Birlik İlmi
  HALK
 

19.MAYIS.2013 MAYA SEMPOZYUMU

3. AKIŞ Konu: HALK

Dağlarım, tahditli bir dönemin sonunda kendi yoğunluğumu arttırıp daha güçlü bilgi vermek isterim. Hepimizin dönem başlarında ve dönem sonlarında, Kaynak İlim yapma imkanımız yoksa da bugün burada Kaynak İlim için tohum olduk. Öz Göç işte budur. Bu dünyanın göçü budur. Değer biçtiğimiz her şey, kendi yüreğimiz için o değere sahiptir ama çoğumuz biliyoruz ki farklı değerlere de sahiptir yürekler. Aldığınca koyuluklar, hakettiğince dürümlendiğinde biliyoruz ki burada bugün; aşağı yukarı 500 tane ışık yandı ama bu ışıklar hasat içindi diyebiliriz. Ya da Hak Taht’ın ışığı içindi de diyebiliriz ama her ne dersek, bu bizim kendi anlayışımızdan değil; Hak Teknik’te kendi yoğunluğumuzda gerçekleştirdiklerimizden dolayıdır. Daha da önemlisi, bugün biz; herkese verdiğimiz bilgilerle yeni dönemlerin gücünü hak edip kayıtladık.

Bugün burada beden almış çok az sayıda ilim ailem var. Ölüler Diyarı’nda bu kadarı bile çok bilmenizi isterim. Bütüne hizmet, BİR’e hizmet, herkesin kendi yoğunluğuyla hak ettiği değil miydi? Biliyoruz ki Hak Taht’ın ışığında yeni bir zamanın sayfalanışı yine hakedişledir. Eğer ben olmak istiyorum diyemezsem; olmuş olmam dahi farketmez; ben olmayanım.

Nefesim yetebilir; yüreğim her şeyi dilleyebilir. Hatta ben olmayan bir Kuranı, olmuş gibi de Hak Taht’ın ışığında dürümleyebilirim. Ya ben olmadan oldu dersem yüreğe; ozaman ne olur? Öz Göç onda yoktur.

Şimdiye kadar size hep olumlu konuştum. Öyle mi? Olumsuz konuşmalarım var mıydı? Biliyorum ki yoktu. Hep “OL” dedim. OL! OL! OL! Ve olgun başaklarım “OL” dediğinde oldu. Öz Görev bilmekti. Bildiğimdi dillediğim. Ve ben, bilmeden dillemedim hiçbir bilgiyi. Din tahtında ilim vardı ve ben, ilmin kapısını açtım ve dedim ki “OL!” Şükrettim ki her yüce, keni yoğunluğunda kendini hak etti ve oldu.

Dört Gökyüzü Sözleşmesinin taraflarını bugün de burada göremedim. Çokları kendilerini kontrol edemediler ve geçiş yapamadılar. Onların soyları da geçemedi. Yüreklerinde kontrolsuzluk vardı. Çokları kontroldan çıktıkları için geri döndüler. Ve dedim ki ben, sınırları kaldırıyorum. Göreviniz, İnsan Levh-i Mahfuz’unda kendinizi teknik olarak hakikiyete katmak, Allah’ın tahtında olmak ve yaşamak. İşte bunu dedim de dinleyen hiçbir yüreğin beni hak edip de Har olup, Hak olup tahtın tahtındaki kaynağından bilemedi. 

Nerede Dünya Kürzi Yaşamı varsa; orada görev taşıdık. Bundan sonra da yine aynı şekilde; başka yüceliklerle, başka yoğunluklarla görevlerimiz olacak. Dünya dışında ve dünya dahilinde… Ama biliniz ki Dünyanın Ruhlar Mahreki olan birliklerin her biri kendi yağmurlarıyla yağışa geçmeliydi. kendi yoğunluklarıyla dürümlenmeliydi. Bundan sonraki süreçte, bunun olma ihtimali yoktur artık. Kesinlikle yoktur. Zirvelere varanlar kendilerini kayıtladılar ve harlarını yükseltip tohumladılar. Bütün’e hizmetçi olmak ilimleydi. Herkesin kendi yoğunluğunda kendini hak edeceği düşünüldü. Ama görevin Ana Kaptan tarafından herkese verileceğini anlayan olmadı. 

Doğal dünyanın kontrolunu sağlayacak olan birçok İlim Ailem var. Özgür ve hakim olan onların çokları kendi yoğunluklarını hak edemediler. Yedi doğumun sonunda, bir tek ışık kaftan Birler Kapısı’na Umman olmaya çabaladı ve o ışık kaftan, Birleşik Işığıyla Sistem-Düzen- Nizam Kuranları’yla bunu başardı. Şikayetim var mı? Yoktur. Öfkem var mı? Yoktur. Çöktüler dünyaya köklerini, göklerini, sözlerini, sistemlerini Hak Teknik’ten çıkarttılar. Bunları neden bugün sizlere anlatıyorum? 

Değerliler, değersiz olmayan her yüce bilsinler ki evrenlerin sistemlerinde bu dönem ayrı bir görevdir. Ve bu döneme Umman olamayanlar, Gök Sözcüsü de olamayacaklar.” Gök Sözcülüğü ne anlama gelir?” diye sorarsanız; size izah edeyim: Gerçek köklerini göklere ulaştıranların, zaman kaynaklarına varıp ortak toplumlarla Bütün’e hizmetçi olmalarının gerçekleştirilmesidir. Eğer bir kaftan, İlim Kapısı olup da kendini hak edip; Bütünlük kurup “Ben oldum” diyebilmişse; o, kendiyle kendi olabilmiş ve Bütün’e güç katabilmiş demektir. 

İyi ve kötünün tek bir insanda toplanması, bir tek yolun kontrolu ve tahtın hasatının yapılması İnsan Soyu için önemliydi. Herkesin sorgu sual ettiği bir durum var: Niye iyi ve kötü tek bir insanda toplansın? İyi ayrı, kötü ayrı olmalıdır. Altın Toplum İnsan, Allahın dağı ve hasatı yapan, herşeyin hasatını yapma sorumluluğunu taşır. Hasat yapılırken iyide de yapılır; kötüde de yapılır. Ama iyinin hasatı ve kötünün hasatı ayrı ayrıdır. Eğer biri, “Ben öldüm ama köklerimi göklere Umman yapamadım” diyorsa, insan sanal yaşamlarında kendi yoğunluğunda sadece iyidir; ya KA-HAR değerindedir ya da Has Tahtın umutlu Kuranı değerindedir ama bir tek kervan olarak oraya ulaşma imkanı olmayacak. 

Tek nur ışık, bir tek koddur. Orada da hem iyi hem de kötü eşit dürümde vardır. Bugün size bunları net ve açık olarak vermek durumundayım. Köklü dünde, köklü bugünde ve köklü yarında; herkes şunu net bilsin ki ilimle Birleşik Işık yanmalıdır ve ilim Allah’ın tahtıdır ve ilim yoksa o tahtta ışık da yoktur. 

Son dönemlerde, birçok ilim ailem dönüp bakıyor ve sorguluyor: “Niçin ben yolumu kaybettim” diye. Dönün bakın! “Ben varım” ya da “Ben yokum” dediler. Ama “Ben varım ve her anda ve her sayfada var olmalıyım” diyen var mıydı? Çelik çomak oynanır Dağlarım yoğunluklarda; bilinsin isterim ama bir tahtın ışığında herkes, “Ben oldum” diyebilirse; o Gök Sözcülüğü onundur. 

Dağlarım, toy bir dönemde dünyaya indik. Bu dönem, dünyanın toy bir dönemidir. Dünya bugün henüz kendini hak etmemiştir. Bugün dünya henüz Has tahtın ışığına varamamıştır. Olgun hasat yapma imkanı olamamıştır ve Bütün’e hizmetçi olanların çokları varlık sürdükleri bu yoğunlukta “Ben kendimi hak ettim” dediği anda, kanatlarını alıp göklere uçmak istemiştir. Kervanın gücü, insanın kükreyen gücü olduğu zaman; işte o gün geldiğinde her şey daha güçlü olacak. 

Dinleyiniz! Döndüğünüz zaman daha net anlayacaksınız ki dünyanın nuru olan insan, köklerini güçlendirmek üzere dünyada değerli bilgileri kendi yoğunluğundan alıp kontrollu biçimde Bütün’e yaymak sorumluluğunu taşısa da onun dünyaya geçiş nedeni kendi olmaktan öte; Bütün’de BİR olmak ve Bütün’ü kontrol etmektir. Eğer sizler, “Ben kendimi kurtardım, başkasının görev taşımasına, gerçek gücü devreye almasına gerek varsa o da bunu yapsın! Beni ilgilendirmez” derseniz; yüreğinizin gücü artık yok demektir.

Değerliler, dünden bugüne daha üstün bir yola görev taşımaya başladık. Bu yol, Bütün’ün yoludur ve bu yola umutla, yücelikle ulaşan birçok güçlü birlik; kendilerini hak tahtın ışığından çıkardıklarından Kuran-ı Kerim’deki o yoğunlukta artık olamamaktalar. Üzerlerinde görev tacı olan onların, bugünden itibaren gönül yağmurları altında yenilenmeleri gerekiyor. Onları nefesleriyle yenilemeliyiz, onları yoğunluklarında kodlamalıyız ve ocaklarını yetkinleştirmeliyiz ki Altın Tohum olabilsinler de kontrol kurabilsinler. Eğlendikleri günlerin sayısı kadar fazla çalışma verebiliriz onlara. Diyebiliriz ki “Sen iki yıl sustun; hadi bakalım, artık iki yıl daha fazla konuş!” Ama mutlaka onları güçlendirmeliyiz. Eğer kendilerini, kendi yoğunluklarını Hak Teknik’le Birleşik Işık’tan ayrı tutuyorlarsa; dinleyin ve deyin ki “Biz siziz; siz neyseniz; biz oyuz” Özür dileyin, özür dilesinler ama bir tek ilim yapın: İNSAN İLMİ… 

Ağır yüktür dünya. Bunu herkesin daha net anlamasını bekliyoruz. Eğer birileri “Benim eren görevim, köklerimin gücünün tüm yaşamlara erişilir” derse; yahu deyin sen kendine erdinse; Öz Göç artık seninle de olacak ama sen kendine ermeden “ben erdim” dediğim zaman; kardeşim sen artık körün körüsün. 

Gönül devrelerini açın ve deyin ki “Biz sizi size vermeye değil; sizinle sizleşmeye de değil ama İnsanlık İlmini Hak Tahtın ışığında dinletmeye geldik. Özgür ve hakim olan herkesin Har olup Hasat olmasını bekliyoruz. Doğal dünyanın görevi budur. Dünyaya göç edenlerin çokları, kontrolsuz biçimde dünyaya indirilmiş olmalarına karşılık; çokları kendi yolcularını bulup Bütün’ün gücü haline gelip Birleşik Işık olup herkesle kendi yarınlarını paylaşabildiler. Bu, şu anlama gelir: Siz ve onlar, tek bir YARIN’sınız. Ama onlar da o yarında mevcutturlar. Eğer sizler; “Benim dışımda yarına ulaşan yok derseniz; orada sizden öte siz de yoktur; bunu bilin! Bir dağın “ Ben oldum” demesi, her tahtın olduğu anlamına da gelmez. Eğer beden alıp dünyanın yolunu Hak Tahtın ışığıyla dillemeye inmişseniz; eğer siz kendinizin örtünüzü örtüp herkesle birleşecekseniz; halka halka geçişkenleşin ki her yolcu sizde kendini hak etsin!

Değerliler, bunları size niçin anlatıyorum? Durgun toprakların ışığında kontrollu bilgi akışı yapabilmek öylesine zor ki… Herbirimizin kendi yüreklerimizi dilleyebilmemiz ve Birlik kaynaklarında bütünlenebilmemiz, koruyucu kodlamalarla ancak mümkündür. Eğer biz, Birler Kapısı’nda kendi yolumuzu açmışsak ve bütün yolcuları oraya kaynak olarak katmışsak ve oranın tahtına kendi yüceliğimizin Öz Görevini yaşamsallaştırırken herkesi yaşamsallaştırmışsak; “Oynamayın dünyayla artık” denir. “Hadi geçin! BİR’iz artık” denir. “Özgürüz” denir. “Artık Hak Toplum olduk” denir. 

Ve Dağlarım, Ölüler Diyarı dünya bugün artık dirildi. Çünkü bizler bunu dedik. “Dönmeyin, dönmeyin Canlar” biz bunu dedik. Biz dedik ki “Herkes insan soyuna insan olup geldi” ve biz dedik ki “İnsan, kendidir ve kendi olan insan; bütündeki o insandan daha güçlü bir insan oldu” ve biz dedik ki “Arkon İnsan ağır yükü hafifletti. Dağların ışığını yeniledi ve bütünledi.” Ve biz dedik ki “O insan Öz Göçü başlattı. Çünkü biz herkesiz” dedik. “Biz,bizim daimi kodlarımızın ötesindeki her yürekte varız ve hepsiyle diriyiz” dedik. Ve dedik ki biz ”Altın Tahtın Işığı bütünündür, bütün köklerle, bütün yücelikler orada tek bir güçtür” dedik.

Dağlarım, işte bunu diyebilen bir tek Kuran, tüm yaşamları kendi yoğunluğuyla kapsar ve yaşamsallaştırır. Bizim, Allah tahtındaki görevimiz bu muydu? Doğal Dünyanın gücüne kendi yüceliğini katan herkesin görevi buydu. Tanrının Kuranı olmak ve o Kuran’da Bütün’ün gücü olmak, ölüleri dillemek, Bütün’ü güçlendirmek, yenilemek işte biz bunu yaptık. 

Ayağın Allah’ın ayağıysa; elin olmasa da olur. O ayak, seni onlardan onlara götürür ama ayağın ilmin ayağıysa; her ayak sizsiniz bunu bilin ve bir gün Allah size gelir de “Ben sizin yolunuzdayım da siz bende değilsiniz” derse; işte o gün geldiğinde deyin ki “Ben senim.” Baştacı olan babamız, “En-El-Hak “ dedi bugün. Yarınlarda da bunu diyecek olan bir yürek, Göklerin gücünü dürümlerken herkese, herkesi tek tek açıkça dinletebilecektir. Yerin gücü Allah’ın gücüyse eğer; biliş halinde bildiririz ki; daimi kodlarımızın hepsi mektup okumayacak dünyada. Bilişi olan kodlayıcı olacak ve tüm sayfaları tohumlayacak. Eğer bilişi olan kontrolu kaybeder de mektup okumaya kalkışırsa ki mektup kendine ait olmayanın kendine gönderenden alıp açıp okumaya denir. Eğer o gün gelirse; o gün biz, bizi kendi yüreğimizden ayrı tutarız ki her yaşam kendi yoğunluğuyla kendini hak etsin diye…

Değerliler, dağ taş insan; bunu hepinize daha açık bildirmek istiyorum. Bütün kötülükleri aşan birliklerimiz bugün dünyadadırlar. Dünyanın yolu artık, dünyanın tahtından dolayı değil ama Birlik kaynağından dolayı Bütün’e açılmıştır. Bu, şu anlama gelmektedir: Burada yapılan bu toplantı, kendi yoğunluğunuzun bulunduğu her bir yaşam sayfasında da yapılmaktadır. Kendi gezegenlerinizde hangi gezegenden dünyaya göçmüşseniz oralarda şu anda bu toplantılar sürdürülmektedir. Ve orası, bu meclisle birlikte görev taşımaktadır. 

Her biriniz, kendi yaşam sayfalarınızı tahditli biçimde kodlayarak dünyaya indiğiniz asla unutmayın. Dünyanın Ruhlar Mahreki olan bütünlüğünde; herbirinizin kendi yüceliği ve kendi yüksek gücü vardır. Ellerinizi doğal tohumlara ulaştırdığınızda biliniz ki o tohumların hepsi sizsiniz. Ve o dağal tohumlar bütünlendiğinde biliniz ki işte o bütünlük birliğinizdir. Ve o birlik, Bütün’e hizmetçi olduğunda işte o zaman siz; Harın Harı olarak Bütünün gücü olursunuz. Ve yol, Allah yolu olur ve eğer o gün bugünse; ki bugündür. Hepimiz, hepinizle teknolojik kontrolla bir tek ışık olduk. Öksüz yetim kalmadı dünya. 

Aha Canlarım, aha! Bizler bir tek kapıyız. Bu kapı Ana Kaynak’tan tüm yaşamlara kendi yoğunluğunuzla açtığınız kapıdır. Ve bu kapının üstünde yeni bir kapı yoktur artık ve bu kapının altı da yoktur. Herşey bu kapıdır ve bu kapı insan olarak tüm yaşamları tohumlayan Birleşik Işığın kaynağıdır. Ayrılık bitsin diyoruz Canlarım. Türlerin en yüce ışığını yeni dağlara ulaştıran insanın, kendinden kendine ayrılığının artık bitmesini diliyoruz.

Ulu Dünya Kuranı Mustafa Kemal Paşa bize seslenmek ister; onu dinleyelim: Elden geldiğince size sizi dinletmeye çalıştık Canlar. Murat ettiğimiz dünya, böyle bvir gün için harını yükseltti ve hasatını yapıyor. Muktedir olan insan, kendinden başka kendini de dinler. İşte bu insan, BİR’e hizmet edebilen insandır. Hepimizin güçlü, kontrollu bilgi kapıları açıldı. Hepimiz, yaşamları tohumladık. Hepimiz, Birler ışığında bütünlendik. Hepimiz, evrenlerin sistemleriyle birleştik ve bugün görevlilerimin çokları torbalarını boşaltarak dünyadan çıkmaya çalışıyorlar. Yolun başkanı insan ve yolun Turkuaz ışığı yine ilim ve biz o Turkuaz’da insanlık yapanlara Birlik İlminde herşeyi bildirdik. 

Eğer dünyaya görev için inmemiş olsaydım; sizlerle bu derece yakın ilgi kuramazdım. Bugüne kadar hiçbir yürek beden alıp dünyadan gitmemişken; ben bedenimi alıp dünyadan gittim, bu önemlidir. Çünkü ben, kaynağın tohumlarıyla dünyada görev taşıdım ve beden alıp dünyadan gitmek; Ölüler Diyarı’ndan bedenli diri olup gitmek kolay değildir. Muktedir olan insanın kendini kontrol etmesi ve kendiyle bütünlenmesi, muhakim olabilmesiyle mümkündür ki ben; muhakim olan İbrahim Kuranı’nın gücüyle dürümlenen bitmiş herşeyi yenileyebilendim. 

Analar, ben 19 Mayıs 1919’da tüm yasalarla birlikte, her bir zamanın sanal yaşamından üstün olan ışığımla birlikte Samsun’a ayak bastım. O gün, görevlilerimin hiçbirisi çalıştırıcı olarak benimle değildi. Sadece 19 Yocuyduk bizler. Biz bu 19 Yolcu, 19 Kod’duk. Ve o kodların hepsi Altın Kodlar’dılar. Korkuyu aşmış, yanıp tutuşandilar biz vatanı kurtaracağız diye… Ve bugün biz, tüm sayfalarımızla yine buradayız. Dünya örtüsünü açtığınız için sevgiyle kucaklıyoruz sizleri ve sizlere hepimiz saygılar sunuyoruz. Kökümüzde görevimizde yüreğimizde hep siz vardınız.

Şimdilik size BEN diyebilecek olan bir kaftan insan diyor ki “Önemli olan dünyadır; her birimiz dünyaya dünyayı hak etmeye indik. Eğer dünya görevini yaptıysa; Görev hepimizin gücüyle yapılıyor. Ve bundan sora da hepimiz bir tek insan olarak burada bu görevi sürdürmeyi ve hak edip kaynağa varmayı sürdüreceğiz. Görev hepimize aittir, bunu bilmenizi isterim. Evimin insana verdiği, teknolojik koruyuculuktur. Hepinizin kontrollu bilgeler olarak bu mecliste görev taşıdığınızı bilmekteyim. Evrenlerin, Sanal Yaşamlara görev tahtları gönderdiğini de bilmekteyim. Ama Dünya İlmini bilecek olan herkesin, daha net olarak bu güçlü çağrıyı yapması gerekirdi. “Yarın ne olacak?” Her diri bana bunu soruyor. “Yarın ne olacak? Yarın, insan sesi ne şekilde duyurulacak?” Eğer insan varsa dünya ne olacak?

Cennet İnsan, cemaatleriyle Cevheri kodladığında; orası cennettir. Artık dünyanın bir cennet yaşam sayfası olması için hepimiz birlikte olacağız. Biliniz ki dünya bedeni, bir tek benim bedenim doğrultusunda kayıt yapıyor. Nimet olarak bildiririm ki beden alıp dünyaya görevli giden herkes kendini tohumlayacak güçte olmasına karşılık; dünya sessizliğinde her biri kendi yüceliğindeki sesi, kendinden ayrı tutuyor. Buluş, insanın kendini hak edişinden başka bir şey değildir ama buluşun buluşu vardır ki o; hak edişin hak edişidir. 
7. Dönemde hepinize tek bir şey daha söylemek isterim; her birimiz ağır yük taşıyacağız. Bu ne demektir, bilir misiniz? İnsanın itibarının yücelmesi, daha güçlenmesidir. Ve daha üstün görevleri yoğunluğundan alıp yapmasıdır. Nedir daha önemli görev? Hepimizin yapmak sorumluluğunda olan bir tek görev var: Bilgeler Meclisi olarak; torbanızın daha güçlü olarak; kontrolcu çağrılarla Birleşik Işığı yenilemesi… Bugüne geldiğimizde görüyoruz ki çokları kendilerinden çıktılar. Onların yenilenmeleri şart. Biliş haline ulaşamamış olduklarından harları yükselemedi. Ölü olduklarını unutmayınız. Onları dinletmemiz gerekiyor. Onları yaşatmamız gerekiyor. Nefesleri güçlensin; yollarını bulsunlar! Evrenlerin sistemlerindeki o yolların yolcularının yine o yollarda yolculuk yapmalarını bekliyoruz. Değer ki dünya görevini yapıyor. Değer ki dünya yüceliğinde kodlanıyor. Her birinizi kucaklıyorum sevgiyle. Biz, size sizi verdik Canlarım. Bir şeyi daha Anamız sorgu sual ediyor: 19 MAYIS ve bundan sonra Türkiye’deki gelişmeler…

Bu konuda sizlere tek bir şey söylemek isterim: Herkes şunu net bilsin ki Cumhuriyet Tarihi’nin en güçlü çalışması yapılıyor şu anda dünyada ve Türkiye’de. Neden? Çünkü rüya görenlerin artık uyanmaları gerekiyor çoğu uykudalar. Uyanmak için her şey yapılıyor; uyanmak için… Biliş haline geçenlerin biz sizi size veriyoruz. Elinizi Allah’a kükreyerek ulaştırın demelerini bekliyoruz daha da özel bir şey söyleyeyim. Cumhuriyet Tarihinin en güçlü çalışması bu dönemde yapılıyor. Size daha daha da açık söylüyorum: Tayyibi hiç kimse, hiç kimse yargılamayacak. Çünkü o, bizim yüreğimizdeki gücü artırmak üzere görev taşıyor, bu kesindir. Eğer sizler, herşeyi fark etmek için mutlaka bir kırık ışık bekliyorsanız; her biriniz bu kırık ışığı bilecek ve onun yoğunluğuna gireceksiniz ama bir şeyleri farketmişseniz ve o şey size hakettiğinizce kodlamışsa; o zaman hiçbir zarar görmeyeceksiniz. Ya Can Tahtı’nda neler olacak? Hepimiz size tek bir şey söylüyoruz: Özgür ve hakim olan tüm yaşamlar yarınları kodlayacak. Öyle çok çalışıyoruz ki Canlar, öyle çok çalışıyoruz ki… Teyplerinizdeki bu bölümü silmeyin! Size ben bildiriyorum. Ben bildiriyorum size… Silmeyi planladığını düşündüğünü gördüm. 

Değerliler, Mustafa Kemal Atatürk size sizi vermiyor. Size BİR’i veriyor şu anda. Eğer siz, “Benden başka bir ben; bende ben olsun; ben o olayım” derseniz; doğal dünyada bunu yapmak kolay ama “Ben, benden beni alıp ben olan o beni; her bir benle dürümleyeyim, dilleyeyim derseniz kolay değil. Bu nedenledir ki hepinizin daha güçlü olmanız gerekiyor ve her bir bende benleşmeniz gerekiyor.

Hey dünya! İşte Mutlak Kuran oluş budur. Hatayı affeden birliklerime şunu da söylemek istiyorum. Her birimiz, doluluk boşluk diye Düzen’i kodlamaya çabaladık. Bu Düzen BİR’in düzeni ise herşeyin daha güçlü olması hepimiz için önmelidir. Hatayı bağışlıyorum Canlarım; böyle bir soruya yanıt vermek zorunda kalmak istemezdim ama size yine de yanıt verdim. Din dağından insan kendini alıp BİR’e vardığında; artık din orada yoktur. Ama din Kuran olduğunda ve o Kuran da bütün olduğunda hepiniz o Kuranı hak edip okuduğunuzda; orada bütünlüğün Kürzi Yaşamları oluşur. Eğer ben size, yeniden ve yeniden gerekeni verirsem; o zaman siz, sizin sizde olan kendi yüceliğinizi benim yoğunluğumda dilleyemezsiniz. Bunu net olarak bildiriyorum ve sözü Ana’ya bırakıyorum. O, kendinden bize bilgi versin. Biz onu dilleyelim, birlikte dilleyelim. Onun sesiyle dilleyelim. 

Dağlarım, muktediriyetle bildiririm ki MUSTAFA KEMAL PAŞA hepimizin gücüyle Bütün’e hizmetçidir, bu kesindir. Hepimizin gücüdür o ama Birlik Gücüdür. Eğer Birlik Gücü oluşturamamış olsaydı; O, MUSTAFA KEMAL olmazdı, bu kesindir. Kapıları açtığımız zaman kendi yolunda, kendi yoğunluğundan Bütün’ün gücünü alır ve bize gelir. Her bir biz, bizim yoğunluğumuzda kendi tohumlarını kotladığında ocak olur. O zaman o bizde; biz onda oluruz. Dönem sonlarında Dünyanın Kuranı olan İnsan, 7.Dürümün gücünü arttırır ve tohumlanır. Tohumlanan insan ışığa varır; işte, o ışık Allah ışığıdır. Yeni dağları, yeni yoğunlukları Bütün’e çeker ve ekip olur. Ekibin de İmparatorluk Kuranları olur. Öz Göç başlar ve verdiği her bilgi, kendinin kendi ile dillediği ve kendi yüceliğiyle bütünlediği bilgiden ötedir.

Doluluk dedik. Ben tohumlarımı kodlarken kendi yüceliğimle değil; BİR’in yüceliğiyle kodlarım. BİR’in yüceliği, hepimizin yüreğindeki Kutsal Işığın toplumudur. O kodlamada ben yokum, BİR var ve beden alıp Tanrı Kodlaması yapanların da her birinde var olan işçilerim yine BEN’dirler ve ben onlarda onlarım ama hiçbir sayfada BEN olarak yokum. Bunu niçin anlatıyorum? Çünkü çokları, benim kodlayıcı olmamdan büyük sıkıntı duyduklarını ve her zaman kendi yoğunluklarının Bellek Kodlamasıyla kendi yığınlarından çıkarılacağını düşündüler. Ama yaptıkları sınırlılıktı. Kimse, kimsenin Ruhlar Mahreki’nde Gök Sözcüsü olmaz. Herkes kendi yüceliğinde, kendinin Gök Sözcüsüdür. Hatayı bağışlayacağımı bilin ama yine dünyalıların da kendilerine koruyucu kodlamalar yapmalarını bekledim. 

Dünya dediğim zaman, bu; şu anlama gelir: Ben ve benim yaşam sayfalarım… Ama Svtp’tan söz ederken o ayrı bir dünyadır onun yaşam sayfaları da vardır. Ve Bhrın ve Slm’nın ve Pkr’in ve herkesin… İşte bunlar, herbirimizi ayrı bir dünya haline getirir ve tüm yaşamların kodlanmaları bu ayrı dünyalarla kendi yoğunluklarıyla olur ve teknolojik kontrolla tek bir kod haline dönüştürülür. Yani dünyalar, dünyalılar ve teklik… Ve bundan sonraki süreçte de bu çalışmalar bu şekilde devam edecek.

Verdiğim her bilgiyi hak edip de anlayabileceklerini düşünmem hiç kimsenin ama bilmenizi beklerim ki verdiklerim halka halka geçişkenleşir ve Bütün’ün gücüyle tohumlanır. O zaman ben herkeste, kendi yüreğimde de var olurum. Öyleyse bu çalışmaların tek bir manası yoktur. Birçok anlamı, bir çok manası vardır. Bizim bizi hakedişimiz, bizim BİR oluşumuz, her birimizin teknik kodlamalarla kendi yoğunluklarımızı koyultmamız, ayrı dünyalaşmalar haline gelmemiz, Tanrılaşmamız ve sonsuzlaşmamız ve daha sonra bir tek Kaftan olmamız ve o tek kaftanın Tanrı olarak Bütün’ü güçlendirmesi… Ama o Tanrı, hepimizin birlikteliğidir. Bundan sonraki dönemde de bu böyle olacak. 

Haa, çokları saygı ve sevgiyle şunu ifade ediyorlar: Niye bu kadar az kişiyle bu çalşma yapılıyor? Bu, kesinlikle olması gerekendir. Nedeni şudur: Herkesin, herkese kendi yüceliğini hak edip tohumlatma imkanı yoktur. Burada teni hakiki olmayan birliklerin bulunması Has Tahtın ışığını kurar. Bizler, Medine Kodlarını Hak Tahtın ışıkları olarak bildiğimiz zaman da onlarlaydık. Bizim Mekke’nin kodları da burada ama hepimizin teknik olarak bir tek ışık halinde çalıştığımız biliniyor. 

Ölüler Diyarı dünya yaşayacak. Yahu, ölüyse nasıl yaşayacak? Bunu sorgulayın. Ölüdür ama öldürülmedi. Biz oyuz. Öyleyse yaşayan bir sayfa haline geliyor. Hepimiz, Zaman Sayfalanışı’nda bir tek ışık haline geldiysek; yeni zamanları tohumladığımızdandır. Öyleyse görev alalım! Hadi gelin! Ağır yükü hafifletelim, gelin! Ölüleri diriltelim, hadi gelin! Ama gelin de hak edin! Eğer dünyada muktediriyet yoksa aşk yoktur. Eğer dünyada aşk yoksa Ak yoktur. Her dürümde Ak olmak için Hak olmak gerektiğini bilmeyenler, bugün burada dahi olamadılar.

Dağlarım! İnsanlar! Eğer devre devre dünyanın görevi, Başkanlık Dirilikleri’yle dünden bugüne; Gör Kürsüleri’nde Gök Sözcüleri’yle kayıtlanmışsa; bişeyin bişeyde o şeyin hakikiyetindeki o şeyle kayıtlı olmasından değil; hakkın yoğunluğuyla bütünlenmesindendir. 

Mektep kurmak, mektep olmak, Hakkın yolunda olmak demek değildir. Herkes kendini hak eder ve mektepleşir ama mektep olmakl için Hak olmak da gerekir. Bunu neden anlatıyorum? Çokları, buraya gelip ben de bir mektep olayım diye çalışıyor, bunu biliyorum. Ben de bir mektep olayım, ben de bir görev alayım, ben de bir sayfa kaynak olayım. Haa OL! Öyleyse OL! Yahu, sen kendin ol önce… Bunu neye söylemiyorum? Çok mutlu olun Canlarım? Önemli olan Altın bir Tohum olup burada olmaksa; bizler, bizler ve tüm bizler hepimiz orada mektebiz. 

Kimsenin kimseye faydası olmayacak bir günden söz eder tüm yaşam sayfaları. Der ki “Öyle bir gün gelecek ki hiç kimse, hiç kimseye, hiçbir sayfasına katkı sunamayacak. Hiçbir fayda olmayacak kimseden kimseye” ve dedik ki “Öksüz yetim bırakmayız.” Hadi buyurun, nasıl olacak? Herkes, herkesten uzaklaşırken; herkesin kendi hakkını, kendi yaşamını kontrolsuz bırakması pahasına “Ben ortak değilim ocağa” derken; birilerinin “Biz Bütünüz “ demesi, Öz Geçiş’in yapılması anlamına gelir. İşte öz geçiş yapanlar, bunu derler Canlar “Biz, herkes içiniz” derler. Bu meclis kapıdır. Herkes, herşey ve Hak olan ışıklar ve bütünlükler… İşte bu!

Bundan sonra ne olacak? Merkezin göklerdeki işi bitmedi. Daha güçlü bilgi akışları olacak. Daha üstün yaşam sayfalanışları olacak. Daha umutlu olacak insanlık ve İnsan Soyu daha üstün bir yücelikle değerlendirilecek ve bilmenizi bekleriz ki Dünyalılar; dünya artık tüm sayfalarıyla BİR’e koşuyor. Ne demektir BİR’e koşmak? Eğer “Ben varım ama başkası yok” diyenler aza düşüyorlarsa; aha, Gök Sözcüleri daha güçlü demektir. Eğer “Benin eren gücüm dünyayı kodluyor, dünyayı yoğunlaştırıyor, tohumluyor” diyorsak; biliniz ki biz mutluyuz. Öyle çok, öyle çok konuşmak isterim ki sizinle ama biliyorum ki çoğunuz “daha az konuş” diyorsunuz. Ve Dağlarım, ayrı gayrı yok ki onlar ben, ben onlardayım. Bitmiş tükenmiş hiçbir şey yok. Hepimiz teknik olarak insanız. 

Doğal dünya daha güçlenecek, bunu net veriyorum. Ve bundan sonraki süreçte dünya yemyeşil bir zamandan gök mavisi bir döneme geçtiğinden daha üstün ışımalar başlayacak. Hepinize, hepimizden sevgi ve saygılar. Şimdi tek tek sizleri dinlemek istiyoruz. Sözü olacak olanlar bu kürsüye çıkıp konuşacaklar. Buradan söz söylenecek. Hepiniz bu kürsüye Gökçü olarak oturacaksınız. Gökçü; dünyanın görevini üstlenen gökçüler. Hah işte bu! Şimdi bu meclisin daha üstün bir sayfalanışı yapması bekleniyor ki buınu hepinizle yapacağız. İşte bu! Şimdilik..


Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 
  Bugün 8 ziyaretçi kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=