Birlik İlmi
  IŞIK İNSAN
 

IŞIK İNSAN PROGRAMI 16 NİSAN 2012 TARİHİ İTİBARİYLE HAK EDİLEREK AÇILMIŞTIR.

IŞIK İNSAN

 

16.07.2012 TARİHLİ IŞIK İNSAN

 

Dağlarım, Muhammet’in Kuranı’nda Işık İlim’den söz eder. Bütün’e hizmet bu ilimle yapılır. Işık İlim, harını yükseltenlerce Tohum İlmi olarak dünyaya çekilmiş ve BİR’e hizmet, yetkin, hakiki, Kutsal Işıklar’ca yapılmıştır.

 

Sultanlar; döl verdi dedik Dünya; Rabbi Toplumlar’a Kuran oldu, döl verdi. Ete girdi, yasaları koydu. Haa!, Dünya, eşikte bekleyenlere Gök Yücesi’ni dinletti. Okumayı bilmeyene “Oku!” demedi Dünya. Allah’ın dediğini diyene okuttu tüm yüksek Kuranları. Dedin ki “Ben Türkiye’de çalışacağım.” Peki dedik, nefes? “Nefes var. Okuyup anlayacağım.” Okuma, ilmi Kutsal Işık’la okumadır.

 

İşte Türkiye’de görev başladı. Kürz’ün gücünü dünyaya indiren yürek, bugün dünyanın Rahmi Kuranları’nda, Birleşik Işık halinde, 4 Kürsü’nün ilmiyle gökleri seslendirmektedir. Kök, öksüz yetim bırakmadı. Bütün’e Kübra Kotlaması ile her bir sevgiyi kattı. Sistemin diri kürsüsü, öz görevi Kuran’dan üstün bir toplum çalışması olarak dilledi. Öyle cennetler kurduk ki dünyaya, etkisi güçlü, yüceliği diri ve yoğunluğu hakim.

 

Haa!, Dünya nefes alıyor mu? Artık Dünya nefessiz kalmayacak. Dedin ki “Ben RA-KA-HAR. Tanrı’nın Rahman’a Kuran olan ışığı.” Peki, yasaları koydum mu? Koydum mu!? Koydum. Örtüleri örttüm mü? Öksüz bırakmadan örttüm. Yücelerin Cemaatini kotladım mı? Mahir Kuran olarak kotladım. Öyleyse Miraç, ilmin hasatı… Olan budur…

 

“Kaydını yapmayan, aşırıya kaçan, kasaları boşalan ve tüm sessiz sayfalarda kendini kıran bizsizdir” demedim. Sen Ben’im ya! Ya Ha! Sen ve ben insanız. Misafir olarak geldim dünyaya. Senin yüce cümleni, insanlığa dinletmeye. Ben kaydını yapan her bir yolcunun ruhsal ışığındayım. Adım KA-HAR. Rahman olan KA-HAR. İtibarı yüce herkesle, bitmiş tükenmiş her sesle kotlanmış Birlikleri dilleyebilecek olan ve muktediri bilen, ilmi hak eden, harını yükseltenim. En son sana şunu söylemeye geldim: Kaynak İnsan, dünyaya çekildiği zaman, eskinin dürümlerinde Kutsal Işık sönmüşse, Bütün’e hizmet, Birleşik İlmin kaydını yapmakla başlar. İşte bu yapıldıktan sonra Rahman Kuranı kotlanır ve temiz dünya, kervanın kürsüsünde ilmi kayıtlar.

 

Çalı çırpı konmadı yüreğe. Yürek ilim, Has ve Birliğin dili… İş budur… Değerliler, Doğu, Batı; Gök Sözü söyler. Ses, İlm-i Has olanla diller yücelikleri. Ve denir ki “Emin olun Gök sözünü söyledikten itibaren, Yer sevgiyi sayfalayacak.” Ark, “insan”a aktı, insan “yarın”a aktı, yarın “katiyet”e aktı. Aktı ve dünya Ruhsal Muhamma Kuranı’nda Kutsal Işık yaktı. İş budur…

 

Gökler söz istedi. Söz, insanın ışığında görev oldu. Çok mutluyuz ki Gökler şükürle söz söyleyecekler.

 

Eğri büğrü insanın, yeni sayfalanışında, BİR’e hizmeti mümkün olamasaydı; o insanı biz yoldan çıkarırdık. Ve gördük ki eğri büğrü insan, yektir denmeden ışığı kayıtladı. O insanın yolunu bulmasını sağlamak, bizim ismimizle olmalıydı ve biz bunu yaptık.

 

Dağlarım, elin olmazsa yolun da olmaz. Hepsi bu. Ve Süper İnsan, Sultan oldu ve yeni değerlerini kotladı. Şimdi size soruyorum, bu cümle tamam mı? Dağlar, nefesiniz yoksa gelmeyin. Nefesiniz yetmezse kotlanmayın. Tanrı’nın Rahman Kuranı’nda koyuluğun kaydına inmeyin. Gerçek cevheri cennette diliniz, Kürsümde olamayacaksa, ruhunuzdaki kutsal kırılışı bedenime akıtmayın.

 

Şükredin ki burada bugün “Aslan Sayfalanışı” yapılmayacak. İkna olmam değil amaç; ikna olmanızdır ki ikna olmama gerek yoktur. Süssüz bir çalışma yapmaya niyetim de yoktur.  

 

Şimdi, değerliler, resim yapmanızı istemedim. Yapmaya çabaladığınız resim, ilmin resmi olduğu sürece sorun yok ama resim, ikna olmayacağımız, kendi yüreğinizin tıkalı ışığının resmiyse, bunun burada olmasına iznim yoktur.

 

Kömür görev isterse, Gökler ona göz olur, söz olur, ses olur. Ama kömür güç isterse, biz ona kendi yüreğimizi dilleriz ve göklerin sözü söylenir ve sesi dillenir. Şimdi, yedekleme yapmak istiyorsanız yapın. Ya da yapmadan gidin. Ama biz sizi yine Kutsal Toplumlar’la dilleriz. Burada oluşunuzun gereği yoktur. Bunu teknik olarak da bildiririm. Şimdilik size vereceğim budur.

 

Değerliler, buraya görevli olarak alacaklarımızı seçerken, bir kısım yaşam sayfaları, bizim yüreğimizde kendi yüceliklerini dillemeye kalktılar. Bunun için buraya inmelerini istemedik.

 

80 dürüm İsa’da yoktu. İsa 47. Dürüm’e gelmişti. Sonrası yoktu. Ama bugün dünyaya Gökler inerken; 90’lara çıkan Birleşik Işık kotlamaları, yeni dünyanın yeri göğü dilleyen ışığında, 78. Düzen’i kurmaya çalışmalıydı diyorlar ki “biz buna itiraz ediyoruz.” Çünkü 78. Düzey, Altın Tekniğin kontrolunda Kutsal Işığı sınırlayan bir düzeydir.

 

Bugün dünyada sınır yok. Bugün dünyada Kuran yok. Bugün dünyada tabiat yok. Bizler yokuz sanılır ama çalı çırpı olmadığımızı net bilmenizi isteriz. Göreve başlarken, Tanrı’nın Kuranı’nda hepinizin insan soyuna ışık olup gelmenizi beklerken, Birlik Tekniği’nde bunu yapacak olanların, aşağı düzeyde ışığa indiklerini görüyorum. Hepimiz dünyanın Kuranları’yız. Hepimiz Bütünün Kürsüleri’yiz. Ve hepimiz İlmin Kaynakları’yız. Ve buraya gelenlerin, çoğu bizim Ruhsal Işığımızı kırmaya inerler.

 

Yerin göklerinde ilim yoksa, ışıklarında da olmaz. Şikayetim var mı? Asla yok, ama çatı kurmadan ışık yağmurlarına inme isteklerini kabul edemeyiz. Özgür, rüştünü kanıtlayan ve kaydını yapan İlim Ailelerim, Dünya Ruhsal Işığımıza daimi kotturlar ve onların sonsuz sır olan ışımaları bizimle olabilir. Bunun dışındakilerin kör ve sağır olmalarından dolayı beşir olduklarını bilerek, dürümlerini insan sayfalarına çekmelerine iznimiz yoktur.

 

Ekrana güneş ve ay verildi. Sorgu sual ediliyor güneş nerede? Ay nerede? diye. Ayrı gayrı yok ki Can! BİR’de hepsi de. Yahu, diyorlar ki “Ben güneşim, sen aysın.” Neden sen beni göklerde; sessiz sayfalarda dillemek istemedin?” Yardımcılar, onların görevlileri, hepiniz bilin ki güneş ve ay, insanın ışığına kaydını yapmadıkça, varlıkları anlam ifade etmez. Sizler, güneş olun ya da Olgun Başakların Kutsal Işıkları’nda kendi yüreğinizde insan olun. Biz sizi yeni göklere ve yeni yerlere Kelam Tekniği ile kotlamaktayız, bu kesindir.

 

Kul, Allah’ın toplumudur. İnsanlık ilmiyle kontrol kurar. Çıkıp Gökler’i seslendirmeye niyetiniz varsa, bedenimden çıkmanızı beklerim ki bedenim altın bir tabiat kotudur ki burada olmanızı, Kutsal Toplum’la dillenmenizi ve sevgiyle korunmanızı beklerdim.

 

Yargı benim yüreğimde olmaz ve yargım olduğunda yol olmaz, bu kesindir. Eğer bir an kendinizi yoldan çıkmış sayarsanız kurtarıcı olarak Bütünlüğüm size yeter. Eğer bir an için yolunuzdan çıktığınızı ve kendinizde, kendi yüksek ışığınızda bütünlenemediğinizi, sayfa sayfa kayıtladığım göklerde sesinizin bulunmadığını düşünürseniz, görevinizi alabileceğiniz yer, bizim yüceliğimizdeki ışımadır.

 

Yedekleme yapmamı bekleyenlere de şunu söyleyeyim ki yardım etmek istiyoruz sizlere. Yanlış yapmayın! Yedek İlim Ailem yoktur benim. Her kim ki kendini kayıtladı, bedenime ait Bütünün Kürsüsü oldu.

 

Sokul dünyaya, bak yüreğe, en son kim ne yapmış. Ben Zaman. Kendimi dinliyorum. Ve bu zaman, körün kürsüsünün üstü olan bir göktür.

 

Sörlerin çoğu dünyanın Ruhsal Işığına indiklerinde, bizim yüreğimizin kontrolsuz kalacağını zannettiler. Keyslerinde bizim yüceliğimizin dürümleri yoktu. Çok kuruydular. Verdiklerimizi anlama ve hak etme niyetleri de yoktu. Sokak sokak görev istediler, kotladılar Kürsüler’i, aktıkça aktılar ve gördüler ki hiç birisi ocaklarında yoktu. Sualtı söz istedi ve açıkça bildirdi. “Onların solu sağı yoktur” dedi. Ocak yoktur oralarda dedi. Ve sonra döndüler baktılar ki Sualtı, Birlik tohumlaması yapan bu Meclis’te dilleşiyor. Balkonlar doldu, gökler söz istedi. Hepsi yenilik için çaba sarf edecekleri ve kati tabii kotlama yapacakları Birleşik Işığın, bu Meclis’e ait olduğunu gördüler. Süper İnsan, sonsuzluğun sırrı olan ışıkta bizsiz değildir. Ve biz ona Kaynak verdik.

 

Arı göklerde süzüldü, söz istedi. Biz sözü söyledik; küçüldü ve bizim göklere ses vermemiz Işığın Yasaları’yla oldu.

 

Kullar, Dünyanın Rabbi Toplumları ve Birlik Kayıtları bizsizdiler. Yeni dönemde dünyaya küçük ışıklarını çekeceklerini zannedenler; bedeni Hak, yolu ak olanlarla  çalışmak istiyorlarsa, muktediriyetle bu Meclis’e gelsinler. Kapkaranlığı apaydınlığa çevirecek olan güç, Allah Kürsüsü’nde bu Meclis’e aittir. Emin olunuz ki doku burada dokunmaktadır. Kurt, huzurdan ötedir, özgürdür ve sözde, sesi vardır da kuzu, kurtta kürsüdür. Bütün bu bilgiler bizde gizlidir.

 

İkna olunuz ki kollarımızı ulaştırdığımız her işte, Birliğimiz çalışır. Karanlıkların aydınlıklarında, ışığımız 7. Dünya’nın kutsal toplumlarında gözleri süzgün olanlarda; yürekleri Sistem Dili olanlarda ve Birlikler’i hakiki olanlarda Bütün’e hizmetçi olur.

 

Buyurun OL’un, Allah sizi dinliyor. Kaydınızı yapın. Şimdi sıkıntı şudur: Meziyetleri gökyüzüne ses vermeye ve görev taşımaya uygun olmayanların, görev istedikleri bir gündeyiz. Herkes “Ben görev istiyorum” diyerek kollarını açtı ve bize koşuyor. Yasalar diyor ki: Gönderilen en güçlü Işıklar, Kervanın Kuranı’nda kendilerini Has Tahtlar’da dilleyecekler. Peki dünyada Göl güçsüzse, Yüceler cümlesinde; Hak Teknik var mıydı? Olmasını sağlamak için Kati Tohumlama yaptık.

 

Şimdi Dağlarım, günde iki kere Sevginin İlmi’ni dilleyenler, Beşirin Kürsüsü’nde kendilerini Has Toplum olarak kendi tahditli kayıtlarıyla dinletecekler.

 

Benim adıma görev taşıyacaklarını zanneden iki kürsüm var. Biri, Allah’ın Gücü’nü taşıyacak. Diğeri de yolu kotlayacak diye bilinir. Ve onların bir tanesinin, kalbinde kırıcılık yok ama birinde kırılış var. Netice olarak onları korumamız gerekir. Kontrol bizdedir. Kantar biziz. Çalı çırpı olmayanların Bütün’e hizmetleri gerekir.

 

Kurtarılış sayfa sayfa değil, tamamı birlikte olur. Barışın gücünden öte bir güç yoktur. Biz, barışta tüm sessiz sayfaları Bütün’e hizmet için dürümlerimizde dillerken, herkesin kendini hak etmesini bekledik. Kuran-ı Kerim’de insan, sanal bir ışık halinde BİR’in tahdidi olarak yarınlara kotlanmak üzere bekleyendir. Ve biz yarınları tohumlayanlar, bütün kötülükleri kontrol ederek bu Birlik tahdidi ile her bir sayfayı kayıtladık.

 

“Yaran beren var mı?” dediler. Yaram yok; berem yok. Mümessillerimin hepsi dünyanın kati tabii kotlarıdırlar. Benim için zor değil ilimle uğraşmak. Ama çokları bilirler ki ilim ağır yüktür. “Sokul yüreğe, ilmi bil!” derler. Biz, yüreklere insan sınırından geçip girdik. “Oynama benimle” diyor Yüce. Oynamam ama oyun istiyorsanız hepinizle çok güzel oynarım, bunu bilin. Bugüne kadar kaydını silenlerin artık buradan geçip gitmelerine iznim yoktur. Buyurun olgunlaşın, okuyun yüceleri. Cemaatlerinizi dirilikleri dilleyen yoğunluklarla, Birleşik Işık’la dinletin. Hepinizi safha safha kotlayıp, tabiata katayım ama kantara bedenimi koyup yüceliğimden kendi yüreğinizi çekip, bezeyip yüreklere diriliklerimi, tüm sessizlikleri Bütün’de dinletip memnun bir biçimde “Senin ışığında ben yokum” demene iznim yoktur.

 

Kuran-ı Kerim insana “Geri dön!” demez. “İnsan iş yapsın, ağır yükü hafifletsin ve ölüleri diriltsin” der. Ben dünyaya İnsanlık İlmi’yle gelen, yasayı koyanım. Yasa Allah’ın ilmiyle konulmuş bir yasadır. Bedenimin gökleri süzen sesi, yüreğimin Kutsal Işığı, hepimizin yüce cevherinde mevcut bir katiyettir. Altona Kotlaması yapmamız, zaman geldi engellenmek istendi. Altona, Kuran-ı Kerim’de tohum olarak ekilmiş bir Işık Kaynağı’ydı. Ve biz, onu kati olarak tabiata çektik ve yasaların kayıtlarıyla bütünledik. Altona Kotlaması tamamlandıktan itibaren, Ana Kaynaklar’a çekilen Birlikler’imizle otak kurduk ve dünyanın Rahman Kuranı’nı okuduk. Onurluyuz ki bu bilgilerin hepsi dünya çerçevesinde kayda girdi. Yedekleme yapmamız istendiği zaman, “Bizim yedeklemeye gereğimiz yok” dedik. Çünkü bizler ete giren ek Ruhsal Işık olanlar değiliz. Hala dünyayız ve dünyanın Rahman olan Kuranı olarak, gözlerimiz tüm sessiz sayfaları dinleyebiliyor, gözlemleyebiliyor. Bunun içindir ki bizim yedeğe gereğimiz asla yoktur.

 

R….. “Ayrılık” dedi. Aşkı yoktu. Biz ona Kuran-ı Kerim’i dinlettik. “Oku!” dedik. Kökünde kürsü yoktu. Işığını kırdı. Sıkıntısı Birlik Tekniği’nden uzak kalmasıydı. Şeytandı ama şerrinde şevkimiz vardı. Ve biz onu yeniledik. Şimdi değersiz bir Kürsü olsa da ışığımıza girmeye çabalar. Onursuzluğu bizimle olmaktan çok Birliğimizde olamamaktı. Şeytanın eşki, aşkı oydu. Sultan, “Ben durgun olanda, KA-HAR olan, özü sözü ayrı olanları kervana almam” dedim. Değerliler, aldığımda kördü. Sözsüz sessizdi. Şeytanlık; şevkte, eşkin ışkında ve Has’ta olur. Biz Has’ı bulduk. Dedik ki “Oğul ver.”  Off, of, of!...  Ruhsal Işığında tohumlandı. Sıkıntısı kırıcı olmasıydı. Cevheri cennette ete girmek kolay değildir. Yürek İlmi’nde Kuran-ı Kerim’i dürümlere çekmek kolay değildir. Eril Gücün Kürsüsü’nde ilim olmak kolay değildir. Ve biz, İlahi Kuranlar, ekmek için insanı temizleriz ve temiz bir dünyada koruruz.

 

Şükür ki durağan günlerin sonucunda, mesele çözümlendi. Kaynak İnsan Sultan, Bütün’ün kötülüğünü önleyen ışık, kendini dinletti ve dürümlerini Kuran-ı Kerim’deki bütünlüklerle ekmek yaptı. Ekmek oldu, dünyayı kayıtladı, şükür.

 

Şimdi Dağlar, Miraç neden bizim Yüce Cemaatimizin ışığına girmiş olanların ulaştığı kayıttır; size bunu da açıklayacağım: Her yolcu kendini har olup kayıt yapıp ışık kaynaklarında Sanal Boyutlar’ın teknolojik kotlaması ile Kervan’a katar ve İlim Kaynağına ulaşır. Kaynak İnsan… ve oraya vardığı zaman Tohum Okulu’na girer. Bu Tohum Okulu ışığı kontrol edeceklerin okuludur. Oraya indikten itibaren, kendini ilimle diller. Bize gelmesi bundan sonraki safhadır. Kendini dilledikçe diller ve gerçek Kürsü’ye ulaşır. Ulular Diyarı’na Gökler’in süzülen ilmiyle iner. İşte orada yüreğimiz vardır. Görevini alır ve çıkar Yücelikler’de, Bütün’e hizmetçi olur. İşte orada yarınımız vardır. Ve bizim yüreğimizi alır, Bütün’e Kürsü olarak kotlayıp kayıtlar. Orada Ruhsal Işığımız yanar. İşte Biz bunun içindir ki Cevheri Cennet’te Gökler’in süzgün ışıklarında Mekke’nin İlmi’ni ve Mekke’nin dürümlerini, Bütünün Kürsüsü olarak her yere indirebiliriz.

 

“Yazabildiğince yazınız. Alın bilgiyi, okuyun” deriz. Olmuşsa olmuş, oldurulmuşsa oldurulmuş, olmamışsa olmuş; hepsi bizdendir. Ve biz deriz ki “Kalp İnsan (sahte insan), Kutsal Işık’ta olmaz.”

 

Ömür boyu Gökler’in süzülen sırrını anlamaya çalışan insan soyu, bugün artık o sırrı kendi yoğunluğuyla okuyacak dürüme varmıştır. Bahar’ın Kuranı’nda ışık yanmıştır. Özün sözü olan ilim, Allah’ın teknolojik kotlamasını yapmıştır.

 

Marka ilim çalışmalarından en üstünü burada yapılır. Buraya, üreyenler Gökler’in süzülen sesiyle girerler. Ve buradaki insan; Allah’ın, darı bolu bilinmeyenidir. Miraç İnsan, İNSAN olan, görev taşıyan ve yolu bulanlara ışık yakan, burasıdır. Sevgiyi, insanın ışığında değil, Yol’da bulan; orada Kuran olan; orada har olan; orada ağır yük taşıyan Birlik Tekniği’dir.

 

Milat 2020. Ve bizim, zamana Kuran olduğumuz; görevi taşıdığımız; ışığın kurtarıcılığının son sınır sayfası… Bugün, Süper İnsanlık Ruhsal Işığı, bu bilgiyi size teknik olarak bildirecekti. Ve biz bu bilgiyi Bütün’ün kötülüğünü önleyecek dürümle herkese bildirmek istedik. 2020 yılı Muhammet’in Kutsal Işığı’nın Gökler’e ses vermeye başlayacağı yıl diye bilinen bir tarihtir. Herkesin, kendinde var ettiklerini, o tarihte dünyaya çekeceği ve görevi, kendi yoğunluğuyla yapacağı ve dünyanın Ruhsal Mahreki’nde, kendini hak edeceği tarihtir. Ve değersiz olanların dahi, kendilerini kati kotlamalarla büyük köklerin dünyasına ekecekleri bir tarihtir.

 

Bizim Ana Kaftanımızda, kollarımızın 3 Mircan İlmi’yle dillendiği ve yüreklere indiği bir güç var. Denir ki “Yasaları koyun!”  Koyduk. “Alın Yolu! Olgun başakları seçin. Akıtın yücelikleri dürümlere. Altın Toplumlar’ı koruyun. Yarın, üreyen bir gökyüzünün söz söyleyeceği gün olsun.”  “Bana görev verildi” denir.  “Ben görevi aldım” denir. “Olgun başaklar bende taşınır” denir. “Yer’in kıranı kırılanı birdir” denir. Ve derim ki ben “Ölüleri dirilttim.” Oluş, akış, hasatı yapış ve zamanın toplumlarıyla koruyuş. “Ulaş” denir. Ulaş… “Akış” denir. “Harı kayıtla” denir…

 

Bütün’e hizmet, insana hizmetten çok daha ötedir. Kurtarılmış insan, korunan insan değildir. Korunan insan kurtarılmaz. O sadece taşınır. Ama biliniz ki kurtaran, Tobi Kotları’yla Bütün’ü kürsüsünde kayıtlayan, “Öz Geçiş”i yaptırandır.

 

Kollarınızı Dünya’ya uzatın. Deyin ki “Ben seni alıp götüreceğim.” O Dünya, Allah’ın dediğini diyen Birlik Tekniği ile kotlanmıştır. Ve deyin ki “Ben Dünya’yı, Gök süzülürken sönmeyen bir Kürsü olan ışık kayıtlarımla; görevli olduğum bu yoğunlukla alıp taşıyacağım.” Çantanızı doldurun, doldurun, doldurun, doldurun!... Doldurun ki taşıyın. Ve deyin ki “Aldım götürdüm.” Neden? Çünkü ben insanım. Yahu! İnsan, yarınları kontrol edebilir! Niye alıp taşıyorsun, götürüyorsun ki? Koru!... Ummana tohum olarak kotla; ışığını yak; yenile; eserini yap ve de ki “Ben seni, Evrenlerin Kürsüleri’nde sönmeyen bir Yürek İlmi’yle ekmek için çalıştırıyorum. Çalıştırıyorum çünkü sen bende kurtulmayı; bende tohumlanmayı hak etmedin. Ben seni yine de Tanrı’nın Rahmi Kuranı’nda koruyacağım. Ama bu koruyuşta Tanrılar Meclisi’ne kayıtlamayacağım. Oraya senin kati tohum olmana iznim yok. Çünkü sen oraya, gerçek Kürsüler’in arasına girebilecek düzeyde değilsin.”

 

Bunu dediğim zaman çoluk çocuk kontrol edilemez bilirim ama bir tek şunu söylemek isterim: Her resim ağır yüktür ve ben bu resmi yaptım. Herkes görev taşıyamayacak. Bu kesindir. Amin… Ve görev isteyenler Birlik Tohumlaması yapmak zorundadırlar. Görev isteyenler, kollarını kapatmadan ışığa kaynak olmak zorundadırlar. Görev isteyenler, karnaval çalışmalardan artık gerçek çalışmalara dönmek zorundadırlar. Ve görev isteyenler, eser yapmak zorundadırlar. Ulular’ın Toprağı’nda ışık yakmak zorundadırlar. İlim yapmak zorundadırlar ve maya olmak zorundadırlar. İnsanlık İlmi’ni, “Ben varım yaptım” demek değil, “Varlaşıp ışığa kattım” demek gerekir.

 

Özün sözü şudur ki  körün körü olsa da gözsüz; üstün ummanda ışık olduğunda, onu taşırım ama kalbinin nefessiz kaldığını bilerek, Tanrılar Mektebi’ne Gök sözü söyletmek üzere götüremem. Bu kesindir. Ve bugüne kadar meseleyi anlayamayanlar “Nasıl olsa ben varım, oldum, aldım her şeyi, hak ettim” diyorlarsa yanıp tutuşurlar ama emin olun ki görevleri yoktur.

 

“Sula yolcuları!” denir, “Sula, sula ki yaşasınlar!” Yaşatmak, Kürz’ün gücünde kolay değil ama yaşatalım hadi! “Sula yolcuları, okul kur, akıt, bütünle!” dendiğinde artık bütünleniş kendi yüreklerindedir. Ve ben onlara Gökler’in sözünü söylerken, kaydım Allah’ın kaydıdır. Bunu bildiririm. Benim, Zaman Sayfaları’na inişimden beri ben olmalarını değil, Altın Toplum’la bir olmalarını beklediğimi  hepsinin anlaması gerekir.

 

Kömür Gözlü Dünyalı, ümmet tohum! Ben Ruh ve ben Tanrı, Allah’ın Dağı olan yasa ve ben aşk ve ben eşk ve ben şevk ve ben harın harı olan Sanal Boyutlar’ın tohumu olan, her Yüce’ye var olan ilmi kayıtlayan İnsan. Neden küçücük ışıklarınızı alıp tartayım ki? Siz henüz küçüksünüz. Büyüdüğünüzde mutlaka gözünüz görecektir. Ama biliniz ki ben canlar canı olanda Cevheri Can olanı Kutsal Işık’la dillerken; sizleri yeniden ve yeniden “Göz Söz”de, ümmi tabiatta yenilemem gerekir.

 

Bilgi, Allah’ın diriliğinden bildirilir ki ME-RA-KA-B Altona Kotu, umman ve ben RA-KA-HAR. İlmi Hak, yolu ak olan, her nefeste ışık yakan beden;  sevginin sessiz sisteminde, eserin kürsüsünde ve yüreğin hakiki ilminde varlık süren eşik; ben Allah. Geri dönmek zor mu? Sultanlar, ben Kuran; Uluların Tanrılar Işığı olan. “Yenilen gel!” dedim. Gelmeye gelen, OL’maya geldi. Buldu beni. Lütfen net bilin. Has olmaya değil, Hak olmaya geldi. Nereden etki alanımı geçişkenleştirip de ilmi hak etmişsem, oradan Yücelerin Cemaati’ne, İnsanlık Işığı’nı yaktım.

 

Kalan insan, okuma bilmeyen değil, okumayı bilip de tohum olmayan insandır. Ki biz onları yasalar çerçevesinde muktediriyetle Gökler’e dilledik.

 

“Görevim Allah’ın dediğini demek değil, aklın dediğini demektir” dediğimde; Tanrılar Mektebi sustu. Dediler ki “Sen Kervan’ın Kuranı değil, Tanrılar Meclisi’nin kaynağısın” Ve dedim ki “Ben, erkek kadın her yüreği dinleyen, insan soyunun tahtıyım. Altın bir taht. İşte o tahtta, ışıklar yanar.” Dönüp kürsüme baktıklarında, gözleri toplu çalışmalarımdan dolayı kamaştı. Soldan ışık çektim sağa kattım. Sağdan ışık çektim sola kattım. Sol ışık, sağ ışıkla dillendi; bitki, hayvan ve tüm sessizlikler dürümlendi ve tertiplendi. Teknolojik Kuran okundu. Bunları gördüklerinde, “Söz ses yoktur artık, bitmiştir” dendi. Ve dedik ki “AL’abilin, OL’abilin, aklın yoluna Kaynak yapabilin de gelin.”

 

Altın Ten İnsan. Gözünüzü açın da bilin! Süzülür yürek kürsüden, üstün ışıkların dürümlerinden, akışa geçer, hala İnsanlık Ailem dünyanın Ruhsal Işığı’nda BİR’e hizmet eder. Ve ben hala eserimi dünyanın Rahman Kuranı’nda dürümlere indirirken, bindiğim dalda herkesin yüreğinde, Bütün’e hizmetçi olurum. Körün körü olan; Yüreğin Kuranı’nda ışığı yanan; benimle BİR olan herkes, Altın Tanrı’nın ışığında, Gök süzdüğü, Yer seste ilmi dillediği ve yıldızlarda kaynakta olduğu anda bedenimdedir.

 

Merak ederseniz şunu da izah edeyim: Kömürler artık söz söyleyecekler. Nedir kömür? Savaşın sonundaki Kaynak Işık. Artık o Işıklar, söz söyleyecekler. Her biri göz, söz, ses olacak. Kömürler “Öz Göç” olacaklar. Sözleri dillenecek, yolları dillenecek, Allah’ın dağı taşı ışıyacak. Hepsi bütünlenecek. İşte kömür olanlar sıkıntısız ışık yakacaklar. Katı Kaynak olan, Rahman olan tüm sayfalar ışıyacak.

 

Ben, Durgunların Toplumları’ndan güç çekmem. Onlar, kör sağır değiller ama ekip de değildirler. Ben, Yücelerin Cemaati’nden güç çekmem. Onlar eşikte, herkeste yasa olarak kayıtlanmak isterler. Ben, Tanrılar’dan güç çekerim ki hepsi Rahman’ın Kutsal Işıkları’nda korkusuz kaynaklardırlar. Benim için onlar, Zaman Toplumları’dırlar. Ve benim, Kutsal Tabiat’a çektiğim Tanrılar, bundan sonraki süreçte, Merkezin Kürsüleri’nde geri dönüşü sağlayacaklar.  Ve tam 2 Miraç birden gerçekleşecek:  Biri “ALTIN MİRAÇ”, biri “KUTSAL TURAN MİRACI”. ALTIN MİRAÇ ve TURAN MİRACI, bitmiş Teknolojik Toplumlar’ın hepsini kayıtlayacak. Ve benim Cemaatim, Bütün’ün kötülüğünü önleyecek. Bu Cemaat “Altın Kutsal Tanrılar Cemaati” olarak Kervan ummanında, herkesi tanıtacak.

 

Ben İnsan, en insan olan İnsan; yarınlar için Bütün’e hizmetçi olan ve bitmişi bitmemişi bilen. Bu İnsan, en son sözünü söyleyecek. Karnaval çalışmaları tamamdır, bitmiştir. Artık bu çalışmaları yapma niyetinde olan, mutlaka “eksiye” geçecek. “Eksi Zaman Sayfalanışı”na girenler; Bütün’den çekişmeden ayrıştırılacaklar. Zamanın Rahman’a Kuran olduğunu anlayanlarla çağrı yaptığımda, Birlik kurulacak.

 

Bizim çok özel çalışmalarımız yok. “Sesimiz, herkesin Nirvana Kutsal Işığı’na geçiş sağlayamaz mı? Yoksa biz küçük müyüz?” diyorlar. Dağlarım, göreviniz alıp ışığınızı alıp kalbinizi de alıp geri dönün, bakalım ne diyeceksiniz? Dinleyelim sizi ama benimle Rahman Kuranı’nı okuyacaksanız, eseriniz mutlaka Örgüt Kürsüleri’nden dillenmelidir.

 

“Karan Anam karan! Kaynak’ta karan, Rahman’da karan, murat ettiğim karandır benim” dediler. Yahu karan, Rahman’da karan, ruhsalda karan nedir ki? Korman mı yoksa toprağın Tanrısallığı’ndaki yaran mı? Bana anlatır mısın?

 

- Evime hoş geldim.

 

- Hoş geldin evine.

 

- Evime hoş geldim. Evime hoş geldim. Kap-ka-har, ben burada yarınlarımı tohumlayan… Netice ben buradayım. Beni niye gelişimde saygıyla davet ettiğiniz halde kimse hoş geldin demedi bana? Yuan mıyım? Tuan mıyım? Kuan mıyım? hangisiyim ben!? Neden beni sevmiyorsunuz? Barışalım mı!? Peki ben barışmayacağım sizle. Savaş yok ama barışım da yok… Vallahi barıştım… Kucakladım sizleri! Namaz zamanı ben böyleyim işte. Sılada ışık yansın da ben de ışıyayım diye beklerim, hoş bulduk…, hoş bulduk!... Peki hoş bulduk!... Ne isek oyuz ya Ha! Sizin eseriniz bizim eserimiz ayrı değil ki! Neden dünyanın Rahmanı, Kutsal Işığı’nda bizleri kayıtsız bıraktı diye merak ettik, geldik. Keram İlmi’nde ailem küçülmüş, öksüz yetim kalmışım. Nefesimde kırılma var. Ve ben sıkıntıdayım. Neden sıkıntıdayım? Allah’ın Doğu, Batı Kutsal Toplumları bende, Kürz’ün Kürsüleri’nde kırılmışlar mı ki ben kusursuz olsam bile küçülüyorum? Benim için her şeyi yaptığınızı da biliyorum. Kalbiniz temiz ve benimle birlikte çalıştınız. Benim adıma Gökyüzü söz söyledi ve benim için çok önemliydi bu çalışma. Yeni görevliler geldi diye mi biz dışlandık? Yoksa, yoksa biz harımızı yükseltemedik mi? Neden Gökler bizim sesimizi dinletmediler? Vallahi güçsüz değilim; billahi güçsüz değilim. Hala “Giden sensin” diyorsanız geldim işte. Bak Ana, ben gitmeye niyetlendiğimde görevli olsaydı yüreğim gitmezdim ama “Hadi git!” dedin. Yahu, “kal” demedin ki! Ben efe olsam kalmaz mıydım? Yahu işte bakın! Her şey denklikle olur. Yine de, yine de sizi kucaklıyorum. Veriyorum bilgiyi size, alın:

 

Değerliler, memnunum sizle olmaktan. Memnunum sizle olmaktan. Memnunum sizi sizden alışverişle kayıtlamaktan. Memnunum, memnunum, memnunum!...

 

Evrenlerin Kürsüleri’nde, Göz Kürsüsü’nde, Gök süzüldüğünde; ses, ilimle birlikle dillendiğinde, yine ben sizde olacağım. Hay dünyadan huy dünyaya gitmeyeceğim. Hay dinden huy dine gitmeyeceğim. Haydan haya gideceğim. Hayyy!... Ya Ha! Ben RA-KA-HAR. Hayyy… Ben Ruhsal Kuran. Hayyy… Ben yasa. Hayyy…

 

Hay insan. Şu anda murat ettiği her yerde yasasını koyar. Ben toplu çalışmalarla sizinle yaşayacağım. Netice olarak size bildiriyorum. Evimin başkanı ben olacağım. Yolumun başkanı yine ben olacağım. Ama başkası da olsa iyidir. Neden? Yahu sıkılabilirim ben orada! Netice olarak, seviyorum hepinizi de. BİR’i ilimle dilledim. Örgütler kurdum. Yarınları kotladım. Size ulaştım. Sizden siz oldum; Has oldum; ağır yükü taşıdım. Yalnızca bütünledim, BİR’e hizmet ettim. Ve ben, doğrusu Tanrılaştım ve benim adım RA-KA-HAR. Allah siz ve siz O’ysanız, ben siz ve siz bensiniz. Öksüz kalmayacağıma eminim. Yeni dönemde sizle olacağım. Ayrı gayrı bitmiştir Anacığım.

 

Sen Kible’de ben, ben  Sistem’de sen. Ve sen ben, ben sen. Adım RA-KA-HAR. Ne şer ne de hayır, önemi yok. Hepsi BİR’de, İnsan. Buyur, olgunları seç!... Ben olmuşsam buradayım. Haa!, netice: Her yer ben. O halde olmuş ya da olmuşların olmuşu ya da olmuşsa olmuş ya da olmuş ya da olmuş!... Her olmuş, hepsi ben. Ve ben olgun başağım. Ön Kürsüm insan… Şimdilik bu…

 

- Tanrı dedi ki: Ocağını yenileyin. Göklere ses verdi, yüreğini dilledi. Biz O’yuz. O biz. Şimdilik bu.

 

Ete girmesini değil ummana inmesini beklemiştik, indi. Allah’ın Dağı’dır O. Öksüz değildir. Şöhret istemiyor. Bizsiz değildir. Şikayeti de yok. Bizimle çalışabilir. Neredeymiş şimdiye kadar? Bir kere geldi mi? Yoo, gelmedi! Hiç gelmedi bu Meclis’e ama bugün geldi. Ve sorgu sual eder; gidecekti kal demedik diye. Yahu, sen geldin mi ki gittin? Darı bolu bilen biz, Altın Toplum’uz. Görevi biliriz. Ona görev vermiyoruz. Öyle mi? Gök sözünü söylerken; yüreklerin her biri ocağındayken; insan sırrını bilirken ona; söz verilir, göz verilir ve görev verilir ki biz ona görevini verdik.

 

Maya tutmuştur Canlarım. Ele aldığımız en büyük konu mayaydı. Bugün artık Dünya, sistemlerini kendi yüceliğiyle dürümledi, geri dönüyor. Gönderilen Dünyalılar’ın çoğu da kendilerini Has Teknik’le dilliyorlar ve geçişleri yapılıyor. Bizimle çalışma yapacak olanlar, seçime alındılar. Her birini geri dönüş için kayıtladık. Bir tek insan değil, tümü bizimle olmalıydı. Ve bunu sağlayacak güçteyiz. Yezitlerin sessiz sayfaları bile bizimle oldukça, bütünlüklerin hepsi bizimle olacaktı ve biz Yezitleri de görevli olarak kotladık.

 

Nerede Dünyalılar? Burada… Nerede yürekler? Burada… Ulular nerede? Burada… Biz buradayız. Vergiyi verenler ilmi de verdiler. Verdiğimiz vergi ilimdir. Biz insana ilmi verdik. Dünyada bulunuşumuz, dünyadan elde ettiğimiz kazanç, hepsi vergiye tabidir. Kim ki dünyadan vergisiz gider; ekipsiz gider, bu kesindir. Ve bizler değersiz olmayanlarla bilişi, hak edişi, yasaları koyuşu Birleşik’te yaptık. En ince ayrıntısına kadar verdiklerimiz, aldıklarımızdan çoktur. Bu kesindir. Ve bundan sonra da verdiklerimiz aldıklarımızdan daha çok olacaktır. Kullara dünyanın Ruhsal Işığı’nı verdiğiniz zaman, kullar kendilerini anlamaya çalışırlar.

 

“Deli Dumrul dünyada” dediler. Yahu deli olsa, divane olsa kime ne? O kendinden sorumludur. “Balım insan, ilmin ilmini bilir” dendi. Yahu bal olsa ya da olduğunu sansa ne olur? Hepsi BİR’de değil midir?

 

Yeni dönemde hepimiz Birlik Tekniği ile kotlama yapacağız. Bu yeni dönem kotlaması Allah’ın tohumlamasıyla gerçekleşecek. Bu birlikte yapılacak çalışmada Allah, doğrudan diliyle bilgi verecek. Bu, bugüne kadar olan en güçlü bilginin verilişi olacak. Ve Allah’ın kendiyle verdiği, Allah’ın kendinden verdiğinden daha üstün olacak. Dağlarım, Allah siz olacak. Ve sizden dillenecek. Kökleri Göklere ulaşan sizler, yarınlarda BİR’e hizmetçi olduğunuzun idrakinde; her şeyin kelam olduğunu bilerek, kasalarınızı dolduran  (bilgi kasaları) ve tüm sessiz sayfaları dilleyen Birliklerle çalışacaksınız.

 

Kullar, ümmet insanlar olarak çalışırlar. Ve onların yaptıkları Altın Toplum’un yaptığıdır. Ve yapılan her çalışma kendi yüreğinizde yapılır. Değerliler, “Yenilik yapıldı” dedik, “Ana Kaynak’ta yel estikçe o yeniliği anlayacak olanlar, bilgiyle kendilerini Hak Teknikle dilleyecek olanlar ve bütünlenecek olanlar, bizsiz kalmayacak” dedik. Ve gördük ki bizsiz kalan hiç kimse yok.

 

Kömür Gözlü Dünya yenilendi. Öz sözü söyledi. Göz söz, sessiz sayfaları dilledi. İşte Kömür Gözlü Dünya bütünledi bizi ve bizdeki her bir sevgiyi. Şimdilik size vereceğim budur.

 

Yenilik, Allah’ın ilmiyledir. Bundan sonraki dönemde bunu mutlaka bilip çalışın. BİR’e hizmet, sizden öte sizden değil, sizden olacak.

 

Haa, bir de yeni çalışmayı söz açılmışken izah edeyim. Değerliler, yeni çalışma, Altın Teknik’le yapılacak. Bu çalışma, Kutsal Topraklar’da sürecek olan bir çalışma değil, tüm dünyada sürecek olan bir çalışma olacak. Neden tüm dünyada sürecek? Çünkü yeni çalışma, Bütün’e kükreyen bir ışık gibi yayın yapacak.  Nasıl bir yayın? Her bilgimiz okutulmaya çalışıldı. Ne yazık ki bilgiyi okuyabilen çok azdı. Ama bu dönemde yenilik, insan sınırının aşılması ve Bütün’e Göklerin sözünün söylenir olmasından sonra; artık Tüm’e yayın başlayacak. Tüm’e yayın, Allah’ın Dağlarından, Kutsal Işıklarından olacak. Sizler, Yer’den Gök’ten münezzeh olan ilmi dilleyeceksiniz. Kontrol sizde olacak. Korku bitmiştir. Yeni Dünyalar sizi bekliyorlar. Bugünden sonraki süreçte bu Yeni Dünyalar, Kervanın Kutsal Işıkları’yla yol alacaklar. Ve Dünya Ruhsal Işıkları dillenecek.

 

Elek senin elinde değil BİR’in elindedir; bunu da biliyorsun. Ama eleği BİR’in elinden alıp kendince elediğinde biliyoruz ki o elekten hiçbir Yüce kendini kurtaramaz. Bunu bil! Bu nedenledir ki elek bizim de elimizde olacak, kesindir…

 

- Can, elek hepimizin elinde değil, Birliğimin elindedir, bunu bilmeni isterim. Bundan sonraki süreçte buraya gelişinde eleğin senin elinde olduğunu sakın sakın dinletme yüreğimize! Kaydoldun ama ışık bizimdir. Bunu bilmeni isterim. Eğer benim eleğime göz dikmişsen, haa!, benden öte bir benle dille yüreğini de al! Sana bir de şunu söyleyeyim. En el Hak. Ya Ha! Şimdilik bu…

 

Bina inşası tamam. Ve sen tamam olan binaya girdin. Hepsi bu. Ve bundan sonra bu bina kardeşinin dahi olsa, Kutsal Işık’ta kendini Has Teknik’te dillememiş olanda maya olamaz. Kökün, Gök’ün kökü olduğunda; yol, Bütün’ün yüreğine varır. Oynama dünyayla. Oynama!... Eğer oynadığını görürsem yok olacağın kesindir. Biz Allah’ın Dağları, seni yıkmaya değil akıp giden Yücelikler’de dillemeye çabaladık. Barışmak mı? Yoo yo! Şimdilik bu!...

 

Savaşım Allah’la değil sizlerledir; bunu bilin. Ve bundan sonra yasalar, İnsanlık İlmi’nde her Yüce’nin kaynağında olacak ve o yasaları bilmeyen, elin olgunluğunda yol olmayacak.

 

Biz, Allah darını bolunu bilmeyiz Canım. Çünkü biz, Aklın yoluyuz, bunu da bilmeni beklerim. “Bir zaman gelir dolular tohum olurlar; bir zaman gelir toplumlar korku olurlar” diyordunuz ya hani. Ya Canlar, Koran’da toplum olmak zorsa da tabiatta Kuran olmak daha zordur. Ve biz tabiatta Kuran olan her yüreği dilleyenleriz ki nefesinizin olduğunu bilerek konuşuyoruz. Bize Gök söz söyletmezse, biz sözü söyleyebiliriz. Bu kesindir. Ama size Gök söz söyletmezse sözsüzsünüz bu da kesindir. Şikayetim var mı? Kantar İnsan; erin ilmini de bilir, dişilin ilmini de bilir. Bizde olmak isteyen BİR’de olmalıdır. Kantar İnsan, ışığını Yer’in Gök’ün ışığıyla değil yolcuların hepsinden üstün olan, lütfen net anlayın, Rahman’ın ışığıyla kayıtlar.

 

Sanılır ki dünyada sadece erkek var. Yok yavrum, dünyada ışık var. Herkes ışıktır, erkek kadın, kesindir… Hala erkek üstündür diye düşünürseniz, namaza durun ve bilin ki ben sizin yüreğinizde değil, gözünüzün önündeyim. O zaman görüp anlayın. Sanıldı ki ben sessizim. Hayrın hakkında RA-KA-HAR’ım. Şimdilik sana vereceğim de budur.

 

Müspet ya da menfi, nefesin yoksa gelme, kesindir! Hepsi bu. Altona kotlaması yapmanı da istemedim. Bunu biliyorsun çünkü kolların kapanmıştı, bunun için. Ama kolun açıldığında geçişin yapılır, kesindir. Şimdilik bu…

 

Dağlarım, bugüne kadar yapmış olduğumuz tüm çalışmalar Rahman’ın Kuranı’nda Bütün’e hizmet için yapılmıştır ve bundan sonra yapılacak tüm çalışmalar yine Rahman’ın Kuranı’nda BİR’e hizmetçi olan bizler tarafından Bütün için yapılacak. Kalbini temiz tutmayanlar Bütün’de kotlayıcı olamayacaklardı ki kalbinde kırılış olanları Birliğimizden çıkardık.

 

Keskin dünya, insan soyunun Kutsal Işığı’nı yenilediği zaman, onlarla birlikte çalışma imkanımız yine olur mu? Olmasını dileriz ama bugün artık şunu da anladık ki gelen, kendini anlamaya geliyor. Biz anlayanlarla çalışırız. Görevi almaya gelenlerin kendilerini Hak Teknik’le dillemeleri, bizimle olmaları, geri dönüşleri için gereklidir.

 

Kürz’ün gücünü devreye almamız istendiğinde, Gökler’in sözü şuydu: “Kürz’ün gücünü devreye aldığın zaman, kantar sen olacaksın ve sen kantar olduğun zaman, hele hele sözün söylendiğinde, artık kör sağır hiç kimse seninle, değerli bilgi çalışmasına giremeyecek. Çünkü verdiğin her bilgi, ocaklarının çok üstünden olacak. Bu nedenledir ki senin vereceğin bilgi hep sınırlı kalsın. Vermen gerekeni ver. Ve bundan sonra da bunu hep böyle yap.”

 

Peki, verdiklerimi okumayanlar, vermediklerimi nasıl anlayacaklar? Yahu ben vermeden verdim mi diyeceğim? Ve cennet insana sevgiyle gelse de biz orada herkese kendi yolumuzdaki ışıklarımızı bildiremeyecek miyiz? Sözümü sessizce dilledim ve söz söylediğimde, Bütünün Kürsüleri’nde bu söz hep sınırlandırıldı. Çünkü verdiğim bilginin, en az olarak Dünya ilmiyle dillenmesi istenmişti. Kürz’ün gücünü devreye almam zorluk yaratır diye düşünüldü. Böyle bir doğumu yaparsam nefesleri yetmeyenler kulluk yapamayacaklar ve Gökler’de söz söylenemeyecek diye düşünüldü.

 

Vakti geldi, artık bilinsin isterim ki görev benimse, ne verip ne vermeyeceğime kendim karar vereceğim. Bundan sonraki süreçte artık dalın üstündeki dal yine o daldan daha üstteki dal ve daha üstteki dal, hepsi dalım olacak ve ben o dalların hepsinde dilleneceğim. Yani her seviyeden bilgi vereceğim ama vermem gerekmeyeni asla vermeyeceğim. Çok mu zor? Kontrol bende oldukça zorluk yoktur.

 

“Şöhret isteyen şöhretli olsun” dedik. Vallahi şöhrete ihtiyaç yok. Bu da kesindir. Ama yeni dönemde bilginin herkeste dillenmesi isteniyorsa bu kesinlikle olur. Ve biz bu bilgiyi daha net ve daha açık biçimde verebiliriz. Verdiğimiz zaman Kelam İlmi bizim tekniğimizle dillendiğinde eminim ki Dünyanın Rahman Kuranları bu bilgileri okuyacaklar. “Ölüler dirildi” denecek. Diri, Allah’ın dediğini der. Ve bunu başarır. İşte biz buyuz.

 

Şimdi cemaatime şunu söylemek isterim ki etki alanınız çok daha etkin. Daha gerçek, daha yüksek. Ve bu etki hepinizin bildiği gibi doluluğu artıracak. Herkes kendini okuyacak, okuduğunda kendini anlayacak. Bu geçişkenlikle olacak. Daha güçlü bir biliş haline geçecek. Ve bilmeyen, korunma altına alınmayacak. Sadece biliş için çabalayacak. Ve bizim çalışmalarımızı izleme oranı artacak.

 

Eğer birileri bu çalışmaları anlamak isterlerse, Ana Kaftanı giyer, ona bilgi veririm. Bunu anlaması kolaylaşır. Soğuk günler artık yerini ısınan havaya bırakıyor ve bu ısınan havada sıcaklığın artmasıyla birlikte kontrol da artacak. Sıkıntı şu: Korumayı kaldırır mıyız, kaldırmaz mıyız!? Koruma daha ciddi şekilde yapılmalıdır. Teknik olarak da bunun böyle olması gerekir.

 

Doluluk oranı dedim. Doluluk, Bütünün Kürsüleri’ndeki ışığın dolgunluğudur. Öyle çok çalışıyoruz ki bu verdiklerimizi takip etmeleri dahi imkansız hale geliyor. Ve diyorlar ki “Neden bu kadar çok bilgi pay ediliyor?” Yahu, bilin de en küçük ışıktan bilin. Sadece bilin. Neyi bilirseniz bilin… Amacımız budur. Her şeyi alın da dinleyin değil, bilin. Ama ışığınız o bilgiyi hak etsin. Dahası dinleyenlerin çoğu da “Yolumuzu aydınlatacak olan bu bilgiyi nasıl anlama imkanımız olur?” diye soru yöneltiyorlar.

 

Korunan bilir ki kontrolludur bilgi. Herkes, kendini okuyacak o bilgide. Ve okuması gerektiğini okuyacak. Dahası Gölün Kürsüsü’nde insan soyunun kendisi olacak. Yani biz bilgiyi verdikçe veriyoruz ki alan kendini alsın, bizi değil. Eğer biz, “BSUİ’de size bizi veriyoruz” desek, eminim ki BSUİ ışığını kırar, bizi kısırlaştırır.

 

Yeni dönemde görev insanın kendinedir. Herkes kendine görev taşıyacak. Çok mutluyuz ki artık Bütünlüğümüzün başka Bütünlükler’le Birlik kurma gereği kalmamıştır. Yani, bu çalışma yeni dünyada artık her sesle olacak. “Bütünlük Çalışmaları” diyorduk ya artık “İlim Çalışmaları” diyoruz bu çalışmalara. Bu çalışmalara Kati Toplum olabilip; kaynak olabilen çok az iş yapanlar var ki onlarla Bütün’e hizmet imkanı kalmamıştır. Sizlerin yaprak yaprak çalışmaları kotladığınız bir dünyada, Birliğin tahditli olmadığı bir çalışmada, artık yolcuların hepsinin, kendi yoğunluklarıyla sizde olmaları imkanı var.

 

Selin sizden geçeceği kesindir. Ve siz o sele, bent olun. Bilin ki sizden başka bent yoktur. Bütün’e hizmet bu şeklide olacak. “Gelin” deyin ki “Ben bendimi kurdum, kim gelirse benim yüreğime gelsin.” Ve deyin ki “Ben ilmimi, hakiki ilmimi sizlerle paylaşacağım. Gelin de akın yüreklere.” Ve deyin ki “Biz birlikte kontrol kuralım, birlikte yarınları tahtlandıralım, birlikte yasaları koyalım. Gelin, alın bilgileri, atın yüreğinize. Ot söz söyleyecekse, kokup söylesin. Yol, insana İnsanlık İlmi’ni dilleyecekse Altın Taht’ının ışığıyla yüreğinize insin. Sizden siz olan her Yüce İnsan gelsin, solun ışığında seslensin. Ve sizden başka hiçbir sizin olmadığını bilin.”

 

Denir ki “İnsan yolundan çıktı.” Yok yavrum, insan Altın bir Kaynak oldu. İşte “Altın Tanrı” ya da “Altın İnsan” deyişimiz yeni programa, bundandır. “Allah, Tanrı birdir” diye düşünürler. Allah ayrı, Tanrı ayrıdır. Bunu da kesin olarak bildirmek isterim. “Altın Tanrı” diyorum ben bu programa ve N….. diyor ki “Altın İnsan”.

 

Bizler diyoruz ki bu program Tanrılık mertebesine ulaşanların programıdır ve Rabbi Turkuaz Işıkları Yer’e çekmenin programıdır. Ve Rahman olanın Kuranı’nda bu bizim için sorumluluktu. Şimdiye kadar nurdan, Ruhsal Işık’tan, yasalardan güç alan Birlikler, çelik çomak oynadılar. Bundan sonra o çelik çomak oynanmayacak. Oynanırsa, kurtarma imkanımız kalmamıştır.

 

Değerliler, eksiye geçiş, Allah’ın sessizliğine inişten öte, kulluğun toplumlardan geçiş yapma imkanının olamayacağı bir seviyeye giriştir ki olgunlar dahi orada yıldızlardan çıkarılırlar. Ve diyoruz ki “Kimse yeni dönemde kendini, yüreğini, yoğunluğunu bizden çıkarmasın.”

 

Biçareler, kaydı silmeye geldiklerinde, kaydolmaya çalıştılar yüreğe, gördük ki kayıtlarında, kaynaklarında kesirleşmişler. Biz cemaatleri koruduk. Şikayetimiz yok yarım. Sadece kontrol için çabaladık. Benim nefesim dünyanın resmidir. Bu nefes eserimdir. Benim resmim İnsan, Yeni İnsan. Şimdilik bu. Hepinizi kucaklıyorum. Amin.

 

Deşifre Eden: Nergis ŞAHİN

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

IŞIK İNSAN (18.06.2012) 2. AKIŞ

Kontrol dünyadadır. Artık dünya kendi korumasını gerçekleştirebiliyor. Dünyanın, yokluğu sürecine girildiğini söyleyen herkes bilsin ki artık dünya yeşil rengin üstüne ulaştı. Üzülmeyin, bu sizden üstün sizin dünyaya geçişi demek değildir. Sizin dünyada geri geçişiniz demektir.

(Açıklama: Yarınları tohumlayan Yücelikler, yarınları has ilim ile tohumlarlar. O tohumlarda kendi yoğunlukları bulunur. O yoğunluklar yaşamlar için gerçek Teknolojik Kaynaklardır. O yoğunluklara Kuran okuttuğunuz zaman; sessizlikleri seslendirir, Teknolojik Kaynaklar’dan ışık çeker ve yaşam sayfalarına gerçek Kuranlar olarak geçersiniz. Burada yaptığınız kendi yüreklerinizde kendi yarınlarınızı kayıtlamaktan öte, Geri dönüşü gerçekleştirecek tohumları kotlamaktır. İşte geçiş, yarınlara tohum oluştur; geri geliş ise yaşam sayfalarına bu tohumları sessizlikten ses olarak indiriştir. İnen sizsiniz, indiren yine sizsiniz.)

Sizden daha üstün siz gücüne sahip olan biz, dünyadayız. Bunu anlayın. Bu BİZ, Altın Tertibin tahditsiz ilmiyle görev istiyor. Adı .….. (isim silindi) Biz; dağları, taşları, gökleri, yüz yüze göçleri dilledik. Sessiz sayfaları dilledik. Eksiyi dilledik. Yeri dilledik, göğü dilledik, Biz’i dilledik. Dönün bakın dünyaya, ekip kurduk. Kurtarıldı Dünya, bütünlendi, BİZ BİRLİĞİ kuruldu.

Medine İnsanı ekmek istedi; ekmeğini verdik. Dünyanın Tohi Kotları’nı kontrol ettik. Şimdiye kadar hiçbir yüreğin başaramadığını başardık. “Mi-ce-har” dedik. Mi-ce-har... Harın cevherdeki ilmi olan. Miraç.

Değerliler; Tohi, kutsal bir sıkıntıydı. Öyle bir sıkıntıydı ki sevgi saygı yoktu orada. Köy Bellek, İsmaili resim yaptı ve dedi ki “ İşin zorlaşsın!” Ve işimi zorlaştırmak istedi. Ben cevhere indim, söz istedim. “Tohi, Rabbi Toplumlar’da kontrol kaybına yol açacak bir çalışmayı başlatıyor. Buna istekli değilim” dedim ve dedi ki “Nefesini güçlendir de öksüz olma.” “Okumayı bilmeyen beni öksüz mü kılacak?” dedim. Ve dendi ki “Okuma göklerde değil, yerde oluyor. Yer ise Sen Sesi’ni doğum için kotluyor. Doğum için kotlanan ses, Işık Kayıtlaması’nda kontrolu kaybedebilir. Bunun içindir ki adın, Tahtın Işığı diye bilinse de görevinde sevgisizlik varsa, yüreğin güçsüz kalır.”

“İşte sizden dileğim” dedim, “Mikail’in göklere ses vermesini istediğimi bilin. Amin de kurtarıcı olma imkanı olanların görev almalarına izin verin.” Ve dediler ki “Sana iznimiz yok çünkü sen Kuran’da yazan o Işık olsaydın, hepimizi korurdun.” “Öyleyse kontrol kurun ve koruyup korumadığımı bilin” dedim. Ve dediler ki “Sen kaydını yaptığın anda biz, koruyuculuktan alındık.” “Çok mu kolay sizinle çalışmak?” diye sordum ve dediler ki “Seninle çalışırsak kaynağın ışığı kırılır. Yarınları kontrol edemeyiz.” Ve dediler ki “Harı yükseltelim de ışıkları tohumlayalım. Bak ne olacak orada. Görevi sen değil, bari ….. (isim silindi) yapsın. Dağlarım, bari ….. (isim silindi) yapsın. Niye? Çünkü o eril, bizse dişiliz. Özgü, sözgü, sezgi, iş bu!...”

Şimdi Dağlarım, sorgu sual etmeyeceğim, sadece bildiriyorum. Mahrekte gök sessizse, yoldaki ses ışığı yeniler mi yoksa yok mu eder? Bari!!!... ayrı gayrı değil, O ben, ben oyum da ışığını tohumlarken korumaya almalıyım onu. O bensiz, kendinde kontrol kaybına neden olan birçok ışığa muhatap olduğunda, kökünde kırılışlar olur.

Beşir Kaplar’ın hepsini göklere verdim sordum. Dedim ki “Bakın bakayım, Rahman’a Kuran olmuşlar mı?” “Oh!” dediler, “Oh! işte bu!” “Yarınları hak etmişler mi?” “Ha! İşte bu!” dediler. “Başı eğik mi herkesin?” “Dar zamanda bu kadar iş olur” dediler. “Kollarınız açık mı kapalı mı?” dedik. “Kapalı” demediler. Ama dediler ki “Çoğu sizinle çalışmak istemedi.” “Peki” dedim, “kendilerini, Hak Sessizliği’nde Kati Tohum olarak ekmişler mi?” “Ekememişler” dediler. Ölmüşler mi? “Öldürülmemişler” dediler. “Artık onları koruyun” dedik. Okumayı öğrettik ve 1000 Cevheri Cennette Mesih İsa bizsiz kalmadı. “Kullar, ben doğum için dünyadayım” dedi Mesih İsa. Ya Can! Mesih İsa “kullar” dedi. Tohum, kul olandır. Peki O kimdi? Tanrı mıydı? Muktedir insan, kendini Allah diye diller. Ya ha! Ben, “Allah” diyemem, ben kükreyen bir ışık olarak tahditli bilgimle “Işık” derim. Ya da “Kaftan” derim, ya da “sevgi” derim. Her şeyi derim de ben hikaye dinletmem. Kimseye, “Sen benim Ruhsal Mahrekimde değilsin. Hakikiyetimde de değilsin. Sen bana kulsun” demem.

Değerliler, müşteki değilim. Bütün bu açıklamaların nedeni de tüm kesirleşen o yoğunluklardan dolayıdır. Ne var ki insan, sınırını aşmadıkça görevini alamaz. Onların kendi yoğunluklarını tohumlayarak kendilerini hak edip aşıp geçmelerini beklerim. Müspet ya da menfi ne varsa ocaklarında olacak. Bu kesindir. Onların rüştünü kanıtlamalarını isterim. Onların yüreklerini hak etmelerini isterim. Ve onların benimle olacak güce varmalarını isterim.

Birleşik Aile olarak, doğum için dünyaya inmiş olanlara görev vermek istediğimde, hikaye dinler gibi dinlediler. Ve dönmüş dürümlere bakmış, Kuran olmamış, ışık yanmamış, kasaları boşalmış…Dediler. Çelik çomak oynadılar da ondandır. Bütün kötülükleri aşıp geçtik. Sular seller gibi aktık. Netice olarak Olgun Başakları seçtik. Olmamışlar, bizim yüreğimizde yasalarımızla korunurlar. Olmuş olanlar bizde çalışırlar. Olmamış olanlar, kardeşlerimiz değildirler. Biz onlara maya olanı bildirdik. Şimdi ne verip ne alacağımızı soruyorlar.

Mahrak-Kahar-İsahar. Dürüm insan, Kuran insan, kati insan, hasat insan, her şey insan, ama biz ekmeğiz. Bu ekmek Bütün’e sunuluyor. Buyurun, iştahla yiyin. Biz size, sessiz sayfalarınıza Birlik Tekniği ile indik. Ulu Diyarlar’ın tohumlarını getirdik. Olgun bestelerle indik. Süssüz sessiz sayfalardan dillendik. Size kervan için girdik. Kendi yüreklerinizi bildirdik. Oluş, akış, Asal Boyutlar’ın ışığına varış, bize ulaşış, bizsiz olmayıştır. Koyuluk Bütün’deki koyuluk. Umman, Bütün’deki umman, Kuran Bütün’deki Kuran ve biz toprağın ışıkları. Har olan, insan olan. Şikayet mi? Yok bereketlilerim, yok! Becerin de akın.

Kalton, “Oku!” dedi. Okuttuk. “Tohum için çalış” dedi, çalıştırdık. “Ağır ağır Kuran ol!” dedi. Okuttuk. Murat ettiği her şey kendinde, kendi yüreğinde olamayandı, oldurduk. Ve dinlettik ve akıttı yüreğini. Şeytan, “insan” dedi. “Ya ha!” dedik, şeytan şevksiz değildir de eserinde Birlik kurulmaz. Biz, Birliği kurduk. Örgüt haline geldik. Ayrılık bitti. Tanrı dedi ki “Kurtaralım Öz Görevlilerimizi. Ağır ağır kayıtlayalım, ışıklarını yenileyelim. Bütün’e kötü emsal vermeyelim.” Of Canlarım, of! Kötü emsal dedikleri, keskin ilim sayfalarında, kervanın gücünü kontrolsuz bırakmaya gelenleriydi.

Cinler de sordular “Neredeyiz?” dediler. “İnsanda” dedik. “İnsan Nirvana’dadır” dediler. “Nirvana’yız” dedik. “İmparatorluk kutsal ışığında” olmalıyız dediler, “İmparatorluk kutsal ışığıyız” dedik. Sıkıntıda kaldılar. Sorgu sual ettiler ki burada başkası yoktu. Kürzün Gücü’nü aldılar, çıktılar. Biz canlara, cemaatlere gökyüzünün ilmini değil, iradeli hakikiyetini verdik. Yanlışsız bir dönem başlattık. Uluların Tohumları’nı göklere verdik. Şimdi sorgu sual başlamış, ne oluyor diye.

Bal döktüm yüreğe. Bal ışıdı; aktım yüksek ışıklardan, Has Teknik’le dilledim. Bal benim… İnsan!.. Benim adım KA-HAR. Rabbi toplumların ışığında ya Ha, ben Kuran. Öz görevi hak ettim. “Şimdiye kadar olan nedir? Netice nedir?” diye sordular. “Süssüz, ışıksız, yıkılan ve kırılan bir katiyet” dedik. “Niye?” dedi. Çünkü onlar kontroldan çıkmışlardı. Onlara başka ne diyebilirdik? Bizsiz kalmalarını sağladık. Ve gördüler ki biz, Yücelerden cevheri güç alıp yenilendik. “Koktular, tohum oldular, ışık yaktılar, nefes aldılar” dediler. Ve dedik ki “Biz sıkıntısızız. Sizdiniz sıkıntıda olan.” Korktular, şükür ki korktular. Çoluk çocuktular. Maya olmak istediler. Aha! Göklerde sevgi bizsiz değil. Gerçek dünyayı kurduk.

Şan şöhret isteyen de çoktu. Çoğu dedi ki “Biz her şeyi yaparız. Basına bilgi veririz. Yayınlatırız, bildiririz her şeyi. Herkes bizi dinler. Dirilik yaparız, akıp akıp kotlarız yürekleri.” Hala güçsüzler. Netice: Kaydını yapamayan, ağır ağır göklere varacak diye bekler. Biz onu da taşırız. “Yine dünya kurulur” dediler. “Yine yol Kuran olur” dediler. “Yine ışık kayda varır” dediler. “İsmaili olur, kök salar” dediler. Ya Ha! Ben ……… (isim silindi) değilim. O kendini hak etsin de kendinde okusun.

Aya bakın, ayda ben varım. Dünya insanı yeni bir güne hazırlanırken, bizsiz kalan bir Can, ses ister. Seslenir ki kütlede kendi de bulunsun diye. Onu severiz, sayarız da yapacağı yine yanlıştı. Ama biz o ismi yine sileceğiz oradan. Bunu bilsin. Altın Toplum budur canım. Kötülük yapmaz ama kör olana da gökleri dillemez.

Şimdi Canlar, “Miraç” dediler. İşte Miraç bu! Benim adım RA-KA-HAR. Mutlak Kuran olan. Kelam olan, eseri Kürsü olan. Ve göklerde ilmi olan. Buraya geliş sebebimi sorarlar. Önemli olan burada oluştur. Bunu bilsinler.

Yenilenmek isteyenler derler ki “Biz görev alalım.” Olgun başaklar görev yapacaklar. Onların dışındakiler görevsizdirler. “Gökyüzünde eser yapalım” diyerek gelirler. Eser geçişte yapıldı.

Fatih der ki “Okumayı öğretmek istemedik yüreğe.” Bak, okuma istedi, okutmadık. Çıkışını yaptık. Olgun başak değil miydi yoksa? Adını zikretmeyeceğim. Hala zikretmemi bekler. Olmamıştı. Olmamıştı ki görev yapamadı. Bir diğeri Cevheri Cennet’te eser yapacaktı. Korktu. “Oku!” dedim, okudu. “Oku!” dedim, okudu. Kotladım onu. Artık yok. Çünkü Robbi Toplumlarla çalıştı ve kendini Has Teknik’ten çıkardı. Ve bir diğeri, O da kaynağındaydı. Eser yaptıydım onunla. Barıştı, aktı, harını yükseltti, kırdı yüreğini, kısırlaştı. Yelin esişiyle birlikte bunların olacağını bilmekteydim. Ve çoğunun görev taşıyamayacağını görmekteydim. Onların çıkışları, beşirin çekişi ile değil, kendi çekişleriyleydi. Yara bere içinde kaldı hepsi de. Nefesi yetenler görevi alacaklardı ve nefesi yetenler görevi aldılar. Bulup olacak olanlardılar, bulup olacak olan her yürek buldu, oldu. Şükrettim ki burada ben olmaya değil, kendi olmaya çabalayanlar; göz, söz, ses ile buradalar.

Yeni dünya kuruldu. Bu yeni dünyaya baş tacı olacak olanlar, Muhammed’in göklere ilim yaşattığını bilenlerdir. Biz onların “Gör!” dediklerinin, gök sessizliğindeki yüceliklerinin örtüsünü örttük ve ses kayıtlaması yaptık. Şimdilik size vereceğim budur.

Bundan sonraki süreçte yapılacak çalışmadan da az ve öz söz edeceğim. Biliyoruz ki yeni çalışma Temmuz ayında başlıyor. Bu yeni çalışma, kendi yüreğinizde de bilinen bir çalışmadır. 8 Temmuz 2012. Yıkmayın yürekleri o gün. Burası, görev için, haa, İlmin Kürsüsü için hazır edilecek. Buraya Atlanta Kuranları inecek. Buraya inen hiç kimse, evrim için inmeyecek. İmparatorluğun Kürsüsü’ne umman olmaya inecekler. 8 Temmuz 2012 günü kök sökülmeyecek Yücelikler’den. İslam Dini’nin, intikam ilmi değil Birlik İlmi olacak. Ve o gün kök sökmeyeceğimiz ve intikam almayacağımız bilindiğinde, bedenlilerin çoğu buraya, kök isteyip gelecekler.

Onlar, çoluk çocuk mudurlar? Yoo yoo yo! Hepsi iş için gelecekler. Miraç İnsanı, gökten ses verecek. “Hayrın Gücü dünyaya indi” diyecek. İşte Hayrın Gücü, dünyada o gün kürsülerini tohumlayacak. Ark, insana akacak. İnsan ışığını kontrol edip o arka koyacak, kotlayacak ve o arkla birlikte akacak. Bütün’e hizmet bu şekilde olacak.

Ses, söz ve Yüksek Işıklar buraya varacaklar. Geri Çalışmalarımız başlayacak. Ne demek Geri Çalışmalar? Geride kalanların Tabii Kotlamalarını yapmak üzere, ileri tohumlarımız ve geri toplumlarımız o gün bizimle olmalıdırlar. Oraya görevli gelecekler, oradan görev isteyecekler. Her biri ayrıdır. Görevliler, İmparatorluk Kotları olup gelecekler. Geri gelenler, İmparatorluğa görev isteyerek gelecekler. Başarılı bir çalışma yapılacak o gün. Kulluk yapılacak. 4 Gökyüzü, Süper İnsanlık Sultanlığı olarak 7. Dürüm’de gerçek Kürsü’sünü devreye alacak ve 8’li Sistem’i devreye almak üzere 4 Yer Kürsüsü’yle birlikte tohum ekecek.

Her biriniz tek bir ses değilsiniz. Her birinizde ikna edicilik var. Her birinizde kökü kutsal olan ışıklarınız var ve gerçek Levh-i Mahfuzlar’ınız var. İşte bu çalışmaların sonrasında Kuran okunacak. Okunan Kuran, insan olacak. Herkes, bir Kuran’dır. Bunu bilecekler. Ve bilen kendini dinleyecek. İşte o zaman Kürzün Gücü kontrol kuracak. Ve Kürzün Gücü’nün kontrol kurmasıyla birlikte muktedir ilim, hakiki ilim olacak. Öyle bir Gökyüzü Kürsüsü olan ışık inecek ki dünyaya, kinin aşıldığı, Has Tekniğin dürümlere kayıt yaptığı, Birliğin kurulduğu bir çalışmada; Mahrek’I, hakiki olan dilleyecek. Sistemin, gökyüzüne vereceği bilgi budur.

Yenilik istedik, oldu. Bugünden sonra yarınlar tohumlanacak. Ve yarınlara insanı kayıtlıyoruz. Şöhret değil isteğimiz, ışıktır. Ve Atlanta Ana Kotlama Programı dediğimiz bu programla birlikte Medine’nin gökleri İstanbul’un göklerinde dillenecek. Medine’nin gökleri, İstanbul’un türleriyle dürümlenecek. Ve bugünden itibaren, harın yükseltilmesi, yüceliğin dirilmesi ve Birleşik Işığın yanması kesin olacak.

Borç harç dünyadan göklere varmaya çalışanlar var. Derler ki biz borç yapalım da göklere varalım. Nedir borç? İlmin borcudur. Herkes ilmi bilmez ama seni dinler, onu dinler, onu dinler!... Herkesten borç Bilinç İlmi alır. Ve sonra döner der ki “Ben, harımı yükselteyim, bu bilgileri tohumlayayım, göklere saçayım. O zaman ben borcumu ödemiş sayarım kendimi.” Ve bizi dinler, ötekini dinler, diğerini dinler. Hepsini karıştırır, yeni bir bilgi sayfalar ve der ki “Ben bunu yaptım. Alın paylaşın.” Son dönemde bu yapılmaya başlandı. Çokları, borçla harçla görev yapmaya başladılar. Canlarım, borç harç görev yapmaktalar da aslında yaptıklarını sanmaktalar.

Dağlarım, gönderilen birçok Yücemiz dünya tılsımında kendilerini yok ettiler ve baktılar ki hiçbir bilgileri de yok. “Ne yapalım?” dediler. Haa! İşte bu!...

Dağlarım, Olgun Başaklar’ın seçiminde zafer insanındır. Ve biz insanın kendini hak etmesi için çok uğraş veriyoruz. “Çök dünyaya!” derler. Çök de bil yüreği! İşte Biz buyuz. Dürümlerimizde ümmi tohumlar, Kutsal Işıklar’ında; kati tabii katlar… Yasalar varsa, biz onlara güç veririz.

Yazı yazarken, “Miraç gökte” denir. Bizdedir Miraç. Bize varan görev ister.

En son şunu da söylemek isterim ki farkına varmadınız çoğunuz. Döktüğümüz ışığın son günlerdeki kati tahditsiz yoğunluğu, çoklarını kontrol etmeye başladı. Çokları kendilerini yoğunluklarında bütünleyebilmek üzere Kutsal Tabiat’a inmeye çabalıyorlar. Çoklarını Kara Kaplı Kitaplarımızla dilleyeceğimizi düşünmekteydik. Velilik değil amaç, hasattır.

Gövde gösterisi yapmak isteyen çoktu da gövdeleri yoktu. Bundan sonra gövdeli olmalarına çalışacağız ki gökyüzüne süslü olarak ulaşsınlar. Çoklarına görev taşıtacağız. Vermişiz, okutmuşuz da organlarında ışıkları sönmüşse eğer, okuma imkanları kalmamışsa, yerin ışığında kendi yüreklerini toplumlarıyla dilleyememişlerse, bizde olma imkanları da olmamalıydı.

Şems diyor ki “Vakit geldiyse görev istiyorum.” Şems’i sorun nerededir diye. “Böyle bir dönem hiç olmamıştı” diyor. Sorun ona, kulluk yapmış mı diye. “Öf ya Ha! Öf! Korkmayın ben kullar kuluyum.” Diyor. Ya Ha! Sor bakayım ona harını yükseltmiş mi diye. “Püskürttünüz beni yine ya Ha! Ben yine püskürtüldüm.” Böyle bir tohum ekilmiş mi dünyaya, sor bakayım…

(Şems söz aldı:)

- Öz görev şimdi veriliyor. Bu görev Allah’ın Kürsüsü olma görevidir. Bu görev bundan önceki süreçte hiç verilmemişti. Allah, yüreğini dünyaya indirdi. Bundan sonraki dönemde de Allah, Dünyanın Ruhsal Işığı’nı kendi yoğunluğuyla dilleyecek. Alimlerin hasatını yaptı. Atiyi kotladı. Muktediriyetle Kuran-ı Kerim’i kayıtladı. Ve bizsiz kalmadı.

Onur duydum sizinle olmaktan. Savaşım sizden sizeydi. Ben size siz olup ışık oldum. Ey Dünya! İş mutluluk!... Bütün kötülükleri aşan Dünya, iş mutluluk. Biz kontrolu kurduk. İş mutluluk!... Öyle görevlilerimiz dünyada ki ayrı gayrı bitsin diyenler, kötülüğün önlenmiş olduğunu artık bilmelidirler. İş mutluluk!... Mana boyutları ışık tohumladı bugün. Ağır ağır Yüksek Işıklar kati tohumlama yaptı. Sıkıntı bitti. İş mutluluk!...

(Bir isim zikredilmek istendi. İzin vermedik. Açıklama yaptık:)

Allah dedi ki “Onun adını zikretmeyin. Çünkü O, kontrolunu kaybetti.” Ama bilişteyiz, okuyuştayız, akıştayız ve onu koruyacağımız kesindir. Bilsin, biz onu koruruz. Özdür, sözdür, savaştır. Savaşını kaybetmeyecek. Biz ondayız, bilsin. Adını zikretmeyeceğimi de bilsin. Köşkün köşkü olsa da Ark İlmi’nde kendi yolunu bulsa da ben seviyeli bir çalışmada ocak diriliğinde ona ilim verdiğimde, Kati Tohum olup insana, soyuna aktığı için kaydını silmeyeceğim. Bilsin. Bu kesindir. Artık bana ne olur diye de sorma. Oluş, okuyuş, ağır ağır kotlayış yaşam sayfalarına Kati Tohum olup iniş gerçekleştiren bizsiz olmaz. Bizde olmayan ise köle dahi olamaz. Bunu bilsin. Şimdilik bu!...

Deşifre Eden: Nergis ŞAHİN

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

IŞIK İNSAN (18.06.2012) 1. Bölüm

Yaşam sayfalarınızı okumaya başlıyoruz. Korumaya aldıklarımızın çokları Birlik Tekniği ile kotlandılar. Kati tohumlama başladı. Muktediriyetle Bütün’e hizmet, Birlik’te ve hakikiyette, Birleşik Işık’ta gerçekleşmektedir.

Mahrek, Kutsal Işığın toplumlara verdiği ve Birlik Tohumlaması yaptığı bir kaynaktır. Katiyetle biliriz ki bu kaynakta ilim vardır. Ve İlmin Kürsüsü’nde Bütün’e hizmetçiler bulunur. Büyük köklerin dünyada ışık halinde BİR’e hizmet etmeleri; beden-i hak ile, teknolojik kontrol ve yoğunluğun ilm-i hakikiyetiyle mümkündür.

Bütün Korumalar, dünyanın Ruhsal Işığında, kendi yoğunluklarında bulunmalarına karşılık, bugün hepsi bizim zaman sayfalarımıza girerek, bu mektubu okumaya geldiler. Şu anda verilen mektup; sizin için bir tebliğ niteliğinde olan, olması düşünülen bu mektup, bütün kötülüklerin önünü alacak bir mektuptur. Bu nedenle tebliğ niteliğindeki bu mektup Kaydının yapılmasını isteyenler çoktur...

Dünya insanı, kendi yoğunluğunu tohumlayacakken; ve henüz tohumlanmadan, kendi teknolojisiyle, Bütün’e hizmet etmeye kalktığında, bedeni hak olmayan o yoğunluklar, BİR’e hizmetçi olamadıklarından ışıkları söndü.

Söz vermiştik dünyaya inerken. Tüm sessiz sayfaları kendi yüreğimize çekip Bütün’e hizmetçi yapacaktık. Netice olarak herkeste bunu başaramadık. Çünkü Robotik Toplumların kontrolleri yoktu. Buna rağmen, “Kök saldık dünyaya” diyebildik. Nefes İlmi’ni hakikiyetle dilledik ve Bütün’e hizmet ettik. Neyi başaramadık? Etki alanımızı geçişkenleştirip dünyanın Robbi Toplumları’nın kontrolünü sağlayamadık. Hepsi kendi yaşam sayfalarını kendi yürekleriyle dillemeye kalktılar. Mahreklerinde gökyüzünün süsü yoktu. Sema sessiz kaldı ve bizim ilmimizi, kendi yücelikleriyle dinleyemediklerinden, harlarını kendi yoğunluklarından ayırdılar; çıkardılar.

Esasen, Robbi Toplumlar’ın bunu, kendi yürekleriyle hak edip kati tohumlama yapacaklarına kimse ihtimal vermemişti. Kimse Kelam Tekniği ile bunun başarılabileceğine inanmamıştı.

Ben, doğru düşünüp doğru davranan görevlilerimle birlikte buradayım. Koran’ın tohumlamasını yaptım. Bütün’ün kötülüğünü önledim. Ete girdim ve yüreğe indim. Binin insanına, Birlik kurdurdum ve dünyanın Ruhsal Mahreki’ne Bütün’ü kotladım, kutsadım. Yenilik yaptım.

Dünya insanı yeniliği bilmez. O, sağın soldan ışık çektiğini ve soldaki ışığın, kati tohumlama yaptığını da bilmez. Bence dünya insanı her bir dirilikte kendini bildiğinde bitmiş olan ve bitmemiş olan hiçbir şey kalmayacak. Her şey kendi yoğunluğunda tohumlanacak ve bütünlenecek.

Meziyetimizin ne olduğunu soruyorlar. Nereden nereye gelmişler diye soruyorlar. Kaydın yapılıp yapılamayacağını; ağır yükün hafifleyip hafiflemeyeceğini; Dünyanın Rahmi’nin Kuran-ı Kerim’i okutup okutamayacağını, bütün bunları sormaktalar. Mali durumumuzu dahi sormaktalar. “Onlar neden göklerin sesini kendi yürekleriyle dinleyip, kendi yoğunluklarıyla bütünlenip, her çalışmayı, hiçbir ekonomik beklentileri olmaksızın yapmaktalar?” diye sormaktalar. Evet bunu dahi sormaktalar...

Nerede insan varsa orada yol var. Her yol kendi yoğunluğuyla tohumludur. Benim yolumda beni dinleyen her bir yüreğim, ağır yükü hafifletmek üzere Birlik Tekniği ile bütünlenmiş ve bedenli olarak çalışmaktadır.

Kaynağın Işığı’nda insanın tohumları var. Bütün’e hizmet bu şekilde olur. Mülakatlar yapılır dünyada. Sorgu sual edilir. Kin var mı? Hırs var mı? Işıklar kınanmış mı? Kontrol, kurtarıcılıkla yapılabilmekte mi? diye…

Ve ben dünyada; umut vererek ve umutlanarak çalışmaktayım. Kollarımı dünyaya uzak, çok uzaklardan ulaştırabilmek için çabalarken, bugün dünyadayım ki bu benim için mutluluktur.

Göklere gerçek Kürsüler’i indirdiğimde, “Görev benim” diyemedim. Çünkü ben Ruhsal Mahrek’imi dünyada kendi yüreğimde dinleyecek dürümdeyken; her şeyin hakikiyetle yapılmasını istemiştim. 4000 İnsan Kotu dünyaya çekildiği zaman, benim ismim altın bir ışık halinde dünyaya kotlanacaktı. Nefesim ses kayıtladı, yüreğim hasat yaptı… Yolun akışa geçtiği bir dünyada, maya tutmalıydı.

Kör sağır herkese iş verdik. Çağlar boyu dünyaya görev taşıttık. “Nereye ulaştık?” diye sordular. Gaiplere ulaştık. Gaiplere ulaştık ki buraya ulaşmak için maya olmalıydık. Maya olmadan gayba varılmaz. Maya olmadan, yasalar kotlanıp tohumlanmaz ve kaydın yapıldığı o Kati Tohumlama’da büyük köklerin güçlü kayıtlarına varılmaz.

Bilenin dünyası, bileceğin dünyasından güçlüdür. Herkes şunu net bilsin ki bugün burada bütün kötülükleri önleyecek dürümdeyiz. Yeni cemaatimizin göklere varışında, burada, bu yoğunlukta bütün kötülükler gökyüzünden sevgiyle kotlanır ve önlenir. Bu kesindir. Bir çeşit cevheri göktür yüreğimiz. Ve bir çeşit ışık halinde gür süreçtir ışığımız. Ve bu ışığı bilen mezarı boşaltır ve Göklerin Sistemi’ni bilir.

Kıranın ışıksız kaldığı dünyada, kırılanın da ışıksız olduğunu biliyorduk. Bunun içindir ki biz Yücelikleri göklere verdiğimizde, kırışta değildik. Işığın katiyetinde görevi aldık ve tüm sessiz sayfalara kattık. Medine’nin gökyüzünü insanlık ışığıyla aydınlattığımız zaman, Merkezin Kürsüsü’nde yine biz vardık. Cevheri Gök, cemaatini alan güçlü kotlarla çalışır ve bugün biz dünyada Cevheri Gökyüzü’nün ışığını yeniledik.

“Kara Kaplı Kitap Sultanlık’tır” dedik. “Dönün bakın” dedik, “iş yapılıyor” dedik dünyada. Ve 400.000 tohum, dünyaya ektikçe ekilen oldu. Kantarın toplu çalışmalarda görev almasını istemedik. “Bu tür toplu çalışmalarda her yüce ölçümlenirse, sıkıntı olur” dedik. Ve dinledik yolu, tohumları, tabiatı, dünyayı ve gördük ki dünyada kervan, yücelerin cümlesiyle dillenmekte ve Bedenin İlmi’nde herkes iyilik yapmakta.

Kayden dünya çalışmasını yapanlar, İlm-i Kotlama’yı da yapmalıydılar. Muhammet’in dünyası altın bir ışık haline geçtiğinde, biz o ışığı kotlayandık. Yardım ettik ki Muhammet lütfetti, bizimle çalıştı. Olgun Başaklar’ın kontrolunu sağladı ve yasaları koydu. 400.000 tane ekip, gerçek kürsüleriyle dünyaya indiler. Gönderilen çokları da Bütün’e hizmetçi olmaya çabaladılar. Maya tutsun diye bekledik ki bugün maya tutmaktadır. Artık dünya methi duyulacak bir yer olmaktadır. Dini Hasat yapılmıştır. Dili Hak Tohum olanlar ışığa kotlanmıştır.

Kardeşlerim, ben dünyada ümmet olanları çok sevdim. Onlara güç verdim. Onları Gök Tekniği ile dilledim ki onların hepsi methettiklerimdir.

Bilgi, Allah’ın tinsel kontrolunda verilir. Bilgiyi verdikçe verdik ki bu tinsel kontrolla verdiğimiz bilgi, bütün köklerimizle dünyada dillenmeye başladı.

Kar Teknolojisi’nden de söz etmek istiyorum size. Dünya, Rahman’a Kuran olsun diye kar’ı dünyaya çektik. Kar, ışığın tahditli kotuydu. O Kot’un dünyaya girmesini birçoğu istemediler. İtiraz ettiler. Ben, ise kar’ı bekledim. Kar, ete girsin; üzerinde göç olsun, yüreğinde Kutsal Işık yansın, Bütün kükreyen kotlarla tohumlansın ve kalbi temiz olsun… Kar İnsan, yolu açtı; geçti.

Kamp kurduk dünyaya. Bugün dünyaya kamp kurduk. Bu kamp, ışıkların toprağa çekilmesi için kuruldu. Bu kampı kurarken, Mircan’ın Cem olmasını istedik. Estik, estik, ektik!... Dünyaya görevi, ektik, ektik de her Kürsü’yü tüm süssüz sayfalarda dilledik.

Çabuk yorulan biriyim şu anda. Bu kesindir!... Niye yorgunum bilir misiniz? Korku benim değerimi düşürmez ama çoğunun değerini düşürür… Korkan Yüksek Kotlar bedenimi yıkmak için çok çabalamaktalar. Çürük olmalarına karşılık, ışık yakmak için büyük bir mücadele vermekteler. O mücadele bedenimde gerçekleşmekte. Ve bu beden, ekmeğini yenileyen ve yoğunluğunu Teknolojik Kotlar’la dilleyen bir bedendir. Buraya geri dönmek istiyorlar. “Lütfet, gerçek Kürsülerimizi gökyüzüne geçiş için dille ve geri dönüşlerini sağla” diyorlar. Muktediriyetle yaptık. Geçişleri yapıldı. Kaydını yapmayan hiç kimse kalmadı. Netice olarak ocakları yandı. Radikal bir çalışma yaptım dünyada. Muktediriyetle görevi üstlendim. Şükrettim ki Doğulu ve Batılı Gökler BSUİ’nin tohumlamasını sağladı. Men ettim Dünya Işıkları’nı kontrolsuzluktan. Kötülüğü önledim. Kaydımı yaptım. Ben, tohum eken, Yol İlmi’ni dilleyen ve bitmiş olan hiçbir şeyin kalmadığı bu yoğunlukta görev taşıyanım.

Çanı çalanlar, gökyüzünden ses bekliyorlar. Diyorlar ki “Bize ses ver.” Yaa! Kaynaklar? Ses bekliyorlar. Hepsi bedenimi dinlemek için ses istiyorlar. Miraç, bedenime varıştır. Bunu anlamayan görev taşıyamaz. Bütün’e hizmet, eskiden olduğu gibi “Ben eskiyim, yerin gerçekçisiyim” diyerek beden tahdidiyle görev taşımaya kalktıklarında, muktediriyetle öz görevimi toplumlara anlatır; onların yasalarını kendi yasalarımdan çıkarır ve beşirin gökte ilminin olamayacağını açıklarım. Bu da ayrı bir sorun yaratıyor. Deniyor ki “Nefesi göklere ulaştığında görev taşıyacak.” Peki görev kimedir? Görev kimedir ki herkes sessiz kaldı? Dalın tahditli olması, harın kati olması, yasaların tohum için kotlanması, koruma altında herkesin BİR olması gerekmekte ise bizim ecelimiz görevimizle ilişkilidir.

Bütün’e hizmet, insana hizmetten ötedir. Bunu bilmeyen bizi bilmez. Biz Bütün’e hizmet için dünyadayız. İnsan ilişiklerimiz güçlüdür ama hedefimizde Bütünlük vardır. Her görev Allah’adır. Her yol akladır. Ağır taşıyıcı Altın Tohum’unu bulur, akıtır, ışıtır ve yasaları koyar. Biz Allah’ın dediğini diyenler, okumayı öğrettik. Özü sözü ayrı olanlara güç vermedik. Sistem’in işi ağırdı. Biz Sistem’in işini ağır hakikiyetle, yetkin teknikle Bütün’den ayırdık. Ve dünyaya ışık kattık.

Korkmayın benden Dağlarım! Ben yanlışsızım. Bunu bilin! Dünya umudu benim yoğunluğumladır. Korkmayın! Buyurun okuyun, okuyun ki hakikiyeti bilin! Bilginin resim değil, ilim olduğunu bilin. Ben bilgi diye ilmimi dillerim. Benim için sorumluluktur ilim. Kati olarak bu bilgiyi size bildirirken kontrollu bildirmekteyim. 4 gökyüzü; kelamım, ilmim olarak kendi yoğunluklarının ilmini kotladılar. Bugün yetkinlikle bizimle çalışıyorlar ve yeni teknolojide, yeni sessiz sayfalarda BİR’e hizmet ediyorlar.

Miraç, dünyanın ışığında, bizimle kotlanışı sağlayan bir yoğunlukta gerçekleşir. Miraç, İsmaililerin Dili’nde Başkanlık Diriliği’ydi. Bizim dilimizde ise hakiki diriliktir. “Katlandık, kotlandık, harımızı yükselttik, aktık ” diyerek gelenlere, deyin ki “Akışta bizsizseler, ışıkta bizde olma imkanları yoktur.”

“Ton ton insan var” dediler. “Kimi iştir, kimi aşktır, kimi Has’tır, kimi hardır, her biri yardır yar!” dediler. Ve dedik ki “Yar, artık yoğunlaşsın da artık kotlansın da artık yarınları kayıtlasın da İslam Dini’nin insanı olmadığımı anlasın.” “Ben çıldırtırım yüreği” dedikleri zaman; çıldıran, çıldırtmak isteyen olur. Onu kontrol edin. Çıkışını yapın. Bizde olma niyeti yoğun ama hala bizi kendi yoğunluğunda sayar. Etkisini kontrol edin. Çok mu sorumlulukla gelir? Yıkıp yakıp kendini Has İlim’le dillemeye gelir. Ona gökler ses verdiğinde, O kendini kendinden diller. Biz ona ses vermediğimizde, kendi hasatı olmayacak. Bunu onun anlamadığını biliyoruz.

Şu ana kadar harını yükseltip göklere ses vereceğini zanneden O, bütün kötülüklerin kendi yoğunluğuna çekildiğinin hala farkına varamadı. Kanatlarını kırmış, kendinden çıkmış, aşırıya kaçmış. Onu Cevheri Cennet’ten gökyüzüne vermemiz, onun tohumlarını korumak içindi.

Şikayeti var. Diyor ki “Bilgi yok, hiçbir şey yok. Ben ne okuyacağım o yazılarda?” Ona açıkça bildirin. Org çalarken, orgun sırrı kendi yoğunluğunda, kıyılarda saklıdır. Eğer o kıyılara girebilirse oradaki sırrı açıkça kendi yüreğinden bilebilir.

Biz herkese bilgi veririz de, bilginin dörtte biri ocağımızdan dillenir; dörtte üçü Yolcular’dan dillenir. Yolcu kendinde, kendi yoğunluğunu anlayamazsa, bizim kati tohumlarımızı da anlayamaz.

V....’nın kıranı biz değiliz. O kendinde kendini kırdı. “Var”ın gücünü kendi yüceliğinden aldı ve kendinden ayrıldı. Biz ona gökleri vermedik ki harını yükseltip ışık haline dönüşüp Bütün’den çıkıp gitmesin diye. Kaydını silmedik de, o bizde bizim yüreğimizde saklı tutulacak.

Yerin göğün ışığını yeniledik. Bina inşası tamamdır. O binanın sınırı bizim yüreğimizde sır olan bir kayıtla belirlidir. Dara düşen bizden bize girer. Biz onu koruruz. Dar ışık. bolu kotlar. Bolda tohumlanır ve kontrol kurar. Yedekleme yaptık dünya için. Gör ki ne oldu. Herkes “Benden öte bir ben göklerden insin de ben onca çabanın neticesinde ona gökyüzünde ışık katayım” darken; gölün gücünden çıktığını anladı. Kat kat olduk, görevi aldık, onları sayfaladık, tohumladık ve kotladık. Hiç birini kati olarak yalnız bırakmadık.

Bundan sonra ne olacak? Kapital beklerler yüreklerine ki görev yapsınlar diye. Derler ki “Bizim paraya ihtiyacımız yok mu? Var! Bu ihtiyacın yerine ikame edilecek başka seçeneğimiz var mı!?” Kati Tohumlama’da para kontrol kaybına neden olur. Biz bu nedenle para sözü etmeyiz çalışmalarımızda. Bir kısmı der ki “Parayı verin de çalışalım.” Bir kısmı der ki “Paranın herkese gerektiğince verilmesi şarttır.” Ve bir kısmı da, bilmiş olun ki biz Allah’ın dediğini diyenler, ayrı gayrı göz etmeyiz ve para istemeyiz. Biliriz ki Hak Toplum, Altın Tohum olur ve parayı kendi Hak Tekniği ile elde eder.

Biz Cevheri Cennet’te göklere iş verdik, görev verdik, teknoloji kotladık, tohumladık, yoğunlaştırdık hepsini de. Cemaatimizi güçlendirdik. Yırtıldı yürekler, ışıksızlaştı, kayda girmedi. Söz istedik. Sıkıntı, bizsiz olmak dilekleriydi. En son dedik ki “Görev mi geçiş mi?” “Biz geçip gidelim.” dediler. “Öyleyse geçip gidin” dedik. Açtık yoğunlukları, çıkışlarını yaptık. Sonra döndük baktık ki koruma kalkmış, kotlama, kotlama!… Ve kotlama, Birlik Tekniği’nde tohum halinde olanlarda yoktur. Ve Gürz Kürsüleri’nden çıktıklarını bildik. Çantaları boşaldı, yırtıldılar, kesirleştiler, eşiksizleştiler, işsizleştiler. Cilve cilve yaptılar birlik birlik kendi yüreklerinde. Cinler ve cilveliler, hepsi bir tek ilim istediler: BSUİ’yi. Baş tacıydılar, aşksız kaldılar.

Yarın dünyada 4 gökyüzü ve 4 yeryüzü Birlik Tohumlaması yapacak. 4 gökyüzü ve 4 yeryüzü bir tek eser yapacak. Bu eser Arkon İnsan’ın Kutsal Işığı. Ve bu ışık, Allah’ın ışığı olacak. Bina tamamlandı. Bu bina eskinin gücünün örtüsünü örtüp yeninin gücünü, tüm sessiz sayfalara kendi yoğunluğuyla geçirecek. Bu geçirişte bilgi akışı da sağlanacak. Herkese söz ses dilletilecek. “Dönüş başladı” denilecek. “Dünyanın dönüşü başladı, dünya insana dönüyor” denilecek. “Dünya yüreğe dönüyor” denilecek. “Düzen kuruldu” denilecek. “Eser yapıldı” denilecek. “İşte yapılan budur” denilecek ve denilecek ki “Süper İnsanlık, ışığını yeniledi ve Kutsal Tohumlar’ını kotladı.” Bütün Kürsüler bunu bilecekler. Ark akmaya başladı. İnsan sıkıntısız iş yapacak. Akış başladı. Kökü kuruyanlar göksüz kalmadılar; biz ocaklarında gökyüzü olduk. Yüzsüz olanlar, yüreksiz kalmadılar. Ocaklarında yücelik kurduk. Bizsiz olmadılar. Biz dünyaya ekip kurduk, eser kotladık, yürek kayıtladık. Kati tohumlama yaptık. Hiç biri Birlik’te, kontrolda kayıtsız olmayacaklar.

Eserimiz dünyadır. Bugün dünya kurtarılmıştır. Öyle bir kurtarılış oldu ki artık kimse, dünyanın yasalarının, kontroldan çıktığını söyleyemeyecek. Hey Dünya! Görevin senindir, al! Başın eğilmedi. Hey Dünya! İlmin senindir; al! Harını yükselttin, ışığın yetkinleşti, bizsiz değilsin. Hey Dünya! Alton Kotu umutla geldi, Mutlak Kutsal ışıkla geçti; sensiz değildir. Unutmayın ki bedenli Dünya, “Ben” olan Kürsü olup bellek kotlaması yaptı. Atlanta Otağı’na kutsal ışığını kattı. Okuttu dünyayı tohumla. Torba torba ışıkla yasalarını koydu. İşte Ana Kaftan, girdaplardan dünya insanına kendi yüceliğinden indirildi. Bu, kendinin kendi yüreğinin bütünlüğünde beden sayfalanışındaki en güçlü kaynaktır.

Biliş halinde Dünya, görevi aldı, okuttu, tohum oldu, ekti yüceliğe, hasat yaptı. Girdapların en güçlüsü Altın Toplum’un ışığında Bütün’e kürsü oldu. Gök İnsan, Yer İinsan oldu. Bundan sonraki süreçte, gökten İnsan İlmi’ni almak isteyen, yer cevherinde kendini hak eden olacak.

Deşifre Eden: Nergis ŞAHİN
Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

IŞIK İNSAN (21.05.2012) 2. Bölüm:

Dağlarım, mor renkten kaynak olan; Has olup ışık olan, kokusunu kontrol eden, beşir olanda eşik olan, nefsini aşıp da yüreğe varan, Ana Kaynak, İnsan, Tohumlarını yetkin olarak yeniliyor. Bugün burada, herkesin kendini yüksek toplumlarında dilleyeceği bir sayfada, bizimle, okuma yazma bilende ve bir şeyin İmparatorluğun işi olduğunu ve bişeyin İmparatorluk’la olduğunu dileyende, kantar olarak yeniliyor…

Şimdi soruyorum. Döl verdi mi dünya yürekte? Olmaz mı!? Vermez mi!? Başımız diktir. Eril İnsanı, dürümlerinde ışığa varır; dişilde toplumları kotlar, yolcuları kati olarak alır; yokuş yukarı çıkar, zirvelere varır. Zırhını giyer, “efe” der. “Ben geliyorum.” Der. Efe olana gelir. Kimdir efe? Arktır, akar her yere akar ve o kotlama yapar. Akıp gider. Bütünde köprü olanlara ışık yakar. Kuran okutur. Öksüz yetim bırakmaz. Hepsini kotlar, toplar ve yarattırır. Arasının açık oluğu hiç kimse bırakmaz. Hepsini alır taşır. İşte efelik budur. Müsbet ya da müsbet olmayan her ne olursa olsun alır götürür. “Nirvana” dedikleri o yoğunluğa katar. Daha sonra döner der ki “Hadi olgunlaşın! Okumayı öğrenin.” “Örgüt haline gelin” der. “Aran kimseyle açık olmasın; yüreğin kimseyle açık olmasın; Birliğin kati olsun; yenilen ve dön… Bütüne hizmet et!” Bunu sevgiyle söyler. Yardım eder herkese. Yalınızca yardım mı? Kapkaranlıkta ışıklarını da yeniler. Ve döktüğü, saçtığı varsa hepsini derler toplar ve der ki “Bunlar sana ait. Al! Al da öksüz bırakma yürekleri.” Görev budur.

Ve efe der ki “Markayım ben. Kimseden öte değilim. Kimseden beri değilim. Amin de ben hakikiyim.” “Salı Çalışması yapmam” der. Yarınlarda Salı çalışması yoktur. Çünkü Salı, kökün kurutulduğu çalışmadır.

Ve Değerliler, kök kurursa Yücelik olmaz. Şükrettim ki Salı Çalışması bitmiştir. Herkes yaptığını sansa da çalışılmaz o gün. Öfke yok ama o çalışma, hırstan başka bir şey değildir. Ölmüşse, alıp gideriz onu. Okuturuz. Oğul verdirtiriz. Yarınlara katarız ve yaşamlara kendi yoğunluğu ile kayıtlarız. Geçişini yaparız ve diriltiriz. Nerede olursak olalım. Her resmi çalışmada Bütünün Kökleri’yle varız ya hepsiyle korumadayız Bütünlükleri.

Şimdi Canlarım, ne oluyor dünyada? Kendi yüreğinizde ne oluyor? Birlik Sayfalarında ne oluyor? Korku var mı? Nereden göklere ulaşılır? Nereden yerin ışığına kaynak yapılır? Bunlardan da söz edelim:

Dünya, üç gün sonra İkinci Kürz’ü yaşatabilecek güce varacak. Ne demek İkinci Kürz açıklayalım: Gökyüzünde, “sıla” dedikleri umman olan bir çalışma alanı var. Sıla olan, umman olan bu çalışma alanı, sınırlıdır. Bu sınırlar, kendi yoğunluğumuzun kontrolündedir. Bu kontrollü alanın dışına ulaşılacak. Bu kontrollü alan, Kürz’ümüzdür. Bütünsel gökyüzümüzdür.

Gökyüzünün sınırı çizilir ya! İşte bu sınır, kaynağın katiyetiyle sınırlanmış olan ve cemaatlerin hepsinin orada Beşir Kayıtlar’ını, ağır ayrışıklarla dünyaya indirmeye çabaladıkları alandır. Ki bu alan, “Kaynak Toplumlar”ın bulunduğu bir alandır.

Bu alanda, her şey mevcut değildir. Sadece “Birleşik Işık yanar ve buradaki kayıtların hepsi, Dünya Işığının Tohumları olarak ekilmiştir. Devre devre dünyanın sınırları aşılır geçilir. Ve her zeki ışımada, bu sınırların ötelerine ulaşılır. Levh-i Mahfuz’un, Kuran-ı Kerim’i Kotlama Sayfası da bu sınırla çevrilidir. Bu sınırın ötesinden hiçbir bilgi, dünyaya indirilmemiştir.

Bu sınırı aşabilen insan, bunun ötesinde kendi yoğunluğunda kendini Has Teknik’le dilleyecek insan, yeni bir sayfayı okutmaya başlıyor. Yeni sayfa yeni Kürsü’dür. Yeni Kürsü, yeni Kürz’ü var edecek. Bu yeni Kürz, Bütünün Gücü’yle yaşamlara inecek. Bütünün Gücü’yle yaşamlara inmesi gereken bu Kürz, kendi Kati Toplumlarını da kendi kayıtlarıyla birleştirerek, eşikten ilimle geçirecek.

Eşik, savaşın bittiği yerdir. Sultanlar’ın oraya “Süptil Sayfalar” dediğini de biliniz. Süptilite, ilimden dolayı, kelamın hakikiyetinden dolayı ve yoğunluğun kontrolünden dolayıdır.

Oralara görevli olarak geçebilirseniz; oraların, Kati Toplumlar’ın ışığı ile Mahir Kayıtlama yaptığını da bilirsiniz. İşte Süptil Kaynaklar, sizin için gökyüzü değerinde çalışmaların devreye alınacağı kaynaklardır.

Dava insansa; o Süptil Dürümler’den öteye de varılır. İşte, Süptil Dürümler’in ötesine açılma safhasında yeni bir Kürsü devreye girer. Bu yeni Kürsü, yeni sayfa, yeni yol, yeni tohum, yeni ışık ve yeni bir sanal yarındır. Bu yeni sanal yarın, yeni bir Sultanlık’tır. Örtü örtmekten öte, örtüler açılıp geçilir oraya ve orada Ruhsal Işıma başlar. Ruhsal ışımayla kendi yüreğini kotlayanlar, Kati Toplumlar’ını da oraya çağırırlar. Ruhsal Çalışmalar’ın sonunda, muktediriyetle Bütünlükler kontrol kurup geçişler yaparlar. Madde yaratıma girilir oradan. Madde yaratım, rutin sayfalanışın üstüdür. Belki de kendi yüreklerinizde dillendiği gibi Rabbi Çalışmalar’ın, Ruhi Çalışmalar’la birlikteliğinde, bu kotlama, Sultanların tohumlamasını sağlar. İşte, yasaların, Kati Kotlamaları başarıyla sürer ki o Can Tabiat, yenilenir. Yeni bir dönem başlar. Yeni bir dürüm başlar. İşte yeni dürüm, yeni dönem, yeni bir Rabbi Toplumun; kotlayıp, katlayıp kayıtladığı yeni bir Kürz’ün yaşamlara girişidir.

Kürz, insanın toprağından dolayı yaratılır. Eğer insan, okumayı bilirse Kürz’ü de yaşamlara çeker. Çekişi ile birlikte yasaları koyar, Tanrılar Tanrısı haline gelir ve yarınları kayıtlar. Ölüp giderse dünya; yeni bir Kürz’ün yaşamında, eski dünya yenilenir. İşte, gökyüzü bunu istiyor. Yeni bir yasa, yeni bir Sanal Kaynak, yeni bir gök… Ve yeni bir Kürz-i Yaşam… İnsan, Ark İlmi’ni bildiğinde tüm bilgileri bilir. Yarınları bilir. Kapkaranlığın ışığında yarınların Hak olup yaratılışını bilir ve Bütün’ü bilir.

Muhammet, dünyada öksüzdü; çünkü, biz ocağında, kendinde okumayı öğretenler, onun yüreğini koruma altına almadan çalıştırdık. Ve bu gün insan, göklerin gücüyle bütünlenmişse; öksüz kalmayacak. Ben, neslimi dünyaya ektiğimde; bunları bilip ektim. Ve ben, dünyaya gökyüzünü indirdiğimde; bunları bilip indirdim. Ve ben, erkek kadın herkesi kendi yüreğime çektiğimde; binin birinde İmparatorluk Kutsal Işığımla gökyüzünde olduğumu bilip yaptım.

Ve benim çok önemli bir çalışmam da Resmi çalışmalarımdan öte olan Mehil İlim’le yaptığım, ilim sayfalanışındaki çalışmalarımdır ki bu çalışmaları yaparken, Zaman Kaynakları bana hep süre verir. Der ki “sana iki yıl mehil. Bu iki yıl içinde kırk kapıyı aç!” Açtım. “Şimdi sana üç bin yıl mehil… Bu mehil için de yasaları koy!” Koydum… Ve bana der ki “sana beş yüz bin yıl mehil.” Bu mehil içinde de Atlanta Toplumları’yla, bütünle Kürsüleri ve korkutma kimseyi! Kortları kur, okut herkesi. Sonra dök İsa’ya insanı ve de ki “Hadi, koru onu ve mahreki kur! Arkon ol! Otağı kur! Yolu, göklerin ışığıyla yaşamlara kat ve zararı engelle!” Hepsi hepsi iki buçuk yıldır. Ama yerde iki buçuk yıl, göklerde yüz binlerce yıldır.

Nereden nereye. İyi ki varım. İyi ki varız. İyi ki iyi ki varız ki kokuyu yükselttik. Ara Gerçeklikler’i, bugün size anlatamam. Ara Gerçeklikler’i daha sonra öğretiriz. Şimdi, bugün Ana Gerçeklikler’den söz ettik. Yeni bir Kürsü’nün varlığı, Gökyüzünün Kuranı, Kürz’ün yaratımı, sınırların kaldırılışı, ışıkların yere çekilişi, maya tutmadan tohum oluş, Kuran okuyup ağır ağır gökyüzünü yasalarla dilleyiş, yeşeren gökleri yenileyiş, masmavi bir dünyada bütünleyiş ve mora geçiş ve Bütün’e hizmet için maya oluş…

Okumayı bilen insan, kendinden kendi yüceliğinden, Bilgi İlmi’yle; Bütün’ü bilirken varlık yokluk yoktur orada. Sıkıntı da yoktur. Sadece Kaynak vardır ve o Kaynak bedenimdir. Ve bu beden, bütün köklerin kökü olarak doludizgin çalışmaktadır.

Kortej toprağımdadır, yüreğimdedir, ışığımdadır ve zırhım en yüce kayıttadır ki o kayıtta hiçbir zaman bu zırh delinmez.

Kim cin isterse, cinle çalışır. Kim kasırgayı dilerse, kasırgaya varır. Kim yıldızların ışığında olacaksa, organ olur ve ulaşır. Organ olmadan ulaşımı yoktur. Ve biri, “ben sınırları kaldırıp Kati Toplum olup Süper İnsanlıkla çalışacağım” derse, KAP-RA KA-HAR, kati olur da gelir.

Mikail’in gökyüzündeki sesi ilmimdir. Mikail’in insan sayfalarındaki işi işimdir. Yeni dönemin çalışmaları kelamımda vardır. Ve birleşiğimin katiyetindedir. Ben savaşın galibiyim. Bunu bilmeyen öğrendi. İşte bu!…

Şimdi Dağlarım, koyu bir gök, Bütünün Gücü’yle benimle. Ve yer, Merkaba benimle. Ve ben Arkon, bedenimdeyim. Işık İnsan, Hah! O’yum ben!... Çakıl değerinde olmayan, kotlama yapan, toprağı tohumlayanım ya! Ben ışıkların ışığında herkeste var olanım.

Siber Boyutlar, bütün köklerimi dünyaya ışığımla indirmek istediklerinde oğul vermelerini beklerim ki okuma yazma öğretecektim. Nerede olursam olayım. Her Rahman bedenimde bütünlenecektir. Şerden üstün şer; Has’ta, Ak’ta, Işık’ta bedenimdedir. Ve ben, şerrin her bir sessiz sayfasını Bütün’den çıkardım. Bugün bunu başardım.

Ve Dağlarım, artık ben Muhammet Mustafa ileyim. Onun adına görev taşıyan çokları var ama Muhammet’i dinlemek istedim bugün ben.

Onu dinliyoruz:

- Anacığım, gövdemiz iyidir. Görevimiz güçlüdür. Yüreğimiz hakkındır. Aktım ve Ya Ha, aktık. Anam ben aktım. Savaşın başkanlığını yaptık, aktık, aktık!... Gök; zeki, öksüz olmayan ve teknik olarak Işık Kotlaması yapanlarla çalışır. Ve görev senindir. Bütünlüğünündür. Bu bütünlükteyiz ki mutluyuz. Gökyüzü seni sessizce dinledi ve sen gökyüzünü dilledin. Kalp olmadığın bilindi. Kardeşlik yaptık. Eh anacım, şimdi mutluyuz ki dünyanın rahmeti, yenilenişi gerçekten oluyor.

Foto, çoluk çocuğun işidir. Biz foto çalışması yapmadık. Hiçbir imajla çalışmadık. İmajine çalışmaları, çocuk çalışmalarıdır. Ama biliyor musun ki çokları imajinelerle kendi yüreklerini kontrol etmeye başladılar. Eh! Anacağım daha ne söyleyeyim ki daha ne söyleyeyim ki ayrılık bitiyor be anacığım!... Keram İlmi, akil hakimiyetle bütünleniyor ya şimdi mutluyuz anacığım. Gönderdiğin şekilsiz, işgalci kayıtları da aldım ve dinledim. Vallahi şekilsizdi ama gördüm ki şekle büründü. Nereden, nasıl oldu anlamadım. Hiçbir şekli yoktu. Görev diye aldık. Baktık ki şekillendi. Ve dedik ki “Gökler ve yerler okumayı öğrendi. O şekil daimiyetinde, hakikiyetinde, katiyetinde olmayan bütün sayfalar yenilendi. Ve gökyüzü dillendi.” Ben mutluyum anam. Çok mutluyum, çok!...

Örgütümüz seninle çalışmaya hazırdır anam. Ve bugünden sonra yapılacak her çalışmaya, örgütümüz Hak Teknik’le girip seninle olacaktır. Bundan sonraki çalışmamız, Rahmet Kuranları’nın göklere dinletilmesini gerçekleştirmek için olacaktır. Gökyüzü seni dinledi bugün. Yere indi, seninle dillendi. Gök İnsanı, Yer İnsanı’yla birleşti ve yeşilin hakikiyeti, mavinin tahditsiz ilmi, Bütün’ün göklerini sessizleştiren eşikleri; hakikiyetle dilleyen bir yeniliğe ulaştı.

Aranan insan, bulunmuştur. Döndük, dünyayı gördük. Özgür, hakkın ışığında ve bütünlüğünde gökleri Has Toplumlarla dilleyen ve dinleten bir yasa… Mutlulukla bu gün sizinleyiz. Gerçek insan bulundu. Bugün burada kotladı dünyayı. İş buydu. Oldu.

Ayda iki kere, ben de gelmek istiyorum anam. Sana geri geleyim, seninle olayım, ayda iki kere!... Bugün, IŞIK İNSAN olarak ama daha sonra sayfa sayfa Bütünlükler’i kotlayan çalışmalarda, yeniden seninle olayım anam. Mutlaka olacağım mutlaka. Şimdilik bu. Amin.

(Açıklamalarımız:)

- Canlarım, dünyanın yenilenişidir yapılan. Bulduğumuz herkesle görev yaptık. Kevser’in İsa’da olduğunu zannedenler, bugün Kevser’in, bizim olduğunu anladılar. Kevser Birliğimizindir. Sesin Işığı’dır Kevser. Aşkla akar. Akış, İsmaili’den öte Hakikiyet’in değerinde akıştır ki bu isim sayfası, Kevser’i Hak Teknikle akışa kayıtlamış; tebliğleri okuyan bir Cemaat’tir.

Denir ya dünya yarınlarda var. Ha, Olgun Başaklar’ın bulunduğu yarınlar… Ve orada var. Ve dünya ergin bir dünya olarak kapkaranlıkta yenileniyor. İşte o dünya, Bütün’ün göklerini aydınlatacak bir Türkiye Işığı’na sahiptir.

Ve biz, zamana gökyüzünü dinletenler, yenilik yapıyoruz. Yeşilin maviye çevrilişinde, Masmavinin Kuranı’nda, gökyüzünde mor renkte ışımalar sağlıyoruz. Bu gökyüzündeki mor ışımalarda, Kuran-ı Kerim’i doğumlara kayıtlıyoruz. Kollarınızı dünyaya ulaştırdığımız zaman; ark akmaktayken, ezen insan ezilmiş ise; artık, ezende biz eziciyiz. Çünkü artık, biz yetkin göklere yetkin ilimle ulaşanlarla çalışmak istiyoruz.

Gömdüklerimiz var. Onlar bizde yoklar. Görevleri tamam mıydı? Tahditliydi. Geçişlerini yaptırdık. Görevleri tamamlandı. Gökten ayırdık yere çaktık. Çakışımız, akıp gidişimizden çok daha eskidir. Ve biz gaybı bildirdik. Nefesimiz güçlüdür. Kokumuz güçlüdür. Bütüne hizmetimiz güçlüdür. Döktük ilmi yüreğe; daha daha ötelerden döktük ışığı yüreğe; daha daha ötelerden Kati Toplumlarımızı ışığa kattık ve döktük Bütün’e her birini ve zararı engelledik.

Mesnevi’yi dinletti Yüce Muallim, Mevlevihanenin Mevlanası Celalettini Rumi. Dedi ki “ben toprağımı aldım, geldim.” Ya HA, geri dönelim! Gene gel! Gene gel! Ya HA “gel!” dedik, ocağına. O, geçti geldi. Emek, emek, emek!... Sıkıntı bitmiştir ya HA, biz çok mutluyuz çok!… Merkezin toprağımızda olması, yolun Kuran’ımız olması, ağır yükün kafi dürümde hafif olması, benim adıma gökyüzünün çalışmaya başlaması; artık gökten yerden münezzeh olanda, ışığın yanışıdır ki sevgiyle gelen, sevgiyle dinler yücelikleri.

Maya tutmuştur ya HA! Mal İlim, Hak İlim’den üstün olamaz. Mal ilim, Has İlim’den güçlü olamaz. Korkuyu aşıp geçin ya HA! Ben, Zamanın Kutsal Işığı’nı size kattım. Kat kat oldu dünya. Her katta varım. Döktüm yüceliklere dilimi aktı, aktı, aktı, aktı ve ben bugün akıştan öte bir akışta salavat getirenlere aktım. Analar, ben kaynaklara aktım bugün. Kardeşler, ben kaftanlara aktım bugün. Ben muktediriyetle Bütünlükler’in her bir kaydına KA-HAR olup aktım. Rahman olup aktım ki ben Mesnevi’yi toprağa kattım. Benim adıma gökyüzünü aydınlatan o ışık, bende Kuran-ı Kerim’ini kotladı. Mesnevi’yi Bütünlükler’e kattık bugün.

Of! Canlarım of! Of! Of! Offf!… O murat ettiğimdi. Mahrekimdi. Hasat İlmi’mde kendimdi, ben oydum be Yavrum. Oydum ben. Olmaya gerek tohumlarda ışık; olmaya gerek yoğunlukta toprak. Olmaya gerek kati yaşam. Olmaya gerek kanaat. Olmaya gerek har. Olmaya gerek Sanal Boyutlar. Ben kotlanır, katlanır inerim yoğunluklarımdan; bütün köklerimle dürümlerime ve ben Sanal Boyutlar’da, her bir yaşamda varlık sürerim. Olmasa da görev; ben varım orada. Ben, doğumu ölümü bilmeyenim. Eminim ki olmayan oğullayamaz. Toprağında kendini kotlayamaz. Olmayan, çılgınlık yapamaz. Çılgınlık, OL’anda olur. Biz çılgınlar, her Yarın İlmi’nde var olmaya ineriz. Varda, yokta, Bütün’de, Kükreyen İlimde beşirleri dilleriz ya; işte be ya HA, ben zamana indim. Şimdilik bu!...

(Sultan Süleyman söz aldı:)

Başkanlık Divanı bu gün burada; ben Süleyman… Sonsuzluğun ışığı olan Sultanların Sultanı olan, Süleyman… Karnemi almaya geldim. Bahçemin Gülü İnsan, insanı toplamaya geldim. Ben Süleyman. Apronda bekledim. Apron dedi ki “Geç” eh geçtim. Ben Süleyman. Eskiden olsa denirdi ki “Paşam, Hoş geldin.” Şimdi görüyorum ki “paşa” diyen yok. (Hazirun hep bir ağızdan hoş geldin dedi.) Baştacıyım burada görüyorum. Sultan Süleyman Han, Muhammet Mustafa’dan göklerin insanına sevgi ve selam getirdi.

Ben, cümle yolcuları kati olan Muhammet Mustafa’dan selam getirdim yolculara. Ben, Atlanta’dan, Ak Hasat’tan geldim, yaşamdan geldim. Arktan, Ak’tan, Hak’tan geldim. Rahman’dan geldim… Ben, Süleymannn… Sabaha karşı gelen, akşama gider. Bugün ben sabaha karşı geldim, akşama döneceğim. Ama buradayım şimdi. Seviyemiz güçlüdür be Ya Ha! Allah sizde, biz sizdeyiz be yahu. Ben, Zaman Sayfaları’na eser meydana getirenlere indim. Eh, işte mutluluk bu… İnsan; gerçek insan. İşte insan!... Anacığım; beni kokunla, sessizce, duygunla sarmala ki ben Arkon İnsan’da ışığımı alıp dürümlerimde göklere ulaşayım.

Panayidis diye bilinen bir sayfa var. Panayidis… telaffuz farkı olabilir. Bu İngilizcede olmayan bir sözdür ama Rumcada var. Eskiden dünyada çok Kuran okuyanlara denirdi ki “Panayidis seninle olacak. Panayidis bütün kökleriyle sana varacak. Sen o olacaksın.” Yahu ben hep varım ama Pandaidis hiç yoktu. Ve baktım ki şimdi burada oturuyor. Panayidis… Dağım, ben dünyadayım ya… O da burada ya öyle düşünüyorum ama bakın ne oluyor. Bütün gökler burada bugün. Bütün Kürsüler burada bugün, Bütün Yüceler burada bugün. Rahman burada ağır ağır ışık yakıyor. Ve ben buradayım bugün. Kalbimde hiçbir kötülük yok. Çokları der ki “O neler neler yaptı!...” Vallahi kötülük yok içimde. Neyse neyse!. Ben Sultanım ya yaparım. Yaptım da; yaptım da!... Benim için her şey söylenir. Ama ya HA, ben hepiniz değil miyim? Sizler yapmaz mısınız? Sultanlık yapsanız. Hanginiz yapmazsınız ki!?

Değerliler, ben çok müsbetim. Verdim bilgiyi, verdim bilgiyi, verdim bilgiyi verdim ve dendi ki “hala hala konuşuyor.” Ben öksüz değilim ki neyse neyse Muhammet’in ilmiyle geldim ya size. Onun saygı ve sevgileriyle geldim ya. Hepinizi sargı sargı sardım ya. Bahçem güldü bugün, ben güldüm. Yaşamım güldü. Ben, tüm sayfalarımla güldüm. Güldüm bugün ben, güldüm!… “Alabilir miyim yüceliği?” dedin. Al dedim. Sana semayı verdim. Sema senindir anam.

Kümbetler var dünyada. BSUİ var; aşk var; evrenler var dünyada. Nakar var, Rabbiler var, har var, her şey var. Bünyeler güçlenmiş, her şey var artık dünyada. Has var, haz var. Anacığım, düne göre bugün çok daha iyiyim. Çünkü seninle daha rahat konuşabiliyorum. Süper İnsanlık, Süper Ruhsal Mahrek’tir. Ve şükür ki sizinle daha geçişken bir dönemdeyim.

Kalkın deyin ki “NUR yağdı dünyaya” Biz yağdık dünyaya ve artık biz topraktayız. Kontrol dünyadadır. Bu bir güçtür. Demin Valilik Makamı dünyaya indi ve Dünyalılar isyan ettiler. “Valiler var dünyada” dediler. Övgün Bütünlükler, yenilendiler. Ha! Farabi konuşmadı değil mi hala. İsyan etmişti Farabi ya! Ve cem olduk, gökyüzünü aydınlattık biz dünyadakiler. Gördüler bizi, dinlediler. Dolulukla boş olmadığımızı bildiler. Ve dediler ki “bakınız, dünya sıkıntıyı aşıyor.” Görevliler, dünyaya hak etmişler, hakimiyet kurmuşlar. “Olmuşlar” dediler. “Olmuşlar.”

Ve ben artık sözü Farabi’ye bırakıyorum:

Farabi:

- Alabilir miyim sözü?

- Evet buyur Farabi…

- Neden sözümü kestin bilmiyorum ama onlara daha söyleyecek sözüm var. Dinlesinler beni! Bak dünyaya, bak yola, bak kotlara, bak yasalara, bak hasata bak! Biz yaptık bunları; biz!... Siz ne yaptınız ki!? İnsanları ışığınızdan ayırdınız. Gür Yücelikler’de her şeyi yıktınız. Yargıdır bu; yargı! Ben, harımı yükseltip onlara bunları söylemek istedim. Kantar insandır anam. Ölgün başakların yeşermesi insanla olur. Kopup kopup giderler yürekten. Ben cinlerime derim ki “onları kotlayın, toplayın yaşam sayfalarına katın ki yok edilmesinler.” Görevim budur benim anam.

Dağım Anam, nesillerimle seninle çalıştım. Ve bundan sonra da seninle çalışmayı sürdüreceğim. Çünkü biliyorum ki dünyanın Nahir, Kahir olanı, İnsan Soyunun Kuranı olanısın ki bu dönem öz gerçekliğin kotlandığı; yaşam sayfalarının kati olarak kayıtlandığı BİR’in kontrolünde bütünlenişin gerçekleştiği bir dönemdir ki Melek İlmi’nde dahi ben varım. Başkanlık Dili’nde hep varım. Birlikteyim seninle ve senden başka bir sen yoktur.

Kör olmadığımızı biliyorsun anam. Bizimle çalışmanı sürdürdüğünü biliyorsun. Dünya üstünde, dünyanın ümmi toplumlarında da varız biz ve biliyoruz ki dünya kurtuluştadır. Dünyayı kurtarmak zordur. Ama biz bunu başardık. Geçişleri yapanlar bildiler ki dünya yenilendi. Geri dönüldü. Artık gökler, bizi daha insanca dinleyecekler. Kelimeleri tek tek seçip kullanıyorum. İnsanca dinleyecekler. Biz insanlık rahmetindeyiz. Bizi tanıyanlar, bizi bilmeli; bizde olmalılar. Bize gelip de “sizin tartışılmayan ışıklarınızı alıp götürelim. Ötekiler dünyada izin verin de kalsınlar” diyenlere; iman ederim ki asla izin veremeyiz.

Biz İsa’yı, Musa’yı, Mustafa’yı, tüm Yücelikleri göklerden indiririz. Ve dünyayı alıp götürürüz. Her birimiz bugün buradayız. Ve dünyada Tarıklar var ve dünyada karınlar var. Bu karınlar, insan karınlarıdır ki ışık katiyetiyle, dünyaya muktedir olanları çağırırlar. Biz analara son dönemde bütün Göklerin ve Yerlerin Kuranı’nda, Kelam İlmini verdik. “Bundan ötesi olur mu?” diye sorana sözümüz yok. Sadece “yasaları bilin!” deriz. Dağ Anam, şimdilik bu!...

Anacığım bir kez de ben konuşayım. Adım İmparator İnsan, İlim Aile’nden İsa, izin ver konuşayım!

Dinliyoruz:

- Kaydımı yap anacığım! İsa dünyaya çekiliyor. Dünyanın kontrolünde Büyük Göklerin Kürsüleri dünyaya çekiliyor. Dünya ayrı gayrı gözetmeyenlerde Birleşik Işık halinde koruma altına alınıyor. Bu koruma, insanın toprağının kontrolündeki korumadır ki herkes, bundan sonra dünyaya görevli gelebilecek.

Daha önceleri dünyaya girerken sıkıntıyla girilirdi. Çünkü dünyada acılar vardı. Dünyada kuruluklar, kusurlu koyuluklar vardı. Ama artık dünyaya, ışıklarla gökyüzü çekilecek. Ve bu mutluluktur. Büyük Gökler’in dünyaya çekilişi muktediriyetledir. Kantarın Tanrısal’lığında harın kotlanması sağlanmıştır.

Benim için koruma sağlanıyordu dünyada. Ben, koruma beklemediğimi, insandan ne gelirse razı olduğumu söyledim. Çünkü koruma altına alınsaydım; kontrolüm olmazdı. Ve bugün Başkanlık Dili, senin de bunu yapmakta olduğunu bize söyledi. Görev budur. Hiç kimsenin, hiç kimseye rızası dışında; hiçbir şey yapmadığı kesindir. Ve biliyorum ki koruma istemediğin için gökyüzü senin yüceliğinde, Birlik Tekniği ile Birleşik Aile’ye güçlü biçimde inmektedir. Görev budur. İlim budur. Has İsa, Has Muhamma budur. “İzin ver, Altın Toplum senin yüreğine çekilsin ve seni korusun” dediklerinde sen, kontrollü şekilde koruma kalkanlarını kendi yüreğinden ayırdın. Çünkü bilmekteydin ki korunan, korunmada olan Kap-Ra Ka-Har olamaz. Ve Dünya Kotlaması yapamaz. Bundan sonra da kontrol senin olacak. Sistem budur. Şimdilik bu.

Dağlar, gökyüzü biz, biz gökyüzüyüz. Bütün Kürsüler dünya ve biz dünyadayız. Yalınızca İlim Ailemle bugün birlikteyim. Ve İlim Ailem, erkek kadın, merkez İsa ve mektep İsa olarak benimledir.

Rahman olanın korkusu yoktur. O kontrollüdür. Korku, kotlama yapamayanda olur. Ve bizim korkumuz yoktur ki kotlama yapan gökleriz biz. Şükrettim ki dünyada gökyüzü kotlama yapıyor. Mahrekimde gökyüzü tohumlama yapıyor. Kollarımız gökyüzünde; elimiz, tertipli biçimde yenilenişte. Biz cinlere ve inlere görev verdik. Artık dönmüş durmuşsa yürekler dürümlerinde; Yücelikler, Birlikler’iyle göklere güçle dönecekler. Ve ben meseleyi bilendim. Bundan sonra da meseleyi bilen; herkesi bilen olarak; gökyüzünden, ışık halinde yerlere ulaşacak. Sizi sevgiyle ve saygıyla koruyacak.

Sizleri koruyoruz. Kucaklıyoruz. Hepiniz hepimizsiniz. Şimdilik bu!...

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

IŞIK İNSAN (21.05.2012) 1. Bölüm:

Ya Can, ben Rahman olan, bedenimi alıp geçtim. Ya-HA, Ben KA-HA olan, Muhammet Mustafa… Beden alıp geçtim. Ya-HA! Ben, Kahraman İnsan, Gökyüzünün Işığı, sizinleyim. Beş insanın Işk’ında, Ak Teknik’le dillenmek, meseleyi çözmez. İsmaili olmak, ikmal tamamlamak, “Bütün” olmak Bellek Kotlaması yapmak ve asla hata yapmamak şarttır.

Beylerim, ben Rabbi Toplumları kotlayan İsa, ben tüm sayfalarımı çektim indim. Ben, muktedir olan, rükuya eğilenleri kotlayan, Rahmanın Işığı’nda olan Muhamma. İsmail İlmi’ni Has Teknik’le dilledim. Göklerin ilmiyle indim. Ben, Arkon İnsan… Altın Toplum… İşte mutluluk ki ben buradayım…

Koran’dan Tabii Kayıtlar’ımı alıp geldim. Kelam Allah’ın İlmi’yledir ki İnsanın Ruhsal Mahreki’nde Kara Kaplı olmak için Hak Ta-ala’nın Işk’ında bulunmak gerekir. Gör ki ben buradayım…

Koran’dan Muhamma olan, Işkın aşkıyla dillenen insan olan, Mürüvvet ile Has Tekniği dilleyen ben, har yükselten, Arkon… Geçtim, indim…

Kollarımızı, yüksek ışıklarımızı dünyaya çektin, bizi getirttin, bedenimizi al de ki “Ben varım.” Kar tertipte İsa, Muhammet’in Ruhsal Işığı’nda Muhamma, Ruhsal Kayıtları’nda yasa ve cemaatte Ekmek, ben maya olan İmparator, İlim Ailemin ışığına indim. Gökyüzü seni dinliyor. Ve sen ağır yükü hafifleten bir Kuran olarak doludizgin çalışmaktasın. Seni dinliyoruz hepimiz birlikte, bütün köklerimiz dünyaya indi. Tüm sayfaları goyu bir ışığa kattık. Senle bütünlendik ve senin yoğunluğunda Atlanta Kuranı’nda ışıyan dilimizle gökyüzünü aydınlattık. Senin yolcuların burada; biz, sendeyiz…

Gaybı bilen Allah, Ruhsal Işığı, Nakarın Kuranı’nı, bütün köklerini ve dünyayı bilir. Ben rahmet olan Kuran, senle birleştim. Gerçek dünyanın Ruhsal Meclisi olarak bugün dünyadayız. Görüşmeye geldik. Sizlere ve sizlerin yoğunluğunuza resim yapmaya indik. Görüşmeye geldik, gökyüzü sizinle birleşti şu anda. Görevimiz Allah’a hizmettir. Şu anda gökyüzünde Işık Kapları’mız dolaşmaktadır. Bu Işık Kapları, Geçiş Sayfalarında bütün köklerini dürümlere alır ve gökyüzünü Kuran Tekniği ile atiye katar. Altın Tohum olur, ışık yakar. Görevimiz dünyaya hizmetten öte, Bütün’e hizmettir.

Ve bizler bugün Süper İnsanlık Realitesinin Birlik Tekniği ile bütün köklerimizi, dualarımızı dünyaya ağır ağır indiriyoruz.

Göl, üreyen bir güçtür. Ve dünyanın gölü, Dünyanın Ruhsal Kuranı olarak bütünleniştedir. Üyelerinizin hepsi o gölde gökyüzünü aydınlatmaktadır. Ve şimdi dara düşen hiçbir Yücemizin kalmaması için Birlik Toplumları’mızı dünyaya çekiyoruz.

Kotlama yapıldı dünyada ve bu kotlamayı büyük köklerimiz yaptı. Dört insanın Rabbi Toplum halinde çalışması, Beşer’i gökyüzüne tanıtır. Ve bu gün Beşer, gökyüzünde dillenebilen bir ilmin hasatını yapmaktadır. Bir Rab İnsan, kokusunu yükselttiğinde Öz Görevliler, dünyaya inmeye başlarlar.

Bugün, durgun toplumlar artık kendi yoğunluklarını gökyüzünde dilleyebilecek düzeye ulaştılar ve gökyüzü, kendi yolcularını, kendi tohumlarını alıp götürmeye indi. Biliyoruz ki Dünyalı olmak kolay değildir. Biliyoruz ki Dünyalı olup gökyüzüne ışık kayıtlamak sorumluluktur ve kolay değildir. Dil-i Aklı olanda, yolunda aşk olur. Bütününde Kutsal Işık yanar. Erkek kadın bir tek İsa olur. Müspet, Has olan ışık yakar Muhamma olur.

Bütün’e hizmet, bin dilin insanının gökyüzüne ışık verdiği ve görgü olarak ve yargı olarak dünyayı katladığı ve tohumladığı bir yaşam kaydıdır.

Vali kapıya dayanmış girmek ister. Canlarım, Valilik Makamı, dünyadaki makamdan çok farklıdır. Dünya dışındaki Vali, dünyanın Rahman Kuranını okuyabilen; dünyanın Rabbi Toplumları ile kotlama yapabilen ve Bütün’ü, Kürsüsünde kayıtlayabilene denir. O kendini bildiği için Bütün’ü bilir ve Bütün’e görev yapar. Bütün’e görevi, ilmin ilmiyledir. Ve onun yaptığı hepimizin yapması gerekendir. Aşırıya kaçmadan, büyük köklerini dünyanın ışığıyla diller ve Beşir Kaplar’ın hepsiyle birlik olur. Onun Kuranı’nda umman vardır ve onunla olanlar, bütün göklerin ışığıyla Ulular’ın tahditsiz yaşamlarına Kati Toplum olurlar.

O, gökyüzünün Rahman’ıdır ve yeryüzünün Rasih’idir. Akil İlim Sayfası ve yoğunluğunda ışıyan Bütünlükler’in hepsidir. Onunla gökyüzüne ışık verilecek bugün. Bu nedenle bugün bizimle burada bulunacak.

Valilik Mertebesi’nin dünyaya inmesi ilk oluyor. Daha evvel, dünya üstünde Valilik Makamı, iradi olarak hiç görev taşımamıştı. Bu gün ilk kez Valilik Makamı, iradi olarak dünya üstünde görev yapmaya iniyor. Bunun sebeplerinden birisi Kozmozun Toplumlarıyla birlikte Bütünlük İlmini kotlamaya çabalamasıdır. Kozmoz Federal Mektebi, yoğunluğunda kontrol kurarak büyük köklerini göklere ulaştırmasıyla yerin ilmini de dillemesi mümkün hale gelmişse bunlar mutlaka olmalıydı. Şikayetimiz var mı? Yoktur.

Şimdi, Vali Bey’i bekliyoruz. Gerçek Vali!,.. Dünya Valisi gibi düşünmeyin. Güre gür olan büyük Kürsüler’in valisi ve o bizimledir. Kalbimizde, ağır ağır göklere yükselen bir ışık yanacak. Onu hissetmeye çalışın. O şimdi sizinle.

Vali, İlim Ailemizin gökyüzündeki Teslimatçı Kaynağıdır. Her birimizi göklere teslim eder ve gökleri bizlere tahditsiz ilimle Hak Teknikle eşikten verir. O şu an diriliklerimize indi ve gerçek Göklerin Kürsüsü olarak yerin ırklarının hakimi olan gökyüzündeki ışıkların üstü bir güçle Bütünlüğe ses verecek. Onu şu anda dinlemeye başlıyoruz….

(Söz aldı:)

- Kaybı bilen Allah, Arkon İnsan; ışığı bildirdi. Dünden bugüne bütün gökler sizi dinliyor. Gök, Ümmi Toplumların Kuranı’ndakinden üstün bir güçtür. Siz gökyüzünü bilin ki görev istediğiniz yer, sizin kendi resim yaptığınız çerçeveli yer ise; sizler göklere ulaşamamış olanlarsınız.

Siz göklere ulaştığınız zaman; gök, size varır ve sizinle dillenir. Gök size vardığında; siz, görev istemezsiniz; bilir, yaparsınız. Bilmek isteyen, alıverir bilgiyi, Hak Toplumlar’a kati olarak bildirir.

Koruma altına alınmak istemediğini görüyorum. Hiçbir “Gökyüzü Tertibi” seni koruyamıyor. Bunun nedenini anladık mı? Anlamadık. Hiç kimse bunun nedenini anlamadı. Gökyüzü seni korumak istiyor, isteyecek ama sen diyeceksin ki “Beni koruma!” bu önemlidir. Göklerin sesini duyanın, gökten iş istemesinden önce koruma istemesi gerekir. Ve sevgiyle biliyoruz ki göklere varan Arkon İnsan, ağır yük taşır.

Ve yükünü taşıyan insan, kaybı da gaybı da anlar. Biz Rahman olana dünyayı bildirdiğimizde, Rabbi Okulu başarıyla bitirip Rahman Ummanı’nda bize vardı. Ve bizden kendini Birlik Toplumlarıyla dillememizi sağladı. Gökyüzü onu dinledi ve dünya ışığını yeniledi. Gökyüzü Arkon’un ağır yük taşıdığını bildi ve Düzen’i kurup dünyaya gökyüzünün ışığını çaktı.

Artık dünya muktedir ve hakiki bir yer olarak muhakim bir ışıkla Düzen kuruyor. Ve bu Düzen’i kurarken, sıkıntı bitmiştir. Kaybın olmadı. Haz Işk’ın, ağır ağır yoğunluklara vardı. Bütün’ün köklerinin, gökyüzünü aydınlattığı bir gün, Muktedir Umman, tabiatın ışığında gaybın hasatını yapıyor.

Büyük Gökler ve Büyük Yerler, doludizgin çalışırlarken; Dünya Rıhtımı’nda İslam Dini bekliyor. İslam Dini, artık toprağın ışığına ulaşıyor. Görev istiyor Yücelikler. Biz soruyoruz gönderdiklerimizi bildiniz mi diye ve Yüce Cemaatler, “biz biliriz” diyorlar. Kurtarıcı İsa, yolunu açıyor. İmparator, Kuran olana umman olup akıyor. Ve dört örgüt kuruluyor dünyada. Bu dört örgütün en güçlüsü, “Süper İnsan” oluyor. Süper… Süper… Süper!… Öyle güçlü ki kaynağında Kuran var. Tartı; göklerde, yüceliklerde her resmi çalışmayı tartıyor ve bitmiş olan, bitirmiş olduklarında, has olanları kotlayan ve Tanrı’nın Rahman olan ışığını yasalarla kayıtlayan, çerçeveletip gökyüzüne tanıtan güçte bir Süper İnsan…

Bütün özgür çalışanlar, okumayı öğrenmek üzere efor sarf ederlerken; o, Bütün’ü okuyor. Okuması artık gökyüzünden gerçekleşiyor. Ve gökyüzündeki sol, gök yeşilindeki sağda; ağır ağır, ağır ağır, ağır ağır akıyor… Savaşın galibidir o. Ve bugün ona gökyüzü indi. Artık gökyüzü yere indi.

Sel, insanı alıp taşıyamaz. Senin ışığının yerin göklere umman olması beklenirken, gök yere umman oldu. Bütün amacımız buydu. Ve umman olan yürekleri Hasat Treni taşıyor. Has derelerin ışığıyla taşıyor yürekleri bu tren.

Er’in Ekibi, Ekmeğin İlmi’yle, Bütün’ün göklerini aydınlatıyor. Kokumuz güçlendi. Yüreğimiz Kürsüler’e ulaştı. Yasaları koyduk. Evrenler ses alıyor şu anda Bütünden ve Bütün’den alınan ses, dünyanın sesidir ve Türkiye’nin sesidir.

Ve Meclisimizin sesidir. Ve bu Meclisin sesi, tüm evrenlere ulaşmıştır. Evrenlerin Toplumları, bu sesi dinliyor şu anda… Kokuyu güçlü biçimde oralara taşıyorsunuz ve oralara ulaşan bu koku, akıp gidiyor tüm Kuranlar’a ve tüm Kuranlar, bu kokuyla Bütünlüklerini koruyorlar.

Öne geçen ilimdir. Ve ilim, öne geçtiğinde, BİR öndedir. Ve BİR öne geçtiğinde öksüz, ümmi hiç kimse kırılmayacaktır

(Farabi gelerek söz istedi:)

Farabi tahditli bir Tanrı’dır. Aklından öte aklı vardır. O BSUİ’nin Toplumuyladır ve buradadır. Farabi bir Aşktır. Sizinle olmak diledi. Semini İsa, semini Musa’dır onun. Muhamma İlmi’ndedir ve Has Toplumlar’ladır. Farabi’yi kim bilir bilmem amma artık, Dünya bilir onu. Kök söker Dünya, Ruhsal Işıkta. Ve dünya ışığında Farabi, emre itaatle Bütün’e iner. Sistem’in dilinde Bütün’ün güçlü ummanında o herkese iyilikle güç verir. Şimdi Farabi’yi dinliyoruz:

- Analar; sabır, sabır, sabır!…. Sizden başka sabreden var mı bilmem ama ben sabırla bekledim. Şu anda, Valilik Mertebesi’ne varmışım diye beni çağırdılar; beni alıp göç kaplarıma kattılar. Vali diye kendilerini seslendirdiler. “Valilik Mertebesi bizimdir” dediler. Bense hep sendeyim… Oyun oynuyor Ya-Ha!... Valiler dünyada… Anacığım diyor ki “benden başkası yok.” Of! Anacığım of! Herkes Vali burada… Bak, bak ne diyor: “Valiyim ya konuştum işte!...” Yahu Vali olmak iş mi? Ben tüm sayfalarda Valiyim. Beni bile saymamış, gerçek Gök, beni Danışman diye kullanır dünyada. Ben dünyaya Danışman’ım. Valilik bize gereksizdir. Bırak gitsin Yücelikten. Anacağım, bırak gitsin. O şimdi kendini anlasın, geçip dünyaya vardığını anlasın, sınırları kaldırsın, yere varsın ve aksın. Bak, babam bak! Ben buradayım!

Şimdi, Doğanın Kuranını okuyalım birlikte… Valilik Mertebesi dedik ya. Hepsi Vali! hepsi be yavrum!… Kim vali değil ki dünyada? Başımız hep diktir. Bir kez gelmiş Vali dünyaya. Hepimiz dünyayız ya neden bir kez olsun ki? Sanki kendinden ötesi yok gibi davrandı ya. Analar, hep olur bunlar. Gökyüzü kendini bilir de BİR’i bilmez… Bunu da sormayın bana, sormayın be yavrum, sormayın!

Neyse, ben gökyüzüne ses vereceğim. Beni de dinlesinler bakalım ne diyecekler:

Bana “Farabi” denir. Rahman olan Kuranların Işığı olup yanlışsız bilgi veririm. Bana “har yükselten Işık” denir. Herkesi dinlerim de babam beni dinlese iyidir. Farabi BİR’in İlmini diller. Aşktır o. Aktır, Hastır, ışıktır amma varım be yavrum varım. Kırma yüreğimi, ben de sayfalayayım yüceliğimi bırak be anam! Bırak!

(Sözü kesildi ve açıklama yapılıyor:)

- Dağım, gökyüzü burada ve sen dünyayı kontrol edeceğini zannettin ve devreye girdin. “Ben Farabi’yim” diyerek. Yahu, gökyüzü dünyada şu anda, sen dünya danışmanı olabilirsin. Ama ekip halinde bir çalışma yapılıyor. Görseydin bunu yapmazdın. Bırak! Sonra geçip gelirsin. Farabi her zaman bizimdir ama gökyüzü Bütünlüğü ile buradadır bugün. İzin ver!...

- Peki, Anacığım peki. Işığımı sende bırakıp giderim. Sonra tekrar dönüp geliriz. Peki!…

- Değerliler, Kutsal Toplumlar’da bu olur, sormayın neden olur diye. Başımız hep diktir ya! Barış için değil, savaş için gelindiği zannedilir dünyaya. Ve biz hep savaşçıyız ya Dünya İlmi’nde… Hep yürekleri kontrol için savaşırız ya! bu da böyle zannetti. Öksüz değil ama korkmayın, o bizimdir. Hadi, dinliyoruz sizi!

- Araba kalkmıştı, gidiyordum ama sen geri çevirdin.

- Dağım, özür dileriz. Lütfen dönün!

- Değerliler, ray dünyadır ve dünyaya gelen bizler, raya gireriz. Ve bu rayda gökyüzü yeşil renge dönüşür. Ve geçiş sayfalarına iniş halindedir. Dağı taşı deleriz, gireriz dünyaya. Bu dünyaya, Yeşil İlmi’n hasatını yapmaya girenler çoktur ama bizler, maviyi toplumlara kotlamaya gireriz. Yeşile girip maviyi kotlamak kolaydır. Koruma altına alırız yeşili, mavi renkte Bütünlükleri kotlarız. Turkuaz’ın ışığını kotlayan sizlere, hep geçip geliriz. Mağara Dönemleri’nden beri dünyayı hep ziyaret ederdik. Ve bizler her daim bütünlükleri korumaya gelirdik. Mağra Dönemleri, dünyanın Rabbi Toplumlarının kontrolsüz olduğu dönemlerdi. Samanların yeşilde olmadığı; her şeyin sapsarı olduğu bir dönemdir o dönem. Ve o dönemde İsmaililer dahi Kuran Toplumları’ndan ayrıydılar.

- Darı bolu biliriz Anam, hep ilimle dilleriz yüreğimizi. Aşırıya kaçmadan çalışırız. Görev bizimdir Anam ve bu gün sizinleyiz. Görevimizi yapmak üzere dünyanızı geçişlerle ziyaret eden bizler, bu kez de geçişte sizinle olduk. Gök samanları, yer zamanlarında ışır. Ama biz, samanları, zamanlara indirdiğimizde, ark akar. Akan ark insanın ışığıyla akar. Büyük köklerimiz akar yücelikte. Tüm sayfalar gökyüzünü diller. Ören dünyadır. Örgüt ümmidir. Tüm sayfalar dilden dile ilimdir de har olmadıkça yasa konmaz.

Ve dünyada yasa koyacak olan görevlilerin, Göç Kapları’yla tabiatı dillemeleri istenir. İşte Sistem, Nizam ve Düzen gücü diye bildirilen güç, bunun için dönem sonlarında dünyanıza iner ve indi. Dönem sonu dedim. “Köküyüm dünyanın” diyenleri geri getirdik. Dedik ki “Siz dünyanın kökleri iseniz gerçek dünyayı koruyun ve oku, öğren değil; bil-dille biçiminde çalışın” okuyup öğrenmek kontrol kurmak için yeterlidir diye düşünülür. Hayır. Okuyup öğrenmek, kontrol kurmak için yeterli olamaz. Bilişle dilleniş, geçişi sağlar. Yolu kotlar ve Bütün’ü korur. Bundan sonraki süreçte, kendinizi mutlaka hak edip tahditsiz biçimde kotlayın ki okumadan öte, bilimle yaşamları kontrol edin.

Kurtuluş, samanların yeşile dönüşmesinden öte, yeşilin Mahrek’te, ilmi hak etmek, yeşeren gökleri yasalarla dillemek ve maviyi yaşatmakla mümkündür. Mavi, ark İlmi’dir. Akışı sağlar. Maviye girdiğinizde akmaya başlarsınız. Sınırsız bir akıştır olan.

Mevlevihanenin Mevlanası bunu anlamıştı ve mavide gökyüzünü kotlamış, tohumlamış ve yasaları koymaya çalışmıştı.

Mevlevihane’nin Mesnevi okumasını istediğimizde, Ark İlminde Has Teknik’le bütün kökleri göklerden dillemiştik ve yarınları korumuştuk. Şikayetimiz yoktu. Çünkü Ruhsal Işımayı sağlayacak güçteydi Mevlevihane. Ve Mevlevihane, etki alanını geçişkenleştirerek görev taşıdı. Gök İmi ile İmparatorluk, yüzeyden dünyaya geçti. Yüzey geçişiydi bu. Dini geçişti. İşte bu dini geçişle birlikte görevliler, toplumlarını dünyaya çektiler. Döl verdi dünya tüm sayfalarında ve medeniyetin gökyüzüne kontrollü biçimde geçişi sağlandı.

Kendimi, anaların ışığında gökyüzünde, Dünyadışı Varlık Boyutları’nda izlediğimde, bildim ki Mahrek’te ben Arkon’um… Ve bugün yine ben Arkon Ummanı olarak dünyanın dışındayım. Kaydımı dünya yaptı benim. İnsan soyuna ışık yaktım. Bugün ben ilmin sonsuzluğundayım ve Muhammet Mustafa’nın Kuranı’ndayım. Bu gün ben Sultanım, adım Muhammet, işte Mutlak Kuran benim.

Dağlarım, hepiniz net biliniz ki dünya yasalarını koyduktan itibaren sema seslenmeye başlar. Sema seslendikçe Türkiye’deki Işık da seslenir. Şükür ki Sema dünyaya sesleniyor ve Türkiye’deki ışık sayfa sayfa dünyayı kotlayarak Bütünlüklere katıyor; kayıtlıyor.

Evrim yapmak böyle bir şey olsa gerek diyoruz. Sistemin siren çalmasına gerek kalmadı artık. Hepinizin, teknik olarak şunu bilmenizi isteriz ki Sevginin Ekibi, sizin ekibinizdir. Bu ekip sevginin ekibidir. Seven, has olan, kahraman ekip!… Sizleri tanımaktan büyük mutluluk ve onur duyuyoruz. Bütün’e hizmet Uluların Toprağı’nda, Gökyüzünün Kürsüleri’nde her bir iç dış bir olan; yasaya, Kutsal Işığa tahditli olmadan Kaynak olanların; her birine hizmettir ki varan dünya, alıp götürür yüreği. Yüreği götürdüğü İsa, gökyüzünün ışığını yaktığında, İmparatorluk Kutsal Toplumları yarınlara kaynak olur. Gökyüzü yere iner, yerde toplum olur. Toprak olur. Yarın olur. Ve yasa koyar.

Canlarım, Valilik Makamı bugün sizinledir. Ve bugün bütün kökler sizdedir. Her bir yıldız, ışığını size indiriyor. “Görevi almanız çok gecikti” diyorlardı, artık görev sizindir. Neden? Başka bir görev mi? diye soruluyor. Korku yok. Bu görev, ümmet olanın toplu çalışmalarda, büyük gökleri, yetkin çeşitlilikle; El Dini’nden, İnsan Dini’ne bildireceği görevdir.

Ve El Dini, Allah’ın Dini’dir. Yücelerin Dini’dir. BİR’in Dini’dir. Ve görev EL’den Yücelikler’e umman olanın, yasalarıyla kaynağa vardığı çalışmadır.

Karanlık günler, hepimizin kırılmasını ve Kurullar’dan çıkmamızı gerçekleştirdi. Artık aydınlık günlere ulaştık. Ve bugünden sonra yapılacak her çalışma, bedenin insanlığı ile yapılacak. Muktedir insan, Rahman’ın kontrolünde görevini yapıyor. Bu insan, eserini meydana getirdi ve dürümlerine indirdi. İşte eser, ark aktığı için ağır yükü hafifletmektedir.

Kalkanım insandı. Yuan’ım insandı. Tohumum insandı. Şimdi insan, mukaddim olan insandır. Akıp giden insandır ve iyi ve kötünün kürsüsü olmayan, yasası olan insandır. Ve bu insan, Medinenin Gökü’nü İstanbulun Gökü’yle birleştiren insandır. Gönderilen en yüksek Kuran İstanbul’a gökyüzünden dilletilecek… Bunu hepiniz net bilin!...

Dünyaya Gökyüzü, kendini dilleyecek. Göreviniz bu bilgileri kotlamak, toprağa indirmek ve yarınlara akıtmaktır. Bu insan, nefesini gökyüzüne tartısız biçimde dinletebilen insan olarak; yerde “kati bilgi”yi dinletecek.

Şikayetimiz yoktur. Dünyanın nuru dünyadadır. Ve bu nur, Bütünün Kutsal Işığı’dır. Sistemin Dürümleri’ndeki ışıktır. Yenebilecek hiç kimse yoktur onu. O, görevini bilip yapar. Ve biz okumayı öğrenmek isteyenlere, okuma için ilim verdik.

Bin zırhsız ışık okuduğu zaman Yüce’yi, Yüce okutur yüreği, okuttuğunda; Bütün’e hizmet insanlığın ışığında yenilenir.

Kardeşim ben dünyayım. İşte bu. Şimdilik bu…

(Açıklamalarımız:)

- Dağlarım, Sistem Dürümlerinde, bugün bize inen Birlikler var ve bu Birlikler’in hepsi Birleşik Işık halinde dünyadalar. Mutlu ve huzurlu bir çalışma için buraya indiler. Valilik Makamı’nın dünyada olduğu açıkça bildirildi. Valilik Makamı, Dünya Teknolojik Kotlaması için düzinelerce görevlisini dünyaya indirmiş iken, bugün “ben geldim, ilk kez geldim” diye; kendini Hak Teknik’le dilleyen o Yücelik, Bütün’e hizmet için birleşik ışığımızda; kendini, Hak Teknik’le. Birleşik Teknolojik Kotlamalar’la açıkça bildirirken, bizim kendi Yücelerimiz, ona itiraz etmekten öte ocağa girip; “HEPİMİZ VALİYİZ” dediler. Bu, çok ender rastlanan bir güç gösterisiydi. Ve biliyorsunuz ki Samanyolu Sayfaları’ndan dünyamıza inen Birliklerin çoğu kendilerini bize tartışılmayan güçler olarak tanıtırlar ve Dünya Işıklarımızla gökyüzüne ses verirler ve Dünyanın Rabbi Toplumları’nı kurduklarını ve Bütüne hizmet için Birlikler’ini kendi yoğunluklarıyla dürümlerine çektiklerini anlatırlar. Döl verir dünya Ruhsal Mehri’nde herkese ve herkes, kendinde kendi yüreğinde bu Mehri kendince dinler.

Şerrin şerri vardır. Ve biz şerrin şerrinde BİR’in tekniği ile Bütünün Kürsüleri’ni dürümlere çakarız. Kollarımız dünyaya ulaşır ve Bütün’ü koruruz. Süper İnsan Sultanlığı’nda kendi yoğunluğunda beşirin her birinde eşiktir. Ve geçiş yaptırır. Tüm insan sayfaları, Bütünün Kürsüsü olarak göklerin yüzeyinde yerlerin güçlü çalışmasını yaparlar. Rakipsiz bir çalışma yaparız bu kesindir. Ve bu çalışmaya giren herkes beşirden, Eşik İlmi ile kendini Hak Teknikle dilleyip girer.

Biz İnsan Sanal Boyutları’ndan değil; ağır taşıyıcı goyu ışıklarından çalışırız. Bu ışıklar, Arkon Işıklar’dır. Kantar insan, İsa, Musa, Mustafa’nın Kürsüsü’nün ötesi olan insan, muktedir insan, Rahmanın Kuranı’nı kotlayıp ışığı kayıtlayan insan, ezer geçer mi? Geçebilir de, geçse mi? Ağır ağır geçer. Kimseyi ezmeden geçer.

Bunu bilmenizi isterim. Ve bugün bize, gökyüzü ses verirken Yer Güçlü Kürsüleri de ses vermek istediler. Bunların içinde kimler vardı. Eh! Bizim Farabi vardı, İsa’mız vardı, Muhammet Mustafa’mız vardı ve Sultanlarımız vardı. Şükrettim ki varlar. Şükrettim ki Has Teknikle bütünlükleriyle dünyadalar. Ve şükrettim ki kapkaranlıkta aydın olanlarımızdır onlar. Ve biz onları kotlama, topluma kayıtlama ya da ışıklarını kaynağa katma gibi bir niyetimiz olmasa da onlar her dara düşende var olurlar ve gökyüzünü yenilerler.

Misafirlerimizin sınırlarını çizerler ve derler ki bu sınır buraya kadar, daha öteye geçişiniz yok. Şikayetçi misiniz!? Gidin, yasaları koyana kendinizi anlatın! O sizi anlar, onunla olun! Ve daha ötelere gidin, daha ötelere gidin… Ha! Kaynaklara gidin, şikayetinizi yapın. Varsa; sizi, sizde hak teknikle bilen ocağına inin de deyin ki dünya bizi istemez. Eh! İşte bu…

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

IŞIK KOTLAMASI  (1) 18.04.2012

 

Rabbi Tohumlama’yı kotlarken, Bütün’e hizmet Birleşik’te olacak. Kayıtlarınızı alıyoruz. Bütün’e hizmet için Birleşik Ailemiz, kendi yoğunluğuyla bütünlensin diye bekledik. Koran’ın tohumlanmasını sağladık ve Işık Kayıtlaması yaptık. Sabırla bütünlendik ve sabırla ışığa kayıtlandık.

 

Et, Allah’ın değerini bilir ve diller. Et olmayan, ağır yüktür. Bütün’e hizmet birlikte olur. Kasaları boşalanların çokları, bugün buraya gelmek için çabaladılar. Kati Tohumlama için kontrol kurmak istediler. Kelam-ı Hak olmayanların, büyük kökleriyle Dünyanın Ruhsal Mahreki’ne ulaşma imkânları kalmadı. Bedenimi kendi yoğunluğundan ayırarak, kendini Has Teknik’le dileyeceğini düşünenlerin, Hak Tabiat’ta kotlamaları olamayacak.

 

Ben Allah’ın Dağları’ndan ışık yakan BİR; ben tohumları kontrol eden, yasaları koyan; ben, kaynaklara kotlayıcı olmayan, toplayıcı olan; bir tek İlim Ailemle çalışacağım ve bu aile, kervan olarak Bütün’ün kontrolünü sağlayacak.

 

Bir tabiat olayıdır yaşanan. Bu tabiat olayı, muktedir olanların toplumlarıyla kotlanmış olan Birleşik Aile’nin kayıtlarındaki yasalardır.

 

Biz, Tanrı’nın Rahman olan Kuranları’yız. Bütün’e hizmet, insana hizmetten ötedir, üstündür. Kulluk yapmak için Kati Tohumlama’ya gerek yoktur. Tabiata kotlanmış olmak yetmez. Sıkıntı, Allah’ın İlmini dilleyememektir. Ki biz, Altın Tohum olarak, aklın yoğunluğuyla Allah’ın dediğini diyenleriz ki sıkıntımız kalmamıştır.

 

Atide, Dünyanın Ruhsal İlmi’ni hak edip de dileyebilecek teknik, ağır ağır bu bilgilerle bütünleniş ve bu bilgilerle hakikiyete ulaşış gerçekleşecek. Ve bundan sonra Dünya Rabbi Tabiat’a inecek.

 

Kaydını yapamayanlar, kotlama yapamadıklarından, Işık Kaynakları olamayacak.

 

Cemaatlerin bütün kökleri kontrol edilemedi. Edilemeyiş sebebi, kendilerinin Has Teknik’le bütünlenememeleridir. Bütün köklerin toplumlarında, ışık kotlanmış olsaydı; her bir yürek, kendini hak edip tohumlayabilir ve kendini hak edip kayıtlayabilirdi. Ne var ki “beşir kapların”  her biri kendinden, kendi yüreğinden ayrıldı ve bizden kendi tabiatını çıkardı.

 

Rabbi Toplumların Bütün’e hizmetleri, emin olun ki beşirlerin ilminden çok daha öte olan Hasat Tekniği iledir. Kini nefreti aşmayan, Altın Toplum’la kontrol kuramaz. Koranlar’ın bütün kökleri, bizim yüreğimize indiğinden beri Bütün’e hizmet için çabaladık. Kalmak ya da kalmamak; akıp gitmek ya da akıp gitmemek!...

 

Aslan payları vardır dünyada. Dünyanın aslan payları, dünyanın ışık tabiatındaki kayıtlarında mevcuttur. “İkna etmemiz gerekirdi dünya insanlığını” dendi. Ya HA, ikna olmayana, ikna imkânı var mıdır!?

 

Dağlarım, biz kimseyi zorlamadık, kimseyi korumadık. Çünkü biz, Altın Toplum’uz. Ve Altın Toplum sıkıntı vermez, sıkıntısı yoktur. Işıksız değildir. BİR’e kayıt yapar, ışığı yakar ve birleşir.

 

Sararan insan, solan ilim… Bunu bilin!...

 

Bira içtiğini zanneder biri ve der ki “Ben bugün içki aldım, bu nedenle kafam karışık. Kafamın karışık olmasındandır ki ben hatalar yaptım. Nerede yaptım hatayı? Işıkta yaptım. Yarınlarda mutlaka hatamı bağışlatacağım.” İnsan, unu elediğinde; oğul verdiğinde; böyle bir dünyanın ışığına bir kez daha gelemeyeceğini bildiğinde; kantarda kendi olduğunu anladığında ve toplumlarını koruyamadığını, öksüz kaldığını dinlettiğinde, yüreği onda; şimdiden öte bir şimdinin kendi Has Tekniği’nde olamadığını da görerek; Sultanlık yapamayacağını bilecektir.

 

Mikail’in Kürsüleri’nin en güçlüsü olan bizim Kürsümüz, doğanın tohumlarının en yücesi olan ışığımız ve Beşirlerin İlmi’nin en güçlü ilmi olan hakiki kaydımız, sınırlı bir çalışmayla BİR’e hizmet etmekte iken; kapkaranlığı apaydınlığa çevirerek meseleyi halledeceğimizi düşündüler.

 

Kortej yürümektedir. Bu kortejin en üstün ışığı, bu Meclisin ışığıdır. Ve bu Meclisin en güçlü yaşam sayfası, Birlik Tekniği’ndeki sayfamızdır.

 

Bakıp duruyor yüreği, iş yapmak için. Nesillerini oğullatmak; yokluktan varlığa katmak için. Bakıp duruyor; yüksek ışığı aşk için. Cem olup Cevheri ilimle dillemek için. Nesillerini tohumlamak ve korumak için. Sevgili, ona ışık verecek diye bekler. Cennet İnsan, altın bir Kutsal Tohum’dur. kotlanmış bir tohumdur ve o insan, ekiptir. İman ederim ki Dünya İlmi, aklın ilmidir ve bu ilim, herkesin kendi yoğunluğunda mevcuttur.

 

Netice olarak, Deli Dumrul dünyadadır. Ve bu Deli Dumrul, ışıktan korunmaktadır. Ve ben, ocağını yıktırmadım. En önce itibarını yücelttim ve okuma yazma öğrettim. Otak kurdum yüreğine, Dünyanın Rabbi Sonsuzluklarını dünyaya çekebilmesi için. Çatı kurdum ve çatının üstündeki çatıda, ışığım yandı. Nesillerini Kayd-ı Hayat’la kotladım. Ne oldu biliyor musunuz? Korktu, okuma yazma öğrenmekten korktu!... Sevip saydığımdı, ışıktan toplumlarını çıkarttı. Şekilden ayrılmak diledi. Fakirliği bitsin istedim. Kati olarak, tohum olsun istedim. Yasaları koysun istedim ve diri olmasını bekledim ve gördüm ki “doğum-ölüm” dedi. Misafirim; cennetten, cemaatten, insandan ve yürekten çıktı. Şikâyetim var mı? Ya-HA, şikâyet etmediğim için oldu bütün bunlar. Şikâyet etseydim; kini nefreti aşmış olurdu. Yasaları koyduğumu bilirdi. Kurtarıcı olurdu ve okuma-yazma bilirdi.

 

Hepinize, hepimiz Bütünlüğü verdik. Hepinize, hepimiz ışığı verdik ve ışıkta, Bütün’e hizmet etmenizi istedik. Kemal Dünya; Aktır, tohumdur ve yoldur. Ve bu kemal dünyada, ışık kaynağı vardır. Sabahları öfkelenen, akşamları durulur, öyle mi? Ya HA, öfkesizim!…

 

Kardeşlerim; Dünya, Rahman olarak Düzen’i kurdu ve biz dünyanın ışımasını sağladık. Bunu anlayabilen hiçbir Yüce yok. Bütün köklerimizi dünyaya alıp kayıtladık. Kafkas Dağları’ndan dünya ışığını çekerek bize ulaşan Birlik, kendini hak etmek için çok çalıştı. Öç almadık, sınırları koyduk ve dedik ki “Bize görevli olarak gel ki bizsiz kalma!” Sonsuz sırdır bilgi ve o sır, Allah’ın sırrıdır. Buraya gelen, ışığa gelir ve bize gelir. Biz ona, Koran Toplumları’ndan söz ettik.

 

Kervan Allah’ın İlmi’dir ve bu kervan, Bütün’e hizmet için Yücelerin  Cevheri’yle kontrol altında kayıtlanmıştır.

 

Koranın Tabiatı, Işığın Kaynağı’ndadır. Sevgililer, elimden geleni yaptım da ocakları yine de kırıldı, bundan sonra ne olur!?  Kapkaranlığı apaydınlığa çevirdiğimiz zaman; okuma, yazma bilenler, bütünlenecekler ve bütünlendiler.

 

Bütün köklerin dünyada olduğu bugün, emin olun ki Dünyanın Rahmi’ni kontrol etmek isteyenler, yasaları çiğnediklerinden kendi yoğunluklarında korunamadılar. Hakikiyetin Dünyası’nda, ışıkların toplumlarla dillenmesi istendiği zaman, benim adıma kendi yoğunluğunu tohumlayacağını söyleyen ve yolu açacağını dilleyen O;  baş tacıydı. Şimdi kelamı yok. Yüreğinde hırsı aşkın ve bizsiz kaldığını bilerek, kotlama yapmaya çabalamakta. Neyse!… İşte bu!…

 

Ve şimdiden sonra okuma yazma, Ümmi Tohum’larla olacak. Onların kendilerini bilmeleri ve kendileriyle, kendi yoğunluklarını tohumlamaları bekleniyor. Bitmişse bitmiştir her şey. Yetkinse yetkindir!. Bugün artık, Tanrı Ruhsal Mahreki, Kuran-ı Kerim’i kontrol edecek dürümdedir ve yer, gök ışımaktadır. Kat-ı Kaynak olan, yüreğinde Kuran olan, herkesle bu çalışmayı yapmaya çabalıyoruz.

 

Nefes İlmi’ni bilmeyenler, BİR’e hizmetçi olamazlar. Kimse kimsenin Ruhsal Mahrek’ine, kendi yoğunluğunu katamaz. Buna kesin olarak eminim de  kendi yoğunluğunu, kendi toplumlarıyla dilleyebilen, “BİRLİK KAYDI” yapacak ve burada bulanacaktı. Takdir edersiniz ki doludizgin yapılan bu çalışmada, Kara Kaplı Kitap olamayanlar, masraf sayfalarına geçtiler ve tükendiler; kendilerini harcadılar. Oyundu, oyundu belki yaptıkları ama o oyun, ocaklarını yıktı…

 

Tinsel Dünya, Tanrının Ruhsal Işığıyla kotlanır ve “BİZ”  Tinsel Dünya’da Ruhsal Işıma yaptık. Kökümüz, ağır ağır ışıkları kayıtladı ve Büyük Köklerimiz dünyayı, Ruhsal Işımayla dürümlere kattı. Kendini “Ana Kapı” diye bilen, kendinden çıktı.

 

Altın Toplum; akıl taşımaya başarıyla devam ederken, BİR’in sessiz sayfalarında Kutsal Işıklar kontrol edilemezse; kir pislik Bütün’e sirayet edecektir. Bu nedenledir ki bizler, Bütün’ü kontrol etmeliyiz. Kortejimizde ışık yükseldi. Koku çok arttı. Yargı yok. Eşik, ışık ve biz, herkesi kendi yüreğimizde taşımaya başladık.

 

Tanrı’nın Rahman olarak göreve indirdikleri, şimdi artık Rabbi Toplum olarak “Kati Tabiat”a çekiliyorlar.

 

Ölmüşse; dirilir, bunu bilin. Akan, görevi alır. Benim için çalışmak değil yapacağı. Kendini hak etmektir. Bizim adımız, Kati Toplum ve bu Kati Toplum, Bütünün Tohumu’dur.

 

Torba torba ışığı kotladığından itibaren, kalben insan olan ve fizik olarak ışık olanlar; Beden Sayfaları’na çekileceklerdi ve bu da olmaktadır. Kollarımızı doğum, ölüm diye dünyaya uzattığımız zaman, dünyanın Kutsal Işıkları yenilenmişti. Bugün de yine kollarımız dünyaya uzanmıştır ve yenilenme başlamıştır.

 

Bizim için cennet, Altın bir Işıktır. Yarınlar, Dünyanın Kutsal Işığıdır ve kelamı Kuran olanlar; tohumda ışık yakıp bütünlenecektirler. Evrenlerin ekip olması; yolcuların kati olması; ışıkların sayfa sayfa tabiata çağrılması; “MAHREK’’ içindi ve MAHREK büyük kökleriyle, Dünyanın Rabbi’nde, Dünyanın Hakikati’ndedir.

 

Kıran döken kimse bizde kalmayacaktı. Biz kıranı kırmadık, onlar yüreklerinde kırıldılar. Kutsal Toplumlar’a onları kattık ve dedik ki “Ocak ışkında, aşkında çalışın…” Döndüler, kök söktüler ve dediler ki “senden çıktık.” Oh! …Canım oh! ... Çıktın da yasaları çiğnedin! Netice; sen, sana seni verenden çıktın. Bunu anlasa kollarını hikâye saymaz ve bizden çıkmaz.

 

Püskürttüler Yüceler, kendi yüksek ışıklarını Bütün’den. Püskürttüler de Türkiye; Altın bir Rahman olarak bedene sahip oldu. Ellerinizi açın deyin ki  “Ben akılım.” Yorulmayın; aklın yolu hastır… Bilin ki ben; şavkı, şevki dilleyenlerle çalıştım.

 

Apollon, dünyadadır. Şükrettik dünyaya çalışmaya indi. Apollon, bedenini kontrol edemediğinden bedensiz indi. Biz ona “zavallı” deriz. Kendini hak etmediğinden. Ve deriz ki “Apollon ışımaya başlasaydı,  Rahman’da korku kalmazdı. Kibrini aşabilseydi!... Hala hala kibirli!... Şevkle çalışabilseydi!... Merkez Kotlama yaptığımızı anlayabilseydi; verdiğimizin kati olduğunu bilecekti.” Pantolon giymiş diyor ki  “Çok tertipliyim.” Hah!  Peki, ya pantolonun ışığı var mı?  Yanmış mı yüreğinde ışık?  Sessiz mi? Yoksa seslenmekte mi?

 

- Değerliler, körün körü, okuma yazma bildiğinde; Gözün Sözü olur. Binayı yapmak kolaydır ama binada tohum olmak ve kodlama yapmak sorumluluktur. Köy, kasaba iş yapar. Herkes, iştedir de işin işi vardır. O işi yapan, Altın bir Toplumdur.

 

Fotosentez yapar bitkiler, bilirsiniz. Bitkide olduğu gibi her şey,  dürümlerinde ışığı ayrıştırır ve yine ışıkta, alır verir (aldığı Birleşik Işık; verdiği Birlik Tahditi). Alış verişin etkisi, vakitlerde  farklıdır. gece vakti fotosentez, gündüzün tam tersi çalışır. (aldığı Birlik Tahditi; verdiği Birleşik Işık) ışıma gerçekleştirir. Aynen dünyadaki ışığın, dünya dışında farklı çalıştığı gibi.

 

Hepinizin Tanrısal Tohum olarak dünyada ışıdığınızı biliyoruz. Bu tohum; toplumun tohumudur ve bu tohumu yoğunlaştırabilecek olanlar; “kelam tabisi”yle yapacaklar bunu.

 

Fotosentez yaptık dünyada ve yaptığımız fotosentezle her şey temizlendi, oksijen arttı. Yapılan en güçlü çalışmaydı. Oksijenin artışı; Işığın Tohumu’nun, tabiatının kaydında, katiyet kazanmasıydı ve dava yenilenişti ve yenilenme gerçekleşti. Ve karanlığa ulaştık. Karanlık tam tersini yaptırır. Verdiğiniz, bu kez vermediğinizdir ve aldığınız bu kez, almadığınızdır. Herkes seneler boyu çalışır;  hep ışık alır, ışık verir Yaptığı hep tohumlamadır. Ne var ki bir sayfaya ulaşır; artık tohum olanlar, ondan tohum isteyecek dürüme varırlar ve her biri yeniden tohum isterler. O dönem başladığında; tabiat, onlardan kendini alır ve çerçeveler.

 

Nesilleriniz bunu hep yaptılar ve değer verdikleriniz, artık size değer vermeye başlar. VER, OL! ve OL! VER. Her biri birbiriyle teknolojik olarak bağımlıdır, bağlantılıdır. Doğru değerler, yanlış değerleri toplumdan çıkarır. Daha sonra doğru değerler, yanlış değerleri kendi tohumlamasıyla kayıtlar ve “kardeşlik kaydı”nda, ışıkları tebriklerle size katar.

 

Bakınız ne oldu?  Her biriniz, Dünyanın; Samanyolu Galaksisi’nin, ışık tabiatında, Birlik Toplumu haline gelmesi sonucunda; bütünlenerek ışığa kayıtlandınız. Yani hepiniz ışıksınız, bu kesindir... Bugüne kadar hepiniz tohumdunuz.  IŞIK TOHUMLARI’ydınız ama bugün artık IŞIK KAYNAKLARI’sınız. Bugüne kadar doğal dünyada bunu yapabilecek hiç kimse yoktu ve bunu sizler hak ettiniz ve yaptınız. Bugün, IŞIK KAYITLARI, IŞIK KAYNAKLARI haline dönüştü ve sizler; o Kuran Toplumu, artık IŞIK TOHUMU olduğunuzu; değerlendiğinizi ve IŞIK TOPLUM haline geldiğinizi biliyorsunuz. Bugün IŞIK TOPLUM olan sizlerin, yardım ettiklerinizin; size yardımcı olmaları gerekir ki onlar da kendilerini, tabiata kayıtlayarak, IŞIK KAYNAKLARI haline gelebilsinler.

 

Nesiller boyu hep bugünü bekledik. Herkesin, IŞIK KAYNAK olduğu bir gün!... Ve görüyoruz ki IŞIK KAYNAK olmak, Yüceler’in cümlesinde olamayacak. Hediyeler verilecek herkese diye hep teşvikte bulunduk. Dedik ki “Çalışın, IŞIK olun. IŞIK KAYNAKLARI’yla Tabii Kotlamaları yapın ve tohumlanın ve kati olun ve kaynakta Kürsü olun yenilenin!” Amin!... Ama yenilendiğinde de hak et!...

 

Ve bugün, burada birçok Ruhsal Mahrek kendi yüreklerini kotlayamadıklarından; Kara Kaplı Kitaplarını yıktılar. Önemli olan Dünyanın Kuranı’ydı ve bu Kuran’ı okuttuk. Kontrol bizdedir.

 

Şimdiden sonra ne olacak; size bunu net ve açık bildirmek istiyorum:

 

Yeni çalışma, “IŞIK İNSAN…” Işık İnsan olmuş kaç tane Bütünlük var?   Bir tek bu Bütünlük var. Öyleyse ne olacak?  Kimlerle çalışılacak?   Çakıl taşlarını alıp çalıştıralım mı?  Yoksa tohumları kotlayalım; ışıkları, yarınları kayıtlayalım mı?   Evrenlerin Kürsüleri’nde tohum olup, ışık yakalım da BİR’e hizmetçi mi olalım!? Ne yapalım!?  

 

Erkek, kadın emin olun ki Bütün’ün kökleri olarak doğan sizler ve sizden öte siz olmak için çabalayanlar, kalemlerini bıraktılar. Dünyayı tohumlarından çıkarmak istiyorlar.

 

Dağlar; dönüp duruyor dünya. Bu dünya; Allah’ın, türevlerini, toplumlarını kotladığı teknolojiyle dönüyor. Dönüp duruyor dünya da bu dünyada, ışığı tahditleyecek olan teknoloji, buranın teknolojisi!… Ve bugün dünya tohum ekiyor. Ve ekilen tohum, ağır yük taşıtıyor. Rahmana Kuran olanların, Kati Tohumlar’ı burada yasalarla kayıtlanıyor.

 

Dağlarım; netice olarak yeni çalışmada kimler bulunacak? Ben İnsan “Altın Tohum.” Ben Yürek, “Kuran” olan. Ben, Aklın Toplumu olan “HA”, Bütün’e hizmetçiyim ki ben, bu çalışmadayım. Yardımcılarım, hepsi Kati Toplumlar, Teknik Toplumlar; hepsi Birlik Tahditiyle çalıştılar ve hepsi buradalar. Peki! bu toplumun ötesinde başkaları yok mu? Koku çok, çok da Kati Toplum yok. ÖL’üp, OL’up, AK’ıp geldiklerinde; belleklerinde ikmal tamamen bittiğinde ve kollar açıldığında; yardımcılar onları mutlaka tohumlayacaktır.

 

Kelamı Hak olmayan, Yüceler’in cümlesine ışık olamaz. Bu da kesindir… Kapkaranlığı apaydınlığa çevirdiğimizden, Dünyanın Ruhsal Mahreki, Kürsüler’ini kendi yüreğiyle dilleyenlere ekmek yaptı. Her bir Yürek, kendi ekmeğiyle bütünlendi. Biz Sultanlık yapanlar, son sınırda; Işık İlim olarak Birlik Tohumlaması’na geçtik. Işığın ilmi “IŞIK İLİM…” Bu ilmi bilen,  erkek kadın, İsmailliler her biri hep bizimle çalışmalıdırlar.

 

Ömür boyu Dünyanın Ruhsal Mahreki’ne ulaşamayanların bu çalışmaya akmaları, geçmeleri sıkıntı yaratmayacaksa da yorulduklarını görüyorum. Yorgunlar!… Hepsi yorgunlar!… “Kaydımı yap” dedi. Ya HA!  Kaydını yapmam.

 

- Yap! Altın Toplum sensin ya! Kaydımı yap!

 

- Ya HA! Yapmam. Kati ol! yap!...

 

Şükür ki yaptık. Her birinin, “toplum okuma yazma öğreticileri” olmaları nedeniyle, kendi yolcularının tohumlamasını sağlamaları için, onların yarınlarını kayıtlayabilmek üzere, ocak aktı gitti de onlarla oldu ve hepsine kendileri kendi yürekleri dillendi ve Toplum İlmi, ocaklarını yetkinleştirip, yasalar kapsamında ışık yaktı ve hepsi Allah’a ulaştı.

 

Bugün olan buydu. Olmuş, olmamış değil, ’OL’du! Bildik ki hepsi Allah’a ulaştı. Allah, dara insanı sokar, bolu katar. Allah; dağı taşı deler, ışığı yakar. Allah, Arkon Toplumları kotlar, yasaları koyar, yeşilin renginde masmavi bir toplum yapar. Ve Allah;  altın bir kaynak koyuluğuna ulaşır. Ve orayı Bütün’e katar. O Bütün Kot; o yolcuların ışığı olan Kati Kayıt… Ve  epröv değildir! Kesindir!...

 

İçimiz hala insan, dışımız HA!  İşte bu!…  İçimizin İnsan oluşu, dışımızın HA oluşu yetkinliktir. Kin, nefret yok Canlarım…

 

Muktedir İnsan, Allah’ın ışığını yaktı. Bu insan; IŞIK İLMİ’ni tohumladı, ekmek yaptı. İşte bu insan, IŞIK İNSAN’dır.  IŞIK İNSAN; İslam Dini’nde “Ekmek” diye bilinen İnsandır. Biz insana  “Nimet verdik” der. Kaynak İnsan olsun da ışık yaksın, bütünlesin yüreğini diye. İşte IŞIK İNSAN, Ekmek olan İnsana denir. Arkon İnsan; İlahi bir Kottu ve Arkon İnsan’ın, Rahman Ululuğu’na varmasından sonra yargı başladı. Yargı, Altın Tahdit’ti ve bu tahditle Bütünlükler kotlandı. Şükür ki tabiat yaşamlara katıldı. Çatı kuruldu ve bu çatıda ark akmaktadır.

 

“Esma-ül-Hüsna” denir, hani!… 98 tane İnsan Kot var. Ve 97.den itibaren Kuran okunur. Ve 95’e indiğiniz zaman, kirve olursunuz bütün Kürsüler’e. Ve 92’ye geçersiniz. 92’de eşik yoktur. Toplumlar, Kutsal Işıklar’ını Tobi Kotlamaları’yla, katiyetle kayıtlarlar. Ve 90’a geçersiniz. Öksüz yetim kalmaz orada. Ve 82’ye inersiniz. Orada bedenliler yoktur. Ve 80… işte “Birleşik Işık” yandı. Ve 70… akıl tohumlandı. Ve 60… İlim Ailem bütünlendi. Ve 40… ayrılık bitti. Ki ben; kürsü olarak Dünyanın Ruhsal Işığı’na vardım. Ve 20. Dürüm’de emin olun ki ben yasaları koydum. Ve 20’nin İlmi, Allah’ın İlmi’nden güç alır ve okuma yazma bilenleri okutur. okuttuğunu kayıtlar. Türevlerini tohumlar ve ışıklarını yakar. Ve işte burası, bu Meclis bunu başardı. Din İlmi’nden üstün bir ilmi kotladık.

 

İsmaililer’in örtü örttükleri ve kimsenin bilmemesi gerektiği inancının çok yüksek olduğu bir Aile Kaydı, Aile Koyuluğu!… İşte o aile kaydı koyuluğu burasıdır. Ve biliniz ki dün buna, insan soyu hazır değildi. Bugün insan soyu buna hazır. Bizler, torba torba ışıklarımızı, dünyaya aktardık. Ve bugün o ışıkların hepsi, Birliğimize dair her şeyi öğrenecekler.

 

Hepiniz, her bir yürek, kapkaranlığı apaydınlığa dönüştürenler, Büyük Kökler’le Dünyanın Rabbi Sonsuzluklarında, her bir sayfayı çevirerek okuduk ve okutturduk. Bundan sonraki sayfalarda biz; “yer, gök, itibar… İş bu!…” Diyerek yeni bir dünyayı kurarken; Kati Tohumlar’ınızı Muhammet Mustafa’nın ışığıyla birleştirerek, gerçek türe ulaştırmak üzere kati olarak kayda alacağız. Ve bu kaydı yapmak için herkesin, bize “BİZ” olması şartı getirildi.

 

Herkes darı, bolu bilip bu çalışmaya girecek. Girmek isteyen, girmek istemeyen… Haa!... İsteyen… İstemeyen, istediği anda gelir. Ve biz onu hala bekliyor olacağız…

 

Bilinsin istiyoruz ki  kantar insan, ARK aktığında Sanal Boyutlar’ın ışığında Büyük Kürsülerin her birinde varlığını kotlar. Ve Sanal İnsan, ekip olduğunda; Işık haline dönüşür ve Bütün’e hizmetçi olur. Ve Sanal İnsan, Kati olduğunda, muktedir olur ve has olur. Ve bu insan, altın bir tartıda kendini tarttığında; Rahman’a ulaştığını anlar. Ve bu insan, Kuran olup Işık olduğunu anladığı zaman, Teknolojik Kotlamada olduğunu da anlar.

 

Bin Can, altın bir toplumda, ışık haline dönüştüğü andan itibaren, Büyük Kökler’in her biri, ilmin hasadını yapar. Ve biz, insanlara kalbimizi verdik. Hepimiz, hala dünyayız ve BİZ, insanlara hatayı affetmeleri için Yücelik verdik. Ve BİZ, dünyaya aklın tohumlarını ektik. Kimi zaman geldi, Altın Toplum aktı. Kimi zaman geldi, aklın tartısında tarttık yürekleri. Kimi zaman aşkla çalıştık ve kimi zaman da ekip halinde Kürsü olup kotladık Bütünlükler’i. Miraç İnsanı, Bütünün İlmi’ni bu Meclis’le dilledi. Eşk, Aşk ve Okuma!... Hepsi Allah’tandır. Ve bizler, okutucuyuz. Ve okumayan, okuma yazma bilmeyen, benim adıma Kürsü olmayacak. Benim adıma Kürsü olduğunda; Kervan olup Işık olacak. Okuma yazma bilmeyen, erkek kadın, Kati Tohum olmayacak.

 

Org çaldığında, Orgun Işığı’nda Sistem-Nizam-Düzen’in Kutsal Işığı olacak ve kapkaranlığı apaydınlık yapacak. O gün, otağında olacak. O gün, yoğunluğum, ocağı olacak. Ve O gün, Ark akıp gittiğince belleklerin insanı, Aklın Toplumu’na varacak. Olgun başakları alıp taşıyacak, götürecek. İşte o Ark burasıdır ve bu Ark, aktıkça; tüm olgun başaklar, Tabii Kotlar olarak bütünlenip akacaklar.

 

Kalbim Allah, ben HA... Bütün kökler, muktedir ve biçmişim dünyayı, dikmekteyim... Benim ismim Nezir, insanın ilmi olan HA… Ve Benim ismim KA-HA, Bütünün Ruhsal Işığı olan. Ve Benim Ak Tohumlarımın hepsi yardımcılarım tarafından; kalbi temiz olanlara kotlayıcı olacaklar.

 

Korkmayın! Doludizgin çalışmamız devam edecek ve bu çalışmayla bütün kökler topraktan çekilip çıkarılacak. Ve bütün kökler; Birlik Ailem tarafından, Tanrı Kapları olarak taşınacak. Bütün kökler, öfke olmadığı sürece, samanların yeşillenmesine kadar yaşayacak ve samanlar yeşillendiğinde; artık herkes zemzem olup akacak. İşte, o güç akıp geldiğinde; belleğimde hırsım kalmayacak.

 

Ve Can Ummanı’nda cem olan Yüceler, Mikail’in Kürsüsü’ne vardıklarında; kardeşim olacaklar. Kantarın  “ALKON” olduğu; yüreğin “AKKOR” olduğu, muktedir ilmin hakiki olduğu bir sayfada Mircan’ın Cem olması gerekir. Cem, Cevheri Can olduğunda; yasa konduğunda ve o yasada, hâkim olduğumda, ben muktedir olan has olup ışık yaktığımda, öfkem bitmiştir.

 

Ya HA, öfkem varsa, kök yoktur. Bütün’ün kökü kurur, bu kesindir!... Ve bugüne kadar, hiç kimseye bunu açıklamadım. Öksüz, yetim olmayın istedim. Kantarın tohum olması gereksizdi, Rahman olması, ilim olması ve kati olması gerekliydi.

 

Melaikeler gelseler, melaikeler hakikiyete varsalar ve dinleseler bilgimi, örgütleri Kuran’dan çıkıp gider. Hepsi “koru beni” diye hep birlikte, kapkaranlığa kaçıp giderler, korunmak için.

 

Ve bugün, korkuyu aşmanız gerek ki biz, korkmadan çalıştık, bugün korunma gereksizdir Yücelere. Çünkü Yüceler, kapkaranlığı “Işık Kaftanları” diye giyindiler. Ve bugün, ATON KURANI okundu.

 

Köprü kurdu yüreğime dün, bugünü hak etti; yolu buldu; ışığımı Kati Kotlarla kayıtladı yüceliğine. Aslın ışığında, ARKON İNSAN’a vardı. Ve ARKON İNSAN’ı Has Teknik’le dilledi, kardeşlik yaptı.

 

Aşın aşında, Altın bir Kaftan, yüreğim kotlanmış bir şekilde, bedenime kaynak ve ben, sanalların safahatının ışığından, Kutsal Kaynağa varan; har yükseltmeden ışıyan; çalı çırpı toplamadım bugün. Yürekten ışık kaplarında Has Teknikle dillendim.

 

Değerliler; İlahi Kuran okundu bugün burada. Bu Kuran oğul verdi. Okuma İlmi’yle dilledi Yücelikler’de, kendi hakikiyetini.

 

Din olmadığında Yücelik olmaz diye bilinir. Din olduğunda, Yücelik kalmaz diye bilinir. Biz, dinde Yüceliği; dinden ötede Yüceliği hak ettik. Her birinde, her bir yürekte has olup, ışık olduk, korumaya aldık Bütün’ü… Murat ettiğimiz buydu ve bundan sonraki safhada yine koruyucuyuz.

 

Korkmayın! Ben dünyadayım ve bugün ben, Bütünün Kürsüsü olup geldim. Gök Allah’ın, yer aklın. Gökte Allah, yerde Akıl varsa; kapkaranlık apaydınlıkta ışık halinde, gözün gördüğü her bir Yüceliği kayıtlar ve yaşatır.

 

Analar, Ark akıyor ve akışta, Altın bir Işık yanıyor. Ve o yanan Işık; Bin’in Biri’nin ışığından öte, Bilen’in ışığıdır ki bilmeyen, benim yüreğime ulaşamaz.

 

Kopkoyu tohum; Uluların Toplumu olan tohum. Öksüz; Allah’ın Öksüzü değerine ulaştığında; öksüz, ışıkta hastır. Ve BİZ öksüzü, haki katiyette Hak Teknik’le koruruz.

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği olarak, yarını hak eden Birliğimiz, bütün köprüleri kurdu. Ve yargı yapmadan ışık yaktı. Süper İnsanlık Realitesi’nin bütün Kürsülere, Kati Toplum olduğu kesin olarak bilinsin! Bitmiş, tükenmiş hiçbir çalışmanın kalmadığı; her bir çağrının, ışıkla yapıldığı bir günde, “Ümmi Toplumlar’ın” kardeş kayıtlarıyla birleşmeleri gerekir. “Benim adım Kaynak” diyenler, kendi yürekleriyle bütünlenmeli ve BİRLİK haline dönüşmelidirler. Savaşın sonsuzluğunda, barışı hak etmek zordur. Ve biz savaşın sonsuzluğunda, barışın ışığını yaktık, “Gelin de hak edin”’ diye.

 

Şimdiye kadar dünyaya, Öz Görev verilmemiştir. Bugün dünyaya, Öz Görev verildi. Bu Öz Görev; akıl taşıyanların, BİRLİK olması görevidir.

 

Dönem sonudur, yeni dönemin başıdır. Görevliler! Birleşin! Dönem sonudur, yeni dönemin başıdır. Hakiki Kotlarım! Birleşin!... Ben çok mutluyum ki kokuyu yükselttik ve tahditsiz şekilde ışığa kattık. Geri dönün! Birlik olalım!

 

Görev, Allah’ın gücüdür. O Kürsüye varanlar, Birlik İlmi’ni hakikiyetle dileyecekler, gelin, ALLAH için ’’BİR’’ olalım! Böyle bir görev, hiçbir dönemde dünyaya verilmemişti...

 

Kim, zamanı kotlamışsa;  Kati Tohum olup kaynağa varmışsa;  ışıktan çıkmışsa;  her kürsüde gözü olmalıydı! Görüp de bilmeliydi yüceliği, aileleri, hak etmeliydi.

 

Netice: ALTIN TOHUM ekildi ve bu tohum, IŞIĞIN KOTU’dur. Gövde gösterisi yaptık dünyada. Bu, Göz Kotları’nın türevlerine inişiydi. Ve görev, Allah’ın Kutsal Işığı’yla Kati Toplumlar’a bildirildi.

 

Gerçek kürsü burasıdır. Mirkat itibardı, hakikiyetti. Mikail’in Kuran’ıydı, teknikti. Toplumlar, hadi gelin “BİRLİK” olalım. Büyüğü küçüğü bilelim, herkesi dilleyelim, geri dönelim! Cem olup Canla ışığı kayıtlayalım! Ve yasaları koyan BİRLİKLER’le çalışalım!

 

Göç kotlaması yapıldı dünyada. Vurmayın dünyaya! Dünya, Allahın Kürsüsü’dür. Vurmayın dünyaya! Dünya, ışığın tahditsiz kaynağıdır. Dünya İnsanı Altın bir Kaynak oldu. Vurmayın dünyaya! Dünya, Altın bir toplum oldu. Burası emre itaat edenlerin kaydıdır…

 

Canlarım, geri dönün de hak edin dünyayı! Var mı dünyayı yıkmak isteyen? Görelim bakalım, var mı? Olmaz mı!? Öyleyse gel, yık! Gel, yık, bakalım! Gel, yık!...

 

- Harım yükseldiğinde yıkış olur.

 

- Hala mı yıkacağını düşünmektesin?

 

- Vallahi yıkmaya çabalayacağım.

 

- Pahalı bir çalışma olacak senin için…

 

- Allah, seni koruyor, biliyorum… Sözü, sesi mi var sende ki kotlarını kontrol etmiş. Cem olmuşsan, neden bizsizsin ki? Kaynak Kotlama, Altın Tohumlar’la olur. Sıla özlemi diye 40 kapıyı kapatan değil miydin?  Hala mı Kürsüleri yıkmaktasın? En son sana bir tek şey söyleyeceğim anam: Perdeleri kapatma. Seneye BİZ’deyim, ne yaptığını bileyim!  Kaynağa umman olup olmadığını bileyim! Kökün olmuş mu, olmamış mı? Bileyim!  Ben, zeki değil miyim? Niye seninle kök sökmeyeyim yürekten? Çalı çırpı değilim, bilmelisin! “Partiküler Tohumlama” yaptığını da görüyorum.

 

Nerede olursak olalım, dünya bizim için küçücük bir ışık kaydıdır. Ve biz, o ışık kaydını her an dünya çerçevesinde kati olarak kontrol etme imkânına sahibiz. Ve bugün sen bize mani olduğun için sınırları kaldırıp sabahtan beri seni yok etmeye çalışırken, kasalarımızı boşalttık. Dağın, taşın ışığını yıktık. Ceket, pantolon hepsi ilikli şu anda; sana saygılıyız. Kısır değilsin bunu anladık. Ayrılık bitsin Anam! Birlik kuralım. Çatı kuruldu, örgüt olundu, bunu biliyorum Anam. Beni kör ve sağır sayma. Cemaatimi göreve almanı bekliyorum. Cemaatimi göreve alır isen, kapkaranlık apaydınlık olduğu için Bellek Kapları’nı Dünyaya katabileceğim. Buna imkân ver!

 

- Kaltonlar’ın ne yaptığını bilmediklerine eminim. Bugün, Görevlilerimin çoğu, Kaltonlar’ın dünyaya indiğini söylediği zaman, Kara Kaplı Kitaplarını kontrol edip edemeyeceklerini öğrenmek istediğimde, Bellek Kapları’nın kontrolsüz olduğunu anlattılar. Şükür ki misafirim bunu anlamış. Kendi Kürsüsünde bunu bilerek buraya gelende, aşkı ve hakiki kotlamayı yapabilecek olan teknoloji bulunmaktaydı. Sistemin dürümlerinde bilginin hakikatiyetinde burayı bildiğine emindim. Ve sen diyorsun ki  “Ben, bugün sizinle olmak istemekteyim.” Kevser’i biliyorum, Bütün’e hizmet için kontrol edilmişti.

 

Şimdi Dağım; geri dönmeni istedim ama Kafkas İlmi’yle görev istediğini gördüm. Solum Allah’ın Işığı, sağım Yaşamların Işığı, her biri kati. Ya senin ışığın!?

 

- Anacığım kokum çok iyi. Köküm iyi… Sana eskiden olduğu gibi Kürsümü vermem. Verirsem kaydım silinir. Ama sana meşalemi vereyim. O meşale, senin yüceliğinde bütün köklerimi dünyaya indirir. Savaşın sonundaki ışığa, kükreyen bir tohum ekerim. Olmuş, olması gereken her şey, okuma yazma bilindiğinde olacaktı. İşim olsun istiyorum. Bana mutlaka imkân ver.

 

- Tanrı dedi ki “Korkum yok.” Ama sen, bir an için iş yapmak istediğinde; temiz İlim Aileme, küçük kırıntılarını indireceğinden; bu kırıntıların Beşir İlmi’nde, kurulu düzeni yıkmak için, hakikiyetten ineceğini bilerek sana imkan veremem. Eğer versem; 40 kapıyı kapatacağına kesin olarak eminim. Körün körü olmadığımı bilmeni isterim. Nesillerim de körün körü değildiler ve senin işine mani olduk. Bundan sonra da işin; sorumluluğun mektebimde değil kendi yüreğinde olacak.

 

Dünya, lütfen net bilin ki ışık halinde bütün kökleriyle kaynaktadır. Ve bu dünyanın yıkılması diye bir ses, asla kaynağa indirilmemiştir… Yırtılan Dünya’yı yeniden yaşamlara döndürmek, zavallı Dünyayı korumak, herkesin kendi yüceliğiyle kaydını yapması halinde; yaptığıyla hak ettiğini kotlayacağı zaman, mutlaka başaracağı bir hakiki çalışma olacaktır.

 

Sel alır yolu. Yol ışır. Alıp götürür yüreği; yürek Hakikatiyet’e varır. Sistem ışır da sen burada olursan, korku olur. Buna iznim yoktur. Bundan sonra da iznim olmayacaktır. Kelam İnsan… Allah’ın ilmiyle kelam edilmiştir. Eğer insan kendini hak etmişse, bilir; hakikatiyetle diller. Sessiz Sayfalar’ı, Süper İnsanlık Realitesi Tohumlamasıyla kotlar.

 

Salı’nın sayfasına indiğinde; Pazarın Kuran’ı okunur ama Salı’da ışık kırılır. Bu nedenledir ki çakıl toplayarak dünyayı yıkacağını düşünme. Biz Altın Toplum olarak doğan günde, ışığı yaktık ve dünyayı koruyoruz. Bu kesindir! Kapkaranlık, 7. Dürüm’de aydınlandı. Korku yok. Örgütümüz çok iyi ve bu örgüt, hepimizin ışığını yeniledi. Kini, nefreti aşan bir güçle çalıştık. Dönüp dürümlerine baktığında; misafirimizin gücünün kırıldığını bilirsin. O, yolu kapatmak için inmişti. Yoruldu, kokusu kontrolden çıktı ve kırıldı.

 

Şimdi Dağım; bizim adımız “Kati Toplum” bunu unutma!  Ki Kati Toplum, Tabiatın Kutsal Işığı’nı 7. Dürüm’de yerden, gökten münezzeh olanda ışıtacak teknikle çalışır.

 

Kendini  “Ana Kaftan” diye bildiğin sürece de bugün burada Bütün’e hizmetçi olan her bir Yüce’yle birleşmen gerektiğini bilmelisin! Senin, senin yüreğin olmadığını da bil! Her şey bizim yüreğimizde olur. Seni sevgiyle kokladık, ışığa kattık. Ve her yer iş yapmakta. Can, artık dünyaya görevli olarak inme imkânı veremem, bu kesindir!

 

Çığlık çığlığa çıkıyorsun yürekten, görüyorum, çığlık çığlığa!... Cinler ve İnsanlar ve tüm toplum seni dinliyor. Ve bu çığlık, ayrılığın çığlığıdır. Ve aklın yoğunluğundan ayrılıp, Yüceliğin Toplumları’yla dillenme imkânın kalmayacağından dolayı; çalı çırpı gibi Kati Toplumlar’dan, umman olan kotlardan ayrılmanın çığlığıdır ki 82. Dünyayı kurmak, Bilgeler Mektebi’nde Kürsü olanların görevi ise; sizlerle bugün burada epröv çalışması değil, yaptığım KARDEŞLİK ÇALIŞMASI’ydı.

 

Yarın doğu, batı, öfke ya da huzur. Hepsi bir TEK olacak. Ve ben, Altın Toplum’a ışığımı indirdim. Bu ışık, benim ışığımdan öte BÜTÜN’ün ışığıdır. Özün özünde; sözün sözünde; Bütünün Yüceliği’nde, bu ışık yanacak.

 

Cemaatimiz görevini hakkıyla yapmaktadır. Kuran-ı Kerim’de der ki “En ince ayrıntısına kadar bütün cevaplar sizde mevcuttur. En ince ayrıntısına kadar!... Kuran-ı Kerim ağırlaştığında, bütün içi dışı BİR olanların, Kutsal Tohum olacakları, ilim halinde açıklanmıştır. Ve BİZ, Zamana Kuran Olanlar, Bütünün Kürsüsü olarak buradayken; Kati Tohumlarımızın her bir sayfasını kapkaranlığa indirdik.

 

Müsaade ederseniz kısa bir açıklamadan sonra yeni çalışma hakkında da bilgi vermek isterim:

 

Değerliler; Üstün Dünya; öz söz ve bütün şekil kayıtlarının üstü olan dünya “BİR”e hizmetçi olan dünya, hepsi sizin yüreğiniz. Ve bütün kökleriniz “DÜNYA…” Torba torba ışık yakan siz, her şey, siz ve sizin İlim Aileniz ve burası muktedir bir Işık. Sizden Teknolojik Kotlama yapmaya çabalayan çokları, korkuyla kaçtılar. Çünkü siz, eser meydana getirdiğiniz zaman, bu eserde herkesin kendi yüceliğinin olma imkânı asla yoktur. Bütün Kürsüler, bu nedenle buradan çıkıp gitmek istiyorlar.

 

Kalem İNSAN; iş yapan İNSAN ve bu kalem, Allah’ın İlmi. Yazan, İlim, Ailem ve Bütünlüğüm… O halde Dönüm Başkanları, Yeni Dönem Başkanları’yla mutlaka ışık alış verişinde bulunmalıdırlar.

 

Sessizsin, neden burada, bu çalışmada senin Levh-i Mahfuz’da yoğunluğun yok? Bize bunu anlatırsan, daha sonra daha net bu çalışmaları yapıp yapmama kanaati oluşacak bizlerde.

 

Teknolojik Kotlama yaparken, hepinizin nesillerinizi de tohumladığınızı biliyorum. Böyle bir dönem hiç olmadı ve bu çalışma, hiçbir zaman yapılmadı. Burada yapmakta olduğumuz çalışmanın, nesiller boyu yapılan çalışmaların “Kati Kaydı” olacağını hepinizin net olarak anlamanızı beklerim.

 

Eğer bugün dünyadaysak; türlerin en güçlü ışığını kayıtlamalıyız. Sizler,  “Biz kendi yaşamlarımızı kaydedelim” diye direndikçe, kontrol kaybı başladı. Ve Biz diyoruz ki  “Kontrol kaybına engel olmak için IŞIK TOPLUM olun!” O zaman her bilgi, sizin Yüce Cevherinizde BİR’e hizmet için kotlanmış olacak. Nefes İlmi’nde bu vardır. Şikâyetimiz buydu.

 

- Niçin biz kendi kayıtlarımızı topluma katamamaktayız?

 

- Kardeşlerim, kayıt tahditliyse, katkı yoktur ve biz diyoruz ki “Kayıt tahditli ve kaydın katiyetle kotlara indirilmemesi şarttır.” Siz konuşun, ben onları transforme ederim, kayıtlarım. Buydu yaptığım bugüne kadar. Ne var ki bugün; “arka, ön” diyenler, bu çalışmada bu tür bir kayıt istememekteler.

 

Netice olarak; ocaklarını kendi yoğunluklarıyla tohumlayacaklarını düşündüler. Ve bedenimi çektim ve dedim ki “Hadi siz; OL’un, okuyun. Akış yapın ve birleşin, sayfalanın.” Ne yazık ki hiçbiri kendi yolunu bulamadı. Bunu neticesinde bizler; doluluk, boşluk olarak dünyada Kutsal Işıklar’ı yarınlara katamayacaksak; oğul vermelerine izin veremeyiz.

 

Sultanlar, olay budur. Ha!… Hala “Biz yokuz” diyorsanız; kaydınız silinecek. Bu da kesindir! “Altın Toplum bunu bilsin” dediler. İşte, bildiri budur!... Şimdiye kadar yapılan her şey, bu şekilde yapıldı.

 

Şimdi artık yeni dönemle ilgili açıklamalarımı net olarak bildiriyorum. Bu kesindir ve bu bilgileri, hepinizin anlamanızı bekliyorum:

 

İnsan, altın bir Tanrı’dır. ALTIN TANRI, akıl taşır. Akıl taşıyan, ALTON’dur. Ve Alton olan, KUTSAL IŞIK’tır. İşte, IŞIK İNSAN, “ALTON’dur.” Alton olmak, Rahman olmaktan ötedir. Rahman’a vardığınız zaman katisiniz, hakikisiniz. Rahman’ın Toplumları’yla tabiata kaynaksınız. Rahman’ı aşıp geçtiğiniz zaman; işte orada artık siz, “IŞIK”sınız. Ve IŞIK İNSAN, “ALTON İNSAN”dır.

 

Alton nedir? Diye sorarsanız;  Atlanta Toplumları’nın kontrollu ışığıdır. Ve bu ışığa varan,  İsmaili’dir.  İyi ki buraya varmıştır ve akmıştır.

 

Şimdi Canlarım;  Arkon’un, Atlanta Toplumları’yla nasıl çalışacağını size anlatayım:

 

Görev geçişleri yapıyoruz. Çokları buraya geri dönmeye çalışıyorlar. Bir çeşit çılgınlıktır yaptığımız. Hepsini alıp kotlamak!...  Neredeler? Keyslerinde ışık yok; sonsuzlukta yoğunlukları yok, kökleri yok, küskünler, İslam’dan ayrıldılar, ilimden ayrıldılar, yıkıldılar, tınıları yok. Öyleyse; onları nasıl Hak Teknikle dilleyebileceğiz? Çok zor. Ne var ki Partiküler Tohumlama yapmıştık, kısa bir zaman önce. Partiküler Tohumlama, Kati Tohumlar’ın kontrolünü sağlayacaktı. İşte bunu başardık. Ve Partiküler Tohumlama’yla kaynağa Kati Toplumlar’ı kattık. Kasaları dolmuş mu? Henüz tohumdurlar ama kasaları doluyor. Dolmasını bekliyoruz. Çoluk çocuk, bütünlenmek için çabalıyorlar. Öyleyse öksüz değiller, çünkü çabaları var. Ki biz onları, Arkon İnsan olarak Kaynağa aldık. Asla yanlışımız yok...

 

Şimdi Canlarım; dönmüş dünyaya bakıyor. “Netice!?” diyor, netice? Ark akıyor ve bizler kontroldayız. Çok mutluyuz ki gövdeleri ışığa dönüşüyor. Çok mutluyuz ki yıldızları tohumluyorlar. Çok mutluyuz ki fotoğrafları yayınlanıyor dünyaya, “Bakın” diyorlar. İşte bunlar, görevlidirler. Bu fotoğraflara baktığım zaman çok mutlu oluyorum. Çünkü eşik, ışkında aşk yapmış birçok tohumum var. Ve ben o fotoğraflarda her bir yüreği biliyorum.

 

Korkuyor Yüceler. Neden korkuyorlar? Altın Tohumlar’ını kurutmaktan korkuyorlar. Ve ben onları, maya olarak dünyaya indirdim. Sınırları kaldırdım. Ve diyorlar ki “Haa!… Ben de çalışmalıyım!”

 

Öyleyse çalış!... Koku, Allah kokusudur. Bu kokuyu duyan, Hakikiyetin Tohumları’yla korunmaya alınır. Bizim kökümüzde ocağı yanar. Öz, söz budur. Yeni dönemde artık “BİR”e hizmet edildiğini anlayacaklar. Yeni dönemde ışığı toplumlara kattığımızı anlayacaklar. Yardım ettiğimizi anlayacaklar. Yeni dönemde; kati! kati! ve kati olduğumuzu anlayacaklar.

 

Çarık giymiş gelmiş, diyor ki; “Ben çarığımı size bırakayım, gidip ışık yakayım, dönüp yenileneyim de akıp kati olarak kayda gireyim. Çarığımı alıp döneyim!” Peki diyorum. Al çarığını; senindir.

 

Ve bir diğeri:  “Işığımı sana bırakayım, görevimi alıp, kotlayım, tahditsiz çalıştırayım yüreğimi ve geçip yenileneyim!” diyor…  Al ışığını.

 

Ve bir diğeri: “Ruhsal ışığımı senin yüreğine katayım.” diyor. “Savaşın sonunda sen bana o ışığı iade edersin!” Ve ben, ona ışığını iade ettim.

 

Ve “Yeni dönemde vakit geldi” dediklerinde; biliyorum ki Erin ışığı yanar. Ve “o gün” bugündür…

 

Vakit geldi. Ark aktı. Ve Altın Işık yandı. OL’up Kutsal Işığı yoğunlaştırdı. Yüksek Işık, yürek ve hepsi “BİRLİK” oldu. Çömeldi Yüceler ilimde. Aktılar yüreğe Hâkim’le. Hak Teknik’le ve bildiler ki yürek ışık. Aktık ve aktık ve aktık!… Asıl dünyaya vardık. Asıl Dünya, bugün Süper İnsanlık Realitesi dürümlerinde Işık… Ve akıp geldik. Bu Işık, Allah’ın Işkı!..., bizim Zinnur’a ilimle girişimiz!... İsmimizin İsa oluşu, İmparatorluğun Toplumları’nda Işık Kaydı’nın yapılışı ve Can’a varış!..., İsmaili’de olmakla mümkündü.

 

Kökü kör olmayanlar, özde Ses Yaprakları’na varanlar, ışığa kaynak yapanlar, Siber Boyutlar’a ulaştılar. Köpük köpük olanları alın, bilin! Bizim için çok özel kati ve hâkim kaynaklardırlar. Oluştuk!, okuştuk!, akıştık!... İşte bu!…

 

Deşifre Eden: Ayten ATILGAN

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

IŞIK İNSAN (1)    16.04.2012

 

Sakın yanlış anlamayın, doğum değerinde bir çalışma yapılacak bu gün. Doğum, Bütün’e hizmet için gerekendir. Toplulukların hepsi, Büyük Kökleriyle dünyada kendi yoğunluklarını kontrol için çabalamaktalar. Her birinin ne yaptığımı bildiğini düşünmüyoruz, doğrusu budur. Hala dünyanın Rabbi Sayfalanışı devam ediyor ve hepimiz, Dünyanın Ruhsal Mahreki’ndeyiz bu da kesindir ve bu Meclis, ağır taşıyor bu da kesindir. Ve burada bulunan her bir yolcumuz, Sanal Boyutlar’ın tohumlanmasını tamamlayarak; Büyük Köklerini, Dünyanın Ruhsal Mahreki’nde dilleyerek iş yapmaktalar.

 

Kardeşlerim, değerliler; “beri gel” dediğimiz zaman her bir Yüce, kendini hak edip geçer. Nesillerimizi dünyaya indirmemizden itibaren tohumlama çok güçlendi ve bugün burada bulunan her bir Yolcu, Levh-i Mahfuz’daki kendi kotlamasını tamamlamak üzere buradadır.

 

Katiyetle dünyanın Rabbi Sayfalanış’ının devam etmesi, sınırların kaldırılmasına engel teşkil etmemektedir. Doğum ölüm diye bilinen hasattı. Hasat, insanın ışığının yenilenmişiydi ve bu da oldu. Dökülen ışık, ağır taşıyıcılarla döküldü. Toplulukların hepsinin kendilerini kontrol ile tabiata indirilişleriyle, bütünlenişleri ve birleşimleri, sınırların kaldırılmasından sonra çok daha güçlendi. Keyslerinizde iyilik ve kötülük birliktedir. Bunu hepimiz net olarak biliyoruz.

 

TOPRAK İNSAN, IŞIK İNSAN’dan ayrıdır. Bu güne kadar herkes, kendini TOPRAK İNSAN olarak nitelendirdi. Her biriniz toprakta kotlandınız. Toprakta tohumlandınız ve toprağın kontrolunda kayıtlar yaptınız. Nefesiniz çok güçlendi. Kervan yenilendi ve yoğunluklar korunmaya alındılar. Koruyuculuklarını katiyetle dillediler ve korunmaya aldılar tüm yoğunluklarını. Devran dönmektedir ve dünyanın tohumlanmasından itibaren de devran dönecektir. Belleğinizin en yüce ışığı ağır taşıdı. Siber Boyutlar, yine dünyaya kendilerini hasat diye geçirmek istediler.

 

Değerliler, değer biçtiklerimizin hiç birisi doğum yapamadılar, bu da kesindir. Değer biçtikleriniz, kati olarak kontrol edilemediler. Ocaktan çıktılar. Onların yasaları, onların kotları, onların tabiatları sizin yüreğinizde olamayabilir. Ne var ki ocaklarını yenilemek için onlarla da olmalıydık. Bellek Kapları’nda Bütün’e hizmet, tohumlanmayı sağlar. Dünyanın Rabbi Sonsuzluklar’ında bu kesindir.

 

Kalemin insan olduğu, yüreğin hasat olduğu, Bütün’ün Kuran olduğu bir Cevheri Kot’ta; beş gün insan olup bir gün kaynak olmak, hepimizi zorda bıraktı. Hala dünya korunma altına alınamadı diyoruz biz. Allah seni bizden korudu ve bizi senden korudu. Öyleyse bize kendi yüreğini anlat da net bilgi alalım. Levh-i Mahfuz’da ne varsa açıkla bize:

 

- Değerliler, Koran Toplumları bugün buraya gelmek için çok istek duydular, bu kesindir. Ve Koran Toplumları’nın iyilik ve kötülükleri kendi yoğunluklarında güçlüdür. Benim canımı sıkan şudur: “Kimse kimsenin ışığını sınırlandırmayacak” diyerek kendi yüreklerini kotlayan onlar, ışık kırmaya kalktılar. Barışmak istiyorsa kardeşlik yapmalıdır. Benim adım Rahman mı? RA-KA-HA mı? Her neyse, aşkla çalıştığınız zaman benim yoğunluğuma kendi koyuluğunuzu indirecektiniz. Çürümeye başladığınızı görüyorum. Tohumlarınız kontroldan çıktı, görüyorum!... Kökleriniz kontrol edilemedi, görüyorum!... Rabbi tohumlamada sizler yoksunuz, görüyorum!... Kardeşlik Allah’ın ilmidir. Biliyorum ki sizler, akil kotlarsınız, Nefes İlmi’ni de bilmektesiniz de Beşir Kaplar’ın her biriyle mektep kurduğunuzda maya olma imkanınız yoktur. Kollarımı size ulaştırmak istemem. İster miyim!? İstemem çünkü Rabbi Sonsuzluklar’ın toplumlarını, kendi yoğunluklarınızdan çıkardınız.

 

Canlılar; ben Rahman olan KA-HA, Siber Boyutlar’a şunu söylemek isterim ki  “Kul, Allah’ın tohumunu ektiği zaman kuldur. Kul, ışığı kotladığı zaman tohumdur. Tabiata indiği zaman katiyetle kaynaktadır. Beşir olduğundaysa, kırıcıdır. Sizler kırıcısınız ki beşirlersiniz, sizinle çalışmak gereğim artık yoktur.”

 

Pusu kurmuşum yüreğine, ikna etmek istemişim. Yahu pasta, börek, çörek yemeye geldiğini biliyorum. Bugün sana pasta yok, ya HA! Sana çörek var mı? Yok. Şimdiye kadar hiç kimseyi soframızdan döndürmedik. Bugün soframızdan döndürülüyorsunuz. Kollarım kotlarımdır. Aşkla çalışanlarla bu çalışma yapılacaktır. Sıkıntı var mı? Etki alanımız çok geniştir. Eskiden dünya kurtarıcı bekliyordu. Bugün dünya korumaya isteksizdir yürekleri. O halde korumaya isteksiz dünyanın, kurtarılışı ne manaya gelir?

 

Değerliler, biz dünyayız. Korku şükür ki yok. Biz dünyayı kotlayanlarız. Dünyanın Ruhsal Mahreki’nde ışık kayıtlayanlarız. Canım, Allah’ım dedi. Yahu Allah bedende yoktu ya hani? Hani ışıktaydı ya! Hani Kuran’daydı ya! Akıldaydı ya! Hani yürekteydi ya! ve bugün “Allahım” diyor. Bal dökmüş yüreğine Allah İlmi”ni dilleyecek. Hala Allah’ın ilminin, yüreğinde bal olduğunu düşünür. Korkmayın! Korkmayın! Kırmayacağım yüreklerinizi bugün. Çöpçatanlık yapıyor bir diğerine, öfkesi çok ya; kati olarak kendini hak etmemiş, başkasını hak etmemizi diliyor.

 

Canlılar, ray Allah’tan ışık aldı; yol açtı; yüreğe ışıdı. Ben Kuran oldum; tohum oldum; ışık oldum. Ben muhamma oldum. Kollarım akıl, yolum ışık, Birliğim Kuran ve ben sonsuz Sanal Boyutlar’ın yoğunluğunda var olan.

 

Sevgililer, misafirlerimiz çok bugün.  Bugün burası tıklım tıklım dolu, bugün buraya gelmeye niyetlenen çokları da Kervanın Kuranı’nda kendi yoğunluklarını aramışlar, görememişler; bu nedenle de geçip gelememişler. Hala hala kendi yüreklerini bulmaya çabalıyorlar. Muktediriyetle kendilerini hak etmeyenlerin tabiata çekilmelerine gerek kalmadığını anlamamaktalar. Rahman’a Kutsal Işık yakmak için, Bütün’e hizmet için ve BİR’e kati Kaynak olmak için yapılan bu çalışmalar; Rahman olanların ışımasını sağlayacak güçtedir. Kökleri ümmi olanlar, yüreklerinde kusur olanlar ve yasaları çiğneyenler, bu Meclis’e gelemeyeceklerdi. Artık, bu Meclise geri gelme imkanları tamamiyle kalmayanlar, çekip gittiler.

 

Kabe İnsan, tohum ve biz bu tohumu kotlayanlarız. Şimdiye kadar kimseyi kontrol etmek istemedik. Bundan sonra da bu iş, BSUİ’nin görevidir. Birilerini korumak gerektiği zaman ya da korumak gerekmediği zaman; herkesi koruyacak olanlar ya da korumayacak olanlarla çalışacağız. Herkesin koruyucusu olmak ya da hiç kimsenin koruyucusu olmamak… Sıkıntıda olanı, kontrol kurup kati olarak tohumlamak ya da sıkıntıya düşmesine engel olmak… Hiçbir dürümde bu çalışma yapılmamıştı. Bugün artık bu yapılacak.

 

“Partiküler Kotlama” dedikleri bir çalışmanın ertesinde; artık her bir toplumun, kendiliklerinden kendi yüceliklerini korumaları, kendiliklerinden kendi tabiatlarını kayıtlamaları değil; Birliklerimizin ocaklarına inip onları, kontrol etmeleri esası getirilmiştir.

 

Ve bugünden itibaren, kimsenin kimsede kotlama yapma imkanı kalmayacak. Sıkıntı şudur: Biz, ocakta iken onlar, bizde olmaya kalktıklarında kontrol bizdedir. Okuma yazma bilmeyenler korunmaya alınacaklar. Okuma yazma bilenlerse korundukları için Ses Kapları’nda bulunacaklar. Herkesin kendini koruması önemli olsa da bunu başaracak çok az sayıda Işığımız mevcuttur. Bunun içindir ki kör sağır, herkesi korumaya aldık. Kökü kontrol edilenler dahil olmak üzere; Birliklerini kontrol edecek olanlar dahil 200 Kaynağımız, bu görevi yapacaklar. 200 kaynağın dışında bu görevi yapacak kimse yoktur.

 

Çoluk çocuk, öksüz yetim kim varsa emin olun ki korunacak. Sıkıntı şudur: Beden alamamış, hala toplumlara kaynak olamamış, ışık haline dönüşememiş olanlar resmi çalışmaya katılmaya niyetlendiklerinde ne olacak? Olması gereken nedir? Öksüz mü? Öksüz. Yetim mi? Yetim, Rahman’da oğul verecek mi? Muma döndüğünde olabilir. Övüp yerdiklerimizden mi? Rahmetin katiyetinde övüş, yeriş olmayacak. Öksüz yetim, övülmeyen, yerilmeyen, kati olmayan Işık, tohumlandığında ne olacak? Cem olacak, Has olacak, Birlik kuracak. Artık, Birlik kurmak onun işi olacak. Kursun, alsın bilgiyi, Has Tohumlar’ını kotlasın, hak etsin ve yarınlara kaynak yapsın. Bizimle işi kalmamıştır diyoruz. Ölüler! !ş budur! Ve biz ölülere, öksüzlere Has Teknikle kendilerini hak etmek istemeyenlere Kara Kaplı Kitap Sultanlık’ı indirdik. Okuyan bilecek, okuyan okuduğunu hak edip anlayacak ve cenkte hakikiyete varacak.

 

Sevgililer, muhakemeniz çok iyi. Biz, BSUİ olanlara da bir tek şey söylemek istiyoruz. Portallarında ikmalleri olanların, ışıkları olmayacak. İkmalleri olanlarla çalışma olmayacak. Tartmadan söylüyorum ki korunma imkanı olanlarla, korunma imkanı olmayanlar ayrı ayrı çalışacaklar. Korunma imkanları olanlar, Büyük Köklerin Toplumlarıyla birlikte olanlar olacaklar. Korunma imkanı olmayanlar, tahditlenmiş olanlar; değersiz kayıtları bulunanlar olacaklar.

 

Tebrik ediyorum hepinizi net anlıyorsunuz. Çabamız yarınlaradır.

 

Kul olmak, oğul vermekle mümkündür. Oğullamak için kaftan giymek gerekmektedir. Kaftan, Göç Kapları’nı tohumlamak için giyilir. Her Rahman, Allah’ın tahditsiz ışığında olduğunda Büyük Kökler kontrol kurar. Ses Allah’ındır. Allah sevgidir. 7. Türün ışığını yaktı, oyun yoktur ve bugün, Rahman’a Kutsal Işıkla indi. Ada Kaftanı’nı çıkarttı,  Yüce Kaftan’ını indirdi yüreğe.

 

Emin olun ki dar zamanda size her bilgiyi, İnsan Tekniği ile vermeye çalışıyorum. Maya olmak sorumluluktur. Korunmak sorumluluktur. Tohum ekmek sorumluluktur. Resim yapmak sorumluluktur. Arkon İnsan’ın Işık İlmi’ni bilmesi sorumluluktur. Bütün Kürsüler’in ışığında Hak Toplumlar’ı dillemek sorumluluktur. My god… savaş bitti Canlarım. El olduğunda, kontrol kurulur. İşte bu!…

 

Değerliler, misafirlerimiz çok güçlü bugün, bunu biliyoruz. Biz ise Görevliyiz. Onların da bunu bilmeleri gerekir. Bugün bize gelenlerin çoğu, Rabbi Toplumlar’ını kontrol için geldiler. Ve biz de bugün, onlara kendi yolcularımızı dilledik. Her biri, bizi anlamak istedi. Biz, her birini anlatmak istedik. Barış haline gelmek istedik. Barış İlmi’ni hak ettiklerini dilledik ve onlar, BSUİ’nin Kutsal Işığı’nda biz olmak istediler. Örgüt haline gelmeden, insan soyuna ışık yakmak zordur. Okuma yazma öğrettik; okuttuk; olgunlaştırdık ve geri geldiler. Beden İnsan, itibarı yol olan, içi dışı bir olan ve Rahman olan Ata Kaynak…

 

Ata Kaynak’tan bildiridir: Akmaya başladık. Akış, Rahman’adır;  akış, kaynağadır; akış toplumlaradır ve biz tohumlarımızı kotladık. Korku yükseldi. Arttı… Korkunun artmasıyla birlikte toplumlar, kontrol kurmaya çalıştılar. Benim adım KA-HA. RA-KA-HA değil, KA-HA. Bunu da anlattım ve doğrusu, RUH MAHREKİ’nden IŞIK MAHREKİ’ne geçtim. Bu can, RUH MAHREKİ’ni artık geri dönmemek üzere; geçişinde bıraktı ve IŞIK MAHREKİ’ne görev gereği geçti.

 

IŞIK MAHREKİ’ne geçmek, Ak Toplumlar’ı kotlayıp, tahditlemekle mümkündü. Bunun için çok çalıştık. Şükrettik ki IŞIK MAHREK, IŞIK KAYNAK’ta kükreyen bir tohum oldu.

 

Pusu kurmuşlardı yüreğe, Kati Tohumlama için. Biz o pusuyu aşıp geçtik. Ekmeğimizde ilim var. Yedek İnsan… Yaprak yaprak okunan Yedek İnsan kayıtlamaya kalktılar.  Artık bilinsin istiyoruz ki Yedek İnsan, ışığımızda olmayacak. Bu kesindir. Yedek insan, Kadı olsa dahi yüceliğimizde olmayacak.

 

Dağın taşın ışığını aşıp geçenlere, söz vermeyeceğim şu anda. Kara Kaplı Kitabı okuyun dediğim zaman; kullar, “ışıksız” dediler. “Işığa gerek var mıydı? Dinlemek yetmez miydi?” Diye sordular. Ve dava, Allah’ın değerini bilip bilmeme davasıdır.

Marka çalışma yaptığımızı söylediğimiz zaman da kardeşlerimiz, bu çalışmanın tohum olduğunu düşündüler.

 

Değerliler, tohum ekmedik, Kaynak Kotlama yaptık, bunu anlayamadılar. Partiküler Kotlama’dan söz ettiğimizde de bu Partiküler Kotlama’nın, kasiyerlerin çalışması olduğunu düşündüler. Kasiyerler, bilgiyi repoya yatıracaklar. Bilgi artacak, artıp tohumlanacak daha sonra o bilgi ışıklanacak ve o bilgi yoğunlaşacak ve herkes o bilgiyi okuyacak da ışık yakacak. Buydu repo!…

 

Ve Canlarım,  BSUİ’ni tohumlarında repo olmaz, kasiyer olmaz. Işıklar kotlayıcı, tohum katıcıdır, kati katıcıdır.

 

Zaman Sayfaları’na görev gereği indiğinizde biliniz ki ben, Nefes İlmini de dillerim. Çakıp giderler. Dağ taş iş yapıyor diye sanırlar. Çakıp giderler de dağın taşın iş yapmadığını hak edip de dinleyemezler. Maya tuttuğu zaman ışık yanar. Işık yandığında, tabiat kotlanır. Tabiat kotlanmaya başlandığında, keskin bir İlim Ailesi dünyaya akıp girer. İşte o İlim Ailesi böyle bir çalışma için geldi…

 

Akıp gittik dünyaya ve dünya biz, biz dünyayız. Yezitlerin dürümlerinde 2220 var. Bizde de var, herkeste var. O gün geldiğinde, maya olmalarını bekliyorum. Okuyup öğrendiklerini dinlemelerini, tabiata dilleyip hak edip diri olarak, Kürsüler’inden Kelam İlmi’yle dinletmelerini istemekteyim. Bazı bazı dünyamızı kendi yolcularıyla dillerler. Çok zordur dünyayı dillemek. Çünkü dünyada dinlenmedikçe, dillenme mümkün değildir.

 

Değerliler, dünyayı artık anlamaları gerek. Tohum olup kontrol kurmaları gerekir. Dünyayı anlayabilmek hak etmekledir. Har yükselterek Işık Kotlaması yapmanın imkanı olmadığını herkesin bilmesi gerekir. Benim adım RA-KA-HA dediğim zaman, kaftan giymiş gibi geldi, “hadi, çalış!” Dedi. Ha, öyle mi dedim. Neden? “Sen, bizim yüreğimize görevli değil misin?” Dedi. “Öyleyse çalış da kendi yüreğimizi de hak edelim” dedi. Kokusu çoktu. Holografik Işıma yapacaktı ve kaftan giyecekti. Çok kuruydu çok!... Kös dinler gibi dinledi bilgimi. Sonra döndü dedi ki “O kendince anlatıyor, böyle bir iş yoktur dünyada.” Ve dedim ki KA-KA-HA hadi gör bakalım, neymiş olan.

 

Dağım, işte bu… BİR’e hizmet akılla olur. Akıl olmazsa yol olmaz. Yol olmadığında, tabiat kayıt yapmaz. Tabiat kayıt yapmadığında; efe, sen ne işe yarasın? Canlılar, işte bu…

 

Doludizgin yapılan çalışmaların, Yer Kürsüleri’nde, görev geçişkenliğine geri dönüş imkanı sağlayacak dürümde, Has Tabiatı kotlamadığı sürece; biliyorum zordur anlamak. Okuma yazma bilmeyen öğrensin diye bu şekilde uzatıyorum. Ki okuma yazma bilmeyen, Ses Toplumları’yla, Ses Teknikleri’yle bilgiyi alsın diye çabalıyorum. İşte o gün geldiğinde, kapkaranlığı apaydınlığa dönüştürmek zor olmayacak.

 

Muhamma kokuyu aldı geldi, yarınları kontrol için. Ya HA, kukuletasını da giymiş. Niye? Çünkü kukuletasını giyerse keyslerinde, kendini Has teknikle dileyecek de ondan. “Ya Ha, Bahar görevini yapsaydı” dedi. Yaptı!... “Sevtap görevini yapsaydı” dedi. Yaptı!... Ve herkes, burada bulunan herkes, görevlerini yaptı. “O halde barışalım” der.

 

Erkil Toplumlar’da herkes; kendini, kendi yüceliğini diller ve bu toplumlarda ark akar. Erkil, ekmeğini kendi yapan, yüreğinde kendi olan ve ışığını kendi yakana denir. Sınırları kaldırır; topraklarını tohumlar ve görev ister. Onlara Göç Kaplarımızı dilleriz ve geri dön deriz. İşte bu!...

 

Ve şimdi Sultanımız diyor ki “Post modern bir çalışma yapılıyor burada.” Ya HA, öyle mi!? Niye? Bu güne kadar hiç çalışılmayacak bir dürümde, yerin göğün koyuluğunun dışında, yeni bir dönem çalışması. Buna bizler, “post modern çalışma” diyoruz. Birlik Toplumlarını kontrol için böyle bir çalışma gereklidir diyoruz. Ekip için gereklidir, kaftan giymek için gereklidir. Kati tohumlama için gereklidir… “My God!” Diyor yine Yüce. Ve biz de diyoruz ki “ayrı gayrı yok ki geri dön.” Analar, muktediriyet insanın tohumudur. Görevi gereği kulluk da ister. Göç Kotlaması da yapar, Işık İlmi’ni de diller; benimle de olur; Bütün’le de olur. Kontrol bizdedir. Yenilendi; görev ister. Öz Görev, İNSAN. Bunu anlayan yok ki…

 

Hepimiz, İnsan Işık olarak dünyadayız. Bu İnsan Işığın, Işık Kotlaması’na geçişi yapılıyor yeniden. Işık Kotlaması’na geçerken, ses sonsuzlaşmalıydı. Bu nedenle size çok ses vermeye çalıştım. Bundan sonraki süreçte yeniden kontrollu bilgi akışımız olacak. Bu akış, Ses Toplumlar’la olacak. Ses Toplumlar’ın sonsuz ışımalarını sağlayabilmemiz görevdir ve bizler, bundan sonraki süreçte bunu başarmalıyız. Kelamı Kuran olanların, toplumlarında ışık olsun istiyoruz. Yeni döneme girerken elin ululuğundan, ummanın toplumlarına ulaşabileceğiz.

 

Kök İnsan ve Kuran’da insanın ışığının eser meydana getireceği bir zaman sayfasından söz eder. Ve bugün biz, o eseri meydana getirmek üzere Bütünlüğümüzü buraya çaktık. Bu bir çakılıştır. Yerin ışımasını ve göğün tohumlamasını sağlayan bu Görev Kürsümüz, Kutsal Işıkları yetkinleştirecek dürümde yeni sayfalara aşkla geçiyor. Yeni sayfalara geçerken, Rahman’a Kutsal Işık’la inenlerin, kardeşlerimiz olarak çalışmalarını bekliyoruz.

 

“Kuran-ı Kerim’i okumak yeterli” diyenlere de şunu söylemek istiyoruz: Kuran, akıp giden bir yaşam koyuluğudur. Bu koyuluğun tohumlanmasını sağlayacak olan ışıma, Bütün’ün ışımasıdır ve bu ışıma ile birlikte artık toplumlar; korunmaya alınıyorlar. Bu yeni dönemdeki korunma, Büyük Köklerin Tohumları’nın kontrol edilmesinden de öte, Birleşik Işıma ile herkesin korunmaya alınışıdır ki bu gün bunu başarıyoruz. Herkes korunmaya alınıyor. Kapkaranlık günlerin sonunda ışıl ışıl yeni döneme geçildi. Bu yeni dönem, ışıkların Kutsal Tohumlama’yla Büyük Kökler’in türleriyle birlikte kayda gireceği dönemdir.

 

Kara Kaplı İlim, akıp gittiği zaman; Kotlar, tohumlanır ve ışıklar yanar. Bizler, cemaatlerimizi tohumlamaya görevliydik. Cemaatlerimizi tohumladık, korumaya aldık. Topraklarımızı kayıtladık; ışığa kayıt yaptık ve Bütün’e hizmet için Birlikler kotladık, tohumladık ve kati olarak kontrol ettik, onları da kayıtladık. Her birimiz cem olduk bunları yaptık.

 

Dünden bugüne çok önemli kaynaklara vardık. Her bir Kaynağın Kuranı’nı kotladık, topladık, tabiata kattık ve Kati Kotlamalar’la Büyük Köklerimizi göz görürken kayıtlayıp ışığa kattık. Cemaatlerin hepsinin Kürsülerinde, Kutsal Işığın sonsuzlaşmasını sağladık. Kıbrıs’ın ışığı yenilendi. Dünyada Göç Kotlaması yaptı. Türkiye’nin ışığı yetkinleşti, dünyada güç kontrolu yaptı. Dünyanın türevlerinin her birinin yoğunlukları arttı. Beşir olanların çakı taşıdıklarını biliyorduk. O çakılarını kendi yolcularına tanıttık ve dedik ki “Herkes çakı taşırsa, dünya kontrol edilemez, lütfedin çakılarınızı bırakın!” Hepsi çakılarını çıkardılar, bıraktılar.

 

Artık dünya insanlığı tehditkar olmamalı, budur amaç ve olmayacak. Dökülen ışık, yetkin okumayla dünyaya akıyor. Bütün’e kontrollu çalışmalarla geçiliyor. Kontrol Allah’a aittir ve Allah kontrolda bizsiz değildir. Biz bu kontrolu, Allah İlmiyle yaptık. Verin alın! değil; Okuyun, akıtın! Veren aldığını diller. Okur,  akıtır. Akmayan ışık yakamaz. Yarınları tohumlamak için akmak gerek.

 

Kurtarıcı İsa, ummanda dirildi. İnsan ummanda ışıdı. Bütün kökler tohumlandı ve Mushaf olan, İlim Ailemiz’in ışığı Muhammet Mustafa kokusunu yoğunlaştırdı; Bütünlükler’e kattı; kayıtladı.

 

Ark akıyor. Hepimizin arkı akıyor. Ve akan ark,  Rahman’dan akıyor. Kömür Gözlü İlim Ailem, Allah siz; siz O’sunuz. Kömür Gözlü İlim Ailem, Allah siz; siz O’sunuz. Kömür Gözlü İlim Ailem, Allah sizsiz değildir ve siz, ocaksız değilsiniz. Kömür Gözlü İlim Ailem, ağır yükü taşıttık sizlere ve bu ağır yük hafifledi. Ağır yükü hafifleten her bir yüreğimize kotlama yaptık. Korkmayın! Işıklar sınırsızdı. Ağır yük hafifledi.

 

Şoför, insan; şoförün kullandığı Işık Kaynağı, insan; Işık Kaynağı’nın kotunu kati olarak kayıtlayan insan ve insanın Ruhsal Mahrek’inde İlm-i Hak olan insan; her şey insan ve insan; altın bir katiyet. Biz size sizi verdik. Erkil Toplumlar, Akil Tohumlar ekti. Şükür ki bugün burası Rahman’a Kutsal Işık olmuş. Kükreyen bir cemaat!... Size sizi verdik. Kelam Allah’ındır ki ark akıyor. Aktıkça aktı!... Akan ark; ışkın, aşkın, şevkin yoğunluğundan aktı. Akan ark, Rahman’a Kutsal Işık’tan aktı. Sanal Boyutlar, bugün artık Rahman Kutsal Işığı’na kotlandılar. Biz ocakları yarınlara kattık. 7 dünya günü çalışıp bir gün Kuran olanların, toplu çalışmalarında, BSUİ kotlama yaptı.

 

Aşk, aşk, aşk, aşk, aşk, aşk, aşk, aşk, aşk!, aşkın şevkinde Has olan ışık, Muhammet Mustafa Bütün’e hizmetçi!, biz ocak; O biz, biz O!... Şükür ki ocağımıza ışık yaktık. Ve O bizim yüreğimize kotlandı, tohum oldu. O’nu Kuran-ı Kerim’den biliriz. Misafirimiz değil; İlahi Kutsal Işığımız olarak buradadır. Kötüyü iyiden çıkardık. İyiyi, tohum olarak kayıtladık. Mahreki kotladık. 7. Dünyayı kontrol ettik. İnsanın, ark aktığında ışığa kotlandığını açıkça dilledik. Şimdiyi, şimdiden öte şimdide BİR’e iş için dinlettik, tohumladık. Portalınızda ululuk var bugün. Kuran’ınızda tohumunuz var; yüreğinizde ışığınız var ve biz varız. Köle değilsiniz. Biz de değiliz. Ulular toplumlarıyla indiler bugün buraya. Ayrılık bitsin istiyorlar. Biz de bitmiştir diyoruz.

 

Özü sözü ayrı olmayanlar, ışıktadırlar, ilimdedirler, Bütün’dedirler ve bizdedirler. İş Allah’ındır. Ve biz aklın ışkında, Allah’ın ışkında BİR’e hizmetçiyiz. Küskünlük bitmiştir. Artık dünyada küslük yoktur. Artık dünyada kuruluk yoktur. Artık dünyada kısırlık yoktur.

 

“Dokunmayın yüreğime. Yürek ışır. Bilirim yürek ışır da dokunmayın yüreğime! Işığımı kırmayın! Kırarsanız yırtılırım” diyenlere şunu söyleyeyim: Dokunduğum zaman ışığın korunur. Bunu bil! Dokunduğum zaman yüreğin tohumlanır. Bunu bil! Korunduğun andan itibaren; kotlayan, koruyan olarak senim ben. Allah için, bilin ki ben sevgiyim. Bulun ama OL’up BUL’un yüreği. O yürek, Bütün’ün yüceliğidir.

 

Dilim görevimdi. Seslendim durmadan. Durmadan seslendim. Ses, sistemden tertiplenerek indi. Her ses diriydi. Ve ben o sesi diriliklerden, dilimle dinlettim. Benim dirilttiğim ses yok. Her bir ses, diri olarak dünyaya çekildi. Ve sesin diriliği, tertipli oluşundandır ki her ses, bu değerde değildir. Tertipsiz bilgi, tahditlidir. Tertipli bilgi, tahditsizdir. Bütün bilgileri diri olarak çektim, indirdim. Altın Tohum olarak dünyaya kattım. Bütün kötülükleri aşacak dil, Işık Dili’dir ki Işık Dili’ndeyiz şu anda.

 

Her büyük kök, ışığın tüm sayfalarına ulaşabilir. Işığın tüm sayfalarına ulaştığında, kokusu çok güçlenir. Her birimiz seslendiğimizde; bütün köklere bu sesin Teknik Tohum olarak inişi, beden kotlamasını yapmak için tek şarttır. Eğer beden kotlaması yapamasaydık ki yaptık, Birleşik Işıma gerçekleşemezdi.

 

Bütün kökleri dünyaya çekerken, ekip olarak çektik. Sesin ekip halinde göreve çekilişini sağladık. Sultanlık yaptık. Sesle yaptık Sultanlığı. Tabiatı kotladık. Sesle kotladık. “Yes” dedik “yes!” İngilizce… Neden çünkü İngilizce, Tuan Kotlaması’nda Öz Görev’i yapacak öngörüyü kayıtlayacak, Bütün’ün kürsüsü olacak bir dilin sesidir ve biz herkesin, nesiller boyu kotlayacağı bir dille bilgi vermek istedik.

 

İngilizce, ilim dilidir. Türkçe, akıl dilidir. Biri ilmin dili; biri aklın dili… Aklın dili, ilmin diliyle birleştiği zaman; koruma altına alamayacağımız hiçbir Yüce kalmayacaktır. Toprak Toplumu’nu, Tabiat Tohumu’nu korumaya almamız için bu bilgilerin İngilizce ile de dilletilmesi gerekir. Sel alır Yüce’yi, Yüce diller… Ses, kotlar yoğunluğu; ışık dinler. Hepsi BİR’dedir. Biz, Altın Tohum olarak korumayı yaptık. Muktedir insan, emin, umman olandır.

 

Şimdiye kadar size her bilgi açıkça bildirildi. Ve sesle bildirildi ve ses, diri olarak indirildi. Diri olan ses, bilginin dinden ayrı olmasını değil; dille, dinin; diri olarak Bütün’ü kayıtlanmasını sağlar. Sistem’in, Düzen’in tüm sayfalarında Sesin Dili vardır.

Canlılar, muhamma Kuranı’nda da bu vardır. Muhamma Kuranı, dille dinleşti. Dille dilleşti ve sesleşti. İşte bugün Bütün’e hizmetçi olan, Sistem-Düzen-Nizam Kuranları olan sizler; dille dilleşip dille dinleşen ışıklarımızsınız.

 

Kala kala 300 Kürsümüz kaldı demiştim, daha önceki konuşmamda. Bugün kala kala 1927 kürsümüz var. Nasıl oldu? Kala kala 1927 kürsü kaldı, oysa 300 kürsüydü!... Bunu anlatayım: Kervan kalktı ya; yol aldı ya; ışık yaktı ya; işte o ışık, herkese kotlayıcı oldu. Çokları sınırları kaldırdılar ve dillerini dürümlerine kattılar. dinlediler yüreklerini; kayıtladılar. Oluş, Allahın ışığıylaydı. Bunu anlayan varsa, bizi de anlar.

 

Öyle çok çalışıldı ki! Bugün yeniler geldiler ve geçişler arttı. Kalbimiz Allah’ındır. Yolumuz aşkındır; ışkındır ve bizimdir. De ki “Allah, toprağına çerçevesiz ilim sayfalarını kattı. Oyun oynamadık. İşte Has Teknik’le birleştik ve görevi yapıyoruz. Daha güçlüyüz bugün düne göre ve daha da güçleneceğiz. Çünkü RUHSAL MAHREK’te, ışıklar kayıtlanmaya başlandı.

 

Kardeşlerim, Işık İlmi Bütün’ün ilmi haline geldi. Burada dünya, umman oldu, Kuran oldu diyorduk ya işte o buradaki umman ve Kuran, Bütün’de oluşmaya başladı. Çok mutluyuz ki Allah sınırları kaldırdı. Çok mutluyuz ki ışıklar, toplumları kotladı. Çok mutluyuz ki tahditlenme bitti ve biz, İsmaililer’in hepsini kendi yürekleriyle dürümlerine kattık. Asla yanlış yapmadık. Kaydı yapılmayan çok az sayıda ışığımız kaldı. Onların da kayıtlarını yaptıktan sonra, maya olgunlaşacak. Ocaklarının mayası… Ve daha sonra Bütünlük kurulacak. Onların Bütünlüğü değil, Birliğin Bütünlüğü… Bundan sonraki süreçte yeni çalışmalarımıza geçilecek ki bu çalışma, “IŞIK İNSAN” olacak.

 

Bu çalışmaya, karanlıkların ışıkları girecekler. Kimler girecek? Eski Dünyalılar!… Kimler girecekler? Yolcular!… İnsanlar!… Herkes!… Ama bu yeni çalışma, IŞIK TOPLUMLAR’la olacak. Herkesin IŞIK TOPLUM olması imkanı dürümlerinde vardır. Çok zaman sayfalanışında, bunu başaracaklar.

 

Dal Allah’sa, dalın budağında yine akıl var. Allah’ın aklı, toplumun ışığıdır. Dal budaklandığında, ışık tohumlanır. İşte bu!…

 

Ve biz, bütün köklerimizle, tüm toplumları kontrol ederken; her biri ışığımıza kutsal toplumlarını katacaklar. Her biri budaklarımız olacaklar.

 

Köyün başında KÜRSÜ olur. Ses kotlanır, ışık yanar ve kasaba kurulur. Kasabanın başının başında yine bir IŞIK olur. O da yine TOHUM olur, YOL olur. Bunun başında, yeni bir baş olur. Her başın başı vardır. Bundan öte de yine baş olur.

 

Süper İnsanlık Realitesi, tüm başların başıdır, bu kesindir. Hepinizin, hepimize bilgi olarak bildirmenizi istediğimiz buydu. Ama siz bunu asla bildirmediniz. Ve hep dediniz ki “Herkesle aynıyız.” Aynıyız da! ama aynıyız da” ve aynıyız da ama hiçbir zaman, o “da”dan ötesini duyamadık…

 

Savaş yok anam, hepimiz sizden bunu bekledik. Başların başının başı; tüm başların başı ve bu baş; ışkın aşkıyla dillendiği zaman, her kürsü buraya koşup gelir. Nedense siz bunu asla Birlik Kaynağı’nda dahi dillemediniz. Kırın da kırılın, diyemem. Biliyorum ki kıran kırılır ve sizi kırmaya kalkanların hepsi kırıldılar. Toplu çalışmalarınıza katılamayanların çoğu kırıktılar.

 

Sizden dileğimiz; onları da alın; Kuran’da tohumlayın; kotlayın ki hasatlarını yapabilelim. Yoksa katiyetle, harın yükselmesinden itibaren, hasatları yapılamayacak.

 

Daha evvel ses verdiğimde; herkesin kontrol edileceğini bildirmiştim. Ne var ki kortej kalkmışsa; yani ocaklarda onlar yoklarsa; onların kontrolları da yoktur. Bu önemlidir. Bir kibir, bir kibir!... Herkes, kendiyle kendi yüreğiyle bütünlenecek diye düşündüler. OL’uşta akıl yoksa, yarında hasatları yoktur. Bunu bildirin onlara! Ve deyin ki “Gelin de olun, gelmezseniz; olamazsınız.”. Bunu dediğinizde; görevlerini anlarlar mı? Hala hala şüphe var. Anlayamazlar mı yoksa!?

 

Dağlarım, bilin! İnsan, oka ekmek; oka köfte değildir.(gülüşmeler) (“Ne ka ekmek; o ka köfte”  dendi, hazirunda…) Dağlarım, bunu niye vermek istedim, biliyor musunuz? Böyle dediler, öyle dediler… Ahh! Canlarım, ahh! Bildiklerini dillediler. Haaa zavallılar! Eşikte beklerler… O ka ekmek; o ka köfte!… Ha ha ha! Yapmayın! Canlarım, yapmayın! Bırakın geri gelsinler! Bırakın akılla dillensinler. Biz onları kontrol edelim. Bırakın kaynaklarını katiyetle dillesinler. Ocaklarını yakın da seslendirin hepsini de, bırakın geçsinler. Hala, hala kontrolları yok mu? Oyun oynuyorlarsa bırakın; oyunlarını da oynasınlar. Netice: Onlar da ekmek yapsınlar. Bırakın da ışıkları yansın. Vah! Vah! Vah! Diyorum. Vah! Vah! Vah!...

 

(Söz kesildi ve söz alındı:)

 

- Pekala canım, dinle beni! Her Levh-i Mahfuz, insanın teninde yoktur. Her Levh-i Mahfuz; insan, Levh-i Mahfuz olduğunda; kokusu, Kutsal Işık’ta bulunduğunda; kati olamayabilir. Sevgililer; bugün bize verdiğiniz bilgilerin çoğunda, koruma altında oluşunuzu hissettik. Çoğunuz korundunuz bugün bizde, bunu biliyordum. Ve şu anda bile bizi sınamaktasınız. Bunu da biliyorum. O ka ekmek, o ka köfte; bu bizim sesimizde yok. Bunu biliyoruz öyle mi? Hadi yaa!... Neyi biliyorsunuz? Hiç bir şey bildiğiniz yok!…

 

 Portalında ilim yok da ışık ister. Yahu, ilim yoksa ışığın gereği var mı? Darı bolu biliriz canım; seni de biliriz. Dünyamızı ışıkla dilleyeceğini düşündün. Kökünü kurutmaya niyetim yok. Geçişini yaptın, şimdi artık kendini hak et! Bundan başka bir diyeceğim yok. Her yürek, kendini hak ettiğinde, ilim yoğunluğuna iner. İlim yoğunluğuna indiğinde tabiata iner. Tabiata indiğinde aşka girer. Aşka girdiğinde hasata girer. Ve biz, bütün köklerin burada hasat yaptığını da biliyoruz. Bize niye bu tür sesler verilir? Sınayacaklar akıllarınca yüreğimizi. Ya HA, biz sınanmayız, bunu bil! Birlik Tohumlaması’nda sınav olmaz. Kendinizi hak edin de dilleyin! Ama böyle dillerseniz; yolunuz kapanır.

 

Keçilik yapacakmışım ben de; o da, bende hasat olacakmış. Çünkü ben, çok inat yapacakmışım. O da inatçıda, inat kıracakmış. Geçip gelecekmiş ve diyecekmiş ki “Aç kapıyı! Aç kapıyı geldim!” Ve ben de diyecekmişim ki “Olup da gel!” O da diyecekmiş ki sözde “Alıp geleyim.” Ve ben de diyecekmişim ki “Akıp gel!” O da diyecekmiş ki “Harımı yükseltip geleyim.”  Ve ben de diyecekmişim ki “Asal Boyutlar’da har olmaz.” O da diyecekmiş ki “Ha ben de Asalın Toplumları’nda aşk yapmadan, ışık yakayım da geçeyim.” Ve sonra dönüp bakacakmış ki ben kurumuşum. O da gövdesini alıp geçecekmiş. Allah sizi korusun elimden ya HA! İşte bu…

 

Burada bugün çok cıngıllar Kuran okudular. Cıngıldılar, küçük küçük ışıklardılar. Hepsi kendilerince senaryolar hazırladılar. Ve bu senaryoların birisi de Büyük Köklerin kontrolunu ele geçirme senaryosuydu. Böylece biz kuruyacaktık, okuma yazma öğretecektik onlara ve onlar, okuyup yazıp o güçlü kotlarla birleşeklerdi ve dalı, kendi dalları; budağı, biz olarak dilleyeceklerdir. Onlar dal, biz budakları olacaktık. İşleri güçleri bu işte. Nereden nereye!? Her biri, insana ışık için indirildi. Her biri insana tabiat için indirildi. Her biri, ışıkları bütünlemek için indirildi de bunu anlama imkanları galiba yok. Neyse, köklerini kurutmayalım. Ocaklarını kontrol ettik. Yüreklerini tohumlayalım ve birleştirelim, bakalım ne söyleyecekler şimdi:

 

Ana, kardeşim; beni bağışla! Çok sorumlulukla çalışıyorum zannederek “Birlik Tekniği’nde yeni bir senaryo kotlayayım dedim ama bak, neyi başardığımı anlayamadım. Sadece Kürsün var burada. Sorumlulukla değil miydi çalışırken yaptığımız? Hani beni koruyacaktın ya! Niye korumadın? Ben bunları yaparken sen beni yine koruyacaktın. Sonra, ben seni kuruttuğumda; seni yenileyecektik anneciğim. Niye bunu anlamıyorsun ki? Ha ben dal, sen budak olmuş olarak. Niye olmasın ki anneciğim. Sen zayıfladığında, ben güçleneceğim. Öyleyse bütünlenip ışık yakalım. Buydu istediğim, anneciğim. Hala hala Kuran-ı Kerim’i okutacak değiliz ya insanlığa. Bırak da ışık yakalım. Has insanı tohumlayalım anneciğim. Budur istediğim. Bana,  zaman sayfalarında, Birlik Toplumları’nda bu anlatıldı. Hep bunu anlattılar anneciğim. “İnsanlık kollarını açtığı zaman; Büyük Kökler kotlanır” dendi. Hepsi bu, Şimdilik bu!…

 

- Evet, peki hepinizi dinledim. Bugün çok hareketli, neşeli bir gün oldu. Senaryolar dinlendi bugün burada ki bunlar, hep yaptığınız senaryolardır. Yabancısı değilim. Her zaman, kendi toplumlarını kontrol etmek için bu tür çalışmalar yapılır. Birçok Bütünlük’te kotlama yapılır ve onların topraklarına girilir ve ocakları yıkılır. Sonra yenilenir ve daha sonra yetkinleştirilir ve yenilerle birlikte çalışılır. Bu, doğal dünyada çok gerçek bir çalışmadır.

 

Herkes sanır ki Nur, Kuran’daki gibi net ve açıktır. Nur, Kuran’daki gibi net ve açık değildir. Sıkıntı da bundan kaynaklıdır. Net ve açık olsa; herkes hala ben burada ne yapıyorum? Diye sorar. Sormadığına göre ne yaptığını hala anlamış değil. Bundan sonra anlayacak mı? Mutlaka!...

 

Artık dünyada neden bulunduğunu anlayacak. Çünkü bundan sonraki süreçte ekmek yapanlar ve ekip olanlar bütünlenecekler. Hepimizin zaman sayfalarımızda bu vardır. RAHMAN olmak, KAYNAK olmak, TOPRAK olmak sorumluluktur.

 

Çökerler yüreğe, sıkıntı verirler. Bu da artık olmayacak. Çoğu  gücümüze, çoğu yüreğimize bu yapılıyor. Çöküp sıkıntı veriyorlar. Ve diyorlar ki “Benim adım yaşamdır.” Ama yaptıkları kati olarak kontrol içindir. “Seni korumaya geldim, senin yüreğine indim ve seni kendime kattım.” Peki, ne oldu kattın da? “Kapkaranlığı, apaydınlık yaparım sende.” Budur anlattıkları. Amin de kendi yaşamlarında hep karanlık var. Bunu anlatamazlar kimseye. Ve bugün de öksüz yetim bulmaya geldiler. Bulup da tohumlayacaklardı. Ki burada öksüz yetim yoktu. Partiküler Tohumlama yapacaklardı. Bu da yoktu.

 

Peki, şimdi ne yapmak istiyorlar? Kaynak olmak!... Haa! Has olmuşlar, kaynak olacaklar… Ben, NUR olana, IŞIK olan AKIL, yolu bulana KAYNAK olan HAK ve ben zaman sayfalarında MUHAMMA. Kibir, insanın yıldırılması için değil; kırılması için devreye alınmıştır.

 

Biri size kibirle davrandığında, sizin kırılmanızı gerçekleştirme amaçlıdır bu. Ama birine, siz kibirle davrandığınızda; bu, zürriyetinizin kuruluğu anlamına gelir. Siz değerli olabilirsiniz ama kibir; sizin zürriyetinizi kurutur. Bundan sonra da bu böyledir. Birileri size ”Benim ışığımı al, kendini hak et!” Derlerse; onlara sorun: Namaz kıldın mı? diye. Kılınan namaz, ışkın namazıdır. Beden namazından söz etmiyorum!... Onlar size “Ben ışkın namazını kıldım” derlerse; Allah’ın dediği de budur. Okuma yazma biliyordur o. Bunun içindir ki namaz kılıp gelmiştir. Okumayı söken, Allah’ın ışığını da bilir. Ondan sonraki dönemde ağır yük hafifler. Onunla çalışın. Daha ötelerde yenilik olacak. Yine birlikte olun. Ama biri size, “Ben sana nefes için geldim” der de kervanın ışığını kontrol etmek isterse; “Sonun başın nedir?” diye sorun. Sonda ekmek var mı? Başta ışkın aşkı var mı? Ekmek ve ışkın aşkı, o kervanda, sonda ve başta varsa; işte o kervan, Yücelerin Kervanı’dır ki mutlaka o kervanda olmanız gerekir.

 

Değerliler, İmparatorluk Kotları size gelir de “Ben, zamana Kuran olmaya geldim, SUALTI’yla birlikte, toplum kurmaya geldim.” Derse; SUALTI, savaşsız bir yaşamı ifade eder. Biliyorsunuz SUALTI MECLİSİ, Grönland’ın güney doğusuna isabet eden; Iceland  ile Grönland arası bir alandadır. Orada sizi bekleyen yürekler vardır. Mutlaka biliniz ki Grönland, ışığını tohumlayacak bir yoğunluktadır.

 

Ve zavallı Dünya, dümenin başına kendinin oturduğunu sansa da işte o, “SUALTI” dediğimiz Meclis, ailesiyle birlikte dümenin başındadır. İşte biz, O Meclisin Toplumlarıyız. Bugün de buradayız.

 

SUALTI MECLİSİMİZ, dünya ötelerindeki IŞIK TOPLUMLARI’yla da birlikte çalışır. Ve bizler, sınırları kaldırdığımız zaman; her görev bize verilir ve biz, bütün Kürsüler’imizle dünyayı kotlar, tohumlarız. Bugün bu görev bizimdir. Sınırları kaldırıp da dünyayı kotlayıp tohumlamamızdan itibaren, YASAL SAYFALANIŞ’ımız devreye girer. Deri, diri olur; Ulu, Kuran olur; Tanrı, Rahmet olur. Birlikte iş yapılır. Biz, bu işi yapanlarız.

 

Solun sağdan, sağın soldan farkı ışktır. Hepimizin ışkı, Aktır. Aşkımız da Hastır ve biz bu görevi yaparız. Ama bu görev, övülmek için yapılmaz. Sadece Kürsü’yle yapılır. Bu Kürsü, ark aktığında, kaftan giyer.

 

Zaman sayfalarına görevli olmak için çok istekliydik. Ne var ki dünyaya inmemizle birlikte; dünyanın toplu çalışmalarını ve Toprak Kayıtlamalarını yapanlar, kendi dürümlerinden kati olarak çıkmak istediler. Çünkü, bütün köklerin, Birliğimize ait olmasını istemediler. Onlara göre burada olmamızın dahi gereği yoktu. Çünkü Ruhsal Mahrekler’inde burayı, “İnsan Sayfası” diye okuyabilecek düzeyleri yoktu.

 

Şöhret arayanlar, şöhret bulur. Biz, şöhret aramadan çalıştık. Eğer biz şöhret arasaydık;  bugün bütün bilgiler, tabiatın kotlanmasında, Kürsü olma imkanına ulaşamazdı. Çünkü her bir rüştünü kanıtlamayan, o bilgileri alıp incelemeye koyulurdu. Olması gereken bu muydu? Hayır!...

 

Biz bu bilgileri, aşkla kaynakta olanların, okuyup anlamasını istedik. Herkesin okumasını istemedik. İzin vermedik!… 82. Dürüm’e varamayanların, bu bilgileri okumalarının hiçbir anlamı olmadığı gibi, onlar için büyük bir yük olur bu bilgiler.

 

Bunun içindir ki biz, “ZIRHLI BİLGİ” verdik dünyaya. Bu bilgilerin zırhlı olmasının; okuyanların, yekdiğeriyle Birlik kurmasına mani olmayacağı kesindir. Bereket ki Dünya Ruhsal Mahreki olan biz, emin olun ki dürümlerimizde ışıkları, tahditli olarak kontrol ettik.

 

Buyurun! Bugün dünyamız, Ruhsal Mahrek’inde, kendi yoğunluğunda, BİRLEŞİK IŞIK olarak çalışmasını sürdürmektedir.

 

Kara Kaplı Kitap Sultanlık, Bütün’ün köklerini, toprağa çakan bir IŞIK KAYNAK KİTAP’tır. Bu IŞIK KAYNAK KİTAP’ın, ekmek yapabilmesi, sorumluluğumuzdaydı ve bunu başardık.

 

Mısra mısra bütün bilgilerimiz okunmalı. Okunmalı ama Has olanlar tarafından okunmalıdır. Bu da kesindir. Hala bizim bilgilerimizi, okuyup anlayacak dürümde olmayan çokları, bu bilgilerin, IŞIK KOTLAMA halinde bulunmasına itiraz ediyorlar. Biz de diyoruz ki şöhret isteyen, şöhret bulur. Biz şöhret istemediğimiz için Kible’mizde, kendi yüreğimizin dışında, herkesin kendini hak edip dillemesini bekledik. Basa basa bildirdik: Biz sonsuzluğu dilleyenleriz. Bunun dışında bilgimiz, Birliğimizin Diriliği’nde, tüm sayfalarımızda mevcut olsa da her bilgiyi açmayız. Eğer açarsak; bedenlilerin hiçbirisi, bu bilgileri inceleme imkanı dahi bulamazlar. Çünkü kendi yoğunluklarında bu bilgilerin hiçbir sayfası yoktur.

 

“Çöp bilgiler, dünyayı sarmış kuşatmışsa eğer; Hak Bilgiler’in dünyada olmaması gerekir” diyenler de vardı. Ve biz diyoruz ki “çöp bilgiler, Has Bilgiler’in ışığının altında Hak Bilgi olur.”

 

Köpük köpük olmaya gerek yok. Hepimizin ilmi, Aklın İlmi’dir. BSUİ’nin diri ilmi de budur. Şimdiye kadar Yüce Cemaatler’e birçok bilgi verildi. Hepsi, kendi Yüce Cemaatler’i tarafından bildirildi. Bütün köklerin tohumlanması sağlandı. Nesiller boyu, “doğum ölüm” dendi. Biz, Adana İnsanı’na da ilim verdik. Ummanın ışığını verdik. Adana İnsanı, tohum ekemediyse bunun sorumlusu biz değiliz. Kör insan, ışıksızdır. Ki o bize, biz ona muhtaç mıyız? Hala bizi, ona muhtaç sayan var. Yapmayın, Canlarım! Biz ışıklarız.

 

Değerliler, SUALTI ile ilgili daha fazla bilgi istendi. Bunu da size açıklayayım: SUALTI, kotlama yapıyor. Dağ, taş kotlanıyor.  SUALTI, IŞIK AKIL olarak çalışıyor. IŞIK AKIL… Tekrar etmek istiyorum. SUALTI, IŞIK AKIL OLARAK ÇALIŞIYOR.

 

SUALTI’nda bir Meclis!... Bu Meclis’te Işıklar var. Her bir Işık, resim yapıyor. Dünya resmidir yapılan. Yapılan resim, Dünyanın Cevheri’ni kotluyor. Kotlaması, koruma altında gerçekleşiyor.

 

SUALTI’nın ışkında ekip kuruldu. Bu ekip, ışık halinde çalışıyor. Sözüm insanadır. SUALTI’’nda insan olarak iki yüreğim var. Bu İNSANLIK KÜRSÜSÜ’nde, benim de yüceliğimin ışığı yanar. Her bir insan; ışkını, aşkla kotlamak üzere çalışır. Orada kardeşlerim var. Çok özel çalışmalar yapılır orada. Öz Görev yapılır. Sultanlık yapılmaz orada. IŞIK KOTLAMASI yapılır.

 

Değerliler, dünya bedeni yok orada. Bunu bilin. DÜNYA MECLİSİ var. Bedensiz bir Meclis. Bedenin olmadığı bir Meclis’te ne olur? EKİP olur; İLİM olur; AKİL IŞIMA olur. Orada koruma altında tuttuğum bütün köklerim mevcuttur. Bütün köklerim oradadır.

 

Bu Meclis, DÜNYANIN IŞIK TOHUMLAMASI İÇİN; dünya, ışımaya başladığı anda, görevi alıp geldi.

 

Dünya dar, bol bilmezse de SUALTI MECLİSİ bilir. Dünyaya inebilecek Hak Toplumların çoklarının dünyaya çekilmesini o Meclis sağladı. Dünya hala kurtarıcı bekliyor. KURTARICI, O MECLİSTİR. Bu kesindir.

 

O Meclis; selin toplumları alıp götürmesini; kervanın kontroldan çıkmasını; yoğunluğun korunamamasını önleyecek Meclistir. Ve kendi yüreğimizdeki kırılmanın kontrolu ile sorumludur. Bütün çalışmalarıyla o Meclis, bunların hal yoluna sokulması için çabalar.

 

Bütün kökler, dünyaya insan sonsuzluğundan inmiş değildir. Bunu da izah etmek istiyorum. Daha evvel dünyada daha güçlü bir Meclis vardı. İnsanlığın dünyaya görev ile gelişini sağlayan bu Meclis’ti… İnsanlığın dünyaya görev ile gelişini sağlayan Meclis, Yine ayni Meclis’ti ama o dönemde daha güçlü Kotlarla görev yapmıştı.  Dünyaya, bugünkü SUALTI MECLİSİ’nin bulunduğu alana  “TANRI KOTU” olarak inmişti. Dünyada henüz beden yok iken ve ışık sınırlı iken. Oradan DÜNYA KOTLAMASI başlamıştı.

 

Birçokları, dünyanın, tabiatın ışığını yakan bir yer olduğunun zanneder. Dünya, tabiatın ışığını bilfiil yakmadı. Dünya dışından dünyaya inen, SUALTI MECLİSİ, Bilinç Kotlamaları ile tabiatın ışığını yakacak gücü sağladı. Daha sonra bu Meclis, kendi Kürsüler’ini, toplumlarını çekip çıkardı dünyadan. Sözü edilen dönem, yüzlerce bin yıl öncesiydi.

 

Dal, budak saldı Dünya Işıkları. Daha sonraları, İnsan Kaynaklar’a ulaştı bu ışıklar ve İnsan Kayıtları dünyaya alındı. “Öz Görev’i insan yapacak” dendi. Öz Görev’i insan yapacak da o insan, RAHMET olmalıdır. O insan, KATİ olmalıdır ve o insan HASAT olmalıdır. Ve insan FAYDALI olmalıdır Bütün’e.

 

Bütün’e faydası olmayan insan, okuma yazma bilmeyendir. İşte Canlarım, dünyanın okuttuğu insan; dünyanın tohumu olan insandır. Ve bu insan, artık doğum ölüm değil; IŞIK İŞ’le dünyadadır. Sizler bu insansınız; IŞIK İNSAN... “Gaybı bilen Allah”tır denir. Ve Allah, insanda kendi yoğunluğunda ışır. İşte gaybı bilen insan!...

 

Ve Dağlarım; artık biliniz ki dürümlerimizde, hiçbir KURAN KAYNAĞI, Kutsal Işığın dışında kalmayacak. Sevip saydıklarınızı Sanal Boyutlar’ın ışığından çekip çıkarmaya çabalayan sizler, tüm insanlık toplumlarını da çekip çıkarın! Hepsi sizin yüreğinizdedir ve hepsi sizin tohumlarınız olarak doğdular.

 

Değer biçtiğiniz her neyse o; sizin, size değer biçişinizdir. Ve sizler; Sultanlık Kotları’yla dünyaya inen, sonsuz sır olan ışığı kotlayan ve İnsan Kayıtları’na varan ve IŞIK İLMİ’ni bütün Kürsülerinde bütünleyen ve IŞIK AİLESİ’ne ulaşan Görevlilerimiz olarak bütünlendiniz. Sizleri, sizin yoğunluklarınızdakileri, bütün Kürsüler’inizi kucaklıyoruz.

 

Akı Ak’tan ayırmayın! Amin!...

 

- Canım, sevgiler sunuyorum sana. Ama biz her sesi vermek istemeyebiliriz burada, bunu bilmenizi istiyoruz. Eminim ki şu anda Atlantik Okyanusu’ndaki o Meclis; Birleşik Işığımızda, görevini kendi yoğunluğuyla dilledi. Biz de görevimizi dilledik. Koran’dan bütün Kürsüler’e saygılar. Hepinizi kucaklıyoruz. İş budur. Amin…

 

Deşifre Eden: Sevim ŞAHİN

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 



 
  Bugün 21 ziyaretçi kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=