Birlik İlmi
  Sayfa:390, Paragraf:5-7
 

SULTANLIK ÇALIŞMASI SONRASI AKIŞ 26.12.2012

Sayfa: 390 Paragraf: 5-6-7
“Maya tuttuğunda, nurun yolu akıldır. Hata affedildiği zaman hakiki yol açılır ve zarar önlenir. Kendi Din Dili ile kendi toprağını yeşerten ışık, her yürekte insana ten katar. Bu ten, Ana Kaynak Kodlar’ın tartısında tartılır ve yol olur.”
“Ra-Ka, namaz kılan Cennet Katlar’ın dili ile yol açar. Her yürek, Ra-Ka’nın dediğini diyemez ama Ra-Ka’dan Turan olur ve zaman sonsuzluğunda ışır.”
“Her yüreğin, İnsan Soyuna Işık İlmi’ni diletebilmesi imkanı yoktur. Hakim kodlar, bu diri katlarda yol açar ve zaman sonsuzluğunda ışık yakarlar.”

Açıklama:

Dağlarım, RA-KA-HAR olan ışık hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyor. Bugün burada yeni Dağlarımız vardı. Onlar ışığa hakim olamadılar ve Ses Katları’nda yoğunluk yoktu; bu çok doğaldır. Nefes insanın kendi yoğunluğundan kayıtlara iner. İlim hakiki ise o ilim aklın yoğunluğuyla kayıtlara indiğinde BİR’e hizmetçi olunur.

Bu bilgiler, ışık saçan bilgilerdir. Herkes, her diride kendini dilleyebilir. Nefes alır ve herkesin kendi nefesinde, kendi olmasını, hak etmesini bildirir, dinler ve diller, bekler ama şevkle çalışıldığı zaman ışık kontrol edilir. İşte bu kitap, ışığı kodlayan bir kitaptır. Hiçkimse, misafirlerimiz bundan hiçbir şey anlamadılar biliyoruz.

Hepiniz, hepimizsiniz kesinlikle. Ve burada her kim ses verdiyse; birlikti orada ses veren. Sistemin işleyişi bu şekildedir. Ben sesleşirken, Bütünlüğümüz sesleşir. Burada kimler varsa; hepimizin sesiyle ses veririm. Ve hepinizin yaptığı da aynıdır. Kimse, diriliğiyle diğerlerinin ışığının dışında değildir. Tek bir mumuz hepimiz de bu kesindir. Ben konuştum, biz konuştuk. Ve her birimiz konuştu; birliğimizdi konuşan. Ses kırık olabilir, ses kısır olabilir, seste kesirleşme de olabilir hatta ışık hiç olmayabilir. Ama o ışık olduğunda, BİR’in ışığıyla Bütünü aydınlatır. Yeniden söylüyorum ki burada bir tek beden bulunur. O beden, Bütünün Bedenidir.

Hem insan olmak, hem tartışılmak ya da tartışılan olmak; bu, Ümmi Toplumlar’ın işidir. Sistemde çokları “Ben varım, o yok der.” Biz diyoruz ki “BİR var, Birlik var, Birleşiklik var, hepimiz varız.”

Tabiatın ışığıdır bilgi, bunu anlayan hakiki ilimde uğraşabilir. Her bilgi, Birliğin tekniği ile dinletilir. Ama biliş haline ulaşmak, hakim olmak, hakikiyetle mümkündür. Herkes, Rahim Boyut Bilinciyle kendi sayfalarını okuyabilir yalnızca ama Rahman İlme ulaştığı zaman BİR olup birliği kodlar. Harlanır, tahditsizleşir ve kendini Bütün’e bildirir. “İşte” der “ben hepinizim. OL dedim!” Öz Göç başlar “OL” demekle.

Hepimiz sıkıntısız bir çalışma yaptık bugün burada. Bu çalışmada BEN yoktu. Beş Kuran vardı. Hepimiz Kurandık da beş Kuran Beşli Sesleşme’dir. Beşli Sesleşme, İlmin Kaynağı’nda Allah’ın Sesi’dir. Bu bir sistemdir. Beş Sesleşme, bir tek ilim ve bu ilim; ağır ağır söylüyorum net bilinsin diye: İlmi KA-HAR olanın ve sahte olmayanın ve kukla olmayanın ilmidir.

“Hadi bakalım bir de kukla çıktı” diyorsunuz değil mi? İzah edeyim: Bilgiyi hepimiz kendi yüreğimizden çekip okuyabiliriz. Bu biliş haline ulaşmakla mümkündür. Ya da biliş olmaz ama birileri size bilgiyi aktarır. Ve siz de o bilgiyi alırsınız, dillersiniz. Bu; sizin için kontrollu bildiriyorum; ilim değildir. Hepiniz orada sadece bir vericisiniz ama kaydı sizde olmayan bilginin vericisisiniz. Bu, bizim için sıkıntı değil; çünkü biz bu Meclis’te bunu yapmayız. Biliş halinde her bilgiyi dilleriz. Gözler görür ki İnsan Soyu kendini dinlediği zaman; Bütün’ü de dinleyecektir. Ki dinlemektedir de… Hem insan olmak, hem de kukla olmak. Buna imkan var mı!? Yavrularım, asla yoktur.

İnsanlık mertebesine varan hiç kimse, hamallık yapmaz. Bilgiyi almak ayrı, bilgiyi aldırtmak ayrıdır. İnsanlık mertebesine varan hiç kimse, kendi kontrolunun dışında bilişi kayıtlamaz. Bir telif hakkı gibi düşünün bilgiyi ama bu telif, birleşik ışıktaysa herkesindir ve herkes o bilgiyi seslendirir. Yeni dönemde bu çok önem kazanacak. Birçok Bütünlük “Kanalcılık oynadı” bugüne kadar. Ve onlara hepimiz ses verdik ve dedik ki “Yapılan, kaynakta ışımayan bilginin tahtlandırılmasıdır. Bu bilgiyi sizler büyütmeyin, bu bilgi hasat yaptırmaz, bu bilgi yolu açtırmaz, kapıları kapattırır hatta!...

Yer, gök bizi dinler de Diriler, bizim yüreğimizi hak edip dinlerler. Bütün kapıları açın, görün! Herkes kendini hak etmeye çabalıyor. Çoğu diyor ki “Ben oldum!” Çoğu diyor ki “Benim olmam için hiçbir neden yok. Ben sıkıntısızım niye olayım ki!?” “Benim hiçbir sıkıntım yok, rahatım ben” der. Birçoğu da der ki “Oluşan yeni dönemde ben, kendi yolumda olmalıyım! Hiç kimse, benim yüceliğimde olamaz çünkü ben çok özelim.” Bütünlüklerin çokları bunu derler ve derler ki “Bizden farklı düşünenlerin bizimle çalışmasına gerek kalmadı. Hepimiz kendimizi kurtaralım, yeter!”

Örgüt haline gelmenin tek bir sebebi vardır: Bütün’ü kurtarmak, Bütün için kendi yoğunluğunuzu tohumlamak ve Bütün’e ışık katmak. Hepimiz, Allahın Tohumları değil; aklın yoğunluklarıyız. Allahın Tekniği ile çalışırız.

Kervan yürür. Bu kervanı yürüten var; o kervanda Birlik Tekniği ile kendini kayıtlayan var ama yürüyen, yine kervanı kendiyle dürümleyen ve kendiyle kayıtlayandır. Biz o kervanız. Yürürken, Bütün yürür. Bu nedenledir ki bizim zaman kayıtlarımızda; ışığın yoğunluğunda, Bütün’ün gücünün mutlaka bulunması gerekir.

Mesele, Allahın Tahtı’nda olmaksa; aklın yolu olmadıkça Allahın Tahtı da yoktur. Hepimizin, evrenlerin gücünü net bilmemiz gerekir.

Bezedik dünyayı. Öz Göç, Yüceler’in cümlesiyle dürümlendi ve kayıtlandı. Evrenlerin Kuranları okundu; tohumlar yaşadı. Namaz sayfalanışı tamamlandı. Birleşik Işık yandı. Her şey, her şey tamam da yarınlar için ne yaptık? Önce dünyanın korunması için doludizgin çalıştık. Dünya Tohumlarını kodladık, yeniledik.

Ekrana kendi yüreğimizi değil; Bütün’ü verdik. Bütünün Kürsülerini verdik. Verdik de ne oldu? Herkes kendini, kendi yüreğini orada tek hakim bildi.

Tanrı der ki “Ben olduğum zaman, yeni dönem başlar.” Ve değerliler, tam 200.000 Tanrı var dünyada. Ne demek Tanrı? Altın Toprakların Kuranı olan, Bütün’ü güçlendiren, yasaları koyan, birleşen, diri olan, Biz olan!... Ben değil; Biz olan. (Ben ayrı, Biz ayrı)

Bütün amaç Allah’ın Tahtı’nda olmaksa; hepimiz o tahtın hasatını yapmalıyız. Kin, nefret var mı? Yok. Öz Göç; kodlandı, tohumlandı, koyuluklara vardı. Peki, oldu mu? Örtüler açıksa olmuştur. Kontrol hepimize ait değil; Birleşik Işığa aittir. Bu nedenledir ki Birleşik Işık kontrol sağlamalıydı ve sağladı. Dünya kurtarıldı, doğrudur. Bütün Kürsüler’le dünya kurtarılmadı; Birleşik Işık’la dünya kurtarıldı. Birleşik Işığı yakan, Birleşik Kayıtlama’yı yapandır ki bizler o Meclisiz. Her çalışmamıza katılan, her kayıtlamamızda kendi yoğunluklarıyla bulunan diğer Bütünlükler, bu meclisin kaynaklarıdırlar.

Değerliler; RA-KA-HAR olmak, Kati olmak, Samanyolu Galaksisi’nin en güçlü kotlarıyla bütünlenmek, yeni dönemlerin ışığına varmak, yasaları koymak vallahi görevimiz değildi, billahi görevimiz değildi. Ne var ki yaptık. Neden yaptık? Yolu kapattılar, yoktular, okumayı bilmediler, sonsuzlaşamadılar, kısırlaştılar. Baştan beri bizden başkalarıydı bu işi yapmaya çabalayanlar. Netice olarak, olayın sonrası var: Kökleri, yüreklerinde tohumlanamayanların, göklere söz söyleme imkanları olmadı. Olması gerekir miydi? Ölüler Diyarı olan dünyada, herkesin kendi nefesiyle kendini bilmesi gerekirdi. Bilişleri olmayanların, harları da olmaz. Sabırla tüm sanal boyutların ışığından öte olan Birleşik Işığı dünyaya çektik.

Netice: Düzeni kurduk, korumayı sağladık, Atlanta Okumasını yaptık. Kuran-ı Kerim der ki “Erken kalkan yüreğe varır.” Biz dedik ki “Erken yola çıktık, herkesten farklı ama daha güçlü olarak.” Niye? Çünkü biz, karanlığın ışığıyla yola çıktık. Nedir karanlığın ışığı? İlim…

Her dünya, Allahın Tohumu’dur. Bunu bilin! Her dünya, yarının tohumudur. Bunu bilin! Her yol, aklın yoğunluğudur. Bunu bilin ama cemaatiniz kökte güçsüzse, yol yoktur.

Sol dönemin ışığı, semininde kendisi olmadan sağa geçmişse; Yeni Levh-i Mahfuz’un kayıtlanması gerekecekti. Ve Canlarım, o kapıları kapattığımız zaman, yepyeni bir dönemin ışığını yakabildik. Bu, yeni bir yaşam kaynağına iniştir. Kesemiz insanla doluydu. Tüm yaşamların ışıkları olan o insanlarla...

Sevgililer, hepsi ekrana verildiler. Köktüler, sözdüler, Süper Rahman olan Kuranlar’dılar ve dinledik hepsini de. Baştan beri Doğanın Kükreyen Kürsüleri olan o Canlarımız, sessiz sayfalarında bizden kervan beklediler. Dünya yeni bir dünya olurken; tüm yaşamlarında insanlık uğruna çaba gösterenlerin toplum çalışmalarında olamayacağını düşünmek hatadır. Ve biz onlara köklerini bildirdik. Sanal Boyutlar’da ışığı yenilemek kolay değildir. Biz o ışığı yeniledik.

Kavak yelleri eser dünya insanının başında. Bilse ki insan; Levh-i Mahfuz’un toprağını kendi kodlayacak, bu çalışmaları, çok önceden başlatırdı.

Dağlarım, herkes maya olmak için değil; mayalanmak için dünyaya indiğini zanneder. Değerliler, insan tohumun kontrolu için değil; yaşamın topluma kendi yoğunluğunu kayıtlaması için gelir dünyaya ve dünyanın Tanrısallaşması için çabalar.

Vergi vermek istemez kimse. Nedir vergi? İlim, ilmin vergisi… Hepinize biz, bilgi veririz ve deriz ki “Bu bilgiyi okuyun! Okuyun ve okutun!” Çokları bilgiyi alır, koyar bir köşeye ve der ki “Ben anladım, gerisi boş.” Ama Canlar, aldınsa bilgiyi; hani vergisi? Dağlarım, biz deriz ki “Allah zekat ister.” İşte zekat! Bilginin sayfa sayfa okunup; o bilgiden alınan bilginin; diriliklere dürümlenmesi ve dağıtılmasıdır.

Şimdiye kadar hiç kimse, bu özeni göstermemişse dünyada; ilmin zekatını bilmediğindendir ki biz buna “vergi” deriz ve biz buna “zekat” deriz. Ama mutlaka ve mutlaka alınan bilgi, verilmelidir. Beş alıp bir verirseniz olmaz, beş alıp on verin ki bilginiz artsın.

Dendi ki “Ben oldum.” Öfff olmuş!... Peki, oldu da ne oldu? Öldü mü sağ mı? Ölmüşse olmuş olamaz.
Tartmayın beni, ben Allah… Hepinizde varım. Ve ses verirken sizden veririm. Size şükrettim ki bilişiniz arttı; kibriniz yok. Lütfen biliniz ki konu komşu, biz bir araya gelip dertleşmiyoruz. Biz sadece dürümleniyoruz dünya için ve bütünlük için.

Ark akmaktaysa; akan ark, Allah’ın Arkı’dır ve o ark, ilme akar. İlimden öte bir ilim, Altın Topraklar’ın Işığıyla, yeni dönemler için kontrol edilmeliydi ve yaşamlara çekilmeliydi. Bütün bunları yapmaya çabaladık. Toprak, tabiatın ışığında kendini, var etmek için çalışır. Himmet insanın ilminde olmaz. Ben verdimse bildiğimi, verdim. Hepinizin bildiği değil mi!? Biliyoruz değil mi bu bilgileri? Hepimiz biliyoruz.

İlmin mutlaka bildiğimiz olduğu, bildiğinizin kendi yüreğinizde bulunduğu ve yüreğinizde olanın, hasat için gerektiği ve hasat için gerekenin; aileniz değil, ilminiz olduğu mutlaka bilinir. Bu bilgi hepinizde mevcuttur. Ama sizler, bu bilgiyi kendi yüreklerinizden dinlediğinizde; Birleşik Işık’tan, ailenizin kutsal olduğunu anladığınızda; ilimle kayıtlandığını bileceksiniz de ailenizin güçlenmesi için çabalayacaksınız.

Aile, İlim Ailesi’dir. Sonsuz sırdır bilmek. Hepimizin bir ailesi var; bu “Gen Ailemiz” diye sözünü ettiğimiz aile değil; “İlim Ailesi” diye sözünü ettiğimiz ailemizdir. Netice olarak; beş görevlimiz Kök Sözü söylediğinde; Gök ses verir. Bu ne demek? Aileniz sesleşiyor ilimle ve zaman kayıtlanıyor. Yeni dönemi kayıtlıyoruz ilimle. Verdiğiniz tüm sesler ilmidir. O halde ilim, teknik olarak, Yeni Dönemi yaşamlara katar. Nasıl katar!?

Ses, söz; dişil ve erildir. Her bir sesin, bir cinsi vardır. Teknik olarak, ergin hakim olanlar bunu anlayacaklar. Erille dişil ses, nötrde örümlenir. Sesin nötr’ü ne demektir? Son dönemde bunu hep yapıyoruz. Son sözün söylenmesidir nötr. İki zaman sayfası kutuplaşır. Biri der ki “Ben”. Diğeri der ki “ Ben”. Her ikisi “Ben” der ama fark edersiniz ki; her biri, kendinden söz eder. O halde, iki ayrı kutup var burada. Ben ve Ben ama bir Dağ çıkar der ki “Biz” işte örüm tamamdır. Nokta konmuştur oraya. O konan nokta, teknik olarak nötr noktasıdır ve orada ocak yanar. İşte eksi(-) ve artının(+) o, her biri aslında “Ben” olan eksi ve artının; o, tek olan “Ben” olanların; “Biz” olma noktasında örüme başlanmasında; her biri, kendini tohum olarak Yeni zamanlara kayıtlar. İşte “SES” dediğimiz budur. “Ses Örümü” dediğimiz budur. Yaşamların örümüdür bu… Ses yoksa, Sistem’de ilim de yoktur.

Herkesin daha açık bilmesini beklediğim bir mesele de Merkez Zaman… Nedir Merkez Zaman? Herkes, “benim zamanım” der. Ama zamanın Ben olduğu görülmüş müdür!? Benim zamanım!? Zaman, ilimdir. Kimsenin zamanı kendisinin değildir. Zamanda var olur ya da yok olur. Ama o zaman, ilmin zamanıdır. İşte, yaşam sayfalanışı bu şekildedir.

Örgü ördük ilimle. Sesin örümüydü… Hani o Ben; iki Ben’in Biz noktasında, örüme geçmesi var ya; işte biz, o örümde, yaşam kontrolunda kayıtlama yaptık. Zamanı, yaşamları kodladık. Kodladık, kodladık, kodladık!... Her biri bir kod oldu. Her biri bir ilmek ama her biri, bir İlim Kodu. İşte, teknolojik olarak bunu bu şekilde ifade edebiliriz. Ve lineer bir örümdür bu… Ben, ben birleştik ve yeni bir yol ve bu yol, ilmek ilmek örülmekte ve her biri bir kod. Ve tüm kodlar Laaa laaa laaa şeklinde La Frekansı ile örülmekte. Zamanın yaratımı La Frekansı iledir.

Ve Dağlarım, Ölüler Diyarı Dünyada, bunları anlatmak kolay da anlaşılması kolay mı? Bilmiyorum. İşte yaşama dönüş budur. Hepimizin, yaşama kendi yarınlarımızı kayıtlayıp dönüşümüzdür. Kendi kayıtlarımız aslında; kendi örümlerimizden başka bir şey değildir. Zararı önleyebilmek için zamanı kodlayıp tohumlamamız ve koruyucu bir çalışmayla güçlü kayıtlama yapmamız gerekir.

Biz, Dünya Sayfalanışını bu şekilde yaptık. Ördük, ölüleri dirilttik. Zaman sayfalanışında yaşamı kayıtladık. Birleştik ve Bütün’ü güçlendirdik Yaprak yaprak okuduk ilmi. Ve okuduğumuz her şeyi yarattık.

Sınırları kaldırdığınız zaman bir diğer konuyu da bileceksiniz: SILA… Yeni zamanlarda bunu net olarak anlamanızı bekliyoruz.

Sıla nedir bilir misiniz? Yenileşmektir. Yenileşmek, yenileşip kendi yüreğinize ulaşmak… “Ben, bana vardım” dediğinizde, özlem bitecektir. Ben, bana vardım, orası bana ait bir aşktır. Ben, bana vardım ve Zaman Kutsal Işığında ben; KA-HAR olup zamanın toprağından sayfa sayfa korunup, kontrol kurup benim Bellek Kapları’mın; Umman olan ışığından Beş Kap taşıdım. Her biri, Ben olan o Beş Kap, beni bende tahtladı, tohumladı, kodladı ve bana, Ben oldu. İşte “Allah Sistemi” denilen bu sistemdir. Beş Sayfa, her biri bir KA-HAR olan sayfa. Buradan ötesi yeni çalışmamıza kalsın. Hepinize sevgi, saygılar sunuyorum

Deşifre Eden: Sevim ŞAHİN

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ DERNEĞİ

 

 
  Bugün 33 ziyaretçi kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=