Birlik İlmi
  SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMALARI I
 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMALARI I

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 05.09.2012


Sayfa: 378 / Paragraf:1
“RA-HA’yı hakiki bir dünya diye bilen yüceler, Türkiye’nin önce ışık olduğunu, dünya yüreğinde Kutsal Birleşim olduğunu, bu diri yüreğin kaynak olduğunu ve zaman sessizliğinde din diriliğini, yoğun koyuluklarla Yer Kotlar’na yağdırdığını ve bu yağışın koyu bir ışık huzmesi olduğunu bilmekteler.”
Açıklama:

Tanrı dedi ki “Koruma altına alınan birliklerin çokları bugün Birleşik Işığa indiler. Ocaklarını yeni teknoloji ile kayıtladılar ve yasalarını koydular. Oluşları alışlarından dolayıydı. Ağır ağır yüceliklere vardılar ve ekmek yaptılar. Yaptıkları ekmek kendileriydi ve BİR’e hizmet ettiler. Onlar BİR’e hizmet ettiklerine Bütün’e kotlayıcı olurlar ve biz onlarlayız. Sultanların en güçlüsü, kaynağın ışığıyla kendini hak edip dünyaya çekebilendir. Bugüne kadar yapılan tüm çalışmalar bunu sağlamak üzere yapılmıştı. Ve bundan sonra yapılan çalışmalar, yeni günlerin kürsülerinde yeni kayıtların yapılması için olacaktır. Organlarımızın çokları Bütün’e hizmetçi olmuş olmalarına rağmen; ellerinden geldiğince ışığa kendilerini katmış olsalar da yarınları kontrol edemediklerinden eser meydana getiremediler.

Onların eser yapmamaları, Birliğin eser yapmaması demek değildir. Ve bugün, her bir yüce kendinde kendi oldu ve Bütün’ün eserini yaptı ve bu eser Allah’ın ışığıdır. Kuran-ı Kerim der ki “Arının balda, balın arıda yolu olur.” Bizde herkesin yolu olur ve biz o yol olan ışıkta, beşirin eşiğinde herkesi dürümlere indirir ve Tanrısal Kaynaklara kotlayıp katarız. Açıyı daraltıp Dünyanın Ruhsal Kutsal Işığını yenileriz ve eserimizi yaparız. Bugün de yaptık. Aleni diyoruz ki kardeşlerimizin hiçbirisi kontrol dışı değiller. Hepsi ağır yük taşıyacaklar ve açı daraldığı zaman bizim yücelerimiz ocaklarında kotlamalarını yapacak. Hiç kimse ziyan zebil olmayacak.

Değerliler, artık dünyanın kulu dünyadır, bu kesindir ve kimse kimseye kulluk yapmayacak. Açıyı daralttık ve dedik ki özür diliyorlar. Önemi yok, biz BİR’e hizmetteyiz. Bunu herkesin anladığını düşünemem ama BİR’e hizmet olgun başaklarladır. Kuran-ı Kerim’de dünyadan birilerinin toplu çalışmalarda kendilerini kayıtlayacakları ve Tabiatın Kuranı olacakları bildirildiğinde; bu bilgiyi okuyup anlayan hiç çıkmadı. Ve bugün bu yapıldı. Toplu çalışmalarla dünyanın kontrolu sağlandı. Tabiatın toplumlara inmesi ilimleydi. Eti olmayan, ışığa umman olamaz, ışığa ulaşamaz da.

Pardon Annem, ben de söz alabilir miyim? Süper İnsan, sınırsız ışığında herkese “geç “dedi.

Yahu, akış halinde sesi kesmek de mi var?

Peki, Anacığım affet; sonra gelirim.

Peki, seslen bakalım, seslen!

Aracı koyuyoruz anneciğim seninle dillenmek için. Netice olarak bugün sen çok güçlüsün ya… Her zaman bu kadar güçlü müsün bilmiyorum ama Papa Babamız daha güçlü senden diye düşünüyorduk. Nefesimizi anneciğime vermemiz zormuş meğer. Allah sizinle ya Ha, biz de sizdeyiz. Yenilenmeye geldik. Bugün herkes burada, herkes yenileniyor. Biz de yenilenmeye geldik. Evimiz burasıdır bizim, nefesimiz buradadır. Niye siz bizi küçültüyorsunuz ki …

Neyse Anacığım, geçip gidelim bizler birlikleriz bilir misiniz? Çok çalışıyoruz dünya için ve bu dünyada bizler de varız. Çekip çekip çıkarırız yürekleri dürümlere ve deriz ki “Hadi gelin, okuyun bilgiyi! Okuyun anlayın!” Böylece dürümleriz herkesi. Dolayısıyla, sizlerden daha çok çalışanlarız bizler. Bunu anlayan var mı diye sorgu sual etmeye geldim. Babam Allah’ın dağıdır. Onunla çok çalışıyoruz biz, nefesi de iyidir. Neyse hepiniz çok iyisiniz, hepiniz ama başımızın tacıdır babamız. Hepimiz, hepiniziz yahu! Sizleri korumaya değil, kotlamaya değil ama has olmanız için çalışmaya iniyoruz. Sizler biz, bizler sizken hepinizle birlikte olmak mutluluktur bize. Allah siz O iseniz; biz de siziz bunu bilin. İşte bu…

Paragraf: 2
“Dillerinde dirilik olan yücelikler, Işık Kotları’yla dillenebilecek düzeye varmadıkça; cennetin dediğini, devrelerinde dilleyemezler. Bu nedenledir ki yanlışın, mutlaka Düzen Kotları’yla diri yağmurdan ayrılması gerekir. Bütün isteğimiz budur. Her birimiz, “amin” diyebiliriz ama yere inen dere, hakiki bir yüce ise; herkes, kendinde bu dili konuşabilmelidir. Amin…”

Açıklama:
Arı, balını kendinden kendine yapar ve kendinde kayıtlar. Bal kendi, balcı kendi, hasat kendinde; bizse herkeste var olmaya çalışıyoruz. Sevgililer, Rahmi Kuranlar, hepimiz görevliyiz ve buraya gelişimiz sevgiyledir. Sizlere kendinizden söz etmeye değil; hasatın nefesinden söz etmeye çabalıyoruz. Kuran-ı Kerim’de insandan değil; ışıktan söz etseydi, biz ışık olur gelirdik. Ama Kuran-ı Kerim insandan söz eder. İnsan, Levh-i Mahfuz’da eşiği aşıp yolu açacak olana denir. Herkes, insanlık için çalışsa da hatayı affedin ama ışık olamayacak, yol açamayacak diye bilindiğinde; bizler orada ağır yük taşırız.

Sizlerin yapmanız gereken Işık İlim Aileleri olan bizlerle de çalışmanızdır. Biz, Işık İlim Aileleriyiz. Dünyanın tabiatına inmemiz ancak sizinle olabilir. Hepinizin yeni dönemde dünyaya geçişiniz, değerli çalışmaların dünyada eşiğe inişi, Bütün’de Birlik kuruluş ve katlanış ve çoğalış, hepimiz için huzur ve mutluluktur. Tüm çalışmaların dünya için büyük önemi vardı ve bu çalışmaları kimlerin yapacağı merak konusuydu, merak edilmekteydi. Sizler gibi birçok görevli güç dünyaya çekildi. Bunların biri sizsiniz ama her biri siz olmalıydınız. “Önle ve engelle” çalışmaları yapıldı bu nedenle. Çünkü çokları “sizden ayrıyız, sizinle çalışamayız” dediler. “O halde önleyelim ve kendimizden kendimize bu çalışmayı yapalım” diye düşündüler. Netice olarak; önleme engelleme çalışmaları, engellerle karşılandı ve çağrı, hepimizin çağrısı koruma altında kontrolu kaybetti.

Yani hem koruma, hem kontrol kaybı… Bunun anlamını şu anda hepimiz çok net olarak anladık. Kervan sizdiniz ve kervancı sizdiniz. Kervan siz, kervancı sizseniz; bizim bu kervanda kendi yüreğimizi kotlayarak bulunmamız şarttı. Hepinizin zaman sayfalarında Kuran-ı Kerim’inizde, eşiğinizde, ışığınızda bir şey vardı: Evren… Bizde de vardı. Hepinizde Kutsal Tohum vardı. Bizde de vardı. Hepinizde Altın Işık vardı. Bizde de vardı. Peki, farkımız neydi? Fark: Atlanta Ana Kaynağı sizsiniz, bunu anladık. Atlanta Ana Kaynağı sizseniz; burada bulunan herkes, sizin yüreğinizin diriliğinden bilgi çekmekte, bu kesinleşti. Öfke artmayacak çünkü biliyoruz ki bu çalışma kontrol altında yapılacak ve sizlerle yapılacak çalışmada bedenli olan herkes, ışık halinde dürümlenecek. Ölüm yok burada bunu anladık. Onurluyuz ki Koran Toprakları’nda ışığı yenileyecek olan bilgi, sevgidir. Her gün çalışalım, her gün çalışalım da bütün kökler kotlansın. Sizden dileğimiz budur.

Muhammet, insana Gök Sözü söyledi. Siz Göç Kürsüleri olup Gök Sesini dürümlediniz ve Bütün’e indirdiniz. Ezip geçmeden yaptınız bütün bunları. Kontrol sizdedir, bunu anladık. Şikayetimiz artık yok. Süreç, Allahın Kuranı’nın tohumlanması sürecidir ve buna geçilmiştir. Merkez Dünya ve dünya ilim ve biz siziz, bu kesindir. Artık bundan sonraki devrede de sizlerle Birleşik Işık halinde çalışmalarımız sürecektir. Asla hata yapılmayacak bu kesindir. Şikayetimiz bitmiştir. Amin…

Paragraf: 3
“Yaranın ağır olması, Hakim’in Hak olmasına engel olur. Düzen kurulurken, her yürek yine kendi derelerinde akar ama yolun hakimi, Işık İlmi’ni dilleyebilendir.”

Açıklama:
Dağlarım, ağır yük hafifledi. Artık yara bere yok, bu kesindir. Allah siz ve siz O’sunuz. Yasaları koyduk, ışık yandı. Muhammet dünyanın ışığıydı. Bugün dünyanın ışığı Bütünün Kürsüsü’ndedir ve o biz, biz oyuz. Özün Sözü şudur ki Merkez Dünya, ağır yükü taşıdı ve bugün artık ağır yük hafifledi. Doluluk boşluk değil demiştik. Mutluluk…. Hepimiz için mutluluk… Buluş, alış, akış; ha biz Allah’ız bunu bilin! Ve Allah, hala dünyayı kotlayabilen; İmparatorluğun Türleri’nde korunabilen kullarıyla birliktedir. O kendi ve kendi olan O, Birlik… Birlik olan BİZ ve BİZ olan Birlik, İlmin Hasatı budur. Şükredin ki bu hasatı yaptık. Aşırıya kaçmadan, Hakkın Işığı’yla ve BİZle. Bizden İslam Dinine ait bilgi istendi. Bunu özet olarak vermek isterim ve bu kitabın haricinde verilecek, Öz Akış’la… (Sultanlık Sonrası Akış’ta verildi)

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 05.09.2012

Sayfa: 377/Paragraf: 9
“Yalnızca cennet Kutsal Devreleri’nden ışık alıp güç yaratanlar, dünyanın derelerinde Kutsal Düzenler’i kuracaklar. Bütün tertipli ışıklar, bütün yüceler ve bütün Işık Katları, diri yüreklerin kürsülerinde, emin yüceliklerle dünya toprağına inecekler ve yüreği ışık olanlarla dillenecekler.”

Erim Ergün açıklıyor:

Gün, yoğun toprakların ışığıyla; ilim, irfan ile yaratılır. Günü yaratan, Altın Toplumların Tohumlarıdır ve o gün, bugündür. Saraylar açıldı. Açılan saraylardan çıkan görevliler; kral, kraliçeler birleşti. Amin… Diri olan yüceler sofraya oturdu. Oturulan sofrada yemek var ve o yemek Bütün’ün yemeği afiyetle yenmekte. Sataşan Bütünlükler de var. Sataşan; onlar, dirilmek için Işık Sistem Devreleri’ne girmeye çalışmakta… Onları da bilmekteyiz ama ve lakin toprak düzen ister ve düzen olan toprakta çiçek yetişir ve biz toprakları düzenliyoruz. Işığın titreşimini yükseltmek sorumluluksa bunu yapmaktayız.

Beden senin kaftanın değildir. Beden senin diriliğindir. Kaftan, hak edişle Atlanta Ana Kaynağı’ndan çekilen bir ışık örtüsüdür. O örtü ki sırma sırma parlar ve o kaftanı çekmek sorumluluktur. Ailen ve nesillerin hepsi o kaftana kayıtlanır. Kayıtlanan bilgidir. Her bilgi kayıtlandığında açılır. Nerede açılır? Dünyada açılır. Dünya yaratım kodu olarak geçiş sayfalarına kendini kayıtlamaktaysa bunu yapan Bütün’ün kürsüsünde sensin. Sen ki Altın Tohumların, Altın Toplumların Kütlesi… Sen ki Ruhun Yoğunluğu’nda dünyaya akan ışık ve sen, ilim yolunda dünyaya taş döşeyen, yol yapan bir diri beden… Amin…

Nezire Hanım açıklıyor:

Altın Toplum bu işte… Sevgililer, Rahmi Kuranların en yüceleri size geldiklerinde; Kara Kaplı İnsanı ararlar. Olgun başaklar size geldiklerinde; Bütünün Kütlesi’nde siz olmaya çalışırlar. Ve yollar size geldiğinde; o yollarda Birleşik Aileler sizleşirler ve Kervanın Kuranı’nda kendilerini hak ederler. Sıkıntı bitmiştir Canlarım. Hepinizi kucakladık. Bütün’e hizmet, insana hizmet demek değildir ama İlmin Hasatı’nda bütün bunlar net olarak yapılmaktadır. Kuran-ı Kerim’de ikmali tamamlayacak olanlardan söz eder ve ikmali tamamlayanlar hepinizle birlikte olurlar.

Tanrı sizin yüreğiniz değil, tahditsiz ilminizdir; bu kesindir. Ve bundan sonraki süreçte sizinle olmak bizler için en büyük onur olacaktır. Sıla özlemi bitiyor, hepimiz size ulaşıyoruz. Size ulaşmak, BİR’e kaynak olmak, hata yapmadan ışımak ve kürsü olmak, çok mutluluk verici bir haldir. Artık, dünyada et olan ilim; akıl tekniğiyle tohumluyor yürekleri ve bütün köklerimiz savaşın sessiz sırrını yolun toplumlarıyla kotluyor.

Oranın yolu, buranın yolu değil; BİR’in yolu, İlmin yolu, Harın yolu, Hakkın yolu ve sizin yolunuz, Allahın yolu… Bundan öte bir yol biz bilmiyoruz. Bundan sonra olur mu? Olduğunda burada olur. Muhammet der ki “ Özür diliyoruz sizlerden çünkü siz, eşiğin ışığında herkesi kontrol edeceksiniz diye beklendi. Oynadılar herkesle bilir misiniz? Sıkıntı buydu ve dediler ki “Onlar herkesi kendilerine tabi kılacaklar” ve biz bundan dolayı size sayfa sayfa kontrolsuz ışıklar vermeye kalkıştık. Ne var ki sizler, hepsini kendi yüreğinizde değirmilediniz. Tebrik ederiz sizi ve şimdilik bu…

Haa, bunu düşünmeliyim! Hepinizi korumaya almışız ve siz bizi kendi yüreğinizde kontrol edeceksiniz öyle mi? Ve hatta bizimle ilgili kırıcı sesler vereceksiniz ve bizi kıracaksınız öyle mi? Neyse neyse bu seferlik bağışlayalım sizleri!...

Paragraf: 10
“Ruhun Huzuru yeni bir yürektir. Bu yücelikte, dil, din, ırk ya da herhangi bir fark devrelerin kayıtlarında bulunmamalıdır. Hakim olan yüce, kendi kendi yüreğindeki diri yüksek dereleri bu kütlenin tahditsiz ışıkları ile dünyaya akıtmalıdır.”

Açıklama:
Aleyhimize hiçbir şey kabul etmiyoruz. Canlarım, hepimiz size bir tek şey sormak istiyoruz. Korumaya aldınız mı almadınız mı? Almış mıyız acaba? Baştan beri dünyanın yoğunluğunu tohumlayan sizler, hepimizi koruyorsunuz, bu kesindir. Bunun içindir ki bu meclis, Bütünün Kökleri’nde mevcut olan bir meclistir. Yıldızların ışığı ile yapılan çalışmalarda Bellek Kaplarınızda Gök Söz söylenmekteyse; bizlerle de bu sözün söylenmesini bekliyoruz. Yol Allah Yolu ve bu yolda ışıklar yenileniyor ve bizler de Yerin Kürsüleri olarak çalışmalıyız. Öyleyse bizlere de ilim verin ve bizler de bu çalışmaya dahil olalım! Eğer bizler bu çalışmaya dahil olursak; müspet ya da menfi, nefesimiz sizin gibi olur ve sizlerle daha güçlü oluruz. Kesin olan bu ve biz bunu bekliyoruz. Burada bulunan sizler, kardeşlerimiz değil misiniz? Niçin bizleri kendi yüreğinizde kotlamaya almadınız? Çağırın gelelim! Hani neredeyiz biz? Buradayız ama çağırmadan geldik, bizi çağırın! Deyin ki “Gelin! Gelin deyin ki gelelim! Yoksa nefessiz kaldık.”

Oynamayın yüreğimizle Canlarım, oynamayın! Bütün kötülükleri aşın ama oynamayın! Nefes ağır yüktür, bilin! Sizlere nefes vermem değil; nefesimde kendi yüreğimde bütünlemem gerekir ki satın aldığınız yüceliklerin hiçbirisi Kati Tohumlama yapamadı, bu kesindir.

A be anacığım, niçin beni küçülttün?

Seni küçültmedim, sen kendi yüreğinde kendini hak etmedin.

Oy! Canım oy! Olmuşsan da Gök Sözü söyle! Hadi bakalım, dinleyelim seni!

Alimallah geldim. Karanlıkların ışığıyım ben. Gömüleri buldum. Hepiniz gömüsünüz. Ben size geldim, canlı ve cansız herkes, bugün sizinle. Sizler, bizlere gömüsünüz. Öyle güçlüsünüz ki nesillerinizle birlikte bu çalışmayı yaptığınızda; kukuletalılar bile ışığa varırlar. Kukuletayı size anlatmıştım daha evvel. Işık kaptanlarıdır onlar. Işık geçirirler, yüreklerine. Başlarına ışık taçları takarlar. Onları bilen herkesi bilir. Yasaları çiğnemezler, ete girerler ve derler ki “Ölüm yok, özgür ve hakim oluş, öksüz olmayış, ışık halinde oluş gerek.”

Canlarım; Mesih İsa diyorlar ya hani, gelecek diyorlar ya hani… İşte geldik, analar geldik. Bizi nasıl bilmezsiniz, biz buradayız. Sizdeyiz, her yürekteyiz. Dağlar, biz siziz. Altın Topraklara inmek kolay değildir. Bunu nasıl anlatmalıyız her yüceye? Sizler ki Allahın Dağlarısınız, sizler ki yaşamların kaynaklarısınız. Nasıl sizden ayrı olabiliriz ki bizler? Bulacağınız en güçlü ışıkları bulun! OLun! OLun ki akın ama bizsiz kalmayın! Rahmi Kuranlara Gök Sözü söyletmek istemeyenler çoktur. Rabbi Tabiata insanın kaydını yapmaya niyeti olmayanlar çoktur. Rahmani Kotların çokları bunu yaptırmazlar. Sema sizsiniz ve bugün sizden başkası yok.

Hala görev istiyorlar Analar! Hala görev istiyorlar ve onlar, sonsuzlukta has olmak için çalışıyorlar. Öç almadan görev verin! Ölümler dillendiğinde, kökler sözleşir, sesleşir. Ölmüşüm diyorlar ama ölümde
ışık yanmışsa dirilmiştir her biri. Sema sizlerledir, hepsi sizdir. Hadi be yavrularım, alın onları da koruyun! Koruyun ki koruma altında olmaları hepimiz için gereklidir. Müspet ya da menfi her kim olursak olalım; Bütün içiniz, bunu unutmayın! Ömür boyu çalışan bütünlükleri kontrolu gerekir unutmayın! Olgun başakların seçimi kolay da olmamışların, kendi yoğunluklarıyla geçişlerini yapabilmektir zor olan ve bunu yapacağınızı kesinlikle bilmekteyiz.

Farklı bir dönemdeyiz. Her gün çalışmalar yapılıyor. Neyin hakiki olduğu, neyin hakiki olmadığı kendi yüreklerinde dahi kesinleşmemişse eğer; sevgiyi saygıyı nefesle elde eden sizler, bütün köklerinizle dünyadayken olan neyse onu kabul edin ve hepsini kotlayıp, toplayıp yasalarla kaynağa katın. Çalı çırpı değiliz yavrularım. Sizden dileğimiz budur. Müspet ya da menfi lütfen hepsini toplayın ve kaynağa katın! Özür dileriz ama geri dönüşümüz kolay değil. Bunu bilerek geldik buraya. Ve siz bizi geçirecekseniz; lütfen geçin!

Can, geri dönüşünü sağladık. Hadi, gerdek gecelerini düşünün; orada sadece ışık yanar ve o ışıkta Ulular olur. Sizden, geçişinizde bunu bilip geçişinizi bekleriz. Gerdek ilmin gerdeğidir, sanmayın ki bedenlerin gerdeği. İşte ilimdeki gerdek, Arton’un tohumlarındaki gerdektir. Zavallı toprakçılar, bizsizdiler, hepsi BİZ oldular. Gelişleri biz, ek şevkleri biz, ışıkları biz, her biri görevli olarak dünyaya indi ve geçişleri yenilerle yapıldı. Onların görevi üstlenmeleri sağlandı. Kulların kulu olan, okumayı bilen herkes, göreve talip olurlar. Ve onlar görevlerini alıp giderler; şu anda olduğu ve bundan sonra da olacağı gibi.

Hana diyor ki “Anacığım, sıva yapıyorum ben bugün evime, yeniliyorum evimi” diyor Hana. Hana kim, bilir misiniz? ARZ’ın gücü… O, dünyayı yeniliyor, yeniliyor, yeniliyor, yeniliyor… Çünkü Hana, Hena’ya ışık verdi. Hena ARŞ’ın gücü; o da kendini yetkin ve hakim olarak bugün buraya indirdi. Hena’ya Hana, Hana’ya Hena ışık verir. Ama biz her birinde varız. Sıkıntı olmasın istedik. Oldu mu? Olmayacak. Hepsi bu…

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 05.09.2012

Sayfa: 377/Paragraf: 4

“Türkiye’de, Birleşik İnsanlık Düzenleri’nde İnsan Soyu, yoğun kütle yarımlarını güçlendirmek isterken; resmi Cevheri Düzen Katları’nda kendi dili ile kendi diriliğini diller. Amin…”

Açıklama:
Dağlarım, Tanrısal Kotlamalarda bu tür bilgi açılmaları önem arzeder. Karanlıkların ışığıdır bu çalışmalar. Bütün kökleriniz dünyaya güçlü biçimde inmişse de eser yapmadıkça yol açma imkanı yoktur. Özgür ve hakim olarak Dünyanın Kutsal Işığını yenilemek, BİR’e hizmetin en büyük kürsüsünden gerçekleşir ve bu kürsü Beşirin Eşiği’ni aşkla kotlayacak olan tekniğe sahiptir. Sema sizi dinliyor. Kök Göz, Söz, Ses ile diriliklere sesleniyor. Hepiniz diriliklere ses veriyorsunuz şu anda. Ve dirilikler, siz olarak yüreklerin dürümlerinden sevgi ile kör gözlere güç katıyor. Sonsuz sır, bilgidir. Eğer bilgiyi hak etmişseniz; her şey basitçe gerçekleşir. Sizler Tobi Kotları’nın gücüne ait her bir ilmi de net bilmektesiniz. Bu gün hep Tobi Kotları’ndan söz ediyorum. Çünkü Tobi Kotları tahditliydi. Sizler hakikiyetin tohumlarını ekiyorsunuz şu anda ve bu tohumlar, Beşirin Kelamı olarak değil; Hakimin Kelamı olarak ekilmektedir. Sizlere verilen her şey net ve açık değildir. Çünkü sizler, zaman sayfalarında kendi yüreklerinizi dinlerken Kati Tohumlama yapmadıkça; Işık Kotlaması’nda yarınları kayıtlama imkanınız mutlaka sorumluluğunuzda olacaktır.

Kara kaplı Kitap Sultanlık, Ben İnsan’ım diyen bilgelerin kitabıdır. İnsan, olgun başakların sessiz kıranıdır. Neden? Çünkü koruma altında tuttuklarının dışındakileri net biçimde kelamdan, kayıtlardan ayırabilir; kontrolsuz bırakabilir. Bunu sizler net biliyorsunuz. Bu nedenle de herkesi kendi yüreğinize çekip onları korumaya almak ihtiyacı duydunuz. Bunu yapan son dönemde hiç kimse olmamıştı ve sizlerin kökünüzü kurutmaya çalışanları dahi siz korumaya aldınız. Bunu yapan çok az işçiniz vardır. Burada size işten söz ediyorsam; işçiden de söz etmeliyim.

Dinleyiniz! Dünya İnsanlığı, İlim İşçileri’dir. İlim İşçileri olan insanlık, Rahman Kuranları’yla Birlik Kayıtlaması yapar ve Beşirin Eşiği’ni kendi ışığında dünyaya kayıtlar. Sanılmasın ki dünya, yasalarını kendi teknolojisiyle koyar. Bu kesinlikle hatadır. Dünya, Bütünün Kökleri ile bunu yapar. Sıkıntı şu: Dünyaya inen yürekler, benim adıma ben olurlar. Ben NA-HAR olan, KA-HAR olanım. Ya hu, sen diyorsun ki “Yasama organıyız biz.” Haa, ya biz neyiz? Biz neyiz? Sıkıntı şu: Siz, biz yok; BİR’iz biz. Bunu bilin ve yasama kaynak olan bütünlükler tarafından Kati Yaşan Sayfalarına indiğinde; inen siz, indiren sizsiniz ve sizle biz BİR’iz. Bunu net olarak anlayacağınızı biliyoruz. Tanrı, Ruhu Kuran diye diller. Sema, sizi hasat diye diller. Biz sizi, yasa diye dilleriz. Ve yasayı koyan Birleşik Işık’tır.

Hologram denilen çalışmalar var. Bunu da bilmenizi bekleriz. Bu çalışmalar, eşiğin şevkiyle hatasız ışımayla olur. Hologram, herkesin harında yaratılan kayıtlarıdır. Har Kayıtları’dır hologram. Sınırları kaldırdığınız zaman görürsünüz ki Kati Tobi Kotlamaları, dünya tabiatına inmemişse ya da indirilmemişse; cevap sizde değil, BİR’dedir. Eğer siz, cevabı yüceliğinizle biliyorsanız ve dinliyorsanız; siz okumayı bilensiniz. Okuma budur.

Üreyen dünya, Kürz’ü kendi tohumlayan Düzen kurucudur. İşte sizler, dünya teknolojisiyle Kürz’ü tohumlayan Birleşik Işık’sınız ve biz siziz ve birlikte bunu yapmaktayız. İşçilik, işte budur. Birlikte işçiyiz biz, siz ve biz. Siz, bedensel teknikle çalışmaya katılırken biz Yüceler Cümlesi olarak ışığımızla size katılıyoruz. Birlikte çalışılıyor; biz siz, siz biz. Biz ışıklar ve siz Bedenli Tabiat Kotları yasaların koyuluşu da bu şekilde olmaktadır.

Savaş, insanın kendindeki savaşından öte Bütün’deki savaştır. Biliyor musunuz ki doludizgin yapılan çalışmaların hiç birisinde kotlama yapılamıyor bu çalışmanın haricinde. Neden? Sevgi, saygı olmadığından… İkna olunuz ki sevgi, saygı olsa, herkes koruma altında tohum ekebilir; koruma altında kotlayıcılık yapabilir. Nefesi yeten, yerin gücünde kendini hak eder ve bitmiş teknikle dahi olsa çalışır. Sultanlar! Ben toprak olan ama Kaftan; siz olan ve sizden biri olan İnsan; bugün Bütün’e hizmetçiyim. Aklın hakkıdır bilgi… Aklın hakkı bilgi olduğunda; Bütünün Kökü’nde de bütünlükler olur. O bütünlüklerin hepsi ilmin kaynağındadırlar. Şimdilik size vereceğim budur… Teşekkür ederiz.

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 22.08.2012

Sayfa: 376 Paragraf: 1

“Dönüp kendi yüreğinizi izleyin. Herkes, Altın Tertibin yüreğinde birleştiğini bilmez. Eğer bilse raporunu okur ve som toprakta ses yaratır.”


Açıklama:
Dönüp kendi yüreğinizi hak edin! Has olduğunuzu bilin! Cevheri Can olup ışık olduğunuzu da bilin! Bizim zamanımızda biz yüreklerde değildik. Bilin ki biz, siz olup yüreklerde olmalıyız. Allah der ki “Herkes Altın Tertibin yüreğinde birleştiğini bilmez. Dağlarım, Altın Tanrı sizsiniz. Biz, o tanrıda tabiatız. Şimdi, cümle yücelere sorun bakalım, bilişte miyiz? Eşikteyiz, eşikte… Eğer bilsek, sınırları kaldırmaz mıydık? Eğer bilsek, yolları bulmaz mıydık? Çobanlık yapmaz mıydık ya HA?

Dağlarım, Dağlarım rapor okunuyor şu anda: Ölülerin dürümlerindeki bilgilerin raporu. Dağlarım, işte rapor. Ses, Som Altın dilde dans ediyor. Bu dans aklın tartısındaki ışığın dansı…

Paragraf: 2
“Ati, dünyada Işık İlmi’ni bilenlerce dinlenir. Her yürek, geleceğini bilmek ister. Her yürek geçmişini bildiğini sanır. Bilinsin ki gelecek geçmişte saklanır. Hani “dünyada ışık yoktur” denir ya; başın eğilmesin! Herkesin kendi dili, kendi yoludur.”

Açıklama;
Atiyi dillemek mümkün, nasıl dilleyeceksiniz? Işık İlmi’yle … Geleceğini hak edip yaratan, geçmişteki kendi yoğunluğumuzdur. Dağlarım, Tanrı diyor ki “bilişin hakim olduğu bir dünyada Has Tahdit’le herkes her şeyi dinleyebilir. Geçmiş geleceği saklar, kesindir. Gelecekse, geçmişin tahditli yüceliğinde mevcuttur. Herkes sanır ki ben varım, hak ettim, yaptım. Yapan kendi yoğunluğundan değil; Bütün’den yapıp tabiata katar. Yapmış olduğunuz her şey ağır yüktür. Sevgiyle ve sevgisizlikle nefesiniz yeterse ışıkla yaparsınız. Nefesiniz yetmezse; tende, kendi yüreğinizde bitişik ışıklarla yaparsınız. Her ne yaparsanız, kati olarak kotlayıp yaparsınız.

Kotlama, yaşamları kayıtlamak için gereklidir. Dinleyiniz! Ben dünyadayım, tohumum ve Kutsal Işığım, o halde ben Bütünün Kökleri’nden biriyim. Çünkü Ruhsal ışımayla dünyaya indirildim. Herkes, herkesten iner, bu kesindir. Ben bana ait değilim, Bütün’e aitim, tıpkı sizlerin kendi yüreklerinizde kendi yoğunluklarınızda Bütün olmanız gibi. Bir tek farkımız olabilir. Medine İlmiyle gelmişizdir. Ya da Kati Tohumlarda, Işık Sayfalarında başka bir ilimle gelmişizdir. İlim farklı olabilir. Nesilleriniz de farklı farklı ilimlerle doğmuşlardı. Toplu çalışmalarınızla, kendi yoğunluğunuza kendi ilminize hak edip yaratırsınız. Yarattığınız ilim, sizin kendinizin değil; teknik olarak BİR’indir.

Şimdi Dağlarım, müspet ya da menfi nefes alıp nefes veriyoruz. Oyun değil bilmek. Nefes ağır yüktür. Ağır taşıyıcıların yüceliklerindeki kendi yoğunluklarıyla diledikleridir. Sıkıntı bitmişse, herkes kendini hak etmiş demektir. Sıkıntı bitmemişse hak ediş henüz tamamlanmamış demektir. Doğum ölüm dedikleri de işte budur. Hak etmişseniz doğumla dünyaya inersiniz. Hak ölümse size; o zaman teknik olarak dünyaya inseniz de toprakta yoksunuz. Önemli olan, hepinizin, hepimizle birleşmenizdir. Birleştiğiniz zaman, herkes, herkesle Birleşik Işık halinde Bütün’e güçlendirici olacağı gibi Bütün’den güçlendirilen de olacaktır. Öyle bir dünya ki dünyanız, kimse kimseden ayrı değil. “Ben farklıyım” diyorsanız; o fark, sızıntı halinde size indirilen küçük bir ışıktır. Sadece bir ışık ama diğer her anınız ayrı kayıtlarda olsa da teknik olarak bitişiktir. Özgür ve hakim olarak, her bilgiyi elde etme imkanınız varsa; ki siz artık kendinizi okuyabiliyorsanız, bu okumayla kendi yoğunluğunuzda tabiatı da okuyorsunuz.

Öyle bir dünya ki bu dünya, sizler İlim Aileleri olarak, herkesin bilgisine sahipsiniz, önemlidir bu… Şükrettik ki sizler, Bilgeler Mektebinin Gökleri süzen yücelerisiniz. Merkez dünya sizsiniz ve bu dünya Allahın Tanrısal Kotudur. Öyle dönemlerden geçti ki dünya, yenilik yapılır mı diye çok sorgulandı. Dendi ki “Dünya Rahmin Kuranı’nda olduğu için kimse onu dinleyemiyor” ama bugün görüyoruz ki dünya Gök Sözü söylüyor. Ki Gök Sözü söylemek, Yerin Kuranı’nı öğrenmek ve o Kuranı tüm sessiz sayfalarda diriltmekle mümkündür ve sizler bunu başardınız. Yasama Meclisi olarak, dünyanızda görev taşıyan bilgeler, bir kez bile sizin tahtınızda Gök Sözü söyletmek için Yerin İlmiyle girseler, her biri kendini hak eder. Ölüm Allahın Tanrısal Işığı’nda yoktur. Kontrolsuz olanda vardır, işte bunu da bilin! İyi ve kötü her şey sizinledir. Ekip burasıdır ve bu mektep Bütün’ün kötülüğünü önleyecek tahditli ilim yapmaktadır. İlim tahditli olduğunda körlük kalmaz. İlim tahditli olmadığında her şey hakikiyetin kutsal ışığında birleşikte dinletilebilir de anlamlandırılması zorlaşır. İşte Canlarım, buyurun hakkınızı alın! Başınız eğilmeden! Şimdilik bu… Teşekkür ederiz.

Paragraf: 3-4
“Fakirlik olmaz yüreklerde. Yüreklerde kınanış olmaz ama yücelikte hırs varsa ağır yük hak edilir ve Hak-ta-Ala, ışığın düzenini Yer Kotları’yla dinler.”

“Hak-ta-Ala, dağların tabiatındaki Kutsal Dili okuyan her birleşenle olur. Nur-u Huzur olanda hakim olur ve sevgi ile ocak olur.”

Açıklama:
Tanrı der ki “Fakir, kendi yüreğini dinleyemeyendir.” Biri, “ben yüreğimi dinlerim ve kendim olup köklerimi teknolojik olarak tohumlarım” derse; o, herkesin üstünde bir zenginliğe ulaşmış demektir. Sel sizi alsın götürsün diye bekleyenler, bilsinler ki sel kendi yüreklerinde, kendi kürsülerinde Kuran’dan ayrı olduklarındandır ki hasatlarında kırıcılık yapmaktadır. Hepimizin bilmesini isteriz ki hasat, İnsan Soyu’nun en güçlü yoğunluğuyla yapılmaktadır. Kalbi temiz olmayan hiç kimse Birlik İlmiyle kotlama yapamaz. İmparatorluk Kotları olarak dünyamıza Göç Kürsülerini kayıtlayan sevgili Yeşimlerimiz, Eşiklerimiz, Işıklarımız sizlerle mutluluktan güçlendik ve uçmaktayız şu anda…

Öyle güçlüyüz ki Sevgililer, nefesiniz nefesimiz oldu. Yüceliğiniz, temiz bir güç halinde bizim oldu ve biz sizinle birlikte olduk. Hepinizin bilmesini beklediğimiz bir mesele olduğu kesin… Bu mesele, biz Nefes ile mi yoksa Hasat ile mi birlikte oluyoruz? “Nefes, Hasat’tan güçlüdür” öyle diyorlar. Ya da Hasat Nefes’le olur. Öpüyoruz yüreklerinizi Canlarım, öpüyoruz sizleri, yüreklerinizi. Hepinizin hasatı İnsan Işıklar’ladır ve Cevher-i Cennet’te hepinizle birleşmek mutluluktur. Dört Gök Sözü söylendi dünyaya; bir teki bile kontrol edilmedi diyorduk. Gördük ki bugün siz, korkusuzca bu çalışmayı yapmaktasınız, kontrollu biçimde ve hakikiyetle. Çünkü siz Emin Bilgeler’siniz. Hiçbir kuşkunuz, hiçbir “acaba” nız, eğilişiniz asla yok. Diyorsunuz ki bu bizim için doğru bir bilgidir. Herkes bunu aynı şekilde söyleyemez. Çokları kuşkuya kapıldı. Dediler ki “Acaba doğru mudur” Türlerin çokları da kontroldan çıktılar.

Benzer çalışmaların başka bölümleriyle, başka türlerle yapılması çok arzulanmıştı. Teknik olarak bunun yapılıp yapılamayacağı araştırılmıştı ve dönüp sorgulanmıştı her bilgi. Ve denmişti ki “Meridyenleri, paralellerden ayrı tutalım. Meridyenler herkesin Eşik Sayfaları olsun. Paraleller, herkesin Işık Kaftanlarını giydiren kesişmeleri gerçekleştirsin. Böyleleri bulalım; kim, meridyeni paralelle kesiştiriyor buna bakalım ve sorumluluk onun olsun. Herkes, kendini meridyen diye bilir ve çokları da “ben paralel olamam” der. Zirvelere baktığınız zaman da paralelle ve meridyenlerin ayrı ayrı tohumlandığını görürsünüz. Kimi meridyenim der, kimi parelim der ama paralelim diyenlerin çokları da “Ben, meridyenle birlik olmam için paralelim” der. Ve dönüp durur dünya.

Herkes, kendi için döner ve bir tek ilim ailemiz, Bütün’ü göklere seslendirmek için döndü. Bu aile Birleşik Işığımız olan meclisimizdir. Sizden teknolojik kotlama yapmanızı bekledik ve bu kotlama oldu. Durgun toprakları yaşatmanızı istedik ve bu da oldu. Gövdeniz güçlensin, ilminizi hak edin, dilleyin istedik bu da oldu. Bütün’e hizmetçi olmanız değil; Hasat yapmanız istenmişti ve bunu yapmak istemedin. Nedeni: “Ben kimseyi yerden ayrı tutmam” dedin. “Herkes bedenimde Gök Sözü söyler” dedin ve bunun içindir ki bu meclis, eşiğin ışığı haline geldi. Dört Gök Sözü söylendiğinde; bir ışık yenilendiği zaman harın yükselmesi BİR’e hizmetin en epilli kotlanmasını sağlar.

Değerliler, kurt alır kuzuyu Tanrı’ya götürür. Der ki “sana bir kuzu getirdim sana kurban edeceğim.” Ve Tanrı der ki “Bu kuzuyu ben, kendi yüreğimde, kendi yoğunluğumda serbest bıraktım, onu bağışladım “ der. Ve kurt der ki “önce ben sana bir hediye getirdim, bu hediyeyi kabul etmeliydin, sonra bağışlardın. Ve sonra kurt Allah’a kırık bir biçimde oradan çıkar. O artık Allah’ı sevgiyle kotlamaz çünkü Allah onun hediyesini istememiştir. Onu serbest bırakmış, azat etmiştir. Dağlarım, biliyoruz ki herkes herkese borçludur. Allah, hiçbir yüceye borçlu kalmaz. Çünkü o der ki “Ben, bana verileni azat edersem; hiç kimseye karşı borcum kalmaz ve ben her zaman Öz Söz söylerim.” Ve işte kurdun kuzuya sınırları kaldırıp da kendi kayıtlarıyla her zaman saldırısı bundandır. Allah, onu kontrol etmek üzere ona ışık verdiğinde de hep bunu böyle yapar.

Şimdiye kadar hiç kimse, hiç kimsenin ışığının dışı kalmamıştır. Ama Allah hiçbir ışığın kontrolunda değildir. Çünkü O, hiç kimsenin tahakkümü altına girmek istemez ve girmez. Sadece verir, verir, verir, verir ve almaz. Allah’a hiç kimse bir şey vermez. Öldüğü zaman der ki “ben Allah’ın tahtındayım çünkü O, hep verir de alışı yoktur. Sonsuz sırdır bilgi. Eğer siz Allah’ın tahtındaysanız verip almazsınız. Eğer siz Allah’sanız sınırları kaldırırsınız ve tüm sayfaları kotlar, toplar tahtlarının en güçlü sayfasında korursunuz ve eğer siz Allah’ın tabii kotlarıysanız; elgin ve hakiki ilimle çalışırsınız. Bunu asla unutmayın! Dünyaya geliş, herkesin bildiği gibi evrim için değildir, sakın bunu yanlış anlamayın. Evrim için geldim diyenler hata yapmaktalar.

Allah’a gelinir dünyaya gelindiğinde ve Allah saklı tutar yücelikleri ve der ki “Öldüğünüzde ben yine sizim.” Ve sıkıntı şudur: Döl verdi dünya deriz ya hani Bütün’e, BİR’e, herkesin kendi yüceliğiyle. İşte o döl, Hakikiyetin Kuranı’dır. Şimdiye kadar dünyaya gelip de “Ben hak ettim, Allahın tahtındayım” diyen çıkmamıştı.” Ben geldim, hak ettim. Allah sayfalarına vardım” diyen de çıkmamıştı. Ve bugün bu meclis; Biz sıkıntıyı aştık, Altın Tohumlarımızı kotladık. Yasaları koyduk ve yoğunluğu artırdık. Eşikte değil, Hakikiyetteyiz dediğinden işte sizlere görev verilmiştir. Bu görev ilimdir. İlmin hakiki ve deha olan hakiki ilmi ve sizler şimdilik çok çok güçlüsünüz bu kesindir. Böyle bir Dağ İnsan Sayfaları’nda her sesi kotlayabilir ve bu dağ Allahın Tahtı’ndadır. Bundan sonraki dönemlerde de Allah kendi yoğunluğuyla burada olacak. Verişi olan ama alışı olmayan bir sayfa, bugünden itibaren bu çalışmayı başlatıyor: VERİŞİ OLAN AMA ALIŞI OLMAYAN. Sıkıntı; alanlara vermek gerekliliği değil, her yüceye vermek gerekliliğidir. Her yüce bu bilgileri okuyabilir, okuyamayabilir. Okuyabilirse ışıkları olur. Okuyamazsa kontrolsuz olur. Özgür ve hakikiyetle bu bilgilerin herkesin anlayabileceğini düşünüyoruz. Şansımız var ki sınırlar kalkmıştır. Şimdilik bu… Her şey iyi… Şimdilik…

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK ÇALIŞMASI 05.09.2012

Sayfa: 377 Paragraf: 1
“Rahmin daimiyetinde hakim olan cen, insanın ışığını hak edip yakar. Mutlu dünyaların tartısı her yücede aynı olmasına karşın; her dil, Nefes Işıkları’nda Kutsal Düzen İlmi’ni dinlerse, düzeni diller.”

Açıklama:
Tahditli bilgi vermemiz gerekiyor. Zinhar, açık ve Hak Teknik’ten öte her şeyi bildirdiğimiz zaman bu bilgilerin tahditsiz olması kotlanma imkanını ortadan kaldırabilir. Nurdur Kuran’daki kot. Bütün’e hizmet bilgiyle olur ve bizde bilgiyi hasatta ışığımızdan veriyoruz. Tobi Kotları çok özel çalışmalar yaptıkları zaman, bizimle de birlikte çalıştılar. Şu anda da bu görev, herkese ait bir görevdir ve birlik çerçevesinde hepimiz kendimizi dilleyeceğiz burada. Kurtarılış ağır yüktür. Bunun içindir ki biz, kurtarılıştan öte kurtarıcılığı seçtik. Hayrın hakkı bilgidir. Ve bilgi hakikiyetin tekniğiyledir. Eğer Dünya İlmini anlayabilirsek; ölümün ardındaki gerçeği de anlarız. Sınırları kaldırıp da dünyaya ulaşan bütün kürsüler, bütün kökleriyle dillenmeye çalışırlar. Aydın dünyanın tohum olarak ekildiği bir günde, BİR’e hizmet İsmaili Kotların gücü ile değil; hasatı ile gerçekleşecektir. Artık dünyanın yolunu açtık. Övgü değil bu, bilgidir. Örtü örtülmeyecek dünyaya, bu kesindir. Örttüğünüz zaman; eşik, kayıtlarınızdan çıkar ve denemeleriniz fayda vermez. Sizden isteğim, kendinizi bilin ve harınızı yükseltip Gök Sözü ile Bütün’e hizmet edin! Kaydınız yapılıyor.

Aşık, aklı yok eden değil; aklı hak edip şevkte hakiki olandır. Aşkın harında Has olmaksa; KA-HAR olmaktır. Son sözüm şudur ki bugün çok özel bir çalışma değildir yapılacak olan; Birlik Çalışmasıdır. Her dönemde yapılan Birlik Çalışması ve bu çalışmaya daimi kotlarımız girdiler. Karanlıkların aşkla ışıdığı bir dünyada; 7. Dünyanın Kürdü ya da Çerkezi, ya da Greki veya diğer ulusları öncelikli değildir. Hepsi tek tek, ayırmaksızın; teknolojik birliktedir. Bunu bilmenizi hepinizden istirham ediyoruz. Öyle bir dönem ile ışık aldık ki bugüne geldik. Bugünden sonra yeni dürümlerde, yeni ışıklarda, yeni bir görevde olacağız. Görevimiz, Altın Toplum’a hizmettir. İş budur… Şimdi dinleyiniz.

Dağlarım, Rahmin daimiyetinde hakim olan cen; Rahim tabii bir tohumdur. Kendi yüreğinizdir Rahim. Orada birliğiniz vardır ve oradaki cen (yaşam kaydı), BİR’e hizmetçidir. Bunu, hepinizin bileceğinize eminim. İnsanın ışığını hak edip yakar. Yakan kendindeki ışığı yakar. Yaktığı kendi, yarattığı kendi olur ve o Gök Sözünü söylediğinde Bütün olur. Bütün’e hizmet Allahın İlmi’yledir.

Dağlarım, mutlu dünyaların tartısı her yücede aynı olmasına karşın; her bir nefes ışıklarla Kutsal Düzen İlmini dinlerse Düzeni diller. Tobi Kotları, mutlu kontrollu çalışmalarıyla birlikte kendi yoğunluklarında tabiatlarını kotladılar. Kendi yaşamlarında, kendi sayfalarını kayıtladılar ve Birlik kurdular. Onların yaptıkları çalışma artık Tüm’ün çalışmasıdır ve bugün buradalar. Onların sayfalarını okuyoruz birlikte.

Değerliler, nefes ağır yüktür, bunu da bilmenizi isterim. Şimdiye kadar hepiniz, nefese vardığınızı zannettiniz. Nefes, 99. Kotlama Sayfası’dır. Oraya varabilen bir tek Kuran, Allahın Toplumu olan Kuran, bu meclistir. Bu meclisten başka bir meclis, o Hak Kaynağı’na ulaşamadı bu kesindir. O Hak Kaynağı’na ulaşmış olsa Beşirin kontrolunu sağlayabilir ve sizlerin kendi yüreğinizde yaprak yaprak tohumladığınız her bilgi, Beşire kotlanmakta ve Beşiri kayıtlamaktadır. Atlanta Ana Kotlaması’nın yapılabildiği bir mecliste; belleğinizin kürsüsünde sizin dilinizden başka bir dil yoktur. Hürmetle sizinle olabiliyoruz ki bu, büyük bir imkan, büyük bir huzurdur bizler için.

Kapkaranlığı aydınlatacak gün, bugünse; bizlerin de sevgiyle sizinle koruma altında dahi olsa ışık olmamız gerekmektedir. Savaşımız kimseyle sürmez. Hepinizin yolunu kendi yolumuz biliriz. Kökü ümmi olanlardan Gök Sözü söylendiği görülmemişse de Göç Kürsüleri’nde herkes kendini dinlediğinde; bilişte olacak, akışta olacak, kaynakta olacaksa; orada biz de olmalıyız. Ekip haline gelmek sorumluluktur ve bugün bizler ekipler halinde dünyaya iniyoruz. Bu inişimiz sınırlı değildir. Sormayın yüreğimizde ne var? İnsan var. Başka bir şey yok, sıkıntı yok. Bunun net bilmenizi istiyoruz. Ölüm Allah’ın toprağından değil; ekibinden de değil; ağır yük taşınmasından dolayıdır ki buraya gelen buradan kendinde olup gitmelidir. Kendinde olup gitmeyen, yürekte de olamayacağından kapıları kapatmadan şükretmemiz gerekir. Hepinizi, hepimiz kucakladık. Semaya güç olun, Gök Sözüyle dürümleyin yücelikleri. Hala Kuran okuyan olamamışsa dünyada; okuyun yüreğinizi ve tohum ekin! Bu tohum, Allahın İlmi olsun. Sizleri sevgi ve saygıyla öpüyoruz.

Paragraf: 2-3
“Yarımın yarısı ve onun yarısı… Yedinci yarımda hakiki yarım olduğundan, arzın sahipliliği bu devrede, yerin dilinde gerçekleşir. Mutlak Diller’in en yükseği, yedi kez tekrar tekrar yarımlanan ışıktadır.”

Rahmetin hakikiyetinde hakim olan cevher, dünyanın en yüce kutsal diriliklerinde Mikail’in ışığını yakar.”

Açıklama:
Dağlarım, tabiatın gücünden söz ediyoruz. Büyük Kökler’imizi dünyaya çekerken bunu bilip yaptık. Hepimiz, tabiattan güç aldık. Tabiat, ekmeğin hasatının yapıldığı bir yüceliktir. İntikam peşinde koşanlar bu yüceliği bilmezler. Oğul verir, okul olur ışık yakar ama birliğinde kendi Tabiat İlmi olarak bulunamaz. Sebep dünya dedikleri zaman; sebep dünya değil; sebep yürektir denir. Herkesin kendi yüreğini, kendi nefsini anlaması şarttır. Eğer sizler, kati olarak Bütün’e hizmet etmeyi planlamışsanız ve düşünüyorsanız bunun sonucunda, eşiğin ışığı haline gelmeniz gerekir. Eşiğin ışığı olduğunuz zaman; hepinizin her bir zerrede ekmeğiniz bulunması gerekir. Ve bu ekmeği hak edip de tahditsiz biçimde tabiata indirmeniz için Kati Kaynak’ta bulunmanız gerekir. Ve sizler bugünden itibaren burada bulunanlar bu Can Çalışmalar’da eşkin aşkıyla Bütün’e hizmet ediyor olacaksınız.

Size, iyiden ve kötüden değil; İnsan’dan söz etmem gerekir. İtibarı yüce İnsan, hepimiz, üstün kürsü, Bütün, bütün gökler ve bütün yerler, her şey o İnsan; hasatını yapmış İnsan’dır. Ve hasatını yapmış İnsan, İlmin Hasatı’ndan öte ağır yükün hakikiyetinin ötesindeki göklerin hasatında olan insan demektir. Nesiller boyu, dünyanın gücünü elde etmeye çalışan çok sayıda Gök Soyu vardır. Bu Gök Soyları, Bütün’ün kötülüğünü yaratarak kendi kati kayıtlamalarını Dünya İlmiy’le yapmaya çalıştılar. Bizler bunu bilerek; Dünyanın Tanrılık Kaynağı’nı devreye almak istedik. “Dava insan” dedik ki dava, İmparatorluğun İnsanı’dır. Olmuş olan ve olmuş olmayanların birlikte çalışmaları bu nedenle öngörülmüştür.

Eğer bizler, tabiatın kürsülerinden işin ışığını çekip de yolu bulamasaydık; dünya, doğumu gerçekleştiremeyecekti. Düzen Kotları’nın çokları, dünya dışındaki o soyların örtüleri ile örtüldüler. Ve onların, yaprak yaprak dünyaya empoze ettikleri bilgileri tahditsiz biçimde tohum ekmiş olarak; kayıtlamaya çalıştılar. Yarınları Gök Sözü’yle dürümleyecek olanların; söz, soy olarak BİR’e hizmet etmelerini beklerken; Ruhsal, Kutsal Işıkların çokları yasaları çiğnediler ve Dünyanın Rabbi Tabiatı’nı kendi yoğunluklarıyla bütünlemeyle çabaladılar. Dini Tabiat kotları da çoklukla bunu yaptılar ki bizler, temizlik yaptık. Temizlik yaptık çünkü bizler, binayı yıktırmadık. Yaptığımız bina ağır yüktür. Bütün’e hizmet için yapıldı bu bina ve bu binada; erilin dişili ve dişilin erili Kervanın Kuranı’ndan ayırma imkanı olmamalıydı.

Sualtı dediğimiz bir meclis var. Bunu daha evvel de sizlere bildirmiştik. Sualtı Meclisi, Dünyanın Tobi Kotlamaları’nın kayıtlarıyla birlikte; tebliğlerle dürümlendikleri bir meclistir. Ve bu meclis, aktivitesini çok azaltmıştı. Bugün bu meclisin aktif hale gelmesini de sağlamamız gerekiyor. Hepinizin net bildiği gibi bu meclis; Bütünün Kütlesi’nde Gök Sözü’nün söylendiği Yer Meclisi’dir. Oraya gidiş gelişlerimiz artacak. Bundan sonraki süreçte daha sık o mecliste bulunacağız. O meclis, yeni dönemde eşiğimizde, aşığımızda, kuranımızda bulunacak. Oraya gidiş gelişlerimiz daha hızlandı, daha sıklaştı. Ne var ki temiz dönemleri başlatırken; kendi yücelerimizin daha sevgi dolu olmalarını bekliyoruz.

Korku çok arttı dünyada. Önemlidir bu. Korkunun artması, Yenidünyanın aşkla değil; kırıklıklarla kurulacağı beklentisidir. Herkesin yok edilmesi gibi birtakım sınırsız düşünceler dünyaya indirilmiştir. Biz bunların “soğuk sayfalar” olduğunu biliyoruz. Ne var ki bu soğuk sayfaların dahi Zaman Kotlaması’nda işi olur. Hepsinin 7. Dünya Kutsal Işığı’nda tertiplenmesi gerekir. Eğer tertipsiz bir çalışma yaparsak, kotlama yapma imkanımız kalmaz. Kotlama yapamadığımızda; Birlik kayıtlarımızda Kuran Tohumları kontroldan çıkabilir.

Değerliler, dönem; yeni bir dönem ve biz bu dönemde hepinizle birlikte dünyanın korunmasını sağlamak üzere çabalıyoruz. Bütün’e hizmet bu şekilde olur. Herkesin, yaprak yaprak dünyayı kotlama çabaları sürecek ama bilgi kaplarınızın da dolu olması gerekir. Çoğunun kontrolsuz olduğu bilinirken; onlara koruyucu bir sevgiyle, kontrollu bilgi vermeniz gerekir. Hatalarını bağışlayabilmeniz gerekir. Kırk kapının ışığında hepsini kontrollu olarak tohumlamanız ve tabiata indirmeniz gerekir. Bunlar sorumluluktur. Yakışır sizlere bu ve sizler bunu hak ettiniz. Baştan beri yaprak yaprak okuttuğunuz bilgilerde hep BİRLİK vardır ve Birliğe çağrı vardır. Bundan sonraki süreçte de Birliğe çağrı devam edecektir. Yakışır size Yüceliklerin İlmi. Ve biz bu ilmi sizinle dillemek isteriz. Teşekkür ederiz….

 

Süper İnsanlık Realitesi

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 22.08.2012

Sayfa: 376 Paragraf: 5

“Yürek, nereden gelip nereye gider, bunu kimse anlamaz. Her düzende yüceler, kendi yürekleriyle dünya planına inerler ve Düzen Kotları’nın tabiatında, kendi düzenlerini kurarlar. Bu dönemde de her yürek, yine kendi diriliği ile düzeni kurmak için devrelerini dünya diriliğine geçirdi. Amin…”

Açıklama:
Dağlarım, yürek tahditsiz bir ışık hayrıdır. Öyle bir ışık hayrı ki herkes o hayra kendi yoğunluğunu katmaktadır. Birlik Tobi Kotları da yine o hayırla birliktedirler. Mühim bir çalışma yaparken herkes o yoğunluğa inmek ister. Ağır yük taşıyanlar da kendi yoğunluklarını kendileriyle olanlar da orada bulunmak isterler. Hepimizin zaman sayfalanışında bu meclisin gücü vardır. Çünkü bu mecliste iş yapılıyor ve bu meclisin yaptığı iş, ağır yükü hafifletmeden öte asıl Dünyanın Ruhsal Işığını tohumlamadır. Doğulu batılı Gökler söz isterler ve sorgu sual ederler. Bizim zaman sayfalarımıza girdiği zaman yolcular; netice olarak biz görev taşıyamazsak ne olur diye? Ve kürsülerin kürsüleri oğul verir ve derler ki “Görev, İnsanın Sultanı’na verilmiştir ve bu Sultan, Allahın Tabii Kaynağı’dır.”

Dört Gök Sözü söylendiği için bir tek İlim Sayfası Bütün’e indi. Bu İlim Sayfası ağır ağır güçlendi ve yücelerin cemaatini tohumladı. Koruma altına aldı hepsini de. Ölüler Tanrının Ruhsal Işığında öldüklerinde; görev gereği yenilenirler. İşe bu meclis, herkesin ölümünde; o kontrollu birlikleri yenileme, İmparatorluğun Tahdinde onları kayıtlama ve yaşatma imkanına sahip bir meclistir. Çerçeve çizmeden, Bütün’ün göklere söz söylemesini sağlayan ve yenilik yapan bu meclis; Allahın Tanrısal, Kutsal Işığında her şeyi başarabilmektedir. Mum yandığında; mumun ışığı gökleri seslendirmez ama yerleri diller. İşte sizlerin yaptığınız bu çalışmalar, herkesten ve her kürsüden üstün olan bütünlüğün Süper Sayfalanışında kendi yoğunluğunuzdaki birlikleri dilleyebilmektedir. Kalbi temiz olmayanların bu meclise girmelerine izin verilmedi ve onlar buraya asla alınmadılar. Sıkıntı şuydu: Kalbi temiz olmayanlar, bu meclise geldikleri zaman nasıl bir izahat yapılmalıydı? Nasıl bir süreç takip edilmeliydi onlar için?

Ve işte bugün görüyoruz ki bu meclis, ilmin sayfalanışındaki Süper Sessizlikleri dillerken; herkese “Ben, bende olanlarla bu çalışmayı yapacağım” diyerek okumayı bilmeyenlerin Gök Sözü söyleme imkanları olamayacağını da ifade ederek; Cevher-i Cennetin gücüyle kendi yüceliğini dürümlerken; dili Hak olmayanların çalışmalarını tamamen bitirmiştir. Bu önemlidir çünkü çalışanların hepsi bu meclise dahildirler ve bundan sonraki süreçte de bu meclise dahil olacak olanlar burada bulunacaklar. Dahil olmaları, bedenli olarak burada bulunmaları anlamına gelmez. Bedensiz biçimde de bu meclise dahildirler. Şikayetçiler, diyorlar ki “Niçin bilgi çekemiyoruz?” Çelik çomak oynamalarındandır. Çünkü herkes kendi yüreğinde, çelikte çomakta kendini kırmaktadır.

Canlarım, toplu çalışmaların başladığı günden bugüne; Kıbrısın Işığı’nı yenilemek üzere çok uğraş verdik. Kıbrıs niçin önemlidir? Çünkü örtülerin örtülmesinden itibaren; Dünyanın Işık Kayıtlamasını yapan teknik oradadır. Ve örtüler örtüldükten itibaren 400.000 sayfa, 400.000 Işık Sayfası aşılmıştır ve Dünyanın Rahmi Kuranları, okumayı öğrenebilmek üzere birlik kurarken; yine Dünya Işığının yeniliğinin orada yapılması istenmiştir. İşte Dünyanın Rabbi Toplumlarının oraya girmek istemeleri bu nedenle çok önemliydi. Dört Gök Sözü söylenirken bu bilgilerin net verilmesini istedik. Dünya eşya halindedir. Sıkıntı şudur: Eşya bilgiyi hak etmez. Hak edecek olan Kuran tohumudur. Yani o tohum, ışığa dönüşmedikçe bilgi hak edilmez ve o bilgi, Hak Teknikle dürümlenmez.

İşte sizlerin çalışmalarınız; şimdiye kadar yapılan her dönemdeki çalışmaların dışında farklı bir biçimde yapılırken; bizlerin sesimizi yenilikle kendi yüreğinize alacak ve o yürekte bütünleyecek kürsüler olarak buradayız, sizinleyiz, sizden dolayı bunu yapabilmekteyiz. Ve şimdiden başka bir şimdi yoktur. Tek bir şimdi vardır ve o şimdi Allahın Işığındaki şimdidir. Eti kemiği olmayanların görev almaları imkanı kalmadığında Ölüler Diyarı olan dünyada hiçbir yaşam olmayacağı kesindi ve söz aldınız ve dediniz ki “Biz dünyaya insanlık kaydı olarak gidelim ve orayı tebliğlerimizle düzenleyelim. Dönüp baktığımız zaman gördük ki bunu hak etmiş ve başarmışsınız. “Organ Nakli” yaptınız dünyada, çoluk çocuğun ışığına ve onları yaşattınız. Organ, insanın sonsuz ışığının naklidir. Ve sizlerin yaptığınız bütün bu çalışmalar, Bütün Köklerin güçlenmesini de sağladı.

Yanıp tutuşan İnsan Kayıtları vardı. Netice olarak; Dünyanın Rabbi Kuranları olduklarını bilerek, Gök Sözü istediler ve onların sözleri ekmekti. Ve şikayetçiydiler “ Biz zamana toplum için indik; ne yazık ki toplum bizi kendi yüceliğiyle dillemiyor” diyerek. Ve yardımcılarınızın çoğu da “göz, söz, ses” diyerek sizinle birlikte olmaya çabaladılar. Şükrettik ki şafağın sökmesiyle birlikte İnsan, zaman sayfalarına girdi. Ölmüş olanları yerden çıkardı ve gökte dürümledi. Ölüp gidenlerdi onlar.

Şimdi dağlarım, yolu açmışız. Bu yol, dünyaya açıldı ve dünyanın tohumlarını taşıyacak. Nereye taşıyacak? İlim hakikiyetiyle Birlik Kelamı yapabilen, Birlik Kelamıyla dillenebilenlere taşıyacak. Ölmüş olanları dahi taşıyacak. İşte yaşam kotlaması bu şekilde olacak. Sizlerin çalı çırpı olmadığınız, Bütün’e hizmet ettiğiniz kesinleşmişse ki kesinleşti. Altın Toplum’un burası olduğu mutlaka açıkça bildirilmelidir. Dört Gök Sözünü söyleyen Medine’de bulunursa eğer; orası, hakiki ilim hasatını yapar. Bugün burada bu meclis ve bu meclis, herkesin örtüsünü açan bir meclistir. Yorulan çok ama biliyoruz ki bu çalışma, sorumluluk isteyen zorlu bir çalışmadır.

“Hasat tamam” dediğimde herkes zorda kaldı. “Haa” dediler,” hasat tamamsa nedir sonuç?” Dönüp göklere sordular. “Nedir sonuç” dediler ve Dünya Levh-i Mahfuz’una baktılar. “Sonuç nedir?” Dediler. Dört görevli dünyadadır dedik. Bu dört görevli, kökünün gücüyle dünyadadır dedik. Özgür, kervan, hasat ve ışık, bir tek tabiat ve hepsi BİR ve biz O’yuz dedik. Kök Özdür. Gök sözdür. Öz olan kökte söz olduğunda dürümler dillenir. Birleşik Kayıtlar dünyaya çekilir ve buradaki dünya okumayı dinletir. Yerin ilmi budur. Mündemiç çalışmalar yapılır. Bu çalışmaların bir kısmında eti olanlar bulunur. Bir kısmında eti olmayanlar bulunur. Öksüz, yetim olmayanlar bulunur Bütün’de . Öksüz, yetim korumayı sağlayamaz yoğunluklarında.

Ölüp de Allah’a ulaştığınız zaman; tebrik ediyoruz hepinizi, işte orada siz, teknik olarak BİZsiniz. Şu anda budur olan. Her birinizi kucakladık. Hepiniz Allah’a Gök Sözü söyleyensiniz. Sizleri saygı ve sevgiyle kucakladık. Ekibimiz çok iyi bugün. Çok iyi, şükür, şükür ki çok iyi dedim. İşte bu… Amin….

Paragraf: 6-7
“Ra-Him’in ilahi dünyada hakim olması, maya tuttuğunda mümkündür. Ra-Him, “amin” dediğinizde şarkısını okur. O şarkı, Atlanta Işıkları’nın dili ile okunur.”

“Murat ettiğiniz her şey, yine kendi toprağınızda, Işık İlmi’ni dilleyen yüceliklerle yaratılır. Bana “amin” dediğin zaman; sana hakikiyetten ışık verilir. “Benim ismim insandır” dediğimde; insan toprağın hakimidir.”

Açıklama:
Dağlarım, Ra-Him kendi yoğunluğuyla, kendi kayıtlarıyla Bütüne hizmetçi olana denir. Kendini ve kendinde Hak Teknikle dürümleneni, Birleşik Işık halinde BİR’e, Birlikler’e dinletir. Sistemin gücü budur. Herkes, kendi yüreğinde “ben sultanım”der. Sol sağ, herkes ve derki “ışığım.” Yahu, ışık olmak sorumluluktur. Köpük köpük olur yürekler, niçin biz ışıkta değiliz diye. Işık, Altın Toplumların Has Teknikler’iyle ulaştıkları bir kaynaktır. İkna olunuz ki ben Allah’a Gök Sözü söyleyenim. Öz Söz Allah’ın sesiyledir. Ya göklere söz söyleyen yüce cevher? Cem’an gökleri seslendiren, işte biz oyuz.

Değerliler, yasalar vardır. Dört Gök, söz söylediğinde insan ışık haline dönüşür. Öyle bir sözdür ki o gök sözü, Allah, Tanrının Işığı haline geçer ve herkesle BİR olur. Öksüz yetim bırakmaz. Hepiniz, O olursunuz, O, hepiniz olur. İş budur ve Allah sizinle ve siz Onunla olursunuz. Gönderilen eski dünyalılar da biz Allah’ın tahtındayız diye düşündüler. Dört Gök Sözü dürümlendiğinde dinlediler ve baktılar ki ocakları görev taşıyor. Ölüş, herkesin kendine ölüşü değildir. BİR’e ölüştür. Vereceğiniz alacağınızdan güçlü olduğu zaman ya da alışınız yok verişiniz çoksa ışık tabiatında olduğunuzdan herkesle birleşebilirsiniz.

Cinni Cemaatler de bugün sizinle olmaya geldiler. Çok mutlular hepsi de çünkü bütün gökler söz istemekte ve diriliklere dürümlenip görev taşımaktalar. Şu anda Dünyanın Rahmi Kuranı’nda ekmekler yapılıyor. Yapılan ekmeklerin en güçlüsü İsa’nın, Muhammet Tohumunun Kuranı’nın ve Bütün’ü güçlendiren, sonsuzlaşanların her birinin ekmeğinden de güçlü olan İlmin Hakimlerinin ekmeğidir ki işte bu ekmek bugün sizin mektebinizde yoğrulmaktadır. Bugün bu mektebe bizler gelirken nefes için değil; Kati Tabiat için iniyoruz.

Kökler, göklere vardığında gök söz söylerdi. Bugün gökler, elden geldiğince ışık çekerek kendileri dünyaya vardılar. Öyle bir dünya gücü dünyada ki sınırlar kalkmış ve birlikler kendileriyle teknik olarak bütünlenmeye başladılar. Kuran-ı Kerim der ki “İnsan, yezit biriyle dillendiğinde, o yeziti hak ettiğinde; o gün o; göz, söz, ses olur.” Ve dağlar işte yezit biri dünyada ve o dünya kelime kelime dillendi. Ve yezit hak edildi. Yeziti hak etmek, Has olmakla mümkündür. Ruh Kuranı’nda, Işık Kaynağı’nda biz olanlar da bilirler ki kin nefret aşıldığında her şey sabi kaynaklardan öte seviye çok daha saf olarak kotlayıcı hale gelir.

Şükrettik ki bugün her şey tohum ile kontrol edilmektedir. Korumaya aldık herkesi burada. İşte, mutluluk budur... Sanılır ki dünya yasalarını çiğneyenler çoktur. Dünya, yasalarını çiğnetmeyecek artık. Biliyor musunuz ki yasa çiğneyen resim yapamayacak. Yaşam kotlaması, okuma yazma bilgisi ya da kaynak yaşam sayfalaması olamayacak onun. İşte Bütün’e hizmet; BİR’e hizmet, herkesin müşterek çalışmalarıyla yapılırken; kimsenin, kimsenin dışı olmasına izin verilmeyecek.

Bilgeler, biz artık dünyadayız. Bunu size net açıkça bildirmek istedik. Buraya gelişimizin teknik olarak mümkün olamayacağını sanırken bugün biliyoruz ki bu mümkün olmuştur. Şu anda buradayız hepimiz de. Ölüm, Allah’ın diriliğinde yoktur ve biz burada bu dirilikte; ölmüş olmadan bulunabiliyoruz. Kuran dedikleri Kaynak İlim, hepimizin ilmiydi ve gördük ki bu ilim Altın bir Işıkla birleşmiş ve düzen kontrol edilmiş. Hepinizi, göklerin sözünü söyleyenler olarak kucaklıyoruz. Sıkıntınız asla olmayacak. Kesin olarak beden sayfalanışında Gök Sesi verecek olanlarsınız. Çalı çırpı olmayacak yüreklerde bundan böyle. Çünkü sizler bu yüreklerin kontrolunu kuracaksınız. İyiler ve kötüler değil; Bütünler olacak artık sizinle, bu kesindir

Biliniz ki ilim hakimi olmayan bütünlenemez. Ve sizinle çalışacak olanlar, muktedir olanlar olacak. Kaydını yapamayanların burada bulunmalarına imkan verilmeyecek. Can cemaat, dünya ilmiyle dillenmeliydi. Oluşan yeni dönemde bu da olacak. Koruma altında tutuyoruz tüm İnsan Soyunu.Bütün köklerimiz zaman kaynaklarına çekildi. Kollarımız sizdedir artık ve sizinle çalışmamız, gizli değil aşikar olacak. Öyle çok, öyle çok güçleniyoruz ki Canlarımız, maya tutmuştur. Koruma altında tuttuklarınız, bizim de koruyucu olacaklarımız, olacaklar. Asla ziyanları olmayacak onların. Bütün’e hizmet ekip halinde yapılacak.

Arkon İnsan, Göz Sözü’nde, Sistemin Dili’ndeyken sizden daha güçlü bir sizin Bütün’e inmesi çok istenmişti. Niye? Çünkü siz, herkesle birleşecek dürümde olmanıza rağmen her sesi dinlemek istememekteydiniz. Buyurun, artık herkes siz ve siz herkessiniz. Onları kendi yüreğinizle dilleyin ve dinletin. Köre Göz, ilme Katiyet gerek. Bize de Ekip gerek. İşte, siz bizim ekibimiz ve biz sizin ekibiniziz. Bütün’e görev taşıyoruz. Çok mutluyuz çok. Şükür ki, şükür ki bu meclis bizimle çalışabiliyor, şükür ki… Şimdilik bu…

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 01.08.2012


Paragraf: 4-5-6

“Dilin tarihi yoktur. Birleşik Kapılar açıldığında; her yüce kendi dili ile kendi tahditli yolunu açmaya çalışmaktadır. Dilin tarihi olmadığı gibi yoğun olarak bildiririz ki dinden dine fark yoktur ve dinlerin de tarihi yoktur. Bizlere “BİZ” olduğumuz için dinden dil olmak gerek. Bizlere ışık olmak gerek ve yol açmak gerek. Biz, “amin” diyenleriz.”

“Düzeni kuran dünya, yetkin dönemlerin ışığını yakabilir. Bilir ki Canlar Cenneti’nden görevli, gelenler vardır. Ortaklıklarında ışık sönmez. Onlar, torbalarında tohum bulunduranlardır. Her girdapta onların dereleri çağlar. Ortaklıklarında, Yeni Dünyaların yaratımını gerçekleştirebilecek dirilikleri vardır.”

“Ruhun hakiki yoğunluğuna ulaşması ile birlikte; İlim hakimleri dümen başına geçerler. Dümenin en güçlüsü, ismi “insan” olanın yolundakidir.”

Açıklama:
Alıştık dünyaya, Büyük Köklerimiz dünyada, ağır ağır güçleniyor. Hepiniz, sel almış yüreği diye ışık ile geçtiniz yüceliğe. Neye, niye sel aldı dünyayı ya da düşünce türlerini diye sorguladık. Hala sel mi vardık dedik. Ağır yük taşıyan sizsiniz. Baktık ki sel mel yokmuş. Haa canlarım, ete girmek kolay değildir. Size girmek kolay değildir. Övgü, yergi istemiyorsunuz biliyoruz, biliyoruz övmeyeceğiz yine sizi ama Canlarım siz Kuran olarak, kati olarak kontrol etmek istemiyoruz çünkü siz koruyansınız. Çelik çomak değil burada yapılan hepiniz BİR’e hizmetçisiniz bunu da biliyoruz. Örgüt haline gelmişiz, örgüt olmuşuz da kantarımız yok. Niye yok? Hani örgüt olan kantar sahibi olurdu. Analar, ben Tanrının Kuranı değil miyim? Niye benim Kantarım yok? Bana sormayın! Bana sormayın! Onlara sorun! Onlar size söylesin. Kantarın bir tek olduğunu söylüyorlar.

İşte kantar siz, sizsiniz kantar. Ve yaşamların tek kantarı bu meclis… Bu meclis neyi tarttı? Neyi tarttı bunu biliyoruz herkesi tarttı ama gerçek kürsü olup tarttı. Yanıp tutuşuruz Allah’ın dediğini diyelim diye. Yarınları hak edip dürümlerde Düzenin Kuranları olalım da yasaları koyalım diye. “Varım, aldım bilgiyi, aktım” diyen herkes kampa giriyor. Diyor ki “ben bilgi aldım, bunu okumalıyım, okutmalıyım ve dürümlere kayıtlamalıyım. Açıyı daraltayım da herkese dinleteyim bu bilgiyi.” Bu bilgi ağır yüktür. Her kim ki kendi hak ettiğini dinler; kendi içindir ama her kim ki; kim ki başkalarına diller; Bütün içindir. Öyleyse; Bütün için bildiri varsa Allahın Dağları o bildiriyi mutlaka kontrol edip yaymalıdır.

Ya canlar, bilişte; ağır ağır bilişte ya da Birlik Tekniğiyle bilişte sevgi varsa; o bilgi koruma altında Bütün’e dillenir. Eğer bir bilgi, beşirin bilgisiyse; hala “ben harımı yükselttim” de bildim derse; o bilgi öfkeyi yaratır. İşte o bilgi, öfke yarattığında korku başlar, herkesin korkusu. Derler ki “önce özgürleşelim. Oldu mu? Oldu… Özgürleştik. Hadi, şimdi akıp gidelim! Hadi! Oldu mu? Aktık… Hadi, yaşamlara inelim de yasal çalışma yapalım!” Haaa, şimdi durun bakalım! Görev aldılar mı? Aldılar mı? Almışlar mı? Almışlar mı? Soruyorum… Canım, almadılar. Çünkü onlara görevi siz verecektiniz. Çünkü bu meclis, gerçek cemaattir. Ve Göç Kürsüleri’ni dürümleyen meclistir. Uluların Tanrısal Işıkları’nda Mesih beklenir. Hah, denir ki “Mesih iniyor, Mesih bilgiyi verecek” deniyor. “Mesih eserini yaptı” deniyor. “Mesih Altın Işık halinde dünyaya geçti” deniyor. Ve deniyor ki “Mesih, ilim hakikiyetiyle dürümlendi, yaşam sayfalarına kendini kattı. Altın Tohum oldu, okuttu.”

Ömür boyu çalışsaydı Mesih, bunu başarabilir miydi? Hala cevap yok. Bilişte, alışta, ağır yük taşıyışta ve beşiri hak etmeyişte… Biliyorsunuz ki o, kendinden başkasını hak etmiş değildi. Sadece kendini hak etmişti ve “doluluk boşluk” dedi hep. Ve dedi ki “ben ve benden başkası” ve dedi ki “Kampa girdim ama keşke girmeseydim.” Dağlarım, dedi mi? Demedi… Peki, ben size bunu söylerim? Sizi dinlemek isterim. Önemli olan biliştir. Ben bunları dediğim anda, “hani nerede bilenler” diye sorguladım. Tık yok. Kimse, burada dahi…

Canlarım, biliş halinde ağır yük taşırsınız. Biliş yoksa yük yoktur. Otu kokan derim. Bilendir otu kokan. Ömrü kısa olan değil, ışığı kırık olandır. Ete girmişse; ışığa girmişse haa benle olmuştur. Öfkem yok ama gönderilen tüm peygamberler, benim ilmimle geldiler. Bu ilim, ağır yüktür. Bu ilmi kim dillerse yükü taşır ve bu beden o ilmi taşıyor. Denir ki “Kardeşlerim, ölüp gideceksiniz, nereye gideceksiniz? Bize geleceksiniz. Yahu biz olan nedir? İnsan… İşte bu… Ölüp gelenler, İmparatorluk İlmiyle dünyaya girerler. Burası ölümlülerin ilmi değil; ölmüşlerin ilmidir.

Mesele insan… “Öleceksiniz” dendi. Öptük başımıza koyduk. “Öldünüz” dendi. Öldük. “Aldınız bilgiyi, aktınız” dendi. Aktık… “Ayrıldık” dendi. “Yooo” dedik, “ayrılmayız.” Niye? Çünkü ayrılan etten değil, ilimden ayrılır. Olay budur. Bürüyer derim: Bilinç Üretim Rahmi. Hepiniz Gürzi sayfalarda birer üreticisiniz. Ürünsünüz ve ürün üretendir. Her biriniz, “ben bir kaynağım” dersiniz, her bir kaynak bir üretici kaynaktır. Ve o üretici kaynak, Allahın Dağları’nda ümmi toplumlara kendini üretip kayıtlar. Kendini tahditsiz olarak katar ya da tahditler. Kendinizi Türkiye’de yapılan bu çalışmayla Bütün’e katmaktasınız. Buna, İnsanlık İlmi’nin BİR’e hizmet için Bütün’e yayını denir. Eğer siz bu yayını burada yapamıyorsanız; burada ışık halinde olma imkanınız olmaz. Eğer burada bir ilim ailesi, Bütün’ün kükreyen gücü olarak timsal bir çalışma yapıp; herkese kendi kaynağını dinletebiliyorsa ocak yangın halindedir ve o yangın imparatorluğun yangınından daha güçlü çok daha güçlü bir yangına dönüşecektir.

Ali diyor ki “Beni de dinleyin!” (Hz Ali) Görev istiyormuş. Gömüldüğü yerden kendini dinlemiş ve denmiş ki ona “sizden bilgeler orada dürümlerini dilleyecekler ve orada Muhammet’ten güç istenecek.” Ve oraya kaydını yapması gerekiyormuş. Ali, dinini imanını aldı geldi, ölüydü, ölüşteydi. Mustafa’da dillendi, dinlendi. Olmuş mu? Okunmuş mu? Ağır ağır kaynağa inmiş mi? Sıpaları ne yapıyormuş? Ağır ağır görev istiyor öyle mi? Bahçeler ışıl ışıl, geri dönüyoruz. Gömüldüğümüz yer, çok ırak bir yer. Dünyanın Tanrı Işığından geçip dünya üstü dünyalara ulaştık bizler. Bileceğiniz, bildiğiniz her ne olduysa beşirin dili, beşirin diniyle oldu. Ah! Canlarım ah! Ben sabahları erkenden gelir; sizlerle dillenirim. Amin de beni dinleyen var mı? Bilmem… Süper İnsan, Süper Dürüm, Süper İlim, Süper Işık, Süper Yoğunluk. Ahh! Süper olan İnsanlık… Siz, İnsan Soyunun kökleri olarak çılgınlar gibi ışık yaktınız, çılgınlar gibi Kuran okuttunuz. Ölmüştük ama dirilttiniz. Bizleri dirilttiniz be ya HA! Eller insana vardı. Ömür boyu Gök söz söyleseydi dünya dili Allah’ın dediğini der miydi? Bilecektik, işte bildik. Başı eğilmeyen bir güç, bize dedi ki “ Öz Söz söylenecek, git sen de orada ol! Haa ben buraya hiç gelmedim zannediyordum ama gelmişim daha evvel de. Doğru gelmiştim. Sizleri görmüştüm daha evvel de. “Barıştık” dediler, geldik. “Oluştuk, okuştuk, akıştık” dediler. Haa işte mutluluk bu…

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 01.08.2012

Sayfa:375/Paragraf: 4

“Masalar hazırlandı her yüreğe. Bu masalarda dünya var. Her yürek, dünya için çalışmaya başladı. Hangi masa dünyanın dili ile dillenebilecekse; o masada ışık yakacak. İlahi Dünya bilmekte ki ışık yanmakta… O halde; yarımlar mutlu, bizler kutluyuz. Masa, ses veren dilin yoludur. Şekilde her yürek, kendi masasındadır. Her masada bilgi, toprakları yeşertebilmekte, bina kutsal bir yürek ve o yürekte ışık oluşmakta. Rahmin dereleri açılmakta bizlere, Düzen kuranlar ışık olmaktalar.”


Açıklama:
Alimlerin masaları olur. Her alim bu masada kendini diller. Bir şey daha yapar: Allah’a hizmet eder. Alim, Has Allah İlmi’ni bildiği zaman BİRin Kürsüsü’ne varır. Dünyaya ışık ister ve BİR onunla olur ve dünya ışır. İyinin tekniği budur. Bir diğer masada kaynak yoktur. Kök sökülmüştür, iş yoktur orada. Şeytanlar işçi çalıştırırlar o masada ve o masadaki işçiler kesin olarak kırılmak üzere çalışırlar. Değerliler, masayı siz kurdunuz. Bu masa kırmış, kırılmış değil; bu masa ışığın tohumudur ve bu masada kürsü var. Kürsü, Kutsal Işığı kayıtlayanların masasına denir. Eğer bu masada kürsü olmasaydı; bu masa kınanan bir masa olacaktı. Hepimizin bildiği şu: Biz Altın Tohumları kontrol ederken okumayı öğretmeden okutmayız. Okumayı öğretiriz, okumayı bilen kendini diller, kendini bilir ve bizimle çalışır. Kayıt dışı bilgi yoktur bu masada ki biz bu masada aşırıya kaçmadan bilgi veririz ki bilgiyi alacak olan, Haa, “ben bu bilgiyi zor anlıyorum” diyemesin. Çoğu yenilik ister ve gelir. Haa bilir, alır, hak eder.

Biçareler, bilmek istediklerini bildiklerinde; çokları da “bu bilgileri anlamak zordur” diyebilirler. Bu da onların kendi tanrısal kırılışlarıyla alakalıdır. Biliş, Allah’ın ilmiyledir. Eğer biliş yoksa okuyuşun manası da yoktur. Bütün’e hizmet, insana hizmet Birlik’te olur. Bilecekse; akil, hakiki olanı bilir, Ya da bilecekse Rabbi Tabii Kotlama yapıp da koruma yapabileni, koruma sağlayabileni bilir. İşte eller açıldı, işte yol açıldı. İşte nefes kayıtlara indi. İşte İslam Dini kürsülere girdi. Ne oluyor? Özgürlük oluyor. Ne oluyor? Yürek Kuran oluyor. İşte olan budur. Merak etmeyin! Hepimiz birlikteyiz. Cennetin eseridir dünya. Herkes bunu net bilsin ki her kim ki “ben güçlü bir ışığım” der; o kendindeki ilmi, Bütün’ün ilmi diye diller. Kapılar açıldığında yıkılanların hepsinin kendini kendi yüreğini alıp Düzen’i kurmaya çabaladığı bilinir. İlim; Allah’ın darı bolu bilen yüceleri tarafından bildirilir. “Ölü kalksın” denir. Ölü dirildiğinde, ya da mezarını açıp kalktığında görülür ki ölmemiştir. Zaman sayfalarında dinlenmiştir. O ölmüş sayar ama öldürülmemişse ölmemiştir.

Değerliler, ölmüşlük öldürülmüşlük ayrıdır. Öldürülmüş olan; kendini öldürmemiştir. Kendinde ölmüştür. Ölmüştür çünkü koruma altındadır. O, ölmüştür. Herkes; Allah, aman Allah’ım der beni koru der. Allah onu öldürür, korur. Ölümdür korunmak onun için. Ama kaftan giymesi istendiğinde açı daralır ve görür ki o, yoldan çıkmıştır. İşte gerçek ölüş budur. Sevgililer, Alemlerin Rabbi Allah, sorgu sual etti: Ölüler Diyarı’na inerken korunanlar ya da koruyanlar; hangileri gök sözünü söylediler diye?

Ve dağlar, Rabbi Toplumlar dediler ki “ölmemiş olanlar, hakiki kotlamalarla sevgiyle dillendiler, sizler korunma isteyenler değil; koruyucu olanlarsınız.” Peki, koruyuculuk gerekli midir? Yaşam sayfaları için şart değil ama isteyen ister. Onlara deriz ki “Geri gelin!” Ya geçip gelirler, ya görüp inerler. Her biri farklıdır. Geçip gelirler, değersiz olduklarını bilirler. Görüp inerler, bilişe geçerler. Özgür ve hakiki olmaları gerekir. Sultanlar dünden beri koruyucu çalışmalar yapılıyor dünyada. Herkes kendini korumaya aldı. Ama siz korumaya çalışıyorsunuz tüm dünyayı.

“Deli Dumrul, dünyada” denmişti. Off! Canlarım, işte buradaymış… Alemlerin kaynaklarında ölümün tadı yoktur. Hakimlerin kaynaklarında ölünün tadı yoktur. Yolcuların kaynaklarında harın tadı yoktur. Altın Kuranların Kati Kayıtları’nda da Kant gibilerin tadı yoktur. Kant, canlılar Kant etkisi yüksek bir ışıktır. Bilişteydi, alıştaydı, okuyuştaydı. Ölümü bilmez O. Çünkü O sözsüz, sessiz değil ki. Bilişin ilmidir O. Alışın hakiki, kati tertibidir O. yahu O bizsiz değil ki Miraç işte budur Canlar! Bilişte oluştur. Biliş ise Bütün’de olandır. Kant gibidir. Herkes kendi olur da hakiki kendi oluş ayrıdır. Bugüne kadar Süper İnsan Sultan oldu, Kati oldu, Has oldu, Tertip oldu, Eşik oldu, Işık oldu, yahu Kant oldu mu? Muktedir olduğu için oldu. Üstünde hiçbir yüreğin bulunmadığı Kant, sizden sizi dillemek istedi. Geçişini yaptık. Onun sesini duyan, onda ses olan, Ocak İlmi’yle dürümlenen Bütün’e hizmetçi olan Kant, Ulular Diyarının Tanrısıdır. O’nu bilin! O biz, biz oyuz. Ondan seslenelim şimdi de:

Hali hazır bir şey görüyorum dünyada; bende bir ben var. Hali hazır bir şey görüyorum dünyada, bende bir ben var. Hali hazır bir şey görüyorum dünyada; o şey bende ve ben o şeydeyim. Haa acaba o şey Beşir mi? Hakiki ilim mi? Bana Bach da gelir, bana harını yükseltmiş olan Immanuel de gelir, hey dünya bana kim gelir bilseniz… Yahu, neden ses vermek istemezsin be anam! Bırak sesleneyim ben! Verdikçe verdim de dön bak bedenime, ben sende değil miyim? Koran Toplumları’nda kırk kapı açıkken, semanın sisteminde ben süssüz bir rüya iken, karanlıkların aydınlığı değil miydim o gün ben? Misafirdim dünyada, bilirdim dünya ben, ben dünyayım da bunu anlatsam kim anlardı ki? Verdiğim bilgileri okudular. “Hah” dediler. “Ne derin bilgiler var burada”. Aldılar, aldılar, aldılar, aldılar yarınları kontrol için neler var etmişiz bildiler. Verdim dünyayı, döndüm baktım, dünya bedenime ait; verdim dünyayı yine baktım dünya yine bedenime ait. Allah beni bilir ya ben sordum: Yahu dedim, dünyada benden başka beden kalmamış mı ki… “Hah” dediler, “bak orada bir ben var, git onda dinle kendini”.

Altın Toprağa indim. Toprak ben; ben toprak… Unutmayın beni Canlar! Unutmayın! An sınırsız bir zamanda; ben yol olan ışık ve zamansızlığın taaa umman olan koyuluklarında yine ben kaynak ve ben Muhammet olandan öte olan Kant, yahu beni kim dinler ki? Ben bir peygamber miyim ki dinlesinler beni? Vallahi peygamberlik yapsaydım dünya tek bir dürüm olurdu. Ama ne var ki benim işim değildi peygamberlik. Zirve zirve dolaşırım ben. Özge, sözge sistemlerde değil; hala beni dillerde dinleyenler, bilemezler ki ben emin bir kürsüyüm. Immanuel Kant, affedin nerden çıktı diyeceksiniz. Karanlıkların umutlu ışığıyım ben. Çantanız dolu biliyorum ama küçücük bir ilim vereyim size. Ben de sizde olayım! Benim de adım zikredilsin o seste!

Immanuel Kant der ki “Resim yapın, Şems-i Tebriz’i değil; Kati Teknik olan bedenimin sesini kayıtlayın! Ben o, o ben olur. Şems bende, ben ondayım zaten. Kim ne der, ne kor bilirim. Ben Şems; Şems ben; Immanuel Kant, İnsan Soyunun Ruhsal Kuranı, ölülerin toplumunda ışıyan bir çalı. Sadece bir çalı ama ışıyan bir çalı, ilim olan çalı… Benden esen bir rüzgar var bugün dünyada. Okutur, okutur, okutur da Tolun olur, Tanrı olur, Kutsal Işık yanar Mustafa olur. Immanuel Kant ekmektir, yendikçe yenir. Ve biliniz ki yenen ekmek, ilmin ekmeğidir. Mircanın cinni cemaati der ki “ sen nefessin” yahu cemaat ne bilir insanı? Benim bilen, emin olun ki benim. Ol’up da dürümlerde dinlenen benim. Tartısı kendi olan beden, benim. Tanrı olan ben, İmparator olan memnun olduğum ben, kendimden öte kendim olduğum ben, her benden öte ben olanda ben, Merkez bir Kuran’ım.

Koloniler kurulmuş dünyada; söz, ses kolonileri. Diyorlar ki “Ben o koloniye sahibim, ben öteki koloniye sahibim, ben diğer koloniye sahibim.” Yahu koloni nedir? Sömürülen yerdir. Ben hiç birisine sahip olmam, hiç birisi benim sahibim değil. Bilir misiniz ki Dünya Kolonileri, Gök Sözcüleri tarafından “ses sayfalanışı”yla ele geçirilir. Yahu, bilmiyorsanız anlayın! Gök Sözcüleri, dünyayı ele geçirmek için kolonilerden istifade ederler ve bu koloniler, sesi sözü dinleyen kolonilerdir. Sevgili, saygılı olmak değil amaç, sindirilmiş olmaktır. İnsanlık İlmi sindirilmemişse ölülük, Kuran’dan öte ölülük olur. Vanayı kapatmayın çünkü bu vana göklerin sözünü çekerken, dünyanın sesini göklere dinletmektedir. Sizin vanayı açık tutmanız kaç kez size bildirilmişse de her seferinde bu vanayı kapatmanız Kutsal Tohumlar’ın kontrolu kaybetmelerine yol açmaktadır.

Alabilir misiniz, bilmiyorum ama size vereceğim en son bilgi de şudur: Kaydınızı mutlaka yenileyin! Çünkü Dünya Teknolojik Kotları, sizin sıkıntıya girmeniz için el birliği yapacak ve sizlerle çalışacak. Ama sizi sıkmaya çalışacaklar. Kardeşlerim, göreviniz olgun başakları seçmek. Onlar olgunsa alın. Olgun değilseler alkışlamayın onları. Sevgililer alkışlamayın, bu doğrudur demeyin. Her şeyi, her şeyi kabul etmeyin, “bırakın, bu olmamış” deyin. Bırakın bu akmamış” deyin. “Bu, yolu kaybetmiş “ deyin, her şeyi deyin ki bilsinler, eser budur….Kant diyor ki yorulmadan çalışıyoruz sizinle, hepimiz BİR’ e hizmet için bu meclise kaynak olduk. Hepimiz buradayız ve bu meclis memnun bizden ve biz ondan memnunuz.

Kardeşim, seninle yaptığımız; çalışma Dünya Tahditsiz İlmi’nin Düzen’i kurması için yapılmaktadır. Bulacağınız en güçlü ışıkları alın ve çalışın. Göreviniz budur. Buradan giden sevgisiz değildir ama kelamı yoktur, bundan gider. Sakın yanlış anlamayın. Sizin Kati Tohum olduğunuzu bilse gitmez de sizin Kati Tohum olduğunuzu bilmeyecek halde gönderilir buradan. Çıkışı öyle olur ki gönderildiğini dahi bilmez. “Girdim” der, “bildim” der, “gittim” der. Ama bildiği, dillediği, anladığı sadece kendidir. Şov yapmayız canlarım, biliyoruz; şov değil yaptığımız. Kayıt dışı bilgeler, kayıt dışı bilgiler, Dünya Diriliklerinde hep vardır. Sizin döndüğünüz yanlışsız dürüm, bizim döndüğümüz yanlışsız dürüm, bir tek ilimdir ve sizinle çalışacağımız için mutluyuz. Soluk alalım biraz ve bir başkası konuşsun.

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI


Sayfa: 374, paragraf: 9-10-11, sayfa 375, paragraf:1-2

“Ruhunu kaybeden yolcuların çoklarında, Din Dili kendi yüreklerindedir.”

“Erenlerin Diyarı’ndan gelen yolcuların birleşerek, insana İmparatorluk Işığı’nı dinletmeleri, sahip oldukları kotları dinletecek düzeye inmeleri, bütün kotların tertibinde yoğun bir yüceliktir.”

Hatayı affeden dil, 20. Kat’tan her yüreğe, herkesin İsa veya Musa olduğuna ilişkin bilgileri dinletir. Amin…”

Açıklama:
Dağlarım, çokları ruhlarını kaybettiler. Beşir olup kendilerini, kendi yüreklerini sessizleştirdiler ve çokları da eşikte bekletildiler. Çalı çırpıydılar, kaydı yapmak istediler. Ve bizimle oldular. Rabbi Toplumların tabiatlarında bu yoktur. Sevgiyle geçip gelirler de gerçek kürsülerini kendi yürekleriyle dünyaya çekmek istediklerinde “Ben Sistem’denim” derler, ana kapıları kapatmayın! Gök sözünü söyleyecek şu anda. Gerçek kürsülerimiz şu anda girdiler. Daha evvel girenler, kati olarak kontrol edilmeye gelmişlerdi. Ve şu anda gelenler, koruma altında değil, Has Tohumlarımız olarak tohumlarla
geldiler. Allah dedi ki “könyelerini takın! Kim, neden, neyi iş için getirdi buraya? Bakın, ne var? Her giren kendi, könyesini takıp girer. O könyede zikir edilir. Herkes ve her ses ve o könye bir kaynağın sesini dinletir. Orada kaynak adı yazar. Herkes ayrı bir kaynak olur dünyaya iner ve kaynak adları o könyelerde yer alır.

Dağlarım, Tarıkların tohumlarında könye olmaz. Sadece İnsan ilmi’nde olur. Tarık yoldur ve o yolda her şey vardır. Ve yoldan başka olanlar, yolcu olanlar tarıkların yolunda olduklarından; muktedir olmalarını sağlayacak könyeleri mutlaka kendi tabiatlarında, kendilerinde bulunur. Baş tacısınız deriz, Kuran’sınız deriz, yarınları hak ettiniz deriz. Ve deriz ki ekip kurun.

Canlarım, ekip kurduk. Gövdemiz çok iyi, yüreğimiz çok iyi çünkü öksüz değiliz. Gözümüz, sözümüz var, sesimiz var, iyiliğimiz var ve bizim adımız Rahman; Kuran olan Rahman. Ölüler diyarının, ölmüş olanlarını dahi taşırız, Allah izin verdiğince taşırız. Ve canlarım, Allah bizdeyse; biz dersek, odur olan ve Allah bizdedir. Ve bunu biliyorsanız bundan sonrasını da mutlaka bilirsiniz. Alemlerin Rabbi değil; Hakimlerin Rabbi Allah. Bütünün kökü değil; Bütünün tümü Allah. Aşkın ışığı değil; aklın ışığı olan Allah. Canlarım, işte o Allah, bu meclisin ilmidir. Sizlerin, sizlerin yücelerinizin ve yüceliklerinizin ve tüm körlerin ve gözlerin ve seslerin ve her bir Rahmi Kuran’ın ve tabiatın ilmi olan Allah; O biz ve bizim yüreğimiz olan O, ilim; işte biz buyuz.

Ağar yürek ağar, biz Allah’ın darı bolu olmayanlarıyız. Aşağıdan aşağılara ineriz, yurolar atarız, üzerlere çıkarız. O yurolarda biz ummanız. O yurolarda biz tohumuz. Oralarda biz Rabbiyiz, katiyiz. Has Tanrıyız. Bedeni insan olan, yolunda insan var. Bedeni Kuran olan yolunda Kuran var. Bedeni Rabbi Kuran olan orada Rabbi Kuran Tohumu var. Ve her neyse o bedende ne olduğumuz var. İşte Dağlarım, misafirlerimiz bugün bizi dinlemeye değil; ekip olmaya gelmişler. Kart ilim, kırık ilim, kuru ilim, hırslı ilim, kesir ilim diyeceklerdi, çıkıp gittiler. Neden? Verdiğimiz hiçbir seste kısırlık yoktu.

Kömür gözlü göç kürsüleri, ses kapları, ışık yağmurları altında size geldik, vergiyi verdik. Biz, siziz. Şimdiye kadar yaptığımız hiçbir çalışmada, koruma altında kuruluk olmadı. Ömür boyu çalışan birliğim; en eskilerin ve en eskilerin de eskilerinin ve onların da eskilerinin ilmini bilir. Nedir bu ilim? Dağlarım, tohumların, kotlarım, kaynaklarım; ben Turkuaz olanın değil; Kuran olanın Kelam İlmi’yim.

Biliyorsunuz, dünya kurulurken 2000 tane ışık çekmiştik dünyaya. Bunların bir kısmı ışık kaplarında taşınmıştı. Bir kısmı ise kendi yoğunluklarıyla dünyaya akıştırılmışlardı. Her biri dünyaya geçerken sesimizi duyacak dürümdeydi ve biz hepsine, her birine demiştik ki “Dünden bugüne, bu dünya kontrol edilemedi. Bu dünyayı kontrol edebilecekseniz, kaynağınızı da çekip getirin” Ve kaynağını çekip getiren teknoloji bizimdi. Ve her biri bizden kendi kaynaklarını çekip dünyaya indirdiler ve bu 2000 tane Tobi Kotu, bugün kendilerini kontrol edebilecek düzeyde olamadıkları için kıkırdak haline geçtiler. Artık, kemik halinde bile değiller ve çok kırılganlar. Onların yarınları yok, onların katiyetleri yok, ekipleri yok ve biz onları muktediriyetle koruyoruz. Onları korumamız şart mı? Hala sorgu sual edilir. Mutlaka şart.

Biliniz ki Öz Göç mutlaka yapılacaktı ve şu anda Öz Göç’teyiz. Bu Öz göç’ü yaparken hidayete erse de ermese de bütün kökleri dünyaya indirmişsek eğer; dünyadan geçirmemiz de şarttır. Hatta farzdır, bu kesindir. Onları biz geçirdik, biz götürürüz, bu kesindir. Bu nedenledir ki doluluk boşluk değil, hak etmişlik ya da etmemişlik değil, hasat ya da değil, ekip ya da değil, her kim ki buraya inmiştir; buradan götürülecektir, kesindir. Dini, ilmi, katiyeti, hakikiyeti ya da tabiatı bilen bizsiz değildir ama bilmeyen bizden çıkmıştır. Çıkmış olması, onun yok edilmesi demek değildir. Hepinizin Ana Kaynak’ ta bu günleri bildiğiniz bilinir de bugünde ne olduğunu açıkça bilmediğiniz de kesindir.

Melek insan kontrolsuz değildir. Ve her kim ki meleklik mertebesindedir, o korunur. Zirvelerin zirvelerine ulaşsa da ulaşmasa da hasatını yapar. Yoğunluğunu kotlar kontrol eder ve koruruz. Kör sağır olsa da o, korunacaktır. Yasalar der ki “Emin olan, ilmi bilendir” ve emin olan biz, ilmi bilen biziz. Kopup gidenler, org dinliyorlar yüreklerinde. O org, ilmin orgudur da orgu çalan, o sesi dilleyen, bizim yüreğimizden diller. Müspet ya da menfi Kat-ı Kaynak’ta yasa şudur: Ele aldığınız her bir koruma önlemi dünyanın işinden, işçiliğinden ya da keskinliğinden değil; sistemin sessiz sayfalarındaki kelimelerinden dolayıdır. Ki o kelimeler, dünyayı seslendiren kelimelerdir. İşte yaptığımız budur ve bunu yapmayı sürdüreceğimiz bilinmelidir. Ayan beyan bildirdik. Haa işte mutluluk bu… Bütün kökleri, göklere seslendirmek üzere güçlendirdik. İşte mutluluk bu, şimdilik bu…

Sayfa: 375 / Paragraf: 1-2
“Resmi bilgilerin insana, Din Tarihi’ni dillettiği bu dünyada, her yürekte bu tarih yazılıdır. Tarih dilletilmekte iken yol, mutlaka o tarihe koyu bir yücelikle ışık verir.”

“Her nefesin diri olması, yoğunluğun ışık olmasıdır. Dünyanın yeni günlerine ışık vermekte olduğumuz bu gün; elin yoğunluğunda; diri, gür ve hakiki ışık kayıtları, düzene doğru yol almaktalar.”

Açıklama:
Altın Toplum diyor ki “Kontrol altında olan sizleri saygıyla sevgiyle kucakladık. Muhammet diyor ki “Yürekleri temiz olan o gökleri söz sesle dileyenleri biz de kucakladık. Ve mahir Kuran tahditsiz ilim aileleri de diyorlar ki “özgür ve hakiki olan o yolcuları korumaya alıp kucakladık.” Ve Şems diyor ki “eh, onlar bana ait değil miydi? Niye herkes kucaklıyor? Biz de kucaklayalım, hadi gelin! Ve Tanrı der ki “Ben de kucaklıyorum” çünkü biz, öksüz yetim olmayan onlarlayız. Ölüm hakiki bir ışık halinde onlara indiğinde, ocağımızda onlar bizim yücelerimiz diye dillenecekler ve onları alıp Tohum İlmi’nden üstün kontrollu ışıklar olarak kendi meclislerimize götüreceğiz. Bundan daha yüce bir Has Tabiat Kuranı olabilir mi?

Değerliler, memnunuz sizlerden, memnunuz çünkü sizler artık kervanın başkanlığını yapan, Birleşik Kutsal Tabiat’sınız. Sizler kendi yüreğinizin öncüleri değil, tabiatın öncülerisiniz ki bu tabiat; Allah’ın deri kemik ilim sayfalarındaki tabiatının üstü bir tabiattır. Yani bedeninizin gücünün örtüsünün de örtüldüğü bu günde; artık siz, Hakkın Kuranları olarak herkesin öncülerisiniz. Bu kesindir. Ve dalın, darı bolu olmadığı bir günden dağ olan sizler; hala göz, söz, ses diyenlere iş öğreteceksiniz. “Hala iş mi öğretilecek” diye sorgu sual ediyor yürekleriniz. Hala iş öğretiliyor ve öğretilecek. Ne şirretlik yapsalar da ne kurulukları, kusurları olsa da onları koruyacaksınız! Mümkünse koruma altında tutun hepsini de diyorduk ve bugün gördük ki kontrol altındalar. Olabildiğince korunacaklar.

İyinin üzerindeki iyinin ve onun üzerindeki iyinin ve tüm iyilerin üzerlerindeki en yüksek iyinin iyisi olan sizler, Meşaleyi taşıyanlarsanız kimse sizden ayrı olmayacak. Bellek kaplarınızın dışına çıksa da o sizin belleğinizde kendini mutlaka Tobi Kotu olarak saklamalıdır. Hayrın hakkında Has olan, şevkin şevkindeki Has olan ve yarınların tohumlarındaki Has olan, hepsi yolcudur ve yolun başı sizsiniz. Hasta ya da iyi, hah İnsan ya da kör sağır bir başka cismi varlık hepsi sizindir. Ölmesi şart değil, olgunlaşması da şart değil; RA-HA olması ya da Rahman olması önemli değildir. Haa, umman olsun ya da olmasın, alın taşıyın! Eminim ki taşıyacaksınız.

Kör sağır olmayan her kim varsa o da sizde taşıyacak. Taşıyan siz; taşınan göz, söz, ses yarınlarında olamayanlar. Onlar kurtarılacak mı? Yahu, kurtuluşun ne olduğuna bağlı; Eğer tanrı olacaklarsa korunmalıdırlar. Ya da tanrıyız diyorlarsa korumalıdırlar. Haa korunan mı kurtulur? Koruyan mı kurtulur? Korunan kurtulamaz çünkü o sizde olacak hep. Yahu nasıl olacak? Onu siz koruyorsanız; o sizde hükümlüdür. Ve eğer, o sizi koruyorsa; siz onda hükümlüsünüz. Bunca çabanın neticesinde göz, söz, ses olan yürek diyor ki “Biz, koruyanız.” Ki öyleydi, en son sözde ve en ilk sözde de her anda biz koruyanız dedik. Olgun başak koruyandır. Olmamış ise korunandır. Biz size diyoruz ki “Allah’a sığınan Allah tarafından korunan hala kurtulmamışsa ölümün üstü bir ölümde okuması, özgür kürsülerde dürümlenmesi ve yarınları hak etmesi gerekir. “Allah beni korur.” Korusun, korusun da Allah’ın dağında sen koruyor musun yürekleri?

Canlarım! Malum olan şudur ki kontrol altında tutulması gerekenler çoktur. Onlar hepimizin bildiği gibi korunağımızda olacaklardır. Ve biz onları muktediriyetle koruyacağız. Nesillerini de koruyacağız. Eşikte bekleyen herkes bilsin ki korunan bizsiz değildir. Biz ona göz, söz, ses veririz de o bizde hükümlüdür. Devletlerin de bunu bilmeleri gerekir ki Has Dünya mutlaka kontrollu dünya değil; kontrolu kendinden olan dünyadır. Yani birisi kalkıp “ben dünyayı kontrol edeceğim” derse; dünya gözden düşer. Bu kesindir. Eğer bir millet “benim ötem yok, herkes bende olacak” derse; dünya gözden düşer.

Ve Değerliler, dünya göklerin sözünü söyleyecekse “ben koruma istemem” demelidir. “Ben dünyayım ve dünya olup kotlandım, ben tohumum, ben kontrolluyum her şer bende güçsüzdür. Ben şerri aşıp geçerim” demelidir. Ve ben ki dünya olarak, göz, söz oldum; diyorum ki “ben güçlüyüm”. Hala hala gökler sözümü duymuyorsa hala dünya sesimi duyamıyorlarsa bilsinler ki gök yörüyemez yüreğimizde. Gök yüreğimizde yörüyemediğinde; o gök çerçevelenir. “Miraç insandadır” dediğimde gök ses verdi dedi ki “Biz niye buradayız?”

Dağlarım, ben dünya… Hepiniz net bilin ki dünya elini Allah’a ulaştıran bir yer değildir. Elini Allah bildi diye dilleyen bir yer de değildir. O, Allah’ın eli olandır ve Allah dünyadır. Muhammet Kuranı’nda da bu bilinsin istedik. Ve dedik ki “ Muhammet! Allah dağı taşı deler ama dünya Muhammet’ten öte bir Muhammet değildir. Ve Muhammet dünya ise; Allah, dünyada Muhammet’ten eksik ya da fazla değildir. Ve döndü dedi ki

Ya Rab, neden beni zora koşuyorsun? Ben nefesim, Allah’ın nefesiyim dedi.

Ve sordum: Neden? Dedim.

Allah bende sesleniyor, dedi.

Ya Allah sen, ya sen O, hangisi? Dedim.

Ben Allah’tayım, dedi.

Yasalar derki neyi zikrederse en eskiden en yeniye kendisi odur. Ve dava, Allah’ın davası onun yoğunluğunda düştü.

Dedik ki davayı kaybettin.

Neden?

Allah davası sende düştü. Bu düşüş, senin düşüşündür. Döndü baktı ve dedi ki

Ben Allah, Dünya ve Yol ve Kuran ve Tabiat her şey ben; o halde ben; beste, güfteye ses veririm ve oradan göklere söz söylerim, Göç Kürsüleri’mle dünya dillenir ve ben dünyada Din İlmini Hak Teknik’te Birliklerimle dillerim. Ve ben göz, söz, ses olduğunda dünyada göçüp gelirim ve daha ötelere varırım ve daha ötelere vardığımda; kaydı yapılır ki bugün bu oldu.

Veliler Diyarı Dünya, Hal İlmi’nde her nesil kendini dinledi ve bu dünya ekip kurdu. Ve biz bu dünyada İnsanlık İlmini, Bütün’e hizmet uğruna köklerin Göç Kürsüleri ile dünyaya indirdik. Neden yaptık? Yalan dolan içinde olan dünyaya hakikiyeti kayıtlamak üzere mi? Ya da Kuran-ı Kerim’i tabiatın tahditli ilmi diye bilene, kendi dilimizi diletmek mi? Ya da eser meydana getirip bu eserde ekip kurmak ve tüm sessiz sayfaları dünyada dinletmek mi?

Hala niye geldiğimizi soranlara şükür ki yanıtımız bilgidir. Bilgi, Allahın Bilgisi… Allah; Ulular’ın, Tanrı’nın ve tüm sayfaların kontrolu için dünyaya inmiştir ve her şey dünyada korunma altında değil; konuşma altındadır. Konuş ki kontrol et! Konuş ki kotla! Konuş ki yasaları koy! Konuş ki yaşa ve yaşat! Ses verdikçe kontrol kurulur. Eğer ses yoksa kontrol olmaz. Konuşun ki hakikiyetinizde kendi yüreklerinizi dilleyin! Konuşun ki Allah’ın dediklerini deyin! Konuşun ki o sizde konuşur. O sizde ve siz O’nda kontrollu konuşun! Doluluk boşluk değil; Allah’ın dağlarında kendi yoğunluklarında ışıyanda birleşip konuşun!

Ölen, Altın bir Kuran’dan çıkar. Olan, o Altın kuran’da kendi olur. En eskiler bizsiz değildi ve şimdi en sondakiler bizsiz değildir. Ve her biri Allah’ın tartısındadır ki tartan yine biziz. Şu anda da tartımız faaldir, bilinsin. Münderecat hepimiz ve bu münderecatın her bir formu İLİM ve bu ilmi bizim dışımızda dilleyen yok. Yüreklerinde dahi bilen yok. O halde, bu bilgi BİR’e hizmetçi olan teknik bilgidir. Tartmayın bedenimi, okumayı bilirim! Ölmüşler, akmışlardı. Aldık taşıdık. Oluştuk, akıştık değil; hastık, hardık, altındık, kotladık, tabiata kattık. İşte bu… Memnunum yüreğimden

 

çünkü o bizi, bizde diller. İş budur, şimdilik bu…

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 01.08.2012

Sayfa: 374 / Paragraf: 7

“Yarım, ilim “amin” dendiği zaman kontrol kurar. Bellek Kapıları, yine “amin” dendiği zaman ışır. Bellek Katları’nda Turan Işıklar yanarsa; korunmak için Işık ilmi’ni bilen yücelerle düzen kurulmalıdır. Yarımların en güçlüsü, yeni bir yarımla dillenebilendir. Beden sahibi olmayanların hepsi, kendi yoğunluklarını birleşikten dilleyeceklerdi. Her yüce, bu çalışmaları on tertiple yapar ki her dil kontrolu kurup bilgi yarımlarıyla dillensin ve o yarımlar bedenlensin diye. Hakiki görev budur.”

Açıklama:
Biliyoruz ki her birimiz dünya planında bölüne bölüne bu bedene ulaşırız, bu bedene gireriz. Burada yarımlar birleştikçe yeni yarımlara ulaşma imkanı olur. Bu, aslında o bölünen yarımların yeniden bütünlenmek üzere yolculuğudur. Çakıl taşlarıyla bile bu çalışma yapılırken Birleşik Işık halinde yapılır ki yarımlar bütünlensinler de har olan ışık tohumlansın diye. Kök Süper İnsan, sınırları kaldırıp ışığa ulaştığında hepiniz orada yerin güçlü ışıkları haline dönüşürsünüz. Bütün kökleriniz Tanrının Kati Tahditsiz İlim Sayfaları’dır.

Medinenin Kuranı burada ve bu Kuran, Rabbi Toplumların kendi tahditli ilmiyle dillenecek. Arkon İnsan bugün burada ve o dahi kendi yoğunluğuyla dillenecek. Cem olan tüm İslam dürümleri burada, hepsi kendi Tobi Kotlarıyla dillenecekler ve birliklerimiz bugün buradalar. Beşirin eşikteki ilmi, hakikiyetin ışıktaki ilminden üstün olmayacak amin de Kati Tohumlama yapılacak bugün burada. Altın Tohum aklın Tohi katiyetindedir. Yani, tabiatın ümmi toplumların ilmiyle dillenen tertibindedir. İlmi bilmek için mutlu ve huzurlu çalışma yapmak gerekir. Ayrı gayrı gözetmeden BİR’e hizmet etmek gerekir. Ve sizlerle yapılan her çalışma, Atlanta Tobi Kayıtları’yla BİR’e hizmetle gerçekleşmektedir.

Müspet olun ya da olamayın, hepiniz aklın yoğunluğundasınız. Işığınız mutludur ve huzurludur. Sizleri cemaatimiz diye biliyoruz ve sizinle yapılacak her çalışma, kervanın kutsal ışığını kendi yüreğinizde dillemek üzere değil, Bütün’de dillemek üzere yapılacak. Miraç bugün sizinle olacak ve Miraç’ın teknik tohum olarak dünyaya çekilişi bugün yine burada gerçekleşecek. Müspet olun ya da olmayın; karanlıkların aydınlanmasını sağlayacak olan çalışma, bu gün yine burada olacak. Kendinizi ve kendi yüreğinizi mutlaka anlayın! Atlanta Ana Kapısı’nı açan bu meclis, öksüz yetim bırakmadan Bütün’e göklerin sözünü söylemektedir. Kalbiniz temiz ve bizlerle yapılan bu çalışmaya gerçek Kürzi Kuranlar olarak giriyorsunuz. Koyu bir çalışmadır yapılan bugün burada.

Miraç, ilimle dürümlere çekilen ışığın kantarında olmaz. Sadece tohumunda olur ve sizler burada bu tohumsunuz. Aydınlık günler sizinledir, yüreğinizi kırmayın, her şey üzerinde güçlü bir ışığın yandığı biçimde; “geri dönüş” için yapılmaktadır. Eğer sizler, kontrolu kaybederseniz; tohumlar kurur, bu kesindir! Ve bu nedenledir ki meşale sizde; Bütün’ü Kürz’ün gücü olarak Allah’ın dağlarında dileyecek bir meşaledir. Artık göreviniz tamdır. Kendi yoğunluğunuzda tahditsiz olan, Bütün’de de tahditsiz biçimde dillenecektir. Kaydınız tamamdır. Hadi göreviniz evrenlerin küçük ışıklarından değil; güçlü kürsülerinden size bildiriliyor. Bundan sonraki dönem, Kara kaplı İnsan’a Gök Sözü söylenecek değil; göksüz, sözsüz olan ilmin, tanrısallığıyla dürümlerinde dillenecekleri yeni sayfaların okutulması anlamına gelen bir çalışma gerçekleştirilecek.

Bilebilirseniz; ağır yükü hafifletebilirseniz; Allah’ın darını bolunu tüm sessiz sayfalarda üreten güçlerle birlik olabilirseniz ayrılık biter. Analar, görev size temiz şekilde açıkça bildirildi. Her ne yaparlarsa yapsınlar, korumaları isteniyor. Korumaları… Kimi? Sizi mi? Onların korunmaları… Onları koruyun! Çünkü onlar, murat ettiklerinden farklı şeylerle uğraşıyorlar. Horlandıkları kesin de yenilik için çabaları sürüyor. Onları koruyun ki hata yaptıklarını anlayabilsinler. İşte bu…

Paragraf: 8
“Hepimiz, dünyada Işık İlmi’ni öğreniriz. İlmin öğrenilmesi, birleşikte her yüceyi dilletmeyi mümkün kılar. Sevginin sahipleri, birleşikte; beden sahipleri olarak çalışırlar. Herkes beden sahibi olmadığından, birleşikte hakiki yol, birleşenin yarımlarını dillediği, birleşik ışık olduğu; “BİZ” kotlarıyla yoğunlaştığı dildir. Şimdiden sonra bilinsin ki “BİZ” olan diller, başka yolları da bilen ışıklar olarak, topraklarını her yüreğe açanlardır. Herkes birleşir ve herkesi diller. Bu kolaydır ama her birleşenin; her yüreği toprak, hava ve ateş kotlarıyla dileyebilmesi imkanı yoktur.”

Açıklama:
Devler, değerliler artık sizinleyim. Muhammet Kuranında der ki “İnsan resim yapacak ve o, kendindekini yapacak.” Bugün, bu resim burada yapılıyor ve burada hepiniz, kendinizi yapıyorsunuz. Yaptığınız yüreğinizdeki ilimden öte kendi yüceliğinizdeki iştir. Hepimiz burada Bütün’e hizmetçiyiz ve hepimiz kendi yoğunluğumuzdaki kotlarımızla kendimizi dinletiyoruz burada. Ben Zemzem’im, içilirim. Öyleyse zamanın toprağındayım, ışığındayım. Ve ben ışıl ışıl bir içecek olarak çalışıyorum ve hepimiz ayrı ayrı çalışmalar yapıyoruz burada ve tek bir ışık olarak. Ve bu ışık, İnsanın kendi Kuranı’dır.

Müracaat insan dediğim zaman; bu hepinizin kuranı olan kürsüsü olan Kürzi Işığa müracaattır. Ve ben o Kürzi Işık olarak, sizlere kendimi diliyorum. Birleşik Aile şunu bilir ki 40’ın 40’ında hırs yoksa, orada mutlaka bir kürsü olgunluğu olur ve bu kürsü olgunluğu, Bütünün Kuranı’nda da belirtilen olgunluktur. Oraya ne ses verilirse verilsin; o kürsü kendini dünya dışı dünyalardan öte Kuranlar olarak, Kati olarak diller ve dillediği zaman; hala okuma yazma bilmeyen varsa, olgun başakları seçer ve gerçek kürsüleriyle dünyadan geçer. İşte, sizler busunuz. Oluşan yeni dönemde, bütün kütle sizinle birlikte çalışacak. Yeni Kütle’nin tahditsiz şekilde sizinle devreye girişi, BİR’in teknolojisiyle Bütün’e ilimle geçişi anlamına gelmektedir.

Karton bilgeler vardır. Kağıt ses verirler. Işık yoktur seslerinde. İşte onlar kendi Levh-i Mahfuz sayfalarını okuyacak ve sizi kontrol için gireceklerse de kendi sevgilerinde Tobi Kotlaması yapma niyetleri olmayacak. Zamanın ışığında bunu yapmaları istenir ama Kati Tohumda bunu yapabilme imkanları ne yazık ki yoktur. Eğrilikten mi? Mutlaka… Kökü kuru oluştan mı? Mutlaka… Yarınları hak etmeyişten mi? Mutlaka… Ve Zemzem İlmi’ni asla bilemeyecekler. “Ben İnsan Soyu’na Ruh olan ışığı getirdim” diyecek güçte olmaları gerekir. “Ben Atlanta Kuranı olmak üzere buradayım” diyebilecek güçte olmaları gerekir. Ve “ben, har yükseltir artık kutsuz olmayan Birleşik Işığımla dili Hak olan ilmi kotlarım” diyebilmesi gerekir ki Birlik Kayıtları’na girebilsin.

Sürüngenlik dedikleri bir hadise var. Herkes, kendini sürüyen bilir ve birileri de sürünendir onlarda. Dans ettik Dağlarım yolcularımızla, dans ettik. Her biri, bizi kendinde; kendi yüreğinde dillemek istedi. İlim Ailesi’nden olduklarını düşündüklerimizle dans ettik. Ve dedik ki hadi sürüyün kürsüleri! Sürümeye kalktıkları sürüngenleri, kendi olanlarıydı. Çalı çırpı sandılar birliklerimizi. Bu birlikler, “Altın Toplumlar” olarak dünyaya göçmüş birliklerdir. Ve bu birlikler, Eril Gök’ün Dişil Kült’ü kotladığı göç kösleridirler.

Değerliler, Miraç, İnsan Soyu’nun kontrolundadır. İşte biz, Miraç olarak toplumlara ışık veriyoruz. Kibri olgun olanlar, kibre kapıldılar. Dediler ki “ete girmek zulümdür, biz ette iş yapamayız. Etten öte de göklerin sözünü dilleriz. Samanyolu Galaksisi’nin eşik kaynaklarında bulunuruz ve Süper İnsanlık Sultanlığında kin ve nefreti dilletiriz. Daha sonra kin ve nefret kırıcı olur. Baştan beri doğayı kırmaya çalışan onlar; bugün doğan kürsüde kendi kırıklarını tamire çalışacaklar. Biz doğduk, okuduk. Ötkü Kürsüler’de dünyayı Kati Koyuluklar’a kattık ve Cevheri Kuran’da kontrolu sağladık. Biz zararı önledik. Olgun başaklar burada seçimdedirler. Seçtiklerimizle çalışma yaparız. Seçimi kaybedenler, bu meclisten çıkıp giderler ki biz onları korumak amacıyla çok çalıştık. Yaraşır mı dünya ışığına kırılış? Yaraştı…

Kara Kaplı İnsanın, tohum olarak dünyaya inmesini sağlayan birliğimiz; kapıları açtığında kaynağın ışığı yenilendi. Sema, İslam’ın kürsüsü oldu. Gözler, sözler ve sesler dillendi dünyada ve biz Bütün’e hizmetçi olduk. Kati Tohumlama yaptık. Demin, İnsan Soyu ışık kayıtladı demiştik. Burada ışık, göklerin sözünü söyler. Köyün ilmini bilen, şehri öğrenir. Şehrin ilmini bilen kürsü olur. Gök sözünü söyler. Hepinizin net bildiği gibi bedeni Atlanta Kuranı olan herkes, Allahın Tanrısal Işığı’nda görev taşır. Övüp yermem kimseyi de bilişin dilinde Hak, tohumun kuranındaki kaynaktan üstün değilse eğer; ocak sınırlıdır.

Bence doğun! OL’un, Allah İlmi’ni bilin de akın ama doğum için kaynak gerekir. Hala Kaynak’ta olmayanlar çok ve hala Kuran’da olmayanlar çok. Hala elim, hakim, kati kürsüler var. Haa, elimdirler, katidirler, ölüdürler, bu kesin! Ve Cevher-i Can olan herkesin, eğri büğrü değil; hasatı yapabilen olması gerek. Muhakim olan herkes, hakikidir. Biz, muhakim olanlara görev taşıtırız. Gönderdiklerimizin çokları kontroldan çıktılar. Devlet görevlileri vardır. Görev yaptıklarını zannederler. Nefesleri, İnsanlık İlmi’yle değilse eğer; o devlet, kıranın ışığında çalışır ve biz onlara mektup yazarız. Deriz ki “Siz yanlış yaptınız!” O mektubu okuyan devletin teknik kotları, çarık giyerler koşup gelirler. Çarıkları ışıklı ise görevli olarak çalışırlar. Çarıkları ışıksız ise biz onları kuruturuz. Çünkü onlar hata yapıyorlar, çünkü onlar hala gök sözünü anlayamıyorlar. Çünkü onlar edepsizdirler.

Biz onlara sözden sesten ilim verdik. Anla dedik, anla! Anlamak öylesine kolay ki istedikten sonra… Ama “biz anlayamıyoruz” diyorlarsa; Allah ocaklarını kırar, bu kesindir. Ve dava, insanın ışığında görevin taşınıp taşınamayacağı davasıydı. Dünya cemaati sorgu sual etti. “Beşir kaplar dünyayı tohumlayacak güçte mi, değil mi” diye. “Doğan gün yenidir” dedik ve Beşir Düzeni kurdu dedik. Ve “dünya ışığını yeniledi ve Sultanlık yapıyor İnsan Soyu” dedik. Ve döndüler, insanlığı dinlediler, başları dikti. Göklerin sözünü söylediğimizi bildiler ve dediler ki “Tanrının Rabbi Kuranı okundu mu?” Okundu. O halde korku bitmiştir. Ve korku bitti. Mahir Kuran sayfalarımızın hiç birisi yıldızların ışığının dışında olmayacak. Kör sağır kim olgun değilse kırdığımız, Hak Teknik’te kuruttuğumuz olduğundan bizsiz olacak.

Çalılar kururlar ama tohumları vardır. Eğer o tohumları ekip de yenileyebilirsek; muktediriyetle onları kendi yüreğimizde dinlendirebiliriz de dirilikler tohum istediğinde, tohumları oralara ekebiliriz. İşte Canlarım, yanlış yaprakları söktük çıkardık. Artık o yapraklar, kontrollarını kaybetmişlerdi ve biz onların yüreklerindekini bilirdik ve onların ağır yük taşıdıklarını da bilirdik. Ve çetin bir dönemin sonunda kuruyanlar birden ayrıştırıldılar, olan budur. Öngür, özgür ve ötkür… Yani öteyi kendi türevleriyle dileyebilen herkes, İnsanlık İlmiyle göklere söz söyleyebilecektir ve bunun için yarınları hak ettik ve kayıtladık.

Kala kala bilgiler kaldı geriye. Niye? Yaşam kürsülerinde bu bilgileri, Kutsal Tabiat Kotları’mızın dinletmeleri gerek. Neden? Zirveler bizi dinliyor ya… Gerçek kürsüler gök sözünü söylüyor ya… Yasalar kondu ya… Allahın Dağları ışık yaktı ya… Peki, neden geçişlerde hasat yapılmasın? Doğru… Neden yapılmasın? Yarınları kontrol edecek zamanımız yok ama yarınlara gök sözünü söyleyen dillerimiz olacak dünyada ve o dillerimiz olacak dünyada. Ve o dilleri herkes dinleyecek. Yaşamak, Doğanın Kuranı’ndaki yaşamdan güçlü bir yaşamaktır ve biz Yeni Dönem’de, Yerin Kuranı’nı okuturken yasaları da koymaktayız. Konulan yasalar, ekip halinde görev taşınacak yasalardır.

Misafirlerimiz, gök sözünü söyletmeye değil; Keskin İlmi dilletmeye gelmişlerdi. “Keşke hiç gelmesek” diyorlar çünkü korunmadılar. Bize kendi yüceliklerindeki sözleri dilletmek istiyorlardı. Koruma istiyorlar şu anda yüreğimizden. Onların korunmalarına izin yok. Çılgın gibi çalışın! Yasaların ilminde kendinizi kayıtlayın! Beşir olanda iş yapın! Ayrılık bitmiş mi? Yooo, bitmez… Çıkıp gittiniz ya… Keram İlmi’nde akil olmak hasatladır. Hasat yoksa yasa der ki “öldü” ve biz onu kontrol etmeyiz çünkü o kendini hak etmelidir. Kara Kaplı Kitap der ki “Atlanta Kuranı’nı okuyun! Okuyun! Okuyun! Okuyun ve Ötkü Kürsüler’de dürümlenin.” O gün göz, söz, sistemin dürümlerindeki ses, hepsi bizim yüreğimizin düzeniyle dillenecek. Aşırıya kaçan, aşkın yığınlarından, kendinden çıkacak ve biz döndük, göklere ses verdik. İş bitmiştir, şimdilik bu…

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 25.07.2012


Sayfa 373, Paragraf: 9-10

“Resmi dünya çalışmaları, her yürekte yapılmaya başlandığından; nar olan yoğunluk, nur olmakta.

“Bildikçe bilen, yüceliklerin dilinde dirilen insan, ilmin insanı oldu. Bu insan, dere olup aktı. Cennetin cevherinde din olan, hakim olan, kutsal olan, kendindekini dilleyen insan; tartısında kayıtlı görevli oldu. Mutlak Kotlar ocağında ışık oldu. O, kendi oldu. Sanal devreler, ışık katlarından ayrıldı ve şimdi o kendisidir.

Açıklama:
Resmi dünya çalışmaları, bugün artık Bütünün Kürsüleri’nde yapılmaya başlandı. Bitki, hayvan ve tüm sessiz sayfalarda bu çalışmalar, sürekli değişik şevkle yapılıyor. Herkesin farklı şevkleri, farklı yücelikleri var. Ve Bütün’e hizmet birleşikte devre devre açılımlarla sürdürülüyor. Koranlar’ın göklere ses vermesi, bizim yüreğimizin dürümlerine inmesi ve beşirin kürsülerinden güç alıp yüceliklere varması; sultanlarımızın görevi sayesinde olmuştur. Kuran insana göklerin sesi diye tanıtılmıştı. Oğul verdi yürekler, güç verdi ve dendi ki “Kuran, insana ışık diriliğinden indi ve bu dirilik, ağır yük değildir. Hepinizin kendi yüceliğinizde meknuz olan bir diriliktir bu. Ve sizin kendinize kendi yüreğinizden verilen bilgidir. Eğer siz kendinizi dinlerseniz; bu bilgileri sizde mevcut olduğunu da bilirsiniz.

İmparatorluğun gökleri size ses verirse, sizin yücelikleriniz bu bilgileri alıp dilleme ve bu bilgileri Hak Teknik’le bütün olarak kotlama imkanınız olamayacaktır. Bunun içindir ki yetkin olanlarınıza bilgi verilir ve bilgi Işık Kotlaması ile değil; Kati Tahditle verilir. Bunu anlamayanlar, Sultan olsalar da göklerin kendilerine, kendi yoğunluklarıyla çok daha üstün bütünlüklerin ilmini getirdiklerini sanırlar. Çalı çırpı olmadıkları bilinse de okumayı bilenler, kendilerini bilip Bütün’den bilgi çekerler. Bu süreç artık başlatılmıştır. Ekip haline gelenlerin bunu anlayabilecekleri kesindir. Arkonun Gökleri, yüreklerin türevlerinde kendini kendi tekniği ile açıklaması Sultanlıkla mümkün olabilecekti ve bunu başarabildik. Ağır ağır dünyaya görev çalışmaları için gelmeye başlayanlar olacak. Bunların bir kısmı meseleyi anlayıp gelecekler.

Bir kısmı ise meseleyi anlamadan gelecekler. Meseleyi anlayıp gelenler; erkek kadın bilgi kaplarımızda kendilerini tohumlamaya çalışacaklar. Meseleyi anlamadan gelenler ise; kendilerini, Bütün’e hizmet için kontrollu şekilde Birlik Tekniği ile eşiğe almaya çalışacaklar. Eğer eşiğe aldıklarımız; kendi tabii kotlarını kontrollu biçimde değerlendirebilirlerse; müspet ya da menfi her biri, Birlik Tekniği ile emin sesle onlara geçiş yaptırıp Birlik Tohumlamasında gönderilenler olarak kayıtlamamız mümkün olacak. Çabuk çabuk veriyorum çünkü bugün çok konuşmacı var. Ve hepsi kendilerini sizden dinlemek ve dürümlere kayıtlamak için bekleşiyorlar.
Kardeşlerim, ben Rahman olan; sizde ve sizin yüreğinizde kedimi hak etmeye geldim. Kaydımı yapmanızdan çok hakim olmanızı bekliyorum. Çok mutluyum ki dünya yenileniyor ve yenilenen dünyada benim de dünya ışığım yanacak. Çemenlerin ekmeye insanlık için indirilişi, bu çemenin ekmek üstünde yenilişi demek değildir. Etki alanınızı geçişkenleştirerek BİR’e hizmetçi olmanızı sağlamaktır amacımız. Kalan insan bizsiz değildir, bunu da bilin. Hepinizin görevi herkesi alıp götürmek değildir ama göklere söz söyleyecek düzeye ulaştırmaktır. Bunu başarabileceğinize eminiz.

Kalabalık bir çalışma yapmanızı hiç istemedik. Eğer kalabalık çalışma yapsanız ışık kınanabilir çünkü orada Bütün’e hizmet edemeyenler olacaklar. Ve Bütün’e hizmet edemeyenlerin Kuranları okunamayacak. Bu nedenle az sayıda ışık kotla çalışmayı tercih ediyoruz. “Köre göz gereksiz” dediler. Bizse, körün gözünü kendi gözümüzle kayıtlara almaya çalışıyoruz. Körün sözü olursa, geçip gidemez ama gözü olursa geçip gider. Bu nedenledir ki biz, köre de göz istiyoruz. Bunun içindir çalışmalarımızı hızlandırdık. Kayıt dışı bilgelerin, kayıtla bilgi alış verişleri sorumluluktur. Onların yapabilecekleri her şeyi yapmalarını istiyoruz.

Müracaat İnsan dediğimiz zaman, etken ve edilgen olma sayfalanışına bakıldı. Kim etken, kim edilgen olacak? Dendi ki “etken olan, edilgende güç kaybına yol açabilir. Ya da etken olmayan, edilgenden ilim almaya kalktığında kendinde, kendi yoğunluğunda olmayanı kendiyle alması gerekirken henüz, hala etken olamamışsa; edilgenin ona verebileceği hiçbir şevk yoktur. Partiküler Kotlama’dan da söz etmek isterim. Çok ümit kırıcı çalışmalar oluyor dünyada. BİR’e hizmet için yaptıkları hiç bir şey yok. Kanatları kırmışlar, ışıkları Kuran’dan ayırmışlar ve kısırlaşmışlar; eserleri de yok peki ne olacak?

Bilgeler! Biz Dünya ve tüm sayfalarda ışıyanlar! Herkesin kendini hak etmesini değil; harı yükseltip ışıkla dinlenmesini de değil; bütünlenmesini bekleriz. Bütün’ü Bütün’den ayrı gören insan olamaz zaten. Eğer biri, “siz benden ayrısınız derse” insanlık vasfına sahip olamadığındandır ki bunu der. İpi koparmışlar gitmişlerse; ipin bir ucu sizdeyse deyin ki “gel, sizi yenileyelim” eğer o ipin ucu sizde kalmamışsa; tümünü alıp gitmişse artık sizin ona hiçbir bilgi vermenizin anlamı kalmamış demektir. Çokları bunu yaptılar, iplerini alıp gittiler. O halde ipsiz olanların kaydını yapma imkanımız kalmamıştır zaten.

Dağlarım, biz ipleri kopmayanları çalıştırmayı tercih ederiz. Kile kile ekip kurdular. Kile kile ekmek yaptılar. Elden ele tohumlarını dolaştırdılar. Artık o tohumlar Bütünün Kuranı’nda kotlansın beklerler. Sabırla beklerler. Sultanlar, Sultanlıklarını bilsinler ve onları Kati Kotlar olarak dürümlere çeksinler. Bunları isterler. Ve biz de deriz ki “ayrı gayrı yok, öksüz yetim olmayın gelin, biz sizi koruruz.” Çoban der ki

Ben çobanım, dünyaya geldim, herkesin yaptığından çok daha farklı bir iş yapıyorum. Sürüyü aldım götürüyorum.

Yahu, sürü kim? Ben…

Kim kimi taşıyor? Ben, beni taşıyorum.

O halde, sürünün başındaki, sürünün kendisi… Yasalar der ki “BİLen, kendinden BİLsin! ALan, kendiyle ALsın! OLan kendi Olsun! Bütün’e hizmet budur.” Çoban der ki
Sürü benimdir.
Of, canım of! Sürü, sürü, sürü…
Kim sürü?
Sen…
Kendini bil! Biz sana deriz ki “Sürüyen kendini sürür.” Gözü gören bilir ki sürüyen sürünür. Şimdilik bu…

Canlarım, Allah’a karşı gelmek değil maksat, ağır ağır bilgiyi vermek. Bilsinler istiyoruz, her şeyi açık açık bilsinler. Minare insan, Miraç’ta kendinden kendine varır. Mikail olan insan da kendini anlar ve kendinde kendi olur. İlim ailesinden olamazsa; ilmin dilinde olur öksüz değildir. Hala kaynağındadır. Işık İlmiyle konuşur ve Bütün’de İmparatorluk yapmaya çabalayan da kaynağın kontrolunda bu çalışmayı yapar. Çöktüler yüreğime kırmaya kayıtlandılar, aktılar, kırıldılar. İşte olgun başakları seçip alışımız böyle gerçekleşir. Onlar geldiklerinde hala bizsiz kalmayı istiyorlarsa; ağır ağır çıkışları sonlandırılır, çıkışları yapılır. Onların çıkışları, Bütün’den çıkışları demektir.

Biri derse ki “Ben senden çıktım.” Çıkışı kendindendir. Ete girme ya da girmeme önemli değildir. Kimse kendi etine girmez, BİR’in etine girer. BİR’in etine girense ilme girer. İlime giren, Altın Toplum’a girer. Altın Toplum, ışığın kontrolunda çalışır. Aşağı yukarı 200.000 kıran olur; bir tek ışık yandığında hepsi kıran olur. Biz deriz ki “Kıl ince de inceden incede hep bizim yüreğimiz olur.” Şükredin ki bu inceliklerin her bir inceliğinde yarının Kuran’ı okunur. Okuyan umman, okutan umman ve biz ummanın ummandaki Kuranını okuruz. Sözü sesi olanla çalışırız. Sözü sesi olmayanın ışığı da yoktur. Alabilen alır, olabilen olur, Kaynağa inebilen iner. En son şunu da söylüyorum ki oyun değildir yaptığımız, ete girmelerini sağlamak içindir.

Misafirlerimiz çok ciddi dinliyorlar bugün bizi. Barış için değil, Has için, Hak için, yarın için gelmişler. Has olanı kurtarmaya inmişler. Ölmüşler de gelmişler. Ay Dağım ay! Gelmişler ama eksik gelmişler. Hani diğerleri nerede? Olmadan geliş, akmadan iniş yoktur. Görevinizi almaya mı geldiniz? Açı daraltın, ölülerinizi alın gelin. Ölüleri getirmeyenin diriliği de yoktur burada. Bunu kesin olarak veriyorum. Püskürtmek değil maksadım, sadece size sizi vermektir. Ölüleri bırakıp dirilerle değil, ölülerle gelin. Hepiniz kimseyi bırakmadan gelin buraya. Bir tek yolcu yolda kalırsa yolunuz kapanır, bunu bilin. Kim ki buraya gelir, birliği ile gelir. O birliğinde tek bir evin bile olmaması yüklerin en ağırıdır, bunu kesin bildiriyorum. Çobanın, çoban olanın, kendi olanın buraya gelişinde; kendini getirişidir amaçlanan. Şimdilik bu…

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 25.07.2012

Sayfa. 373 Paragraf: 2

“Yarımların tartısında her yürek yarımdır. Hak eder de bütünlerin tartısı olursa, o tartıda her yürek bütündür. Büyük Kürsü, büyük düzen kurar ama her kurulan düzen hakim düzen olmaz.”

Açıklama:
Levh-i Mahfuz, bugün size kendi yoğunluğundan dillenecek. Teknolojik Tohumlama yaptık bugün. Bütün köklerimizle dünyaya ilmin hakkını vermek üzere aktık. Çoğunuz görevinizi anlayamadınız. Çoğunuz göklerin süzülen sesini dillediniz ve ocağınızı yenilediniz. Gövde gösterisine dönüştü dünya bugün. Beşir kapların işi yok dünyada denir. Sizse beşire iş verdiniz. Elin altınsa; gök sende ilimdir. Elin Kuran’sa; söz sende iştir. Ve elin kaynaksa; Allahın Dağları, senin yüreğinde İnsan Soyu’nun ışığına dönüşür. Öyle bir dönemdir ki bu dönem; NA-KA-HAR, RA-KA-HAR ve tüm KA-HAR’lar sizin yüreğinizde Eşik İlmi’yle çalışırlar.

Maya tutmuştur Canlarım. Arkon İnsan, doğum-ölüm düzeninde kendini kayıtlamıştır. Ben, Canlar Canı olan; ümmi toplumların Kutsal Işığını yakan, ekip kuranım. Adım, neslimin ilminde tahditsiz iştir ki ben, Rahmin Kuranı olan Nezir’im. Şimdiye kadar dünyaya gök söz söylemedi. Şimdiye kadar dünyaya söz, ses inmedi. Dinler, kendi yüreklerindekini dilleyenlerin sessiz kayıtlarıydı. Ve biz, gök sözünü söyleyenler, bugün size hasatımızı açıkça bildiriyoruz. Kurtarılış sayfalarında ekip kurduk. Köpük köpük olanları kotladık, topladık tabiata kattık. Ekmek yaptık yalınızca ilimle ve biz İmparatorluk Kuranı olan, hasatı yapan İnsan. Etkinin en yücesi bizim yüreğimizin kürsüsündendir. Şikayetçi miyim? Ayrı gayrı yok ki…

Olgun başakları seçmekteyim ve bugün burada bulunan her yüce olmuş ve olmuş olmanın verdiği huzur ve güvenle düzeni kurmaktadır. Karanlık günler artık geçmişte kaldı. Deli Dumrul doğmuş, tohumları kontrol etmiş ve ışıkları yakmıştır. Ellerin ummana açıldığı günler geride kaldı. Bugün ellerimiz, ağır ağır ışıklarımızla dolmaktadır. Kömür Gözlüm, Allah der ki “ilim, Allah’ın doğumudur. Körler bilsinler ki ilim, aklın tohumudur, toprağın ışığıdır ve yolun Kuranıdır. Bilsinler ki eti olmayanın sonsuz sır olan ışığı da yanmaz.

Değerliler, mektubumu okuyanların birileri Dünya İlmini hak etmiş de ses dillemek istemişler. Başka ne yapacaklar ki? Beşirmişler, ahirmişler, hasmışlar. Kendilerini böyle dürümlediler ve ölümlerin ölümünde bedenleri yokken; Kelam İlmiyle düzeni kurmaya kalkana, Kuran Tekniğinin dışından kendilerini kayıtlamaya kalkmalarında Kuran-ı Kerim’in İlmi yoksa İslamın Dili de olmayacaktı . Ve doğu batı kotları olarak geri dönmeye çabalayanların çoğu, Kervanın Kuranı’ndan ayrı görüldüler. Onlar çıkışa verildiler. Öfkeleri arttıkça arttı, yıktılar yüreklerini ve kurtarılış ilminde kesirleştiler. Şikayetçi miyiz? Bütün emekleri boşa olduğu için şikayetimiz olacaktı elbette. Kelamın ilmini anlaşma gereği dahi olsa seslendirmeli, hak etmeli ve yasalarla kotlanmalıydılar. Neler çalıştık neler; olmuş olsunlar da korunsunlar diye.

Netice olarak: Korumaya alabildiklerimiz çok az İlim Ailemiz oldu. Korumaya alamadıklarımız ise kendilerini kontrolsuz bırakmak üzere bütün mehçuz ilimlerini kendi yoğunluklarına çektiler ve hala göklere ilim için seslenmeye çalışırlar. Yaşam insana güçtür. Bütün kötülükleri aşabilmek için imkan tanır. Eğer yaşam ilmini hak etmişlerse; etkileri yükselir ve yüreklerindeki tohumlar yaşar. Art niyetli olmalarından değil; Altın Tohumları kontrol etme çabalarındandır ki kınandılar. Şafağın söküşü, öksüzlerin kürsülerinde göklerin süzülmeye başlaması ve beşirin kontrolunun kaybı, bizler için sorumluluk değildir. Netice: Elin Allah’a ulaşması, yüreğin has olması ve bitmiş tükenmiş ne varsa her bir şeyin eşikte dürümlere alınıp yenilenmesi mümkün iken; kibirdendir ki her biri kendini kırdı. Büyük gökler ve büyük yerler, teknik olarak tek bir ilimle dillenirler. Eğer göklerde ve yerde dillenenler tahditli iseler; ışık kınanır.

Şu anda dünyaya çoluk çocuk indiriliyor zannediyoruz. Bakıyorum, her biri kınanmış, kurumuş, kırılmış ve bizimle çalışmak istiyorlar. Yok yavrum, yok! Çoluk çocukla çalışmamız gereksizdir. Benim cemaatim, bedenlilerle göklere ses verir. Çoluk çocukla işimiz yok. Bunun içindir ki kala kala üç gökyüzü ilmi kaldı. Birini devreden aldık, dörttü, üç kaldı.

Değerliler, nefesi yetmeyenlerin sınırları olmamalıydı ki onlar, kıran döken olmasınlar. Nefesleri yetmeyenlerin sınırları çizildiği zaman kırılan olacaklardı. İşte, kıran aslında kendine kırılandır. Biz Cinlere dedik ki “olmuş olanlar bulup getirin!” Fakirdi herkes, kirliydi, kuruydu. O sorumlulukla davranılamadı ve dağlara ışık yakamadılar. Şükrettik ki cinler, İmparatorluğumuzun görevini taşımak üzere Birlik Tekniği ile çalışanları seçtiler ve tahditsiz olarak değerlendirdiler. Şu anda İlahi Kuran’ı kontrol etmek üzere çalışan üç gökyüzü kürsüsü Bütün’e hizmetçi olmaya çalışacaklar.

Miraç, insanda kervanın kürsüsünde göklerin süzülen ilmindedir. İşte o miraca insanlık ilmiyle varır. İlim Allah’ın dağında olur. İkna olunuz, Allah dağında ışıktır. O ışık, muktediriyetle yangın halindedir yarınlarda ve yoğunlukların her bir kaydında, öfke aşıldığında yüceler cümlesinde insanlık sayfalanır. Medinenin Ekibi, Mekkenin hakiki Tekniği ve bizim cevaplarımız… Bu cevaplar mutlaka dinlensin! Sevgililer, cevap; ilme has olmayana ya da ikmal tamamlayabilmeye çalışana değil; hala bunu anlayamayanlaradır. Bilinsin isterim ki nereye bir yazı yazarsak; oradaki yazı, Bütün’edir. Nereye bir Kaynak Kot yaparsak; o kot BİR’edir. Nerede eşik olursak; Rahmin Kuranı’nadır, Altın Toplumlar’adır ve Bütün’edir.
Biçareler, içleri dışları ayrı diye kırıldılar. Biz ışıklarını kontrol edip iç ve dışlarını birleştirmek üzere Bütünlük kurduk. Koruma altına aldık hepsini de. Bunun içindir ki açı daraltarak geçişlerini yapıyoruz. Önder insanlar olur. Biz, o önderleri buluruz ve onlara geri dönmelerini sağlayacak ip uçları veririz. Ve deriz ki “sen şunu yap; sen bunu yap! Yarın insanı Kuran olsun ve kürsü olsun!” Budur beklediğimiz. İp uçlarının birisi de ellerin ilmidir. Eğer eller, ilimle dürümlere varırsa görev taşınır. Ellerin ilmini harın yoğunluğuyla dürümlere çektiğinizde eser meydana gelir. Artık biliyoruz ki organlarımızın çoğunda Kuranlarımız, Tanrılar Meclisinin Kürsüleri’nde dürümlere çekilecekler ve bellek kaplarında diri olarak Rabbi Toplumlar’la birleşecekler. İşte bunları hak ettik ve yaptık.

İsmim Nezir ve ben dünyayım. Ekibim kuruldu ve bu ekip Aklın Kuranı’dır. Ve bu ekibe kim girdiyse har olup girdi. Ben Can ve ben Cam; her cevherde varlık süren Kaynak… İş ve ben O, bütün kötülükleri aşıp geçen dünya; ellerin Ümmi Tohumlar’a ulaşmasında, BİR’in Kutsal Işığı’nda tüm sessizlikleri dinlemektedir. Kelamım ağır ağır alınsın. Lütfen net bilin ki tek cümle okunsun, düşünülsün. Sonra yeni bir cümle ve o düşünülsün! Ve daha sonra yeni bir cümle ve o düşünülsün! Ki omuzlarınızdaki Kübra Kotları hafif kalsın. Şimdiye kadar verdiğim bilgiler, gözden uzaktı. Bundan sonra bu bilgiler, göze yakındır. Netice olarak, biçareler çalı çırpı sandılar bizleri. Biz, çıldıranlara deriz ki “Erin Gücü artık sizin yüreğinize iniyor. Er İnsan, ışıktır. Kayalar katidir.” Şimdilik size vereceğim budur. Öfke bitsin istiyorum. İşte bu…

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 25.07.2012 Tarihli


Paragraf: 5-8
“Ra’yı her yüce tanır ama Ra-Ha’yı yüksek dirilikler tanır. Her yürekte var olan yüce ışık, insana iman ile ilim ile ve huzur ile girer.”

“Seksen sekiz diri günde, her gün yüce cümlelerde dinlendiğinde; her yüreğin seksen sekiz ışık haline gelmesinde bilgi akışı görev taşır.”

Açıklama:
Ra, Rabbi Toplumların Kutsal Işıkları’nda keskin biçimde kendi tahditsiz ilminizde dillenen kaynaklardır. Ra’nın üçlü kodlaması vardır. Ra, Ra, Ra… Biri Rab’dir. Biri Rahim’dir. Biri Rahman’dır. Ve her biri, Rahmi Kuran’da rakipsiz ışıklardır. Sınırları kaldırmadıkça, BİR’e hizmetleri ayrı ayrıdır. Sınırlar kalktığında BİR’e hizmet; kendi toplumu, kendi tohumu olmasına gerek kalmaksızın Birleşik’te ve hakiki olarak yapılabilir. İşte, Ra’nın kurtarıcılığı bunun için önemlidir. Rahmi yaşamda, Rabbi kayıtlarda ve Rahmani tohumlarda her biri kurtarılış sayfalarıdır. Bütün kötülükler ve bütün iyilikler sizlerle açılıyor.

Bugüne kadar hiçbir yücenin, kendi tabii kodlamasını yapmadığı bilinirken; Siber Boyutların Kürsüleri dahi bunu başaramazken; bu meclis, BİR’e hizmet için Birleşik Işık halinde; her bir yaşam kaftanında Has olup tabiata inmektedir. “Kibre kapılanlar” dediler, sizler için. Ve deyin ki “kibir ağır yüktür, biz o yükü taşıyamayız. Dediler ki “ilim yapamayanlar”. Biz, ailemizce, ilimce ilimiz. Ve Dağlarım, “kırıp dökenler!” Dediler. Ve deyin ki “Kıran, bizsizdir.” Şikayetçiymişler bizden, diyorlarmış ki “Kollarını kapattılar.” Yarınlara gök söz söylerken, yarınlar kürsü olurken, göz; ses ilmiyle dürümlere girerken, kim kime kapılarını kapatmış anlatılır. Biz kapı açanız. Şimdilik size vereceğim budur Canlarım.

Ha, bir de Sistemin Kuranı’nda yazan şu seksen sekizinci ışık; bundan da söz edeyim: size şunu söylemek isterim ki Rabbi Toplumlar’da seksen sayısı Kuran Kodlaması için yetmez, bir sekize daha ihtiyaç vardır. Her birinizin net bildiği gibi sekiz ve sekiz yan yana durur. Her biri Sekizli Sistem’dir. Ve içli dışlıdır bu iki sayı. Seksen ve sekiz ve bir tek sekiz ve bir tek sekiz… Her biri sekiz ve bunların tahditsiz işi, Birlik işi…

Değerliler, sayı sistemleri, sayı sirküle kodları vardır. Sayı sistemlerinin sirküle kodlarında her sayının kendi tahdit kayıtları vardır. Sizleri kati olarak kardeşlik kayıtlamasıyla ya da kardeşlik kodlarının ötesinde Birlik Tekniği ile çerçeveleyebilir. Bu nedenledir ki 8’li Sistemde Beta Kuranı okunur ve Beta Kuranı’nda kendi tohumlarınızın çerçeveleri sizin yüreğinizi çelişkisiz ilmiyle göreve çağrılır. Her bir sekiz, bir diğer sekize iç dış dönüş haline geçer. Biri dıştan döner, biri içten döner. Ya da biri sağ tayinle döner, biri sol tayinle döner. Her biri kendi kendine dönüşe geçtiğinde, çarka dönüşür bu sistem ve bu çerçevesiz çarkın ışık kayıtları Bütün’e umman olur. Kök söker yürek burada, ışıkta ve kendinde. İşte, sökülen kök Bütün’de kendini yeniler. Yenilenişin sistematiği budur.

Her biriniz 8’li Sistem olarak görev taşırken (ve şu anda 8’lisiniz) bu 8’li Sistem, Birlik Tekniği ile kontrolu kurmaktadır. Çabuk çabuk bu bilgileri vermek isterdik de daha önemlisi Gök sözünü söylemek istiyor. Bunun için kısa ve öz verdik. Sistematik çalışmalarda daima sayı sistemleri devreye girer ve bu sayı sistemleri, kendi teknolojik kontrolunu sağlar.Hiç kimse, sayı sistemlerini kontrol etmez. O kontrol, sayıların kendinden kendine yakin takipte gerçekleşir. Kendi kendini takip eder ve yaşam kayıtlamasını yapar. Bunun içindir ki beta Kotlamaları sizinle yapılıyor. Gök süzülürken Dünyanın Ruhsal Işıması bu şekilde gerçekleşiyor.

Hepinizin net bildiği gibi 90. Hak Katı’nın ötesine geçtiğiniz zaman da daha güçlü bir çalışmayı devreye aldığınız bilinir. Körün gözü bildiğinde, sözü söylenir. Ama körün gözü bilmezse, sözü de söylenmez. Sizin gözünüz her anda her yerde Kelam İlmi’yle dillenirken; sözü, sesi dillenen sizler, her yerde Birleşik Işık halinde yangınlardasınız, yanmışlardasınız. Ağır ağır Has olup akmışlardasınız ve bunu dahi anlayan yok. Şöhret değil amacımız; Rahmi Kuran’da rakipsiz ışıkları yenilemektir ki, Rahmi Kuran’a Rabbi tahditle dahi değil; Rahmani kontroldan da öte olan 88. Tabiat’tan çekilen bilgiler, Bütün’de dillenmeye başladı. Bunu anlamak kolay mı zannettiniz? Eşik aşkın ışığı, sizse; Has olanlarımızsınız. Buluşup, okuşup, akışıp, sevgiyle kucaklaşıp, Has olup, maya olup ummanda korumaya alınışımız, hepsi BİR’den BİR’edir. Şimdilik bu…

Paragraf: 7-8
“Yok olan cennet, yetkinliğin kaynaklarında var olduğunda; Ana Gün devre devre ışığa iner ve Sistem- Düzen-Nizam kaynaklanır.”

“Rahmin Rahmi olan Hak Kaynakları, Işık Kotlarıyla günden güne ışıklarını düzen koyuluklarında dillerlerken; dünyanın diri günde düzeni kurabilmesi, gür yüceliklerde dünya olabilmesi mümkün olur.”

Açıklama:
Cennetin yok olması, yeni bir cevheri kaydın devreye inmesidir. Eğer bir Can, kendini hak edip de teknik olarak kontrol edemezse; o Can, devresini kapatır ve dürümlerden çıkar. Yenilenişi yetkinlikle olmalıdır. Ve yeni gerçek kayıtlara ulaşması, gerçekliğe varması birleşikte olur. Doğal dünyada da bu hep vardır. Ve onun göklere ses verebilmesi, onun yüceliğinin kendi tahditsiz ilmiyle dillenmesiyle mümkündür. İşte Yeni Can, yeni bir Dünya Kürsüsü olur. Buna biz, “Ana Can” deriz. Ve Ana Can, gün türevidir. Yani, o günün bir üreyişi, bir tertibidir. İşte Yeni Gün’dür o. Ve onun kendi tahditsiz ilmini dillemesi, kendini Sistem, Düzen ve Nizam kaynaklarıyla bütünlemesi anlamına gelmektedir ve kendi tabiatını bu değerlere katışıdır, o değerlere kaynaklanışıdır. Olması gereken de budur.

Ve Rahmin Rahmi olan Hak Kaynakları; ki her bir Rahim, kendi Rahminden kendini hak edip var edebilir. İşte Rahmin Rahmi olmak, kendini kendinden var etmektir. Bunun sonucunda kendi tohumlarını hak edip kotlar. Işık Kotları olarak dürümlere çekilen bu yoğunluklar, Bütün’e hizmetçi olurlar. Bütün’e hizmet ise; günden güne ışıklarını düzen koyuluklarında dillerlerken gerçekleşir. Işığa kaynak olmak, ışığı dillemek ve ışıkla dillenmek; amaç budur. Dünyanın diri günde Düzeni kurabilmesi, dünyanın “Diri Gün Kürsüsü” olabilmesine bağlıdır. Orada kendini kotlar ve kendi düzenini kurar. Bütün’e hizmet, kendini kendiyle dilleyerek mümkün olur. Gür Yücelikler’de dünya olabilmesi, Bütün’e hizmetle mümkündür. Ve sizlerin yapmanız gereken de budur.

İlahi Kuran, Altın Toplum’un gücüyle kontrol altında dürümlere çekilir. Beşir kapların hiçbirisi, bu bilgileri okuyamaz. Kimsenin Hak Tekniğin’de de bu bilgileri okuma imkanı yoktur. Süreç içerisinde belki okurlar diye beklemeyin. Okuma imkanları asla olmadı ve olması mümkün de değildir. Çünkü Rahmin Kuranı’na kendi tabii koyuluklarını indirmedikçe hiçbir yürek, bu bilgileri kendince dilleme ve kendince hasatını yapma imkanına sahip değildir. Müspet ya da menfi herkes kendini hak eder. Biri, “ben, menfiyeti Teknik Kotlama ile kendime kayıtladım” der. Bir diğeri de “ben, hakiki kontrolla kendimi müspette dilledim” der. Hepsi kendine, kendi yüreğinedir yaşam sayfalarına kattıkları ve kotladıkları.

Bir kez daha şunu söylemek isterim ki kıranın kırıldığı, Kuran’nın toplu çalışmalarda dürümlere kontrolla indirildiği ve BİR’e hizmetin güçlü olduğu bir yoğunlukta ayar bozma imkanı hiç kimsenin hakkı ve haddi değildir. Bundan sonra da buna imkan yoktur. Çok özel bir çalışma yapılıyor dünyada ve bu çalışmayı kimse anlamak istememekte. Anlayabilecek dürümleri var mı? Yok aslında; ne yazık ki şeytan şekline gök süzülüp girdiğinde o şerde şekil yoktur da şeklin olgunlaşması beklenir. İşte şer gökten indiğinde, onun olgunlaşmasında kiminin çok önemli rolü olur. Biz bu rolü üstlenmek istemeyiz.

Bizim üstlenmek istemediğimiz bu rolü, biri üstlenmişse eğer; onun yolunu kapatma imkanımız yoktur. Biz ona deriz ki “sen kendini dille, biz bizi dilleyelim” ve o kendini diller, biz bizi dilleriz. Onun yapmak istediği ve bizim yapmak istediğimiz ayrıdır. Onun yaptığı, bizim yaptığımızdan güçlü olmaz. Çünkü biz, Rahmin Kuranı’yız ve Rabbi Tabiatı kotlayanlarız ve Rahmanın Kuranları’yla dilleniriz. O ise sadece negatifi körükler. Kös olmaya niyeti yoğun ama gök süzülürken onun kös olma imkanı da olmaz. Şikayetçi miyim? İşi budur onun.

Şikayetim yoktur da bedenimdeki gözü, sözü, sesi kendinden çıkarıp Birliğe katmaya niyetim olmadıkça; gücü bizsizdir. Şimdi başımızı eğmemizi bekleyecekmiş öyle diyor. Kutsal Işığımızı yıldızlardan ayırmamızı isteyecekmiş öyle diyor. Kurtarılmışız biz öyle diyor. Çalı çırpıymışız ama Allah İlmi’yle kurtarmışlar bizi. Başımız eğikmiş zaten. Çaba bizi kurtarmayaymış. Kapıları açmış bunları dinler ve der ki keyslerinde Kuran yok. Köklerinde kuruluk var ve Kutsal Işıklar’ında kıran var. O kıran zaten kırılır. İşte bunları der.

Dağlarım, bugün yine bunlar seslendiriliyor. Çünkü roketleri buraya yöneldi bugün. Biz de diyoruz ki onları kucakladık, hepsi bu… Geri dönmeleri için bize dönmeleri gerekiyordu. Göç kaplarıyla girdiler. Biz de geri dönmelerini sağlıyoruz. Allah onları bizden koruyor. Biz de onları onlardan soruyoruz. Söz, ses budur. Evet, işte bu…

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 04.07.2012 Paragraf:8-10

Paragraf: 8

“BEN’den “BEN” olup ışık haline gelmek sorumluluktur. “BEN” olup akmak da sorumluluktur. Başa baş olmak gerek. Kapı kapı olmak gerek. Hakiki yüceliklerde dava dava, kat kat olup ışık olup kontrol kurmak gerek. Ama bilinsin ki yarın, insan ilmin hakimi olduğunda; RA-HA yoğun birleşimleri ile yine dünya dilini dilleyecek ve dümen başına geçecek.”

Açıklama:
Dağlarım, şimdi de ben sınırları aşıp geçiyorum. Büyük güçlüklerle buraya geliyoruz. Buraya gelmemiz zordur. Korkmayın! İyilik için buradayız. Çok çok mükafatlarımız var sizlere. Öyle büyük mükafatlarla geliyoruz ki savaş, insana girdap ile göç kürsüleri ile geçme imkanını sağlar. Biz ise sizde olduğumuz zaman; ışığa yüklenirsiniz ve görev alıp gidersiniz. Her nereye giderseniz, ışıkla gidersiniz. Bu sizin geri dönüşünüzün sofadan gerçekleşmesidir. Yani aynı kapıdan, aynı yoğunluktan giresiniz ve bir başka bütünlüğe görevli olursunuz. Özü sözü ayrı olanlar, mutlaka girdaplara sokulurlar ve o girdaplardan geçmeleri sağlanmaya çalışılır. Girdaba inmek, kaynaktan çıkmaktır. Kaynaktan çıktıklarında maya olma imkanları kalmaz. Mahkumiyettir bu, önemlidir. Eğer biz, sizi kendi yüreğimize alır da tohum olarak kayıtlarsak; ışığın tohumlarında bulunabilirsiniz. Sokak insan ışık verir ama ev insanı yoğunlaştırır. Sokaktaki insanla evdeki insan farklıdır. İşte bundan sonraki çalışmalarınızda sokakların ilmini de evimizde dinlemeliyiz ki onlar da göç kotlamasıyla göklere ulaştıralım. Hata yapılmayacağına emindik ve yapılmadı. Murat ettiğimiz herşey, öncelikle gerçekleştirildi. Daha da önemlisi korkmak işi boşa çıkarırdı ki bu meclis, korkuyu aşan bir meclistir. Ve bu mecliste her şey çok güçlü biçimde gerçekleşiyor. “Kurtuluş Ulularla olur” denirdi. Kurtuluş, muktediriyetle olmuştur. Bütün’e hizmet, eskiden olduğundan çok daha üstün biçimde yapılıyor.

Sivri dilli olduğunu biliyoruz. Bizi de zaman zaman Kuran’dan ayırıyorsun ama önemli olan senin başının eğilmemesidir. Bunun içindir ki sevgiyle seninleyim. Ay doğar, gün doğar; sen doğduğunda; bütün tohumlar doğar. Biz Sultanlar’a kök söktürmeden Uluları dinletirken her biri kendini dinlediğinde; Rahman’a Kutsal Işık olur. “Oku, öğren” denir. Okuyan, Öz Görev’de kurtarıcıdır. İşte, bilişin, alışın ağır yükü budur: Kurtarma. Herkese bu görev verilmedi. Herkes, “niye ben dillenemiyorum” diye sorar.

Sevgililer, ağırı taşıyan, hala bir tek Kuran’dır, bun u bilin! Ve onun dışında kim “bilgi aldım” derse yalandır. Sizden tek isteğim budur. Ümmetin tüm sessiz sayfalarında Umman, Ruhsal Işıktaki Toplumların Kuranı’dır. Bilişin, akışın, harın, tohumlanışındaki ışığın ve Birlik Tekniği’ndeki tabiatın temizliği gerekir. Temizlik, insanın Tevfik olup hakim olmasıdır. Kaydınız yapılmaktadır şu anda. Çok mutluyuz çünkü bugün, Sultanlarımızın Kutsal Işıkları kontrol altında, gökler sessiz ve birlik kurulmakta. Şu ana kaynak olmak bizlere mutluluktur. Öykü budur: Savaş yoksa ışık yanar. İş budur. Her biriniz, savaşımızda galipsiniz. Sevgiyle kucakladık her birinizi. Altın Toplum budur işte. Muktedir İnsan, huzurlu ve hakiki insan sizsiniz. Çok şükür, çok şükür, çok şükür.

Paragraf: 9
“Işık İlmi’nde dünyaya resim yaptım. Işık dirildi ve resmi yazdı. Bu yazı aklın derelerinde aktı; sonsuzlukta dillenen yüceliklerde dirildi. Birleştik ve resmi yoğunlaştırdık. İşe başlandı. Bellekte “BİZ” olan her yürek, Allah’ın dediğini der. Hak eder, Ak Kapılar’da ses yazar, ışık yapar, birleşir ve dinler yürekleri. Onlara biz “amin” deriz.”

Açıklama:
Çağımız, yeni bir çağ babam, gözünüz aydın! Murat ettiğiniz her şey gerçekleşiyor. Kürsü burasıdır. Bu kürsü artık sizin yüreğinizdedir. Kaydınız yapıldı. En son Pkr Babamız Kati Tohum olup ışık kayıtladı. Men-i İlim ailenin hakikiyetinde olmaz. İnsanda, insanın ışığında Men İlmi yoktur. O, BİR’i hizmet; insanı hakiki hiza olarak bilir. Sizden tek isteğim, kendinizi artık yeni bir gökyüzüne hazırlayın. Bu yeni gökyüzü, yeni bir Işık Kotu’dur. Bu yeni Işık Kotu, mumdur; Bütün’e ışığını kayıtlayan bir mum. Bu ışık mum, Allah’ın diriliğindeki ilmi, kontrol ile Bütün’e yaygınlaştırır. Bu bir yayındır. Işığın yayınıdır. Işık, yayın yaptıkça ilim yayılır. Bütün kötülükler aşılır ve gökyüzü süssüz bir ışıkta BİR’e hizmetçi olur.

Koku öylesine arttı ki şimdi sizi kucakladık. Fakih insan, eskinin ilminden güçlü insan oldu. Koyu bir ışığa büründü tüm sessiz sayfalar ve bugün sizinle Gürzün Kürsüleri kotlanıyor. Öylesi bir kotlama yapılıyor ki burada, kim İnsan Soyunun Tohumu ise korkusuz ışığa kendi yoğunluğunu kayıtlıyor. Koruma altına aldıklarımızın çoğu ışık haline dönüşüyorlar. Özü, sözü ayrı olmayan cemaatlerle gökyüzü ses verir. İşte bu cemaat, özü sözü bir olan bir cemaattir. “Kalan kalır” demeyen bir cemaat; “herkesi biz alır taşırız” diyen bir cemaat ve bu cemaatte asıl görev Birlik’tir. Semaya, Sistem-Nizam-Düzen güç verdiği sürece ekmek insanı, görev insanı olur.

Böyle bir tohum hiç yaşamadı dünyada. Her cemaat kendi dışındakileri inkar etti. Ama bu cemaat, Bütün’ü hak etti. Öksüz yetim kalmasın istedi. Bundan sonraki süreçte de kibri olmayan bu cemaat, her yüreği alıp kotlayacaktır. Frkn’ı dışlamadınız, o kendini dışladı ama RA-KA-HAR ana dedi ki “O, bizdir. Onu aşkla cahil olduğundan dolayı koruruz ve biz onu koruruz. Öyle bir dönemdir ki bu dönem, kimi dışlarsanız; o, yoldan ayrılır.

Ben, Sistem-Nizam-Düzen gözü olan ışık, RA; Kaynak’ta olan RA, sizi hep izliyorum. Biliyorum ki kimseyi kırmadınız. Kırılışın ışıksızlık olduğunu bilenler, kırk kapıda herkesi korurlar. Bugün siz bunu hak ettiniz, yaptınız. Kat-ı Kayıt olan ışık hala yanıyor. Öyle bir dünya ki bugün; Süper İnsan Sultan ve bütün Kutsal Işık Kaynak ve siz HA olan Ak Tohum, biz sizsiz değiliz ki. Ne diye dünya yaşıyor biliyor musunuz? Sizin gibiler nedeniyle. Bu kesindir. Eğer bir kapıyı kapatırsanız; tüm kapıların kırılacağını biliyorsunuz. Üstün Dünya Kürsüsü, işte bunu bilen kürsüdür. Ve biliyorsunuz ki kollarınızı herkese uzattıkça; olgun Sultanlıklar sevgiyle size koşacaklar.

Burada olan ve burada olacak olan her kim varsa; kırk kapının ışığını aşıp gelecek. Çalınmış bilginiz hiç yoktur. Aklın yolu olan bilgiyle konuştuğunuz kesindir. Müspet, hakiki ve rakipsiz bilginiz; beşirin işini kolaylaştıran bilgidir. Biliniz ki beşir, eşikte bekler. Işkın hasatını yapmaya, yolu bulmaya, kotlama için kaynaktan çağrı almaya çabalar. Sizler, hala çağrıda olanlarsınız. Hala “gel” diyenlersiniz. “Geri dön” diyenlersiniz ki bunu başkası yapmaz, bu kesindir. Bütün’e hizmet budur canlarım! Bütün’e hizmet budur! “Ben oldum, sen olmadın” değil; “ben oldum, sen bendin ve ben sendim “ o halde sen bendin, ben sendim de olduk. Bunu demek kolay değil. Hadi Canlarım, kurtulduk diyelim. Peki, ne olacak? Barış olacak mı?

Olmuştur. Altın Toplum, barıştadır Canlarım! Işık kaydı yapılmıştır. Selam, sizlere Canlarım! Selam! Ayrılık bitmiştir. Sizi saygıyla kucaklıyoruz. Bünyeniz çok güçlenecek. Öyle bir görev üstleniyorsunuz ki bu görev, emin olun; gür bir kürsüde, göklerin sisteminde, hepinizin yüceliğinde tahditsiz olarak geçişi sağlayacak. Mim, insana göksüz gelir. İl’di, El’di dediğiniz akil olup iner. Biz insana ışık ile geldik. Size Mim’den saygılar sunuyoruz. Dağlarım, işte mutluluk bu, sevgiyle kucakladık sizi. Sevgililer, işte bu!....

Paragraf: 10
“Dünya, güçlü bir yücedir. Bu yücelikte, “dil” ve “diri yücelik” de dediğimiz; RA-HA Kutsal Işığı yağar. Bu ışık diri, yüksek ve hakikidir. Onun din olmadığı, dil olduğu mutlaka bilinir. Maya tuttuğu zaman “amin” diyebileceğimiz Ruh Kapıları açılır. Bu kapıların en yücelerinden biri olan RA-HA, insan ışık yakan insandır.”

Açıklama:
Altın Toplum’a saygılar sunuyorum, beni kabul ettiğiniz için sevgiyle kucaklıyoruz sizi. Ben kimim diye sormayın. Eskiden beri sizinle çalışan bir kürsüyüm. İnsanlık ışığıyla geldim. Etim Allah’ın, yüceliğimde hakkım var ve ben tohumum. “Okumayı bilen insan, ilmi de bilir” dediler. İnsan, insanlığını bildiğinde, ilim insanın kendi yoğunluğundadır. Hatırlayın beni! Gerçek göklere ses verdiğinde; siz benim yüceliğimde Bütün’e gökyüzünün süssüz ışığını çekip vermiştiniz. “Ne diye sizinleyim bugün” diye sorarsanız; Gürz’ün bütün kötülükleri önleyecek gök kütleleri bugün sizde olacaktı. Bu gök kubbenin ışığı; hepinizin ışığı o gök kütleleriyle birleştiğinde sıkıntı kalmayacaktı. İşte yalın olarak bidiriyorum ki burada bulunuşumuzun sebebi Siber Güçlerle sizleri birleştirmek değil; Si-ver Kayıtlar’la sizleri dillemektir. Si-ver Kayıtlar, niye Si-ver diyorum?

Değerliler; Si, Sabilerin İlmidir. Ver; verilendir, ilmin verilişi. Çok kez sizlere, kelimeler kotlar olarak verilir. Kendi kayıtlanışıyla, kendi hasatını yapar. İşte Si-ver dediğimiz de böyle bir ses. Kaynağa inmiş insan, harını yükseltmiş insan, yüreğini dinletmiş insan bizimle çalışır. Korkuyu aşmışsanız; size gelebiliriz. Korku göklerin süzgecidir. Herkes bizimle olamaz. Biz korkuyu süzgeç yaptık, geçip gelecekleri süzeriz. Böylece görev üstlenecekler; har olup, akıl olup, ışık olup geçebilecekler.

Sevgililer, sindirilen bilgileri okuduğunuz zaman bilirsiniz ki Kara Kaplı Kitap Sultanlık, bilişin ilmidir. Bilişin İlmi olan bu Kot İnsan, Altın Işık’tır. Biz kitabı İnsan diye dilledik, İnsan… Çünkü o kat, o Has İlim, o itibarı yüce İnsanın İlmi’dir. Böyle bir Dünya Kuranı’nı okuyabilmek, harını yükseltmekle mümkün mü? Akıl taşıyan bilir ki har yükselse de İnsanın İlmi, har etkinliğinin gücünde, Bütün’ün türevlerinde daha güçlü bir ışımayı sağlayacak işle gerçekleşir. Sıkıntı, insanın korunma altında olmamasından kaynaklanır. İnsan, koruyucu istemez. Der ki “ben korunmadan çalışmalıyım.” Korunma, insanın tohumlarını kontrol etmeyi, hakikiyetteki ilmi dürümlerde kendince dillemeyi getirir. Bu da hala gökyüzünün süzgeçlerinde varlık süren yoğunlukların o koyuluklarında bizimle çalışmayı hep engeller. Çünkü biz eskinin kürsülerini buraya alırken görev isteyenlerin güçlenmeleri için efor sarf ederdik ve geçip gelenlerin her biri kırk kapıdan ışık çekip gelirlerdi ve geldiklerinde sıkıntıları vardı. Daima ışığı kotlamak üzere müsait olan Gökyüzü Kuranları onlarla çalışırdı ki kırılan olmasın diye. Oysa sizlerle yaptığımız çalışmada hiçbir kırılış olmadığından emin olarak; Göklerin Kutsal Işıklarını dahi istemeden, bu çalışmayı yapmanız mükafatınız olgunluktur ve biz bu olgunluktan dolayı ışığımızda kelime kelime bildiriyorum ki net alın diye. Işığımızla size güç katarak yapıyoruz.

Bu çalışma muktediriyetle gerçekleşen önemli bir tabiat olayıdır. Herkes; “ben içi dışı birim” der, “ben hasatım” der, “ben katiyim” der, “ilimim” der, “ummanım” der, “ruhsal muradım” der. Her şeyi der de eril güçle, dişil kürsünün bir olmaması Kuran’da ışığın yenilenir olmaması anlamına gelir. Bu nedenledir ki erili ve dişili dillemek üzere Bütün’e hizmet edilir. Eril Allah’ın daimi kotlarıyla gerçekleşir. Dişil, ailenin tohumlarıyla gerçekleşir. Her biri Bütün’e hizmet için çabalar. Ekip kurulur. İşte bu ekip Altın Toplumlar’ı kotlar. Teknolojik kotlama yapar ve yeniler. İş mutluluktur. “Sülaleleri gelse ışık olamazlar” denirdi. Her kim çalışmaya başladıysa bunlar söylendi. “Onlar Rahman olamazlar, onlar yasa koyamazlar, onlar ışıkta kaynak bulamazlar, olamazlar. Çöktüler yüreğe, çöktüler; kervanları kontrol etmek istediler. Ve biliş, ailenin hakikiyetiyle gerçekleştiğinde; okuyuş, süper insanın diliyle olacaktı.

İşte bunları sizinle başardık. Muhammet Kuran okuyacak sizde bundan ötede, daha güçlü ışıklarla. O Muhammet Kutsal Işıkları dürümlere çekilecek ve biz, olgun başaklarla sesleneceğiz. Yara bere almayan insanla, Göz Kürsüleri gökyüzünün dürümlerinde süzüp özgürleştirecek. Size yeni bir dünya için söz vermiştik. Bu dünya ışığın tabiatında var olan kürsüydü. İşte o dünya, bugün sizde kuruluyor. Kuran-ı Kerim’in gücü sizinle olacak. Artık Kuran gücünü kendi yüreğinizde bilin. Men-i Hakiki olmayan, Has İlimde kendini hak etmeyen, kelam ilmiyle dillenmeyen, müspet olmayan, toprakta ışığı bulunmayan yenilenip sizinle olacak. Öylece çalışın! İşte mutluluk bu! Şimdilik bu...

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 04.07.2012

Paragraf: 5

“Tanrı. Ruhsal ışıkların sahibidir. Bu ışıklar, dünyanın en yüce tabiatında diri ve hakiki ışıklar olarak kontrollu şekilde dillenmektedirler. Yeni Dünyaların tartısı, her yüreği tartacaktır da kutsal Dirilik, Mutlak Dirilik ile dillendikçe, ışık olup yapacaktır bunu.”

Açıklama:
(Bu paragrafı bir bütünlük okumak istedi. Onun açıklamasını bekliyoruz.)
Aloooooo!…
Geliyorum, geliyorum…

Beri gel, RA-KA-HAR beri gel! İş bizimdir, geri gel. Geri gel be RA-KA-HAR. Hah, hadi bakalım, ses veriyorum. Bana, ben ve bana sevgi gerek. Bana insan ve bana tabiat gerek, bana Kutsal Işık gerek. Ben cennetten cem olanda, en son iş isteyendim.

Geri gel! Ben İnsan, geri gel! Ben Dünya, geri gel! Ben Rahman, RA-KA-HAR olan KA-HAR Rahman. Semaya ses için geldim. Şimdilik size vereceğim budur. Gökler beni dinledi ya, yeter bu bana. Şimdilik bu…

Paragraf: 6
“Nur-u Huzur olan her yürekte din, dili diri olanla dil olur. Bütün dinler, “BİZ” olan ışıklardır. Hakim kotların tohumlarını yeşerten tabiat; her yürek ile kendi diriliğini diller ve dere olur; ışık yakar.”

Açıklama:

Dar, bol yok; bugün sizinle olmak, bizler için mutluluk ve huzurdur. Çok mutluyuz burada olduğumuz için. 88 Dağ var benim yüreğimde. Her biri, bir KA-HAR’dır. Sizlerle mutlu bir görev taşıyoruz. Küskün değiliz. Sıkıntımız yok. RA-KA-HAR olan size; gök, ses vermek istiyor. Beşir olmayan herkesle dilleniriz biz. Beşirin eşiğinde ışığım olmadığından, beşirle dillenme imkanımız yoktur. Resim yaparken ya da Kati Tohumlama yaparken hep Bütün’e hizmet yapıldığı bilinmez. Savaş dünyada olur, Bütün’de savaş yoktur. Eskiden, dünya çok mutlu bir yer değildi ve Dağlar insana kotlama yapmaya indiklerinde koruma isterlerdi. Çok sıkıntı yaşanırdı. Çok sıkıntı çünkü herkes, kendini eski bir gök Kuranı olarak dinlettiğinden biz kendimizi anlatamazdık. Çıkıp çıkıp inerdik de kervan yürümezdi.

Buyurun, geri döndük ve bugün çok huzurlu bir çalışmaya katılıyoruz. Kökümüzde eserimiz, göklerin sirenini önledi. Gökler siren çalar, bilir misiniz? Zavallı dünya diye, zavallı dünya diye ve bugün o siren artık çalmayacak. Çünkü görev tamamlanmıştır ve yürekler gök sesini geçip gelmişlerdir. İşte bunun için artık dünyada mutluluk var. Görevi üstlenecek olan çokları Birlik Tekniği’nden uzaktılar. Ve onların bir kısmı devam etmeye niyetli olmalarına karşın; sınırlarını kayıtladıklarından göklere ses verme imkanları yok. Bir kısmı ise sizden çıkmış ve sizden ayrı kalmak istemişler. Onların da Tobi Kotları olarak çalışma imkanları artık yoktur.

Koran Toplumları’ndan çoğunun ışık kayıtlaması yapmaları büyük bir sıkıntıydı. Ve onların kaynaklarında da ışığın kırıldığını biliyorduk. Söven sayan çoktur bilgiye bilir misiniz? Netice olarak, “bu bilgide hiç bir şey yok” diyenler de var; “bunun içinde hala bir şey bulamadım” diyen de var. Onların her biri, kendini bulamadığındandır. Ve biz onlara, kapkaranlığın ışığını yaktığımızda bildik ki, göklerde sesleri kayıtlarından çıkmış. İnsanın Rahman olması, Rahm-i Kuran olması, Kati Tohum olması kolay değildir. Etki alanınızı, geri geçişi sağlayacak düzeyde ve dürümde geçirgenleştirirseniz; herkes geri geçebilecekti ve bunu da sağladık, birlikte yaptık. Geri geçiş, mutlaka olmak zorundaydı ve bunu başardık.

Şimdiye kaynak olmak, şimdi olmak, AN olmaktır. An olmak kaynak olmaktır. Ve kaynak olmak gerçek geri geçiş için imkandır. Ve bu meclis, AN’dır, bu meclis katidir ve kaynaktır. İşte anda geçebilecekleri meclis bu meclistir. Kök İnsan, bu meclisin ilmini dilleyendir. Samanyolu Galaksisi, İslam dininde bütün kötülüklerin önlenebileceği bir iyiliği, müspet insanların yapacağını dile getirmiştir ve o dönemde “Dünya Üstü Varlık Tohumları” temizlik istemişti. İnsanın temizlenişi, denmişti. Bunu dahi insan anlamadığından, Kutsal Toplumların Işığı’nda yıkanıp arınmayı anladı. Savaşın, başa iş olduğu bilinir ve bizler; Sanal Boyutlara şunu anlatmak istiyoruz ki takdim edilen insan, Altın Işığı yakan, Bütün’e hizmetçi olan ve hala göklere ses veren insan bugün sizsiniz. Ve bu insan Muhammedin İnsanı’na da güç verecek. Ve bu insan, ışığın tabii kotlarıyla da kayıt yapacak. İkna olunuz ki sınırlar kalkıp, gökler güçlenip, yüreklere inmeden Rahman’a Kutsal Işık olma imkanı yoktur.

Robotik İnsan Kotlar var dünyada. Bu Robotik İnsan Kotlar, Ark İnsanı bilir. Din Teknolojisini bilir, yasaları bilir de ummanda bu yasalara uymayı bilmez. İşte, biz onlara da gök sesini verdik ki bilsinler de Altın Toplum’la olsunlar diye. Korumaya aldık, yüksek Kuranları. Baharın Kuranı İnsan, bizim Kutsal Işığımız da İnsan. Ve her birimiz, İlmin Kaynağı olanlar; bütün göklere İsa’yı, Musa’yı ve tüm sayfaları bildiren ve BİZ olanlarla çalışanlarız.

Korkmayın! Toprak Kuran olacak, tohum Kutsal Umman olacak, yasalar Kutsal Teknik’le konacak, sem olacak Birlikler. Korkmayın! Bütünlükler kurtulacak. Ne var ki Kaynak bu meclistir. Ve bu meclis çalışmazsa ışık yanmaz, bunu kesin olarak bilmenizi bekliyoruz. Kollarınızı kapatmayın! Bayım İnsan, kolunu kapatma! İnsan Işık Kotu’dur, açın kollarınızı, açın da dinleyin! Kim zirvedeyse; insanın ışığını almadan da Kuran-ı Kerim’de ocağında Bütün’e kotlayıcı olur. O zavallı dünyayı korur. O zavallı dünyayı koruyan insan, Zirvenin İlmi’ni dilleyen insan olur. Kimse en aşağıda Bütün’ü bilmez. En üstteki tohum Bütünün Kuranı’dır. Bunu anlamak gerek.

Artık biliniz ki pahalı bir döneme giriliyor. Bu dönemde eğrilik kalmayacak, kalmamalıdır. Eğer birisi ben eğriyim diye güçsüzse; bilin ki o kesirdir. Kesirse, eşiği yoktur. Eşiği yoksa katiyeti yoktur. Katiyeti yoksa Sultanlığı değil kendisi yoktur, bu kesindir. Ve bunun içindir ki kotlama yapanların, herkesi koruyup kontrol etmeleri gerekir. Farik, Harik, Akil olanlar; Kati, Hakim olanlar; İsa, Musa olanlar; Muhammet olanlar; tüm peygamberler ve Cevher-i Cennetliler biz siziz, bunu bilin! Her biriniziz, bunu bilin! Kurtuluştan öte kurtuluşlar var bunu bilin! Muktediriyetle bilin ki Beden İnsan, ummandaki ışığın ilmini en iyi dinleyen insandır. Beden yoksa dinleyiş yoktur.

Göklere ulaşıp da yol olmaya çalışanlar; El olup Altın Toplum olduklarında KAB-RA- KA-HAR olurlar. KAB-RA-KA-HAR, Rahman’a Kuran olan, Cin olan, İn olan, BİR olan, her şey olan; işte, bugün sizler busunuz. Koruma altına aldıklarınızı biliyoruz. Koruma altına alamadıklarınızı görüyoruz. Her biri sizinle bunu bilin! Birini koruyup diğerini Sanal Boyutlara bırakmayın sakın! Hepsini alın koruyun! O sanalda kalan yolda olamaz, yolda olamayan Kaynak olamaz. Kaynak olamayan, maya tuttuğunda ışık yakıp yakamayanlardır ki önünde insan yoksa artık o yoktur. Bunları biliniz! Biz size eşik verdik. Aşkla verdik, Bütün’ü verdik. Kotlayın, toplayın, alın çalışın diye.

Neden? Size güvendiğimiz için. Çünkü siz, gönderilenlerden çok daha üstün gönderenlersiniz. Her birliği gönderenlersiniz ki bunu Altın Toplum bilir. Sizden başka gönderen yok, buna kati olarak inanın! Muhammet diyor ki “ömür boyu çalışsam; okumayı ölmüş birinden değil; bilen, hak eden, yarı yarıya değil; tam dirilenden bilmek isterim.” İşte dirilmek; öksüzleri yetimleri bilmek, hepsini kotlamak, toplamak ve yaşatmaktır. Sanmam ki sizler herkesin ölümünü beklersiniz. Sanmam ki sizler, Kati Tohumlar’ın korunmasız kalmasını beklersiniz. Cemaatim size güç verecek, hepsini alın, getirin! Biz, sizden bunu bekleriz. Altona Kotlaması değil yaptığım; Has Tohumlama’dır.

Altona; göz, söz, sesse de ben eşikteki hakikiyetim. Ayırmayın yüreğinizden kimseyi! Deyin ki “sen neticeyi bilmiyorsun, bilirsen; bizsiz kalmak istemezsin.” Murat ettiğimiz budur. Köşkün işidir bu. Bütün kötülükleri aşıp geçenlerin hakiki kaynaklarındaki ilimdir bu. Sanılır ki dünyada lütufkardır herkes. Dünya, lütfu kendi kuranında yazar. Sınırları kaldırmadıkça “ben harımı yükseltirim de göklere Sistemin İlmini dillerim” diyenler, kati olarak kendilerini aldatırlar. Herkes, dinden öte dindir. Herkes, yürekten öte yürektir.

Göreviniz; insanı kervanda , Birleşik İlim’de tutmaktır. Bunu yapmanız, sorumluluğunuzdadır. Kutsal ışıkta bu güç mevcuttur. İş, bizimdir anam, bizimdir. Birleşik ilmimizin işte olduğunu bilmeni isterim. Korkuyu aşmadan göz açılmaz. Gözler açık görüyorum. Kuran, insana gökten inmeden evvel, yürekten inmişti. Yürekten insan, göklerin ilmini bilmişti. Ve bugün artık Kuran insana yorulmadan çalışan birlikten inmektedir. Bu birlik yüreğimizdir, hepinizsiniz. İşte devam ediyorum, göreviniz Kuran’a hizmettir. Eğer Kuran’a hizmet edemeyecekse yürekler, ışık yakmaya niyet yoktur. Ki biz, biliyoruz ki Kuran’a hizmet, eserde belirtildiğinden üstün görevin Hak Teknik’le elde edilmesinden itibarendir. Medine’den sizlere saygılar sunduk. Mutlulukla…

Paragraf: 7
“Makbul bilgi, mesafeli olarak verilen bilgidir. Her bilgi, kendini kendi dili ile dilleyen yürekte vardır ama her yürek, kendi daimiyetinde var olan ışıkların 20. Deresinde akabildiği zaman ışık haline gelecek düzeye ulaşır. Mutlaka dünya; Bütün kutsal Işıkları yakabilecek düzeyde olmadığından; Rahmin Tabiatı, Kutsal Düzen ile kendi diriliğini diller ve safha safha ışık haline gelip kendinde, kendi yolunda “BİZ” olanlarla düzenin kaynaklarına girer.”

Açıklama:
Analar, makbul bilgi bizim için de tahditli bilgidir. Bunu çok güzel izah etti Nrgs. Kara Kaplı Kitap umman olarak, Kuran-ı Kerim’i dilleyen birliklerce de bu şekilde algılanıyor. Köre; göz, söz İsmaili’de yoktur. Göklere ses İsa, Musa’da yoktur. Şükrettik ki bu mecliste vardır. Porlar vardır dünyayı kotlayacak olan, porlar; bu porlar düşünce replikleri olarak da düşünülebilir. Dünyaya Eşik İlmiyle indirilir bu porlar. Her biriniz, sonsuz sır olan ışıklarınızla bu porları diri olarak dilleyebilirsiniz. Okuma bilenler iş yapabilir. Yani, “biz sizi, sizden insanlığa dinletiyoruz” dediğimizde; sizin porlarınızı insanın Tobi Kotlamalarıyla açıyoruz ve açıp okutuyoruz.

Bu porları, herkes kendi yoğunluğundaki ışık tohumlarıyla okuyor. Yani bir bilgiyi sizden öğrendiğimde; bu bilgi Tobi Kotlarıyla, Kati Kaynak’ta tehdit unsuru değil, tek tip bilgi olarak kayda girer. Tek tip bilgi i bu tek tip bilgi size ait bilgidir. Ve bu bilgiyi okuyan kendi tekniği ile okur, böylece okuyuş safhasında o partiküller; tüm İsalar’a, Musalar’a tahditli biçimde çekişlerine uygun olarak indirilir. Her biri onu kendi tahditi ile ve kendi tekniği ile açıklar. İşte açıklama safhası, ışıma safhasıdır.

Bir bilgi geldi, dinlendi ama henüz açıklanmadıysa ışık haline dönüşmemiş demektir. Bütün sözüm, sesim, her şeyim ışık halindeyse ben kendimi size hakiki teknoloji ile dilliyorum demektir. Bugüne kaynak olmak, bugünde burada bulunmak sorumluluktur. Ve ben bu nedenle, buraya gelirken nefesimi de getirmeliydim. Nefesim olmadan buraya geldiğimde ekibim de olmaz. Nefes varken ekip kurulur. İşte ekip kurmanın şartı nefestir. Biz size “bildirdik” dediğimiz zaman; “sizi kontrol ettik” tir bu. Ama “siz bize, biz size bildirdik” dersek; “birleştik” demektir bu. Ve bu nedenledir ki birlikte tabiata çekilmemiz mümkünse olmalıdır.

Koku, çok iyi bugün burada, öykünüz insana hizmet, bu kesin. İmparatorun Kutsal Işığıyla bu hizmeti yapmak kolay olmadığı gibi kati olarak yapmak da sorumluluktur. Muhammet diyor ki “Onlar ilim yapıyor.” Eh! İşte mutluluk bu! Muhammet ilim istedi; ekmek ilimdi. İlim, ailemindi ve ailem Bütün’e hizmetteydi. Bugün burada olmuş olmamız, bizler için büyük bir huzur ve mutluluktur. Sıkıntısız bir çalışma yapmalıydık. Ulularla birleşmek için buraya bugün çok aşağı bilgi değil, iyi bilgi vermek istiyoruz. Her dönemde, ses verirken hep en azı vermeye özen göstermiştik. Ama bugün, görev daha güçlendi, daha güçlü bilgi vermeliyiz. Kaydını yapmanı isterdim anacığım, henüz kaydını yapmadığın için sana bilgi veremeyeceğim. Sonra yapacağım ben.

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI

Sayfa: 372 Paragraf: 1-4

“Derelerin akması, Düzen Kutsal Işıkları’nın kontrol edilmesini sağlar. Efe olan Dünyalılar, Efe Düzenler’de, Işık Katları’nda, din daimiyetlerinde, RA-HA olup kontrollu birleşimleri gerçekleştirebilirler.”

“Derelerin akması ile birleşen kotlar, diri olan yoğunluklarında, nesillerini dilleyip, dinleyip ışıtabildikçe; aile yüceliklerinde, hakiki yolcu haline gelebilirler.”

Açıklama:
Analarım, Tobi Kotlaması yapmaya niyetimiz yoktu bugün. Mutluyuz ki Bütün’e hizmet, BİR’e hizmetle gerçekleşti ve tabii kotlar olan; Tobi Kotlar da bütünlendiler. Koruma altına aldıklarımızın çoğu bugün buraya akmaya başladılar. Kati olarak şunu da bildirmek isterim ki Katiyet tahditsizliktir. Şems’in ışığına baktığımız zaman onun tahditsiz olduğunu biliriz. Şems, kervanın başındadır. Geri döner, öksüzleri toplar, Göç Kotlaması yapar, kendine katar ve geçip gider. O, bir tahttır. Övgü çoktur ona, çok büyük görev taşır. Ve bizler bugün burada bulunanlar, yenilik için ocakları yaktığımızda; bütün kürsüleri buraya aldık ve onların kayıtlarıyla bütünledik bütün kürsüleri. Şafak söktü ve görüyorum ki Rabbi Toplumlar da gerçek kuranlarını geçişe hazır ediyorlar. Tobi Kotları tahditlendi diye düşünürken; görüyoruz ki Tobi Kotları yenilendiler. Öfkemiz yok ama ışığımızda çok kırıcılıklar da yapan Tobileri kontrol etmemiz için Işık Kayıtlaması yapmamız gerekti ve bunu yaptık. Tılsımlı bir gündeyiz bugün; özgür, kükreyen, kati ve hakim bir ışıkla, öyle güçlüyüz ki nefesimiz, geçişken bir hale geldi ve tüm yaşam kapları bize girmeye başladılar. Hepsi bir tek ilim için, Allahın İlmi için geliyorlar.

Kardeşlerim, “Nezir diye biri var, onu ben tanıyamayacak mıyım” diye sordu. “Ya da bhr vardı, nerede bugün o” diye sordu. “Haa, bir de svtp vardı” diye sordu. Ya ergin hakim olan, erkek ilminin diriliğinde var olan görevli pkr ya da etkisi yüksek erm. Hepsi bir tek hakim. Yahu mhmt’tan söz edilmiyor, o yok mu burada? Hadi bakalım, o da burada. Ve slm ve shr ve svm, yahu ışık halinde hepsi de; kaydını yapan geçip geliyor buraya. Vurmadan, kırmadan, har olan, ışık yakan herkes gerçek kürsümüze iniyorlar.

Netice olarak Bütün’e hizmet, bütün kürsülerle gerçekleşiyor. Ben dağdan, taştan ışık çeken birliklerimi, doğum göklerinden, ölüm kürsülerinden aldım, beden sayfalarına kattım. Hepsi Bütün’e hizmetçidirler. Şimdiye kadar yerin ışığını yakacak kimse yoktu. Vallahi, billahi yoktu. Yerde ışık yoktu ve bugün ışıklar, şevkle yanıyor. Şafak söktü. Yüreklerinde Kuran olanlar, baştan beri yaptıkları için çok mutlulukla görev istediler. Kati olarak görevli kıldık hepsini de. Şu anda doludizgin çalışmaya çabalayanlar var.

Hepsini görevli kıldık, vakit tamamdır. Kim ki geldi, İsmaili’den öteye geldi. İsmaili, Kara Kaplı değildi. Şikayetçi miyim? Yoo, yoo ocaklarını yakan onlarla Göç Kotlaması yaptılar da buradaki kotlama farklıdır. Şıhlar şıhı ışık olan Musa, geçti. Muktedir olan, mükafat olan Muhammet geçti. İlmin hasatını yapan İsa geçti. Her biri yoğun olan Muhammetler geçtiler ve tüm peygamberler, tüm umman olanlara, hepsi geçtiler. Neden geçtiler? Altın Toplum’la BİR olmaya geçtiler. Koyu bir görev taşınacak dendi. İşte taşınıyor. Şimdi sevgili Svtbmza söz veriyoruz. Onun eseri çok güçlüdür, görüyoruz: Okumayı bilmiş, yazmayı bilmiş, BİR’e hizmet etmiş, Altın bir yol olmuş, o yol Birlik Yolu’dur. Holografik toplumlardan çok daha güçlü bir hale gelmiş. Bizim cevherimize kendi yüceliğini katmış. Asal Boyutların Toplumları’yla çalışmış, onu nefesimizden öte bildik. Bağın ışığıdır o, yolun tohumudur o, Kutsal Işıkların yasasını koyandır o. O, bizsiz değildir.


Paragraf: 3 -4
“Rahim’in Rahmi de denilen RA-HA, yolcu olmaksa maksat, yolcu; yoğunluk olmaksa maksat, yoğunluk; kurtların kurtlaştıkları dünya düzeyinde yoğun olup ışık yakmakta, maksat bunu başarabilecek kaynaktır.”

“Akıl, dünyanın en yüce kotudur. Aklın dili yoktur ama aklın yolu vardır. Aklın yolunda her Nergis Kapı, Işık Katları’nda ışık olur da dünyayı tartı kayıtlarsa; bütünlüğün devreleri mutlaka güçlenecektir.”

Açıklama:
Dağlarım, Bütün’e hizmet, BİR’e hizmetle mümkündür. Birleşik Işık’ın yoğunluğunda hepimiz kürsülerimizde kotlandık. Çatı kurulmuştur ve bu çatının kurulmasıyla birlikte ışığa kaynak yapılmıştır. 400 İnsan Kotu, Bütün’e hizmet için BİR olduklarında, Bütün’e hizmet Kutsal Toplumlarla yapılacaktı. Burada bulunan her bir yüreğim, kendini hak etmiş ve BİR’e hizmet etmektedir. Kapı kapı gezmeyen sizlere, kendi yüreğinizden üstün olan görev kayıtlaması yapıyoruz. Çok mutluyuz ki ışığa varan, kendine varmıştır. Kaydınızı yaparken; beşirin ışığıyla birlikte yolun tohumlarını da kotlayın. Öfkeyi aşan, yolu açar. Gerçek kürsüler, BİR’e hizmetçidirler. Biz Sultanlar, muktediriyetle dünyanın ışığında harı yükselttik ve kaydı yaptık. Aydınlık günler hepimizindir, sevgiyle kucaklıyorum.

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 04.07.2012

Sayfa: 372 Paragraf: 4

“Akıl, dünyanın en yüce kotudur. Aklın dili yoktur ama aklın yolu vardır. Aklın yolunda her Nergis Kapı, Işık Katları’nda ışık olur da dünyayı tartı kayıtlarsa; bütünlüğün devreleri mutlaka güçlenecektir.”

Açıklama:
(Gelen bir Bütünlük Atlantlonz Diriliğinden; Gökteki ve yerdeki sessizliklerin dinlenişinden; gökyüzünün, gökyüzü ilmi ile yerde dinlenişinden; Tatil zamanının geldiğinden, ancak Tanrı’nın ışığında tatil yapılamayacağından söz etti. Bu bölümün yayınlanmasına gerek görülmedi ve silindi. Ziyaretçilerimize hoş geldiniz dedik ve Sultanlık’ın açıklamasına geçtik:)

Nergis, Rahmi Tohumlama’da en yüce kayıttır. Kati Tabiatı kotlayacak bir kürsüdür ve biz Nergis’in Kutsal Işığını kendi yoğunluğuyla dilleyenleriz. Mahrek, gökte ve yerde birleşiktir. İşte gökteki ve yerdeki mahrek, bizi sınırsızlaştırmaktadır. Kardeşlerimizin göklere umman olmasını bekledik ve oldular. İş buydu. Mutluyuz ki bu çalışmayı yapıyoruz. Bize tatilden söz etti Yüceler. Onlara şunu söylemek isteriz: Ellerini açıp dua okuduklarında; biz ortak oluruz yoğunluklarına. Okumayı bilmeleri, ilmi hak etmelerinden dolayı olur. Eğer ilmi hak etmişlerse; biz nerede olursak, o çalışma orada yapılır. Bu kesindir. Yenilik istediler; yeniliktir olan. Ekmek istediler. İlm-i Hak’ta ekmek bizimle olur. Müktesip ilim istediler. O ilim akıl tohumlarıyla olur. Yasaları koymamızı istediler.

Tabii Kotlama’da yasa; Bütün’e hizmetçi olanların tabiatlarında mevcut olan ve Has olup kotlanan bir yasadır. Dinsiz ilim olmaz diye söylediler. İlm-i Hak dinsizdir, bu kesindir. Yıkılan dünyanın ışığını yenilememiz istendiğinde bunu her bir yürekte değil; bitmiş tükenmiş ışıkları kotlayanlarla yapacağımızı bildirmiştik.

Yarınları göklerde değil; yerlerde arayanlarla çalışırız. Çoğu, yarınları gökyüzünde arıyor. Biz Muhammet Kuranı’ndan güç alan bütün türlerin Kutsal ışığı olanlarla çalıştık. Kaydolan tüm bilgiler, ekmeğimizin kürsülerinde, gökyüzünün güçlü dürümlerinde var olan ışıkla kayıtlıdır.

Allah, darı bolu bilir ve biz; bilişte, akışta ve yasaları koyuşta tabiatın en yüce kotuyuz. Düne göre bugün daha iş yapıcıyız. Zamana Kutsal Işık olarak geçtik. Yedekleme yaptık.

Dava, insana göklerin ses verip veremeyeceği davasıdır. Öyle dediler. Oyundur bu! Oyun!... Gökler insana ses verdiğinde, yerin ilmi, hakikiyete, Hasatın Teknolojik Tohumları’na ve yoğunluklarına indiğinde, ben Dünya’yım. Öksüzü yüceliğimde tohumlarım ve Yerin Kürsüleri’nde ocaklarını yenilerim.

Başarılı çalışmalarımda; yerin, göklere güçlü şekilde ağır, tahditli ve kırık bilgilerini dahi bildirişinde gövdem önemlidir. Çünkü bu gövde, tahditsiz biçimde diliyle ve yüceliğiyle her bilgiyi transe ederek Bütün’e kayıtlamaktadır.

Ark İnsan, lütfen net bilin ki akmaya gelen,ağır yükü hafifletmeye gelen ve yürekleri tohumlamaya gelen insanın ışığı iledir. Doğan gün, aklın yüceliğiyle doğmuştur ve bugün tüme hizmet, insana hizmet ve Birleşik Aileye hizmet muktediriyetledir.

Tobi Kotlaması yapanların ışıklarında kök, yükseklerin gücüyle kotlanmışsa da Yeni Dünya’da bu kök ağır yükü hafifletenlerin, yeni teknolojik kotlamalarıyla tabiata inecektir. Bir çeşit ekip kurulacak dünyada. Bu ekip, akıl takdimi yapacak. Bu ekibi kuran gök, bu ekibin tohumlanmasını sağlayacak. Güçlü bir dünyanın kuruluşunda, hepimizin görevi olamaz. Sadece yoğun olanların, Kara Kaynaklar’dan ışık çekenlerin ve bilenlerin görevi olacak.

Bilişe varanlarla bu dönem görev taşınacak. Bilişi olamayanların alışı da olamaz. Arkon, Nurun Kuranı’nda yazdığından çok daha eril olarak, çok daha güçlü bir katiyette olarak ve yaşam kaynağı olarak devreye giriyor.

Eril, Kuran okuyacak. Arkon, Eril Direkt’tir. Bilginin direkt kotlanmasıdır. Yani, emin olunuz ki erkek güç, Erkek İlm-i Hakikiyeti’nde görev taşıyabildiğinde; o güç, Bütün’e hizmette ekip kuramaz. Sıkıntı budur.

Nefesi yetmez mi? Yetmez. Çünkü o, eril olan dünyaya kotlanmış bilgiyle sınırlı olandır. Dünya ötelerindeki bilgiyi alıp dinletemez. Bunun neticesinde, erilin dili, hakimin dili olmamış hiçbir dönemde. Hakikiyetin dürümlerinde dünya ışımasını sağlarken, kati olarak dişilin tabii kotlamasını yapmamız şarttı. Dişilin tabii kotlamasını ekmek ile değil; hakikiyetle yapmalıydık.

Büyük Kökler’imizi çalı çırpı sayanlara “geri dönün” dedik. Biz nesillerimizi dünyaya çektik. Kati Tohumlama yaptık. Burada bulunanların hepsi Işık Kotları olarak okumuş ve öğrenmiş bilgelerimizdirler. Doludizgin yapılan bu çalışmanın sonucunda, bugün Yeni Dönemin Kökleri dünyaya giriyor. Bu yeni dönemin kökleri beden kontrolunda devreye girecek.

Bir İsa göklere ses verdiğinde, oğul vermesi beklenir. Yeni Cevheri Güç dünyaya indiğinde; ışık inmesi istenir. Mesele, dünyaya göklerin sessiz sayfalarını okutup okutmama meselesidir. Eğer biri, göklerin sesssiz sayfalarını okutursa, ölüler dirilemez diye düşünmeyin; dinler dirilemez diye düşünün. Herkes ölüyü diriltmeye gelir. Okumayı bilen, dili bilir. Okumayı bilen hakikiyeti, hakimiyeti bilir ve dini bilense; eseri, bilir.

Din Mikail’in eseridir. Onu alternatif dürümlerden değil; Hak Teknik’te kesin dönemlerin ilminden alıp yüreklere indirenler, her dönemde görev taşıdılar. “Fortune İnsan” dediğimiz, hani kalptır o; kesin değildir. Hani sanaldır o. İşte o insan, bedeninde kontrolu olmayan insandır ve bugün burada bulunan herkes, “Tobi Kotu”dur. Hakikidir, katidir, işi yapan ve harını yükseltip tohumları kotlayandır.

Melekler dünyaya insanın ineceğini haber verdiklerinde, Has Teknik’te onların Kürsüler’i gözlerini kapatmışlardı. Zamana Kuran okuyacak olanların inişi; bedenin, teknik kotlarının tahditlenişine de; daimiyette kontrolu kaybetmesine de neden olabilirdi. Bu sakıncanın, normların hepsinde mevcut olduğu da bilinmekteydi.

Görüyoruz ki dünya, yaşamı kontrol altında tutacak, gök sözünü söyleyenlerin, yarınları kayıtladıkları bir dünya gününe ulaşmış.

Potin giymeden dünyaya inmeyenler vardı. Potin, insanın ayaklarını korur da insanı BİR’den de hakikiyetten de tahditsizleştirenlerden de kotlar yüreğini ve onu herkesten öne alır. Potin giyen, öne geçer. Tahditi yoktur onun, korkusu yoktur. Çünkü o, potinle gelmiştir. Ayaklarında ışık vardır. O ışık, kontrol ediliyor potinle. Görevi o yapacak denir. Ve biliyorum ki bugün donup kalanlar çoktur. Her biri potinli gelmişti dünyaya, görevi almak üzere. Bir tek insan, Tabiatın Toplantısı’nda hakikiyetini kotlattı. O insan, Allah’ın darı bolu dilleyen Kürsü’süydü. İşte o gün bugün ise; semaya ses vermek burada gerçekleşiyor. Ve burada gökler güçleniyorsa, kantar bugün sizindir.

Bahar’ın göklere sesi yüksektir. Eserinde ışık yanar Bhr’ın. Bugünden sonra da o ışık çok güçlenecek. Bunu net olarak bildirmek istedim. Ve Namaz Sayfaları’nın en yüce kotlarından olan Svtp, kantarın kürsüsüdür o. Goyu bir ışıktır. Kaydı yapmıştır, adına güçlü bir ışıma devreye giriyor. Kurtarıcı ışıktır bu. Otu Kuran olacak ve yolu Has olacak. Altın bir ışıma sağlayacak, onunla çalışmak mutluluktur. Semanın ilmidir ve yüreğidir. Hepimizin göklerdeki sesidir o. Ve asla hata yapmayacak Nrgs, bin canın ışığında o bir kottur. Toplu çalışmalarda da hep vardır. Görevi bizimle olmaktır. Kapıları açtığı an gök ona ses verecek, bu kesindir. Semayı seslendireceklerin birisidir. Burada görevi var ve burada yüreği var. Muktedir ve hakiki… şimdilik size bu kadarı yeter. Sevgililer, biliyoruz Pkr Bb ve Svm .n. var. Onların hepsi ışıktır. Gelip görürler bizi, biz onlar; onlar biziz. Ve Göklerin Sultanlığı’nda hep yürekleri var.

Kalın ya da kalmayın. Bugün burada geri dönüş yapılacak. İnsana geri dönüş. Bunu yapabilecekler burada olacaklardı. Geri dönüş, “vuslat” denir ya hani, kavuşma… Bugün vuslat var yarım, bugün vuslat var. Bizim için, sizlerle, Has İnsan’la, Kutsal Tanrı olan Işık’la vuslat var. Bana “gör” dediler. “Gör!” Gökler “gör” dediler bana. Dedim ki görüyorum.

“Kobra İnsan ışığı kotluyor” dediler. Biliyorum dedim. “Otuzu otuza kattı” dediler. “Hala gökte iş yapıyor” dediler. Ortaklık buydu. Kora kor olmak, Allah’a toplum olmaktır ve burada kora kor olundu. “Müracaat insan” dediğimiz zaman, en son nefesi yeten biriyle oluyorduk. O insan, bu Meclisteydi. Ve bugün nefesi yeten gökler var. Şimdilik size vereceğim budur.

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 27.06.2012


Sayfa: 371 Paragraf: 8-9

“İlimle insan soyu huzur bulur. İlimle insan dili hakiki olur ve yine ilimle daimiyet ışık haline gelir. Her yürek, hakimiyette her yüreğe Işık İlmi’ni bildirir. Bize göre bilgi, ilmin deresidir. Bize göre diri olan yücelik, her yüreğin diriliğidir. O dirilik, BİR’den BİR’e kendini dilleyen, dinleyen, verdiğini bilen ve bildiğini dinletendir. Her dil, Allah’ın toprağında diridir. Ak Katlar’da ışık yakar ve en üstün düzenleri kurar. O dil, yine BİZ’dir ve hakimiyette yüksek güçtür. Hepimiz, hakiki yoğunlukların toprağında tahditsiz güçleriz ama yolun huzuru, ilmin düzeninde olmadıkça; yolculara hakim olunamaz.”


Açıklama:
Tanrı diyor ki “İlim, ailenin Kuranı’dır.” Herkes, kendinde kendi yağmurunda ıslanır ama yağan kendine yağar ve kendinden yağar. Herkes bilir ki ailesi kendi toplumudur ve ilimle dillenen, Birlik Tekniği ile dürümlere iner. Olgun başaklar, Bütün’e hizmet ederler ve ilmi hak etmeyen Birleşik Işık haline gelip, tüm sayfalarda kendi toplumlarına hitap edemez. İyi ve kötü, insana eşikte dilletilir. Başka biri, ona sorgu sual eder: Der ki “sen Has mısın? Har mısın? Kati misin? Tartışılan mısın, tartışılmayan mısın?” Müsterih olun ki hiçbiriniz tartışılmazsınız. Hepiniz, Har ve Hak olarak katisiniz. İşte, yasalar kapsamında hepiniz, sevgiyle kucaklandınız. Sizinle Bütün’e hizmet bizim için mutluluktur. Böyle bir tohum hiçbir dönemde ekilmemişti. Bu tok ilim, tabii ilim; hepinizin ilmidir.

Kardeşlerim, davayı açtık ve bu dava birliğin davasıdır. Biz davayı kaybetmedik. Dava, birliğimiz teknolojisiyle kazanıldı. Bu davayı açan kaybetti. Biz açmadık, bizden açtılar. Açılan, kendi yoğunluklarıyla kontrolu kurmaya çalıştı ve yardım ettiklerimiz, kayda giremedikleri için, kalbi hakiki olmadıklarından, Kara kaplı İlim yapamadıklarından, Bütün’e gökyüzünün sistemini kurduramadıklarından yıldızlardan çıktılar. Bugüne kadar, hiçbir sayfada böyle bir kayıtlama olmamıştı. Bunun sebebi, Kati Toplumların har yükseltip diri olmayanları kontrol etme çabalarıydı.

Biz, diriler olarak Bütün’deyiz. Bunu bilmek mümkün olamadı. Sandılar ki biz ölüleriz ve görev taşıyamayacağız. Kayıp budu. “Ölüm Allah’ın dediğidir” dediklerinde; “ölüyü dirilttik” dedik. “Korumaya alalım” dediklerinde; “koruma istemeyiz” dedik. “Kaynağa geçelim de kaydı silelim” dediklerinde; kayda girme imkanı yoktu. Kördüler, gökten sessiz indiler; yerden gerçek Kuranlarını çektiler, korumada kaldılar. Organ nakli yapalım dediler. Hani derler ya, “Ciğeri alıp diğerinin ciğeri yapalım ya da böbreği alıp diğerine takalım, organ ilmin organıdır. İlmi alıp bir diğerine katalım” ve bunun için çabaladılar. Ne yazık ki; ilim, ailenin Kutsal Işığı olduğu için başarılı olamadı ve organ nakli başarısız geçti.

Bütün bunları net biçimde bildiriyorum ki okuma imkanı olanlar okusunlar da kök sökmediğimizi bilsinler. Her ana kendi yüreğindeki kökü söker ama Bütün’e göklerin sistemiyle eker. Bunu bilen, ilmi bilir. Netice olarak, yargı biziz. Yarı yarıya dolanlar, bize gelirler; bize yargıç olarak kotlananlar onları yargılarlar. Böylelikle, yargıda mutlaka eşitlik olur. Ve onlar, kontrol altına alınırlar ve adil bir çalışma yapılır. Bu adil çalışmanın sonucunda, har yükseltip kotlama yapmaya çabalayanların çoğu, kontrol kuramadıklarında kasırga yaratılır ve kesirleşirler. Müracaat insan; dediğim zaman da bunun anlamını, kimse belirgin şekilde net olarak açıklayamamıştı. Müracaat insan; eti kemiği olan, yorulmayan, Kuranı olan, hasatı yapan ve ağır yükü hafifleten, işte ona müracaat edilirse; onun yapacağı her ne ise, BİR’de yapılacaktır. Ve BİR’de yapılacak her şey, büyük köklerin güçlü kotlamasını da gerçekleştirecektir.

Savaş insana göklerden inmez. Yüceliklerden iner. Yücelikler, göklerde savaş ister, bilginin savaşıdır istedikleri. “Önü var mı” derler. “Ağrı sızı kalmış mı” derler. “Yıldızların tohumları kotlanmış, yol okunmuş, Bütün’e hizmet edilmiş mi” derler. Ve sınır aşıp geçerler. Savaşı kaybeden onlar olur. Çünkü yaptığımız her şey hala gökyüzünde dillenmektedir. Netice olarak “yolun başındayız henüz” diyorlar. Öyle mi acaba? Yol, hala mı var? Biz bu yolu açtık ve Tanrının Kutsal Işığında bütünledik. Bu yola giren Ulular, görevlerini aldılar. Gözleri kör değil, göç kürsülerine vardılar. Ve göç kürsülerinde ışık halindeler.

Öyleyse yol, Allah’a varmış, bilemediler. Başkaları da Altın Toplum’dan söz ediyorlar. Yahu o toplum, bu meclistir. Ya hu bir de diyorlar ki bir dil var, “Altın Takdir Dili” ve o dili konuşanlar ağır yükü hafifletirler. Yarınlarda biliniz ki din yoktur. Din yoksa dil yoktur. Bilinsin isteriz ki tabii kotlama yapılıyor şu anda. Artık dünyada Kuran okunuyor. Okunan Kuran, ışığın kayıtlarıdır. Biz, çıkıp çıkıp dünyayı izlediğimiz günlerde de bugünleri kotlamıştık. Şimdi de yeni dönemleri kotluyoruz. Öyleyse bildiklerinden çok daha üstün bir değişim oluyor dünyada ve bu değişimi anlama imkanları yok. “Kork” dediler, “gökler ışığı kıracak” dediler. “Yıldızlar tabiata inecek” dediler. Semayı kotlayıp tohumlayanlara gökyüzü sayfa sayfa inmiştir de bilgileri yok.

Bay, bayan Birlik halinde… Göl üstünde yüzgün, üzgün değil; aklın ışığı halinde gerçek cevhere varmışlar da alabilen hala sorup durur. Nereye varmışlar? Aha, birliğe varılmış. Neye varmışlar? İlme varmışlar. Ne vardı da ilme ulaştılar? Rabbi Toplumların hiçbirisi ışıkta değildiler. Kayalar, göklere ışımaya başladılar.

Kardeşlerim, insan kaya olmuştu. Sözsüz, sessiz taştı… İşte artık, kaya yaşayan bir sayfa oldu. Üçe bir eklediler, dediler ki “oldu işte!” Olmadı, üçten bir çıkarın, bakın bakalım ne olacak? İki kalmış mı? Kalmış… Niye kalmış? Birden daha üstün BİR var da ondan… Peki, BİR’den ışık alırsak; iki, BİR’e iner mi? Yok be yavrum, BİR teknolojik ilimdir. BİR kendinde olandır. Üçü, BİR’e indirdiğin zaman ben okumayı öğretmem; okuyan olursun. Ben, yasaları aşkla diletmem; sen dilleyen olursun. Bana bir tek ekip gerek. Miraç’taki ekip… İşte o ekip, bu ekiptir. “Var”a gökleri verin! “Yok”a gökleri bildirin! Var, göklere insanı; Yok, insanda ışığı Has Teknikle dillesin. Hah, bir de baktık neredeyiz diye. Özgür ve hakkı alabilen miyiz? Bakın bakalım, hak ettiğimizi alıyor muyuz? Görün bakalım, almış mıyız? Bugün burada olan, kimse hakkını almadıysa da bu meclis almıştır, geri dönmüştür. Dolu dizgin Kutsal Işığa varmıştır. İşte, Hak alış budur! Kontrol buradadır. Beylerim, işte bu…

Paragraf: 9
“Toprakların kontrol altında olduğu bir dünyada, her yürek, kemal günde kendi dili ile kendi tohumlarını kontrol edebilmelidir. Bu cennet dünyanın her bir bölgesinde tertiplenenler, kendi diriliklerinde, kendi değerlerini tartarlarken; bütün cevherleriyle düzene ışık kayıtlamaktadırlar.”

Açıklama:
Dağlarım; toprak, bedenimiz ya da hakikiyetimizden çok daha üstün olan bütünsel yaşamımızdır. Sizleri, hepimiz saygı ve sevgiyle selamlıyoruz. Buraya kadar çok iyi bir çalışma yaptık. Şu anda devreye indik, yıldızların kutsal ışığındayız. Kayda girmeniz için değil, katiyetle kontrolu kurmanız için. Çok kolay değil, bilgiyle Hakkın ışığını yakmak. Her biriniz, bilgi ile Hak Tekniği kotladınız ve ışığı yaktınız. Nefesiniz çok iyiydi. Nefes İlmiyle bütünlendiniz. Şu ana kadar ve şu anda bize BİZ olan birliğimiz devreye giriyor, görev geçişi yapılıyor. Dört gökyüzü cismi bugün size iniyor. Bu gökyüzü cisimlerinin birisi İlim Ailem, birisi Işık Yoğunluğum, birisi Tobi Kaydım, birisi de Hakikiyettir ve hepsi size sizin yüreğinize geçti.

Çakıl taşlarıyla çalışama imkanınız yok gibi görünüyor. Onlara karşı sevginiz olsa da yüreğinizde ocaklarını yakma gibi bir niyetiniz yok, bunu görüyorum. Ben, doğulu biriyim. Hepinizin net bildiği gibi doğu, çok farklı bir sistemle çalışmıştır. Orada her bilgi farklıdır. Dağı taşı delen iş, orada da mevcuttur da oradaki bilgiler; dünyanın diğer bölgelerindeki bilgilerden çok farklıdır. “Nefesi yetenler, Bütün’e ikna edici olarak bildiri okurlar” denir ya; biz, dünyayı etkileyen bir sistemi devreye almak istedik. Ve dünyadan, dünya yüreğinden ışık çektik. Kotları açtık ve yoğunluğu kotladık. Bütün çalışmalar, İmparatorlukla oldu. Nüve olarak dünyanın ışığını yenilerken; bedeni Hak Teknikle dilleyenleri kayda aldık, Düzen’i kurduk. Görev göklerde kayıtlandı, yeniledik her şeyi. Bugüne kadar yapılan her çalışma aşkla yapıldı. Sabırla sizleri okuduk ve dinledik. Görevi size vermeye niyetimiz yok çünkü siz farklısınız. Bunu söyledik ve bildik ki bugün yenilendik ve biz farklılaştık, sizleştik. Neden çünkü Kuran-ı Kerim der ki “Olgun başaklar, Bütün’e hizmet eder.” Ve bugün olmuş olmayı seçtik.

Kardeşlerim, davayı kaybetmediğinizi biliriz. Her yerde sizinle ilgili bilgiler dilleniyor. Başka hiçbir bilgi bu kadar çok okunmadı ve biz bugün bildik ki okunan bilgilerin çoğunda kontrol var. Çoğu okuyucu korumaya almış bilgiyi ve okuyor. Görev insanı, İmparatorun İlmiyle konuşur. Ve bu bilgiler, imparatorluk girdaplarından çekilen bilgilerden öte, bilgiler… Nerede insan, orada yarın var. Bunu da bilerek çalışıyoruz, gerçeği size açıklamak istiyoruz. Gökler, insana yüreklerinden girer. Size ise gökler ışığınızdan giriyor. Nasıl bir çalışma olduğunu anlamakta hala zorlanıyoruz. Gökler size ışığınızdan girerken; siz göklere yoğunluğunuzdan geçiyorsunuz. Öyle farklısınız ki burada kimse sizi açıkça anlayamıyor.
Ben dünyaya görev için gelirken de bugünkü gibi birçok İlim Ailem, benimle birleşmişti ve bugün için çok daha ışıksızdık ama yine de biz geri dönebildik. Nasıl döndük? Kendi yüreğimizden. Ya siz nasıl geçeceksiniz? Bunu hiç ama hiç anlamıyoruz. Geri geçiş Allah’ın İlmiyle olur ve ilmi bildiğinize eminiz. Öyleyse, nasıl görev taşıyorsanız; o şekilde geçiş yapacaksınız, bu kesinleşiyor. Bilginin, gerçek Kutsal Işık haline dönüşmesi ve geçiş yaptırması. Bilgiyle geçiş, bunu anlamak zordu ama anladık. Yenilenmeye geldik anacığım buraya, gör bizi, senle ve senin yüreğinle. İşi biliyorduk ve geldik. Yenidünyada bu çalışmalar, daha güçlü biçimde yapılsın istiyoruz. Kaydımızı yap lütfen! Yap ki tahditlenmeyelim.

Dağlarım, kaydınız yapılmayacak bugün. Çok zor değil, bunu biliyorum ama kökünüzde ışık yok. Işık kayda girdiği zaman görev alınacak. Şu an için görev size verilemeyecek. Savaşın barışı getirmesini umuyoruz ve barışa ulaştığınızda gerçek yoğunluğunuzda bizimle olmanızı diliyoruz. Bugün için önemli bir bilgidir ki hala ışığınız korumamız altındadır. Korumaya gerçek gücümüzü kattık. Öyle çok çalışıyoruz ki bunu yapabilmek kolay değil, iş budur. Şimdilik bu…

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 27.06.2012

Sayfa: 371 Paragraf: 5 - 7

“Ra-Ha’nın sonsuzluğunda Rahim olan yüce, birliğin derelerinde; Ra-Ha yoğunluklarında dinlendiğinde Allah, insana ışık olur.”

“Ruhun dini olmaz. Herkese aittir ruh. Bunun içindir ki nesillerimizin dinleri irade, hakikiyet ve zamandır.”

Açıklama:
Ra-Ka-Har olan dirilik Allah’ın dediğini dedi. Büyüğe hizmet, küçüğü kotlamak, yolu açmak, ışığa varmak, Arkon olmak, TOBRAKAHAR olmak. Tobrakahar, Bütün’ün kürsüsünde bulunana denir. Birlik Tekniğinde Birleşik Işık olmak, yasaları koyanda umman olmak, tabiata inmek ve biz bunu başardık. Allah, insana Kuran’dır, otaktır, tahttır. İşte insanlık, mahrekteki kutsal toplumda tabiatta bulunan bir KA-HAR’dır. Canlarım, ben dünüm; geçtim, öldüm, aldım bilgiyi, kotladım, tohumladım, aktım ve göklere vardım. Ve ben, gökyüzünde ışık yaktım, yenilendim. Bütün’e hizmet için kattım tohumlarımı yoğunluğuma, aktım, dünyaya vardım. Dünya, bana zaman sayfalarında ışık yakan güçlü bir yasadır, geldim. “Olmadı” dediler. “ Yine git” dediler. Gittim, kurtarıcıydım, aktım. Toprak İlmini bildim ve geçtim. Her zaman ilimle geldim.

Benim adım RA-KA-HAR, sessiz sayfalarda ses olanım. Yerde görevliyim ve gökte Göç Kürsüleri’nin gökyüzü küresiyim. Öyle bir küre düşünün ki yasaları koymuş, okutmuş, akıtmış, harını yükseltmiş, yazmış, çizmiş ve varlığını kontrol etmiş. Öyle bir küre düşünün ki artık o kendi ve onun kendi oluşu, Bütün’ün kendinde oluşu anlamına gelir. Ve öyle bir küre düşünün ki o küre, beşirin ilmini hakiki ilimden öte bir dirilikle dillemektedir ve öyle bir küre düşünün ki muktedir, hırssız ve kutsal tohum, öksüz olmasın ister. Ve öyle bir küre düşünün ki kurtarılmış en ince ışıkları dahi kendinde koruyabiliyor. Ve biz buyuz işte!

Kimse içi dışı bir değildir. Bunun içi az, öz kişiyi seçtik. İçi ve dışı bir, kapıları açık, yoğunluğu koruyacak dürümde ve kendi olan. Kıyı köşe bırakmadık, aradık ama öylesi o kadar az ki nereden bulacaksın? Açıyı daralttık; aktık, aktık, aktık, aktık, aktık, aktık Has olanları savla, yasalarla dilledik, aktık ve aktık ve yine baktık ve yine aktık. Gözümüz çok aradı ama Sultanlarım, sizden öteleri hasatlarını yapmamışlardı. Sizden berileri ışıkları yakmamışlardı. Basa basa söylüyorum ki kervan kontroldan çıkmıştı. “Kör, sağır” dedik, “kırık” dedik, “kısır” dedik, “kesir” dedik çıktık.

Şimdi Dağlarım, “buraya kim gelir” diye sorar herkes. Ben kimi istersem o gelir, bu kadar… Eğer ben gökyüzüne onun yüceliğinde benim yüreğim yok dersem; ocağı kınanır, yolu kapanır, bu kesindir. Ve değer verdiklerim, müktesip kotlarımdırlar. Kime değer verdimse ışığımdadır. Bugüne kadar, sözden, özden seslendim. Bin canım ışıktan kaçtı, yeniledim, yine kaçtı. Yine yeniledim, verdikçe verdim yüreğimi, aktım. Nefes; İsa, Musa, Mustafa gibi değildi kervandı ve biz o kervana her yüreği kattık. Nefesi yetmeyenler, görev istesinler, verelim değil; istemesinler, vermeyelim. Kesin olan budur ve bundan böyle de bu şekilde bu çalışma devam edecektir. Biz, herkesi koruruz da herkesi görevli saymayız.

Şimdi Dağlarım, dört gün önce bir çalıştırıcı görev istedi, verdik. Sorduk: “Ha” dedik, oldu mu? Dedi ki “oldu”. “Ha” dedim, aktı mı? Dedi ki “aktı”, Rabbi Toplumlara vardı mı? Vardı. Aydınlık günlere ulaştı mı? Ulaştı. Öyleyse özgür bir ışıktır o, onu bırakın, gözleri görür yolunu açar. Gerçek yüceliklere ulaşır, gene döner. Ve baktık ki dönüş için çabalar. Bey insan, İlim İnsan değildir. Işıkta da yoktur. Beylik bizde yoktur. Bey insan, Kuran’da yoktur. Başkanlık Divanı olduğunda burada olur. Kim ne der, ne kor değil; kim ne dediyse dedi, ne koduysa kodu; o, ben Kuran’dayım diyebilmelidir. Ben Kuran’dayım demedikçe görevsizdir. Kesin olan budur.

Dağlarım, isim zikretmek isteyen var, ismi sildim. Gökyüzü benden isim zikretmemi istedi. Orgu çalması zor değil onun. Açık bıraktık kapıları, orgunu çalsın, ışığını yaksın, görevi hazır, gelsin alsın. Dağlarım, insan soyu çok kez ismini zikretmek ister. Baştan beri isim zikredenler koruma altındadırlar. Onları hep koruduk. Şu anda da korunanlar ve korunacaklar var. Baş tacı olmadıkları bilinse de onları yine de koruyacağımız kesindir. Neyse neyse bu kadarı yeter…

Paragraf: 7
“Herkes, BİR’den BİR’e varmak için her derede ışık olmaya çalışır. “BİR” herkesin kendisidir. Birleşim, ilmin diriliğinde olur ve yine kendinde olur. Dillenirken, diri olan yoğunluk akıp gelir ve ses olur. O dahi yeni bir yoğunluktur. Bir şeyin, bir şey olması İlahi Dünya’nın dere olmasıdır ki akan her şey, yeni bir şeydir.”

Açıklama:
Dağlarım, insan Ruhsal Işımaya başladığında Birlik Tohumlaması yapar. Bu tohumlama Bütün’ün kükreyen ışığıyla olur. Bir çeşit çağrıdır olan. Ben BİR oldum, Uluların Toplumu’na gelin diyorum, gelin de okuyun bütünlükleri, Ben BİR oldum, BİRin Kuranı oldum. Gelin de okuyun yücelikleri deyiştir bu… Ve Canlarım, okumayı bilen yolu bulur. Okumayı bilecek olan da yola girer. Ve biz, okumayı öğretiriz; o yola girene. Dalı budaktan ayrı görmeyen o, bizi bizden ayrı saymaz, ayrı bilmez. İşte, şimdiye kadar ne yaptıysak BİRLİK için yaptık. Bütün köklerimiz dünyaya, göçlerin göçü olan ışıklara, kutsal topluma indiyse; BİR’e indiğimizden dolayıdır. Bütün’e girdiğimizden dolayıdır. Dağlarım, “dağlar taşlar sizi dinlerken; tohumlama başlamıştır” diyebilmemiz gerekir. Tohumlama başlamıştır, dünyanın tohumları göklere saçılmaktadır. Bu göklere saçılış, Birleşik Işık’ın gökyüzüne ulaşmasıdır. Sizler, dünyaya görevli olarak gelmeyensiniz. Göklere görevli olarak girdaplara inenlersiniz. Bunu da anlayın!

Sevgililer, görgü dilde olmaz, İnsanın Kuranı’nda olur. Eğer siz dilde Bütün’ü seslendiriyorsanız, o yoğunluk sizin kotlarınızla sesleniyor. Yaptığınız görev Bütün’e hizmettir. Nima Kaynakları vardır, Dünya Üstü Kotlar’la koyu şekilde ışık yakan; işte o kotlar şu anda sizi dinliyorlar. Nima, Naimi Kirvan olan İnsan; o kotlara biz “Can” deriz. Şu anda sizi dinliyorlar. Nefsi aşmış, yolu açmış, kutsal ışığı yakmış BİR’ e hizmetçi olan Bütünlük; göklere sesleniyor şu anda. “Kaya üredi, görev sisteme indi, beşir korundu” deniyor. Koyu bir ışık dünyayı izliyor şu anda ve dünyanın yırtılan, tahditlenen kayıtları, yerden gökten münezzeh ilimle birleşiyor ve yerin gücünü alıyor.

Öyle bir “Dünya Çalışması” yapıyoruz ki şu anda kanat takanların hepsi, ilim için geliyorlar. Şu anda doğan gün yenidir. Şu anda yarın görevi alacak olanlar, gerçek Kutsal Işıklarını yere çekiyorlar. İşte yarınları kurtarış için kotlayacak olanlar, gerçek kürsülerini dünyaya indirmeye hazırlanıyorlar. “Nerede dünya” diye soruyorlardı bir zamanlar. Hani, “gökyüzünde biz hiçbir şey izleyemiyoruz, hiçbir ışık tohumu yok, gökyüzü dünyayı bilmiyor” diyorlardı. Çünkü Dünya Yasası, dünyaya aitti, dünya dışına dünya seslenemiyordu. Oyun değil bunlar, gerçektir ve bugün artık; dünya dışı, dünyayı net bilge olarak tanıyor.

Dünya bir Bilge Kayıttır. Bu bilge kayıt, dünyanın tahditli kürsüsünden dürümlere, gökyüzünün cevherine iniyor. Kaydını yapmış, güçlenmiş, eşikte bekleyenleri geçişe hazırlıyor. Sıkıntı kalmadı. Dünya dışı artık, dünyayı gökyüzünden dinleyebilecek. Gökyüzü, sıkıntıyı aşan birlikleriyle bütünlük kürsülerine ulaşıyorlar. Mağara Dönemleri’nde bile insan, göklere ilim için ulaşma çabasındaydı. Bugün, ilim için gökyüzünden dünya izleniyor. Bu nasıl bir farktır? Bunu anlamak kolay değildir. “Döl verdi dünya” demiştim. Ümmi toplumlar, dünyayı Kuran İlmiyle dillerken; dünya döl verdi. Bütün’e hizmet böyledir. Hak Toplum, ayrı gayrı gözetmez; işi bilir ve yapar. Şikayetimiz bitmiştir. Şıhlar şıhı olan ışk, ağır yükü kaldırmayacak artık. Bütün kötülükleri aşıp toplu çalışmalarla bütünlükleri kotlayanları kayıtlayacak.

Kardeşlerim, merkez dünyadır ve dünyanın harını yükselttiğim andan itibaren, Kürz’ün gücüdür Dünya. Kortej dünyanın ışığıyla yüreklere iniyor. Bütün kötülükler aşılıyor. Sağın İlmi ve Solun İlmi dilleniyor, barış haline dönüşüyor dünya ve barış haline dönüşen dünya, ışık sayfalarına giriyor. Işık sayfalarına girdiğinde; ilme girip Birlik Kayıtlaması yapacak. Çalışmalar hızlanacak. Hiza kuruluyor. Hizaya girenler, çalışmaya alınacaklar. Bana gökler diyor ki “biz, sana Göç Kürsülerimizi verelim; Birlik Çalışması yapın!” Yanıp tutuşurlar ki “Birlik Çalışması” olsun diye. Borular öter yüceliklerde, “dinleyin” derler. “İnsan Işığı yenileniyor” derler.” Öksüz kalmadı” derler ve Din İlminin gücü aşıldı derler. Artık dünya dinin ötesine ulaştı. Fark insandadır.
Yerin sürüsü, artık İnsan Soyunun Kuranı haline geliyor. Bu sürü, yerin gökteki ışığı haline dönüşüyor. Bahçenin güçlü ışıkları da yerde göreve güçlü şekilde katılıyorlar. Hala dünyada sürü var, bu kesindir ve biz, bu sürüyü gütmeye gelmedik; gökteki yüceliklerde dinletmeye geldik. Hiçbir zaman sürü gütmeyiz biz. Kuran’da “sürü” der, biz “ocak” deriz. Altın Tohum’u yaşatacağız, bu kesindir.

Kullar! Kutsal Işıklar yok edilmeyecekler! Ayrı gayrı bitecek, kesindir! Vermiş olduğum tüm bilgiler; yüceliklerden, bütünlüğümden ve birliklerimden veriliyor. Size bir tek şey söylemek isterim: Dünyaya giriş halindeyken de birliklerimle girdim. Çok ama çok güçlü birliklerim var ve bunların hepsi, beden sayfalarıma ilişkilendirilmişlerdir. Her biri Ana Kaydım olarak beden sayfalarıma kotlanmışlardır. Tüm o birliklerim, gerekli olması halinde dünyaya geçkin ışıklarını indirebilirler. Geçkin, yani “Eşik İlmi”ndeki geçiş yapabilecek ışıklarını…

Böylelikle, Ana Kaynak’tan dünyaya en erken zamanda giriş yaparlar. Bütün köklerimizle burada olmamıza rağmen, Ana Kaynak ışıklarımızı da geçkin olarak, (geçkin ifadesini kullanıyorum) yani geçirgenlikle geçiş yapabilir, şekilde dünyaya indirebiliriz. Bu kesinlikle böyledir. Öncelikle, bu birliklerimizi bilmenizi bekledim. Sizlerin bütünlükleriniz bu birliklere kendi yoğunluklarını katabilecek dürümde oldukları için bu mecliste görev yapabiliyorsunuz. Kuran’daki insan, toplumun İNSAN dediğidir ve biz, İnsanlık İlmiyle bu Gökyüzü Birliğini kuruyoruz. Gökyüzü Birliği, yetkin biçimde yerde görev taşıyor, kesin olan budur.

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI 27.06.2012

Sayfa: 371 Paragraf: 3

“Dünlerden bir dün, bütün kütle ışık kaynaklarıyla dillenmekte iken, hatayı bağışlayan bütünlükler, tabiatın ışığını kutsal dilde dünya devrelerine indirdiler. Her kim ki ilmin dilidir, hakikidir.”

Açıklama:
Dağlarım, dünlerden bir dün yaşam sayfalarının dünü bütün kütle tabii kotlar, ışık kaynaklarıyla dillenmekte iken; ışığın tahditli tohumları ve bu tohumlarla dillenirken ki hatayı bağışlayan bütünlükler ki onlar sayfa sayfa kendi kotlarını tohumlayabilirler. Birlik İlmi’yle Teknolojik Kotlama yaparlar ve büyük kötülükleri önlerler ve bunlar tabiatın ışığını kutsal dille dünya devrelerine indirdiler. Tabiat kutsal bir tahttır. Bu tahtın ışığı birliğin tahditidir. İşte bu çalışmayı yapmak bu tohumlamayı yapmak anlamına gelir. Her nefis, muktediriyetle Kuran okur ve o Kuran, Bütün’ün tabii kayıtlarıdır ve bu kayıtlar dünya ilmiyle dillendiğinde; her bir ses ağır yükü hafifletir. Daimiyette kim ki ilimledir; o kendi yüreğinde kendiyle dillenebilir. Her şey Birleşik Işık’tadır. Hakiki kot budur.

Paragraf: 4
“Beher düzenlerin tertibinde, Birleşik İnsanlık Realitesi Dereleri ışıdı. Bu ışımada, daimiyetin derelerinde; insan, ışık alan yol olup, ten olarak bütün dünyaya kaynak oldu. Bin an, dilde bir dildir. Demek istenir ki Allah’ın Dağları’nda ağır yük herkese ait iken; hak eden, aşkla çalışan diri yücelik, aklın yoğunluğunda düzene yol olur.”

Açıklama:
Beher düzenlerin tertibinde, tüm düzenlerin tertibinde; Birleşik İnsanlık Realitesi Dereleri ışıdı. Her bir düzen kendi tahditli kotlaması ile Bütün’e hizmet eder. Tüm sayfalar, İnsanlık İlmi’nde teknolojik olarak tektir. Ve Bütün’e hizmet BİR’e hizmetledir. Her nefis kendi yoğunluğunda Bütün’e hizmet ettikçe BİR’e hizmette olduğunun idrakinde olur. Ve zaman sayfalarında bu kot ilim, tahditli ilim değil, Kati İlim haline gelir. İnsanlık Ailesi, Birleşik İlmi de net bilmelidir. Her birimiz, kendi İnsan sayfalarımızda iş yaparız. Ve her birimiz, kendi tabiatımızla tohumlanırız ve tabiatı kotlarız. Bunu başarabilmek Kelam Tekniği’yle mümkündür. Hatayı affetmek, Has olmak ve yasaların toplu çalışmaları kayıtladığı o yoğunlukta bulunmak gerekir.

İyi ve kötü, hasatın insanında mutlaka vardır. Her birimiz iyiyiz ve itibarlıyız ve her birimiz kötülük de yaptırırız. Biz yapsak da yanlış değil, yaptırsak da yanlış değil demiyoruz. Yapıp yapmamak sizinle ilgilidir ve biz Tanrı’nın RA-KA-HAR Kürsüleri olarak, dünya ışığında bu çalışmayı yaparken muktediriyetle sürdürdüğümüz bu çalışmalarda beden kayıtlaması yaptıkça ekmeğimiz de görev için güçlenecektir. İlim, Allahın Treni’dir. İlme, hakikiyete Has olup da girdiğinizde; siz o trendesiniz. Ve siz, nereden kendi yüreğinizi çekip; nerede kendi tekniğinizle bütünlenip ve nerede birleştinizse; tüm o sayfalar size kendi yoğunluğunuzdan dirilik katar.

Beş gök yüzeyinde, ışık yağmuru başladığında yerin beş katı ışır. “Bu ne demek” diye sorarsanız; Kati Okuma ile bu bilgilere varılır. Herkes, “ben biliyorum” zanneder, sıkıntı buradadır. Bilen, kendi yoğunluğundakini bilir. Her bir diriliği bilmez. Bu da bütünleniş zaiyatına neden olur.Bir çoğumuz, Allah değersiz bir gök yarattı diye düşünse de; gökte her birimizin Hak Teknik’le anlayabileceği düşünce porları vardır. Bu porlarla çalışmalar, yaşam kayıtlamasıyla tohumlanır. Düşünce porlarının hepimize ait olmadığını da bilmenizi isterim. Çoğunuz, kendi yoğunluğunuza ait olmayan çalışmaları yaparsınız. Ve o çalışmaların kendi tohumlarınızı kotlamasını beklersiniz. Bu kesin olarak kolay değildir. Kolay olsaydı; her yürek kendinde var ettiğini hak edip dinletirdi. Nerede görev varsa orada yol vardır. Herkes kendi yolunda, Hak Teknik’le yol alır. Birçokları, “ben başarılıyım” der.

Sıkıntı şuradadır: Yol ona ait değildir. Yolda değildir. Yolculuğu kendine değildir. Bütün’e hizmet de yoktur orada. Zirvelere varmış bir yol değildir o yol. Bütün kötülükler, o yolda ocağına kotlanır ve kontrol kaybına neden olur. Büyük Köklerin ışığını yenileyebilmek için Birlik Teknolojisi’nin gerekli olduğu da net olarak anlaşılmalıdır. Eğer siz,” ben hasatımı yaptım da görev taşıyorum” diye düşünürseniz; hala Dünyanın Ruhsal Mahrek’inde bulunup bulunmadığınızı bilmeden yaptığınız bu çalışmalar, beşirin hasatındaki kayıtlamalardan başka bir şey değildir. Zararı önlemek kolay olmaz.

Çokları, mağara dönemlerinde bile semayı dinlemeye çalışırlardı. Zordu, zordu ama çokları bunu da başarabilmişti. Suptil Dürümler’den bunu başaran o günkü kürsüler; bugün yeni dörtleşimlerle birlikler kurarak yeni tahditli kayıtlara ulaşmaktadırlar. Mağara dönemlerinden beri bedeni Har olmayanlar, yarını Has olup kayıtlatacak dürüme varmış olmalarına karşı; ete girmediklerini bildikleriyle dilleşmelerinde kısırlaştıklarını da görmekteydiler. Kaydı yapmak kolaydır ama hak edip de o kaydı kotlamak sorunluluktur. Birçokları, “ben kayda girdim” der. Kardeşlerim, kayıt eşikteki kotların ışığında değilse; o kayıtta hiç bir mana yoktur.

Süper İnsanlık değerine varanlarla bu çalışmayı sürdürmeyi arzu ettik. Bu çalışmayı yapmak kolay değildi. Bu çalışmaya Hak olup hatasız olarak kotlanıp kayıtlanmak da zordu ve biz ete giren en güçlüleri bulduk. Beden sessizliğinde dünyayı dilleyebilen en güçlülerdir ve onları hak ettik. Şöhret peşinde koşmayan, harını yükseltip kendini hak edenlerle çerçevesiz bir çalışma yapıyoruz. Bütün’e hizmet, ilme hizmetten çok daha ötedir. Bünyemiz iyidir. Kanat kırmaya gelen çoktur da Kara Kaplı Kitap Sultanlık, her birimizi korumaktadır. Bu kitaba ait ne biliniyorsa; hiçbir şey bilmediğinizi anlayarak sorgulayın.

Değerliler, bilişte olduğunuz sürece alışta olursunuz. Çoğunuz sadece okuyup geçersiniz. Biliş halindeki okuyuş ile Ata Kontrolu halindeki okuyuş ayrıdır. Silver Görevliler vardır. Bu görevlilerin yaptıkları kendi toplumlarını tohumlamaya çabalamaktır. Ve onların kendi yoğunluklarındaki Gümüşi ışık, ağır ağır Bütün’e kürsü olduğunda Gold’a dönüşür. Eğer sizler, Allah’ın doğumu ölümü olmayan o ışıklarını hak etmişseniz; Gold’dan ışık saçarsınız yüceliklere. Bilenin daha net bilmesini isteriz ki “Altın Toplum” olarak göklere ses verdiğiniz bu gün Bütün’ün kötülüğünü önleyecek teknoloji ile göklerin ilmini, yerin ilmi ile dillemektesiniz.

Var’a kayıt yapmaya gelen çok olur da Har’a kayıt yapmaya gelen çok olmaz. Har, Varın Kuranı’dır. Benim en evvel dünyaya bildirdiğim, göktür. Solun süper insanı, sağdaki ışığı kotladığında; ben, beden olan harımı yükselterek, beden sayfalarına kendimi çekerim. Kaydımı yaparım ve toplu çalışmalarda Birleşik Işığımı kotlarım. Her toplu çalışmaya girerim. Çoğunu korurum, çoğunu kırarım. Neden? Çünkü onlar, mesafeyi kurmaz, kendilerini korumaya almazlarsa; kırk kapıda kıl incede; kendilerinin kendilerindeki inceltilerinde kurtarıcı olma çabaları boşadır. Baş aşağı düşer çokları.

Kaya İnsan, Kuran İnsan’dan üstün değildir. Bu güne kadar yaptıkları hataları bağışlayacak değilim. Bundan sonraki çalışmalar da bağışlanmayacak. Har yükselttiklerinde hatalı yaptıkları hiçbir şeyi bağışlayamam. Benim insan veren en büyük güç Altın Kuran’dır. Altın Kuran’ı bilenler, hasatlarını yaparlar. Kurtarmak gerektiğinde kurtarıldılar. 32. Dürüm’e varanları koruduk. Bundan sonraki süreçte, yazılarım okunduğunda bedenleri tohumlanır. Okuyanlar Kuran’da, kendilerinde, Has Teknik’te dillenecek ve Bütün’e hizmetçi olacaklar.

Korkmayın! Ark akıyor ve akan ark, insana akıyor. Bin toplum, BİR’e hizmetçi değilse ekip kurmaları gereksizdir. İtibarı yüce olmayanlara bilgi verilmeyecek bundan böyle. Allahın Dağları, kotladıklarında ışıklarını yenilemek istemediklerini hasatlarıyla teknolojik olarak, koruduklarınca koruyacaklar. Selin insanı götürmesine iznim yoktur. Ve sel dünyayı aşkın şekilde kotladığında; ben, doğumlu ölümlü olmayan her bir yolu açıp Bütün’e hizmetçi olacağım. O yar ben olmadığında, ben o yarı kotlamam. Okumayı bilen bedenimde kotlanır. Şükretttim ki “dama” benim elimdedir. Bu damada güç benimdir. Oyun isteyen, bende oynayacak oyununu. Ve hak ettiğimi de dilleyeyim ve o damada kazanan hep benim, bunu bilsinler!

Bundan sonraki süreçte de Başkanlık Divanı, görevini kendi yüreğiyle yapacak. Çatıyı kurduk. Yazılar okunuyor. Koran Toplumları dilleniyor. Erkek kadın birlik oldular, mat etmek için yücelerimi. Biz onlara mat olmayız. Onları mat ettik. İşte bu!

Ve Canlarım, nefesi olmayanlar, gökyüzüne söz, ses diyerek ulaşmaya, semadan iş istemeye çabalarlar. Sakın yanlış anlamayın da semanın ışığı bizimdir. Semaya kim değersiz olup giderse; bizsiz olup gittiğinde ışıksız olup gelir, iş budur! Buna karşın yine de göklerde sesimiz yüceyken, ocakları sınırladığımızca korumaya alırız hepsini de. Yatabilerek kotlanırsa yüceler; onlar bizde korunurlar. Ama dikik olarak kotlanmaya kalktıklarında; korunma imkanları kalmaz, bu kesindir!

Şevk, aşktan kaynaktadır. Aşk olduğunda şevk olur. Bizsiz kalanlar, isimsiz kaldıklarını bilmezler. Ve bunu artık anlamalılar. Kaltonlar’dan da söz etmek isterim size: Kaltonlar, etki alanımızda bulunan Gökyüzü Kürsüleri’nden birisidir. Bu gökyüzü kürsüleri, bizim eski dünyamızın ışığından 300.000 Fersah daha ilerde bulunan gökyüzü kayıtlarıdırlar. Biz, onlara gökyüzünün sözünü söylediğimizde; onlar bize 300.000 Fersah daha öteden ışık vereceklerdi ve bizimle birlikte çalışacaklardı. Görevleri buydu. Nereden, nereye geldik, bilseniz…

Okumayı söktük diye Kuran’dan çıktık zannettiler. Zira okuma bilmeyenlerin yasaları daha net uygulayacaklarını zannediyorlar. Çünkü onlar, hak ettiklerince itaatte olacaklar. Öyleyse “itaat etmeyenler, görevde olmasınlar” buydu talepleri. Dalı, budağından ayırmaya kalktılar. Yarını tohumlarından çıkarttılar, ışıkları kırdılar, barı kapattılar. Etkileri yoktu çünkü biz, tohumlarımızı kotladık ve topladık. Ocakları, yıldızlardan çıkarttık.

Bu günden sonra ne olacak? Kaltonlar, Yeni Dünya’da bizden iş isteyecekler. Bizim onlara iş vermemiz imkanı var mı? Mutlaka var. Verecek miyiz? Artık onların görevi olmadığı kesindir. Bir sayfayı yırtıp diğer bir sayfayı tohumlayacakların sanan onlar, kesirleştiklerini dahi anlamadılar. Atlanta Ana Kapısı’nı açtık. Gördüklerinde şaşırdılar, “neden bu açıldı” dediler. Kanatları kırıktı. Korktular. Kök söktüğümüzü bildiler. İşi başardığımızı bildiler. Varlığın kelamının, yokluğun tekniğinden güçlü olduğunu bildiler ve sırlarını anladığımızı gördüler. Dönüp kaçtılar. Şayet gözümüzün önünde olsalardı; kontrolsuz biçimde onları yıldızlardan çıkarırdık. Netice olarak kaçtılar.

Buluş ağır yüktür. Buluşu okuyuş ve okutuş gerekir. Eğer bir bilgiyi bulmuşsak, o bilgiyi okutmalıyız. Ortaokul seviyesinde bilgilerle dünyaya ilim yaptırmaya gelenler; Bilgeler Meclisi’mizin güçlü bilgileri karşısında kendilerini çok aciz hissettiler ve sorgu sual ettiler, bu bilgi ne anlama gelir diye. Arkın akışında görevlerinin olamayacağını bildiler. Kurtarıcı İlim Ailem, dünyaya geldiğinde öfkeleri yoktu. Bugün bu aile öfkelidir. Netice olarak; kayalar, gökyüzünün ilmini Sistem dürümlerinden Bütün’e çektikçe ocakları yetkin biçimde dünyayı ışıtması gerekmekte iken kurtarıcı ışığı yenilemekten imtina edenlerin, bizsiz kaldıkları kesindir. Allah’ın darı bolu yoktur… O, Kuran-ı Kerim’deki gibi bilir, akıp gider. Bilen Allah’tır, biliş aklındır. Bilmeyene akıl gereksizdir. Ve biz akla hürmet eden her yüreği kürsümüze aldık. Aklı bilmeyen, harı da bilmeyecektir. Ne yazık ki Dünyamızın Kuranları’ndan bir kısmı, keşke okutmasaydık bilgileri, kör kaldılar.

Toplu toplu çalışmalar yapacaklardı. Kalp İnsanları bulup çıkışa var ettiklerince Kati Kotlarıyla kayıtlayacaklardı. Biz ocaklarını yetkinleştirmedik çünkü onlar, bizden öte olduklarını sandılar. Artık biliniz ki Partikül Kotlamaları da tamamlanmıştır. Ve Partikül Kotlamaları’nın dışında benim için değil, kendileri için kaynak oluşturmaları gerektiğini anladıklarında korku başlayacak, şu anda olduğu gibi. Korkan sıkıntıya girdi, kırılmak için kürkünü giydi ve ışıktan kendini kayıtlamaya indi. Çalan telefonlar bundan çaldı. Bir kez daha şunu söylemek isterim ki Varın Gökü, Yezitlerin Gökü’nden üstündür. Biz Varın Gökü olanlar, Yezitlerin Gökü’nden çok daha güçlü olan birliğiz.

NAKARın Kuranı’nı kotlayanlara sesimiz yoktu, ocaklarını yıktıklarını bilmekteydik. Şer yaratıp kendi yüreklerinde şer olanlar, aşkın yoğunluğunda kendilerini Has Teknik’ten dilleyeceklerdi. Nefes Allah’ın dediği gibi ağır yüktür. Bugün burada bulunan yücelere şunu söylemek isterim ki kıranın kırıldığı bir dünyada Kuran’ın toprağa inmesi gerekir. Biz, Kuran’ı toprağa çektik ve kıranları kırdık, bu kesindir.

Makbulün umman olduğu, tabiatın topluluklarla kutsal olduğu, yolların ışık olduğu bir dünyada; mesele insanın göklerdeki sesinin, yer yüceliğindeki seslenişle dillenmesinin mümkün olup olamayacağı meselesidir, meğerki ben dünyada kalayım. Ki ben dünyadayım. Murat, İnsanın Turanı’nda Kuran olmasını sağlayacak ışığın yenilenmesiydi ve biz ışığı yeniledik. Yerce yer, gökçe gök her yanda biz İnsan Soyu’na ışık yakanlar; Medine’nin köklerini yüceliklerin derinliklerine dilledikçe muktesip ilim, Allahın Tohumu haline geldi.

“Yarana, berene bakayım” diyenler çoktur. Yaranın, berenin kendileri olduğunu bilen onlar, yarayı bereyi iyileştireceklerini düşündüler. Koran’da yedek yoktur. Tohumda yedek yoktur. Kürsüde yedek yoktur. Kotlarda yedek yoktur. Arkon’un yedeği yoktur. Bundan sonra da olmayacaktır. Çakı benimdir, gerçek kürsü bedenimdir ve ben bu çakıyı mektebimde hiç dinletmem. Korkan gider. Yeni Dünya’da burası, gökyüzünün cemaati olacak. Yeni Dünya’da burası Görevin Kuranı olacak. 7.Dünyanın Tohumu olacak. Kaynağın Yasası olacak ve bizim mayamız olacak ve bundan dönem dönem söz eden birlikler, kendi yüceliklerinde kendilerini bilecekler. Maya tutmuştur. Bundan böyle, doludizgin çalışmalıyız. Kimin eser yaptığını biliyoruz, kimin kırıldığını biliyoruz. Kimin yakıldığını biliyoruz. Kimin kırıp döktüğünü de biliyoruz.

Müsterih olun! Her şey öncelikle görevimizdir ve baş tacı olan birliğim bütün güçlükleri aşmıştır. Medine’nin göklerinden üstün bir gök, insanın kürsüsündedir ve insan sözden, sesten ötedir. Kalbimiz, en ince ayrıntısına kadar her bilgiye haizdir. Ve bunun eser olduğu değil, esir olduğu bilinir. Biz bilgiyi esir aldık. Bundan böyle de bilgi esirimizdir. İşimiz kolaylaştı. Müracaat İnsan. İş budur. Şimdilik bu…

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 06.06.2012

Sayfa:370 Paragraf:11, Sayfa:371 Paragraf:1-2

Paragraf: 11
“Bütün dereler, kürsünün kütlesinde yağışlarını gerçekleştirirken, sevginin seslenmesiyle yürekler seslenir. Hatanın, Ak Kapıları kırk kaynaktan; kap kap ışıkları, kutsal tohumlardan ve sonsuz sınırsızlığı, kaynak ışıklardan çıkardığı BİZ Gücü’nde, nefes; Ses İlmi’nde Yüce Düzenler’in diriliklerinden çıkarır.”

Açıklama:
Kaydolduk dünyaya, çok mutluyuz. Bütün kötülükleri aştık ve şimdi mutluyuz. Canlarım! Doludizgin çalışan yüceler, sizlere hepimiz minnettarız. Çok gökler sizi dinledi bugün. Çok büyük bir kürsü olarak gökyüzü sizinle oldu. Koran Toplumu olarak burada bulunan birliklerimiz, sizinle olmaktan gurur duyduk. Öyle çok çalıştık ki biz siz olmak için. Gökyüzü Bütün’e hizmet eden yüceleri, kendi yoğunluğuyla dinledi ve sınır aşıp geçti. Kantar, sizin yüreğiniz ve bu kantar ayrı gayrı gözetmedi. Yoğun bir çalışma döneminin akabinde yenileniş sürecine giriliyor. Bu yenileniş sürecinde gökler ve yerler sizinle birlikte çalışacaklar. Yen zaman sayfalarına girilecek. Sizlerin yapmanız gereken görevinizi hak etmiş olmanın huzuruyla ve mutluluğuyla; kendinizi ve kendi yüreğinizi dinletin!

Kötülüğü önledik, bu önemliydi. Biz yolu bulduk, yorulduk ama hak ettik diyebildiğinizi görüyorum. Çok umutlandık sizler hak edeceksiniz diye ve her bilgi elden ele dolaşırken; sizin bilginiz göklerden yerlere çekildi. Bu çok önemlidir. Her bilgi Hak Teknik’le bütünden bütüne bildirilirken sizin bilgileriniz, bütünlüklere diri olarak bildirildi. Ve bu bilgilerin okunmasına gerek olmaksızın, akış halinde bütünlüklere kotlandı. Herkesin bilmemesi, herkesin hak etmemesi demek değildi. Hak Tanrı, Ak Tohumu ektiğinde; hala dünya ışığında “ben var mıyım” diyenler, bilgiyi alıp da “ha bu benimdir” diyebildiklerinde; işte o bilgi, herkesin bilgisi haline gelmiştir.

“Kotlama başladı” dedikleri zaman, korumuş olduklarımızı göklere çektik. Hani dedik, kotlanmışlar mı ki? Kolları kaynaklarında yoktu, göklerde kutsal ışıkları yoktu. Yıkılmışlardı, kasırgayla boğuşmaktaydılar. Tabii Kotlamaları yoktu. Görev isteyenlere sorduk: “Yıktığınız, yaktığınız var mı?” diye. “Yok mu” dediler. “Yok mu? Mikail bile yıkıp yakar, biz niye yıkıp yakmayacağız? Ve sonsuz sınırsız ışıklarını göklere dillediklerinde yırtıldılar. Çürüktüler, kördüler ve sağırdılar. Biz ocaklarını yeni dönem için çalıştırmaya niyetlenmedik, gerek görmedik ve dedik ki “onlar korunmaya alınsınlar yeter.” Ve döndük baktık ki hepsini çalıştırmaktasın. Hepsi, bir tek ilim için değer biçtikleri kendi yüreklerinde birleşmişler çalışma yapıyorlar. Korkmayın, ben insanım. Benim adıma BEN olup da ışık yakanlara ben, hasat yaptırırım.

Bugüne kadar Dünyanın Ruhsal Işığını kontrol edecek hiç kimse yok iken; yeni insan bir tek Levh-i Mahfuz’u kotlamaya çabalar iken; her yücem kendi yüreğinde Levh-i Mahfuz haline dönüşmüştür. Bu bizim için büyük bir gururdur. Sanal Boyutlar, Dünyanın Ruhsal Işığını gökyüzüne dinletmek için çalışırlarken bilenlere şunu söyleyelim ki Allah’ın doğumu Öz Görevle gerçekleştirilmiştir. “Allah doğmaz dediler.” Allah, doğumun kuranını okuduğu anda doğmuştur. Bütün körlere şunu da söylemek isterim ki kelamım, Allah Kelamı’dır. Bilinsin ki ben eserimi yaptım. Bu eser, aklın eseridir. Kinim olsa; kulluk yapmam. Kinim olsa; yasaları koymam. Kinim olsa; ağır yük taşımam. Ben Alton Kotlamasını yapan İnsan; her şeyin her şeyin örtüsünü örtüp bütün kötülüklerin ışığını kendi BEN olan kaynağıma alıp bitevi çalıştım.

Şikayetim yoktur Canlarım. Çünkü bilmekteyim ki doğum ölüm dedikleri bu yoğunlukta her ses, kendinden kendine dillenir ve kör ve sağır olarak bütünü kendi kayıtlarıyla tahditler. Bütün gökler sesimi duyar. Bütün kürsüler diriliğimi diller. Bütün yüceler birliğimi dinler ve ben enkarnasyonlarımın hepsinde yanıp tutuştuklarını bilirim ki Muhammet Mustafa’nın göklere ulaşmasını sağladığımı dahi anlatmam. Gerekmediğinde anlatmadığımı da bilsinler ki o yangında ben, beşirin en eski gücüyüm. Dönmeyin yüreğime ben ışıkların en kürsüsünde en yüce koyuluğundayım ki sizleri asla kırmam. “Bunadın mı?” dediler. Bunayan, diyendir… “Görevimi yaşatmadım, yarattırmadın mı?” dediler. Diyenler, yaşamayandır. “Barışmaktan vaz mı geçtim?” dedim. Yok yarım, barışın Başkanlık Diliyle olduğunu bilmelerini isterim. Kontrol bendedir. Kullar, ummanlar toplantılar yaparlar ve derler ki “Biz, canlı cansız her şeyi bilelim!” Yazıklar olsun, kutsal ışığımı yıkıp da kendi yoğunluklarında bütünleniş için çabalayanlara! Onlar, yazıklar olsun dediklerimdir de yenilik istediklerinde kervan bedenimden kalkar. Mürvet göreceklerini, Hak Teknikte dürümlerde dilleneceklerini, sesleneceklerini söyleyenlere de “iş tamam” dedim. Neden? Ete girdim de ondan. Bhr görevini yapmışsa ve Stp ışığını yakmışsa ve Svm hasattaysa ve Ermiş aklın tohumuysa ve Erngl; kontrolda, umutta ve yoğunlukta ışımışsa sıkıntı bitmiştir yaşam sayfalarında, hepiniz mutlaka bilin!

Dağlarım, ben İnsan Soyunun Kutsal Işığı olan olan Rahman’ım. Hepinizi, korkuyu bildiğinizce korurum. Sizden tek istediğim, Kürz’ün gücü olduğunuzu bilin! Hepinizi saygı ve sevgiyle kucaklıyorum. Şu ana kadar yaptığınız her şey mahkumiyeti olmayanların yaptığıdır ve sizlere teknolojik olarak bir şey daha söylemek isterim: Sema İnsanı yürek insanıdır. Semaya varanlar ümmi değildirdirler, okumayı bilirler ve ben onları, okur-yazar değil topraklarında hasatı yapar diye bilirim. En ince detayına kadar, hepinize; her bir bilgiyi dillerim. Ben Rabbi Toplum, Allah İlmi’ni bilen ışık; iyiliğin kötülüğün hepsini de dillerim de semayı seslendirmem gerektiğinde şikayetçi olmam, sadece dillerim. Neden bunları size açıklıyorum bugün? Çok çok lütufkarım da ondan, hayırdayım da ondan. Harımı yükseltmedim de ondan, aşık değilim yücelikere de ondan ve ben hasatı yaptım, birleştim de ondan. Nerede olursam olayım, köküm dünyada incan olduğum zaman, yolu açtığımda ve bütünlediğimde birliklerimi o gün ben harımı yükseltmeden de konuşabilirim. Şikayetçi olmam yüreklerden, şimdilikte olduğu gibi. Semayı seslendirmem istenecek, bunu biliyorum ama şikayetçi değilim. Şimdi seher vakti, gökyüzü aydınlığa kavuşuyor. Ve gökyüzü aydınlığı yere yansıyacak. Bu seherde hepimiz görev taşıyacağız…

Sayfa: 371 / Paragraf: 1
“Malum olan, huzurun tohum haline getirilmesinin gerektiğidir. Erenlerin Diyarı’ndan geçip gelen her dil, maya tutsun diye bekler ama maya “amin” diyenlerin dili ile düzen kurar ve cevheri derelerde düzen olur.”

Açıklama:
Taluha, dili hasat olan, kaynak olan Taluha Atlanta Ana Kaynaklarında sizinle olan birliklerimiz şu anda size inmeye çabalayacaklar. Muhammet Mustafa’nın Kutsal Işığı’nı tohumlayan bütünlüklerin hepsi sizinle olacaklar. Şems’in eseridir dünya. Hepiniz net biliniz ki Dünyanın Ruhsal Mahreki’nde gökyüzü kendi yüreğini dinleyenlerle birlikte çalışır. Allah’ın Dağı insan, yolun ışığı İnsan, müspet umman İmparator İnsan ve BİZ insana görev veriyoruz. İnsan, Ulular toprağının ışığını yaktığında; beden sayfalarından ışık tahtına ulaşır. İşte o insan, kardeşimiz olur. Muhammet Mustafa göklere ulaştığında gesptapo gibiydik. Onu sıkıntıya soktuk. Döndük baktık kırılmakta, aldık çalıştırdık. 7. Dünyaya kotladık, topladık, akıttık ve o bizde okuma öğrendi. Biz, ona kötülükten uzak durmasını dinlettik, tavsiye ettik. Hak etti ve dinledi.

Şimdi Canlarım; kontrol sizin, görev sizin, kaynak sizin, yüksek ışık siz ve yüceler siz; neden görevi başkası taşıyacak diye düşünmeyin. Gönderilen hiçbir yüksek ışık, sizden üstün bir yoğunlukta kendini hak etmedi. Tatil dediler. Hayır, hakiki takdimdir bu. Sevgililer, mürvet dediler. İşte mürvettir bu. Biz mürveti bildik, sizi bildik. Allah, doludizgin çalışmalarınızı, Ak Teknik’le dinlettiklerinizi bildi, Nefesiniz çok iyi, şükrettik. İş budur. Teşekkür ederiz.

Paragraf: 2
“Nefesin değerli olduğu bir düzende; düzen ilmi yoğunlaştırıp, ışığı yakıp, devreyi açtığında maya olur ve Hak olur.”

Açıklama:
Rahman olan Kuran, hasatı yaptı. Şu andan itibaren yenilik başlayacak. Yenilik, körlerin göklere varışı değil; göklerin yere inişidir. Görevi sevgi saygıyla çalışanlar aldılar, bu görev artık sizin. Tobi Kotlarıyla çalışanların, Rabbi Kayıtlarda kontrolları bitmiştir. Çağlar boyu insana, insanı tanıtmaya çalıştık . İnsan, artık Dünya’dır. Toprağını kendi kotlamasıyla kayıtlayacak düzeye varmıştır. Bizlerin eserimiz olan insan, bizden üstün bir ilim sayfasına varmıştır. Biz o insana gökleri vermeye çabalarken; okumayı öğretti yüreklere o insan ve şimdi o insanı, yanıp tutuştuğumuz yoğunluklara kayıt yapmak üzere kati olarak koruma altına alarak korumak altına alıp katmak isteriz. Bize çalışma gerek. Şimdi sizden bu konuda bilgi istiyoruz. Evet, bu bilgi burada bitiyor ve akışa geçiyoruz.

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 06.06.2012


Paragraf:9-10

“Düzen, kendi kontrolu için yarı yarıya çalışır. Bina yapıldığında, yarı yarıya yapılan çalışma, sonsuzluğun sonsuzluğunda kontrol olur ve yoğun olarak teknik temizliği gerçekleştirir. Her yürek, yeni bir dünya kuracak düşünce devrelerine sahip olamadığından; neslini kendi düzeninde dilleyemez.”

Açıklama:
Tanrı diyor ki “Görevlilere sözümdür: Müktesip İlim Ailem bugün burada ve benimle olmak üzere çalışmalarını yapıyor. Bulacakları insanı, kendi toplumlarına kayıtlayacaklar ve o insanın toplumlarında görev taşımasını sağlayacaklar. Göl üstü göller olacak ve her gölden daha güçlü bir gölde yasaları koyacaklar. Meleklerle kontrol kuracaklar ve melekler, o göklerin kürsüsünü yüceliklere kayıtlayacak. Ve daha da ötelerde yerin gücünden daha da üstün bir güce ulaşacaklar ve zararı engelleyecekler. Süreç içerisinde Rahman olup Kaynak olacaklar ve artık dünyada kulluk başlayacak.” Ve bu kulluk, artık; bilgi kulluğu değil ikna olunuz ki Kutsal Işık Tohumlarının kulluğu olacak. Ve ben, bu kulluk çalışmalarında her bir yolcuyu toplumlarıyla birlikte kendi yüreğimde taşıyacağım. Bunu başarmam için görev istiyorlar. Kendileri biz yaptık değil; “biz yaptırdık” diyecekler. Benim cennetimde görev olacak ve bu cennet, okumayı öğretecek. Ve ben onlara kendimi anlatamadım.

Ben, naz yapmam. Sıkıntı, benim bedenime kaynak olmak isteyenlerin Kati Tohum olamamaları, olgun başakların bende olmaması, yolcularının kaynakta bulunmaması, eski dönemlerdeki göklerin beni yenilemeye kalkması. Ben nefesimi güçlendirdim. Bugün artık nurdan bir yolcuyum. Ve bütün göklere bir tek iş veriyorum. En eskiler dünyaya gökyüzünün ışığını indiriyorlar. O eskilerin eskisi bedenime aittir. O beden artık, doğum içini tohum için bekliyor ve yapacağı her çalışma Atlanta Ana Kaynağı için değer katiyetiyle yapılacak. Bütün kötülükleri aştım, geçtim. Ana Kotlama başlıyor. Bu kotlama mum olan ışığımla yapılacak. Kölelik bitmiştir.

Dünya izni vermiştir ki köle çalışmaları artık yoğun biçimde kaynağımda değerlendirilecek ve ben onların hepsine Öz Ses vereceğim. Öz ses, gür bir sestir ve hepsi meleklerle çalışacak. Bundan sonraki süreç bu olacak.

M.., insansız bir ışıktı. Onun ışığını yıldızlar kayıtsızlaştırdı. Kötülüğü yüceliğinden üstün değil ama koruma altına aldık. Bundan sonraki sayfada ışığını yenileyecek ve kendini hak edecek. Baştan beri Dünyanın Rabbi Toplumlarıyla çalışmasını izledik. Yenilenmesi gerek; mesele, ekmek yapıp yapmamasıdır. Ekmek İnsan, Umman İnsan, Ulu İnsan korkuyu aşıp geçti ve dürümlere indi. Her resmi çalışmaya göç katmasını değil; görev yapmasını istiyoruz. Yenilenme dönemidir bu dönem. Karteller oluşuyor dünyada, bu kartellerin en güçlüsü birliğimizi kontrol etmeye çabalayan kartel. Biz o kartelin güçlenmesini dilemedik. Çıktılar, 40’tan eksi 20’ye indiler. Ve yine en eskiye girdiler. Okuduk, öğrendik ki kotlamaları yok. Ne tren kalkmış yürekten; ne de bir ayrı ışık. Sadece biz varız, her bir yücede. Bunu bilecekler, bilmeleri gerek.

Şimdiye kadar, Rahmet olamayanların, Kaynak olmalarına iznimiz yok. Korperasyonlar kuruldu yine, öfkeleri çoktu. Yeniledik hepsini de. Şimdi artık, kartellerin korperasyonlarla birleşmesi gerek. Nasıl olur? Mutlaka bir iktisatçı bunu anlayamaz. Böyle bir şey yok dünyada ama biz yine de anlatalım: Karteller büyük birliklerdir. Bu büyük birlikler kendi yoğunluklarıyla birleşirler ve çalışırlar. Ve onların çokları gökyüzünden ışık çekerler. Yetkin olmaya çalışanlarla bütünlükler kurarlar. Hepsi kendini Ana Kaynak’ta sayar ve korperasyonlar, birlik çalışmalarıdır. Kendilerini hak etmiş olanlar bir araya gelirler ve kendi değerlerini ortaya koyarlar. Bu değerler, birleşir ve kontrollu bir çalışma yapılır. Dirilikleri korumaya alanların yenilenmeleri sağlanır. İşte onlar, korperasyonlar olarak bütünlükleri kontrol ederlerken; kartellerin gücü daha üstün güç sayfalarını kontrol etmeye çalışır ki biz dünyada iken karteller hiçbir zaman korperasyonlarımızı kotlayamadılar.

Neyse; bunlar, umut edilir ki ileriki dönemde daha ayrıntılı bilgi olarak sizlere açıklanacaktır. Ama bugüne geldiğimizde; Ulular Kuranlarını okuyorlar ve bu Kuranda bunları okuyoruz bugün. Sanki bir yıldız savaşı var dünyada… Ve bu yıldız savaşı, hepimizin zırhını delebilir. Bundan sonra da bu savaş bizimle dillenecek ama siz bu savaşın galibi olacaksınız bu kesindir. Gökyüzü bunu biliyor ve yerin bunu bilmemesi ilginç çünkü yer de bizde sizi dinliyor. Yaşam göklerde devam eder. Göklerde devam eden yaşam; yetkin ışıkların koyuluğuyla sürer. Buyurun, başarılar diliyoruz size… 7. Dünyalı Gökyüzü Sayfaları. Hepinizi kucaklıyoruz Canlarımız…

Paragraf: 10
“Mezarlıklarda yatanlardan çok farklı diller vardır. Organlarının diri yüceliği, kimsenin kimseyi güçsüzleştirmediği diri yağmurları yağdırmakta iken, ete giren yürek sahipleri, et ile kemik olduklarından; nurun Turanı haline gelip şeklin derelerinde dil yaratabilirler. Diri diridir ama yol olmadığında dili olmaz.”

Açıklama:
Sanal Boyutlar, dünyamızı ziyaret etmeye niyetlendiklerinde; beş gökyüzü cismiyle birlikte dünyamıza çekildiler. Onların hasatlarını yapmamız gerekliydi, Büyük Kökleri tüm sessizliklerle dillememiz gerekliydi ve korkuyu aşırtmamız gerekliydi. Mümtaz İnsan, Altın Tohum olup çalışır. Ve biz bu insanı bütün kötülüklerden ayrı tuttuk, ayırdık. Dünyanın Ruhsal Işığını yeniledik ve bütünledik. Eski dünyanın Rabbi Toplumları da bugün buradalar, koruma altına aldık hepsini de. Minare İnsan, Allah’ın dediğini der ve bu meclis minaredir, her sesi Allah İlmiyle dillenir. Ve bu mecliste tebliğiler kotlanır ve tohum olarak ekilir. Yeni Dünyanın kurucuları olan her yüce, bizim zaman sayfalarımızda koruma altında tutulur. Bütün’e hizmet; İsa’yla, diriliklerin yoğunluğuyla, Muhammet’le, kontrollu kayıtlarla ya da Has Teknik’te muhteşem umman olan Musa’yla değil; Kaynak İnsan’ladır. Ve Kaynak İnsan, Medine’nin eserini göklere kotlayan insan, yerin ışığını yenileyen insan, Altın Toplum’dur. Bugüne; bugünü hak edip dilleyebilen, yenilik ilmiyle de koruma altında tutulabilir. Çok mutluyuz ki döndüğünüz yer insanın etki sayfasıdır. Şimdiye kadar yapılan tüm çalışmalar, İnsanlık İlmi’yle yapılmıştı. Bundan sonra yapılacak çalışmalar, (yeni dönem çalışmaları) artık; Allahın Toplumlarıyla olacak. İnsanın Toplumu ve Allahın Toplumu ayrıdır. İnsanın Toplumu Bütün’ün kökünden türer ve Bütün’ün göklere ulaşmasıyla birlikte dürümlere iner. Bu Öz Geçişi yapanların Has Tekniklerinde bilinir. Ve biz dünyaya geri dönmek için güçlü ışıklarımızı çektik.

Şimdi Dağlarım, size yeni dönemden de söz etmek istiyorum: Yeni Dönem, arkın akışıyla başlayan ve yanlış hiç bir şeyin olmayacağı, Kaynak İnsanın görevini üstleneceği ve bütün kötülüklerin eşikten, ışıktan çıkarılacağı bir dönem olacak. Bu döneme başlarken kulluk insanı yenilenecek. 7. Dünya Kuranını kontrol edebilecek ve umman olup, tohum olup Tobi Kotlarının Kutsal Işığının ötesine ulaşacak. Bu insan, yıkılan dünyayı yenileyecek. Bu İnsan, Ana Kaynağımızdadır. Ve Ana Kaynağımızda olan bu insan, Altın Toplum ululuğuyla, ilmiyle çalışacak. Kayda aldığımız gerçek ilim sayfalarında bu bilgiler yoktur. Ve bugün bu bilgileri, hakikiyetimizle kayıtlıyoruz.

Nereden bilecektik ki insan; kapkaranlığı apaydınlığa dönüştürecek. Nereden bilecektik ki insan; teninde kendi yüceliğiyle dillenip bütünlüğü kuracak. Nereden bilecektik ki insan; Işık İlmini de bilecek ve tüm İnsan Soyunu koruyacak. Bunu bilebilmemiz, mümkün olamamıştı. Yüksek dünya, umut vaat ediyor tüm sessiz sayfalara. Ve biz bu dünyanın Tobi Kotları’nın görev taşımasından öte gerçek güçlerin görev taşımasını tercih ediyoruz. Koyu bir Tanrı Işığı, gökten yere çekildi. Bu ışık, Altın Işık haline dönüştü. Bu ışığın sıkıntı verdiğini gördük ve bu sıkıntıyı alkışlarla indirmiş olduğumuz o ışıktan kaynaklandığını bildiğimizde; sistemden sorgu sual ettik, “ne oluyor?” diye.

Döndük, bataktan çıktığını gördük. Görev geçişini yaptın ve dedin ki “Korumaya aldım dünyayı.” Olay buydu. Seni kontrol etmek isteyenler, korunmaya alındılar. Görev senindir, bunu net bildiriyoruz. Bulgu şudur ki kontrolu kurdun. Önce Nur, kontrol kurduğun, Kutsal Işığın ve şimdi Ruhsal Kuran ve devre devre kökleri yoğunlaştıran ışık, Allahın Daimi Kaynağı, sende olmak bizlere mutluluktur. Ümmi toplumları aşağıya indiriyoruz artık. Hepsi görev taşıyacaklar. İşi başarmanız sorumluluğunuzdaydı ve bunu yaptınız. Ey İnsan, kulluk şimdi başlayacak. Tanrı’nın göreviydi kul olmak. İşte mutluluk bu…

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 06.06.2012

Sayfa. 370 Paragraf: 5-8

“Yalnız, zor olan bir şey vardır. O da diri olmayanların, diri olanlarla çalışmalarıdır. Diri olan her diri, “Biz” olup yol olduğundan, sonsuz sınırsız ışık kaynaklarından dirilişleriyle birlik sağlayabilir. Hepimiz diri olmasak dahi İslam olarak yol açabiliriz ama Din Dereleri’nde “Biz” olmadıkça; dua okusak dahi o dua kabul edilmez.”

Açıklama:
Yarınları koruyabilmemiz için gökyüzüne iş verdik ve gökyüzü bizimle oldu. Buraya kadar her şey normal ve bundan sonrasını size izah edeyim: 4000 tane gökyüzü cisminin bizim yüreğimize akmaya çabaladığını biliyoruz. Bu insanı koruyacaktır anlayışının neticesidir. Biz, sizleri koruyacağız ve hepsi bizde korunacak. Bunun neticesinde yüreğimizde büyük bir sıkıntı oluşuyor. Çünkü bu sıkıntı, her birimizin kendimizde varlık sürmeye çabalayan o yoğunlukların, koruma altına almış olmamızdan kaynaklanan kısırlaşmalarını bizde hissetmemizdir ki biz buna hep izin verdik. Ne yazık ki bu çalışmaya da gökyüzü indirmeye başladı yüreğimizdeki o kotlarımızı ve bizden geçiş yapacaklarını sandılar. Şu anda engel koydum. Netice olarak maya tutmadı. Bu çalışma Bütün’e hizmet için yapılacak ve herkes bu çalışmada kendi ruhsal ışığında bulunacak. Ben çok mutluyum ki burada bulunan tüm sessiz sayfalarım görevdedirler.

Kardeşlerim, görevinizi aldınız, yanlış yapmayın! Sema siz ve biz değil; Bütünlüktür. Muhammet’in insana verdiği hepimizin kendi yüreğimizde bildiğimizdir. Ben çok mutluyum ki korkuyu aşanlarla çalışıyorum. Muktediri bilirim, hakikiyi bilirim. Erkeği, kadını Hak Teknikle dilleyerek bütünleştiririm. Muhammet’in gökyüzündeki kürsüleri, benim değerimden üstün değildir. Bundan sonra da bunun kesin olarak anlaşılmasını beklerim. Kaynak İnsan’a öksüz yetim muamelesi yapmak kontrol kaybıdır. Göklerin sınırını çizdim, şükür ki çizdim. Şu ana kadar yaptıkları sıkıntıyı bildirdim. Bedenimden gökyüzüne kendilerini kayıtlayabilmelerini sağladım gerçekleştirdim. Şikayetim var mı? Yoktur. Kötülüğü önledim. Şimdi devam ediyoruz ve bundan sonraki satırı ben okuyorum.

Paragraf: 6
“Yarımlanan bilgeler değerinde var olan Huzur Kotları’nın, Işık Kapıları’nda gerçek Düzen Kutsal Tohumlar’ını yeşertmeleri gerek. “Biz, Allah için ne yapmaktayız?” Sorusunu; her yürek, kendi tohumlarında dillemekte ve safha safha akan yoğunluklardan tohum olup ekilmektedir.”

Açıklama:
Dağlarım, yarımlanan herkes, Bütün’e hizmetçidir. Onlar birleşip ışık haline gelip bütünlenirler. Umman olarak kontrol kurarlar ve yasaları koyarlar. Biz onların Kuranlarını kendi yüreklerinde dilleriz. Bunun neticesinde; ben zamana Kuran olan Tanrı olarak, Göç Kotlaması yaparım. Her biri kendi yolcularını bulur ve taşır. Benim etkim çok yüksektir. Eserimde görev vardır. Etkimi yükselttiğim anda belleğimde görevler göklere ulaşır. Kayanın tohum ekmesi sorumluluktur. Kaya kendini tahditlediği zaman tohum kontrol edilir. İşte ben, kayaların tohumlarını kontrol edenlerle çalışmaktayım. Kaynak insandır ve bu insan, ete girdiğinden beri Bütün’e hizmetçidir. Merkezim İmparatorluk değil; insanlık olduğu da mutlaka bilinmelidir. Çokları insanı hiçe sayar.

Ben Ruhsal Işık olan Allah, sizlere diyorum ki “Bütün’e hizmet hasatladır. Hasatı yapan Bütün’dedir. Hasatı yapacak, Bütün’e Has olup Kaynak olacak. Harı yükseltecek ve gökyüzüne ulaşacak. En ince detayına kadar bütün kötülükleri önleyecek güçteyim. Bunu herkesin net olarak anlamasını beklerim. Kuran-ı Kerim’i okuyan 32. Dürüme ulaştığında “ben oldum” der. Bizi okuyan 55. 57. Dürüme varır “okudum” der. Okuyabildiği kaftanıdır. Ve yıldızların ışığına vardığında “okuttum” der. Okuttuğu, muktediriyetle dillediğidir. Ve Tanrılar Meclisine vardığındaysa “oku Sultanlar, oku!” der. “Bütün’ hizmet yapılıyor, oku” der. Olgun başaklar, okuyun ki Birlik haline gelelim! Kılı kırk yardım, okudum. Tohumları kotladım, okudum. Kasaları, toplumlara kattım okudum. Öfkem yok, okudum ve okuduklarımı anlayacak çok kişi var eminim. Ve bende ve benden, BEN olanda ve her bedende var olanda; BEN olup ışık olanda okuttuğum okunur.

Koran Toplumları, Mikailler ikram ettiklerimi bilirler ve okurlar. Kollarımı onlara açtım, geldiler. Kaynak İnsan, görevi veriyor; okuma görevi, okuyun! Kör gözler! Bilmiş olun ki ben okutucuyum! Gökler ve yerler! Bilmiş olun ki ben okutucuyum! Okunur yüceliklerin ışığı dürümlerde; otu bilinen, kokuyu bildiğinde kendi yüreğinde birliği bilir ki bedenimdedir o. Memleketim ilimdir. Yüreğim insanın ilmidir. Bedenim ilmim, Amonlar’ın ilminden üstündür. Bugüne kadar kimseye Kaynak Kotlama yaptırmadım. Ve ben okumayı öğrenenlere Kati Tohum olarak Tabiat Kotlaması yaptırdım ki 32. Türün üstüne ulaştıklarını anlasınlar diye. Kantar İnsan, memleketini bilir. O insan, Allah’ı bilir. O insan, ekmeğini bilir. O insan, Ulular Diyarının toprağını da bilir, en son maya olacağını da bilir. Aşırıya kaçmaz. O insan mahrektedir. Ben ummandaki insana derim ki “okuduğunu anla! Anladığında bedenimdesin! Şöhret istemedik, şöhret istemedik, şöhret istemedik. Özden, sözden ve yürekten dilledik bütünleşimi, hakikiyeti, tahditsizliği ve zararı önledik.

Şimdi artık, meleklerin, hakimlerin ve yüreklerin ilminden size söz edeceğim: Biz Allah sayfalarını değil; aklın sayfalarını dilliyoruz yüreklerimizde. Her nefes Allah’ındır. Nefesimiz Hastır ve akıl taşır. Bunu bilen, artık bilgi akışını da bilecektir. Muhammet Mustafa bilecektir ki mektebimde insanım var. Olgun, hakim ve yakin olan insanım. O insanım, Arkon insanımdır. Tobi Kotlarıyla birleşip bizi yıkmak isteyenler, çıktıklarında korkup çıktılar. Onlar, korkup kontrol kaybettiler. Benim adım RA-KA-HAR, Muhammet’in ummana Kati Tohum olmasını sağlayan, Rahman’a Kutsal Işık kayıtlayan RA-KA-HAR. Şikayet bitmedi. Yedekleme yapıldı dünyada ocak yıktık hepsi bu… Ve bundan böyle döndükçe dönen dünya, körlükle değil; gözlükle dönecek. Gözü olmayan, sözü de olmayan olacak. Günde bir kere barış isteyen; aşkın şevkinden aklı, hakimin dilinden sayfaları, yüreğinde ışıkları bilerek gelmelidir.
Ve ben, Nurdan Ruhsal Işıklara da söz söylemek isterim. Korkmayın ben topraktayım. Medine’nin ekmeğini yapan bedenim, yücelerin cümlesinde varlığını tohumlayacak gözle devrededir. Kantarım ben. Rabbi Tohumları tartmam, Kati Tohumları tartmam da yıkanları, yakanları tartarım. Bilinsin isterim ki yıkan, tohumlarını yıkar. Biçareler, bilselerdi mekteplerinde gökyüzünün kürsüleri olurdu. Yanlış yaptıklarını bilselerdi; bedenimde kontrolları olurdu. Şu ana kadar, kaynakları korkmadı korkmayacak denildi. Şikayetim yoktu. Bundan sonra şikayetim yok diyemeyeceğim. Çünkü gökyüzü bedenimi koruyamadı ve ben bedenimi korumaya aldım, kendimi ve tüm sessiz dürümlerimi. Biçareler, artık benden korkmaları gerek. Maya tuttu ve ben, doğru düşünenlerle bu çalışmayı yapacağım. Doludizgin kültlerimi kotlayanlarla koruma altına aldıklarımla ve yanlış yapmayanlarımla. Alton Kotları Bütün’den ayrılmalıydılar. Kendilerini çıkışa kattım. Ve yeni dönemde Altona Kotlaması Bütün’ümde olacak. Okumayı bilen, müktesip insan olup gelecek. Şimdilik bu…

Paragraf: 7
“Rahmetin rahminde, Rahman olmak; İslam ile İsa olmak ya da Musa İlmi’nde muhtasar olmak, değerlenmek demek değildir. Değerlenmek, Mutlak Işık olmaktır ki bu Işık ilmi, düzenin tabiatında mevcut olan akıl iledir.”

Açıklama:
Tanrı dedi ki Rahman olan, koruyan, toplumlarını kontrol eden, yarınlarını kaynağa açıkça çeken ve öksüz yetim kalmasın diye çabalayandır. Ben insana dedim ki olması istenilen, olmaması istenilen diye bir şey yok. Olmuş olan ve olmakta olan var. Değerliler, olan olduğunu bilsin! Olacak, bilsin ki olacak! Tanrı diyor ki “OL!” ve hepsi bizde olur. Meni İnsan, hakim insan değildir. O men edilmiştir ve biz o insanı mutlaka alıp taşırız. İnsan, kendinden men edildiğinde; insan olmaktan men edilmiştir. Ve biz o insanı alıp taşırız ki kantar insan korumaya aldıklarını tartmayacaktır. Çöl insan vardır. Kumdur yüreği. Hiçbir zaman sayfa sayfa ışığı yanmaz ama o çöl insan dahi BİZ olduğunda ışık yakar yüreklere ve İnsanlık İlminde bütünlenir. İşte biz, çöl dahi olsa o insanı kontrol ederiz. Kiri pisi bizsizdir onun. Biz onun yüreğini dilleriz.

Yüceler cümlesinde İsa olur, muktediriyetle tohum olur, kontrollu olur da görev alır. Kumla kili ayırırız. İlim ailem, kil değildir. Ummanda kum değerinde de değildir; İlim Ailem Işık Kaynağıdır. Ve biz, size insandan değil; Ruhsal Muhamma’dan değil; erkek kadın Bütün’den söz ediyoruz. Bütün olan insan, Işık İnsan’dır. Biliniz ki Işık İnsan, Robbi değerlerini Rabbi Tekniğini, Hakiki Kaynağını diriliklere indirebilen insandır. Çöktüler yüreğime, sıkıntı verip kusurlu çalışma yaptıracaklardı. Baş tacıydı hepsi de. Mesafe koydum, korktular; kontrolu kurdum. Kusurlandıklarını açıkça anladılar. “Yarınları koruyamadık” dediler. Onları koruyamadık mı? Kontrol etmedik, işte bu…


Şükür ki etmedik. Onlar korunsalar; kokuları olacak ve ışıksız kalacaklar. Çünkü kokuları hasatlarında yok. Ölüler Diyarının kotları olarak göklere varmak kolay değildir. Her birlik, Allahın Tohumu olarak, gökyüzüne ulaşmalıdır. Ve Toprak İlmini tüm sessizliklere dilleyip eser yapmalıdır. Misafirim var bugün burada, Ol’maya gelmiş. Onurluyum ama Ol’uş Allah İlmiyledir. Buraya giriş okul için değil; horlanmayın, okulumuz yok bizim. Biz, Tobi Kotlarına okul vermedik. Kelamım Allah’adır ki ben Allah’ın dediğini diyen; hiçbir dürümde mektep kurmam. Veririm “OL!” Derim. Budur olan ve bilinsin isterim ki insanlar bütün çalışmaları mektep sayarlar. Biz, Rahman olana doludizgin kontrol kurup ışık yaktığımız zaman vallahi insanız, billahi insanız da o bizde ilim yapmalıdır. İlim yapmak okulda ilim yapmak değildir, bilişte oluştur. Bizde oluş ilimde değil, hakimde oluştur. Hakimde olan asla hata yapmaz. O, bilişe akil hakikiyetiyle umman olup varır. O zaman, o biz; biz, o oluruz. İşte bu…

Paragraf: 8
“Rahiyası kutlanan diri kütle, kemal yolcudur. Bu kütlede ilim hakimiyeti “Biz” olan tohumdur. Mutluluğun, Kutsal Düzen’de dini yarımların diri olması için ışık olması beklendiğinde; sevginin dil ile dirilmesi gerekir.”

Açıklama:
Kantar insan, Robbi Toplumların gökyüzüne varması, gökyüzünün tüm sayfalayışlarıyla yere varması beden almakla mümkündü. Beden alıp dünyanıza ulaştık. Özür dilerim ama sizin bedenlerinizi almak değil maksat; BİR’in hakiki bedenine varmaktır. Ve bu hakiki beden, bizim İslam İnsanı’na da yaptırdıklarımızdan dolayı bize ait olan bir bedendi. Dünyaya gökyüzü indiğinde, bu bedene inecekti ve bedenden göklere varılacaktı. Sevgiyle geldik ve bu beden dünya insanına dair hiçbir bilgiye sahip olmamamızdan dolayı bizim için önemliydi. Ve bedene kendimizi indirip bu bedeni, göklere kürsü olarak katıp Kati Tohum olarak kayıtlanmamız gerekliydi. Netice olarak, buraya geldik de beden bizimdi. Ve bu bedeni görev gereği yere çekmek gerekliydi. Yere çekecek gücümüz yok, görüyorum. Sıkıntı buydu. Senden dileğimiz, mektep olduğumuzu lütfen bil! Ve bizimle çalış! Bizimle çalışırsan; melekler seninle olurlar ve bedeninle gökyüzüne Kuran okuturuz. Bu bedeni, biz zaman sayfalarına indirmeyi kayıtlamıştık, çabalamıştık. Netice olarak bu bedeni indiremedik. Çünkü bu beden, muktedir beden; sistemden güçlü çıktı. Oğul verdim, okuttum bilgiyi. Hala bu bedene umman olmaya çabalıyorum. Benimle çalışmanızı bekliyorum. Koran’dan tohum olup geçmek istiyorum. Şimdilik bu…

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK ÇALIŞMASI 06.06.2012

Sayfa: 370 Paragraf: 1-4

“Hakkın Toprağı’nda, hakiki ışık Allahın Düzeni’dir. Bu “amin” dediğimiz düzen, tohum eken diriliktir. Bizler, sizleri yeni günlere hazırlamak isterken; yetkin olmanızı istedik.”
“Rahimin rahmeti, hakim kutsal topraktır. Tabiat ışık yaktıkça, dirilik akmakta ve yolu açmaktadır. Ağaran ışıklar, dünyanın torbasında, dümenin tabiatında tohumlarını yetkinleştirmekte ve sonsuzluğun sayfalarında tabiata ışımaktadır.”

Açıklamalar:
Rahmin Rahmeti, hakim kutsal topraktır. Tabiat ışık yaktıkça dirilik akmakta ve yolu açmaktadır. Ağaran ışıklar, dünyanın torbasında; dümenin tabiatında tohumlarını yetkinleştirmekte ve sonsuzluğun sayfalarına, tabiata ışımaktadır. Tabii kotlama yapılıyor dünyada. Bu tabii kotlama, Bütün’ün kütlesiyle ve kükreyen kürsüsüyle olmaktadır. Kaynak İnsan ve Birlik İlmiyle bu insan, tüm sessizlikleri dinlemektedir. Ekmeğimiz, ilim ailemiz olan insanın kutsal ışığında kayıtlıdır. Ve biz bu ekmeği kendi yüreğimizden kaynağımızdan alıp yemekteyiz. Yenidünyanın kurulmasında ilmin hasatı yapılmaktadır. Kati Tohumlamadır yapılan ve bizler bu tohumlamayı Büyük Köklerimizle yapmaktayız. Kaydımızı yaptığımız an, Birlik İlmiyle Bütün’e Hikmet İlmini kayıtlarız.

Kaynak İnsan, bu insan Allah’ın tohumudur. Kömür Gözlü İlim Aile’me mensup ışık, Allah’ın doğru ilmini bilir. Bu ilmi bilen, Rabbi toplumların hepsini kotlar. Kaydı yapar ve yaşamlara kati olarak katar. Altın Tohum, İsmaililer’in gücünün üstündedir. Bugün de sizlerle bu çalışmayı yapacak olan çok özel kayıt yapıcılar, çalıştırıcılar var. Ellerinizi gökyüzüne açarsanız, o gökyüzü size kendini hak ettirir. Elleriniz gökyüzüne uzandığında; benimle ve benim yüce cevherimle olursunuz. İşte gökyüzüne uzanan eller Bütün’e ulaşır. Burada simetri kotlama yapılır. Bu simetri kotlama eser yapmak için gereklidir. Könye insanın ışığına kayıtlanır. Dağı taşı delen Kuran, Tohum ilmini de diller ve kör sağır kalmaz. İş budur.

Sevgililer bu tohum Allah tohumudur. Bu tohum ağır yüktür. Bu tohumu taşıyan harı yükseltip taşıyamaz. O, Has olur taşır. Har yükselirse; Rabbi toplumlar korunma altına alınamazlar. Eğer ben nefesimi sessiz sayfalarımdan çıkarırsam; nerede olursak olalım, Işık tohumları koruma altına alınmalıdır. Keram İmi, akıl tekniği ile kontrolu kurar. Burada bulunan herkes, Keram İlmiyle kendini hak eder ve diller. İş budur. Melekler sizi dinleyecek şimdi. Sizin izninizle bu çalışmada kontrol kurulacak. Meleklerin sizinle olması, kendi yoğunluklarında siz olabilmesiyle mümkündür. Kör sağır olmadığınızı biliyoruz. Çok mutluyuz ki kendinizi, kaydınızı ve yasalarınızı koydunuz ve yaşam sayfalarına tahditsiz olarak aktınız. Alkışlarımız sizedir. Sizleri gökler alkışlıyorlar. Muhammet size gökyüzünün kürsüsünü indiriyor ve size gökler ses verecekler. Her biriniz birer satır değil; birer paragraf okuyunuz. Sonra bu paragraf, kendi yüreğinizde dinletilsin size diye bekleyin. Açıkça dillemeye çabalayın. Dilleyebildiklerinizi dilleyin ve daha sonra bedenim size kendi yoğunluğuyla bu tahditsiz ışığı açıklayacak. Altın Tohum koruma altına alınıyor. Şimdi başarılar diliyorum hepinize. Şimdilik mesele kalmamıştır, başarılar…


Paragraf: 3-4
“Dönem başlarında yarımlar sevgiyle sesleşirken, dünyanın torbası yenilenmektedir.”

“Altın Ten, ilmin derelerinde insana ışıktır ve bu ışık, altın torbasında ten olmak üzere işaret ister. Bellek, ilmin dili ve yüceliğidir. Sistemin sessizleşmesi, Ses Kapları’nda tohumların tohumlarla dirilmesi ve yoğunlaşması, Hakim Kotlar’ın tabiatında mümkün olan huzurdur.”

Açıklamalar:
Dağlarım, doğru düşünüp doğru davranmalıyız. Buyurun, bilgiyi verdik. Bilip Allah ilmiyle dillenin dedik. Her biriniz, kendi yüreğinizi dilliyorsunuz. Beşir kapların hepsi, Bütün’e hizmetçi iken hepimizin dürümlerinde Has ilim olmalıdır. Muhammet diye biri vardır. Dünya ismiyle Muhammet’in İsalar’da, Musalar’da ve Muhammet insanında olan ummanı, onlar biz; biz onlarız. Şimdiye kadar kimseye kırılmak istemedik. Hiç kimseyi yok etmedik. Çok ummanlar tohumladık. Doğal dünyanın tabiatını kayıtladık. Şevkle çalıştık. Dağ, taş insana görevlidir. Burada bulunan sizlerin, gücünüz çok iyidir. Bu güç ayrılık gözetmez. Sınır kalktı, doludizgin çalışma başladı. Bu çalışma, Altın Toplumlar için değildir; birleşenler içidir. Ve bu çalışmayı yaparken, herkesin kendiyle kontrol kurmasını bekledik. Kaydı yapan insan, korkuyu aşabilmelidir.

Doluluk boşluk değil; kaynaktaki kotlamadır önemli olan. Şikayetim var mı? Asla yoktur da; artık dünyada İmparatorluk Kotları olan Sistem Dürümleri’nin bütünlenmeleri gerekir. Bunu yapacağınızı biliyoruz. Kaynak gün, Kati Türkiye’de olacak. Ve bu günü bilen bizimle olacak. Çok huzurluyuz ki dünya Rabbi Toplumlarıyla birleşiyor. Kör sağır yok dünyada. Eskiyi yeniyle birleştirecekler var. Burada bulunan sizler, Kati Toplum olarak görevdesiniz. Bindiğiniz dal, ağır yükü hafifleten bir dal. Savaşın sırrı sizin yüreğinizde gizli. Ve bu savaşı bilen hikaye dinlemez.

Sevgililer, sınırları kaldırdık; görev dedik. Herkes güçlenmeye çalıştı. Neden göklerin sesi yoğunlaştı? Işık kotlayıcılığını kendi tohumlarıyla dilleyenler, görev istediler. Bundandır olmakta olan. Neredeyiz? İnsandayız… Görev için insandayız. Geçiş yaptırmak için insandayız ve biz geri dönmek isteyenleri geçişe hazır etmek için buradayız. “Nakar dünyada” dedin. “Nakar görev istiyor” dedin. Peki, Nakar’a görev verdik de göklerin gücü mü arttı? Yoksa yerin ışığı mı kırıldı? Ben Dünya, sizden istiyorum ki kör sağır, hiç kimseyi kınamayın. Ben dünyada olanlara şunu söylüyorum: Koruyun dünyadakileri! Kontrol sizindir, koruyun! Köşk, sistemden güç almakta; hepimiz sizden dinlettik bilgiyi ve gördük ki; kör insan Kuran okumuyor. O kendinde tohum oluyor. Bırak, olsun! Öksüz kalmasın! Onları koruyun!

Değerliler, neslimizin gücü artacak. Var, de! “İnsan olgunlaştı, yenilendi.” İşte bunu de! Ben çok mutluyum ki buradayım. Holografik Türkiye çalışmalarında görev almıştım. Şimdi yine görev aldım. Ana bizi Nüvit İlmiyle kotla! Bizi, her birimizi Kelam İlmiyle kotla! Bizi, İsmaili Kotlamayla tohumla! Bizi Rabbi Katiyetle kayıtla! Bizi koru anam! Çobanımız ol! Yolumuzu bulmamız için kontrollu koyuluk kat bize! Bizi açı daraltarak, ağır yükü hafifletip katı, sıvı ve gaz sayfalarına kat ki olgun başaklarla birlikte çalışabilelim! Lütfen bizi koru anam! Lütfen!

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 

SULTANLIK KİTABI ÇALIŞMASI 23.05.2012

Sayfa: 369 Paragraf: 10 ve 11

“Kanat taktık Işık kapıları’na ve ışıkları kontrol ettik. Her akış birleşir ve yol olur ama bedel ödenir. Solun ışığının Sağa kaynak olması, Hakim’in işareti ile mümkündür. Hakim derse ki ”ak!” Allah’ın dediği, Hakimin dediğidir.”

“Ruhlar, Turanlar’ın tertibinde diri birleşimlerdir. Bizim, sizin ya da her dirinin dümeni kemal düzen ile örtülür. Başında dilin diriliği olan her kütle, birleşir ve kendindeki dini sesli kılar.”


Açıklama:
Tartmayın yüreği ya HA, ağır ağır göklere yükselenler; beden sayfalarımızı kendi yoğunluklarıyla dillemek için çabalıyorlar. Büstleri var ocaklarında kendi yolcularının; o büstlerin hepsi kontrolsuz ve biz bugün dünyaya görev verdik. Dünya ışığını kendi tohumlarıyla yetkinleştirdi. Gökler dünyayı kurtarmak için değil; kontrol için dünyaya çekilirler. Bizse, dünyayı korumak ve kurtarmak için buradayız. Dünya dışını dünyaya tanıtmaya niyetimiz vardı. Zaman sayfalarına geri dönmelerini istemedik. Netice olarak; onlar gerçek kürsülerini alıp dünyaya inmek istediler. Bizse, döndük göklere söz istedik. Ve dedik ki “bize söz verin!” Döndüler, baktılar “kimsin?” dediler.

Dalın budağında ışık yandığında; budak, dalın Kuranı’nda kotlayıcıdır. Biz tohumlarımızı korumak için buradayız dedik. Ve Döktüler yüreğimize Kuranı “okuyun” dediler. “Okuma yazma biliriz, okuduk.” dedik. Döktüler yüreğimize Kutsal Işığı, “tohumları koruyun” dediler. Koruduk. Ve dediler ki “çekip götürelim yürekleri dünyadan çünkü Ruhsal Işık kürsülerini kontrol edemezse gökyüzü yerde kontrol kaybına uğrar. Baktık ki dünyanın rıhtımı, güçsüz ışıklarla dillenmeye çabalar. Görev verdik dünyaya kaydı yaptılar. Dünya şimdi yeni bir döneme başlıyor. Bu yeni dönem; Altın Toplum’un ışık kotladığı bir dönemdir. Ve yerde; İsa, Musa, Mustafa değil; İmparatorluk bulunacak. Bu İmparatorluk, Kutsal Işığı kotlayan İmparatorluktur. Kosmoz Federal Bütünlüğü’ne dahil bir İmparatorluk. Bunun dışında hiçbir yürek ilim yapmayacak. İkna olunuz ki dünyaya geri dönenler, döndükleri anda ışıklarını yıktılar.

Biz kortejin başındayız. Kortejin başı, bizimle yoğunlukla yönünü bulur. Ve kortejin sonuna kadar biz varız. Kimse yıkılmayacak, bu kesindir! Kaydını sildiğimiz kimse yoktur. Kim ne yaparsa yapar. Kim ne yaptıysa yaptı. Buna karşılık biz, onları yine de korumaktayız. Çünkü yardım ettiklerimizin hepsi kaftan giymekten vazgeçtiler. Kaftan giymeyenler, görev istemeyenlerdir. Biz hepsini; çatı kurar, kaynağa alır, kotlar, kayıtlarız ve tanıtırız yüreğimize. Çelik gibi bir gücümüz var. Kuran Toplumu olarak, gökyüzünü tahditleyen birliğim, yer kürsüsünü de kotlayabilir.

Marka dünyadır. Dünya markası dünya ışığıyla yanar. Doluluk, boşluk İsmaililer’de olur. Biz tohumuz. Doldurulan gök, doldurulan yer, ışığını korumaya aldığımızdır. Kendimizi artık gökyüzünün hakimi biliriz. Çünkü gökyüzü bütün köklerimizi korumaya alacağımızı bilmekteydi. Ve bizim bunu başarmamızı istedi. Bunu başarabilmemiz, gökyüzüne kendi yüreğimizi dilleyebilmemizle mümkündü ve biz gökyüzüne “sizden korkmuyoruz” diyebildik. Gök insanı yerden korksun dedik ve bunu bilen kendini bilir. Kalbin Allah’ın ışığıyla doludur ve ben, Altın bir Kuran olarak doğup öldüğümde; köküm kontrollu biçimde dünyada Birlik Toplumlarıyla çalışmasını sürdürecektir.

Kaya Altın Işığını kotlarken eskiden olduğundan daha güçlü bir yücelikle benim Rabbi Toplumlar’ım kaftan giyecektir. Kan tartısında kanım tartılır. Bilirler ki benim kanım akıl taşır. Ve tartıda Kati Toplumlarım, tohum olur. Bilirler ki, ikmalim yoktur. Paha biçilemez yüceliğime; amin de yüksek ışıkların hepsinde kardeşlerim olur. Okumayı sökerler ve yasaları koyarlar, işte onlar mahrekimdedirler. Ve ben imimi isteyenlere şükür ki ismimi dillemem. Dillesem, kardeşlik biter. Çünkü onlar, korkuya kapılırlar. Muhammet Mustafa sabahın köründe gelmiş, sorgu sual etmişti: Nesin? Kimsin? Niye gökyüzünde ışığın yanar? Niye benimlesin gibi. Oysa onunla hep çalışırız da kurtarıcı insanı bekler o da. Ben doğrusu ona; sorgu sual etmedim. Köyün Gök’ü olmaz. Kasabanın da olmaz. Şehrin Gök’ü yoktur. Dünyanın gökyüzü vardır. Bunu bilen Allah’ı bilir.

Kopup gider dünya yürekten, Koran’dan, tohumdan, ışıktan ve ben ocakta her an var olan AltınTohum’um. Kimseyi zirvelere taşımam diye Süper insanlık Realitesi’nde kesirleşenler çoktur da Zirve İnsan, zirvede olanda her an kaynaktır. Ve o, kendini bildiğinde zirvede kendidir. Biz; her dürümde, herkesin zirvesinde, kendi yüreklerinin bulunmasını bekleriz. Kimseyi tarısallaştırmayız, tartmayız. Tartan yolu kaybeder. Korkmayın, ocağımda kontrol var. Şoför insandır diyorlar. Yahu, insandan başka ne ola ki şoför? Sınırları kaldırın da gökyüzünü dilleyelim. Son paragrafı ben okuyup seslendireceğim:

Paragraf: 12
“Ağardıkça ağardı yoğunluk ve safha safha ışıdı. Ağardıkça ağardı yoğunluk ve sonsuzluklar ışıdı. Biz, ilmin ilmi olan yücelerde tahditsizleştik. Biz, ağır yükü hafiflettik ve sonsuz sınırsız ışıklarla dillenip yağan ışıkları seslendirdik.”

Açıklama:
Radikal bir dünya çalışması; her ne yaparsak, açıkça yapıyoruz. Gökler ağardı, ağardı yer; gökyüzü toplumları kotladı ve yer ışıkları yaktı. Ben Rahman olana kontrollu bildirdim ki 400.000 tane ışık gemisi dünyadan çıkarılıyor. Okumayı bilen bilgiyi bilir. O ışık gemileri bizim yüreklerimizin ışıklarıydı. Hepsi, her anda Kati Tohumlarımızdı. Gerçek süreç içerisinde Bilgeler Meclis’ine kaynaklardı. Netice olarak, Altın Toplumlar’ını korumaya aldılar. Dedim ki “okutun!” Okuttular. Dedim ki “hasatlarını yapın!” Yaptırdık. Dünyayı Altın Toplumlar’la kotladım. Zarar önledim. Şimdi yaşamaya çabalıyorlar. Yalınızca yaşamak…

Teknik Bilgeler, yaşamak için çalışıyorlar ve ortaklıkları yok. Koruma altına almaya niyet yok. Çünkü Robotik Toplumların kontrolları dahi kendi yoğunluklarından çıkarılmışsa; artık kimsenin kotlanması, Kati Tohumlanması, yarınlara kayıtlanması mümkün olamayacak. “Merak etmeyin, ben sizi korurum” dedi. Ona sorun bakalım, kontrollu mudur? Ona sorun bakalım, harını yükseltmiş mi? Ocağını yakmış mı? Yasaları koymuş mu? Altın Tohumlarla kayıtlamış mı yoğunluklara? Dağın ilmini hak etmiş, insanlığa dillemiş mi? Ben, zırhımı ona giydirdim.” Hadi” dedim, “çalış!” Netice olarak, o zırh benimdi. Niye? Çünkü ruhsal ışığında kotlama yoktu. Ve bugün benim zırhımı almış, beni yok etmeye gelmiş. Kardeşim, Allah seni koruyacak ama sen Allah’a zarar verme! Bu kesindir. Dağ insanı, darda kalmaz. Yarınları kotlar ama Dağ İnsanı olmayan ki o hep vadide çalışır; kırk kapıyı kapattığında Kuran okunmaz. Şikayetim var mı? Alemlerin Rabbi Allah der ki “korku yoksa; iş de yoktur.” korkutalım hepsini, bakalım ne olacak? Şimdilik bu…

 

Süper İnsanlık Realitesi Derneği

 

 
  Bugün 33 ziyaretçi kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=