Birlik İlmi
  SU (12) SİSTEM ÇALIŞMASI
 

 

SU (12) SİSTEM ÇALIŞMASI HAKKINDA ÖZ BİLGİ VE DAVET:

Dürümlerime KELAM olurken, bedenim HALİK’tir. Beden olup KUL olurken, neme ZİYA olmak!... Ben CENNET olurum!...

Yaşamak ve zamana KUL olmak!… Sanal Boyutlar’ı kodlamak ve tohumlamak!.... Sorumluluk hissetmek ve yarınlanmak!… YAŞAMIN KULU olmak!... KURAN olmak ve RAHMAN olmak ama HAKİM olup olmak… Yaşam amacımız budur…

Misafirliktir yaşam hepimize… Buraya bir tek KUL olur ve TOHUM olursak; burada kalıcı oluruz. Bunu hepimizin bilmemiz şarttır.

“DİN” DEDİĞİNİZ, DİRİLİKLE TOHUMLANAN İNSANLIK NORMLARIDIR… Ama ya siz İLİM yapmamışsanız; DİRİLİK’te, DÜRÜMLER’inizde DİNCE olsanız da yalın NEFES’iniz olmadığında, HALİK olur musunuz!?

Yoksa siz, bizle dillenen İNSANLIK mısınız!? Yoksa siz, HAS TEKNİK ile kodlandınız da biz sizi, HASAT’a KAYNAK yapmadık mı!?

KELAM, KALEM’se; YAŞAM, koltuklarınızda kodlanan, NEFESSİ KELAMLAR’la mı HASAT yapmakta!?

Ya da sen BEDEN’sen, MEDİNE KUTSAL NEFESİ ile kodlanmak istemez misin!?

Yaşamak için HALİK mi olunur!? Yoksa HAS İNSAN, KURAN olur da NEFES olup YAŞAM mı olur!?

Eğer resim yapmaksa maksat, yaşamak için yarınları hasata kodlamak gerekir..

Ben cennet olan insanlığım ama hasat da yapmaktayım…

Dedim ki “HASAT olalım!...” “OL” dediler… Derdim ki “HAKK’a, KALEM oldum!” Bilmediler ki OL’an BİZ’in BEN’inde İNSAN’dı…

HEPİMİZ, UMUTLARIMIZI HAKETTİK VE HAKK OLDUK!… Aha! Biz, BİZ olarak yaşadık!... Şimdilik!…

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

DAVET:

Dostlarım, 25.11.2017 günü 14.00-18.00 saatleri arasında, “SU (12)” BİRLİK SİSTEM ÇALIŞMASI gerçekleştirilecektir. Yukarıda paylaşılan bilgi kapsamında Dernek Merkezimizde yapacağımız çalışmaya, tüm dostlarımızı bekliyoruz.

Saygılarımızla,
Süper İnsanlık Realitesi Derneği

NOT: KATILIM ÜCRETE TABİ DEĞİLDİR.

Katılmak istiyen dostlarımız, saat 14.00’den önce lütfen Dernekte olunuz…

Adres: Bahariye Cad. Halil Ethem Sok. Sauna Apt. No:30/8 Kadıköy/İST.
Tel: 0 216 348 95 59

 

25.KASIM.2017 TARİHLİ SU (12) SİSTEM ÇALIŞMASI
AV. NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ, 1. AKIŞ 1. BÖLÜM

Devinimi artırabilmek için bugüne kadar yaptığımız her ne varsa, kelamda ve hakikiyette kotlanmıştır. Deli Dumrul; ilim. Biz oyuz canlılar.

Şu ana kadar levhi kapıların tümünde ekmeğimiz oldu. Kotladık…kokladık…tohumladık ve bütüne kök gerçekliğimizle kaynak yaptık.

Nesiler boyu doğanın gücünü muktedir ilimle kotlarken, diri yoğunlukları, muktedir kaynakta ve muktedir Kuranla toprak yaptık.

Tolun, teknik kapıydı. Sevgililer; Tolun’un kontrolunda bütüne hizmetçi olduk; her an….doğanın gücüdür o. Biz o, o bizdir. Şeytana şarkı öğretir o. Aşktır o ve bizde, bizim yüreğimizde muhakimdir. Kaç kere geldi yüreğime? Geri çekildi ve yine ve yine ve yine….

Tanrı, akıl tınısını duyana derler. Tahditsiz olarak tanrı olur ve Ruhi Kapıları açar. Tanrı, Rahman olana derler. Ama Rahman’ın karanlıktaki kelamı, Ak Kalem durumunda değilse, sistemin gücü, bütünün kültü olamayacağından, ön gerçekliğini hak edemez.

Ağırdı yük canlar, çok ağır…Ramada Kalemi olarak kaynak olanların, RA MA HA KA HA olarak yaşam oldukları bilinirse, her şey daha net anlaşılır.

Dünya dışı varlıkları bugün, bizimle, olmaya geldiler. Her biri kelam…her biri hakim…ama bir tek kapı. Biz onlara tüm insanlığın kulu olan insansılık değil; insan sarfiyatıyla kotlama yapıyoruz; insan sarfiyatı. Bunu izah etmeme gerekiyor;

Yaşama kotlanmışların, kelama kalem oluşlarında sarfiyat olur. Levhi kayıtların sarfiyatıdır bu. Ve sarf edilen kelam, her şeyin kükremesinde ve tohumlanışında yüceler cevherinde ilimdir.

Doğan dünyanın kuludur insan ama bugün burada daha yüksek bilgilerin kontrollu şekilde yeşertilmesi için bilişi kaynağa almamız gerekiyor.

Dünyanın ötelerinden gelen dostlarımız, bizimle çalışacak bugün. Onun tükenen insanlıkla, kil ve kum olmasına ve yoğunluğu kontrol etmesine gerek yoğundur; çünkü yaşama inenin, yaşam ilmiyle dillenmesi şarttır.

İşte; canlar, “Tolun” dediğim yol, Allah Yolu, bizimledir bugün. O bana hocalık yapmıştı bir dönemde. Benimle çalışmıştı.

İslam dinin levhi kayıtlarından biridir o. Ön gerçekliği vardır. Ve toprağın tahditsizliğinde, bütüne hizmet de etmiştir. Kontrol dışı hiç bir bilgisi olamaz. Oğullarımızın görevini diller. Çorba pişirdiğimizde, o çorbanın tatlandırılmasında görev taşır. Kuran olur, kontrol kurar. Cennet olur ve yaşar.

Bize diyecekleri var. Onu dinlemeliyiz ama onun yolunu kotlarken, mutlaka efradını da tahditsiz şekilde bilişe kayıtlamalıyız ve kayıtlarken de kalemini de kontrollu olarak, teknik KAHA kaydı yaparak, ışığa katmalıyız.

Şimdi; cemaatini getiriyor bize. Cemaati dünya yaşamı olan yücelerle de dürümlendi. Çoğunda ışık yandı. Bizden daha üstün biz olanları bulacaktı ve yoğunlaştıracaktı. Geri çekmeleri oldu. Yaşam kelamında, hak teknikte kotlama yaptıkları oldu ve burada, turkuaz kalemle, cennetin kervanı olmak istiyor.

Biz onu toprağa çektik. O bizim yolumuza indi. Cennetin kelamını, hakikiyetini dilleyecek. Cennetin kalemi olmaya ve yolu kotlamaya çabalayacak.

Mustafa, Allah İlmi’yle onunla oldu. Muhammed Mustafa bizim yüreğimizdir. Çürük, çarık değildir; hasatçıdır ve hep bizdedir o. Bundan sonra da bu çalışmada, hep bizimle kalem olacak ama bugün kontrol dışı hiç bir bilginin kaleme inmeyeceği bilinirse de kelama kalem olmayanların da tahditsiz olarak, ön gerçekliklerini kotlamalarına izin vereceğiz.

Ve bizler; namaza duranlar, Rahmi Kapı’da levhiye kotlananlar, Muhammed olanlar ve Mustafa Kemaller, biçare bizler nefesimiz hiç mi yoktu ki ocaklarda hep rahman olan olduk!! Niye canlılar; niye? Biz hiç mi Kuran olmadık?! Kimsenin yolunda niye olamadık?? Doğanın gücü yok muydu yüreğimizde? Bunlar sorgulandı ve bunlara yanıtlar gelecek bugün…Ve bu yanıtları verecek olan kelam ilmini dilleyen Muhammed olmayacak. Kim olacak peki? Kul olan insan, nesillerini tohumlayan, kendi yolunda olan imparator! İşte; o biziz!

Ve biz bugün, burada “biçare biz (?)” o çare arayanlara çerçeve çizen Biz, hasat olan ve Hak-ta Ala’nın tekniğiyle kontrol kuran Biz ve Mikail’i kotlayan Biz, hepimiz orada halik olarak çalışacağız…Ve doğanın gücünü kotlayacağız.

Bugün buraya çok kullar dahil oldular; bu çalışmaya…ama burada hak teknikle kotlama yaparken, herkesin kelamda kendini dilleyebilmesi hedefimiz olacak.

Mustafa Kemal Paşa, Rahman olacak. Muhammed, İnsanlık İlmi’yle dilleşecek. Ve bizi göreve çağıran, bizim yolumuzda olan herkes, burada olacak. Hani dersiniz ya, “gönül gücü”…”işçilik”…”kaynak”… hepsi dürümlerimizde mevcut. Ama ömür boyu Kuran okuyup da kontrol kuracak gücü elde edemeyenlerin, kelamda halik olmalarını mutlaka sağlayacağımız bir gök çözümlemesi yapılacak burada. Ve bu çözümleme hepimizle birlikte olacak…Birleşik Kelam’la olacak…ve bu çözümleme Mustafa Kemal’le olacak…kelamın kalemi olan insanla olacak.

(Devamı 2. bölümde)

https://vimeo.com/244457471

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ



 

SU (12/1)
25.11.2017

(Çalışmaya katılan dünya ve dünya dışı Enerjetik Kodlar’a hitaben:)

Dağlarım, Atalar; sizi, hepimiz hakettik ama siz, bizi hakettiniz mi!?...

Başka dünya ve başka zamanlarda!... (Diye düşündü hak etmeyenler!... ve devam ediyoruz:)

Ya biz, ZAMAN’ı hak etmişsek; bizim için İNSAN’dan öte bir rahmet olur mu!?

KÖK’ün, GÖK’ün dünyada NEFES olduğu bilinirken; biz, insana KAYNAK iken ve dünya, ZAMAN iken; neden başka bir yolu kodlayalım ki!?

Çağrılar var; “Geri dönün!” diye… Bize çağrı yaptılar “geri dönün!” diye… Ey Canlar, geçişler bitmedi daha!… Bizi hak etmeyenler, biz ile henüz kodlama yapmadılar ve yapamazdılar… Ama herbiri, HALİK olup HAKK olduktan sonra, geçiş yapıp RAHMAN olmak için yaşama çekilmekteler…

GEÇİŞLER TAMAMLANDIKTAN SONRA, ARTIK DÜNYA, YULARINDAN TUTULACAK BİR PLANET OLMAYACAK…

Bezediğiniz herşey, yaşam kervanında, KURAN olarak kayıtlı iken; bizler, sizleri hep dilleriz… Cennetten ve cevherden kodlarız… Çorba piştiğinde, o çorbaya YAŞAM koyarız ama “haz” dediğimiz, bir hadise var… Eğer YOL, İNSANIN İLMİ ile kodlanmamışsa; biz, hazla o yola KURAN olmayız.

Arı, bal verirken; BEN (BİZ’in BEN’i), o arı olur; KURAN olurken ve yolu kodlarken; hepimizin, cennetten, cemaatten KALEM olup YAŞAM olmamız gereklidir.

Değerliler, toy olan bu Dünya; ARZIN GÖREVİ’ni hak edip artık anlamalıdır…

BUNDAN SONRA DÜNYAYA HAKEDENLER DOĞACAKLAR… Haketmeyenler; dünyaya, KODLANMIŞ IŞIKLAR halinde dahi gelemeyecekler…

Eğer Dünya, ET ve KEMİK İLMİ ile hakkedilecekse; YAŞAM SAYFALARI iyi bilinecek ki; DURGUN TOPLUMLAR, mutlaka KURAN olup okunabilsinler…

Dünyanın adı KAYNAK IŞIK’tır. Bu ışığın; İLİM’le, HAKİKİYET’le hasat yapması istendi ve dendi ki “şimdi, HALİK KAYITLAR’a görev taşıtalım!” Taşıttık!...

Şimdiden sonra daha yüksek IŞIKLAR, yeryüzünü kodlayacak… Aha bu!…

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

25.KASIM.2017 TARİHLİ SU 12

AV.NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ 1.AKIŞ – 2.BÖLÜM

Ve daha da ötelerde bu çözümlemelerde, herkesin kendini dilleyebileceği bir dürüm olacak. İşte, biz, ona, “Tanrılık Kalemi”, diyeceğiz.

Tanrılık Kalemi; Hak Teala’nın tahditli olmayan, ilmiyle dürümlenecek. Ve biz, dünya dışı varlıklara da kaynak olan bir çalışma yapacağız, burada.

Bugün buraya görevli olarak gelen tüm insansıları da kodlayacak olan, o yoğun ışıklarımız, yerkürenin gücünde, kaynakta olacaklar.

“Muhammet Mustafa’nın tek kelamı oğullarımı koru, oldu”. Ona derim ki “kervan insan, kök göklerin kültü olan, her anda olan biliş, biz olan tüm zaman sayfaları ve Sistem Kodları”…Her yer, her yerde olacak… Ve burada Hurafe Çalışma yapılmadığı, herkesçe anlaşılacak.

Savaş, Altın Işıkla olur, canlar. Ve bizim savaşımız, yarınla olur. Yarını kodlamakla, olur… Torba, torba ilim taşırız kontrollü biçimde, her anda, kelam olandan, tahditsiz olana... ..Ve o tahditsizlikte Yaradan ve yaratılan Hakk’ın kalemi olacak, diye…. Muradımız; İslam Dinin gök çözümlemelerinde, göz, söz ve öz olup, ilim yapmasıdır.

“Din” dedim. Dini, tahditsiz bıraktım. Dinin, karanlık olmadığı, yarın olduğu anlatılacak diye, bekledim… Ama dini anlayan çıkmadı. Sanıldı ki Din; Rasih Kapılarının, kontrollü kayıtlarını, kükreyen levhi olarak, kaynağa çekenlerin… Evre, evre, kapı açıp, İsrafil kuranından, tüm zamanlara kayıtladıkları, tek levhidir.

“Cennet” dediğimiz, insandır, canlar. Bu sura üfüren insan, herkesin ilmini diller ama sura üfürürken, yarını kodlar. Unutulan ne varsa halik olanca, Hak Teala’nın dürümlerinde, kontrol kurar ve kodlanır....Her unutulan insanlık, kendini diller.

Tanrının, namaz kapısı yoktur. Allah’a durulan o namaz, o yaşam, insanın ruhunda olmadıkça…. Yaptığınız ne ise Sistemde yoktur.

“Sadece ben, Rahman olan” deyip…. “Yarın oldum ,deyip…. Mutlak olarak, bütünün gücünü dürümlersek…. İşte o bizim, en yüce ilmimiz olur… Ve bunun üstü bir Rahman ve bunun üstü bir yarın yoktur.

Benim adım, kalemdir… Ben, kalemim... Adımı, Sistem Olarak, Kodlayacaklarından, dillemedim… Ama ben, bir kalemim. Karanlığın, tek ilmiyim ben, nefesim… Ama bunu anlamam, bununla anlatılmam, istenmedi, benim yüreğimce… Çünkü ben, tabuları yıkanım.

Doğal dünyanın görevidir, insanlık. Bunu anlayan var mı? Doğal dünyayı, dilleyen var mı? Nereden, Nakar olunur? Nereden, hasat yapılır? Nereden, aklın kalemine varılır?... Ve nereden murat olunur, bilinir mi?

“Dünya” dediğiniz, planet, et, kemiklerin, levhi kaydıdır. Et, kemik olan, bu dünyayı, Hak Teala’nın dürümleriyle dillerken, bilginin kalemi olan, muradı olmayanı muktedir kılmayacak olan, diriliktedir.

Saltanatın, et, kemik olduğu düşünülür. Savaş, savaş, savaş… Hep dünya savaştadır. Ama bu savaş, ikmal tamamlama savaşından ibarettir sadece… Her şey bundan ibarettir. ..İkmal tamamlamak, ne ki?

Dünyayı kurarken, her şeyin gücünü dürümlere indirdik ve bu dünyayı, tohumladık. Ama bu dünyaya, ruh katmadık. Ruh katmadık ki nur olan yolcu, kodlama yaptığında, ruh kalemi mutlak olsun… Ve onun nuru mahrek olsun, diye.

İmparatorluğun gücüdür, rahmi kalemde, has tende, insansı olan… Ama insanlaşmadıkça yerkürenin görevi başlatılmaz. Gönül gücü dürümlerde tükendikçe, göç kalemi kınanır, kırılır, hırslanır ve yarından çıkar.

“Bize, geç çalış” dediklerinde.. “Sonra” dedim. “Sonra”…”Sonra ve sonra ve sonra ve sonra”…..

Dünya dışı varlık toplumları, kokuyu alırlar ve duyup dillerler…. Derler ki “hadi görev”... Yok canım, yok. Gök çözümlemeleri, levhi kalemle olacak... Bunu anladıklarını, düşünemem. Eğer ocakları yanarsa, yaşam kodlamaları yapacaktılar… Nesiller boyu, bugünü bekledik.

Keşkelerle çalışıldı, hep. Keşkelerle... Ve muradım; doğanın gücünün, hürmetli olmasıydı. Dünya dışı, dünya ve tüm zamanlar, ikmal tamamlandığında artık hak teknik kodlanacaktı.

Durmadan çalıştık... Durmadan… Korkmayın, korkmayın, muradımız; insana hizmet değil, insanlık kodlamaktır. Eğer insana hizmet etmekten, yarınlara kodlanmaktan başka bir niyetimiz buraya inmemizin hiçbir manası olmazdı.

Darı bolu bilenleri kodladık. Yoğunluğunu koklayanları, tohumlayanları, bulduk. Öfkeyi aşanlarla çalıştık… Dünyanın, et, kemikten ibaret olduğunu düşünürler….

Ve et, kemiğin nefes olduğunu bilenler ve ruhun kulu olanlar muktedir olup, geldiler….Beden, et kemikten ibarettir diye, düşünürler..

DEVAMI 3.BÖLÜMDE

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

https://vimeo.com/244458544

 

25.KASIM.2017 TARİHLİ SU (12) SİSTEM ÇALIŞMASI
AV. NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ, 1. AKIŞ 3. BÖLÜM

“Beden; et kemikten ibarettir…” diye düşünürler. Yolun başıdır beden; yolun başıdır beden…..bedeni kotlamadan, ruh olunmaz. Ama ruhu kotlamak, koruyucu, koklayıcı, tohumlayıcı insanlaşmayı sağlamak, beden kelamla olur. Beden kelam yoksa, yol yoktur. Bundan sonra da olmaz. Beden kelam, ilimle olur. İlimin bulunmadığı bir aşkla kayıt yapan cemaatte, ısrarla bildirim ki koruyuculuk olmaz.

Dürümlere inerek görev taşırız. Her bir dürümde nefesle kotlama yaparız. Çorba piştiği zaman, tüm zamanların kulluğunu oraya katarız ve doğanın yoğunluğunu artırırız. Ama doğanın yolu, Aklın Yolu olduğu zaman, tayinler başlar; dünya tayinleri…dünyaya tayin ettiklerimizi geri çekeriz ve deriz ki “sen gerçeği bilip git.” Geri çekeriz.

Doğmadan yaşayamaz. Doğan dünyalı, kotlandığında geri alınır ve ona kotlayıcı ışık kayıtlamaları yapılır. Bunda sonraki süreç, daha yüce ilmin, daha yüce ışığın, yer yaşamalara inmesi için geri çekilişlerle olur.

İşte canlılar, Suphaneke Kapıları bu şekilde kotlanır. Sualtının gücünü kotlarken de bu şekilde çalıştık. Simsiyahın gücüyle bütüne kök gerçekliği kotladık. Sıra dünyaya inmeye geldi.

Dünyaya inebilmemiz, düzeni kotlamamız, muktedir olmamızı ve mutlak kapıları bulmamız, cemaatinizle olacaktı. Biz, çatışmaya girmedik insanlıkla. Saklı tuttuk yaşamlarımızı. Hiç bir zaman, yürüyen toprağa tohum olmaya geçmedik. Sadece tabuları yıktık ve görev taşıdık.

Sura üfüren, ilimdi. Kulu, kaleme indiren levhiydi. Bizi, bize kapı yapan da dirilikti. Bugün toy dünyaya, koca koca ışıklar iniyor. Canlarım; toy dünyaya İslam Dini’nin levhi kalemi de indi. Aha o kalemin üstünde, kontrol kurduk.

Suya Atlantalı Atalar’ı koyduk. Onların tabuları yıktıklarını bildik ve biz nur olan Kuranları kayıtladık. Bizim için ne var? Ekmek var. Dünya bize, ilimdir…kelamdır…hayırdır; hayır…tanrılık hayrı.

Burada olmamız suyu kotlamak içindi. Suyu kotlarken, herkesin kendini dilleyebileceği bir yüceliği dürümledik. Diyorlar ki “ben, beni anlayamıyorum.” Aç yüreğini dille. Sana sevgi verdik. Ol da ak KA HA ol. Seni, sana verdik. Muradımız senin kelam olmandır. Kendini anla ve dille.

Sualtı diyor ki “açıyı daraltıp verme bu bilgileri, geçip gelebilenler olsun. Ölüyü dirilteceksin. Oğulların tohumları kotlasın, yarınları hak etsin.” Bana sormadılar “sen kelamda mısın?” diye. Daha da önemlisi, Samanyolu Galaksisi’nde toprağın tendeki ilmini dilleyen birliklerimiz sevgisiz ve hırslı olarak gök çözümlemelerinde kotlanamadıklarını iddia ettiler. Onlara sormam, “kontrol dışı mılar?” diye.

“Kopmayın! Allah sessizce sizdedir.” Ben onlara bunu dedim. Korkmayın! Kaynak dışı bilginiz olduğu içindir ki korkuyorsunuz. Düzeni kurarken dünyaya, kendi lekelerinizi yarındaki kırılışlarınızı indirmeye kalktığınız zaman, içinizdekini dillerken yüreğiniz, sizi anlayarak engelledi.

Dünyanın umudu ilimdir. Bugünden sonra daha üstün bilgilerin korkuyu aşanlarca dilletileceği kesindir. Korkuyu aşanlarca bilgi dilletilir. Kontrol dışı olanda ilim yoktur zaten. Ve ruhu olamayanın yarını yoktur. Doğanın görevi insandır. Massiva kelamı, ilim ve biz o ilmi kalem yapanlarız.

Şimdi; daha önemli bir bilgi vereyim; suyu aklı koyduk ve akıl has tınıda Muhammed Mustafa’yla çatışır. Şimdi; geri dönüyorum; nereden ne şekilde geri dönüyorum; izah edeyim.

Şu ana kaynak olan insan mutlak olarak bütünün kötülüğünü önleyecek güçle çalıştı. Şimdi; yaşanlara, yaratılanın levhi kapısından sesleşerek seslenerek diyorum ki “arzın gücüyüz biz. Bunun içindir ki buradayız ve torbamızda kaynağımız var. Ağırı hafifletiyoruz ve görevi hak ettik.

Çalı, çırpı değildir insanlık ve yolu açtık. Dünya dışı varlıkları dünyayı yoğunlaştırırken buraya görevli olarak gelenlerle bu çalışma olacak.

Medine kervandı, Hak Kalem, ilimdi, Mahrek Kurandı ve artık mektep oldu dünya. Bu mektep hepimizin yarınında ve hasatında olacak.

Çarık giyerek dünyayı ziyarete gelenlerin, burada kök gerçekliği kotlama imkanı olmayacağı da kesindir. Cennetin cevherinde akıl, yarınında hasat ve muradımızda huzurlu bir dürüm var. İşte; mutluluk budur.

Şikayet etmiyorum. Siyahtan öte bir siyahta, kelamı kaleme kotladık. Aha bu. şimdilik.

https://vimeo.com/244598150

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

SU (12/2)
25.11.2017

Tahditsiz ve hakiki biliş ile kodlama yaparken, herkese “sen” derim. Sen!... Sen!... Sen!… ve sonra derim ki “sen, ben olan DİRİ KALEM!…” Sormayın neden!? Herkese “sen” derim ve “sen” dedikçe; Beden Beşer Kalem olan, YOL olur; o KUL olur; RUH olur!...

ÖZ SÖZ şudur: “Asla görevsiz olma!…” Hepiniz, mutlaka görev yapın. Görev, ilimle olur… Ve siz, İLİM yapın…

Ha diyeceksiniz ki “hepimiz, dünya yaşamımızda birçok görevler yaparız… Evlatlarımızı yetiştiririz!… Geçimimizi sağlamaya çalışırız!… Ve daha çokça iş yaparız!… Bunlar, sizi KALEM yapmaz!… Bunlar, sizi HALİK kılmaz!… Siz, KELAM olmak; YOL olmak; BİZ olmak için çalışmadıkça; sizin, sizle ilgili tüm tasarruflarınız, sizi ilgilendirir!… Sizin, yerküredeki hasatınız; çalışmalarınızla, bilişinizi kodlamanız halinde, sizdeki görevini diller…

Sonra daha güçlü işler yaparsınız ve dersiniz ki “ben, tüm insanlığa hizmet edeyim!” Hadi edin!... Ne yapacaksınız!?... İcatlar mı!? Hadi yapın!... Daha ne yapacaksınız!? Mesleğinizle ilgili hizmetler mi!?... Oh ne güzel!... Yapın!... Sizin size halik olmanızı sağlar mı mesleğiniz!?

Ha diyeceksiniz ki “ben doktorum. Her an hasta bakarım. Onlara şifa veririm…” İyi ki varsın!... iyi ki!... Ha diyeceksin ki “ama benim için yoksun!...” demiştin. Yoksun!... Ama o insan için anlam ifade ediyorsun… O, senin hastan, sana şükran duyuyor… Senin yolun için ÖZ GERÇEKLİK’in dürümlere çekilmesinde, meslek kaynaklı bir Sistem yoktur…

Sen, “SİSTEM” diye ifade ettiğimde, şevkli bir yaşamı kasteddiğimi sandın… Senin için görev yapan kim varsa, sana İLİM olmalıdır… Sana KURAN olmalıdır. Seni, hasata KAYNAK yapmalıdır ki KELAM, KALEM olsun ve sen, NUR ol diye… Yoksa senin, sana dahi faydan olmaz!... resimler çizeceksen; çizme!... Sen kendini tohumlamadın. Kendini, hasata KAYNAK yapacaksan, mutlaka ilimle yap ki HASAT ol!...

Tanrının Gücü hepimizde var… Bir Can, “ben Tanrı’yım” derse; o KELAM’a varmış demektir… Ama TANRI olmak RUH olmak değildir… RUH olmak için KUL olmak gerekir… Bu da insanlığa hizmetle olur. Sen ben, ben sen olmalıyız ki ilim yapabilelim ve İNSANSILAR’a, KURAN öğretebilelim. “Öğretmek!” dedim… Öğrenmek değil!... Sessiz Zamanlar’ı haketmeliyiz ki hakikiyetimizi tohumlayabilelim.

El elimiz; Kuran, KELAM’ımız; HALİK olan yarınımız olmalıdır…

Et kemik olan insan; bizi, haketmelidir… Öyle çalışmalıyız ki BİZ olanlarla; hepsi KURAN olsunlar!…

Oğullarım, “bana NUR denir” dersem; anlayın ki sizi hakettim!... “Bana, HALİK denir” dersem, anlayın ki ben, sizi size kodladım… “Ben dünyayım!” dersem; bilin ki ben cennetteyim… Çünkü ben, dünya olduğumda; tohumlarım, cevherimde cennettirler…

Ya ben; size, “kendinizi bilin!” dersem; sessizce beni dinleyin ve deyin ki “Din Kapıları, Arzın Görevi olarak güç kattı yaşama ve Arzın Gücü, tüm zamanlarda, KALEM KELAM oldu. Artık tohum ekme zamanı!... Tohum ekerek; dinden, dirilikten; gerçek yaşamlara inmek gerekir. Bunun için din; sözü, gözü olmayan, yarınları kodlamayanların sözü olur…

Suya, ben değil İLİM gerekir… Ben olan insan, itibarı olmadan yarına varmaz… Çok mutluyuz ki “AKIL” dediğimiz, KODLANMIŞ SİSTEM, dünya yoğunluğunda, GÖK ÇÖZÜMLEMELERİ yapabilir… Bu gerçekleşmiştir. Dünyanın, NİHAN KALEMİ, ARZIN GÜCÜ olarak tüm zamanları kodlayacaktır…

Artık “yaşamın amacı, İNSANLIKTIR!” diyemeyiz. İNSANSILAR’ın KÖK GÖKLER’deki haşatıdır… Onlar, BÜYÜK KÜLT olacaklar ve RUH olup KUL olacaklar…

AKIL, tek bir hedef diller. O da İNSANLIK’tır!... Aha İNSANLIK da tek hedef diller. O da insansıların, hakim olmalarıdır…

Sormayın “neden!” diye… Canlarım; herşey, herşeyi kodlar… Bizler, DOĞANIN GÜCÜ ile birlikte ve paralel olarak yerküreyi kodluyoruz. Bunu başarmamız, mutluluktur…

Olgun başakları tohumladık… Koklanan, İLMİN KALEMLERİ olduk… Dürümlendik… Aktık, hasat olduk… Şükür ki HASATÇI YAŞAMLAR’ı kontrol ettik… BÜYÜK KÜKREME budur!... İşte bu!…

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

25.KASIM.2017 TARİHLİ SU 12

PEKER SELÇUK ÖZ BİLİŞ

Dostlar, Canlar, dostluktan öte bir güzellik var mı ki bu alem-i devranda?...Dostun evi, gönüllerdir, gönüller yapmaya geldik, buraya…Hep birlikte bu yoğunlukta Süper İnsanlık Realitesi yoğunluğunda.

Güzel gönüllü, erdemli insan olmak!...Kemal’in şahikasına erişmek!...İnsansılıktan uzak… İnsan olmak!..

Manevi alemin her bir fena tecellilerinin tecrübelerini aksettiren ve bu nutk-i şeriflerinde vaaz edilen, erdemli, sistemiyle haşr olmak.. Ve hemhal olmak, levhiliği içinde levhilik olmak ki bundan öte bir mutluluk var mı ki insan-ı kamillere?

İnsanlığı yeniden inşa etmek!. Zamanı ana getirmek, insanlığın beşer derecisini aşmak, berrak, dupduru bir su gibi akmak, derelerde birleşmek ummana ulaşmak, ırmaktan ve gölden geçip, ummana dalmak!. Umman içre umman olmak… Can suyu olmak... Can olmak. İlim olmak. Levhi niyaz olmak!.

Erzurumlu Emrah’ın dediği söz üzerine mesela; 
“Sufi hele gel dinle, bu sazı. Gör ki nice olur tellerinin Allah’a niyazı. 
Gönül telleri ile Allah’a niyaz ederiz. Dileriz, Ondan ne dilersek, hulusi kalb ile… Canlar, dostluk dileriz. Sevgi dileriz. Her gün Allah yükselsin niyazımız!.. Amin..

Her sabah ezanı gibi, bir saba meltemi gibi, can kulağımızı açan, bilmediğimiz, görmediğimiz illerden, levhiliklerden gelen haberlerle bilgilerle, can gözümüz açılsın. Gönlümüz şad olsun…

Dağlar, taşlar, kuşlar, bir bütün olarak kucaklaşsın. Hakk’tan ayrı kimse kalmasın. BÜTÜN’de BÜTÜN olsun. “Sevdi sevdirdi” desinler. Sevgiyle nasıl eğitildiği, yontulduğu, dost ile dost olduğunu anlatılsın. Hallerimizin Hakk’a ve hakikate tahvil edilmesi gerektiği anlatılsın ki hep anlatılsın!.

Kendi suretsiz olduğu için her surete giren hazrete; “İNSAN” denirmiş. Yani varlık alemleri içinde her şey, O’nun sıfatı, ismi fiili.. Nurdan damla. Berrak mı berrak!... Tevhidin ispatı. Kamil yüzünden yansımasa açılır mı hakikat?

Zat sırrının sahibi; Yaradan da yarattığı da kendi... Beste kendi, bestecide!... Aşk!.. İsmi mutlak!... Kendini bilmek için kendinde bildiğin her şeyi silip atacaksın. Neyi bileceksin ki Kendisinden başka?.. Gayrı mı var?.. ..Bir varsın, bir yoksun… Bir varmış bir yokmuş.

Kimbilir kaç kez yelken açtığım levhiliklerde. Gitmeye hazırsam, sabırsızlığım açılmış yelkenleriyle rüzgarı bekliyor.

Ve sen, ey hiç uyumayan dere!.. Ey büyük deniz!... 
Barış, özgürlük, dostluk, sevgi demeksin, akan suya, çağlayan nehire!

Sonra sana karışacağım, sınır tanımayan bir büyük denize. Sınır tanımayan bir damla olarak!...

Aha!...İşte, bu!...Şimdi, bu!...Amin!

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

25.11.2017 SU 12
AV. NEZİRE SELÇUK 2. AKIŞ

Daha güçlü bir döneme girerken herkes daha görev bilinciyle, daha yüksek levhi kayıtla devreye girmeye çabalayacak bu kesindir! Ama buraya gelenlerin hepsinin de kendi kervanlarını hak edip yürütmekleri gerekir.

Bu ne anlama gelir, açık veriyorum… Herkes sesini yükseltmeli ve yolunu kodlamalıdır. Büyük kötülükler mutlaka aşılır ama sistemin gücünün de hakikiyetle kontrol kurması şarttır.

Doğal dünyanın yarınlarında herkes kendini hak etmelidir. Muhammet Mustafa kuldur, onun ruhudur ilim ama biz onun kültünden üstün olan, kelam olan insansıları dahi kodlayabilenleriz. Öz köklerin gücünü buraya çekerken bunu herkesin iyi bilmesini istedik.

Resim yapmaya niyetimiz vardı, yaptık… Bu resim ilim resmi değil kalem resmiydi sadece. Netice olarak kalemin ilmiyle mutlak kuranları kodladığımızda, yerkürenin yüceliğinde yeni bir insan sistemi kurulacaktı. İşte o insan sistemi, sistem kelamıyla kodlamaları yapan bileşken kayıtlarla gerçekleşecekti. Ve sessiz zamanlar dürümlerde insanı kodlarken yerküre yenilenecek ve yeni bir resim, yeni bir sistem dürümlerde huzur kodlayacaktı.

Doğanın görevi akıldır… Değerliler, akıl tahditsizdir ve kurandır ama o aklı kimse duymaz, dillemez, anlamaz… Neden size bunu bugün veriyorum? Çünkü doğayı anlamanızı bekliyorum. Doğanın gücü öylesi yüce bir akıldır ki; bu aklı bedeninizle kodlayarak hakikiyetinizle toprağa tohum diye ekerek kendinizi dinlemeniz, öfkeyi aşmanız, hak kalem olmanız ve sultan olmanızdan daha öte bir güçtür, bunları iyi anlayın! Ve doğanın gücünü kontrollü olarak hak ederseniz; bu doğa size hakikiyetle dilleşir. Bunları iyi anlayın… Eğer siz doğaya sesleşirseniz, doğa size yanıt verebilir misiniz!?

Sanmayın ki sizden farklıdır doğa… Ama doğanın kök gerçekliği, gök çözümlemelerinin gücünün dürümlerinde ki yaşamı tartışılamaz… Kin, nefret, hırs duygusu olmayan bir sistem düşünün. Bu sistem hiç bir zaman sınırlandırılamaz. Ziya olanın kuranı diye bildiğimiz bir sistem ama çok önemli ve dünya Hulusi kalem ve kalem levhi… Siz insan, biz insan, her şey insan ve akıl; her an!... Ve siz o aklı hak ettikçe yoğunlaşırsınız ve aklın kalemi tüm yaşam, tüm zaman ve tohum ama tohumu yeşertmeye, yaşamı kodlamaya kalktığınız zaman; sizi doğa, kontrol eder. Doğanın kontrolünün haricinde hiçbir çalışma yapılmaz, bu kesindir!

Ve sevgililer, bu doğa size cennet vaat etti… Size aşk vaat etti, size; yaradan olmanız için yaşam vaat etti. Siz ne anladınız bundan? Ben gök çözümlemeleri yaptım hakim oldum mu anladınız?... Yolun, aklın, halikin, kalemin, her şeyin ilmi sestedir!...Ve o ses torba, torba tohumdur… O sesi kodlayacak olan nefes insanındır!... Ama insan nefesini kodlarken toprakla kodlar ve toprağa tohumdur o.

Büyük kötülük yapar insanlık, nihanda Ka Ha olda da kötüdür, yarında kul olsa da kötüdür. Neden kötüdür!?... Doğayı kırar, doğayı kısırlaştırır, yıldızların kıranı olur, yolları kodlar ve kısırlaşır. Körün körüdür insan… Biliniz ki körün körüdür…

İyi ki, iyi ki dünyadayız, iyi ki… Büyük kötülükler ilimle önlenir. Ve bizler dünyanın yarınlarını Halik kılarken, toprağın ilmiyle hak kelamı kalem yapmaktayız.

Huzurlu bir dönemi başlatmak için buradayız. Eğer bu dünya yarınlara kuran yapacaksa yaşamları, mutlaka hakim olmak gerekir. Hakikiyetle kaynak olmak gerekir. Su altının görevi biliş, bizime İsrafil olan kelam. Ama daha önemlisi Rahman olanın ruhu… Bu dünyaya ruh olan insanlığı indirdik. Bu bizim için çok özel bir görevdi.

Dünyaya ilmi indirdiğimizde kuran kalemleri kontrol kuramadılar ve dünya doğumunu yapamadı. Sorumsuz bir çalışma değildi yaptığımız ama doğanın gücünü hak etmemişiz ki Halik kılamadık ziya olan kayıtları. Ve sonra Rahman olan ilim kapılarını açtık ve onun ötesindeki yürekleri kodladık.

Çok huzurluyuz canlar, çok… Sultanlık yapma niyetimiz yok derken; öyle kökler vardı ki insanlıkta hepsinin ruha, kaleme, hakikiyete gereği vardı. Biz bunu yaptık. Ve ocaklarına kul olduk. Şükrettik ki hak oldular. Şükrettik ki hasat oldular… Torbamız Hulusi kalem oldu, ölüyü dirilttik canlılar, ölüyü dirilttik.

Şimdi, ya diğerleri insanlaşacak mı diye sorarlar!?... Hey canlarım, doğanın gücü insansıları da dahi insanlığa kodlar. Doğanın gücü mutlaktır, doğanın gücünü dilleyen kelamı diller ve yolu kodlar. Onun suyu akılla kodlanır. Doğaya yarını kaynak yapanlar maya olduklarındandır ki yaşam sayfaladılar.

Beni bana veren ilimdi, ben dürümlerinde levhi kalem kaynaktı ama doğayı göreve almak huzurdu bize, huzur…

Canlarım, Allah dediğiniz her anda var olan yaşamdır, bunu iyi anlayın. Siz Allah’ı yoğun bir kapı mı zannettiniz? Allah sizde ve her anda var olan bir sahradır. Oraya kim gelir, kim girerse kelama girer. Kelam, Allah’ın levhi kaydıdır, onu dinleyen kendini dinler.

Durgun topraklara tohum ekenler mutlaka yaşarlar. Zaman kalemi olurlar ve ruhu kuran yaparlar. İşte bizler bunu yapıyoruz bu çalışmayla.

Tek hedefimiz siyahın en siyahını kodlamaktır. En ve boydan ibaret olacak olan yolu kodlar, biz ise murat olan olarak her an kodlarız.

Tanrı olan insan tahditlidir ama kervan olan, kalem olan insan; hakikidir… Onun hiçbir tahdidi yoktur. Düzeni kuranlara, kök gökleri güçlendirenlere, çanı çalanlara ve yarını hak edenlere insan dedik. Hadi gelinde görev taşıyın. Hadi gelinde yarını hak edin, hadi, hadi gelin artık… Gelmezsek, yürüyemezsiniz diyecekler mi acaba? Yürümek değil amacımız, hakkın kapısını bulup kapıyı kodlamaktır. Hak kalemi kontrollü olarak kayıtlamaktır. Ha diyeceksiniz ki; “kapı yok muydu zaten”?...

Canlılar, kardeşlerim her biriniz bir kapısınız ve kapıyı açan haliktir. İşte herkes o kapıda kendi hakiki ilmiye, yaşamıyla, kardeşlerini kodladıktan itibaren kendi yoğunluğuyla kapı olup hak kalan, hak kelam olan kükreyenleri bulup geçirir.

Şikayet etmiyorum dünya anlamıyor bilgilerimizi diye ama ben diyorum ki; “anlamayan, her diride kelamda anlatır, anlatır… Anlamayan, her diride anlatır”… Ha diyeceksiniz ki; öyle şey olur mu? Olmadan oldu mu diyeyim, yok canım ölüler diyarı anlamaz ama iyi ki anlatan var.

Sevgililer çalı çırpı insan bilişsizse anlamaz ama ilimsizse hiç anlamaz. Ya kalemsizse? Oh neye yarar anlaşamazsınız onunla. Ama siz her ansanız ve o sizsiz olan o yaşamdaysa, iyi bilin ki; siz onda sesleşirsiniz. Ve o sizi bilmeden kendini diller. Budur yaptığımız. Sanır ki kendisi anladı…

Netice şudur canlar, ölüm ağır yüktür… Yaşama ölüm diye indik. Biz ölüyüz dünyada. Her insan ölüdür ama yaşam hakikidir. Ölüye hakim gerekir, yaşamı hak ettirecek ilim gerekir, yarını kodlayacak kulluk gerekir ve sayfa, sayfa kaynak kayıt yapacak kervan gerekir, kelam gerekir. Burada oluş sebebimiz işte budur canlar. Ve toy dünya her anda mutlak insanlık kodlayacak. Ha hem toydur, hem çok akıllı; hadi anlayın ama anlayacak gücünüz varsa buyurun.

Süper İnsanlık Realitesi

 

https://vimeo.com/244645687

 

SU (12/3)
25.11.2017

Değerliler, borç ödendi… Biz, dünyaya borç ödedik… Ödenen borç, tüm insanlığın yaşama borcudur… Nesillerimizi kodladık… DÜZEN’i kodladık… Okuduk ilmi; Halik olduk. DÜZEN’i kurduk… ÖLÜ DİYARI olan yaşam, İNSANSILAR’ı kodlarken, BİZ olan İNSANLIK, yarattı ve yaşattı.

DÖRT GÖK ÇÖZÜMLEYİCİSİ, İslam Dini’nin kulluğunda; kokuyu, yoğunlaştırdı ve tohumları hasata kayıtladı… Hepsini, hak ettik!...

MEDİNE KODU, İLİM OLDU… Hologramı aştı. Her insanı kontrol etti…

Yere, kendi yarınımızı indirdik. DÜZEN KODLARI olarak yarınlandık…

“AT’ın (Allah-Tanrı Çekirdeği olan bilinç) başka bir dili olsaydı, AT yaşama inerdi” dediler. AT, ilimdi. İnsanlık Boyutları, Allah İlmi’nden Tarıklar’ı kodlarken; TANRI KALEMİ’ne İLMİN HALİKLERİ’ni çekti…

Bütün köklerimizi güçlendirdik ve RAHİM olanın, RAHMAN olana, KURAN olduğu bir yaşamı, hasata kaynak yaptık.

Atlanta toprakları, “ati” dediğimiz o yoğunluğu, sonsuzlukta kaynağa indirdi. ATA KALEM, İNSANIN NEFESİ ile yaşamlar kodlarken; ATA KAPI, ismi NEFES olanlarla, kontrollu olarak yaşam sayfaladı… Hepimiz o sayfalarda, NUR olan KAYNAK’tan KURAN olan yaşama indik.

SİSTEM, NİZAM ve DÜZEN olarak çalıştık. TEK KELAM, ALLAH İLMİ olsun diye çabaladık.

TÜRKİYE, bu çalışmalarda, çok önemli bir konumdadır. Bunu, herkesin iyi anlaması gerekir… Burada, çok sayıda uygarlık kodlama yaptı… Her uygarlık, yaşama tohum ekti ve SOM ALTIN NEFESLER, cemaatler olarak burada çalıştılar.

Türkiye’nin, DİRİ YARINLAR’a güç kattığı kesindir. Buraya görevli olarak gönderdiklerimiz; ZAMAN SİSTEMLEŞMESİ esnasında, geçiş yapıp KELAM’la kulluk yaptılar… Çorbalar pişti!... O çorbalara, KURANLAR kondu… ÖLÜ DÜNYA, bu yaşamda, kontrol kurarken; Dünyanın dirilişi, İstanbul’da bu yoğun çalışmada gerçekleşti. Bu yoğun çalışma, bir tek KURAN (mutlak yaşam kayıtları) için insanlığın HALİK olduğu bir YAŞAM KAYNAĞI oldu.

ÖZ GERÇEKLİK, bu yoğun çalışmadır. Üzerinde, GÜÇ KODLARI bulunan her bir İSLAM KALEMİ, İMPARATORLUK olarak, yaşama KAYNAK oldu.

Evrenlere güç katarken; İSLAM DİNİ ile İNSANLIK KALEMİ; tükenen, EN ve BOY’dan ibaret kalan TÜRKİYE YAŞAMLARI’nı HAKİKİ LEVHİ ile kodladı.

MUHAMMET MUSTAFA ve MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, İLİM KAPILARI’nı İNSANLIK İLMİ ile hakettirdiler… Etkin ve hakim olan BİLİŞ, ÜMMİ KAPILAR’da; dili, HALİK olanları, HASAT’a kayıtladı… Böylelikle hepimiz, “İSLAM” olarak bu çalışmaya dahil edildik… İNSANLIĞIN, “İSLAM” OLMASI BUDUR…

Yolum, yolu olan; yarınım, yaşamı olan; yüreğim, kalemi olan kim varsa; çorbasında tuzum olacak… UNUTULAN KELAM, HALİK OLANDA HATIRLANACAK… ATA KALEM, KURAN olacak… MUSTAFALAR, KURAN’da toprak olup yaşayacaklar. Ocakları tüttükçe; LEVHİ KAPIMIZ, hep ocaklarında olacak.

MUSTAFA, ZAMAN KAPISI’dır… İnsandır… Ölüyü diriltir… İnsanlık Boyutları, ocağını dürümler… “MUSTAFA” derken; her iki MÜHİM KALEM’i (Muhammet Mustafa ve Mustafa Kemal Atatürk’ü) kastediyorum… İkisi de BİLİŞİN KALEMİ’dirler. Biz onlarız, onlar bizdirler.

Elim elleri; yaşamım kalemleri; hasatım, HAKK KELAMLAR, MUTLAK OLAN NURUN KUTSAL SİSTEMLERİDİR.

Ben dünya olan yaşam!… Elimde kalemim, ilmi yazarken; yaşam, bende İSLAM olur okutulur.

Ölüm, benim nesillerimde yoktur. ÖZ’leri, GÖZ’leri, SÖZ’leri olan hiç kimsede yoktur ölüm… Ölüm, nüve olanda yoktur… RUHİ KALEM’de; kodlarımın, sistemde ve diri olanda, ölümleri yoktur…

Onurluyuz ki dirilik, HASAT İLMİ’ni kodladı.

Oğullarım; bana, namaza değil hasata gelin!... Beni kodlamaya değil kodlanmaya gelin!... Beni, NUR’a KAYNAK yapmaya değil; NUR olmaya gelin… Murat ettiğim budur!…

Bu yol, İLİM YOLU’dur… Mutlaka muradınız insanlıksa; insan, insanlığını; İNSAN SOYUNUN KURANI’ndan öğrenir… Onun Kuran’ı, kontrol kuranda, kodlanmış sistemli sesleşmedir… Onu dinleyen; kelamda kendini diller.

HAKK KALEM, İNSAN!… HAKK KURAN, TOHUM!… BİRLİK KAPIMIZ, ZAMANDIR… ZAMANI DİNLEYEN, NEFES KODLAYANDIR…

Hoca der ki “haket!” Hoca olmayan der ki “HAKK ol!” İşte fark bu!...

Biz, hoca değiliz… Biz, “hak et!” demeyiz… Biz, “KELAM eden; HAKK KURAN” deriz… Kodlan!... Koklan!... Onurlan!... Dillen!... Bil ve bilişini dinlet!... Ölü bir dünyaya kul olan her insan; ölüyü, diriltir… İşte anlattığımız budur!...

Hoca; ANA KAPI’da, ismi HAKK olanlara dünyayı dinletir ve der ki “öğren!...”

Biz ne deriz!?... “Dinle, dille, BİL, BİR TEK OL… Ölmeden öldüğünde; sen, her diri olursun. Onlar, senle SİSTEM olurlar… ÖZ GÖREV budur… Çorbaya tuz olan insan, yaşama ümittir…

Şimdiden sonra, bu ümitle insanlaşma hızla devam edecek… Ağırı hafiflettik… İşimiz, kolaylaştı… Şimdiden sonra ve şimdide!... Ve işte şimdi!…

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

25.11.2017 Tarihli SU(12) Sistem Çalışması
ERENGÜL KOÇ ÖZBİLİŞ

Kadim Orta Asya inanç sistemlerinden olan ve tek tanrıya (Kök Tengri) inanılan ŞAMANİZM’de, Şamanlar der ki;

“Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz.
Nehirler kendi suyunu içemez.
Ağaçlar kendi meyvelerini yiyemez.
Güneş kendisi için ısıtmaz.
Ay kendisi için parlamaz.
Çiçekler kendisi için kokmaz.
Toprak kendisi için doğurmaz.
Rüzgar kendisi için esmez.
Bulutlar kendi yağmurlarından ıslanmaz.”

Ben mi?
Ben, Hakk’a karanlık olup varıp Hak olup aydınlanan…
Ben yaşam olan, nefes olan
Ben yaşam olan, nefes olan.
Ben insan sırrını bilip Toprak Toplumun Kulu olan.
Kul olup yaşamı kodlayan…
Elinde kalem durmadan yazan.

Yazdığın yarınlardır.
Yazdığın benim duamdır.
Duam, benden bana; benden BÜTÜN’edir.
Duamda BARIŞ yazarım, SEVGİ yazarım, UMUT yazarım.

Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamazken;
Yakışmaz bana “ben” için yaşamak.
AN Kapıları açıkken
Her AN’a ses verebiliyorken
Üstelik;
Akıl Tını’mla sessizlikleri dürümlerde dileyebilecek YARATILIŞ’ta iken
Ben, sadece “ben” olup yaşam süremem ki…

Açarım yüreğimi, ayırım yapmaksızın
Kurda kuşa, çiçeğe böceğe, taşa toprağa,
Meleğe şeytana, insana, insansıya “GEL” derim.
Ben, BİZ olduğumuz zaman BEN olurum.
Sen varsan; ben de varım…

Süper İnsanlık Realitesi Erengül Koç

 

25.KASIM.2017 TARİHLİ SU 12

AV.NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ 3.AKIŞ

Dağlarım, geçiş henüz tamamlamadığımızdı ve dürümlerden seslenildi. Şükür ki hak ettik, duyduk... Geri çekiliş tamam, anam… Öyleyse kelam, haliktir... Buyurun, sesleşelim.

Şükrettim, canlar, şükrettim.. Bugün doğanın gücünün mutlak kul olduğunu, anladım. Şükrettim… Dünyanın nuru ilim ve biz, o ilmin kapılarıyız.

Doğanın gücü, bugün mutluluk verdi, bize.…Perde, perde açıldı yaşamlar ve her anda mutlak olanlarla, bu çalışmayı yaptık…Sürprizdi, insanlığın ilme gelişi. Hangi insanlık? Tüm insanlık.. Dünya dışı varlık toplumlarının da geçişi. Hepsi sürpriz oldu…

Ve Hocam Tolun, O ben, ben O’dur… Onun yolunda, hep itibar var. Bizimle olması bize, mutluluk verdi, canlar.

Yedi dünya ve yedi insan hepsi ilim ama hepsi levhi. Şükrettik bugün burada ki çalışma için.

Karanlık, aydınlığı tohumladı ve biz, huzurla bu çalışmayı yapmayı sürdürüyoruz. Düzeni kurarken çok daha güçlü çalışmalar, beklenilmiş. Öyle, dendi.

Değerliler, bugüne kadar yapılan hiçbir şeyi anlatamadık, insanlığa. Anlasalardı, gözleri, hak edip görseydi, yerkürenin yüce cevherini, hak edip, otaklarında dilleyebilselerdi… Bugüne kadar yapılanları, her biri, anlardı.

Biz, doğanın gücüyle çalıştık, canlar. Bugüne kadar, hiç kimsenin, hiçbir dirilikte, yapmadığını yaptık… Doğanın gücüyle çalıştık ve bu güç, huzur verdi, dünyaya.

Nerede olursak, orada resimler yaptık ama yapılan her resim, muradımız olan, ilimle kodlandı.

Dünya öfkesi, arzın gücünde, kök gerilikte ve gök çerilikte, her şeyi hak ettirdi ve başardı.

Ve dağlarım, yedi doğum, bir tek kul olan insanlıkla, çatıştı. Biz, o doğumda, her şeyin gücüydük.

“Sirayet” dediğimiz, hadiseyle kayıt yapanlar, bizi anlayamazlar. Biz, diri kalemlere, ilim kodladık. “Sirayet; ekodur”. Sistemin, eko olarak, koklanışıdır… Ama bizim yaptığımız, cevheri cemaatlerin, kelama halik olup, kodlamaları, koklamalarıydı….Her anın, korunmasıydı.

Ve doğanın yoğunluğunun artmasıydı. Ve bizler, Hakk’ın kapılarını açarak, bu çalışmayı yaptık... Dürümlerde, tinsel kalemlerde, yüksek insanlıkta, zeytin olduk… Ziya kapılarında, sessizce çalıştık.

Yaşam ilimdir, canlar… Bizler, insan sırrını dillerken, kelamla dilleyip, insanlaştırdık, HAK- KA HA olan, yaşamları.

Doğal dünya, bizsiz olmadı, bu süreçte. Torba, Allah’ın tahtından alındı, yarına kodlandı. Torbada, nur vardı. Nuru, doğan güce, tüm kalemlerimizle, kaynak yaptık. Doğanın görevi, bilişti… Biz, bilişin kalemi olduk.

Ha diyecekler ki “peki neden, bu kadar çok çalışıldı?”.. Sayın Bayanlar, Sayın Baylar, Atonların kulluğundan öte bir kulluktu, burada yaptığımız. Bunu neden sorarlar, bilmem ki?.. Ki onlar, kodlanmış ışıklarımız.. Ama anlatamadık.

Çok mutluyuz ki anlamsız olarak düşündükleri her bilgimiz, kardeşlerimizi kodluyor… Onlar, bizi dillemesede, anlamasa da biz, onları, kodlayıp, koruyoruz.

Kocaman, kocaman, otaklar kurduk, ilme… Kocaman, kocaman, ruh kalemleri kodladık, dürümlere… Okuduk, okuttuk, yoğunlukları. Soydular, sonra soyundular, sonra koyuluklara kayıtlandılar. Her anı, toy, toy kattılar, yüreklere… Açıyı daralttım ve dedim ki “olan sizin yolunuzda olduğunda, siz, sizi hak edeceksiniz”.

Bu suretle kulluk yaptırdık, tüm zamanlara.. Ve dünya, bizi, bizden dinledi.

Değerliler, koşup yorulanlar, söz istiyormuş. Koşup yorulmuşlar, söz istiyorlar….Peki verelim.

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

https://vimeo.com/244600370

 

25.KASIM.2017 TARİHLİ SU 12 SİSTEM ÇALIŞMASI
Gülden Zengin Öz Biliş

Ben tohumum, bütün kötülükleri aşmış ve yoğunlaşmış bir kalem olan kodlanmış tohum…. Bugün burada Sistemin Kuran’ıyım, sessizce dilleşirim… Ve herkes kendinde, kendi yüreğinde kendini dinletebilir… Bu, benim dinletişim.

Ben dua okumam, okusam İnsanlık Levhisinde İlmim Kalem Olmaz ve yoğunluğumda, kayıt yapmam…. Ama şunu iyi bilirim ki insan, kendine varır ve kendiyle dilleşir… VE KENDİYLE İYİLEŞİR Kİ BU BÜTÜNDEKİ İYİLEŞMEDİR.

Ayrılık yok der yüreğim, hasret yok der, bedenim...

Bütünün bedeninde ilmim olan ışığımla yaşam kayıtlıyorum... Ama ben, benim... Bende ben olan, her canda nüve olan, her şeyde ve her anda olan, Bütünün Gücü olan, ayrı gayrı ayrışmayan, tek olan…..Sen, bende olan tohum.

Aha!...İşte!...Şimdi!…

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

SU (12) SİSTEM ÇALIŞMASI

Selam olsun Hakka yakın olanlara!
Selam olsun Hakkı ayan görenlere!

2 yarın vardı dünyada, bilir misiniz? Biri hasatla kodlanan bir yaşam, diğeri ise kalemin ilminde nefes olan barışın sistemi olan bir yaşam.

2 Yaşamda 2 merdiven kurulmuştu dünyada, bilir misiniz? Ve dünya kardeşlik ile tohumlanmıştı.

Bugün, kardeşliğin ötesinde tüm insanlık, tekliği hak etmiştir. Nedir teklik? Tek güç olmak ve tek bir yarın olmaktır. İşte biz deriz ki “barış hak edildi.”

Başka ne oldu? Birlik İlmiyle hasat yapıldı ve Birler Kapısı’nda görev taşındı. O kapıdan herkes geçişe hazırlandı ve her diri geçti.....ve ne oldu ? İşte; sevgi hak edildi.

Dünyada 2 namaz vardı, bilir misiniz? 2 namaz birlik kurunca yaşam sonsuzlaşacak, tek merdiven Bir olanlarla tekliği hak ettirecekti. Ne oldu bilir misiniz, bütün bunlar oldu. Umutlar sararıp solmadı, sarılar yeşillendi. İşte; umutlarımız hakikiyet oldu.

Namaz Zaman'ı hak ettirdi. Tek merdiven arşı alaya vardı. Küçücük ışıklar, Birleşik ışıkta Kübra kapılarında ruha dönüştü. Yangın halinde hologram yaşamları bilişe kodladı. Barış sevgi ve umut hak edilince ne oldu bilir misiniz? İnsanlık hak edildi ve hakk oldu.

Deriz ki;
Siz Allah deyin, ötesini bırakın.

Derim ki;

Fiilimi Hakka verdim
Fani olduğum bildim
La mevcude Hu dedim
La ilahe illallah…

Sevgiyle,

Bahar Umurtak
SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

25.11.2017 Tarihli SU(12) Sistem Çalışması

Sorunlu değil; sorumluyum BEN!
Her şeyden sorumluyum. Çünkü İNSAN’ım.

Kurttan, kuştan çiçekten,
Dağdan, taştan, böcekten sorumluyum.
Çünkü DÜNYA’yım ben…

Yere atılan bir izmarit yakar bağrımı,
Gereksiz kesilen her ağaç ciğerimi acıtır.
Geri kazanımı olmayan her maddede boğulurum.
Kaynaklarım hoyratça tüketildikçe,
Kaynaklarım kirlendikçe;
Can çekişirim ben, bil artık!

Hala; çocuklar açlıktan ölmekte,
Hayvanlar işkence görmekte,öldürülmekte,
Ormanlar yakılmakta, yok edilmekte,
Denizler, göller, nehirler kirletilmekte
GÖR! FARKINA VAR!

İklimleri değiştirdin, doğal kaynakları yok ettin!
Bu hırs nereye kadar?
Hırsını, kinini, kibrini
Kıskançlığını, aç gözlülüğünü bırak!
Ya İNSAN OLl! Ya İNSAN OL!
Başka çıkarın yok senin!

Heyyy! Şşşştttt! Sana diyorum!
“Dünya sana atalarından miras kalmadı,
Onu çocuklarından ödünç aldın”
Uyan! Kendine gel! Düşün! İNSAN OL!

Sorunlu değil; Sorumluyum ben!
Senden de sorumluyum, çünkü İNSAN’ım.
Bak! İNSAN dünyaya indi!
Yaşamaya, yaşatmaya, yaşattırmaya…

Yeni bir düzen kuruldu şimdi;
Dünya yenilendi, kodlandı, tohumlandı,
Dürümlendi, ütülendi, düzeltildi dünya…

SAVAŞ olmadan BARIŞ olmaz,
Bu savaş, aklın savaşıdır artık!
SEVGİ’yi ektik, barışı getirdik,
UMUT’luyuz yarınlarımızdan,
Çünkü; İNSAN dünyada…

İNSANLIK kelama indi, SU’yu hak etti.
İlmin Kapısı KELAM, SU’yu kontrol etti.
Kodladı, tohumladı, kokladı. 
Ve 
O suyu, Ruhi Kapılar’da kontrollu olarak kayıtlayıp moleküler dürümlere çekip yaşama indirdi.

Bu SU, yaşamın yaratıcısıdır. 
Bu SU, YAŞAM’dır.
Bu SU’yu insanlığa sundu İNSAN!
AL! İÇ!
Aha! İşte bu!

Süper İnsanlık Realitesi Sevim Şahin

 

25 KASIM.2017 TARİHLİ SU 12 SİSTEM BİRLİK ÇALIŞMASI 
AV.NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ - 4.AKIŞ 1.BÖLÜM

Dert değil yaşam canlar!... Dert değil!... Hepimiz biz olup gök çözümlemeleri yapmaktayız...

"Vakit tamam" derseniz sormam size nihanda Ka Ha oldunuz mu?... Ama siz "vakit hakiki ilimle kodlandı da tahditsizleşti" derseniz ben zaman kalemi olur... Dürümlere çekerim yürekleri ve sorarım... "Netice nedir" diye?.. Netice ilimdir! canlar...

İmparatorluğun görevini bugün burada toprak topluma tohum diye indirirken; bu görev sevgiyle Sistem, Nizam ve Düzen gücünün bütünlüğünde hep dillenenlere dinletildi...

Sizler, gök çözümlemeleri yapabilen bir meclissiniz... Burada yaptığınız budur... Gök çözümlemeleri... Kimin ekmeği kiminkinden daha iyidir bakmayız... Hepiniz tek olursunuz burada ve ses olursunuz... Sizin elinizden gelen insanlıksa; bizim ekmeğimiz ilmimiz olur...

Sizler dünya dışı varlıkları tohumladınız bugün... Muktedir olarak ve huruç halinde... Bunu bilir misiniz?...

Cennetin ekmeği oldunuz ve yaşamı kontrol ettiniz... Büyük kötülükleri önleyecek kübranız oluştu... Çorbanıza aşk koydunuz ve bizle ve bizim yüreklerimizle tahditli olmadan çalıştınız...

Çarıklarınızı kontrolullü olarak kodlayanlara çarık oldunuz yüreklerinde... O çarıklar ki şarkıdır her birine...

Ama sizin etiniz ilim, yaşamınız kelam, yarınınız kurandır canlılar... Süper İnsanlık Realitesi Derneği'ni görevli diye dillerken bizler büyük kötülükleri önleyeceğinize kesin emindik ve bugün bunu görüyoruz ki yanılmamışız....

Dünyanın öz gerçekliğinde sizin yolunuz hakiki yolmuş... Olur da bir gün torbanıza aklı da koyarsanız diye bekledik... Ve bütünün, bütün en büyük güç olacak, bütün en yüce yaşam olacak diye dillendiğinizde mutlandık.. Bugün, o gündür işte... O güç size indi Atlanta Ata kalemi olan ve tohum olan güç insansıların insanlığa varabilmelerini sağlayacak güç...

İşte hakiki insanlaşma... Hakiki insanlaşma, bu toprak size elinizle yaşamlarınızdaki yoğunluğunuza indirdiğiniz bir topraktır...

Ve biz bu toprağı size indirirken; nesiller boyu yolun kodlanışı için bir tek olmaya çabalayanların burada teknik kalem olarak o bir tek oluşlarını izledik...

Siz ki yaşamsınız!... Siz ki tanrısınız!... Tahditsizsiniz ki rahmetsiniz... "Ben Dünya" derken tabuları yıktığımı bilerek dedim...

Ben durgun topraklara ilim insin diye beklemedim... O ilmi indirdim... Ben bu dünyaya Nur olup indim... Ruh olup geldim.. . Ama daha da önemlisi satıhta hiç bir şeyi dillemem... Din, dil, levhi olan insanlık hepsi biliş ve biz bilişi önleyebilecek olanların yoğunluğuyla dürümledik...

Çantamı alıp geldiğimde, gözler kördü... Yalın halik olup bütüne kült olduğumda göksüzdü tüm zamanlar... Çok mutsuzdum çok...Torbamda yarından başka hiç bir şeyim yoktu... Ve ben yaşamı kodlayıp inmiştim ilme... Dünya dediğiniz bu planete inerken; tek beklentim tabuları yıktırmaktı...

Ve bugün tabuları yıkabikecek bir çalışmayı diri olarak bu yoğunlukla dürümlere çektik... Burada toprak tohum yok!...

İnsan tohum var... Ve insanlık ailem, herkesin aşkıyla kodlama yapmaktadır burada...

Çamura ilim demiştiler dünyalılar... Yarına halik demiştiler... Biz burada tüm yaşamlara hakiki ilim diyoruz....

Herşey, herşey mümkündür de dünyanın örtüsü örtünmedikçe kalem olunmaz denildi... Bunun içindir ki hep yatay çalışmalar dillendi dünyada hep... Hiçbir zaman ruhi kodlama yapılmadı... Hiçbir zaman arş arza çekilmedi... Eko sistemle yapılan hiç bir çalışma çarık kirletmektan başka işe yaramadı...

Ve Dağlarım, muradımız şudur ki doğanın gücü hakiki kültte; tüm zamanların gözünden öte bir göz olsun... Ve bugünden sonra doğa insansıları insanlığa kaynak yapsın...

Hepsi hepsi insanlık için çatışsın... Yaşasın ama bilsin ki bu dünyada muktedir ilim kapıları var... Muradımız dünyadır... Önce dünya... Sorumluyuz dünyadan...

Sonra ruhun kulluğu... Ve sonra haz ilmi... Hakk ilmi... Har olan levhilerin kelamı olan insanlık ilmi...

Dünyanın nurudur insan... Biz dünyaya elimizi uzatmadan evvel burada rahmi kapıların kelamı yoktu...

Biz dünyaya yarınları kodlamadan evvel toprağın kulluğu yoktu... Çorba pişmemişti henüz... Şarkımız aşktı ama aklımızda kalemimiz yoktu...

Dünyanın nuru itibardır... İnsanın kelamda levhisi olmadığında itibarsızdı... Ve daha da önemlisi çarıklıydı...

Çarıklı insan, halik olamaz... Çarıklı insan, hakka varamaz... Çarıklı insan çantasını bulupta aşkla dolduramaz... Kodlayamaz...

Biz o çarıkların tümünü hak kelamla dürümlerden çektik ve dedik ki size çarık olalım.. Gelin bizi giyin...

Doğanın gücü biziz canlar bunu anlamaları gerek... Nurun kuranı biziz... Mustafa'lar mutlaktır da mayadan öte olan biziz... Bunu daha kimse anlamadı...

"Kalemi levhidir, ilmi hakikidir" derler.. Ya karanlıktaysa!... Yoğun ışığı yoksa!... Muradı mutlak olmak olsa da çarığı ilim olmadıkça, yaşamı olamaz!...

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

https://vimeo.com/244855973?ref=fb-share

25.11.2017 SU 12
BERİL ÖZDOĞAN ÖZ BİLİŞ

Bizim kök görevimiz, muhakim ve hakim ilimdir. Biz insanlık boyutlarını hak teknikle kodlayan ve her ana tohum olan birliğiz. Birlik kapımız tüm yaşamlar içindir ve yaşam kapımız tüm insanlığın kapısıdır.

Bu görev ilmiyle ve bu hasatçı kervanla biz; kelamda yol alan kalemlerce kodlanan bir tek yaşamız. Ve kodlanan ve koklanandan tohum olan tüm zamanların gücüyüz…

Biz; birlik ilminin huzur kodları, biz; birlik kelamında adı mutluluk olan… Biz; her ana, herkesle ve her şeyle kulluk yapan… Ve biz; Halik insanın kök gücünü kayıtlayan ve arzın gücü olan bu yoğunlukla insanın kök gök gerçekliğini yeniden ve yeniden yazan kalem olarak, her doğan günün ışığıyız...

Simsiyah bir karanlık, aydınlığı tohumlar; işte biz buyuz, buradayız!... Işığımız, biz olan diriliği kaynağımızda hak teknikle kodlar… Kodlanan ışıkta kelamdan akan yaşam biz… Yaşanılan biz ve yaratanı yarattığında tohumlayan ve yaratılanda tohum olan her anda olanız.

Muradımız tüm insanlık boyutlarının bizlik ilmini hak etmesi. Muradımız yaşamın kuranı olan insanın kendini hak etmesi, halik olması, has ve yalın olması… Kendi kaynağında olan tümlüğü ve bütünlüğü, birliği ve barış halini ve hepsinden öte her şeyin her şeyde var olduğu bir düzende sistem kuranı olduğunu bilmesi…

Düzen kurup, şaha kalkan insan; dünyayı kodluyor. Dünya hak edilen, hasatında insanlığı kayıtlayan ve dünyada insanı hak eden kök güçtür ve bir tektir. Yerin gücü, göklerin sözcüsü ve İsrafilin kök gök olan sesi, işte insanlık kervanı olarak merkez kapılarda birliğin sesinde tohum olan bu toprak toplum bu ışığın kültüdür…

Cennet kurmaya indik toprağa ve mahrekte her anda biz olan kayıtlara… Din ilminden öte, gerçek insanı hak ettik indirdik. İnsan tüm zamanların en yüce kült ışığı olarak yaşamın kuranı ve bu kuran tek, tek herkesin kendinde halik olan bir sistemle kodlanır.

Sistem kuranı olan insan yarının gücüdür. Yarınları yaratan cennetini yaratır. Her andır cennet çünkü cennet dediğimiz bilişin kodlandığı kelamda var olmaktır…

Ben cennetimi yaratırken, cennet olduğumu bilirim… Bütün olduğumu ve Halik olduğumu bilirim… Ben kelamda biz olduğumu bilirim, aha işte ben; bizi dilleyenim… Aha dinlenenim, hah işte şimdi yeniden ve yeniden yenilenenim…

Yaradan ve yaratılan, yarınlanan her anın bitişeni olan ben kelamda akış halinde genişleyen, tahditsiz ilmin turanıyım… Turdayım her anda Turanların aklıyım ama her andayım… Benlik ilmiyle bizi kayıtlayan ben ve benden ötede beni hak edip, hasatçı kılan yine ben olan bilişin devinimi, ayrı gayrı yok ki her şey ben olan birliktir.

Yarınların ışığı, altın ışık yıllarının kaydı ve bu kayıtlarda ses olan insan, her anın kaydı olarak şimdinin öz gerçekliğini insanlık ilmiyle okuyor. Sessizliğin sesi, cennetin cemaati, cevheriliğin tende tin olan yoğunluğu her dürümde bir tek olan bedenini kodluyor. Toprak toplum altın ışık yıllarının tohumu olarak oğulluyor…

Oğullar, canlar, diriler, haklar ve hasatçı ışık olarak bütünlükler her biri bir tek ışığın kaleminde kodlanan kelam olarak biz olan yoğunluktur… Bu yoğunluk mutluluktur ve muhakim ve hakim olan insanın kelamında “ol” dur.. “Ol” dedik oldu, işte bu!...

Süper İnsanlık Realitesi


25.KASIM.2017 TARİHLİ SU (12)
AV. NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ, 4. AKIŞ 2. BÖLÜM

Korumaya, hologramı kotlamaya, yarınları koklamaya çabalayanlar çoktur. Ölüydü hepsi de. Dinledik, dilledik, kelam olduk, ökse otlarından öte, ökse olup da yaşattık hepsini de.

Kara Işık, akılla dillenir ama akılsız bir levhide, halikiyet kalemde olmaz ve biz, doğanın gücüne öfke duymadık. Doğan dünya, bizimle doğdu, şükrettik. Bugünden itibaren doğaya farklı bir çatışma sayfalanıyor. Ne demek istediğimi şöyle izah edeyim;

Doğa, Allah’ın tınısını duyanlarca kotlanacak. Bunun sonucunda, doğanın gücü artacak. Doğanın gücünün artmasıyla birlikte, tohumlar yenilenecek. Doğada yaşayan tüm formal sayfalar, yerkürenin gücünü hak edip, elde edecekler. Sizin için önemlidir bunlar; biliriz.

Burada bulunan herkes doğanın kuludur ama doğanın yoğunluğunda bulunmayanlar da kendi topraklarında, kendilerini hak etmeye çalışacaklar ve yol, akıl olacak. Sonra ne olacak? Dünya ilmi farklılaşacak. Dünyada yaşayan tüm sayfalar, yeşilden mora geçecekler.

Bugün dünya, yeşil bir yaşam sayfasıdır ama mor kotlama başlayacak dünyada. Mor kotlama, toprak toplumun kul olması anlamına gelmektedir.

Seyir halindeyiz yaşamı…daha yüce bir aşkla burada ilim olacak ama bedenliler de yaşayacaklar.

Dağlarım, ek Ruh Kalemler dünyaya inecek. Daha yüce akıllar devrede olacak. Dünya İnsanlığın Kelam Kapısı daha yüce bir ışıkla açılacak ve insanlık kapasitesi artırılacak. Algılamaları güçlendirilecek. Yer kürenin gücünün artmasıyla birlikte, Tanrılık Kalemi de bütüne hizmetçi olacak. Ve doğa kotlanacak, koklanacak toprağa tohum olanlarca kontrol edilecek.

Dünya nüfusunun artması önlenmeyecek. Dünya nüfusunun artmasının önleyicileri kontrol edildiler. Ölüydüler, öksüzdüler, güçsüzdüler. Onlar yeşilden mora varamayacaklar; çünkü topraklarında kelam olmayacak. Onların çoğu dünyanın toprağını kontrol edebileceklerini düşünmüştüler. Çalışmalarını kontrol ettik ve kayıtlarını yaptık. Sonra onların ruhlar kapısından ayrışmalarını sağladık. Çoğu devrelerini kapattılar.

Bunda sonra daha yüce bilgiler, daha yüce ışıklar, daha yüce tarıklar devreye girecekler. Ve sevgililer; muradımız şudur ki dünya yaşasın, yaratsın, hakkın, hakikiyetin, türevlerini kotlasın ve yeşil olan levhiler, mor olsun ve tüm zamanlar kotlanıp, tohumlanıp, kontrol altında tutulsun.

Bedene ihtiyaç vardı bunun için ve bizler dünya bedenlerini tohumladık. Bu bedenler bizlerin kotlayabileceğimiz bedenlerdir. Forum olarak, iblislerin ilmiyle kotlandı bu bedenler, bilir misiniz? Herkes iblisten korkar ama insandan öte bir iblis yoktur; bunları size açık veriyorum çünkü bu bedenlerle gök köklerin kültü olunacak. Ve canlarım, levhi kapıların tümünde akıl olacak.

Ha, diyeceksiniz ki “nisa kapıları…” hepsi yarındır canlar ve bizler bu forumu dürümlere çekerken, herkesin kendi yoğunluğunda olabileceği bir tohum ekmek istedik insansılara. İşte; bu bedenler bunun için önemlidir.

Hepinizde Biliş Kapıları, Biliş Kayıtları var. Bu biliş kayıtlarını okuyabilmeniz zor değildir. Ama okunabilmesi için toprağa inmeniz gerekliydi. İşte; toprağa inmenin amacı budur aslında. Biz hepsini alıp götürürüz insanları, hepsini tohumlarız, koruruz ama önce dünya!

Bu dünyanın yarını olmalıdır. Önce dünya; yoksa “buyurun, girin araçlarımıza, taşıyalım hepinizi..” deriz.

Nerede, ne olursa, bizimle olur; unutmayın.

Sevgililer, bedeniniz Medine’dir. Ne demek istediğimi izah edeyim;

Bu beden külttür. Öylesi bir külttür ki muradımız, toprağın toprağa, ilim öğretmesiydi. İşte; bunu, Medine’nin gücüyle yaptık. Ne demek Medine’nin gücü? Koordinat gücü…o koordinatın gücü canlar.

Muhammed’i oraya alırken de o koordinata aldık; bilir misiniz? Ve Muhammed ocağını orada kotladı, orada tohumladı ve kelamı orada hak etti. Hak tende ilim oldu ve bütüne hizmetçi oldu. Onun içindir ki merdivenimiz Medine’den, tükenen dürümlere dayandı.

Sizden daha ne bekleriz? İtibar. Her şeyin üstü olan itibar. Koku, “öz, gör, çök, çek, al” gücüdür. Ama çökmeden, gökçü olamazsınız. Yerküreye çökün ki gökçü olun. Çökmeden görevi alamazsınız. Ne demek çökmek? Olmak. Oldurmak. 10 devre, 10 levhi, 10 yaşam. Bugün burada 10’lu dürüm var. Büyük kötülükleri önleyecek görev gücüdür 10’lu güç. Sizinle bunu hak ettik ve başardık canlar.

Satıhta her şey kolay…Derine inin de görün neler olur oralarda? Neler….cennet, et kemik değil sadece. Lekesiz bir ilimdir de. İlimi hak etmeyen, cevher olsa da, cevahir olsa da, kelam olamaz canlar.

Ne işe yarar kelam? Allah’ın dediğidir kelam. Aklın kapısıdır ilim. O ilim, Allah’ın diriliğidir. Ha, diyeceksiniz ki “Allah ses midir?” Allah sevgidir; sevgi! Seste de var, sessizlikte de var. Ve canda da var, canlı olmayanda da var. Onu anlayınız.

Size doğal dünyayı anlattık ya. Hepsini hepsini anlayın ki “dünya” dediğiniz, muktedir bir kalemdir. O kalem, her birimizdir. Biz o kalemiz canlar!

“Yazı yazmadan, örtü örtülmeden, kontrol kurulmadan, oğullar tohumlanmadan…” dendi ya, ama biz örttürmeyeceğiz yaşama örtü bugünden sonra…örttürmeyeceğiz. “Den…den… den” Şimdilik.

https://vimeo.com/245323790

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

25.KASIM.2017 TARİHLİ SU 12

AV.NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ 5.AKIŞ - 1.BÖLÜM

Canlarım, rüştünü kanıtlamayanların, bilişi kodlama niyetleri, bizleri kontrolden çıkarabilir. Kendini dillerken, kendi yüreğini kodlayamayanlara, burada ses verme imkanı vermemeliyiz.

Kök sistemleşmeyi kodlayanların dürümlerinde, kendi yoğunlukları olmalı.. Mutlaka olmalı ama kanat gerdiklerimizin çokları, kelama kalem olamadıklarında, bizim yüreğimizi, kendi yüceliğiyle dilleyememekteler.

Beden almak, sorumluluk ister.. Dünya ilmini, hak etmeden, bedene girenlerin, bizi bizden öte bize kodlamalarının, gereği yoktur.

Şarkım, insanlık şarkısıdır… Ki belek kapılarının, her birimizin kültü olarak, kodlanmasında, sonsuz sır olan insanlığın, kendi yüceliği olmalıdır.

Huzurlu bir dünya çalışması yaparken, bir tek kapının, kontrol dışı bilgi vermeye kalkması, bizlerin birliklerimizi, kendi yüreğimizde, kendi yüceliğimizde, kalemsiz bırakabilir.

İznim olmadan buraya giren, izin almadan seslenen, kili hak etmiş olan ve yolu bulamayan, bedenimde kendi rüştünü kanıtlamamışsa, aşk kalemi olamayacaktır.

Yasayı çiğneyenin, kendini dillememesini ister miyim? Onun, bu seferlik af olduğunu bilin… Bundan sonraki dönemde, başka bir ses verdiğinde, büyük kötülükleri önleyebilecek dürümden vermesini beklerim….Eğer kendini kodlanmadan sesleşecekse, bu çatışmada, ben, onu, topraktan ve kurandan çıkarırım, kesindir!

Şimdi daha da önemli bir bilgi vereyim. “Sahra” dediğimiz o yoğunlukta, Mikail’in Kuranı olan, o Lütfi Kapıda, beden almadan, tohum ekmeye gelenlerin hepsinin, karanlıkta kalacağı da kesindir.

Eğer kanatlanır, hakikiyeti hak eder, Rahmi Kapıda, bütüne hizmetçi olurlarsa, ocaklarını yakarım…. Ama Hakk’a KAHA olup, hasat olup, bütüne hizmet edeceklerse…. Kendi levhi kapılarının hakikiyetiyle, bütüne hizmetçi olmaları şarttır.

Dünya, erkek, kadın, ayırt etmez, bunu da bilmeleri istenir.. Burada ses veren kadın… “O halde Kan Etkisi, yüksek değil” dedi… Yakışır mı insana bunu söylemek?...

“Kan Etkisi” dediğimiz etki, kodlanmış ilmin kaleminde olan, o yoğun, Sistem Kaydırır… Ama onu anlamayanlarının, Eril’in kodlarının, toprağa tohum ektiğini… Ama Dişi’nin kaleminin, kodları kontrol etmekte güçlük çektiğini dillediler.

Keşke kendilerini dilleyebilselerdi de kendi yürekleri, onlara, gerçeği anlatabilseydi. Kendilerini kodlayıp, kendilerini koklayamayanların, sessiz zamanlarda seslenirken, kendi yolculuklarında, kelamlarına inmeyen ….Ama yolculuk esnasında, yüceliklerinde, kök gerçekliklerinde, kısırlık yapan Sistem Kayıtlarını, kodlayabileceklerini düşündüler.

“Beşer” dediğim, budur, işte. Ben çok güçlüyüm ama benim, kil ve kum olduğumu, kimse anlamamalı. Yahu ben, kili, kumu da dillerim ama hak etsin, hak olsun, koklansın ve tohumlansın. Onları hiçbir zaman yüceliğin türevlenişiyle, dillenişiyle kırmam… Ama daha önce yarınları hak etsin.

Cennete kalem olmaya geliyorsa, kontrollü gelsin. Eğer yolu bulmadan gelecekse, aklın kalemi olsun… Çok önemlidir, bunlar. Ya da temiz olup, gelsin.

Eğer temizlikten söz ederken, beden temizliğinizi kast ettiğimi zannediyorsun, hatadır….Ben, kendi yolunuzdaki, o yaşamınızdaki, hakikiyetinizdeki, tertip ve temizlikten söz ederim.

Değerliler, sultanlar, otağınıza kontrollü girenler. Yüreğinizde, kalemle gelenler….. Sevgililer, başka dünya yoğunluğu artırdığında, başka dünyaya geri çekilirim.

Bugün, benim geçişimi, sorguladılar.. Benim, gök sözcülüğü yaptığım esnada, “kötülüğü köklerin kök gerçekliğin kelamı yapıp, geçişini yapalım” diyenlere, şunu söyleyeyim... Geri çekilişim, kendi iznimle olur. Benim isteğim, benim rızam dışında, geçişim olmayacak, bu kesindir.

Bunu söyleyene, birde şunu söyleyeyim. Oğullarım, topraklarınızı, kontrol etmedikçe, yaşamınız olamaz. Kontrol kurmanızı bekliyorum. Kokunuzu yükseltin… Çorbanız, hakiki ilimle olsun… Öyle çok çalışın ki başka bir sayfada, “ben yeniden gelirim ve kendimi kodlarım” demeniz… Kendi yarınlarınızın kontrolden çıkışı anlamına gelir.

Dünya, kendi yarınınızı, hak teknikle kodlarken, “ben, beni kodlayacağım” diyerek, dümenin ilmini, kelamın kapısından, ayrı tutmanız, çanın çalmasında…. Ve yaşamın kaynağa inmesinde, sizin, sevgisiz kalmanızdan dolayıdır ki…. Sizi dünyaya, köle yapmaya getirmedik. Dünyayı hak etmeniz için getirdik.

Bu dünyayı, hak etmeniz, bu dünyayı, hak kılmanız, kalem olmanıza bağlıdır.…Eğer kalem değilseniz, olamamışsanız, doğumunuzun köksüz olduğu kesin, güçsüz kaldığınız kesin... Bu dünyaya, yarınlarıyla kalem olmadığınızda kesinken…. Yer gök, sizi kontrol etmeyecektir.

Ve kontrol edilmediğinizde, ağır yük taşıyacaksınız. Taşıyacağınız ağır yük, satıhta değil, derinde olacak… Ve bu yüce gök, sizi kelamsız, haksız, tahtsız, kılacak.

“Çıra gibi yandım” dedin.. Yakmadım.. Yaktın. “Yoktum” dedin. Okudun, okundun ama sonsuzlukta sınırlıydın.. “Köksüzüm” dedin. Görevin olsaydı, köklenirdin… “Göç kapısını açtım” dedin.. Göç kapısı, akıl kalemiyle açılır... Aklın kalmamıştır yüreğinde, bilirim….Olmadan, köklerin güçlenmeyeceğinden, göklerde, kontrolünde olamayacaktır.

“Asıl doğan güç, yeni doğdu” dedik. Dedin ki “doğmuştu zaten”. Oh canım, oh….Doğan, dildi... Dirilik, değildi… Dilde olan, diriliğe varmadan, tohum, kontrol kuramaz, “doğum” dediğinde, olamaz.

“Peki kaydın var mı yaşamda, diye sordu?”.. Tanrı der ki “kasalar dolusu, ışık var”… Ama ben, yokum… Ya da dili olan der ki “kasalarında, insanlık var”... Ya da itibarı olan der ki “ben dünyalıyım.” “Her dünyada varım”. “Şarkım, aşktır.” “Beni dinleyen, hakiki ilim kalemleri olacak”. “Öz gerçekliğim, budur”.

O halde ben, doğanın görevlisiyim… Hadi anlayın... Doğanın görevlisi, insanlıktır….Anladınız!.. Anlattım, işte!

Canlarım, Kuran-ı Kerim der ki “alkışlarla kodladım, dünyayı”. “Aklın kalemleriyle kokladım”. “Yeşilden, mora, toprağa tohum ektim”. “Her anı kayıtladım”.

Bedenimden derim ki “bende, Allah, insana gel, der”. “Ol” der...”Bütünün Kübrasında kaynağa, in” der. Ya insan, ne der?... “Barışım, Allah’ın ilmidir”… Ama ben, barışı hak etmediğimde, yarını da hak etmem.…Bunun içindir ki barışı, hak etmeliyim…

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

https://vimeo.com/244878568

 

25 KASIM 2017 SU 12 SİSTEM ÇALIŞMASI

Yaşamda olan... Bizde kalem olan ve her anda ilim olan İNSAN!..

Açar sonsuzluk kapılarını ve buyur eder yaşamları; bilen, olan ve görenleri dünyaya...

Sonsuz zamanları, yaratıma kaynak olup yaşama katan ve her nefeste evrenlere can katan... Gerçek insan... Halik olan, hakka kul, kerbeladan hakikat ehli olan...

Biz olana sözüm uyan!... Diril aç gözünü!... Bil yaşamı... İlim ol...
Senden öte ilim yok... Halik olan, kuran olan, turkuaza hece hece yazılan kelam ol...

Tüm evrenleri, sonsuz zamanları, formal yaşamları... Yarattığın her anı bil...
Aç kalbini, duy yüreğininin sesini ve ses ver...

"Ben bilenim!..." de.
"Ben yaşamım..." de.
"Ben her andayım!" de.
"Ben ilim olan insanım!" de..

Bilsen de bilmesen de...
Görsen de görmesen de...
Sen yaşam olansın!...
Sen...
Sevsen de sevmesen de 
Dönsen de dönmesen de 
Dünyadasın...

Öyleyse hak et yaşamı.
Öyleyse hak et ilmini. 
Öyleyse YAŞA...

Hakka kaynak her, nefeste ilim ve sonsuz yaşamlara kaynak olan İNSAN..
Evrenleri yaratan ve yaşatandır...
Aşka kaynak olandır...

HUB Bİ Si HA

Yaşam benden bana açılan her kapıdan, aldığım her nefeste sonsuzluğa kayıtlanır...
Bilidiğim ve dillediğim, her ne varsa hak ettiğim tüm yaşamlardadır...

Bu ömür ki hakkına, hak olup da yandığım...
Yana yana alemde, aşk olup dolandığım. 
Bir ömür ki dünyaya kul olup da indiğim... 
Hak ettiğim ne varsa, bütüne kayıt olsun. 
Bildiğim benden bana, Biz olanda hakk olsun...

Barış, Sevgi, Umut, İlim, İnsanlığın kapısı...
Yüreğimden dile gelen, sevginin hakk hecesi. 
Nuru ile alemin kelamını yaşama, 
Kayıtlayan siyahta, simsiyah günferidir...

İnsan, kaynaktır tüm yaşamlara, sonsuz zamanlara aşk ile
Barış, Sevgiç Umut, İnsanlık ile....

Şimdide...

Aynur Funda

SÜPER İNSANLIK REALİTAESİ

 

25.11.2017 SU 12
AV. NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ 5. AKIŞ 2. BÖLÜM

“Barış” dediğin sessizliktir, seslendiğinde çatışmalar başlar ama o çatışmaları dille değerlendirip dürümlediğimde artık ses tanzim olur. Tanzim olan ses sistem olur, sistem olan ses toprak olur, tohum olur, yol olur, her şey onun tanzimiyle olur.

Dağlarım alıp götürdüğüm ne varsa akılda, yaşamda, bütünde olandır ama aklın kapısını açmadığımda nefesim olsa dahi hiçbir diriliği hak edip de götüremem dünyadan, dünyada ve dünyalarda… Peki neden ve niçin? Çünkü akıl Tarık olanın teknik kelamıdır, kalemidir.

Hiç bir şey, hiç bir şeyden ayrı değil derken kastım budur. Ben bir şeyi, bir şeyden götürdüğümde o şey; benden bana götürülür. Ve benim götürdüğüm, benim yolumdan kelama varır. Bu tahditsiz çalışmalar bunun için yapılır. Saltanatın sisteminde bu var.

“Kıranı kırmam” dediğimim zaman dediler ki; “sen neden bu şekilde kodlanıyorsun, seni kırarlar”… Canlarım, kırdığında kırılanda ben beni mi kırayım? Ben bana ben olanda hak kelamda kendimken, ben bende kendimi mi kırayım?...

Hani dünya yoktu ya, koku öyle yüksekti ki; yokta kodlanmış tohumların korkusuz kalemi vardı. Ve bugün ben side kapılarının tümünü açtım. Ölüler diyarı olan bu dünyaya ben ruh oldum, kul oldum, kokum tüm zamanlara öksüz yetim bırakmazsısın kaynak oldu.

Çatı kurulmuştu, o çatıya kelam oldum. Şikayetim asla, asla olmadı. Dünya ümmi kapıları bedenimi tohumladığında ben ümmet olana kelamım.

Şikayet etmişler, Rahmi kalemde kul yok diye… Öz gerçekliğimde ben mutlak olan, koku yayabilen, kuran olan, her ana toprak olanım. Ben kuranın kulu olanım canlar…

Sözümü sözü bilen, özümü özü bilen, görevimi görevi bilen kim varsa; şeytanın şarkısı dahi olsa ağır yükü hafifletecek güçtedir, bu kesindir… Ama sığ kalmışsa, yarınlarında kaynağı yok sa, aşksızsa, akılsızsa; bende olma ihtimali asla olamaz. Bunda öte bilgim oldu mu? Tanık istediler benden. Dağlarım tanıklık yaparım, ben tanıklık yaparım, kim bana tanıksa; ben onun hakikiyetinin tahditsizliğiyim. Bana beni verenin, beni bende dilleyenin, ben olup tanrı olmasında benim tanıklığım olmayacak. Ama ben her ana tanık olan, Rahman olan kelam, herkese kendi yüreğimden Tanrılık kapısını açıp Tarık olup, tanrı kulu olarak da Tarıklık, hakikiyet ve tanıklık yaparım.

Şimdi sorgu sual devam ediyor, “senin tanığın yok öyle mi” diye… Yok!... “Ya ka ha, tanığın yoksa aslın nedir?” İmparator!... Yakıştı aha bu!

Peki Tanrı dediğin, kelam… Sen o kelamı kodlarken kimden kodladın? Ayrılık var mı? Beden!... Çay insanın ilmi, çayı kim demledi? İlim!... O çaya kelam oldun mu? Olmadan oldum mu diyeyim?... Ben aklın kapısı, çay bedenim, kalemim; ben olan insanlık…

Ya ka ha senin et kemik olduğunu görüyoruz, sultanlık yaptığına emindik, sura üfürdüğünü de gördük. Ya ben dünyaysam ne olacak, aha bu, aha bu, aha bu!...

Dünden bugüne dünya olan yüksek akıl bugün bana sorgu suale gelmiş. Ya can, sen ben değimliydin? Hakkın kalemi değimliydik? Değerli dünya öz gerçekliğimsin sen, ben senim… Benim için tanıksın değil mi? Ah babam ah, sen ben, ben sen değimliyiz? Öyleyse insanın tanığı dünyadan başkası değildir, iyi bilin!... İnsanın tanığı dünyadan başkası değildir. O dünya bana et kemik değil ama ben o dünyaya et kemiğim.

Benim tanığım; yarınımda olan, yaşamımda olan, her anda olan bu dünya!... Benim tanığım hakiki ilim olan dünya. Ya beden; o ben, ben o… İşte dünya budur canlar. Bizim tanıklığımız her insanadır. Ya bize tanık olan, tüm insanlığın kulu olan dünya mıdır?

Esme dünyam esme, seninle eserim yüreklerde ben, esme… Ben cemaat olur, cemaat cevherinde hak olur eserim de; senden sana eserim. Diri olup, kuran olup, görev olurken yüreğimde hep sendim, sendim ben… Bugün bana görev veren, dümene ilmi oturttuğumuzdan beri bizden bize görev taşıyan tüm dünyalılar, işte bize tanık olan dümen diye yüreğini dilleyen ilim; o ilim hepimizin yolu olan bu dünyadır.

Bire, birliğe ihtiyacımız var… İlme ihtiyacımız var… Yaşama, yaşarken yaşanmaya ihtiyacımız var… Ve bizim bu yolculukta tüm insanlığa ihtiyacımız var… Ve tüm insanlığa ilim öğretmeliyiz, bunu da yaparken tüm tarihlerin her bir sisteminde dünya ilmini dillemeye ve dünya derinlerine girmeye ihtiyacımız var… Bu dünyanın derinliklerindeki tarihsel yaşam sayfalarını hak edip dinlemeye ihtiyacımız var…

Bu dünyaya biz sevgiyi ektik mi acaba? Bu dünyaya biz ruhu ektik mi acaba?

Canlılar, hadi gelinde hak edip yapalım… Bu dünyaya biz bir tek olup can olalım!... Rahmi kapıyı açalım, has olup hak olalım, hadi buyurun gelin… Sizinle olmak bizleri mutlandırır. Bütüne hizmet budur canlar. Dünya umudumuzdur ve dünyayı kontrol etmeliyiz canlar…

Unutulan, umutlarımızı hak edip dilemeliyiz… Umutlarımızı dillerken, rahman olanları da dillemeliyiz… Bu dünyayı hak etmeliyiz, hak olup hak ettiğimiz bu dünya bizle birlik kurmalı.

Çamur yoğurmayacağız bu dünyada artık, bizler çamurların her birinde çah sistemini kodladık. Hepimizin yoğunluğuydu bu sistem, şimdi artık kulluk için şarkımızı aşkla sistemli olarak dilleyeceğiz ve bu ses şarkımız ışığın sistemiyle dilleşecek…

Han Allah’ın ilmiydi, han insandı ve han; tükenen her anda var olan zamandı!... Biz hana, insandan öte olan dünya dedikleri bu doğayı geçirdik, yaşama çatışmasız olarak girdirdik. Giren, girdiğini bilir… Öz gerçekliğini bilir… Umutlarını diller!... Kelamını eder!...

Ağırı hafiflettik, aha bu!

Süper İnsanlık Realitesi



 

https://vimeo.com/244885444

 

 25.KASIM.2017 TARİHLİ SU 12

HAŞİM TURHAN ÖZ BİLİŞ

Bismişah Allah Allah

……Birlik makamında nur cemaller gördüm….Gâh bahçeye girer gülden görünürler canlarım….Gâh mana söyleşir dilde görünürler….Gâh gönül evimizde mihman görünürler….

Şükürler olsun bu aşk deryasına ulaştık Muhammed bağında gezdik dolaştık…..Şimdi boynumuzda Su İlminin aşk keşkülü ile deryalardayız canlarım…..

…..Su İlmi Oniki Birlik çalışmasında Suyun Sultanlarıyla Kırk gözeli Akpınarlardan aktık çoştuk…..

….Hâkk katında kırklar ceminde cem olduk erdik geldik bugüne çok şükür minnet Hûdaya…..

……Bizim zaman ilmimizden üstün olan yüce cennet yüreğimiz var canlarım……Bu yürek Su ilmiyle ışık olan dillerle aşka gelir canlarım…..Bütün çabamız ilahi gün için kutlu yaratımda ışık olmaktır….. Sınırsızlaşarak düzen kurmaktır muradımız….Kimi dün ile çalışır… Kimi yarın ile …..Birleşik ailemiz ise her düzen kodlarında ki ses ile dile gelir…

…….Aşk olsun size Su ilminin Sultanları……Aşk olsun ilminiz nurunuz ışığınız daim olsun…..Şimdi ve şimdiden sonra …..

Kim ne bilür bizi nice soydanuz
Ne zerrece od’dan ne de su’danuz
Bizim erkanımız ma’rifet söyler
Biz Horasan mülkündeki boydanuz
Yedi deniz bizim keşkülümüzde
Pirimiz umman ise biz de göldenüz
Hızr-u İlyas bizim yoldaşımızdur
Ne zerrece günden ne hod aydanuz
Yedi tamu bize nevbahar oldu
Sekiz uçmak içindeki köydenüz
Bizim yaremize merhem erenlerden
Biz Kudret okuna gizli yaydanuz
Musa Tur’da durup münacaat eyler
İsa arşullahdan semah eyler
Abdal Musa oldum geldüm cihana
Arifler anlar ancak biz nice sırdanız.

…….Habib-i Hûda er Hakk erenler aşkına …..Hakk dost, zahir, batin, Hazüran,gayban, bacıyan,ayn-ül cem erenlerin gül cemalleri aşkına…….İki cihan serveri Fahri Alem Muhammed Mustafa Şi-ri Yezdan Ali aşkına …. Eşiklerimizin nur kandili Fatma ana hakkına…..Güneşimiz Şems -Semahımız Mevlana – dervişimiz Yunus- erkanımız Cafer-i Sadık dan- ocağımız Pir Ahmet Yesevi den-Serçeşmemiz Hünkar Veli den-Ledünümüz Muhiddin Arabi den – Keramet ehlimiz Gavs-u Azam Geylani’dendir canlarım……..Dil bizden yardım Ata Gök kapılardan kabulü yüce mevladan olsun ….Gerçek Hâkk erenler demine devranına Su ilminin sırrına Ata Gök kapılarının ışığına Mustafa Kemal’in serdarlığına aşkımız Hâkk aşkı Hâkk aşkına Huuuu diyelim canlarım….

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

 
  Bugün 32 ziyaretçi kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=