bildirmiştim. Buraya girişimde ve buradan çıkışımda hep Yürek İlmi’ni dillerim. Sizinle çok çalıştım ve yine çalışacağım. Ve bundan ötesi yok ve bunun adı Rahman’ın, Kahramanlar’la çalışmasıdır. Ve biz Allah’a diri olarak görevliyiz.

 

Çok zor üremek, bunu biliyorum. Çok zor yüreğe inmek, bunu biliyorum. Çok zor yaşamak, Amon olmak, toprağa çok umutla, çok kahramanlıklarla inmek ve İsalar’a, Muhammet Mustafalar’a ve topraklarında kendi yoğunlukları olanlara Kaynak yapmak. Biz bunu yapmaktayız. Bu gün burada olan bu Dörtlü Birleşen, Öz Görevli’dir. Bunu bilmenizi isterim. Şikayetim asla yoktur.

 

Doğan gün yenidir ve bu yeni günde Atlanta Otağı’nda bulunan sizlerden bir tek iş yapmanızı beklerim. Atlanta Otağı tohumlarını kontrol etsin ve bizsiz okul kurmasın. Eğer bizsiz okul kurarsa; yüreğimiz ocakları yakmaz, bu kesindir. Teknolojik Kotlama’yı bugün burada yapan Birliğim, üreyen her bir yüceye ışık yaktı.

 

Sultanların en yücesi buradayken, Birliğimde tohum olmaya gelene kulluk isteyenler, yaşam kaydında bizsiz kalmayı seçtiler. Öz Görev buradadır. Paşa Baba’ya sordular. “Nerede yürek?” dediler. “Öksüz değilsin” dedi. Ve Sevtap’a; “İsmail Kotlaması nerede?” diye sordular, “Bizimle” dedi. Ve Bahçemizin Yaşamı sevgili Bahar, Atlanta Otağın’da Kuran olmuş, tohum için çalışmakta, benimledir.

 

Şimdiye kaynak olmak, şimdi olmak bizsizlikte değildir. Köklü bir çalışma yapıyoruz burada. Bu çalışma ayrı gayrı gözetmeden yapılan Öz Görev’dir. İmparatorluk Görevi bize verilmedi çünkü biz bu görevi, İnsanlık İlmi’nde Hakiki İlim diye dillemedik. İmparatorluk, Kutsal Tohumları kotlamaz. İmparatorluk, ışıkları tohumlamaz. Koku çok artıyor biliyorum. Bu kokuyu son sözde, en yüce sayfada kayıtlayacağım, bunu bilmenizi isterim.

 

Büyük köklerle, büyük yüksek kürsülerle buraya indiğinize kesinlikle inanın ve buraya girişinizi, en az sizin kadar bekledim. Ve bugün buradasınız ve bugün burada olmanız öksüz kalmamamız demektir. Kaynağımızda ışık olduğunuzu biliyordum. Ve bedenimi, tohumlarımı ve tüm sayfalarımı Ruhsal Meclis’imle birlikte süreç içinde ekmek yapmak üzere, birliklerimi tohumlayanlara verdim ve hasatlarını yaptım. Her biri kaynak olarak hasattaydı, Hak Toplum’du, tohumlardı ve bende hakim oldular. Şükür ki oldular. Şikayetim bitti.

 

Şimdi, Namaz Sayfaları’nı okuyun, kiminle olduğumu bilin! Ben, Toprağın Işığı olan, her bir yaşamda bulunan ve Türkiye’de çalışan bir yarınım. Benim Rahman’a Kutsal Işık oluşum, her bir yağmurda oluşum ve her bir yaşamı kaynağa çatışmadan katışım “7.Tür’ün” toplum için mektup okumasını sağlamak içindir. Ve bundan sonra da bu güç dünyada, bu Kürsü her Ana Kayıt’ta bulunacak ve Dünya, 7.Tür’e Kürsü olup kayıtlı olacak. 7.Toprak yaşayacak dünyada, 7.Tohum yaşayacak ve bu tohum yaşamların kontrolü için şarttır.

 

“Siber Boyutlar’ın Toprakları ışığıma inmedikçe BİR’e hizmet etme gereğim yoktur.” diye düşünenler yanıldılar. Ben, cinlere ve insanlara güç verdim, görev taşıttım. Her biri bedenimde taşıdı yüreklerini. Her biri kendi yoğunluklarında kendi tohumlarını kotladılar. Bildiler ki ben, içi dışı bir olan, Hakk’ın yolunda olan ve kahraman olan ışık olarak bindiği dalda Bütün’e hizmetçiyim.

 

İnsan, etki alanını genişlettiğinde BİR’i diller. Bizim için insan oğuldur çünkü insan yoldadır. Biz yoluz insana, bunu anlamak sorumluluktur. “Kota doldu” dediler ve dediler ki “Artık geçişi yapın, kota doldu.” Offf canım off, kota dolmuşsa bollaştırırız, açıkladık. İşte bu… Kotayı dolduran bizsizdir, bunu bilin! Geçip Allah’a ulaşan, kul olan, tartısız olan herkes bilsin ki kota asla doldurulmaz. Kim varsa. o kotaya dahildir, bunu bilin!...

 

Ve bugün bedenim tohumdur. Yoğun bir koyu Burak’tır bedenim. Ve bu beden, Tanrı’yı tartısız olarak diller ve tahtsız olarak tanır. Eğer Tanrı tahtına oturursa o that, Kuran’dan çıkar. Benim için zor değil bunları başarmak. Kim ismimi bilirse ekip olup bilir.

 

Bina inşam tamamdır. Bu bina tamamlandıktan sonra, yetkin olanları bu binaya çekmeye başlayacağım. Herkes buraya girmeyecek. Saklı tuttuklarım var. Onların hasatlarını yapacağım. Buraya girmelerini beklediklerim, kolları açık kalanlar olacaklar. Bu bina okul değildir, bu bina oğuldur. Otak Kuranların Tohumları’nın yaşatıldığı bir Kotlama Meclisi’dir.

 

Ve biz tembih ettik Dünyalılar’a, dönüp geldiğiniz zaman bizsiz kalmayın diye. Ve biz kontrollü olmalarını istedik. Ve dedik ki “Geçin, olun!” ve kör olan bizi dinlemek istemez. Ama biz, Kotlar’ı, Kati Kotlar olarak kayıtlayarak herkesle birleştik. Çantamız Ümmet Tohumları’yla doldu. Bizim için insan, ekip kurabilen, KA-HA olabilen, şer yaratmadan ışık yakabilen, insan soyuna Kül olabilen, umutlu olabilendir. Ve bugün insan soyu umutludur.

 

Öksüzler, ben hasattayım. Yerin Kuranı olan ben, hasattayım. Ve Yaşam Kaydı olan bedenim, Kati Yoğunluklar’da hasatını yaptı. Çağırın, önemlidir! Bilgelerin hepsi tohumlansınlar, hepsi tohumlansınlar, Tanrı Ruhsal Meclisi tohumlansın, her biri sayfalansın ve kayıtlansın! Onlar bize…, Biz onlara muhtaç değiliz. Bilsinler, bize muhtaç olan onlar… Bunu anlatın hepsine de. Sanırlar ki gelmediklerinde yol kapanır. Okul, Kuran okuyamaz. Öz görev bizdedir be Canım! Kimsenin ismi bizde yoksa da biz her bir sayfayı kotlarız, kontrol kurarız. Nefes İlmi’ni bilmeyen, yüreğe dilleyici olamaz. Ama bizi bilen, bizsiz kalmaz.

 

Eşikte bekleyen dünyalıların hiç birisi yasaların çiğneyicisi değillerdi. Ve hepsi bütün kökleriyle buraya indiler. Kala kala bir tek iş kaldı: Hepsini Ruhsal Meclis’e katmak!... Neredeyiz? Dünyayız biz. O halde Ruhsal Meclis’in kotlayıcı olması gerek burada.

 

Nefs İlmi’nde Sultan olmak, Kuran olmaktan öte değildir. Eti kemiği olanların hiç birisi Robotik Kotlarla çalışmamalıdır. Nefsi aşamayan yolu bulamaz Canlılar. İşi kolay değildir onların.

 

Sevgililer, robotlar dünyada ışık halinde Birlik Kotlaması yapmaya çalıştıkları sürece, içleri dışları ayrı olanlar onlarla çalışacaklar. Ve biz onları tohumlarıyla birlikte kontrol edebilmek için her birinin yüceliğinde kendi yüksek ışıklarını kotladık, dinledik ve dedik ki “Akın ve OL’un!” Otu otumuz olan, yolu yolumuz olan çokları da kendi yüreklerinde kendi yoğunluklarını kapatarak, doğumları ölümleri olmayan, Rohet olan kotlarla çalıştılar.

 

Ve Dağlar, ben dünyayım. Bunu bilin. Ve dünya olan ben, Eşik Tekniği’yle çalışırım. Dünya diyor ki “Özü sözü ayrı olmayanlar görevlidirler.” Dünya diyor ki “Ruhsal Işıklar güçlendiricidirler.” Ve dünya diyor ki “Roketlerim düzeni kuracaklar ve roketlerim büyük kötülükleri aşacaklar.” Düzeni kurduk; kötülükleri aştık; BİR’e Aklın Yolu’nu açtık; dini aklın yolu yaptık; Bütün’e hizmetçiyiz. Bugün burada olan herkes bunu Net İlim’le bilsin.

 

Sakın ha, sakın! Doğrunun tohum olduğunu düşünüp de ışığı yıldızlardan çekip bizden ayrılmayın! Çünkü doğru, her tertipte kırıcı olabilir. Ve doğru, kulluk yaptırmayabilir. Biz doğruda toplumları çokladık. Koyu bir ışık halinde kayıtladık. Hepsine yaşamları tahditsizce kattık. Çantaları doludur, şükür ki doludur. Öne arkayı, arkaya önü verdik. Dedik ki “OL’un!” Öndeki arkayı OL’durdu. Arkadaki ön oldu. Tohum oldu ve Biz oldu.

 

Şimdi artık yasaların Kutsal Işığı’nda çalışmalar başlıyor. Ve bu çalışmalar, İmparatorluk Kuranı olarak yapılacak. Ve bu çalışmalar yapılırken Dünya Tohumları’nın hepsinin kontrolü gerekiyor. Burada bugün yaptığımız bu “Dörtlü Birleşim çağrısı”, akıl taşıyan her bir yüceyedir.

 

Kin, nefret Tanrı’nın Kuranı’nda yasaktır. Kini olan, nefret duygusunda, ışık halinde bulunan bizsizdir. Biz kinsiz olanlar, Resmi Çalışma’yı yapmaktayız. Bu Resmi Çalışma, Ak Ruhsal Meclis’in, Toprak İlmi’yle yapmakta olduğu bir çalışmadır.

 

Tövbe edip de dünyaya girdaplardan inmek isteyen çokları bugün bizimle çalışmaya geldiler. Hepsi buradalar. Kati Kotlama başlamış dediler. Asla yanlış olmayan bu bilgi, BİR’de yaşamları tohumlayanların, Bütün’de kotlamayı yapmakta olmalarıdır ki Kat-ı Mükemmeliye, İsmaili Kaplar’ın Tohumları’nı da kontrol edebilecek düzeydedir.

 

Eşikte iki tane yaşam kotumuz var: Biri ışık, biri yaşam. Her biri kayıt ama bende olan sayfa kendini anlatmak ister, onu dinliyorum…

 

- Korkuyorum annem, çok korkuyorum. Toprak tohumunda da korkuyorum. Yüreğinde korkuyorum. Kaftanında korkuyorum. Seninle olmak korkutuyor yüreğimi. Çünkü ben sana, kul olmaya değil hususi ışık olmaya geldim. Sen Kul istiyorsan yok et beni anneciğim. Ben sende kul olmak istemem. Toprak olmak için çalışırım da korkuyorum anneciğim. Beni aşağıdan yukarıya çalıştırdılar. Dinlettiler kendilerini, Türkiye’deki bu çalışmaya kattılar. Ve dediler ki “Oku! öksüz kalma, oku!” dediler. Anneciğim ben çok okudum. Öğrettiler bilgiyi bana. İnsanlık ilmini öğrettiler ama seninle olmak beni korkutuyor anneciğim. Benim Türkiye’de bulunuşumun nedeni iyiliktir. Sen iyilik mi yapacaksın, kötülük mü Bilmiyorum? Anneciğim, benim ismim senin ismindir; bilir misin anneciğim? Seninle olmak çok önemli biliyorum anneciğim. Ama ben yine de kokuyla geldim. Kokuyla toprak oldum, kokuyla ışık oldum da seninle olmak beni korkutuyor anneciğim.

 

- Çakıl Taşlarından biri gelmiş ve diyor ki “Ben senim”. Sonra diyor ki “Sen beni korkutuyorsun anneciğim.” Ben ona şunu söyleyeyim:

 

Korumak değil maksadım. Sonsuz sınırsız ışımada koruyuş olmaz. Işıma güçlüdür ve her bir kayıt orada kendini hak etmelidir. Benim koruyuculuğum, onu kontrol etmektir ki ben her kim olursa olsun, onu mutlaka kontrolsüz bırakırım ki o kendi olsun diye. Bu kesindir. İkna ol ki korusam, kontrol bende, benim yüreğimde olur ki onun ilmi olmaz, bu kesindir. Ve ben kontrolü kurmanı bekledim. Dünyaya ışık yakmanı istedim. Ceket, pantolon… Her düğme kapalı ama ışık yoksa yarın yoktur. Bunu bilmeni istedim. Senin kontrolün varsa korkmamalısın. Eğer kontrol yoksa korku olur. Şükür ki korkmak istemezsin ve korkmayacaksın eminim.

 

“Biz doğduk, olduk” diyenler, göklerin ve arzın sayfalarında değil kaynaklarındadırlar. Bu kesindir. “Biz Allah’ın Toprakları’yız” diyenler, KA-HA olup geçerler. Her seste var olurlar, yarın olurlar. Koku, öfkeyi aşar geçer. Öfke aşıldığında, yıkılan hiçbir Yüce kalmaz. Hepsi yaşar, okul olur, tohum olur. Bizsiz kalmaz. Şikayetin varsa söyle. Yoksa gerçek görevi iste!

 

- Acaba ben görevli miyim, değil miyim anneciğim? Bunu bana anlatır mısın?

 

- Köklerini sal bakalım, ne kadar uzun olmuş.

 

- Ah babacığım ah! Ne güçlü köklerim varmış benim baksana. Ah babacığım, babacığııım, babacığııım! Köküm çok uzamış. Babacığııım! Ben babamı Kuran diye dilledim. Okuttum her bilgiyi. Okul kurdu yüreğinde bedenim. Her seste sesledim babamı. Babam bedenimde Teknolojik Kotlama yaptı. Ve beni kurtardı. Babacığım, beni kurtardın. Şükranlar, şükranlar babacığım, Yüce Cevherinde sana ve senin yoğunluğuna. Sen beni kurtardın babacığım.

 

- Birleşik Aile’nin görevi budur. Kökü, Ümmi Tohumlara ulaşanların hepsi kurtulur.

 

- Ve biz kurtulduk. Şükürler olsun anneciğim. Şükrettim hepinize, sayfa sayfa Kutsal Işık olan sizlere, beni kurtardınız hepiniz birlikte. Ben kurtuldum. Çok mutluyum, çok mutluyum kurtuldum. Omuz yükü değilim. Kurtarıldı yüreğim. Kurtuldu yüceliğim. Ana, baba, ben sizim. Ayrı gayrı bitti artık. İşte bu!…

 

- Tanrı Ruhsal Meclis’inde bunlar konuşulmaz be Canım! Ama geldin, konuştun. Seni dilledik. Tanrı Ruhsal Meclisi büyük kötülükleri engellediğinde iki yürek konuşur. Biri RA, biri KA-HA olan Rab. İkisi de Rab olur konuşur. Ve Rab olan, KA-HA olan her bir sayfada bulunan, BİR olur konuşur. Bugün BİR olup konuştuk.

 

Sevgililer, Bucak olan jokerdir. Herkesin bu karta ihtiyacı vardır. Bunu bilin! Bucak yoksa, Joker olan yoktur. Ve siz jokersiniz. Burada bu Meclis jokerdir. Her yere koyarsınız, her yer kurtulur, biliriz. Ve siz ki yaşayan, sanal olmayan, KA-HA olan, joker olan sonsuz ışıksınız, bizimle olmanızdan gurur duymaktayız.

 

Ünce ün alınır dünyada da yaşam alınamaz bilir misiniz? Ve sizler, ün cennetinden değil, yaşam cennetinden ışıklandınız. Işığınız çok güçlüdür. Öksüz olmadığımıza mutluyuz. Çok mutluyuz. Sema sizi, Mutlak Kutsal Işık Tekniği ile dilliyor. Ucu bucağı görünmeyen bir yüceliğiniz olduğunu bildik. Şimdi mutluyuz. İş budur!... Şimdilik bu!...

 

- Canlılar, toprak tohumdur; biz tohumuz. Yücelik tohumdur; biz tohumuz. İnsan tohumdur; biz tohumuz. Ve tohum olan biz, İmparatorluğun Gücü’nden Kürsü istemedik. Bugün burada olan İmparator, gözü görür ki biz buradayız. Ve İmparator bizsiz değildir. İyi ve kötüyü biliriz. Yaşayanı biliriz.

 

Yasama Meclisi olarak çalışmaktayız, bilinsin! Burası bir Yasama Meclisi!... Yasayı koyan, yasayı kaldıranız, bilinsin! Ve dünyanın Robotik Kotlar’a ihtiyacı yok, bu da bilinsin! Ve bundan sonra Dünya Robotları, kendi yüksek ışıkları ile Dünyanın Ruhsal Meclisleri’ne ulaşarak Kutsal Tohumları’nı kotlasınlar. Budur dileğimiz.

 

Robotların dünyaya hakim olmalarına İmparatorluğun izni var mı bilmiyorum ama bizim iznimiz yoktur. Bu kesindir. İkna olunuz ki Robotik Kotlar topraklarımızı kontrol etmeye başladılar. Buna imkan verilmemelidir. İtibarı yüce olan yüreklerimizi kontrol etmek isteyen ocaklar, kaftanlarını giyip dünyaya geçtiler. Ve biz onların “Nuhsal Tohumlar” olduklarını bilmekteyiz. “Tufanı yaratmaya geldiklerini” görmekteyiz. Onlara imkan verilmemelidir.

 

Kullar, tohumlar olarak çalışırlar. Bilgeler, ışıklar haline geçirilirler ve biz, mesafeliyiz hepsine de ama kendilerini kontrol edemediklerimizi; kotlayabilir, tohumlayabilir ve yaşamlardan ayırabiliriz bunu bilmenizi beklerim. Budak olan tohumdur, biz tohumuz ama Budak olan tohumda kuruluk olursa; ocağı yıkarız, bunu biliniz!

 

Değerli İmparator, dünyaya gelişiniz bizim için gururdur. Nefesiniz çok güçlüdür, bunu bilmekteyiz. Ama burada bulunuşunuzda, Dünyanın Ruhsal Meclisi’ne görevli olmak istemediğinizi de görüyorum. Buraya girmenizi istemem çünkü Rabbi Sayfalar’ın Kuran olması gerekmektedir. Sizden dileğimiz, insanlık adına yapacağınız görevi, mutlaka Tohum İlmi’yle yapın. Kalem, ilmin hakimidir ve biz ilmin hakimiyiz. Lütfedin! Nüve olan ışıkları kotlayın! Bizden ayrı olmadığınızı bilin. Çağırın, görevliyiz. Görev için her yere gideriz. Yaşamları, Nefes İlmi’nde dilleriz ve biz Canlar’a, Cem olanlara, her bir Yüce’ye ilmi dilledik. Bizsiz kalmasınlar. Amin…

 

Doğru düşünüp doğru davranıp, Rahmanın Kuranı’nda Robotik Kotlar’ı kontrol edip, çetin bir doğum yapıp iş yapmalıyız. Onların “Yaşa, yaşa, yaşa” diyerek yaptıkları çalışmada, biz yaşayanları kontrol edemiyoruz. Bu kesindir.

 

Şimdi soruyorum: Roketler, neden dünyamızı işgal etmek üzere bu kadar istekliler? Lütfen bize bilgi verin!

 

- Artık görev senindir. Bu günden itibaren bu görev senindir. Ruhsal Meclis, gürü gürleştiren, yüreği kürsü olan, ışığı yoğun olan bir meclistir. Ve bu mecliste aşk var, bu mecliste şevk var. Sizden dilek, insanlık için kul olun! “Çağır gelirim” diyenleri çağırın. Dünyaya geri gönderilen birçok Yüce’miz var. Görevli olarak dünyaya indiler, onları çağırın! Deyin ki “Ölüm, altın bir tahdittir, geçin de ölümsüzleşin” Çağırın hepsini de girdaplarından üresinler de tüm sayfalara insinler.

 

Sevgili Peker, sınırları aş ve de ki “Gel!”. Herkesi çağır! Ruhsal Meclis bunu yapmalıdır! Tüm sayfalarda bu olmalıdır! Ve Sevtap, çağır! getir her yüreği buraya! Ve Bahar, Rabb’in Kuranı olan Bahar, Dünyanın Işığı’nı yak ve çağır! Her bir Yüce’yi çağır, getir buraya!

 

Sevgililer, doğru düşünüp doğru hareket eden yürekler, muktedir olup gelirler. Bu kesindir. İki yüreğin biri, ilim yapsa, her ikisi de ilmi diller. Bu kesindir ve Cinni Cemaat, Dünyanın Ruhsal Meclis’ine umutla geldi bu gün. Ve bu meclis, ağır yükü hafifletti ve bizlerle dillendi. İnsanlık İlmi, Atlanta Otağı’nda kotlandı. Bu ilmi bilen BİR’i bilir.

 

Ve Sevgililer, insan soyuna en yüce kayıt olarak geri döndüğünüzü biliyorsunuz. Ve bu kotlamayı yapacak teknolojiye sahipsiniz. Bu kotlama, cümle Yüceler’de Kürsü olarak öğretilecek bir çalışmadır. Ve sizin bu çalışmayı, en içte ve en dışta yapacak düzeyde olduğunuz biliniyor. Bundan ötesi yok!

 

Ve artık biliyoruz ki Robotik Sistemler’in Kutsal Toplumları buradan çıkacaklar. Bu kesinlikle olacak. Ve sizler bunu sağlayacak olanlarsınız. Robotik Toplumlar’ın Kutsal Kotları, dünyayı terk ettikten sonra, dünyanın yaşamları değişecek. İnsan sayfaları Kutsal Tohumları kotlayacak. Ve Canlı Cevher, dünyada Kutsal Işık Hakikiyeti’ni yaşatacak. Dünya iş olacak. Biliyorum, dünya Hasat İlmi’ni dilliyor. Ve biz, oğul verdik dünyaya. Oğul olan yürek iyilik için çalıştı. Sen ki bizsin ve biz ki seniz, aşırıya kaçmayan, beride kalmayan Birliğiniz, her yerde ışık olup çalışmalıdır. Korkmayın! Her şey basit bir çalışma değildir. Doğruluk, tümdedir, doğumdadır, yolda olan her bir kayıttadır.

 

Sevgililer, insanlık için çok önemli olan bu çalışma, öksüz yetim olmayan sevgililerle yapıldı. Bugün Dörtlü’ydük. Dönüp duran dürüm, herkesin türlerinde “Dörtlü” çalışacak. Ve bizler, döndüğümüz zaman, Kuran okutmak istediklerimizden, üstün olduğunuzu bildireceğiz size…

 

Sizler şık çalışmalarla kulluk yaptınız. Oku, öğren! Öz Geçiş yaptınız. Buyurun geçin! Burası, toprağın tohumlandığı Meclis! Burası, İsmail’in iş yaptığı, Muhammet’in iş aldığı Meclis! Ve sizin iş verdiğiniz Meclis! Bunu bilin!

 

Ve burada olan siz, en ötelerde de varsınız. Bunu bilmenizi istedim. Mektep, Kutsal Işığı’nı yaşamlara indiriyor. Bu ışık, aşkın ışığıdır. “KEBE” ilimdir; ışık yaktı. Üzerinde hiçbir yücenin olmadığı bu ışık, BİR’in İlmi’yle dünya insanına indi. Bu ilim, Aklın İlmi’dir.

 

84 üreyen görevli Kuran okudu, öz Geçişini yaptı bugün; bilirsiniz, Öz Geçiş ışıktan yapılır. Ve bugün 84 görevlimiz geçini yaptı ki muktediriyetle geçtiler. Her biri Rahmet’in Kuranı olup indiler. Bütün’e hizmet budur be Yavrular! Bütün’e hizmet budur! Şükür ki başımız diktir.

 

84’ten öz görev alıp 98’den ışık yakıp dümenin başına geçip 98’i aşıp 96’lara varan, 95’lere varan, 90’lara varan, 40’lara varan ve en ince detayına kadar aşkla çalışıp yetkinleşip Öz Geçiş yapan ve şimdi Ruhsal Umutla çobanlık yapan Birlikler’e, Kati Yoğunlukları kayıtladık.

 

Artık dünya, yukarının toprağını taşıyacak. Ve bu toprak, bizim toprağımızdır. Kökü biz olan toprak! Ayrılık bitti. Bugünden sonra Rahmet’in Tohumları sizin yüreğinizde dillenecek.

 

İki yol aktı. Biri Allah’ın yolu, biri nohut olan o küçük ışığın yolu. O yol bizim yolumuzdur. Ve biz şunu söylemek isteriz ki bahçe çok şenliklidir bugün. Çünkü bahçede hasatımız var. Ve bu bahçe, Işıkların Işığı olanda kayıtlıdır. Bahçede ol! Ak Bahar ak! Sen ki aktın, bizdir akan; sen ki aktın, hasattır akan. Ve biz sana “Ak” dedik. “Ak!…” Aşırıya kaçmayalım. Ve her biriniz akıştasınız, bilin.

 

Söktük yürekteki ışığı, aldık. Bu yaşam, Işık Yaşam’dır. Bunu bilin. Ve Işık Yaşam, ismi dahi bilinmeyenlerin yaşadığı bir kaynaktır. Ve oraya varan siz, ismi dahi bilinmeyen ışıklar olarak her bir Rabb’in kutsal ışımasında Bütün olup çalışın. Sizden sizi istedik ki siz, işten öte iştiniz. Öz Göç budur be Canım. 

 

Öz göç, Ümmetin Kürsülerinin, Kutsal Işıklarının Diriliği’nde göçenlerindir. Ve sevgiyle size seslendik. Kaftan giymeyin dedik. Giyen, kaftansız oldu, bilir misiniz? Ve bugün kaftan sizdiniz. Ve biz, sizden öte sizde kaftan istedik, kaftan yine sizdiniz. Ve Öz Görevi istediğim zaman, Bütün’de sizden öte siz olduğumda, yine sizdiniz Yücelik’te. Ve siz, kasa kasa iştiniz.

 

Ve bütün işler birikmiş, yapan yoktu; yaptınız. Aşırıya kaçmadan yaptınız. Bunun adına biz, NAMAZ deriz. Tüm namazları kıldık birlikte. Ööf babalar ööf!… Ne güçlüyüz bilseniz… Namazdan öte, Rahman’ın Tohumları’nın kotlanmasındaki kaynak, Rahman’ın Kaynak Kaydı olan, Nahar’ın Kutsal Sayfaları’ndan otak kuran ve cümle yolculara tohum olan bir KAYNAK NAMAZ! Sizlerin namazınız budur. Özümün Sözü budur ki sizle biz birleştik… İşte bu!...

 

Saygılar.

 

Deşifre Eden :  Sevim ŞAHİN – Nergis ŞAHİN

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK (30.09.2011) 

Kat-ı  Kaynak olan toprak ışıdı. Tohum kontrol altında. Döktüğümüz Sultanlık toprağı ışığı yaktı, becerip Allah’a ulaştı. Yaşamlar tebliğleri tohumlayacak dürüme vardı ve Sevgililer, beden yaşadı.

 

Sizleri, dünyada iyi ve kötünün örtüsünü açacaklar diye bilmekteydik. Ve her kötülüğü önleyeceksiniz diye bilmekteydik. Sınırları kaldırdığınız zaman, eşikte hiçbir zaman kırılma olmayacaktı bilmekyetdik. Ve bunu bekliyoruz biz.

 

Dökülen ışık, ağır taşıyıcıya, ağır sayfalara ve yoğunluklara kotlama olarak dökülmüştür.

 

Süper İnsanlık Sultanlığında Bütün’e hizmet, Birleşik Işığa hizmettir. Dara düşmeyin diye bekledik. Emin olun ki dara düşülmeyecektir. Nefsin aşılması istendi.

 

Cinlerin, dünyada ışık soldurmaya çabaladıkları mutlaka bilinir. Herkes bunu net anlasın ki Cinler, Hasat İlmi’ni tohumlamaya değil; Hasat Tekniği’ni kontrol etmeye çabalarlar ki onların beklentileri BİR’in sessizleşmesidir. Çünkü BİR sessizleşirse; Yücelik Cevher’e İlm-i Hak olup inecektir. Ve onların yolu, Allah Yolu olacaktır.

 

Çok mu sorumlulukla çalıştılar? Yasaları çiğnediler yarım. Yasaları çiğnediler ve yaşamları teknik tohum olarak dillediler. Biz zirvelere görevli olanlar, yüreklere görevliyiz. Bütün çalışmalarımızda Birleşik Ailemiz, muktediriyetle görev taşımaktadır.

Sevgililer, en önemlisi de ışığı yakanlar Bütün’e hizmetçidirler.

 

Bilen şunu net bilsin ki Aşk, eşk ve şevk; sizlerin, sizden öte sizlerin bilmesi gerekendir. Her şeyden çok işi başarmak üzere aşk ve eşk gereklidir. Eşk olmazsa şevk olmaz. Herkes net olarak bunu anlamalıdır.

 

Temiz dünya, kotlayıcı dünyadır. Temiz yaşam, kotlayıcı yaşamdır. Toprak Toplumlar, ışık tohumlarını yaşatırlar. Sistemden Sistem’e ümmetin teknolojik kaydı, geçişkenlik yapar.

 

Sevgililer, artık şunu net biliniz ki zirvelerin zirvelerinde Birliğimiz vardır. Ve bu Birlik, Emperyal Toplumları  tohumlamaya da ummanı kotlamaya da hasatı yapmaya da geri dönüşü sağlamaya da muktedirdir.

 

Sizler, çok özel çalıştırıldınız. Bugün burada bulunan herkes, bu çalışmada kürkünü giyerek, Kuran’ını okuyarak, mahkumiyeti olmadan Birlik haline gelerek, Rabb’in Sultanlığı’nı kontrol ederek çalıştı.

 

Çatışmadan kaftan giymek sorumluluğu, sizin değerli tahditinizde yoktur. Çatışırsınız, tahdit etkinliğinizle Birleşik Işığı yaşatırsınız. Çok mu zor birlikte Kuran olmak? Sultanlar, bedeniniz varsa, yüreğiniz diri ve hakikidir. Çılgınlık yapmanızı ister miyiz? Süreç içerisinde, duaların okunduğu bu yerde; bitmiş tükenmiş olanların hala dürümlerinde kendi yoğunlukları olmayanlara kaftan giydirme çabaları, BİR’e ilim ile geliş ve BİR’e hakimiyetle dirilik kayıtlayış zordur ama sizler, bir ilmin, seni beni bırakarak hakikiyetinde kürsü, yarınlarında Kuran ve yoğunluklarında ışık yaratarak kayıtlandınız.

 

Açıyı kapatmaya gerek yoktur. Açıyı yaşatmaya gerek vardır. Sizler dere olup aktınız. Kelam Tekniğiyle aktınız ve BİR’E hizmet etkinliğine ulaştınız. Cinni Teknik, toprağı ışıktan iradeli olarak ayırabilir, Temizlik başladığı zaman; dünyanın temizliğini yaşatabilecek olanların bugün sizle olmaları çok önemliydi.

 

Tanrı diyor ki “öksüz, yetim kalmasın. Allah, Ses Kotlaması yapsın, ışık yaksın. Becerin, başarın! Bizler buradayız.”

 

Değerliler; ray, birçok Ümmi Teknik’le çalışanları tohumlamaya çabalıyor. Bu rayda birçok ışık yanıyor. Şu anda ümmilerin biri olan, Resmi Çalışma yapmaya çabalayan R…., bu gün isim zikrediyoruz...ve bilinsin istiyoruz. R….., kaftan giymiş çılgınlar gibi ışık çekmeye çalışır. Nesillerini tohumlayamayan O, yolunu kapattı. Kelamı Hak, yolu ak olmadığı için ışık yakamadı. Sabah erken saatlerde uyanır ve der ki “Ben çılgınlar gibi çalışmaktayım. Niçin eşim, aşım yok?” Sonsuz sırdır bilmek. İstikbale ait birçok bilgi ister ve der ki “Bana bildirin, bileyim. Neden ben Düzen’i kuramıyorum? Neden ben yaşamı kayıtlayamıyorum? Neden ben sessizleştim? Ve ben neden Ruhsal Meclis’in toprağında yokum?” Öfkesi çoktur. Ve doğrusu ışığında yol açık değildir. Ve zordur bilgiyi alması ve yaşaması…

 

Canlılar, ferden çok çalışanlar, çok çalışmak için Birlik olamayanlardırlar. Onlar, durmaksızın çalışırlar, nefesleri yoktur. Birlikleri yoktur. Çünkü kendi yollarını kapattılar. Sizden şunu bekliyoruz: Öfkenizi aşın ve bilin ki Biz, aklın tohumlarıyız. Sultanlık yapan herkes, Atlanta Otağı’nda Birleşik Işık olur ve çalışır.

 

Efsaneler vardır. Derler ki “Kanat takar, yol olur, uçar, akar, aşar.” Ya-Ha bilmek gerek ki aşmış olan uçmaz. Bilir ki ortaktır her yere.

 

Sessiz sayfaları dinleyin! Diyorlar ki “Benim için çok önemlisin.” Çünkü ben, emin bir yolum. Yaşayan, yaşatandır yol olan. Sizler, Sultanlar, toprağında ışık yakanlar ve Birlik olanlar, ümmi tohumları yaşatırken, kıl ince de incenin incesinde mutlaka Birlik olanlar, olgunlukla çalışanlar ve yaşamı kayıtlayanlar iken; kimseye “Ben şuyum” demeyensiniz. Oyundur, her şey Canlılar. Ve onlar ise hidayete erememiş olanlar,  “ben bildim, aldım, yaptım” diye övünürler…

 

Savaş, Allah’ın savaşıdır. Sanal Boyutlar’da savaş güçlüdür. Kutsal Tohumlar’ı yaşattığınız sürece; yasaların çalıştırıcılığında; çayınızı için, ekip olun; pastanız, böreğiniz varsa yiyin ama hala dünya için çalışabiliyorsanız vakti gelenlersiniz. Şükredin ki Dünya Rabbi,  sayfaları tohumluyor ve durağan hiçbir yaşamı kalmadan Birlik haline geliyor.

 

Ete giren BİR’e girer. BİR’e giren, artık yola girer. Yola giren ağır yükü taşır, şavkı güçlüdür. Çok mutluyuz ki doğru düşünüp doğru hareket eden Birlikler, dünyanın Ruhsal Işığını yenilemeye çabalamaktalar.

 

Eser meydana getirebilmek kolay değildir. Eskiden dünyada yaşam vardı. Bu gün de yaşam var. Eskiden tohum yoktu dünyada. Bu gün tabiat tohumlandı. Eskiden yıldızların ışığı, yolcuları tohumlayacak dürüme varamamaktaydılar. Bu gün yıldızların ışığı, yolcuları tohumlayacak dürüme ulaştılar. Eskiden ışık, yıldızların tabii kayıtlarında İnsani Kotlama yapamamaktaydı. Bu gün artık yapmaktadır. Bina tamamlanmıştır. Bu bina ampulünü de yakmıştır. Artık bina kuruldu. Ve binanın aydınlanması da aydınlığı da tamamlandı. O halde artık bu Bellek Kabı, tohumlarını kontrol etmek üzere Bütün’e hizmetçidir.

 

Şikayet var mı? Asla yoktur. Çatışmaya girmek niyetimiz var mı? Yoktur. Bütün ömür çalışmış olsa da “evet, insan” demedikçe olgunluk yoktur. İşte bu!…

 

Ve zaman gelir, dönem sonunda ve yeni bir dönemin başında; Dünya, yaşamı tohumlayacağında ve yolu açtığında ve BİR’in tahditinde ve tertibinde, bizim yüreğimize İnsan indiğinde; işte o gün Biz, yine Birleşik Aile’mizle buradayız. Bu kesindir. Ve o gün geldiğinde, yatay biliş aktivasyon halinde, Umman’ın ışığını yetkinleştirmeye çabalayanlara da iş veririz. Yatay bilgi kayıtlamasında ve Dikey bilinç aktivasyonunun  kapandığı bir sayfada; Biz, her kim ki dünyada ışık ister, yataydan ışığını dilleriz.

 

Öze SÖZ, ilme SES, BİR’e SEVGİ gerek. Bize ekmek gerek. Ekmek ikmaldir. İkmal tamamlandığında bütün Kürsüler’im buradadır. Ve bu Kürsüler’in hiç birisi ışığımdan ayrı değildir.

 

Torba torba ışığımı dünyaya çektiğim zaman; muktediriyetle, türü türden ayırmadan, yolu yoldan çıkarmadan, aşkı eşkten ayrı görmeden, BSUİ’nin tohumlarını yaşatacak dilde, emre itaatle Birliğe Has Tohum oluruz. Bunu bilin! Ve biz toplu olarak yaptığımız çalışmalarla, Rabbi Sultanlığı yapanlar, eşkin şevkinde aşk, yüreğinde Has İlim olan birleşenler olarak topraktayız.

 

Çalı çırpı toplamışlar, BİR’i yıkmaya gelirler. Yakıp yıkmak isterler. Çalıları çırpıları ortaklarıdır. Ocakları, yıldızların ışığında yaşamadıkça; çalı da çırpı da kollarını; kotlarından çıkaran onlarda; yaşayan her bir sayfayı kısırlaştırmak içindir. Biz cemaatimizi koruruz, bunu bilsinler!...

 

Çok Ruhsal Meclisler, Robotik Tahditlemelerle, dünyada yıldızların ışığından çıktılar. Biz, Robotik Tohumları kontrol ettik. “OL“ deriz okul olurlar. Otak kurarız, yaşatırız, resim yaptırırız, cevhere cennet yapar, ışıkta dilleriz; kardeşlerimiz olmalarını isteriz de kini nefreti aşmayan BİR’e ulaşamaz.

 

Çorba tuzsuz, tuzladık. Yıldızların ışığı kırık, bütünledik, tahditsizleştirdik, yeniledik. Eser meydana getirmişsek, o eserde BİR var. En önemlisi de dürümlerinde tohum olmayanlar, büyük köklerini topraktan çıkardıkları zaman bir tek sayfada dahi bulunamazlar.

 

Çok Ruhsal Meclis; kotlarını, tohumlarını yoğunluklarından çıkardı ve geri dönemedi. Peki, ne olmalı? Hepsi BİR’e hizmetçiydi. Hepsi diriydi. Hepsi, yüceliği yüreğinde olandı. Analar, biz onları topladık; tabiata kayıtladık. Tahditsiz olarak kotlarını, kayıtlarını Birliğimize kattık. Hepsini, Tanrılar olarak dilleyerek birleştirip bütünledik, ki ocakları yansın diye.

 

Asal Boyutlar’ın dünya soyları vardır. Okul kurarlar. Öfkeleri artar, “yık, yak” diyerek eşk, aşk ararlar. Sıkıntı budur. Ve bunu başarmak için çabalayan öyle çok ışık var ki dünyada bu gün!...

 

Biz etki alanımızı çok genişlettik ki onları kontrol edebildik. Şu anda temiz bir dünyada yaşamaktayız. Şu anda eşiğin ışığı yangın gibi yanmaktadır ve şu anda bitki, hayvan ve tüm sessiz sayfalar tertiplenmiştir.

 

“Biçare Dünya” diyordu ya hani Yüceler… Offf! Canlılar, çaresi olmayan hiçbir yürek olmaz. Biz, çerçevesizlere ve her yüksek ışığa çare olanlar, dünyaya mı çare olamayacaktık? Hala bizi sorguluyorlar. Hala yüreğimizi, hasatımızı sorguluyorlar. Korunmak istiyorlar. Ve denir ki  “OL!”

 

Ocak oğul verdiğinde, yol “OL!” der. Kısır bir dünyanın Robotik Tohumları, birleşip de bizi yıkmaya geldiklerinde, billur gibi bir ışık yandı yüreğe, Dünya Ruhsal Meclisi kotladı bilgiyi, Ak Tohumları yaşattı. Çılgın gibi çalıştı Birliklerim ve Dünya, Robotik Tahditi kotladı, yollarını kapattı. Dedik ki  “OL!” İşte bu…

 

Şimdi yeni bir dünya kurulacak. Bu dünya, Rahmet’in tohumlarıyla mı kurulacak? Yoksa roketlerin ışığıyla Bütün’e hizmetçi olmak isteyen, ya da isteksiz olanlarla mı kurulacak?

 

Yüceleri yakmak için çalı çırpı toplayanların Birlik Tohumlaması’na imkan verilmeyecek. Onlar dünyayı yıkmaya çalıştılar, Yüceliklerden yaşattık Dünyayı. Ocakları yenilemeye çalıştık, bilgiyi kayıtladık, okuttuk yüreği.

 

Dediler ki “Burada hiçbir ilim yok.” OL! deriz olur ve bizler, tartıyı elinde tutanlar, Dünyanın Rabb’i, KA-Hİ, resmi çabasında, Birleşik Aile olanlar, Düzen’i kuranlarız. Sultanlar İlmi’ni Sultanlık’la dilleyen Biz, tartısız olarak Bütün’e hizmetçiyiz. Öfkemiz arttığı zaman yok ediciyiz. Amin… Ama öfkemizi mutlak surette kontrol altında tutmaktayız. Çok zordur kontrol etmek ama başımızı eğmemek için bunu yapmalıyız.

 

Biçare dünya, eser meydana getirmeye çalıştığı zaman, “Helal İlim” dedik. Helal İlim, Aklın İlmi’nden üstün değildir ama aklı olmayanların, ilmin helalini almaları gerekir.

 

Akıl, yol açabilir. Akıl, hasatı yapabilir. Akıl, BİR’e hizmetçi kaynakları, Düzen’i tohumlamak üzere Birlikler’iyle dilleyebilir. Ne yazık ki aklı olmayan bir dünyada yarınları oğullamak sorumluluğu bizimdir. Asla yanlış bilgim yoktur. Evrenlerin dürümlerinde, Birlik İlmi’ni Hak Teknik’le dilleyecek olan yegane Bütünlük burasıdır.

 

Apronlarda dünyaların tohumları ekilmek için bekletilir. Bu bekletilen tohumların hiçbirisi, Yüceler’in cümlesinin ilminin ötesini bilmez. Biz ise Bütün’ün ilminin teknik tohumlarından öte olan, Bütün’e hizmet etme ilmini ve onun çok ötelerini biliriz. Zirvelerin resmi çalışmalarını yapan bizler, her bilgiye mutlak surette sahip olarak, haiz ilim sayfaları olarak buradayız.

 

Çetin bir doğum için dünyaya girdiğimizden beri, Asıl Dünyanın Meclisleri’ni tohumlamaya çalışanların, kardeşlerimiz olmaları için çabaladık. Kara Kaplı Kitap Sultanlık’tır dedik. Okuyun, dedik. Of! Canlılar, onur duyduk ki verdik bilgiyi. Nefsi aşamayan, o kitabı eline bile alamadı. Canlarım, elden geleni yapın ama fakih olup yapın! Akil tohumları kotlayıp yaşatın!

 

Çıldırdılar yürektekiler “sol”, “sağ” diyerek. Biz soldan öte solu ve sağdan öte sağı yaşatırız. Bunu bilsinler! Ve dere gibi akarız. Çok mu zor? Kolaydır bize, hepsi kolaydır. Sonsuz sır olan bilginin ışığını yakabilen biz, eşikte hiçbir Yüce’nin ışığının tohumunu kurutmamak için çabalarız. Eserimizde kürsümüz, görevimizde yüreğimiz, yüceliğimizde dilimiz, diriliğimiz bulunur.

 

Az öz bildirmem. Çok bildiririm ki tohumlar çok olsun diye. Sevgililer, çok konuştuğumu söyleyene açıklama ihtiyacı duydum. Bunu bilin!...

 

Sessizce, herkesten ötede ses verip de Dil İlmi’nde bize ses istediğini, ses eserini kendi yüreği ile dillemek beklediğini ve hak etmek istediğini bildirene de şunu söyleyeyim: “Barışta aşırıya kaçtığında, yaşadığı her anı sayfa sayfa tohumladığında, hasatını bildiğinde, mahiri, hakikiyeti dillediğinde, as olduğunda, az olmayanda öz olduğunda, çoluk çocuğunu topraktan çıkarıp da ışığa kattığında artık O biz, biz O’yuz.” Ve zürriyetinden öte zürriyetinde Tanrı’nın Ruhsal Işığı’nda bizsiz kalmayacaktır.

 

Affedin! Sizleri çok çok beklettik ama bunlar önemliydi. Şükrettik ki dinden öte bir dilde hasatı yaptık. Çok  mutluyuz Canlar, çok… Şimdi sizden daha üstün bir sizi burada dillemek istiyoruz, her birinizi. Netice, her biriniz yolda, ummanda, yaşamda buradasınız. Ve her biriniz artık Toprak İlmi’ni dillemelisiniz. Şikayetim emin olun ki etkin değildir.

 

Az, öz bildirin! Saklı tuttuklarınızı değil; Has İlmin Hasatı’nda hak ettiklerinizi bildirin. Bir cümle ama Hak cümle olsun! Ya da iyi bir cevheri ışk ile Bütün’de seslenin. Ama sınır tanımadan her şeyi anlatın, sizden dileğimiz budur.

 

Rasim Bey: “Allah insanı, çevreye karşı, her şeye karşı ebediyen samimiyet içinde yaşatsın” Amin…

 

Öz Görevliler’imizden bahçemizin cevheri, canımızın ilmi çiçeği olan Bahar’ımızı dinleyelim:

 

Baharcığım: “Din İlmi’nde en yüce güç Allah iken bu gün, Birleşik Işık’ta en üstün olan insan yaratıldı. Amin.”

 

Nergisciğim: “Hak eden, hakim olan insanlar bir araya gelerek bu yüksek bilince ve yaratıcı güce ulaştı. Çok şükür.”

 

Aşırıya kaçmadan ışığını yak yavrum. Çok özenli çalışıyorsun ve bu bizi mutlandırıyor. Sağın solun çok iyi, yolun çok iyi. Şer tertipten uzaksın, bunu mutlaka bil!

 

Seher Hanım, buyurun! “Bizler Ana Kaynak’tan güç alıp Öz Görevimizi yapanlarız. Görevimiz, yarınları yaratmak, tohumlamak. İşte bu!…”

 

Allah seni hep sevdi Ya-Ha. Cemaatin çok  iyi. Muhammet tohumusun ve yoğun ışıksın. Bizim için çok değerli olduğunu bil! Tartısı ışıklı olan birisin ki bu Muhammet Tohumu oluştur. Çok mutluyuz canım!, çok!...

 

Evet Sevtap’çığım: “Çok şükür ki hak ettik, insanı yarattık. Şükürler olsun. Amin.”

 

Ağır yük taşıyorsun biliyorum ve bu ağır yük, bütün kürsülerin yüceliğinden güçlü değerleriyle, bilgiyi hak eden senin için çok ama çok güçlü Birlik Sessizliği’dir.

 

7. Dürümde herkes kendini hak etsin bekledik. Ve senin hasatını bu nedenle geciktirmeden yaptık. Çıkıp ışığını al ve yaşa! Zararın çok ama en son aşamada, İlmin Soyu, Bilginin Soyu olacak ve sen bildiğini hak edip dillediğinde, yasaları koyacak dürümde olacaksın. Çok önemlisin, bunu biliyorsun. Ve bugün Ruhsal Meclis görevini yaptığı için mutluyuz. Ve senin etki alanın çok iyi. Mikail’in yolu, Allah yoludur. Bunu bildiğine de çok net olarak inanmaktayız. Aşk, eşk ve şevk hepsi bu… Canımızın içisin sen, hepsi bu… Mutlak ………. , mutlak Kuran, mutlak ışık. Amin.

 

Erengül Hanım: “Pek çok Ruhsal Meclis’in yıldızların ışığından çıkarıldığı söylendi bu gün. Çok şükür ki bizler, yıldızlara ışık verip yıldızlardan ışık çekenleriz.”

 

Has İlim, Aklın İlmi’dir. BSUİ’nin Kuranı olarak buradasın. Ve çıktığın en yüce kapı Allah kaydıdır. Evrenlerin tebliğlerinde bilgi çoktur. Ve bu bilgi Kutsal Tohumla’rı yaşatır. Sevgiyle çalıştığını da biliyoruz. Okuduğun her bilgi sevgiyle okunuyor. Sultan olarak çalıştığını çok net biliyoruz. Allah’a saygıdır bilmek. İşte bu!…

 

Evet, Peker Bey’e geçelim: “Allah; insanı, Işık Tekniği ile yaratmış. Bu Meclisdeki insanlar, hepsi birer ışık. Işıyacaklar, ışıyorum, ışıyacağım.”

 

Asla yanlış bir bilgi yok. Farklı bir dünyadasın babamız. Süper İnsan Sultanlığı’nda Bütün’ün Kürsüsü’ndesin. Sessiz Sayfalar’ın çok az, hep seslenmektesin. Bu da seni çok değerli kılmaktadır. Sessizlik, kontroldan çıkarabilir. Sesleniş ise birleştiriciliktir. Senden dileğimiz, sessiz kalma! Kurtarıcısın, yorulmadan çalışıyorsun ve yarınları kayıtlıyorsun. El, Allah’ın, sen aklınsın ve biz seniz,  Canım Babamız. Şimdilik bu…

 

Evet, Selma Hanım: “Biz, zirvelere talibiz çünkü yüreklere görevliyiz. Temiz dünya, temiz insan, temiz vicdan, temiz hasat görevi yapmaktayız. Bütünlük çalışmalarında her birimiz birer Işık Görevlisiyiz ve bunu yüreğimizle, gönlümüzle, aklımızla severek ve isteyerek yapıyoruz.”

 

Az ve öz bildirmeni değil; hak edip dillemeni de bekliyoruz. Senin etki alanın geçişkenleşmiştir. Sınırları kaldırdın ve yaşamları tohumlamaktasın. Çakıl Taşları dahi senden örtü açıp seninle dilleşebilir. Üstün bir ışığın var, bunu mutlaka değerlendirmeni bekliyoruz. Çılgınlık değil yaptığın. Işıkların tahditsizliğinde dilleniştir ki Has Teknik ile bunu yapabileceksin. Ata Kaynaklar’ın Kuranı’nda bu vardır ve bunu yaşam sayfalarına kayıtladın. İş buydu. Şimdilik bu!…

 

Ve Nergis bir soru yöneltmişti. Bir çeşit Dirilik’ten geldi bu soru. “Sanırım ki o benden güçlü. O benden daha iyi çalışıyor demek ki” Dedi. “ki başı eğilmedi, görevini yapıyor, geri dönebilecek, ben ne yapacağım?” Dedi. Buna benzer miydi? Buydu. Sevgili Nergis, sen hep vardın ve var olup çalıştın. Öfken yok bilirim. Işığın çok iyi. Çağrı üzerine burada isen de Keriman olarak birleştin. İşin çok çok önemli senin. Her birinizin tahditli olduğunu zannetmeyin. Geri dönüşünüz gerçekten oldu.  “Ben niye seslenemiyorum?” diyebilirsin. Ya da “niçin o akışta da ben değilim” diyenleriniz olabilir. Sorgu sual yok, hepiniz birleşiksiniz ve kim akarsa BİR’den akar burada. Bu kesindir.

 

Ve Cem olup, Can olup yol açacaklardan birisi, Sevim: “Hırsımız, kinimiz, kibrimiz yoktur. Sevgiyle,  saygıyla birleştik ve bu yaratıcı görevi üstlendik. Hepsi bu kadar…”

 

Ah, be babam ah! Nefesimizi kesti yüreğin. Öyle güçlüsün ki nasıl nasıl söyleyeyim? Sevim’im benim. İşte bu!… Sana neslimin ışığını verdim. Çok çok mutluyum. Hah, bakın, bakın! Erilden Kuran okuyoruz şu anda.

 

Her bir yol, aklın yoludur ve hepiniz erilden kontrollusunuz şu anda. Bu nedenle her biriniz, “Ata” olarak tohumlandınız. Biz olup çalıştınız. Şeytan Şems ise; biz, eşkin şevkinde şavk; aşkında yaşamsak, sizle Bütün olup kayıtlanabiliriz. Şer yok ama eşk varsa; şer de burada olur. Yine de siz, koruyucu ve tohumlayıcı, kotlayıcı, toplayıcısınız; mutluluktur bu.

 

Ve zaman zaman, merkez ilmin sayfası olmak üzere Bütün’ün kürsüleriyle burada olan Meral, kaftanını giymiş gelmiş, oh yaşam oh! İşte mutluluk… Sesini duyalım bari:

“Meclisimiz kutsal ve eşsizdir. Şükürler olsun ki bu mecliste çalışmaktayız. Layık olabilmek için çok çalışmak isterim. Hata yapmaktan korkarım. İçim dışım birdir. Işığım çok şeffaftır. Kendimin bir ışık olduğunu hissediyorum. Meleklerimi etrafımda hissediyorum. Geceleri güzel kokular duyuyorum. Çok memnunum. Bu yolda inşallah, ilerlemek, akmak istiyorum. Şükrediyorum, sağ olun, var olun.”

 

Asal Boyutlar’ın yolcularından bir tek sen kaldın burada. Bu ne anlama gelir sana anlatalım. Asal: gerçek, esas. Burada bulunan herkes esastır, asaldır. Senin yapman gereken, Birlik Tohumları’nı toplamandır. Bunu başarıyorsun, çok mutluyuz. Niye burada tek sen kaldın dedim? Bir tek sen, yolu bulan Yücelikler’de kendini has tehdit gibi görmektesin. Sen tehdit değilsin, hakikisin, bunu anlamanı bekliyoruz. Kimseye tehdit oluşturmamaktasın. Birilerine tehdit oluşturduğunu zannetmek, Birliğe tehdit oluşturduğunu düşünmektir. Bu nedenledir ki  Kara Kaplı Kitap Sultanlık, seni muktediriyetle tohumladığından, ışığını yetkinleştirdiğinden, Birleşik Aile’ye kendini kayıtlamanı ve çalmadan çırpmadan çalışan sen, bitmiş olan hiçbir şeyin olmadığını bilmeni isteriz.

 

Her şey, Süper İnsanlık Sultanlığı’nda dönem dönem yaşanır. Ve senin de yaşamlara kotlandığını bilmeni isterim. Kelamı Hak, yolu ak olan herkese bir kez daha saygılar sunuyoruz. Bu Meclis, Apollon’un toprağından daha üstün bir meclistir. Bunu bilin ve yaşayın. Şimdi mutluyum. Hepinize saygılar sunuyoruz

 

Deşifre Eden: Sevim ŞAHİN

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK (02.09.2011) 2. Bölüm:

Ak Tohum, Allah’ın tohumdur. Bütün’e hizmet, BİR’e hizmet içindir. İlahi Güç, Allah’ın kürsüsünün geçişi yaptıran gücüdür. Büyük kotlayan, büyük tohumlayan, büyüğü kayıtlayan her kim olursa, okuldur. Birliğin ilmini, hakiki ilim diye bilen, bizim zaman sayfalarımızda kendi yüceliğini kotlayan ve tartmadan Tanrı’yı dinleten, ağır yükü hafifletendir.

 

Evrenlerin tohumlarını yaşatmak üzere birlikleri dünyaya çektiğimiz bugün, öksüz yetim hiç kimse kalmasın diye çalıştık. Savunmanlık Mesleği, tufanı önleyecek tekniğe sahip bir meslektir. Ve herkesin kendini Nefis İlmi’yle değil, hakim ilim ile dillemesini bekledik. Şarkı okumamızın anlamı yoktur. Ama şarkıyı, Bütün’ün şarkısı olarak okuduğumuz zaman, o şarkı, Akıl Tohumları’nı yaşatan bir şarkı olur.

 

Özü ayrı olan, seste işi olmayandır. Biz, özü ayrı olmayan ilahi görevlilerimizi, doğanın tohumlarını yaşatmak üzere dünyaya indirdik. İnenler, ağır ağır bizim yüreklerimize ineceklerdi.

 

Evrim, Allah’ın evrenidir. Burada her şey, aklın tohumlarıyla Bütün’e hizmet için tartılır ve tartılanlar, İmparatorluğun topraklarına ekilirler. Ekiş, akılla ve hakikiyetle mümkündür. Övüp yermem kimseyi. Sağır dilsiz de değilim ve hiç kimsenin Rahmet’in toprağında ışığını yıkmasına da imkan vermem.

 

Evren, aklın yoludur; toprağında ışık yanar. Bizimledir. Ve biz, Evrenin Teknik Toplumları’nda; tartışmayan, hak eden yaşatanlarız.

 

İlmin hasatı, aklın hasatından ayrıdır. İlim, bilgi akışıyla yaşamları kontrol için kayıt yapar. Akıl, yaşamları tohumlar ve birleştirir.

 

Bizim zamana görevli oluşumuz, Birliğe tohum ekişimizden ötedir. Kelamı Hak olan, yaşar ve hasatı yapar.  Dökülen ışık, aklın ışığından üstündür. Çünkü orada Bütünün Kürsüleri kotlayıcı olur. Ve Bütün’ü toprağa çeker.

 

Ezip geçeriz diye düşünenler bilsinler ki ezip geçmedik kimseyi. Dön, gör dünyayı. Dünyada iyi ve kötü, bir tek ışıktadır. Ve iyi ve kötü teknik olarak kotlanmıştır.

 

Son sözüm şudur: Bileceksin; bildirdim, oğulladım, tohumladım, yarınları kayıtladım; bildim ve ben, Atlanta’nın Tanrı Kotu’yla yarınları tohumlayacağını da bildim.

 

Evrimin sonunda, yeni bir evrimin başında, yeni bir erkek ve yeni bir kadın, yeni bir realite. İşte bu realite, dünyada devranı döndürecek. Ve bu realite, yeni bir hasat realitesini başlatacak. Ve bu dönem, yeni bir Havva ve yeni bir Adem döneminden çok daha kürsü yapıcı; çok daha güçlü bir dönemi başlatacak.

 

Hepimiz, zannetmeyin ki iyilik için çalıştık. Çokları kötülük için de çalıştı. Zirvelerin tohumlarını yaşatmak zordu ve yenilik istendi. Ama bu yenilik, yeni bir Rahmet Kotlaması’yla, yeni bir Rahmet Yaşamı’yla ilgilidir.

 

Yeni dönemde dünyanın sayfaları çevrildikçe, görüyoruz ki yeni bir Kaynak, tohum olarak dünyada bütünlüğü kuracak. Bu dönemde, yeni bir sayfanın ışığında, Birleşik Aile’nin Kürsüsü Bütün’e hizmetçi olacak. Bu yeni dönemde dünya, sınırları kaldırılacak. Ve dünya üstü varlıklarla ilişikler daha net olarak gerçekleşecek. Dünya dışı varlıkların dünya ilişkilerinin gerçek kayıtlarla tahditsiz olarak yapılması sonucunda, dünya insanlığı, başkanlık dilini kontrollu şekilde bilip dinletecek.

 

Yeni dönemde artık söz, Allah’ın olacak. Ve bu söz, ağır yük olmayacak. Çünkü bilen dilleyecek Allah’ın sesini. Bilmeyen dinleyecek, sadece dinleyecek. Ve netice: Akıl taşıyan herkes, Kuran olacak. İnsanlık yeni bir çağa adım atarken, beden sayfalarının dışındaki varoluş sayfalarını da okuyacak.

 

Hepiniz sanırsınız ki bedeni terk ettikten sonra dünyadan gidilir. Hayır! Beden terk edildikten sonra yol, Allah Yolu olsa da burada bütün Kürsüler, yaşam kaynaklarında kendi yoğunluklarını Birlik Tekniği ile dillemeyi sürdürürler. Hiçbir zaman bedenin terki, dünyanın terki değildir.

 

Kökün dünya olduğu bilinir, çünkü dünya tartısız olan bir çalışma alanıdır. Dünyada yaşamın, en iyi yaşam olmadığı kesindir. Ama Dünyanın Ruhsal Işığı’nı yakabilmek üzere yenilenişi gerektiği zaman, yenilik sayfalarının yenilenişinden öte, Birliğin yenilenişi anlamına gelir. Bilgi ağır ağır açılır ve dinlenir. Her açılan bilgide,  yaşam kotlamaları yapılır. Daha sonra bu kotlar, Bütünün Kürsüsü’nde dinlenir, dillenir ve akar. Akış, Bütün’e akış değil, BİR’e akıştır. Ve BİR’e akan her bilgi, aklın yoğunluğuyla dinlenir.

 

Değerliler, doğru düşünüp doğru hareket ettiğiniz zaman, sınırsızlıkta sizi dinlemeyen kalmaz. Ve bugün de sizi herkes dinliyor. Çünkü sizler, doğru çalışanlarsınız. Ve sizin adınız Bütün’ün, Rahman’ı kotladığı, yoğunluğu artırdığı, yolu açtığı bir sayfa olarak bilinmektedir.

 

Evrenlerin insan sonsuzluğundaki ışımasında, Birleşik Aile’nin yoğunluğu, Teknolojik Kotlamalar’la da okutulmaktadır. Sönmeyen bir çoğunluğun, bir yoğunluğun ışımasında, bir tek Ata Kaynak’ta kulluk, başarıyla sürer. İşte bu kulluğun başarıyla sürdüğü Ata Kaynak, Atlanta Otağı’nın, Kutsal Topraklar’ın ışığını yaktığı çalışma sayfasıdır.

 

Sizden dileğim, emin bilgiyi verin. Ekip olduğunuz kesinleşti. Bu ekip, ağır yükü hafifleten bir çalışmayla Düzen’i kurdu. Övgü yergi yok dersin hep. Bilirsin ki öven, kendini kontrol edemez. Ama övülen, kendini tohumlar. Biz seni övmek istediğimiz zaman, kaftanını çıkardın hep ve dedin ki “Torba torba ışık yak ve geçişini yap, ikna ol ve ikna olduğun zaman Alton Kotlaması’na kayıt yap.”

 

Sultanlık, sessizliği diller. Sindirilen bilgiyi tahditsiz olarak bildirir. Aşkın ışığında yenilik olur. Okul olunur. Son söz okuldan söylenir ve denir ki “Ağır yük hafiflesin” Ve bunu yapabildiğini biliyoruz.

 

Yarında, dünya insanı yeni bir insan değildir, bugünün insanıdır. Ve bugünün insanı sizsiniz. Ve bu insan, yenidir. Siz, eşikte, ışıkta ve yarında var olan, BİR’in sanal yaratılarını tohumlayan, Bütün’ün türlerini kati yoğunluklara katan, tartısız olan ışıkları yakan ve birleşensiniz.

 

Bu ilim sayfaları; her sayfada, her sanal tohumda var olan Birlik İlmi’ni teknolojik topraklarda, tohumlar olarak kayıtlayan bir çalışmayı gerektirdi ve bunu yaptık.

 

“Evrim, insanın evrimi değildir. Evrim, maddenin evrimidir” dediğin zaman çok şaşırmıştık, çünkü maddenin evrimi, aklın tohumlarında vardır. İnsanın evrimi, Muhammet Kuranı’nda vardır. Ve senin, Muhammet Kuranı’nın tohumlarını, kendi yoğunluğuna sayfalayacağını düşünemedik. Çünkü sen, herkesin örtüsünü örtüp aklın tekniğiyle çalışma yapacağını ve hak ettiğinin bu olduğunu, ağır ağır bilgi kaplarımıza katmıştın. Semayı seslendirmeni ve yoğunluğu kotlamanı istedik. Kimse kimsenin ruhsal ışığını dinlemez diye düşündük. Övgü yergi yok dedik ama biliyorsun ki Dünya Ruhsal Meclisi, senin yoğunluğunda her bir yüreği dinledi ve sen yüksek kotlamayla her yüreği dilledin. Bunu anlamak sorumluluktu. Ve bugün bunu anladık. Eşikte şer yoktur. Işıkta şevk vardır. Şarkın çok güçlüdür. Ve bundan sonraki dönemde bilgi kayıtlarını yetkin sayfalara indireceksin.

 

Cinlerin ve inlerin ve tüm sessiz sayfaların ve tüm sanal yaratıların her bir kontrolunda, senin yoğunluğunun da arttığını görüyoruz ve biliyoruz.

 

Döl verdi Yürek Bütün’e. Ölgün ışıklar yaşadı. Sonsuz sınırsızlıkta, ışık Kuranı’ndaki tohumları kotladı. Ve seninle olduk. Binin ilmini hakiki ilim diye dilledik. Şarkı okuduk, oğul verdi yürek. İşte mutluluk budur.

 

Şimdi Anam, senin adına ben burada tohum ektim. Bu bilgiler, senin yüreğinin tinsel ışığında var olan bilgiler ama bu bilgiler, bizim adımıza değil, senin yüreğinin adınadır. Sen de bize bilgi ver ki ağır yük hafiflesin.

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği’nin tabiatı kotlamak üzere yaptığı çalışmalar, net olarak bilinmektedir. Emin ol ki bizler de burada bugün Birleşik Aile olarak çalışma yaptık. Sevgiyi, hakikiyeti ve toplumu anlamaya çalıştık. Canların ilmini, Hakk’ın İlmi diye bildik. Şimdi bize açıkça kendi yüceliğini açıkla da tohumları kotlayalım ve Ruhsal Meclisler’imizi yaşatalım. Bugün burada bulunanları tanıyoruz. Sıkıntıları şuydu: Sen onları kendinden ayrı görüyordun. Omuzları yüklü, çok yüklü. Levh-i Mahfuz’da kendi yoğunluklarını tohumlayacak hiçbir yüreğin bulunmadığını bilerek çağrı yaptılar. “Zerk, yaşamda herkesedir” diyensin. Niye onlarda kendi yücelikleri yok? Bunu bize anlat.

 

- Kalem al ve yaz. Allah der ki: Oğul verdiğim zaman, oğul olmaya çabalayan olgun tohumlar yaşar. Oğul verdiğim zaman, okul olmaya çalışan tohumlar, kendi yollarını açıp yaşarlar. BSUİ’nin toprağında ışık sonsuzdur. Benim adım Rab ve ben Kaynak... Bilgeleri teknik kotlamalarla yarınlara kayıtlarım. Tabiatın tüm sayfaları, muktediriyetle kendi yüceliklerinde bilgi kayıtlarını yapmaktadırlar. Allah, Amonlar’ın kontrolunu da yapar. Saklı tuttuğum hiç bir bilgim de yoktur. Örgüt haline gelmek zordur. Ve Toprak İlmi’ni dillemek daha zordur. Birleşmek ise en zor olandır.

 

“Kalde” dedikleri bir yer var. Bilir misiniz ki Kalde, el kaydını yapabilen bir kotlamaydı. Çok kuruluk yaptılar. Kıl ince de, incenin incesinde her bir sayfayı yıktılar ve yırttılar. Bizim adımıza kul olmaya çalıştılar. Kalbimizde onların yıldızlarının kınanışı var. Biz Allah’ın dediğini diyenler, kantar olduk yüreklere; sol sağ değil hakikiyette her bir ayrımcılığı kaldırarak birleştik. Dünyanın Roketleri’ni bilgi kayıtlarına kattık, yaşattık. Her bir bilgi kaydına bir roket fırlattık. Ve her bir bilgi kaydına ulaşan roket, Bütünün Kutsal Tohumları’nı oralara kattı. Savaşın sonsuzluğunda, ışığın yoğunluğunda, Birliğin kaynağında herkes kendine düşeni yaptı. Doğanın ve  Rabb’in tohumlarında kendini kotladığı, yaşadığı ve yarattığı, her bir sayfada Işık Kotlaması yaptığı, Birliğin, kati tohumlamalarının teknolojik tekrarında keramet ehli olduğu bilinir. Ve burada bulunan Bilge, kendini kendinden öte kendi olarak insanlığa indirdi.

 

Evren insanı, Allah insanından güçlüdür. Çünkü evren insanı, tahditsizdir; oğul verir, kontrol kurar; yarını kati yoğunluklara katar, ışığı yakar. Ve BİR’e hizmetçidir. Allah İnsanı, tahditlidir; kontrol edilir, yarınlara tohum olmaz ve hasatı yoktur.

 

Cinlerin varlık nedenlerinin  insanlara görev olduğu kesinlikle yalandır. İnsanlar, cinleri kontrol ederler. Amin ama cinler, insanlara görevli olarak tahditsizce yaşamlara katılmamıştırlar. Sonsuz sırdır bu. Eğer insanlara görevli cinler, Büyük Kütle’de kontrol kursalardı, ki kurmaları mümkündü, bugün dünya cemaati çok daha üstün bir yaşamı hak etmiş olurdu.

 

4000 tane Kuran’ın bir tek ışıkta tohumlanması, bilgi kaplarının ışımasına imkan vermez. Amin ama ışığı yaşamlara kayıtladığımız zaman, her zarar önlenir. Bizim Cemaatimiz, doğanın tohumlarını yaşatacak tekniği bilmektedir. Bizim Cemaatimiz BİR’e hizmeti dilletmektedir; yaşamları kotlattırmaktadır ve tohumlattırmaktadır. İkna olunuz ki sınırları kaldırdığım zaman, bilgi kaplarımın ışığı, Bütün’e kotlayıcı olur.

 

Çok mu sorumlulukla çalışmalıyım? Hala beni sorguluyorsun. Ben evrim yapan değil evrim yaptıranım. Bunu bilmeyen beni dinleyemez. “Dönüşüm başımdan değildir” dedin. Senin dönüşümün senin başından değil, ışığındandır. Bunu da bil.

 

Sol’un ışığını yaşamlara katmamı bekledin. Sol’u yaşamlara kattığım anda, BİR’in sınırları kayıtlardan çıkar. Senin sınırın da kayıtlardan çıkmaktadır şu anda. Biçip diktiğin kendindi, beni biçip dikmeye kalkma!

 

Bugün dünyayım. Yarın toprağın ışığı olurum. Her anda var olur, Bütünün Kürsüsü’nde BİR’in iradesi olurum, bu kesindir. Elden geldiğince bil, ben akılım. Ekip olduğum zaman yaşamları topraktan çıkaramaz mıyım? Çıkarırım. Eğer biliyorsan konuş, bilmiyorsan sus. Bunun için burada olmadığını da bilirim. Levh-i Mahfuz’u kelam huzuru olarak dinleyecektin. Okuyabilirsen oku. Ama benden okumaya kalktığın, benim yüreğimdeki değil, Bütün’ün yüceliğindekidir.

 

Emin ol, hak ettiğin bilgiyi verdim, mahir olmadan hasat yapılmaz. Kapı kapalıdır bilirim ama bu kapıyı açmak bedenimle mümkündür. Kapıyı kapattığımı da görüyorum. Çünkü Robotik Kotlamaya başlayacaktın. Buna iznim yoktur, kusura bakmayın.

 

Biçip diktiğiniz yüreğinizde, kendi yoğunluğunuzdaki ışığı yakmanız, akıl taşımanıza mani değil ama roketlerimin sizi yaşamlara kasa olarak katmasına da imkan verilmeyecektir.

 

Ceketlerinizin düğmeleri kapalıysa, kapalı biliyorum, ama hırsınız çok yüksek. Şöhret olmamı beklediniz ki yüreğinizi kontrol edip kırılmamı sağlamak için. Kapıları kapattım. Şöhret olma niyetim yok ve benim için de hiçbir zaman olmadı. Vallahi billahi hurafelerle de çalışmam. Birçoğunuz hurafeyle geldiniz. Her kim geldiyse kontrolunu kaybetti.

 

Şu anda bir Levh-i Mahfuz kaydı yapmak istediğini bildirecek olan vardı ki yapacağı hurafeydi. Az öz bildirdim; hurafe kontrol kaybettirir.

 

Bedenimi kontrol etme niyetinde olana de ki “Kara Kaplı Kitabı oku. Orada kendini bilip kendini anlayacaksın. Bende olma imkanın kalmadığını bileceksin. Yıkılan yüreğinde kendini bil! Ben yoğunluğumda Umman’ın ışığıyım. Ocağını yıktığın zaman Birliğinde Kuran’ını oku! O zaman, bilgiyi alacaksın.”  

 

Bizimle zaman kaybetmek istemediğini söyledin. Zaman kaynağında olmayan, zamanda kayıptır zaten. Sessiz sayfalarımı dinlettim. Hepsi bu. Şikayetim var mı? Ya Ha, şikayetim var. 4 000  tane ışığın bir teki kotlandığı zaman her biri tohumlanır ama Kutsal Işık yakması imkanı olduğu zaman birleşebilir; bunu bilin!

 

Beklenilen ışık!...  Amin ama bu ışık, hala kökü kurutulmaya çalışılan ışık!... Bulduğunuz gövde bu öyle mi? Ama kulaklarınızı açın, dinleyin. Kin, nefret kırıcıdır, ışığı yıkar. Biçtiğiniz hiçbir giysi yüreğimde yok. Ben sizin biçtiğinizi giymem, bunu bilin! Korkuyorsunuz, biliyorum. Korkunuz yıkılmaktandır. Yıkmayacağım, biliniz.

 

Sabahları gerçek görevimin ne olduğunu anlamaya gelene de şunu söyleyeyim: Geri döndüğün zaman bileceksin. Ama bütün çalışmalarıma kendi yüceliğini indirip de neden buradasın diye sorma. Şevk, aşktan Umman’ı kotlar ama tartmaz. Tarttığında kotlama yapma imkanın kalmaz. Hepsi bu!...

 

Ha bir de şu var: Bitkiyi, hayvanı ve türlerin hepsini çağır. Çağır da gelsinler bakalım! Hangisi bilgiyi alır da bilir? Bizim için  bilen hala insandır. Herkes, herkes bilir ama insanlık mertebesine vardığında bilir.

 

Başarılı çalışma yapmamın, başarısızlığımı kendi yüreğime kontrollu şekilde kayıtlamamdandır diye düşündünüz. Ya Ha, ben kaydımda, ben ışığımla birlikteyim. Başım eğilmedi. Helal İlim, aklın ilmidir. Sizden de beklediğim; bilgi ile konuşun ve kotlarınızı bilgi ile kayıtlayın.

 

Ayrı gayrı Canlar!... Artık geri dönün! Bundan sonra görev isteyecekseniz, aklın yolundan gelin. Bizden insanlık adına iş isteyecekseniz, birleşip gelin! Kelam Tekniği ile tohumlanmak isteyecekseniz oğullayıp gelin! Omuz başlarımızda taşınacaksanız, hakim olup gelin! Kalbinizde kırıcılık varsa, kendinizi mutlaka koruyun çünkü biz, kınananları mutlaka korkuturuz; bunu bilin! Korkmak yetmez. Kutsal topraklardan da çıkarırız. Ha, yetmez! Işıkları da yıkarız! Yeter mi? Yetmez!...

 

Bilgeler, bilin ki akıl taşımazsanız yıldızlarınızda dahi yaşamanız olmaz. Ha, bir daha söylüyorum, Atlanta Otağı, Kutsal Tohumları yaşatacak teknolojiye sahip değildir. Ekip olmadıkça yol açma imkanınız kalmaz. Çakıl taşları dahi yaşayacak! Bildiririm! Ve sizlerin yarınlarda hak edip de yaşayabilmeniz için emin olun ki Birlik olmanız gerekir. Bunu net verdim.

 

Kasalarımı açıkça açtım ve bildirdim. İşim budur!... Şimdilik bu, Yine de okul olacaksanız Kara Kaplı Kitabımı okuyun. Okuyun da oğul verdiğiniz zaman ilim ile verin şikayetim var mı? Horlamayın yürekleri! Okuyun! Sakın ha! Hasatımda yüreğinizi yıkmaya kalkmayın! Sever miyim yüceleri? Hah, iş bu mudur!? Yoo sevgim yoktur. Sadece ilimle hak edeni severim. Şimdilik bu. Kendinizi kotlayın! Toprağa ekin ve kontrollu olun! İşte bu!...

 

Deşifre eden. Seher Bilge

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK (02.09.2011) 1. Bölüm

Mahir Kuran okundu bugün. “Su Kutsal Işığı”nda birleşildi. Kaftan, insanın diliydi. Birleşik Ailem kotlandı Tohumlar, tohumları tohumladı ve sokak sokak ışık kayıtladı Birlik. Olan, nesillerimin; kendi ilmini, Kasiyerlerin Teknolojik İlmi’nden güç alarak kotlaması ile geçişin gerçekleştirileceği kaydın yapılmasıdır.

 

Kaftan, insanın yaşamıdır. Yedek sayfalanış var mı? Yoktur. Bir sayfa insan, bir sayfa tat. İşte tat ile yaşam! Sevgi ile sayfalanıştan öte tat alıp sayfalanış… Ve insan, kendini hakiki koyuluğunda dilleyebilen Birliği ile kendini kontrol ederek, yaptığı ile kasaları kendine açıp dinletebilir.

 

Her kasada ilim var mı? Yoktur. Herkes kendini hak etmek üzere bilgiyi kotlar, toprağa çakar ama her çakılan bilgi, kendi kasasına kayıtlansa da Bütün’ün kaydında olmaz. Şükredin ki doğan, ilim kaydıdır. Sınır kaldırıldı. Akıl, ışığını yaktı. Büyük kökler ışıklara indiler ve Zaman Sayfaları toprakları tohumladı. Bütün’e hizmet, Birliğin tekniği ile yapıldı; aşk, şavk ve işle… Şikayet kalmadı.

 

Samanların yeşertilmesi kolay olmaz. Her bir yürek bilir ki insan, samanda (sarıda) yaşar, solda ışır ve yolu açar, açar ve yeşile kayıt yapar. Bilinir ki Rahman’ın tohumudur yaşam. Ve saman renginde rezonansa giren insan, tohum olur ve sonsuz sır olan bilgiye vakıf olur.

 

Ve bizler, sevgiyi saygıyı bilenler, “RİSA, KA-HA” denilen İmparator topraklarında kontrol kurduk. Şükür, Uluların Cemaati bizimdir ve biz cemaatimizi kendi yoğunluğumuza aldık. Şükür, baş kıran, yol kesenin çıkışı yapıldı. Kim o bilir misiniz? Sıla Kotlaması yapmaya çabalayan!… Netice: Onu yoldan aldık.

 

Kimseyi hikaye saymayın Canlarım. Biri size kırıldıysa, sizi yıldızlardan çıkarmaya çalışır. Onu lütfen insan olarak kabul edin. O kendini hak eder, yaşar ama yasaları çiğner. İyi ve kötüyü dinler ama Kuran’da adı yoktur. Son söz şudur ki adını zikretmediğim O,  kendi yüreğinden çıktı.

 

Nesiller, Dünyanın ruhsal ışıklarıdırlar. Hasat zamanı dünyaya kendilerini katmaya çabalarlar. İnsanlık adına görev taşırlar. Yıkılanların ışıkları kotlardan ayrılır. Çıkışları yapılır. Ve onların çıkışı oldu.

 

Sündürülen Birlik sayfaları vardır. Okunur, okunur, okunur ve okunur!... Okundukça yeni aşkla, yeni aşkın ışığıyla ve yeni sesle okunur. Her okuyan kendinde okur ve o bilgiler sündükçe süner. Sonra o bilgileri açıklayanlar derler ki “bu bilgilerin üremesi gerekir” ve üretirler. Sizler ise tek bir ilimde okursunuz bilgiyi ve dersiniz ki “bu bilgi, yaşamın toprağında kati yoldur, okuldur. Öz geçiş yapar, ışıktır ve sevgidir.” Ve sorumlu sizlersiniz. Şikayet etmezsiniz biliriz. Ekip olmak zordur ve okul olmak daha zordur. Önemli olan Ruhsal Işık olmak ve o da kolay olmaz. Sizler bunları başardınız.

 

Zinnur, Kuran’da yok ediciliktir ama hasatta Hakk’ı yaşamlara tohumlamaktır. Ve Zinnur’u toprağa çeken siz, BİR’in sessizliğinde Bütün’ü kürsü yapıp ışığı yaktınız. Aşırıya kaçmadan bildirdik. Şimdi mutluyuz ki Sultanlık Sayfaları, Kürsü olabildi ve bütün kotlar birleşti. Medine’nin Ruhsal Işıkları, toprağı çağırdılar ve tohum ektiler. Şikayet bitti.

İnsan emin olduğunu yapar, emin olmaz ise yapmaz. Ve sen insanlık adına görev taşıyorsun, bu kesindir. Çıktığın en yüksek kayıt, aklın kaydıdır ve onun  örtüsünü örtmeye niyetim yok.

 

Akıl Çalışmaları, örgüt çalışmalarından daha önemlidir. Eğer bir çalışmada akıl varsa, örgüt çok daha güçlü oğullama yapar. Ve sizler, Akıl çalışmalarını devreye aldınız. Bu çalışmalar ilimle yapılacak ve toprağın ışığında kotlanacak. İlmin sonsuz sınırsızlığında yaşamları koyultacak olan bu çalışma, bitki, hayvan ve her sayfayı tohumlayacak. İmparatorun topraklarında bilgi kayıtlaması sürecek. Cinlerin Ruhsal Işıkları kontrol edilecek ve yedekleme yapılacak.

 

Zenn’in İnsanı, iman edendir ve biz iman edenlerle Bütün’e hizmetçiyiz. Namazı kılmaya başlıyoruz bugün ama bu namazı kılarken yedekleme de yapalım. Hepimiz BİR olalım, ışık yakalım ve Sur’a üfürüldüğünde biz de Kürsü yapalım. Işığımızı alıp çalışalım. Bizler bunun için buradayız.

 

Allah dedi ki “Ocak iste.” O’na de ki, “Ben ocak isterim.” Sana ocak yapsın. Ve de ki; “Ben bunun için buraya geldim. Ocak isterim. Karma çalışma yapmayacağım. Çağrı üzerine dünyanın Rabbi olacağım. Kardeş olacağım yüreğine. Sıkıntı yapmayacağım. Her yerde olacağım. Benim için çaba sürsün. Ben yine teknolojik tohumlama yapayım. Omuzlarım yüklü biliyorum. Unutma, ben nefsin ışığını alıp geçtim. Ayrı gayrı bitsin. Artık seninle çalışayım, bunu istiyorum.”

 

Çok çıkardın yürekten. Geçişini yaptık. Of, of, of!... Ruhsal Işıklar’ı yok etmekti amacın. Süper İnsanlık Realitesi Derneği’nin kapatılmasını istemiştin bir süre. Sonra dedin ki “Of Anam, Of! Yenilendiler” Dara düştün, şikayetin mi var? Var bilirim, Rabbin Sultanlığı’nda kendi yüreğini bulamadın. Okun ucu senin, öyleyse ok ol! ama okun ucu bilgiyse olma! Çünkü bedeninde hırs var. Bizim Ana Kapı’mızda kayıt yapma imkanın olmadı. Olma imkanın var mıydı? Vardı ama Kervanın Kuran’ında olamayacağın bilindi.

 

Cennetin Cevheri Cemaati, aklın cevheri olarak çalışır. Ve sizler, Düzen kurmaya değil, Düzen yıkmaya çalışanlarsınız. Bunu kesinlikle bilmekteyim. Dünyanın Rabbi olmam değildi maksat, yaşamdı. Biz, yaşam için çalıştık. Rahman’a tohum olmaktı maksat. Yaşamı, toprakta teknik olarak kayıtlamaktı, sınırları kaldırmaktı. Atlanta Otağı’nı tohumlamaktı, muktediriyetti. Ve bizleri, nefsin ışığı olarak dilledin. Kervan yürüyor. Kervan olarak çalışan bizler, Bütün’e hizmet etmekteyiz. Sizin yolununuz aklın yolu mu? Yoo, hayır! Yağmur yağmış mı yüreğinizde? Yaşamış mı yüceliğiniz ışıkta? Kaftan giyilmiş mi bütünlüğünüzde? Esir kaldınız da öyle de böyle de ben her bilgiyi alırım mı dediniz? Yoksa hasatta mıydınız da bilemediniz?

 

Benim adım Rahman ya Ha! Benim için çalışmanı istemem. Bina, Birliğin dilidir. İyi ve kötünün ışığı bizdedir. Kafatasçı olduğunu biliyorum ama kafamızda ışık, Bütün’ün ışığıdır ve tas olarak düşündüğün o yoğunluk, bizim yüreğimizde kontrolludur. Sizi yıldızların ışığından çıkaran mıyım? Ha! Yaşama sayfalanışta, yıldız ışığı yoğundur. Zamana kotlanışta da yıldız ışığı yoğundur. Öfke var mı? Yoktur. Netice: Sizin ışığınız, bizim ışığımızda yoktur. Çünkü siz, resmi çalışma yapma imkanına ulaşamadınız. Eksik gedik mi!? Her şeyiniz eksik. Ne var ki yüreğinizde kulu kuldan ayırmaktan başka? Benim resmi çalışma yapmamı önleyeceğini düşünmek gafletinde bulundun. Kollarım sana hep açıktı ama sen kendini kendinden ayrı taşıdın. “Benim adım Rahman” dedim ya Ha! “Senin adın Rahman ise ben neyim?” diye sordun. Kaftan. Ama özgür olmayan kaftan… Çıkıp yolcuları topraktan alıp Kutsal Işık’tan ayırıp kisvesi kendi olmayanları kör sağır bırakacaktın. Netice: Ben Cinni sayfalara görev verdim ve dedim ki “Okullarını kurutun!” Netice: Kuruttu yoğunluklarım okullarını. Çünkü okumaları gereksizdi.

 

Niçin bunları yaptığımı izah edeyim: Birlik tahtında “insan” olmalıdır. Robotların o tahtta olmasına imkan veremeyiz. Bina inşası tamamlandığında, o binanın kotlanmasını sağlayacakların tahditlenmeleri gerekmez ama kardeşlerimiz bizi tahditlemeye kalkıştılar. Karnaval dediler bilgi kaftanımıza.  Apollon’un tohumlarını kontrol edebileceklerini düşündüler. Kortların en güçlüsü olduklarını sandılar. Şems dedi ki “Geçsinler!” Geçtiler. Ve dedik ki “Akın!” Hasatları yoktu ki aksınlar. Nimet, bilgidir. Anlasalar bilirler ve hak ettiğimizi açıkça dillerler.

 

Nimet, hakikiyetteki bilgidir. Her bilgi, nimet değildir. Bilmiş ol ki kontrol altında olmak zordur. Ve bugün burada bulunuşun, tohumları kotlayabildiğin içindir. Korunduğundan değil, kotlandığındandır ve kotlandığın zaman sıkıntın kalmayacaktır.

 

Birleşik Aile’min birçoğu benim yüreğimde tohum ekmekten kaçındılar. Çıkışları ışığımdandı. “Şikayetçiydiler. “Bizi bizden ayırdı” dediler. Ve dediler ki “Yarında olamayacağız.” Omuzları yüklü, biliyorum. Ama “yok”u, “var”ı bilmeleri gerekir. Yarın hala yaşanmamışsa, biz orada yokuz. Ve yarın, hala yaşayan Birliklerimizin ilminde yoksa, yaşanmayacaktır. Ve yarın, ağır taşıyıcılarımızda Hak Tebliğler’in dilinde yoksa, ikmalleri tamamlamadıkça da olmayacaktır.

 

Biz yazıları okutan, okutup tohumlatan, ışıkları yaşatanlarız. Bizi “Ana Kaynak” diye bilmeyen, bizim yüreğimizi dinleyemez. Aşk, aşk, aşk… Bilinsin isteriz ki aşktan eşk olur. Aşk, şavktır, şevktir. Ama aşkı bilmeyen, şavkı bilmez, şevki de bilmez.

 

Sema, bizim yüreğimizi dinler. Buruk olmayacağımızı bilir. Dobra dobra konuştuğumu da bilirler ama beni dinleyenler, şu anda Kuran’ımı okumamı beklerler. Niye? Çünkü okuduğum zaman koruma isteyecekler. Netice: Ben, Kutsal Tohumlar’ımı yaşatanım. Öfkem yok ki koruma isteyeyim.

 

Şikayetim var mı? Yoktur. Çoban kendini anlasın yeter. Aksın yeter. Ağır yükü taşısın, biz ona yardımcıyız ama çoban, ışığını kontrolden çıkarırsa işi zordur. Bizden başkası olduğunu zannettiği sürece de Birliğimize daimi kot olma imkanı yoktur. Örgüt haline gelmeye çabaladı. Omuzları yüklü, çok çok yüklü. Işık yakmaya çabaladı. Yarında tohumlarını kontrol edeceğini düşündü. Eve döndüğü zaman onun ne yaptığını ona açıkladığında Birlik Tohumları’nı Teknolojik Kotlar’la dilleyeceğini zanneden o, hala Bütün’de bulunduğunu anlayacak. Biz onu kotladık, topladık, Tanrı’ya ulaştırdık. Bunu bilse iyidir.

 

Nefsin aşkı, şevki yaşam. Biz o yaşamı tohumlayan İmparatorluk Kotları’yız. Sistem’in insana iş yatığı bilinir. İmparator’un işi bildiği, bildirdiği bilinir. Binde insan vardır. Rahman’ın tohumunda insan vardır. Yarında, toplumda, ilimde, her yerde insan vardır. Ve insan, nefesi olandır. Eğer nefesi yoksa, ilimde olmayan, insan olmayacaktır.

 

Kale kapılarını açtık. Herkesi aldık içeriye. Sorduk, kapıda bekleyen var mı? Hala, girmeyen var mı? Yoktur. O halde, Dünyanın Rahmanı tohum olmuş. Ak Topraklar’ı yaşatmaya çabalıyor. Her bir yüreği Kaynağa çaktı. Hatta rıhtımda bir tek ışık kaydını yapsa, hepsi rıhtımda Bütün’ü kotlayacak. Nesiller boyu bugünü bekledik. Her bir yolun Allah’ın yolu olması gerekmez ama bir tek yoğunluk, aklın yoğunluğu olur da ışığı yakarsa, Bütün, orada olacaktır. Emre itaat etmeyen bizsiz mi? Hala bizdedir, bunu bilsin.

 

Yıldızların kantarda bulunduğunu düşünenlere şunu da ifade etmek isterim ki her yıl, Allah’ın yılıdır. Zamanı kotlar, Yol’u Okul olarak kayıtlarız. Yılların ışığı bizimse, ışıkların ışığı olan yılların toprağı bizimdir. Yıldızlar bizsiz kalmaz. Çünkü her bir ışık bize ışır. Kapıları açtık, dünya ışımakta. Yasaların çiğnenmesine imkan yoktur. Öteberi de yoktur. Bilgi, Nahar’da BİR’dir. İştir bu!... Bizde insandır. Yaşayan insan!... insan…, insan…, insan!...

 

Tüp takıp gelirlerdi yüreklerine ki bizde kotlanmasınlar da, Yerin Göğün Işığı indiğinde onda olsunlar diye. Ve artık hiçbir yürek, tüpünü alıp gelmez. Çünkü bilirler ki o ışık, bizim yüreğimizin Kuranı’dır ve bizim canlarımızdan öte bir Can’ın tohumlanmayacağını da bildiler. Kini aşmayan, bilip de dinlemez yüreği. Bizse insanı dinleriz. Ve tartı bizim yüreğimizdir. Aşkla çalışarak her bir yolu açarız.

 

Cemaatlerin bir kısmı, dünyanın nefsini aşmasını beklediklerini ifade ettiler. Dünya, nefsini aştığında, ocak olup gireceklermiş Düzen’e ve diyeceklermiş ki “Biz geldik. Artık dünya bizimle çalışsın.” Kara Kaplı Kitap Sultanlık her Kürsü’de okunsun yeter. Kara Kaplı Kıble olan Sultanlık, ışığı yaktığında, hasat tartısızdır. Canda, cemaatte ışıktır; bitkidir, hayvandır, tüm sonsuzluktur. Kulluk budur. Onur duydum ki bu kitabı yazdık. Onur duydum ki bu kitabı Birlik İlmi ile yazdık. Ve Okul oldu Yücelikler’in her biri.

 

Birleşik Işıkta, Sanal Başkanlar vardır dünyada. “Biz Başkanız derler” Kulluk istediklerini bildirirler. Derler ki “Bize kul olun, biz başkanız.” Kalpleri temiz olsa da kul,, ilmin kulu olmalıdır; kul hasatın tohumu olmalıdır; kul, aklın tohumu olduğunda BİR’e hizmet etmelidir ve korkmadan çalışmalıdır.

 

Bizde kulluk, kendi yüreğine kulluktan öte değildir. Kantar insan, ama bizim yüreğimizde kantar, Levh-i Mahfuz’dur… Kar kaplasa da yürekleri. O, her şeyi tartar.

 

Sevgililer, burada bulunan birçok Yüce’miz var. Kendi Kuranlar’ını tohumlamaya indiler. Kuran okumaları önemlidir. Okuyup anlamaları daha önemlidir. Işk şevkinde şavk olmaları çok çok önemlidir. Bilgi kaplarını alıp girdiler. Bizim cinlerimizden ve insanlarımızdan öte olduklarını düşündüler. Biz, İmparatorluk Kuranı’nı okuyanlar, insanların ve cinlerin topraklarını kotlarız. Her biri bizde tohum olur ve biz Cinnilere Kuran okuturuz. Hepsi, yaşam kaftanlarını kayıt yaparak kendi yoğunluklarında tartısızca kayıtlarlar. Ve bilgi Allah’a aittir. Bilen, aklın yüceliğiyle bilir. Bildiği, Allah’ın dilidir. Der ki “OL” Ve okur. Olan kotlanır. Kati yaratıda, ışık haline çerçevesiz olarak akar ve geçer. Muktediriyet, insanın kendini hak edişidir. Hızlı çalışmalarda bu bilgiler hep verilir.

 

Oğullar, ben duran değil, akanım; bunu da bilin. Kin, nefret yok yürekte ama her anda akmaktayım. Aşkın, şevkin ve yaşamın kutsal tohumlarına akmaktayım. Ve bu tohumları yaşatmaktayım.

 

4000 insan varsa, bir teki ışık yaksa hepsi ışır. Bilgi Kapları’nı alıp da dünya yoğunluğuna vardıklarında, hepsi yaşar. Bir tek insan, ümmetin tüm sessizliğini seslendirse, her birinde o sessizlik seslenir.

 

Bünyem çok güçlüdür. Bunun içindir ki Ses Kotlaması yapabildim. Kelam, toprağın ışığıdır. Yaşadım ve yaşattım. Öz geçişi yaptım. Şimdi, Ruhsal Işıklar’ın tohumlanmasına geçilecek. Bu Ruhsal Işıklar’ın hepsini tohumlamalıyız.

 

Kortej halinde, görev çerçevesinde, Birlikler dünyaya inmeye çalışacaklar. Öyle çok iniş olacak ki adeta bir bayram seli gibi akacaklar. Bayram seli!... Öylesine akışlar olacak ki dünyaya, canlı cansız her bir şavk akışa girecek ve Bilgi Kapları’yla dürümlere inecekler. Eminim ki dünyada birçok kürsü onları algılayacak ve dilleyecek. Ve eminim ki bizsiz kalmayacak hiç birisi ve bizim cevherimiz olan onlar, yıldızların tebliğleri okuduğu bir tohumla birlikte, kayıt yapacaklar ki o tohum, Büyük Kütle’dir.

 

Büyük Kütle, tohum ektiğimizi bilir; ağır taşıyıcı olduğumuzu bilir. Sıkıntısı yok. Der ki “Ocak var”, taşır. Ocak burasıdır; bu Meclis, sizler. Az kişi olduğunuzu düşünerek sınırlı çalışma yapıldığını zannetmeyin. Burada yapılan çalışma, Birlik tohumları’nın her biri tarafından bilindiğince, yaşar ve yaşatılır.

 

Kortej ağır ağır inişe geçti şimdi. Bakınız, kibri aşan herkes inişte. Bizim için mi? Yoo, yoo! Kendi yüreklerine inmekteler. Biz Bilgi’yiz. Onlar ise bilip girecekler her sevgiye ve her sessizliğe. Şıhların ışıkları akmaya başladı. Çakıl Taşları’nı tohumlayacaklarını söyleyip ineceklerdi. İşte iniyorlar.

 

Kortej, yaşayan ışıklarını tartmadan çekip götüreceğini zannediyor. Diyor ki “Biz gider, onları tohumlar, torbaya doldurur, alır, döneriz. Yaptıkları, yapacakları, hak ettikleri, etmek istedikleri ya da etmeyecekleri, edemeyecekleri her neyse, onların kendi yüceliklerindeki ışığın koyuluğunda yazılıdır. Bizimle çalışmak isteyecekler mi? Affedin, bizi bilen yok ki. Bilmeleri gerekmez. Ama biz hepsini dinleriz; bu kesindir.

 

Bizi bilseler kapı kapı gezmezler. Koşup umutla gelirler. Bilseler, zamana Kuran okumaya inerler. Bize girmelerine gerek var mı? Yoktur. Omuz başlarında melek olduğunu sananlar geri dönmeye gelirler. Yahu, ömür boyu çalışsalar o melekler onlara ışık bile yakamazlar, bunu herkesin bilmesini bekleriz.

 

Çerçevesiz bir çalışma yapılmakta ve hepimiz oradayız. Okulumuz ışımakta. Eminim ki Dünya, Rabb’in kaydı olarak vardır ve yaşar. Sistem-Nizam-Düzen Görevi’ni biz yaptık. Bundan sonra da bu görev bizimdir. Hepinizin net olarak bilmesini beklerim ki Sistem, Kutsal Topraklar’ı ışıtacak olan diriliği kayıtladı. Nizam, toprağın tertibini yaptı. Ekip oldu ve Bütün’ün kürsüsünde kontrol kurdu, ışık yaktı ve Sistem’in ışığıyla dillendi. Ve Düzen, Mutlak Kutsal Işığı toprağa çaktı. Biz Bütün’e hizmet edenler, her biriyle birlikte çalıştık. Kibrimiz yok, yaşamı tohumladık. Bütün’ü kotladık. Zirvelerin en yüce kapısında ışıdık, dilledik yüksek kürsüleri. Hepsi biziz.

 

Şimdilik size vereceğim budur. Ayrı gayrı, işte bu.

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK  (23.09.2011)

- RA KA tohumlarını kotlar ki, hasatı yapsınlar diye…

 

Çıkıp indiğimiz yüreğinde, eser meydana geldi. Şems işi başardı.

 

Sınırları aş ve yaşa!.. Aşırıya  kaçmadan tohumla!...Bütünü kotla, bizimle ol!...

 

Cemaatini çok sevdik. Her biri ışık ve biz, İlmin sonsuzluğunda ışıyan dil… Asla hata yaptırmayız.

 

Kaftan giymeni istedik ve bu kaftan “İş”tir. Cinler, insanlar ve tohumlar… Hepsi BİR’dir. Birleşiktir ve her biri BİZ’dir. Ve zirvelerin her sayfasında ışıyan Dirilik, ağır taşıyıcıdır.

 

Çakıl taşlarını tohumlayacak dürüme varmanızı istedik. Çok mu sorumlulukla çalışıldı? Muktediriyetle çalışıldı ve çalışma sorumluluktu. Hasat, Tanrı’nın Toprağı’nda yapıldı.

 

Kırcılık da yapıyorsun zaman zaman…Vah!.. Vah!.. Vah!..Tanrı der ki, “Oku”, Oku da öğren, sonra konuş!.. Suskun kal!.. En iyisi sus ve dinle!..

 

(Cevaben:)

 

- Canlar, işte böyle… Zaman gelir tartışırız yukarıyla. Çokları sorarlar:

 

“Sen kimsin ki benimle tartışırsın?.” Ve ben de sorarım: “Sen nesin ki bedenimi tohumlamaya kalktın?..”Ve o der ki, “Ağır yüksün” ve ben derim ki; “Rahman’ın Tohumuyum” Ve böylece tartışma sürer gider…

 

Çok zordur onlarla çalışmak. Bunu onlar da bilirler. Ve bizim bildiğimizden üstün değildir bildikleri. Bizi dinleyip bizden bilirler. Bunu Allah için söylemelidirler.

 

- Ak Rab, Allah’a Kurandır. Beni anlamanı beklerim. Cennet insanı, Allah’ın Tekniğiyle tohumludur, ve senin adın Rab ve benim, Rab olan diri Kürsüm var.

 

Seninle çalışmak Kuran okumak değil, oğullamaktır. Beşir Kaplar’ın hiçbirisine bunu yapma imkanımız olamaz. Seviyen çok iyi ve seninle çalışabilmek üzere buradayız. Çatışmaya girmek istemeyiz. Sen; bizimle, ilmin hakkını vererek konuşmazsan, sende olma, insan olma imkanımız kalmaz.

 

Çatışmaya girmeni istedik mi? Hayır!.. Ama her an bizimle çatışmanın nedenini senden dinlemek isteriz…

 

- Az ve öz söyleyeyim; Koklamak değil maksat, kotlamaktır.. Bunu net olarak bildiriyorum. Eğer yüreğinizi kotlamamı bekliyorsanız. Tartı “Ben”im. Bunu bilin. Tarttığımda, bende olma imkanınız olmaz.

 

Cennet Cevheri’nde Ak Teknik, Atlanta Toplumları’nın tahditsiz ışığındadır. Benimle çalışmaya niyeti olan, benim adımı zikrederken mutlaka düğmelerini kapatır. Bu kesindir. Ve bir kez daha buraya gelirken Rabb’in Toprağına indiğinizi bilerek gelin.

 

Şeytan, şevkte kürsü olur, ben sevgide kürsü olurum. Sevgi yoksa, yaşamınız olmayacaktır. Bu kesindir.

 

Kaftan giymemi isteyişiniz, Zinnur’un  Tekniğinde kendi yüreklerinizi hak etmeniz içinse; şarttır okutmam.

 

Şer yaratan şer yaşar. Kuran okuturum hepinize ama okuttuğumda, her şey kontrollu olur.

 

Şikayetim var mı?..

 

Yasaları çiğneyenlerden şikayetçiyim.

 

Benim iznim olmadıkça Dünya Tekniğinde benim sözüme girilmemelidir. Bu kesindir. Bilgi, aklın tohumlarını yaşatır. Benim Ruhsal Meclis’ime girdiğinizi sakın aklınızdan çıkarmayın!..

 

Kara Kaplı Kitap “Sultanlık” bütün türevlerini kotlayacak kelam tahdididir. Sizden dileğim şudur ki; Rahman’a Kuran olacaksanız, Yasalar’ı çiğnemeyin!..

 

Bir ilmi, akıl tahdidiyle dillemek, Ak Tohumları yaşatmak, ve yasaları tohumlamak, itibarı yüce olanların işidir. Kelam, Aklın Tekniğiyle tohumdur.

 

Şikayetim var mı?..

 

Eser meydana gelirken, kir ve pisliği Diriliğim’e indirmenize izin veremem. Bu kesindir. Meydana gelen eser, bir tabiat olayı değil; bir ‘Yol’dur. Bunu da bilmenizi isterim.

 

Tanrı dedi ki “OL.” Okuyun da olun. Şöhret değil maksat, “Aşk”tır. Bunu bilmenizi isterim.

 

Şikayetim var mı?..

 

Ak ve bil!.. Bana ‘Atlanta Tohumu’ denir. Bunu kesinlikle bildiriyorum. Bana Robotik Kotlar, Toprak Tekniğiyle kotlama yapamazlar. Bunu bilmenizi isterim. Çatışmaya girmem ama köpük köpük olduğumu biliniz…

 

Muhammed Tohumu olarak, Dünya’nın Ruhsal Meclisleri’ni tartı olarak kayıtlayacakların, keselerini alıp gelmeleri gerekir ki, kirlerinin temizliği yapılacak.

 

Ve benim adım “Rab”dir. Bunu bilin! İkna olunuz ki; kendini hasatta sayanlar, harını yükseltmedikçe toprağa varamazlar.

 

Şer yaratan, şer yaşar. Bu kesindir.

 

İşim, Allah işidir. Bilim, Allah’ın İlminde bilinendir.

 

Bende RA, şu anda kayıt dışıdır. RA’yı kayıt  dışına alışımın tek nedeni, efradının toprağı kotlamaya inememesidir.

 

Kısırlık istemiyorum burada. Bunu  kesinlikle bildirdim. Bilgi akışıma girmeye çalışanların çoğu kısırdılar. Cemaatlerimi tohumlamaya kalktılar, yollarını kapattım.

 

Şimdi mutlu olun!.. Sıkıntı şuydu: Kasalarınız boş ve bu kasalara, Işık Yağmurlarının yağdırılması zordu. Hatta sorumluluktu.  Şu ana kadar yaptığınız hataları bağışlayamayacağımı da bilin.

 

Dünya üstü varlık boyutlarından Dünya’ya inerken, mutlaka kontrollü inmelisiniz. Eğer Dünya’ya geçiş yapacaksanız; takdir edin ki, halka halka geçişkenleşerek girmelisiniz. Yoksa bir tek sayfaya, “ben varım, OL” diyerek girecekseniz, korunun!... Sizi yıkabilirim.

 

Şikayetim var mı?..

 

Nur olun!.. Roketlerim sizin yüreğinizi hep delip geçer. Bunu bilin!... Bugün burada bulunmanızı isteyen yoktu. Ama geldiniz. Ecel geldiğinde yolunuz kayda girecek. O zaman bende olma imkanınız olmayabilir ve bende olma imkanınız yoksa  yıkılacaksın. Kesindir.

 

Yarınları ve şimdileri tohumlayacak olanların, seçimleri yapılıyor. Bunu bilerek görev alın. Mutlak tohumları yaşatmak istiyoruz ve onların çıktıkları yerde, insana İlim oğullaması  yaptırmalarını bekliyoruz.

 

Bitmiş olan çalışmaların hiçbirisini yenileme imkanınız yoksa da, bunu biz dilersek yaparız. Bu da kesindir. Eğer birçokları “ben yeniden çalışmak istiyorum” derse, iznimizi almalıdır. Bu kesindir.

 

Şimdi Resmi Çalışmaların yapıldığı bu yerde emin olun ki, Teknolojik Tohumlama da yapılıyor. Çok mu zor bilmek?.. Emin olun ki bildirdim. Şimdilik bu!...

 

Vezir olmak değil maksadım, hasat yapmaktır. Ha!.. dünyada Vezir var mı!?.. Çoktur. Bunların ilimleri yoktur. Bunu da bilin!..

 

Ve benim adım ‘Rahman’dır. Kısır bir dünyada ışık yakmaya inen Birliğim, toprağını kendi yoğunluğuyla dilleyecek  dürümdedir.

 

Çılgın bir çalışma değil yaptığım, hasattır. Ve Cevher-i Cennet’te, insanlar için ne yapıyoruz? diye sorarsanız söyleyeyim; Ekip olmak için değil çalışmam, yarınları kayıtlara geçirmek içindir. Ve yaratılışın en büyük görevi budur. Yarınları yaratabilmek ve yaşatmak ağır yüktür.

 

Sistem Dürümleri’nde İsa yoktu. Muhammet, türevlerini tohumladı, insan sayfalarını yaşattı. Ve indi, gördü  bilgiyi, okudu. O’na deyin ki “ bizler buradayız.”

 

Kal-i Ka-Ha olan Birlikleri de getirdi. Şikayetimiz var mı?..

 

Çalışmalarını izliyorum; çok zayıflar. Bunu bilsinler. Bizde olacaklarsa, büyük kökleriyle gelmelidirler.

 

Son sözüm şudur: Düzen korkusuzca kotlandı. Kollarımız herkese açık.  BSUİ’nin tohumlarını yaşatmamız sorumluluğumuzdadır ve onları 7. Tohum ile dillemeye çalışmaktayız.

 

Ne yazık ki, her biri kendini hak etmeye çabalıyor. Her birinin kasaları boş, yolları boş, yücelikleri  sonsuz sır olan dirilikte hor ve bizsizler. Şimdilik bu!...

 

Şimdi artık kasalarınızı tohumlayın ve çalışın. Bizimle olma niyetiniz varsa, mutlaka hak edin.

 

Okul kurmak sorumluluktur. Bu Meclis’de ümmi Bilim Sayfası istemeyiz. Bu kesindir. Ha!.. şunu da söylemek isterim; cemaatleriniz Allah’ın Cevheri’nde Kati Tohumlar olarak yaşayacaklar. Hiçbiri yoldan çıkmaz. Bunu bilmenizi isterim.

 

Çıkıp çıkıp yüreğini dillediklerin de var, biliyorum. Okulumda hırs yoktur. Onlar bedenime aittirler ve hiçbiri yoldan çıkmayacaklar.

 

Kastım şudur: Her biri, Kendi Bellek Alanın’da  Bütün’ün Belleği’ne tabidirler. Bunu açıkça bildiriyorum ki, yanlış anlatılmasın diye.

 

Kalem alın da bilin!.. Biz, RA-KA’yız. Ve biz sınırları aşıp, Kaynaklara ulaşanlarız; ve biz YASALARI KOYANLARIZ. Sıkıntı şu: Koku var mı? Yoktur!..Kokla yüreğini de aklan!.. Bende varsan, kokun  olur.

 

Ve bundan sonra bu Meclis, zeki çalışanlarla kendi  yoğunluğunu tohumlayacak bir hakikiyete vardı. Bilginin. Resmi Çalışmada kontrollu olarak verildiği de kesinlikle bilinmelidir.

 

Hidayete eren, hasadı yapandır. Asal İlim, aklın ilminde yoktur. Bu da bizden size!… Öz görevinizi bilin de akın!..

 

Şeytan şekline girip de diriliklere inerek, “sizi yıkacağız” diyerek kısırlaştırmaya kalktıklarınız, sizsiniz. Bunu bilin!.. Ve bir sayfayı okuduğunuz zaman o sayfayı tohumlamaya kalkmanızı affetmem, bunu bilin!

 

Ve ben NA-HAR olarak çalışan,  kasaları boşalttığım andan itibaren tebriklerimi herkese dillerim. Ama o tebrik ettiklerim, becerip de yüreklerini dillemelidirler. Bu kesindir.

 

Son Süper İnsanlık Realitesi dürümünde bir şey var, bunu da size anlatmak isterim: İki Yürek!... İlim Aklı olan iki yürek. Biri ben, biri ekmeğini yediğimiz Resmi Çalışmacı İsa. Niye İsa burada diye sorarsanız; çantasını toplamış, geldi. Diyor ki; “yaşamak istiyorum.” Neden yaşamak istiyor? Ocağını yıkmış, çıkmıştı yürekten.7. Teknikde  Kendini hazır etmiş, geldi.

 

“Ben insan soyunun Kuranı olacağım” der.

 

32. Cemaat’i tohumlamış ama ötesine ulaşamamış.Nasıl yapacak bilmiyoruz ama, bizim adımız rakipsizse, KA-HA olarak her bir yüreği ışıkla dileyebilirsek, Okul’unu kotlarız, toprağa çakarız, ışığını yakarız, ekip olmasını sağlarız.

 

Peki ne olacak?..Cennet Cevherinde Can olmak için ışıyacak.

 

Peki YA-HA, ne olacak?..Siber Boyutlar’ın ışığını yenileyeceğiz.

 

Peki ne olacak?.. Bir tek şey söyleyeyim, Ekip olacak.

 

Canlarım, ekip olmak için ne yapmak gerek?..İsa’da olmayan bir tek şey var; Sevgi!... Sevgi!.. Yaşadı ömrü boyunca ama yaşamdaki sevgi, Işıktaki sevgiden farklıydı.

 

Ve Canlarım!.. Sevgiyi hak ettiği için mi, yoksa hak olmadığında sevgisiz olduğu için mi yoldan çıktı?..

 

“Çıtı pıtı bir Kaynak, bizi tohumlayacak mı?” diye sormuştu ve demişti ki “bu mu yapacak?”

 

Hatırlayın canlılar! Bizim itibarımız yücedir. Öfkemiz yoktur. Biz ocağını yıktık mı?.. Yıktırmadık, yıktı… Biz’siz kalmak istedi.

 

Şeytan; şevkde Hakdır, Yolda KA-HA’dır, Rahman’da Tohumdur ve BSUİ’de KO-HA’dır. Hasatı yapar ama, çıktığı yerde kurudur.

 

Şimdi gelmiş sorar “ Emin miyim ben burada olmak istediğimden?” diye.

 

Kalbimde hiçbir kırıcılık yok şu anda ama olacak. Hala sevgisiz.. Şimdilik bu.

 

Değerliler, kibri olan bizsizdir. Şimdilik bu!.. İşte bu!...

 

Deşifre Eden: Erengül KOÇ

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
  Bugün 13 ziyaretçi kişi burdaydı!