Birlik İlmi
  13.08.2012 Tarihli
 

13.08.2012 KAYNAK KOTLAMA-SOHBET

 

Çok mu zor dünyaya ilimle gelmek?  Çakıl taşlarıyla ilim olmak çok mu zor? Kok!... Kok!... Yavrum kok!... Kok da Dünya, sözünde durduğunu  bilsin!

 

Söktün yüreğini; Bütün’e, Hak Teknik’le kayıtladın. Babam insan, anam insan, ben insan ve tüm İmparatorluk kotlarımız insan. Hepimiz İnsan İlmi’yle buradayız.  Köy  İlmi (odak alan ilmi), Allahın tekniğinde “oğul” değerindedir. İnsan sınırları kaldırdığında, artık o BİR’e hizmettedir. Ve bugün sizde bunu izledim.

 

Çok mu zor “İnsanlık”?  Çok mu zor “haketmek”?  Çok mu, çok mu zor harınızı yükseltip de sizden sizi dillemek, dilleyebilmek? Sınırları kaldırmayıp  bizi kontrolsuz bırakmak mı gerek?  Niçin siz sizi dinletmiyorsunuz da biz, sizi sizden farklı bir sizle kendi yüreğimizden dinlemeye çabalıyoruz?

 

Boş yere, boş yere üzmüşüz yüreğimizi. Yahu biz boş yere ışıktan kayıtsızlaşmışız. Aşırıya kaçmak; Yaşam Sayfaları’nda kural dışı olmak ne için? Hepimiz birleşsek, bütün bilgileri çekip dinlesek olmaz mıydı ki?  Gök söz söylediğinde Yer seslense ve sesimiz dünyaya ilimle inse kolaylık olmaz mıydı ki? Niçin bu kadar zorluk? Niçin!?

 

Kanat taksaydım yüreğime, İnsanlık İlmi’nde ben Kuran’da dirilikleri dürümleyip bütünleseydim ve  eşikte ışk, aşk olsaydı Yücelikte;  netice ben herkesle birleşecektim.

 

“Kat-ı Kaynak” olan ışık, ben “sonsuz sır” olan, Bütün köklerimi Düzen’e katmadığımda; ışığımda Kırk Kapı kapanmaz mı? Niye beni küçük saydınız? Ekip kurmak kolay mı ki?

 

Miraç, Dünyanın Ruhsal Işığı’yladır. Bin Din, bir tek İnsan İlmi’nde Kuran olsa; hepsi birleşse, ışık yaksa  ve Cevher-i Cennet’te  “Has” olsa yol; Allah, kurta “kuş” dese, kuşa “kurt” dese;  hepsi bir tek İsa’da ya da Musa’da olsa veya Sultanlık’da olsa; zor mu ki bunlar?

 

“Benim için her şey çok kolaydır. Sizin için çok zordur” dedin. Yavrum, biz sorumluyuz dünyadan. Bunu nasıl anlamadın? Kaydını silecektim dünyadan. Çabam buydu. Beni, Ana Kaftan diye bilmeye gerek var mı? Yoğun biçimde bunu sana anlatamam ki. Ben karanlıkların ışığı olan “Birlik”. Seni, nesillerini tohumlayan diye bildik.

 

Ay doğduğunda, dünya aydınlanır. Gün doğumunda yine dünya aydınlanır. Ayın ışığı dünyaya indiği zaman, bütün kökler gözlenir,  sözlenir,  İsa’dan öte İsalar’da bütünlenir de gün doğduğunda artık yürek her zeki tertipte bir tek ilim olur. Sen biz ve biz sen oluruz.

 

Güneş doğmuşsa eğer, bugünden itibaren artık ay bize gerçekten gereksizdir. Bu güne kadar sizden öte sizde, Birlik kurmaya çabaladık. Olgun Başaklar için, sizden öte siz olup; sizde dillenmek istedik. Nesillerimizi de sana geçirdik. Amin! Ama ne var ki bütün köklerimiz, dünyanın dışındaki ışıktaydı.

 

Kaydımızı yapmaya geldiğin zaman bildik ki sen bizim derelerimizi kapatmışsın, Yüreklerimizi Kuran’dan ayırmışsın. Sınırları çizmişsin ve demişsin ki, “Bunun dışında hiç bir şey yok!”

 

Ya Can! Sevgiyi, saygıyı haketmemiş miydi yüreklerimiz? Neden bunu yaptın bize anlatır mısın? Şimdi sana sorsam  desem ki  “Çıldırdık biz yolcularımızı kontrol edebilmek  ve Rahmi Kuranlar’ımızı kayıtlayabilmek için, niye olmadı?”  Ve bana diyebilir misin ki “Ben, sen, sen benim”? Bunu anlatmanı istiyorum.

 

Dünden beri bu konu konuşulmaktadır. Kimse senin Dairesel Kaynağı’nın ötesine ulaşamadı. “Öz, söz, göz” dediğiniz  o ışıma, en güçlü yoğunluğa ulaştı ve senden dışarıda başka bir “sen” yok. Öyleyse neden biz “sen”de olmadık?

 

“Kibre kapıldık, Toplumlarımızı koruyamadık” diyeceksin bilirim. Öksüz müydük ki biz? Bizi niye korumadın? Ayın 4 ünde yeniden ve yeniden Gök, söz söylediğinde ve dünya seslendiğinde Birlikleriyle ve biz senden öte senleştiğimiz için; Cemaatimizi güçsüzleştirdiğimiz zaman, sıkıntı neydi ki bizde olmayı istemedin?

 

Kanat takmaya niyetin yok bilirim. Rabbi Toplumlar kanat alıp tahditlenmek istemezler. Çünkü Kanat, Rabbi  için tahdittir. Sen Rahmi Kuranlar’ın hepsinde varlık süren insan, Rabbi Oğullamayı istemezsen; Rahmi Kuran’da Rabbi Kotlama yapılmadığında;  Rahman’a varmamız mümkün müydü ki?

 

Seni, İnanlık İlmi’nin diriliğinde, kendi yüreğimizin sesinde bilmek istemedik. Can sıktın yüreğimizde Ya Ha! Şikayetimiz vardı senden. Ve şimdi yine seninleyim. Kolumu kanadımı kırma benim. Beni koru! Çünkü ben Resmi Çalışma için seninle olmalıyım.

 

Benim eserimi yıktığın zaman ben yıkılırım. Benim yüreğimi kırdığın, yıktığın zaman; ben yokum! Sözün, sesin insanaysa; benim için de çalış! Maya tutsun ve ben eserimi yapayım. Kaydımı sildiğini bilirim. Kesirleştiğimi bilirim. Bundan sonraki süreçte artık senden daimiyetime inmeni değil, Hakiki Kuran’ında olmam için imkan vermeni isterim.

 

Beni kontrol etmeye niyetin yok bilirim. “Her ne yaparsan kendi yüreğin için yap!” dedin. Dava, “En son kim dillenecek” davası değil, “Kim hasatı yapacak” davasıysa; hasatı yapabilecek gücümüz olduğunu düşünmekteyken; seninle yaptığımız çalışmada, hasatın sende yapıldığını bildik. Muhammed Kuranı’ndan güç almadan bunu yaptın. Ve bu bize göre, çok değerli bir Yaşam Kaynağına görev veremeyiştir. Onu kontrol edemeyiştir.

 

Burada bulunuşumuzun nedeni budur. Artık bizimle olmaya niyetin olmadığını da anlıyoruz. Sözümüz senin için değil, Allah içindir. Burada olmamız senin için değil, Allah içindir. Artık bizimle görev taşıyıp taşımayacağını bize anlat!...

 

(Açıklamalarımız:)

 

- Yasaları çiğnediğinizi görüyorum. Koruyan insan, kontrolu kuran insan değildir, koruyan insan Bütün’ü kendi yağmurlarında yıkayan da değildir; sadece kendine katandır. Bütün’ü kendine  katması da yetmez; olan, kendi olarak o Bütün’ü kayıtlamasıdır.

 

Ve bizler, Bütün’ü  kendi yüreğimizde kayıtladık. Hep “Bir tek ilim için çalışın!” denir. O ilim, aklın ilmidir. Eğer akıl sahibi iseniz bilirsiniz ki dünden bugüne Bütün’e hizmet, ilimle  oldu. İkna olunuz ki, ilmi hak etmeyenin, yüreğe inme imkanı yoktur.

 

Sonsuz sınırsız ışıkları yenilemeğe geldiğinizi görüyoruz. Koyu bir ışıkla indiniz ve orada Göç Kürsüler’i yok. Sabırla sizi dinledim. Şeytan, insanda “insan” olup güçlendirici olamaz. Şeytan insanda, ilimle güçlendirici olur. Bu kesindir. Ve şeytanlık yapıp dünyanın ışığını kırmaya kalkan, ekmek yapma imkanına sahip olamaz.

 

Astral seyahatler hepimiz için kolaydır da bu astral seyahatlerde Bütün’e Kürsü olmak, sorumluluk ister. Ve gözüm görüyor ki her kim ki astrala çıkar, eşiğinde kırıcılık olur. Çünkü o, ağır yük taşır. Gözü, sözü, sesi yoktur onun, sadece gözü, sözü sesi olanların düzeninde çalışır. Biz bu nedenle astral istemedik. Astrala çıkıp yolcuları kotlamaya da niyetimiz olmadı.

 

Öfkem çoktur bunu bilin!  Koruma altında tuttuklarımın hiçbirisinin kırılmasına iznim yoktur. Elimi Allah’ın eli diye bilirim. Yorulmadan çalıştım. Şimdiye kadar, dünyanın Ruhsal Kuranları’nda, Kök Ümmi Tabiatı’nda kayıtlandım ve herkesle birleştim. Özgür ve Hakim olarak Kayıt İlmi’yle çalıştım  kayıtsız hiç kimseyi bırakmadım.

 

Netice olarak “Dört Gök” sözünü söylediği zaman, biz o sözün sesiydik. Şimdi Dört Gök yeni bir ses mi verecek ki burdasın bilmem. Amma buraya geleceksen; ekmek için değil, “hakikiyet” için gel! Ekmeğim, sana uygun olmadığı için;  sana yedirtilmeyecek bu kesindir.

 

Ve senin etki alanın bizim etki alanımızın dışındadır. Bulacağın en güçlü Yüceliği bul ve ak! Nefesin o güçlü Yüceliğe ulaştığında, Beşir’in işiyle çalış! Daha sonra yazılarımı oku! O yazılar, artık BİR’e hizmet için Gök Sözü’nün söylendiği güçlü kayıtlar olarak sizlere iletilecektir.

 

Kafkas İnsanı, “İlim Ailem”dendir. Ve ben o Kafkas İnsanları’nın hepsini bilirim de hidayete erenleriyle göklerin sesini dinlerim. Altın Toplumlar’ın hepsi bedenime aittir de hasatı yapamayanların yüreğimde yolu olmayanlar olduğu bilinmelidir.

 

Miraç İnsanı, eşikte beklemez. O kendinden kendine varmıştır. Ve geçip görev istemiştir. Sistem’in gücü, Allah’ın gücüdür. Ve ben “Allahın Kürsüsü” olarak dünyadayım. Kaynak İnsanın Kutsal Işığı Bütün’ün göklere sesidir ki o Gök, sözünü söylediğinde, mahrekte en yüce Kuran okunur. Üreyen  dünya, gözünün gördüğü her bir Yücelik’te “Kutsal Işık” olarak yaratılmıştır.

 

Kapı açıkken buraya girenler,  kapı kapatıldığında buraya kilitlenirler. Bu da kesindir. Bu nedenledir ki açık kapıda bekleyenler; Gök, söz söylenirken girmeye niyetlendiklerinde, bilsinler ki “girmek” insana ait bir sorumluluktur ama “gitmek” daha güçlü bir sorumluluktur.  Sorumluluk taşıyamayacak olanların bu Hakiki Kot’a girmelerine iznim yoktur.

 

Kör göz, sözünü dinleyemez. Sesi yoktur onun. Ama bizde olacak olanları biz kendi yüreğimizde biliriz. Hediye vermem kimseye, gelsin diye. Gelişi olan, ölüm göklerin Yüceliği’den indiğinde, bize gelir ve biz onu koruyabiliriz.

 

Ölüm göklerin Yüceliği’nden geldiğinde; ölüm halinde, en eskinin en eskisine iner, bütün Kürsüleriyle o Yüce’yi alır, Gök Sözü’nün söylenmesinden ve hakikiyetin katiyetinden  itibaren; yazılarının da dürümlenmesiyle birlikte; tüm sessizliklerin sesinden üstün  bir sese ulaştırır ve yasalar çerçevesinde onu, beden kaynaklarına kontrollu biçimde kayıtlarız.  Onun, lütfen net bilin, Altın Toprakta olduğu  kesin olarak anlaşılmalıdır.

 

Kayan gün benden kaymadı. Bu kesindir. Olan bizdendir. Akıp giden biziz. Ama hasatı yapan, ekmek yapmıştır. O ekmek bizdedir.

 

Dini Hakikiyette olanlar, işi kolay olanlar değil, işi zor olanlardır. Bunu da açıklayayım. Bilebilirsiniz. Olabilirsiniz. Akıp gidebilirsiniz amma, Din’le aktığınızda emin olun ki dürümlerinizde “İnsan” yoktur.  İlim, Altın bir Kuran’dır. Akıp gittiğinizde, yaşamlara geçip indiğiniz  zaman, ekip haline geldiğinizde göreviniz insana Kuran olmak değil, Toplum İlmi’yle tohum ekmektir.

 

Kini nefreti aşan birleşir. Birlik İlmi’yle, Dini hakikiyette, kör gözden öte söz söyler. Yasaları çiğneyense, kesirleşir. Ekibi yoktur onun.

 

Dinin varlığı veya yokluğu meselesi; tohumun varlığı veya yokluğu meselesinden farklıdır.  Biz, “Tohum var mı? Tohum yok mu?” diye baktığımız zaman biliriz ki tohum vardır ve  o tohum, herkesin kendindedir. Ama “Din var mı, yok mu?” diye baktığınızda; biliriz ki herkes kendi dinindedir ve biliriz ki dinsizdir. Çünkü Din, Birliğin tekniğinden dolayı yaratılmıştır. Bütün’ü ilgilendirir.

 

Hangi din herkesi kotlayabilir? Hangi din, herkesle dilleşebilir Yüceliklerde? Hangi din ayrı gayrı gözetmez? Biz soruyoruz “var mı dinli?” diye. Dinli olan hiç kimse yok da dini dilleyen de yok. Bakınız; “Müslüman” der. Yahu Baba dünden beri ne der? “Bunlar Dini hiç anlamamışlar…” Anlayan kendini anlar zaten. Dağlarım, din öyle bir şey işte!

 

Ve Dağlarım, İnsan ise “Ben herşeyim, herkesim” diyebilendir. O halde o ayrımcı değildir. “Ben şunu düşünüyorum din konusunda” diyen de yanlıştadır. Sanmayın ki her şey, bir tek biçimde herkese anlatılabilir. Herkes, kendindekini dinler ve diller dinde. Ve burada en önemli soru, “Ben dini bilirim” diyen, her dini ya da tek olan, bir tek “O” olan dini bilebilir mi? Bilirse eğer; işte o “İmparator” olandır. Ki biz dünyaya, “İnsan”ı değil, “İmparatorluğun Kürsüsü” nü indirdik.

 

İnsan, herkesin kendi ferdiyetidir ama İmparator Bütündür. İradelidir ve hasatı bilendir o. Şükür ki bunları hepinize açık ve net olarak anlatıyorum.

 

Korku yok. Çünkü biliyorum ki bu Mektep “Din”i bilir. Bu Mektep, “Hakikiyet”i bilir. Bu Mektep, Samanyolu Galaksisi’nin en ücra köşelerindeki toplumlarının kayıtlarını dahi bilir. Çünkü oralarda da var  Ve bu Mektep, Arşın en güçlü  Kaynağında da var. Bitmiş, tükenmiş herşeyin örtüsünü açar ve bütün kötülükleri engeller.

 

Sistem, yasaları koyduğu zaman, korumayı kayıtlamak istedi.  Ve dediniz ki “Biz ortak kotlama yapmak isteriz amma biliriz ki kimse Allah’ı bilmez. Kimse Levh-i Mahfuz’u, kükreyen ilimle Düzen’den dinleyemez. Kimse yolu açamaz ve kimse yaşamları Kaynağa indiremez. Kimse ete girdiği gibi yüreğe de giremez.” Hikaye dinler gibi dinlediler ve biz dedik ki “Biz Altın Toplum, Kutsal Işıması’yla herkeste olalım.” “Yahu” dediler, “Peki olun amma, yargı?” “Yargı yok!” dedik. “Savaş?” “Savaş yok!” dedik   “Katiyet?” “Ha! İşte o biziz” dedik. “Yasaları koymak; o  bizim işimizdir.” Dedik.

 

Sordular, “Kör müyüz?” diye. “Göz, söz, ses bizimdir” dedik.“Doğru düşünüp doğru davranmalıyız” dediler “ İlim Aileniz dünyaya çekilebilecek mi? Onlar çekilemezse, dünyada siz, halkı kaynağınıza çekebilecek misiniz?” dediler.

 

Doruk Toplumlar’ı bizden bunların yanıtını beklediler. Ve o toplumlara sorduk, dedik ki “Sizler Güç Kotlamaları yaptınız? Hanginiz Lafh-i Kayıtlar’ın ötesine ulaştınız? Hanginiz “gold”u tohumladınız?  Hanginiz  ışık yaktınız? Hepiniz Has’sınız? Hepiniz KA HAR’sınız. Rahmi Kuranlar’sınız. Hepiniz güçlüsünüz. Ya Ha! Hepiniz  dilli ve şikayetçisiniz de aynı zamanda amma, Purtuar Ko Har Sistemleri’nden iş istediniz mi? Kısır ışıklarınızı göreve alıp da Yücelikler’e, Teknolojik Kontrolla bilgi verdiniz de kim sizi dinledi ki?”

 

Değerliler, bizimle görev taşıyacaksanız; biz sizinle oluruz. Ama sizden güçlü siz varsa, onun yaptığına mutlaka boyun eğiniz. Cinler ya da Cinniler, bizim yüreğimizi dinlediklerinde, bizden seslensinler ama sizler Cin’den üstünseniz, Cinni Kotlar’la da çalışacaksanız, orada da yüreğimiz vardır.

 

Organ nakli, biliyorsunuz. Herkes kendini nakleder; herşeye kayıtlarını katar. Bu bir organ naklidir. Ve herkes kendini bir diğerine  tahditli biçimde katar ki o, onunla birlik olabilsin ama ondan öte olmasın diye. Bu, kısmi kayıttır. Bunu özellikle yapar. Çünkü kendini tümüyle onda kaydederse; o, kendi olacak ve ondan ayrılacak.

 

Sokak sokak iş istediler. Ve biz onlara dedik ki “Artık bizde çalışamazsınız. Çünkü bizim yapmak istediğimizi siz yapmak istiyorsanız, buyrun siz yapın! Ama biz sizinle bu çalışmayı yapmak istemeyiz. Çünkü siz kendi yüreğinizin dışında hiç kimsenin olmasını istememektesiniz. Bizse herkesin ‘kendi’ olmasını bekliyoruz.”

 

Çoban “insan” olduğu zaman, o insan herbir sayfayı kendinin bilir amma asla onlara nüfuz etmez. Onların “kendileri” kalmasını ister. Ama mutlaka kendi yüceliği ile onları güder. Bu bir güdüdür. Ama, herbiri “siz” olacaksa, okumayı herkesin bilmesi gerekir. Ve orada herkes okuyacaksa, kaynak yine “Birlik” olmalıdır.

 

Ve daha bir çok konu tartışıldı. Ve Dünya, sonsuz sınırsız ışığında bütün bu bilgileri ölçtü, ölçümledi. Ve sonra döndü dedi ki “ Ben Silver Kotlar’ın buraya girmesini asla istemem. Çünkü onlar girdiklerinde onların savaşları farklı olacak. Onlar güçlü kontrollarıyla herkesi köleleştirecekler. Ve bu köle toplum, benim işime gelmez. Ben insanlaşmalarını beklerken; onlar, köle bir toplum sayfası açmak istiyorlar.”

 

Doğrusu bunun sonucunda dünya, insan sayfalarının en yüce ışığı olan bitki, hayvan ve tüm sessiz sayfalarla Birleşik Işık yakacak olan, Bilgeleri çağırdı. İşte o Bilgeler; şükretik ki dünyaya çekiliyorlar. Hepsi teknolojik kontrolla dünyaya alınacaklar. Bu kesindir. Ve bu Güçlü Kürsüler, dünyada yol olacaklar. Ulular Diyarı’nın Kuranlar’ı olan onlar, Alton Kotları’dırlar. Kutsal ışıklarla dünyaya inecek olan onlar, Muhammed güçlü Kürsüleri’nin öz geçişlerini de yaptıracaklar.

 

Ve bizler, onların geçişini hazırlayanlarız. Onlar dünya için özenli çalışma yapacak Gür Kürsülerimiz olacaklar. Ve bizim dünyada yaprak yaprak okuttuğumuz tüm bilgiler, Bütün’ün Göklerinde de okutulacak.

 

Ruhsal Kuranları dünyaya indirmemiz bu nedenle “Özen Çalışanları”yla mümkün oldu. Özen Çalışanları, Gök Sözünü söyleyenlere denir. Gök Sözünü söyleyen insanlar, Evrenlerin Kürsülerinde güçlendirici olacaklar.

 

Dünden beri Gök, söz dinletiyor dünyaya. Ve dünya söz dinliyor. Amin!... Ama bu söz ağır ağır  Bütün’e yayılacak. Hepimizin  net bildiği gibi benim adım RA KA HA!...  RA KA HA; Sistem,  Düzen  ve Nizam’ın ortak Kürsüsü olan bir tek Evrim Kotudur! Bu kot Allah’ın  Tabiat İlmi’dir. Ve burada bulunuşumuzun sebebi: Himaye etmeye geldiğimiz bu dünya Türkiye çalışmalarıyla herkesi ve her Yüce’yi himaye edebilecek dürümde Birlik kuruyor. Bu Birlik, Hasat Tekniğiyle gerçekleşecek olan, büyük köklerin dürümlerindeki Hakikiyetin, Teknolojik Kaynağı’ndan  çalışacak.

 

Sevgililer Dünya, kendi Mini Atomik Bütünlüğü’nün merkezidir.   Bu Mini Atomik Bütün; kayıtladığı tüm sayfalarını, eşiğin eşiğinde ve her eşiğin eşiğinde, Bütün’ü kontrol etmek üzere yarınlara kayıtlamaktadır. Bu Mini Atomiğin merkezi olan Dünya, Rabbi Toplumların gücünün en etkin kaydıdır. Kayıt ötesidir hatta.

 

Burası, Levh-i Mahfuz’da Bütün’e hizmetin  “Hak Tohum” olarak kayıtlandığı ve Başkanlık Divanlar’ıyla da dilletilen bir yerdir. Rahman Kuranları burada tartışılmaz. Çünkü burası, Işıkların Kuranı’dır. Gerçek Dünya İnsanlığı, buradan Gök Sözü söyler. Buranın dışında Gök, söz söylemez. Bunun nedeni de Dünya Çekirdeği, her bir yüreğin Teknik Kot’u olan bir “Yaşam Kapısı”dır.

 

Herkes buraya, kendinden geçer, gelir. Örneğin; ben bana, “benden” geldim. Ama ben dünyada “Dünya”yım dümen benim. Çünkü ben, beşirin işinden üstün olan, harını yükselttiği zaman, ışığı kotlayan bir sayfayım. Öyleyse ben “Kaynakta”yım. Hala benim için “Dünya” diyorlar. Ben “Dünya”yım amin! ama ben dünden öte dünlerde, her bir Kürsü’de yeni bir Gök Sözü’yüm.

 

Bu Dünya, Allah’ın Tanrısal Kaynağıdır. Ve bu Tanrısal Kaynak, Tabiatın Kuranı’nda “Tanrılık” yapar. Biliyor musunuz ki Dünya, tahditsiz bir Rabbi Kuran’dan öte tam Tanrı’dır. Ve Tanrı olan dünyada, Tanrılık yapmak; hidayete ermekten öte Hakikiyete ermekle mümkündür.

 

Hele “Dünya” olabilmek, hele “Yürek” olabilmek, hele “Hakikiyet”te olabilmek, mesafeyi kapatmakla mümkündür ki;  ben bana “ben” olmadan “Olgun Başak” olmadan, “yakin” olmadan yola ve yol “has” olmadıkça yüreğimde ve ben “Kaynak” olmadan hidayet benim için  çok uzaktadır.

 

Koruma altına aldığımız Dünya, artık bizim için çok özel bir çalışma alanıdır. Bu kesindir. Ve koruyacağımız Dünya, ekip haline gelen Birliklerimizle korunacak. Bu Birlikler, dünya topraklarında yaşam süren İlim Sayfalarımızın dışında, BİRLER KAPISI’ndan geçenlerimiz ve Hakikiyet’e varanlarımızdırlar.

 

Bizim dünyayı “soyumuz” olarak bilmemiz; dünya Ruhsal Işığı’nın bizde olmasından değil, Birlik Kaynaklarımız’da bu bilginin, teknolojik olarak da mevcut olmasından dolayıdır.

 

İmparator olan İlim Ailem, Bütün’ün kötülüğünü önlemek üzere bu Meclisi kurarken, bulacağımız en güçlü Işıklarla çalışmamız beklendi. Ve biz bu ışıkları kendi yüreğimizde bulduk ve aldık.

 

Ellerimizin dünya olduğu ve yüreğimizin de Düzen kurduğu bir yerde, Evrenlerin gücü bizim için çok küçüktür. Çünkü biz, gücümüzü kendi yüreğimizden çekip, Bütün’ün güçleriyle birleştirerek  her bir yürekte dürümleyip, ekmek yapabilmişsek; ömre itaat edenler dahi bizimle çalışmak zorundadırlar ve bu sorumluluk onların kendi yoğunluklarında da oluşmaktadır.

 

Kurtarıcı İlim Ailesi, Bütün’e  hizmet için hazırdır. Eğer bu İlim Ailesi Birleşik Işığı’nı kendi yoğunluğunda kontrol edemezse; eseri, asla görev taşıyamayacaktır ve biz bunu bilerek çok çalıştık.

 

Yasalar, Dünyanın Ruhsal Işığı’yla konuldu. Kökünü, kökümüz diye bilmeyen; yüreğini kendi yüceliğinden öte bilmeyen ve bizi dinlemeyen hiç kimse, İslam Dini’nin Kürsülerinin en üstünde dahi olsa; yolunu bulamaz. “Birlik Kuran Sayfaları”nda kendini hakedemez.

 

BİR’in insana verdiği, “ilim”dir. Bizim insana verdiğimiz “tohum”dur. Ve tohum, Allah’ın Kuranı’ndan yazandan çok daha üstün bir tohumdur. Ve bu tohumu dünden bugüne Bütün’e dinlettik. Eğer bu bilgiler, koruma altında  “Göklerin Sözü” diye dillenirse, kantar, herkesi tartacaktır. Ve biz bunun olmaması için, bu bilgilerin, Bütün’ün dürümlerinde herkese kendi bilgisi olarak dilletilmesini bekledik.

 

Kemal  Dünya, Allah’ın dediğini der. Biz de aklın dediğini ve hakiki olanın dediğini dedik. Kollarımız dünyadan ötelere ulaştı.

 

Burak Dünyası, ağır taşıdı. Biz Burak’ı göklerden sessizce dünyaya aldık. Oradan sıkıntıya düştüğünü gördük ve yolunu açtık. Çalı çırpı olmadığını bildiğimizdendir ki eşiğinde ışığımızı  kontrol ettik ve Tobi Kotlaması’nın dışına çektik.

 

Şeytan şeklinde iş yaptıranların hepsi, kendi yüreklerinden çıktıklarında, bedenleri yoktu.

 

Sultanlar, ben dünyada üzerinde hiç bir yolcunun bulunmadığı bir tohumu yeşerttim. Bu tohum, Allahın Toplumu içindir. Ve bu tohumu yeşertirken, kaydımı asla yıldızların ışığından dilletmedim.

 

Eğer yıldızların ışığından kaydımı dilletsem, yıldızlar kendi toplumlarını dünyaya indirirler ki bu, dünya insanlığı için sıkıntı olur. Bütün kötülükleri yaşatırlar. Buna İslam Dini dahi engel olamaz.

 

Ve biz, bu nedenledir ki dünya dışı Dünyalılar’a teknolojik olarak mani olup, onların geçişlerini sınırlandırdık. Her birinin dünyaya girmelerine iznimiz yoktu ve bu sınırlandırma, herkes için, tabiatın toplumları için ve dürümlerinde kendileri olanlar için yapıldı. Bu engelleyiş, sadece “kurtarıcı” olamayacaklar için de değildi; ekmeği olmayanlar içinde gerçekleştirildi.

 

Sevgililer, bizler dünyadayız ve dünyaya girecek olanları bizler seçiyoruz. Bu seçim,  bütün kütlemizle oluyor.  Herkesin dünyaya girmesine iznimiz yoktur.

 

Elleri açık olmayan, yolları kırık olan, Kuranları’nda hırs olan, kusurlu olanların dünya girdaplarına inmeleri, okumayı bilenlerin  kotlarını kırabilir. Cinni Cevher’in bunu çok yaptığını biliyorum. Bu nedenledir ki  her şeyi kontrol altında tutmamız gerekir.

 

Örgüt haline gelmemiz bu nedenle önemliydi. Şükrettim ki bu örgüt, Altın Toplumları kendi yoğunluğuyla kotlamıştır.

 

Değerliler, dünden bugüne  Öz Göç başladı. Bu Öz Göç,  Aklın Kürsüleri’yle gerçekleşiyor. Öz Göç’de sadece ışık yanar. Sıkıntı ışığı kontrol edecek düzeyde olamayanların o ışıkla kendilerini hak etmadan dillemeleridir. Bu nedenledir ki sınırlı bilgi akışına iznimiz oldu dün.  (12.08.2012  Altın İnsan Sempozyumu)  Bu sınırlı bilgi akışında kendini hak etmeyenlerin hasat yapma imkanları yoktu. Ve onların sayfalarını biz yeniledik ve tabiata kayıtladık. Harlarını yükselttik ve ışıklarını yetkinleştirdik. Ekip haline gelmeleri için kotlama yaptık. Toplu çalışmalarını sağladık. Onlar Yüceler Cevheri’ne kendi yüksek ışıklarıyla inmelidirler. Ete girmeleri ya da ekmek olmaları sorumluluklarındadır.

 

Şu ana kadar yapılan çalışma Örgütlerin en yüce çalışmalarıyla oldu. Yani “Birleşik Işık” halinde yapıldı bu çalışma. Bizimle çaba gösteren sizlere, hepimiz müteşekkiriz.

Üzerinizdeki güç, Allah Kürsüsü’nün gücüdür ve bu gücü herkesin net olarak anlayacağını düşünmekteyiz.

 

Kortejin, katiyetle Yüceliklere ulaşacağı bir günde. Sizler o Yücelikler’in üstünde olduğunuzda, kollarımızda olacak olan yine sizin yürekleriniz olacak. Ve o yüreklerde biz yine kapıları açık tutacağız ki herkes girip sizinle birleşsin diye.

 

Örgüt haline gelmedikçe ışığa inmek  mümkün olmaz, ve bugün örgüt olup ışığa indik. Evim Allah’ın ve ben Işık Ailemle birlikteyim ve  bu aile Allahın Dağları’nın birlikteliğinde kurulmuştur.

 

İmsak vakti yeni bir günde sizle birleşmek dileğiyle sevgiyle kucakladık sizi. İşte bu!

 

 

 

Deşifre Eden: Erengül KOÇ

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 
  Bugün 12 ziyaretçi kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=