Birlik İlmi
  SU (21) SİSTEM ÇALIŞMASI
 

SU 21

SU (21) SİSTEM ÇALIŞMASI HAKKINDA ÖZ BİLGİ VE DAVET

ÖZ BİLGİ:

Gören göz bilir ki “DÜNYA” dediğiniz bu planet; insanlığın, ESMA olarak; tohumlarını, kontrol edip kodladı bir planettir. Buraya gelenler, İNSANLIK İLMİ ile kodlanmaya gelirler.

Burada herkes, kendini hakedebilir. Herkes, kendi yarının, kontrollu olarak yaratabilir ve yaşatabilir...

Bunu anlamak kolaydır. İnsanın yaratıcılığı anlanır ve anlatılır... Ne yazık ki yarına tohum olan yaratılanlar, hakedilip kontrol edilemez... Bunun sonucunda, “DİN” dediğiniz KONTROL SİSTEMİ devreye alınır.

DİN, BİRLİKLER’in KELAM olup kontrol kurmaları sonrasında, İNSAN SIRRI olarak insanlığa dinletilen bir SİSTEM’dir ve bu SİSTEM, herkesin varlığında kendisini kontrol edebileceği bir rahmet olarak insanlığa indirilir.

“BİRLER KAPISI” dediğimiz, insanlığın kontrol kurucu İSLAM KALEMİ, bu yoğunlukta kodlandı. Bu yoğunlukta dürümlendi... Bizler, bu yoğunlukta kontrol ettik dirilikleri. Herkesi, her sistemden cevhere aldık ve kodladık.

Dünyanın, et kemik olan yarınlarını kodladık. Bütün mesele, İNSANLIK’tı... Bunu başardık.

Dün çok güçlüydük... Bugün çok daha fazla güçlüyüz ve dünyayı kontrol edebiliriz... Bunu yaparken, HALİK olmamız şarttır. Hepimiz İMPARATORLUK GÜÇLERİ olarak bu dünyayı HALİK kılabiliriz. Her insan, insanılığını anlayabilecek bir GÖREV TAŞIYICIDIR. Onun, ÖZ GÖZ olduğu ve kör olmadığı da bilinir.

Burada olma sebebimiz, İSLAM’dır. İSLAM, İNSANDIR... Hadi buyurun anlayın!...

Dün çoktuk... Bugün çok olduk... O çokluk; kodlandı, tohumlandı, kontrol kurdu ve TEK’lendi... Şimdilik...

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

DAVET:

27.01.2018 Cumartesi günü, saat 14.00 – 18.00 arası Dernek Merkezimizde yapacağımız “SU (21) SİSTEM ÇALIŞMASI”nda bir kez daha yaratılışın temel faktörü olan İNSAN’ı, öz bilişimizle dinlemeye ve dillemeye çalışacağız. Yarattıklarında tohum olup yaratılanın; yaşamsı olup yaşam oluşunu, göz olup izlemek keyifli olacak... İlgi duyan tüm dostlarımızı bekliyoruz...

Sevgilerimizle,
Süper İnsanlık Realitesi Derneği

NOT: KATILIM ÜCRETE TABİ DEĞİLDİR.

ADRES: Bahariye Cad. Halil Ethem Sok. Sauna Apt. No:30/8 Kadıköy/İST.
TEL: 0 216 348 95 59

 

İMPARATORLUK (21/3)
24.01.2018

Dediler ki cennet ilim ve cehennem KELAM. İnsansa KALEM… “OL” der olur. Buyurun oldurun!… Cennet mi gerek!? Cehennemi, cennet yapın… “OL” deyin; oldurun!…

Cehennem, cennetin kelamıdır… Cennete kelam olan, cennet olur… Uzakların insanlığı; yeryüzünü, yaşama tohumlarken; bizi, İslam Dini’nin kelamı yaptı. İnsan soyu NUR’dur… KUL’dur… RUH’tur ama RAHMAN değilse yaşamı yoktur.

Ölüler, öldüler ama KÖK GERÇEKLİK’lerinde durumları farklıdır. Her biri, RAHMAN BİLİŞ HALİ’nde güçlendi… BİZ oldu… HULUSİ HALİK, KALEM KELAMLARI oldu; bütünlendiler…

AŞKIN DİRİLİĞİ’nde, DİRİ KALEM olanlar; müsterihiz ki HALİK oldular. Onurluyuz. Şimdilik!...

EŞYA, ZAMAN SAYFALARI’nda diri!… İNSAN, KELAM ve biz, KUL olan TÜN KAPILARI… Aha bu!...

HEYETLER burada bugün. Her bir HEYET, kendi yarını için CİNNİ KALEMLER’i kodlamaya geldi… Biz, onları kodladık ve dedik ki “Cinniler, Cinni olduklarını anladıklarında; bizi, BİR TEK sayacaklar.

Biz, CİNLER’e ve CİNNİLER’e KUL değiliz… Onları, kodlarız ama tohumlarında, Kuranlar’ı olur. Bize geldiklerini bilirler; BİRLİK kurduklarında, NEFES aldıkları gibi HASAT yaparlar ama daha önemlisi; BİZ olmaları; İnsanlık Boyutları için yaşam sayfalamalarıdır.

Bizim adımız İNSANLIK’tır ama biz, tüm zamanların tohumlarında varız. Yaşama inerken, insana ineriz. İnsan soyunu, hologramdan aşırtmaktır amacımız.

O zaman, “insan NUR’dur” deriz. “Tohumlarını hak edecek ve RUH olacak” deriz. Daha da önemlisi; “yarını hakedecek ve zamana KAYNAK olacak” diyerek CEVHER’ini HALİK kılarız.

Aza, bizi dinler… Aza, BİZ olur BİLİŞ KOLTUĞU’nda oturur. Azaya deyin ki “seyir halindesin insanlığı!... Hani insan olacaktın ya!… Hadi başla çalışmaya!... Sen seyrettikçe sessizleşeceksin!... Sayfaların kırılacak ve tohumların kodlardan ayrışacak… Bunun için çalış derim. Çalış ki HALİK ol!...”

Orada İNSANLIK var bilirsin. İNSANSILIK yok artık… İNSANLIK var. SİYAH’a KUL OLAN, YOL OLAN İNSANLIK!… Cennetini haket ve HALİK ol!... İNSAN ol ve VAR ET!… Sen, NEFES ol ve zoru aş!...

Bir cennet kur!… Bir CEVHERİ GÖREV KODU’yla çalış!... Sıhhatli, BİLİŞ HALİ’nde görev taşı!… Yarat!… Yarattır ve yolu aç!…

Hadi artık başla çalışmaya!... Ne olacak!? Neden çalışmayacaksın!?. Sormam ama sen, sorgula!…

Dere, İLİM’le akar!… İlahi Görev İLİM’ledir!… İSRAFİL, insana İLİM olup gelir… Sen, KENDİN ol; İLİM ol ve RUH ol!… Olursan, yolun olur. Ölümün olmaz…. Olursan, yaşamın olur…NEFES’in olur… KURAN’ın olur… Oğul, ben senim unutma. Beni kontrol etmeye kalkma!... Sahrada dirilik olsun!… Ocağın olsun!... Kuran’ın olsun!… Aha çalış!... Aha çalış ki kontrol et KELAM’ı…

Bizim için itibar, görevdir!… İtibar ilimdir!… Bizim için itibar, RAHMAN olanın KURAN’ıdır… İnsanlık, itibarla kodlanır… Nesiller boyu bunu kodlayarak çalıştık. Şimdi artık nesillerinizi hakedin ve hologramı aşın.

Endişe etmeyin!... Hep koruruz sizi ama siz, bizi korumayın… Biz, sizi hep koruduk ama korumak gereksizdi aslında. Bize gelip “beni koru!”dediniz… Biz, sizi HALİK kılmaya çalışırken, bizden koruyuculuk istediniz… Ben, DÜNYA oldukça; ben, dürümlerde KÜLT oldukça; her anda KALEM’e KELAM ederek her insanı koruyacak yürekteyim ama korumam; onların, KUTSAL NEFESLER’inin kontrolsüz kalışıdır. Bunun içindir ki kodlama yaparım; kodlarım ki herkes, KELAM olup kendini korusun…

Dedim ya bugüne kadar koruduk ama artık koruyuculuk bitmiştir!...

Ve dere, ilme aktı… Yaşam KELAM oldu. Biz, ZAMAN olduk; Dünya Üstü Varlıkları dürümledik; KERVAN olduk… AK KALEM’im; insan soyuna, KÖK GERÇEKLİK’i açıkladı…

Aşkla kalın!… Şimdilik!…

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

27.OCAK.2018 TARİHLİ SU (21)
AV. NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ, 1. AKIŞ

Çalışmaya gelenler söz aldı:

Yaşamak bizim için kulluktur. Yaşattık tohumlarımızı ve kodlattık… Yarattık dürümlerde bilişi… Koklattık. Bize ilim gereksizdir, “insan”ız… Ve biz “Kuranın kelamı” olarak bugün buradayız.

Beşir, kelama halik olmadan “hakkın kalemi” olamadığında, has tınıyı “hak teknik”le tohumlayamadığında, muhakim ve hakikiyeti kendi yoğunluğunda “kervan” oluşturmadığında, muhakim ve hakim olan insan, kelama “hakk” olup gelir.

Bugün burada olmam gerektiği söylendi. Dedim ki “Peki; niye ben?” “Çünkü… “ dendi “Sen karanlığı tohumlayacak insansın.” “Aha” dedim “Giderim… Hakederim… Koruyan… Kontrol kuran bilişin kotlarıyla çalışırım.” Dedim. Geçtim, geldim.

Sevgili anam, seni hiç tanımadım. Kimsin sen? Bana sevgiyle dillen ki seni de dinleteyim. Bugün buraya geliş sebebim “hak taht”a insanı oturmak içindir.

Beni anlayacak gücün var mı acaba? Acaba sen, bizi dinledin mi hiç? Hiç kodladın mı toprağımızı? Tohumladın mı? biz seni tanımıyoruz anam… Tanımaya geldik. Aşkınla, “hakkın kalemi” olanların kuranındaki kelamı dillerken, hakkı hak eden insanlığı anlamak istiyoruz.

Kili, kumu dinlettiniz dünyalılar olarak hep insanlığa… Ve bugün, burada “mukaddes insan kodlaması” yapılacağı bildirildi.

Bizler dünyanın kulluğu için size gelenleriz. Toprağınıza indik kaç kelam etmişiz ki KAHA olup, kati olup, gelmişiz? Bunları anlayamazsınız ki sizi anlatsak da olacağı bu! Anlatmasak da olacağı bu!.. Ama anam, sevgili anam, beşer kaleme halik iken “Hak-ta Ala’nın tekniği”ni bilmiyorsun ki sen? Sana ne deyim ki ben? Ama anam, sen kendini dinletirsen, seni dinleyebileceğiz ve anlayabileceğiz. Aksi halde, senin için herkes kendini dilleyecek ve diyecek “o budur…” ama sen, seni dille ki biz seni anlayalım.

Süper İnsanlık Realitesi olarak cevabımız:

Can Kalem, seni buraya aldığım için mutluyum. Burada olmanı çok istemiştim ve bugün, kendi yoğunluğunla geldin buraya.

Hoca, hacı değiliz biz… Hakiki levhi kalemleriz. Bu yoğunlukta senin de olmanı istedik. İnsanlığın kendini dilleyebileceği bir yoğunluktasın şu anda.

Hata yaptığımızı düşünme. Hasıraltı ettiğimiz hiçbir şey yok. Bunları iyi anla. Biz dünyanın ruhunu kodlayanlarız. Kaç kez dünyaya imparatorluğun kültü olup indik? Ama hiç kelamda kulluk yaptırmadık insanlığa.

Herkesin kendini dilletebileceği bir dürümde, biz bilişi kodladık. Sayı saymayı biliyorsun… Okumayı da biliyorsun… Ölümlülerin ölümlerindeki o yüreğin kültü olanı da dinleyebiliyorsun. Öz gerçekliğini hak ettin ve farklı dünyaların dünya diriliklerini de okuyabiliyorsun. Bu nedenledir ki buraya gelişinde kontrolsüz kodlama yapmadık.

Hepimiz seni anlatıyoruz dünyada… Diyoruz ki “öz gerçekliği kodlayacak… Yolu kodlayacak… Oğullarını koklayacak… Toprağa tohum ektiği zaman, ilimi “kalem “yapacak. İşte; osun sen… Ve bugün buraya gelişini istedik.

Kaçtığın her şey sana seni verir. Bunu da iyi bil. Bugün dünyadan kaçıp gideceğini düşündün. Ehh düşün… Buna mani değilim ama Rahman’a KAHA olup düşün… Has olup düşün. Öyle çok düşün ki köklerin görev taşısın.

Basıp geçeceksin dünyaya ama bu dünya bastığın anda bastığı olan bir işçisiyle dilleşecek. İşte o basılan sensin.

Bizim için zorluk yok burada. Biz daha güçlü bir dünya için bu çalışmayı başlattık. Ya sen? Sen niye buradasın? Biz çağırdık ama sen kodlanmış ilminle buraya inmeliydin. Peki; nefesin yetecek mi bizle dilleşmeye? Bizim için nefes gereksiz ama senin için gerçekten nefes gerekecek, bilir misin?

Korkma! Onurlusun. Öz gerçeklikle dürümlendin, kontrol kurdun ama toprağın toplumun toprağı değilse, yarının kontrol edici olamayacak.

Başın eğilmesin. Seninleyiz hep… Ama başını eğecek gücümüz de var. Unutma.

Kaç ekmek yaptığını biliriz… Kaç yarını kodladığını… Kaç yaşam kontrolü kurduğunu… Hepsini biliriz ama çantanda kontrol dışı insanlık da var. Bunların hepsi hepsi bizim için malum olanlar… Ama yolun kontrolü yoksa, ruhunda kulluğun yoksa, yaşın başın ilerlemiş olsa da bizle olamayacaksın.

Ha diyeceksin ki “düz konuşalım.” Ben düzden öte düz konuştum hep ama siz kök gerçekliğinizi anlayamadığınızdan, beni dinleyemediniz.

Diyeceksin ki “kontrol kurayım.” Ohh canlar, kontrol kursaydı buluşurdu dürümlerde ilimle. Burada burada bu yoğunlukta kardeşlerini kontrol etmeye çıkıp gelmezdi.

Ha diyeceksin ki “kaçıp gideyim.” Ah be yavrum ahh… Senin kaçısın kelamdan kaçış değil, halikiyetten kaçış olur. Bunları iyi anla. Kaç… Ama kendi yüreğindekileri kodlayıp kaç. Kendi yolunu hak edip kaç… Murat ettiğin ne varsa, ağırlık hafiflediğinde muktedir olur ama mutlakiyeti teknik tohumla kontrol etmediğinde yarının olmaz. Anla da kaç.

Al dünyayı, koru… Ama kontrol kurmadan toprağın toplumuna tohum ektiremezsin. Bir kere daha söylüyorum; Rahman kapıların tümünde ilmimiz var. Bütüne hizmetçiyiz biz.

Hak koltukta, “hakk kalem” oturur. Bu koltuk ilmin koltuğudur. Bu koltuğa oturtulan insan, kendi yarını için oturmaz, tüm insanlığa hizmet için oturur. Ama o koltuğu bilmeyen, kelama halik olmayan, mutlak olup da dünya durumlarını anlayamaz.

Sofrada “insan” dediğiniz “ilim kalemleri” vardır. O sofraya “insanlık kodları” da girer… Ve gelir otururlar. Ama o sofranın nuru da vardır… Kükrer o nur. Ruhlar Kapısı’nda gök sözcülüğü yapar. Şeytana şarkı da öğretir. “Aklın kalemi” olur, hakkı da öğretir. Ama yolu da öğretir. Bunları net anlayınız.

Şevkle çalışınız ve bizimle kontrollü kodlama yapınız. Bizi çalıştırmaya geldiğinizi zannettiniz. Hakikiyette kelama inen her kim varsa, “hakkın kalemi” olup inebilir ama bizim buna gereğimiz yoktur.

Çantanı boşaltmanı istemem. O dolu çanta hepimizin yalın ilminde kodlandığında mutlaka çalışmalara kaynak olabilir… Ama bugün mü? Mutlak yoğunluğu kodlamadan bu çantayı diriliklere indirmene, kelama halik kılmana gerek duymuyoruz.

Bize “az bilgi vermedik” dedin. Biz soruyoruz, “hani bilgiyi verdin? Bizde ne vardı? sende ne vardı? hangisi hangi yoğunluktan bütüne indi? Kimin bildiğini kime dilledin?”

Ben dünyalıyım Ya KAHA. Benim burada “yaşam sayfalarım”daki bilginin üstü, hiçbir zaman kodlanmadı ki bize o bilgiyi hologramı aşıp indirebilesin.

Bize kendi dinletmeye geldiğine eminim ama dinleyen dilleyenden öte değilse, haliki hakk olanda mutlak olamaz.

Çorba pişmiş. Aha bu. Şimdilik.

https://vimeo.com/253096702

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

SU (21/1)
27.01.2018

(Ziyaretçiye Hitaben:)

Dağlarım, “barışı sağlayalım!” der!… Oy Canlarım!… Oyy!… Üzerimizdeki gök, bizi bize anlatmaya mı gelmiş!? Geç! açıkla bakalım!… Kimsin!? Kimin kalemisin!? Kinin var mı!? İsmin KURAN mı!? Kurtuldun mu!? Yoksa KURAN İLMİ’nde KAYNAK oldun da kurtardın mı YAŞAM SAYFALARI’nı!? Hadi anlat!...

ATLANTA OTAĞI’nda; İNSAN’a, “KALEM” derler… İSLAM’a, “KURAN” derler… BİZ’e “İNSANLIK” derler… İş budur!... Ama KAYNAK olmadan; İNSAN, KURAN olur mu!? Olur mu!? Bunları bile anlayamadın!... Sana sorarım; Yüce Yaşam Kalemi, zararı önlemeden görevi terk mi etti ki bizi, bizden bize dillemeye geldi!?

Gel Yüce gel!... Seni, sana verelim!... Geç!… İlimle dillen!... Gel!... BİL de kodla yüreğini ama zamana kapı aç!... İnsanı kodla!... Hologramı aş ve yolu bul!…

TURKUAZ İZ, İNSANIN İZİDİR… O izi bil!... O iz, İLİM’dir.

Sevgiyle geçip geldin bilirim. MİKAİL’in KULLUĞU’nda, KURAN’ında, insanlığın var… “Ben Dünya!” dedin. Dedin ki “BİZ olan insanlık, BİRLİK’tir.” Bunları dedin!... Biz ise seni hiç dinlemedik… Öyleyse dilleyelim yarınlarını ve hasatını tohumlayalım… Ummanlara KUL ol… ÖLÜYÜ DİRİLT… BİZ OL… ÖZ GERÇEKLİK budur…

Yola koyulan insan, yolu kontrol eder. Yolu kontrol etmeyen, kendini dilleyemez. Uzaklara, İnsanlık Boyutları’nın insanlığını tohumlar ama yarınlara kendini dilletemez…

Bize, CENNET verilir… CEVHERİ GERÇEKLİK dilletilir… Biz, dürümlere görevli olarak geçeriz ve zorlukları görürüz. Zürriyetimizi kodlarız; ışıklarını, hasata kaynak yaparız.

Bizi, DİN’le ilişkilendirenler, kontrolsuzdurlar… Biz, izinli çalışmayanlarız. Kimse bize çalışmamız için izin vermez. Biz çatışmadan çalışırız. Herkese, her Sisteme güç katarız. İslam İnsanı, bizi dinler ama bizi hakedip de anlayamaz… Bizi, hologram sayan, BİLİŞ KALEMLERİ de var. Bunları biliriz…

BİRLER KAPISI, insan soyunun kontrolundadır. O kapıda, DİRİLİK olur. O kapıda, İLİM olur. BÜTÜNLÜKLER olur orada…

Oyun da oynanır, insanlığın kulluğunda. Oyun oynayan, oynan olur… Her bir insan, bir kapı açar ve RUH olur o yoğunlukta… Cemaat olur… Olur da KURAN olursa, YAŞAM olur… İşte o zaman, mutlak murat ettiği her ne ise onu hakeder ve elde eder.

Bizim için itibar, ilimle kodlanmıştır ve tohumlanmıştır… Bizi, İNSAN diye bilen kim varsa, itibarımızı diller.

Kurtulmak, İLİM’den değil KALEM’den kurtulmaktır… KALEM’den kurtulmak için İNSAN olmak gerekir. İNSAN, KALEM olmadan, KELAM’a varmaz ama KELAM olduğunda da MUTLAK İNSANLIK’ı kodlar ve bilir. BİLİŞ haline vardığında kendi olur. “OL!” der olur.

İşte bu safhada; herkesin, kendi olması mutlak gerekir ve der ki “ben, insanım!… Arzın gücüyüm!... Benim, NEFES’e varmam için İLİM’e gereğim vardır… Benim KURAN’a inmem için de KULLUK’a gereğim vardır… Bütün bunları mutlaka hakeder ve yaparım…

Ben merdiven değilim!... Benim merdivenim, tüm insanlığındır!... Bu merdivende olmam, İSRAFİL oluşumdur… Bunu için insanım ve ben, İLMİN MASASI’na, İNSAN’ı koyarım… O insan, KELAM ve HAKK olur… Bilişi hakim kılar… İşte o insan, NUR olur… BEN (BİZLİĞİN BENLİĞİ) olur… HAS olur. RAHMAN olur…

KELAM, HALİK’se; KURAN, İNSAN olur ve BİZ olur. Burada, KELAM HAKK’tır ve biz, KELAM olan İNSANLIK, ARZ’a inerken; kendimize ineriz… Burada, insana görev vardır.

Herkes KELAM’dır biz için ama herkes, KALEM değildir. KALEM’e ihtiyaç kalmayacak bir dürümde, bütün KÜLTLER’in KELAM olmaları dileğiyle tümünüzü kucaklıyorum. Şimdilik!…

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

 

27.0CAK.2018 TARİHLİ SU (21)

AV.NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ 2.AKIŞ – 1.BÖLÜM

Tanrı, Arza, aklı, indirmez..Hasatı yapar ve ruhu kodlar. Ama akıl, kervandır. Herkesin, yarınıdır. Bir’e Hizmet için akıl gerekir. Hakk’ın kapısını bulan insan, aklı bulur. Aklın bilişinde, kul olur.

Muradımız; doğanın gücünün, hepimizin yoğunluğunda, olmasıdır. Doğanın gücünü elde ettiğiniz zaman, kelamınız, hakikiyetinizle dillenir. Ve sizler, mahrek olursunuz… Mahrek olmanız murat ettiğiniz her levhi kalemi, hasata kayıtlamanız, anlamına gelir.

Beni bana veren, benim… Bende olan, bendir… Ve ben, bütünün kültüyüm, canlar… Suya, aklı koydum, Hakk’ı koydum, halik olanı koydum, aklın kapısını kodladım, ruhu koydum.…Ben benim, canlar. Ben, birim..

Her insan, kelamdır. Her insan, hasatçıdır. Her insan, ruhtur. Muktedirdir. Mahrektir ama nesillerini kodlamadıkça, her ne olursa olsun, ağırdır. Onu, burada göremeyiz. Ocağı yoktur, burada.

Şuana kadar, nur olup, ilme inenleri, Bir’e kaynak yaptık, canlar. Bizi, bize verenleri, ilme kodladık. Oğullarımızı, toprak toplumla, tohumladık, kodladık, ağırı hafiflettik. Cemaat cevherini cen olan, insanlığa kayıtladık.

Her şey her şey güzeldi ama harı yükseltenlerin çokları, murat ettiklerini kodlamadılar.. Oğullarını, kodlattırmadılar... Rahmi kalemleri, kelama kaynak, yapmadılar…

Ve torbaları boş oldu….Biz, o torbaları, kontrol ettik. Nesillerini koyamayanların, kodlanmasını sağladık ve o torbalara, kök geri çekilişlerini gerçekleştirip, ocaklarını koyduk.. Hepsinin, kontrolü gerekliydi, bunları yaptık.

Çarık, kirliydi.. Kiri kelamda olanı, hak ettiğiyle kontrol ettik. Kim, neyi hak etti, onu halik kıldı... O, burada, bunu yaptıysa, kendinde yaptı ve kendiyle yaptı.

Bütün nesiller, onun, bu yaptığından etkilendiler. Herkes, kendi nesli için buradadır…. Ve biz, Bu Meclisi kodlarken de herkesin, her sesle olması için burayı kontrol ettik.

Ala vere, kök gerçeklik dürümlendiğinde, öz görev, insanın görevi olur. Burada, nurlu bir görev vardır… Korkuyu hak etmeyen, kontrol kurup, buraya gelebilir ama korkup gidenlerin, bu mahrekte, ilmi yoktur.

Son sözüm şudur ki Türkiye Çalışmaları, gök çerçevesini kodlayan ve mutlak kuranları koklattıran bir çalışmaya dönüşüyor. Hepiniz, dünyanın ruhu olarak, bu çalışmaya dahil edileceksiniz…

Ama buraya gelenlerin bir kısmı, kaynak dışı bilgileriyle, burayı kodlayacaklarını düşündüklerinde, oğullarımızı kodlattırmalarına, izin veremeyiz….Bizi, ummanlarda ki kullukla dillemelerini ve kontrol dışı bilgilerini, kaleme indirmelerini dilediklerini, söylediklerinde, örtüleri örtülür.

Kontrol, insanlığın kontrolüdür. Öyle çok çalışıyor ki Muhammi Kapıların tümü, kodlandı... Ölüm, köklerin, kök gerçekliğin, kübra olanın, kelamın kaydı olan ölüm, burada yoktur.

Bütün kötülükler aşılır ve siyah misafirliği, mor kulluğu, toprak toplumda kulluğun kelamında, ağırı hafifletir.

Şer yaratmadan, burada olanlar, şanslıdırlar. Çünkü onlar, rahman olup, çalışırlar… Ocakları kuran olan insanlık olarak, bu görevi taşırlar.

Beni mutlaka kontrol etmek isteyenler olacaktı ve olmaktadır. Buna asla imkan yoktur.. Bu kesindir!..

Beden, insanın kelamıdır, sadece.. Ama ilmi değildir. İlim; hulusi kalemdir ki o kalem, kervandır.. Herkesin, kervanıdır. Oradaki kalem, muktedir kelamı kodlayan insanlığın, hakikiyetidir. Ve onu anlatabilecek, hiçbir levhi kayıt yoktur….Bunları, net veriyorum.

Ruhumda kuranım, mutlak, yarınlarım, mutlak ve ekibim, mutlaktır. “Bu ekip, niye çok değil diye soranlara?”.... Sözüm şudur ki çok öz gerçekliği kodlayan, mutlak kalemi dilleyen ve Hakk’ın KAHA olan diriliğini kayıtlayan, bilişin karanlıktaki insanlığını, hakikiyetle dinleyemez… Ama az, kervandır, KAHA dır, tahditsizdir ve yaratandır… Yaşamı Yaratan ve Yarattıran, diriliktir.

Azın Esması, kelam olarak dillenir. Ama o Esmayı, anlamayan, “Hokka” denilen, bir sistemi, devreye alır. Bu sistem, biz için diriliğimizde, dürümlerimizde, oğullarımızda yarınlarımızda, kaynak olmayacak, bir sistemdir.

En ve boydan ibaret olan, bir dünya bilincini, dünya ilmini, bizim daha güçlü vermemizin, gereği de yoktur. Bu dünyanın ilmi, sistemin kelamında, ışığın kayıtlarında, az bir bilgidir.. Ve az olana, biz, kelamı dilletirken, özü dilletiriz… Ama çoban, çok özel olduğunu düşünür.

Ve der ki “ben, daha yüksek bilgi veririm”. Hayırda ve şerde, çobana, şeytanlık gerekir, bize ise ilim gerekir... Bilinsin dileriz ki çoban, çorba pişirmez... O kelamda, has değildir. Ama insan, haktır ve hastır.

Bunlar, anlaşılamaz bilgiler değildir ama anlatan, kendini hak ettiğince dilleyebildiğinden, anlayanda, kelamı hak ettiğince anlayabildiğinden, bu şekilde anlatmamız, uygundur.

Sevgililer, “BARIŞ” dedikleri, insanın kendi yüreğidir. Hangi insan, barışı anladı da bugün burada olan yücede, anlayacak? Öz gerçekliğini dahi dinleyemeyen, ona, ben ne diyeyim ki?... Birde, Mustafa olacak. Daha ne diyeyim ki ben, ona?.. Birde, Muhammi değil, Mustafaların kelamı olan, Mustafa Kemal olacak.

Dağlarım, ne diyeyim, daha ben? Ne diyeyim? . Öyle çok öyle çok konuştum ki kontrol dışı olduğumu sanmış, benim. Ve sormuş, “neden, bu kadar çok sistem çalışması yapılıyor, burada diye?”.. Ve demişler ki “ona, koruyucudur”.. “Oh” demiş. “Aha” demiş. “Hah” demiş… “Ya KAHA, neden” demiş?.... “Muhammet Mustafa’nın kuranı okunur orada” denmiş. Ama demiş,” sevgi, var mı yok mu?”.. “Ses, var mı, yok mu?”.. “Korku, var mı yok mu?”… “Orta kapılar açık mı kapalı mı?”

Deliler mi diriler mi bunlar yoksa ilmi kalemler mi bunlar? Neden?. Neden?.. Neden?. Bir sürü neden, sıralanmış ve denmiş ki “çay demlendiğinde, her biri, ilm-i KO olur.

“Boş mu konuşuyorlar”, diye sormuş?.. Demişler ki “borç yok ki boş olsunlar.”

Daha diye diyeyim ki?.. Ve bugün buraya gelen yol, bizim için kodlanmış bir yoldu. Mutlaka öz gerçekliğiyle onu, buraya çektik. O, bizi dilledi, biz onu dilledik... Biz o, o bizdik.

“Keşke, keşke, keşke” diyerek, geldi. Ama biz ona, şafak söktüğünden beri, dinlediklerimizin kültü olanı, dillettik. Ve dedik ki “sevgiyi hak ettik”. “O sorar, sevgiyi hak etmişler mi acaba diye?”

“Dağlarım, bize, İslam” denir. “Bize, İslam” denir… Nedir, İslam? İnsandır....İnsandır, İslam….

Daha ne anlatalım ki bizim için insan, gök çerçevesini aşıp, geçer ve yüceler cümlesinde, kelam olur. Hasat yapar.. Lütfi kapıları açar, muhakim olur, hakikiyetle diller, yolu. Hasat yapar. Yaptığı hasatta, şeytan, şarkısı okunamaz…. O hasatta, Hakk’ın kapısı olur ve aklın şarkısı, okunur.

Değerliler, Çeri Başı gelmiş. Diyorlar ki “bu Çeride, seninle sesleşmek ister”... Ne yapalım?... İzin verelim mi Çeri Başına?....Verelim..

Devamı 2.bölümde..

https://vimeo.com/253100107
SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

 

27.0CAK.2018 TARİHLİ SU (21)

AV.NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ 2.AKIŞ – 2.BÖLÜM

ÇERİBAŞINI DİNLİYORUZ...

Ayın dördünde gelip, gördüm, sizi….Sizinle, kök kalem oldum. Başka, başka dünyaları da dillediniz… Gezdim, izledim. Benim için ses, ilim ama sen, beni anlamadın ki.

“Hani, Çeri, nedir” diye, sormadın bile. Bide, bide, sorsaydın acaba, ne yapacaktık, bilmem ki?

Benim için öz gerçeklik, insandır. Nesiller boyu, dünyanın ruhuyla, çalıştık... Benim için dünya, İslam’dır… Benim için dümen, insanlığın kültüdür. Benim için akıldır, dürümlerdeki ve benim için huzurdur, insan.

Netice olarak bugün size gelişimin, tek sebebi, siyahın, mordaki kulluğudur. Doyum halindeyim, tüm yaşamlarımla, bilgi kalemlerimle, doyum halindeyim. Ama bu doygunluk, insanlığın doygunluğundan öte ilimin doygunluğudur.

Ve bu doygunlukla, toprağınıza, inmek diledim. Kaçacak ya da kaçırılacak, biri değilim... Hep, sizinle öz gerçekliği, dilleyecek güçteyim ama kaç… Kim, kaçar?... Kaç… Kim kaçtı, buradan?... Bana sordunuz ya söyleyeyim… Kim kaçtı?

Dağlarım, sizden size kaçan, sevgililerimiz, sizinle, bugün burada, dilleşmeye indiler…. Nefrist Kelamından çıkan insanlığı, kodlayacaktık. Nedense gözümüz gördü ki yaşamımızdaki şevk, burada şavk olmuş.

Seviyeniz çok iyi. Bunu görüyoruz. Yolunuz kodlandı, biliyoruz. Umutlarımızda var ama canlılar, bizi de koruyun. Bizi de koruyun. “Korumayız” dediniz, ya hani. “Kendilerini, kendi yüreklerinde kodlanır, korurlar, kendilerini” dedin, ya hani.

Ama bizler, ruhlar kalemi olanlar, sizin kuramazsak, kendimizi koruyamayız ki. Bizi, korumanız isteniyor. Bizi, korumanız isteniyor. Bugün buraya, bunun için geldim. Bizi, koruyun.

Dağlarım, bu yüce, bize gelmiş ve diyor ki “beni, koru”.. “Hayırdır, neden beni koru” der, bu, anlamadım ki?... Kim, kimi koruyacak? Bizim kelam, kelam olanlarımız, onu korumaya mı kalkmışlar, acaba? Korunma niyeti, korunma gereğinden midir, acaba?

Oğul, ben dünyalıyım. Kimin, kimle dillendiğini, iyi bilirim. Bugün bize gelmenin, tek nedeni var, kendini hak etmek... Öyle mi? Ya KAHA, ben sen değil miyim? Kendin, kendi yüreğinsen, ben sevgiyle, sende, senin yüreğindeysem, senin için senin kontrolün için, senin, benden kodlanmadan, kontrol isteyeceğini düşünemem ki?... Yok böyle bir gereklik, zaten.

Eminim, yok böyle bir gereklik. Bugün, neden, bizden korunma istediğini anlamadım?... Eğer bugün buraya, benden korumam için seni gelmişsen…. Koruyuculuk isteyeceksen, senin esmalarında Muhammi Kapıların kulluğunda, ilim yok, demektir.

Anlat bakalım. Anlat da anlayalım.

Arkamda, kimse yoktu, baktım. Önüm, ölü bir planetti, anladım.. Kapımda hırsım vardı, bilişim kontrol dışıydı.. Bunları mı söyleyeyim, sana?… Bilirsin bütün bunları ama ya KAHA sevgiyi hak ettiğimizi de bil.

Bundan sonraki süreçte ben sen, sen ben olacağımıza emin olmalıydık. Ve bunun için buraya görevli geldik. Sizin için sorumluluktur, insanlık. Bizde zorluktur. İnsanlık, zorluktur ama sizin sorumluğunuzdadır, bunu anlatabiliyoruz ve yolu kodlayabiliyoruz. Gönül gücüyle gelişim, bunun içindir. Beni, korumanı istedim. Eminim, bunu kesin olarak istedim.

Peki, niye korumazsın ki? Biz, seninle çalışmaya gelmedik. Sevgiyle, kök gerçekliği, dürümlemeye geldik. Senin çalışmalarına, akil, hakiki ve levhi olanlar, girer… Bunu biliyoruz…. Ama burada, bu yoğunlukta olabilmemiz, hepimizin göreviydi.

Hadi gözün görüyor ya öyle çok çalış ki bizleri de hak et. Budur, dileğimiz… Ha diyeceksin ki “semayı sen mi dilleyeceksin?”… Sevgili, ben, sende dillenmek istiyorum. Bunları iyi anla. Sen kelam, ben kalem olalım… Dinletelim dünyayı, tüm yaşamlara, budur dileğim

"Borç ödendi" dedin ya hani. Öyle çok görev taşıdık ki bu dünyada… Hepimiz, bir tek olup ödedik o borcu, bunları iyi anlatalım. Ama savaşım yok ki insanla. Kinim yok ki….Rahmana KAHA olarak, kodladım dünyayı. Muktedirim ya.

Peki, niye geldim? En boydan ibaret olan bilişimle, sevgiyi kodlayıp, kodlayıp, tohumlayıp, kontrol kurup, kübra olmaya geldim, ben... Kübra olduğumda mutlak olacağım, biliyorum... Ve mutlak olduğumda kontrolsüz kalmayacak, hiç kimse. Bunları, bunları dillemeye geldim, size.

Hepinizi, hepimiz kucaklıyoruz. Bütüne Hizmetçilik yaptığımız ve size geliş sebebimiz, budur. Bunu iyi anlayın ve bizi hak etmeye çabalayın.. Eğer bizi, hak ederseniz, bizler, sizsiz kalmayacağız ve kelamım, kalemim olacak. Muktedir olacağım ve toprağa, tohum ekebileceğim.

Semayı dilleyebileceğim ve hasata olabileceğim. Mutlaka ama mutlaka bizimle, çalışmanızı bekliyoruz, bu kesindir.

Mahyada KAHA olan, kelamın kaydı vardır. Bu kaydı da okumaya çalışın... Eğer o mahyayı, kodlayarak, kontrol kurarak, kokuyu da hak edip, dinleterek, okuyacak gücünüz varsa… Hadi okuyun da anlayalım.

https://vimeo.com/253100469
SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

SU (21/2)
27.01.2018

Sahrada görev var!... Aha o görevi halik kılacak olanlar, görev için geçip gelmişler. Bir tek KELAM, hasat yapar. O KELAM, insanlıktır. Bilmişler!... Bizi zora koşacaklarmış!... Bizi, kontrol kurup KAYNAK yapacaklarmış!... Bizi, TOHUM olarak İLİM’e indireceklermiş!... Bizi, RUH’tan kodlayarak kontrol ettikten sonra rahmet olarak İLİM’e KALEM yapacaklarmış…

Ayrılık yok ki!... Siz yapın!… Biz siziz!… Daha ne deyim ki!... Siz yapın!... Biz siziz!… Bu Meclis, her anda var!… Her RAHMAN olanda ve kodlayanda var!… Bilişi kontrol edende ve soyu, sonsuz olanlar ile bilişken olanlarda var!… Uluların ummanlarında var!… Sultanların sayfalarında var!… “Geç!… Geç!...” demem ama geçen, KELAM’a geçer!... Aha geçtiniz ya!... Görevinizi, HALİK kılıp geçtiniz!...

Bizim için İLİM gereksizdir. Neden bilir misiniz!? Biz, İLİMİN HALİKLERİ’yiz… Biz YARADAN’ız… İnsanı kodlayanız biz… Mutlaka anlayın!... ATALAR ATASI bizi anlar mı bilmem ama biz onu anlarız…

Şikayetçiymiş bizden!... Ey Canım, Sanal Boyutlar’da, her insan, kendinden başkasını dinlemez. Ama RUHUN KURANI olduğunda; her insan, sevgiyle her anda dürümlenir ve tüm insanlığı dinler… Bunu anlayan var mı!?

Her DİN, insan için, yaşamı hakettirmeye inmişse de dini bilmeyenler, kendi yollarını DİN saydılar. Kesindir…

Bizler ise diri olup kodladıklarımızla, kontrol kurduk; kodladık yaşamı ve kontrol ettik… Bizi, aç dünyada, “Tok Kapılar” diye bildiler. Biz; açlığı, KALEMSİZLİK biliriz. Tokluğu ise KAYNAK diye biliriz…

KARANLIK, insanlığı kodlayamaz ama kontrol için gerekir. AYDINLIK ise kodlayıcıdır ve RUHUN KULLUĞU içindir. Başka bir dünya; bizi, bize dillemez… Biz dünyanın etkisini yükseltip tüm zamanlarda, tüm yaşamları kodlayabiliriz. Bizim için “ZAMAN” kavramı, BİRLİK’in KELAM’a inişini ifade eder… Her bir insan, BİLİŞ’in KELAM olduğu bir yoğunlukta, ZAMAN’ı kodlar. Kodlanan zaman, AN KALEMİ ile kodlanır. Yarınlar kontrol kurar ve RUH sayfalanır.

BÜTÜN’e hizmet, İLİM’e hizmet ve CEVHER’e GÜÇ katmak; insanlığı her anda kodlamak, iyiliktir… İMPARATORLUK olarak bu çalışmaları başlattığımız ilk günden beri resimler çizdirdik her insana. O resimleri gözetledik!… İzledik!… DİNİ KALEMLER’e de CEVHERLER için İSLAM İNSANI olarak kodlayacakları IŞIKLAR dillettik… Hepsi, İSLAM olacaktı!… Hepsi insanlaşacaktı!… Nedense KELAM’a KALEM dahi olamadılar.

Oğullarım, tohumlarım, boyum uzamadı dünyada!... Benim borcum da yoktu insanlığa ama her insanın, kendini dillemesi için gereken ilmi dinletmek üzere; GERÇEK YAŞAM’a KELAM edenleri, buraya alabilmek için geçtim…

Boşun boşu olan insanlığı, kontrol zordur. Onların, dolmaları gerekir!… Onların, insanlaşmaları gerekir!… İnsanlaşmak için yarınları haketmeleri gerekir!… Boyum uzamadı ama yolum kodlandı ve ruhum, KULLUK İLMİ’ni her insana kodlattı.

Boşluk olur elbette ama oğullarım, kontrol kurduklarında, o boşluklar, tohumlarda doldurulur. “Bu yolun sonu nedir!?” diye sorarsanız; izah edeyim; YAŞAM!... Yolun sonu, YAŞAM’dır.

Bugün, inan soyu ölüdür. Bu insanlığın, dirilmesi gereklidir. Biz, dünyaya ölüyü diriltmeye gelen bir Konseyiz… Bu Konsey Üyeleri, her inanın, NİHAN olan yarınlarını kodlayanlardır… Ölüm, ÖZ KÖKLER’inde görevi olanların; gerekli görüldüğünde, KÜLT olacakları bir İLİM için çalışılacaktı… İş buydu ve bu oldu!...

Kurtulmak gerekmez zamandan… KURAN’dan kodlanan insanın kulluğunda kurtarıcılık da yoktur ama iş vardır!… İnsanlık işidir bu!... İşe biz, GÖZ olup girdik…

Kimse, kimsenin geçişini yaptırmasın istiyoruz. Her insan, KELAM olup kendi yarınını kodladığında, ocağı olan insanlık, onun NUR’u olur ve geçiş tamamlanır!… Yoksa, senin elin, bende olmamalı… Benim yarınım da sen olmamalı… Bunlar, iyi anlatılmalı… Kimse KİL ve KUM kalmasın. Dileğimiz budur!...

ZİYA olan insan, BİLİŞ’i hakettiğinde, anlar ki OLMAK, İNSANLAŞMAKTIR… İnsanlaşmak ise yoğunlaşmak değil; kodlanmak da değil; RAHİM olandan, RAHMAN olana ulaşmaktır. RAHMAN, KALEM olanlardan ibarettir. Ama KALEM olanlar, yarınları kodlarlarken; hep yaşamları yarınlara kaydederler… İşte onlardan biri olabilmek, gerçek insanın hakettiğidir… Yaşamı yazmak; yaşatmak!… İsteğimiz budur… Yaşatmak ve yaşanmak!…

Oğullarım, analar; biz, siziz… İyi anlayın!... Biz, insan soyu olarak bu çalışmayı yapmaktayız. İyi anlayın!... Hazır olduğunuz zaman insanlaşacaksınız… Ama bugün insanlaşan, çok az insanlık var; iyi bilin!... Huzurla kalın…

Canlarım, ALTIN IŞIK, yaşama inmiştir. Biz o IŞIK olarak kodlamalara başladık. El girdaplarından güç çekmeden; kulluk yaptık!... İlim yaptık!... İtibarı yoğun olanları kodladık ve kontrol kurduk!... Biz, o ve o, biz!… İşte bu!…

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

27.0CAK.2018 TARİHLİ SU 21
AV.NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ 3. AKIŞ – 1. BÖLÜM

Dert değil dünya canlar!... Dert değil… Dilimiz dürümlerimizde bütünün kübrası… Ama biz insan soyuyuz!... Kili kumdan, bizi bizden ayırmaya kalkanlara dünya dediğiniz bu planet kodlayıcı olamaz ama biz mutlakız ve kutsal insanlığız… 
Her dürümde insan soyunun mutluluğu olsun diye çabaladık… Kulluğun dürümlerinde kelama halik olalım diye çabaladık… Kaynak dışı bilgilerin kürzi kapılarda kusursuz İslam oluşturmasını istedik… Dünyanın öz gerçekliğini hak ettik ve anladık…

Dedik ki “Allah ilmi verdi…” Ama insan kelamı hak etmeli ki, ilmi anlayabilsin… Ve dedik ki “Maya mutlaka tutacak ama toprak toplumu tohum olmalı ki, kulluğu kaleme indirebilsin… 
Başlangıçta insanlık kendini dinleyemiyordu… İnsan kuran olamamıştı henüz… HENÜZ AKIL KAYNAK OLUŞTURMAMIŞTI… Ve toprak toplum tohumlarını hak etmemişti… Ama beden almamız gerekti ve aldık… Kaleme ilmi indirmek gerekti ve indirdik… Et kemik olmak gerekti olduk… Nuru kuran yaptık ve ruhun kapısını açtık… RUH NEYDİ? İBRAHİM SOYUNDA DA OLAN BİR KONTROL KURANIYDI…

Bilir misiniz? Herkes herkesi anlayamaz… Ama cemaat cevheri cennette kelama inmişse, kendini anlar ve anlatır… 
Tok ama açı anlamalı!... Aç bilmeli yüreği, hak etmeli… Nuru hakim kılmalı… Ama ruh yoksa bunları yapmak imkanı yok ki…

Nefesiniz hep insan içindir… Yaşamınız hep insanlık içindir… Karanlık ilmin kulluğudur… Ama yol aklın yolu olduğunda, karanlık hakikiyeti dilleyebilir…

Sevgililer!... Rahman kapıları!... İnsanlık!...

Biz size sizi anlatıyoruz burada… Kültü KAHA olanları anlatıyoruz… Yaşamı hasat olanları anlatıyoruz… Muhammed Mustafa’nın kulluğunda, mutlak olanların hakim oldukları bir dürümde, ilmin kalemleri olarak bizler burada bütüne hizmetçilik yapıyoruz…

Nereden insanı aldık, nereye taşıdık bilir misiniz? Kaynaktan aldık, karanlıktaki ilmini dürümledik, mutlak kuran yaptık, toprağa tohum olup indirdik ve ruhun kalemi olmasını sağladık…

Nece konuşuyorum? İlimce konuşuyorum canlar!... Ben dünya diriliklerinde, kendi yüceliğimde, müktesip hak olan Medine’nin diriliklerinin kübra olan kelamından güç çekmeden, nihan olanın kalemiyle kodlama yapıyorum…

Rahman akıl tendeki akıl tınısındaki o yoldur… Bilir misiniz? “Hani nerededir Rahman” diye sorarsanız, kalemin kelamı olan o RAHMİ KALEMİN mutlak kuranı olan itibarlı olan, en ve boyun ötesi olan bir yaşam sayfasıdır o… Nerededir? Kelamdadır… Nerededir? Kaynaktadır… Neden oradadır? Türkiye dediğimiz bu yoğun çalışmada kontrol kurmak için buradan, oradan, her andan kodlama yapmaktadır…

RAHMAN DÜNYADADIR!... Bugün dünya dediğimiz bu yaşam sayfası bizi bize anlatmak istedi… “Çorba pişirin, o çorbaya bedel ödetmeyin” dedi… Yakışır mı insanlığa bedel? Biz insana hak kelam verdik canlılar… Hak kelam verdik… Nedir hak kelam? Halikiyetin kelamıdır… Nedir? Hak tınıdır… Nedir? Karanlığın tendeki nefesidir… Cevheridir… Ve dünyada çok özel gönderiler var bugün buraya… Çok özel gönderiler!… Nedir bunlar bilir misiniz? Çanın çalmasıyla birlikte yoğunluğun kontrollu olarak artışı ve toprağın toplumunun kodlamaya başladığı nefesleri bitişkenlikle dürümleyişi ve sorumsuz olanları sorumlu hale dönüştürmesi ve resimlerin en güçlüsünün yapılışı… Hangi resim? İNSANLIK RESMİ!... Ve bu bir yaşam kelamıdır… İnsanlık resmi…

Dünya üstü varlık toplumları bugün insanlığın resmini yapacaklar canlar… Nerede yapılacak bu resim? İNSANLIĞIN KELAMI OLAN İSTANBUL’DA!… Bugün biz buradayız… Ama bütüne hizmetçi olan herkes burada bugün bilir misiniz? Kimler yok ki meclisimizde? Haşim Ata bugün isim isim zikretti… Ve sizler zikrettiniz biliş kapılarındakileri… Hepimiz hepinizi dilleriz ama KİNİ KİM AŞARSA, BURADA O OLUR!... Biz bugün buraya Muhammed Mustafa’yı da kalem yaptık!... Biz bugün buraya Muhammed Mustafa’nın kulluğundaki kelamda HAKİKİYETİ DİLLEYEN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’Ü DE KALEM YAPTIK!... Biz burada durgun toprakların toplumlarını kodlayan insanlığı kalem yaptık canlar…

Kaynak dışı bilgi asla vermedik!… KERVAN AKILLA YÖN BULUR… Bilir misiniz? AKLIN BULUNMADIĞI BİR YAŞAMDA İLİM YOKTUR!... EĞER İLİM HAKİKİYSE, NEFES MUTLAK OLUR!... EĞER İLİM YOKSA, KALEM YOKTUR!... KALEMİN OLMADIĞI BİR YAŞAMDA, HUZUR DA YOKTUR!... BİLİR MİSİNİZ? HUZURU HOLOGRAMI AŞANLAR DİLLERLER… AMA HUZURU BULAN İNSANLIKTIR!...

Dünya dürümlerinde Halik olanlara mutlak olmak yaraşır!... Mutlaka ama mutlaka hakim olmak gerekir… Haz duyduğunuz ne varsa, hakikiyetinizde o var… Bunları iyi anlayın!... Ama haz duymadan hak olunmaz!… İyi bilin!...

Çanın çalması demiştim ya, çan ilmin çanıdır… Çan çaldığında durgun topraklar tohumlara kök gök olup inerler… BSUİ’nin yani BARIŞ, SEVGİ, mutlak umman olan UMUDUN ve imparatorluğun ilmi olan İNSAN sırrını dilleyenlerin her birinin yarına varması gerekir… YARADAN ALLAH’IN İLMİ AMA YARATTIRAN İNSANDIR!... BUNLARI İYİ ANLAYIN!...

Kimse “Ben Allah’ım” demez ama iyi bilin ki, ALLAH HEPİNİZİN YOLUDUR!... O YOL MUTLAKTIR, O YOL KUTSALDIR… AMA SİZ OLANDIR O YOL!... Bunları iyi anlayın!... “Ben Allah’ım” demeden ama aklın kalemi olup “Ben Allah ilmiyle dürümlendim” diyen, kin ve nefreti aşan biliş kapıları masamıza oturur… Bu masa ruhtur, bu masa kurandır, bu masa kaynaktır, haz duyulan ve biz olunan bir yarındır… BİZİM İÇİN DÜRÜMLERE İNMEK KOLAYDIR… 
Eni onca kodlarla tohumlanan bilişin boyu kodlanmışsa, ilmin kapısı hep açıktır… Ama biz o ilmi mutlaka kelamla dillemeliyiz…

“Çamura battı dünya” dediler… AĞIR YÜKTÜR ÇAMUR!... İlim kalemleri bunu iyi bilsinler… Allah’ın diri, kübrası, kültü olan ilim kapıları… Sizler neden som altın ışıklarınızı buraya indirdiniz? Bunun sebebi nedir bilir misiniz? Altın ışığın gücünü dürümlere çekmek ve bütünün gücünü dünya dürümlerinde dillemek… Sonra ruhun kuranı olmak ve daha sonra mutlak olmak… Ve sonra kuran olmak… Dünya dürümlerinde ekmek olmak… EKMEK İNSANLIKTIR!... Ve cennet olmak… Ve sorumlu olmak bütünden… Varlık boyutlarının kontrolunu kurmak!... Siyahtan mora ve mor kuranda Mikail olmak… Her ana varmak… Yaşamak ama yaşanmak… Samanyolu galaksisindeki bütün kötülükleri önleyici güçlerin dürümlere çekildiği bugün biz dünyadayız canlar… Hepimiz buradayız… Bunları bilin!...

Kim Allah’ın dediğini derse, Hak Teala’nın dürümlerinde onun yüreği vardır… KİM BEDENİ HAK ETMİŞSE, LÜTFİ KAPILARDA OCAĞI VARDIR!... KİM OKUDUĞUNU ANLAMIŞSA, KORUMA ALTINDADIR!... Hata yapmayın!... “Korumam” dedim ama kodların kontrol kurduğu bir dürümde herkes kendini koruyacaktır…

Başıma taç mı kondu, AŞKIM KONDU BAŞIMA CANLAR!... BAŞIMDAKİ AŞK İLİMDİR!... Bundan sonra ne yaparız? Önce dünya!… Dünya ötesinde başka bir dürüm… Ama dünya… Doğanın kübrası, doğanın yarını olan dünya… Ama bu dünya kontrol kurmadan, her insan kelama halik olmadan, biz olup bütüne kült olmadan yaşamı oluşturamaz!... YAŞAMI İLİM OLUŞTURUR!... İLMİ HALİK KILANSA İNSANLIKTIR!…

Ende, onda ve binde BİR TEK olmadan ümmi kapıları açmadan, kodlama yapmadan, tabuları yıkmadan yeryüzünün gözü olamazsınız… Gözün gözü de olsanız, özü de olmalısınız… Öz nedir? Ölüyü dirilten, her birimizi dürümlere indiren imparatorluğun kübrasıdır… Hani nerede imparatorluk? Başımızdadır… Aklımızdadır… Has ilmimizdedir… Cevherimizdedir… Cemaatimizin, cinni cemaatlerin örtüsünü örtme kültü varsa da, bugün onların da ruhlarını kontrol etmemiz gerekti ve ocaklarını yeniledik… Daha ötelerde kim var? İtibarı yüce olan bilişliler var… Hepsini kodladık… Yazı yazmadan, öz kökleri göklere ulaştırmadan muradımızı kodlayamazdık ki… Tüm yaşamları kodladık canlar burada biz bugün…

https://vimeo.com/253213019

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ



 

27.OCAK.2018 TARİHLİ SU 21 SİSTEM ÇALIŞMASI

PEKER SELÇUK ÖZ BİLİŞ

Burası doğanın Kuran’ıdır, dostlar...Bu masa ve masadakiler, doğanın Kuran’ını kodlar. Doğa, ilimdir. Ve kelama, kalem olarak, burada çalışırız. Arzı, arşa kodlar, aklın kalemi oluruz. Suya aklı koyar, Hakk’ın kalemi olarak murat ettiklerimizi hak eder, murat ederiz.

Kervan, kervanı kodlar. İlim kalemi tohumlar ve kodlaması yapılır. Böylece kodlananlar, insan sırrını dinlerler. “İnsan sırrı” ise dediğimizdir. Bizim kelamımızdaki sırdır. Her insan, biz olarak görevlidir.

Su ne ki? Su her şeydir. Su, mutlak aşk kapısıdır. “Suyu arayan kadın” derler, ona...”Suyu bulan kadın” derler, ona. O kadın, kimdir, bilir misiniz? Suyu arayan kadın, Zemzemin anası, Hz Hatice’dir. .

Esmer tenli, soykırımdan köleliğe kadar çok zorlu deneyimler yaşamış kadın… Afrika’dan Filistin’e oradan Mekke’ye uzun ve birbirine eklenmiş hicretlerinden sonra bugünkü şehrin bulunduğu ücra ve sessiz sahraya gelmiş. Safa ve Merve arasında arzı arşa bağlayan levhi bir disk oluşturmuş. O kadın, Hz İbrahim’in eşi ve Hz İsmail’in annesi ve yüce varlık, Hz Muhammedin de büyük annesi.

Binlerce yılların ardından Hz Hacer’in koştuğu o yerde koşup, onun sakinleştirdiği yerde yavaşlıyor bugün Hacı Adayları. Hangi vadiden geçmişse, onun ayak izlerini takip ediyorlar. Haccın ana ritüellerinden biridir, bu eylemler… Hacer olunmadan, Hacı olunmuyor.

Zemzem, su, tıpkı Hz Hacer gibi görünmeyen bir levhi su. Su kaynağı, şifa kaynağı….Asırlardır çölün derinliklerinden fışkırıyor...Bitmeden, tükenmeden bir levhi serinlik veriyor, sırlar fısıldıyor, insanlara, anlasınlar diye!

Üzerinde ot bitmeyen, ağaç bitmeyen, tarım yapılamayan sert coğrafi koşullarda, granit kayalıklardan, taşlardan oluşan bir vadide, bir şehir kurulan, şehirlerin anası olan bu eski sahranın, dünyanın büyük ticaret merkezi olan Mekke’nin, Mekke olmasını sağlayan Zemzem yani Sudur.

İpek baharat ve altın yolları, Mekke’de birleşiyor. Hz İbrahim’le, Hz İsmail, baba oğul yaptıkları, Eski Ev yani KABE insanlara geldikleri ve geri dönecekleri cenneti müjdeliyor…. “KABE” iskan olduğu kadar, yaşanan yer olduğu kadarda hafıza ve bilincin ve bilişin imkanı ve mekanıdır….Arşla arzı birleştiren ana eksen, levhi bir eksen.

“Mekke’nin anahtarı, Hz Hacer’in belinde dururdu” der, menkibeler...O, şehir kuran bir kadındır. O suyu, zemzemi bulan, kadındır. O Azizedir. O suyun kapısını açtı, suya indi. Sonra Hakk’ın kapısını açtı…Hakk’a vardı...Bütüne hizmetçilik yapanların anasıdır, O.. Yüce dağları taşır. O ve biz insanlığı omuzladık, taşıdık, taşıyoruz….Sayısız ilim yaptık, ilmin kapısı olduk.

Su ne ki? Su; her şeydir. Su mutlak aşk kapısıdır. O kapı, Zemzemi bulan, suyu bulan O kadının, kapısıdır. Bizler, bu kapının kullarıyız. Merdiven dayadık, bu kapıya!...Merdiven, ilimdir.

Biz, merdiven dayarız ana, arkaya ve yarınlara….Çünkü yarınlara giden, o levhi yolun, yolcularıyız.

İşte Bu Meclis, Uzakların Meclisidir…Suyu bulan, O Aziz, Kadınındır..

Aha!..İşte bu!

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

 

27.01.2018 SU 21
AV. NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ 3. AKIŞ 2. BÖLÜM

“Kaç insan dünyayı korur” diye sorarlar. Tanrı derki;“ilimdir koruyan, insan biliştir”, sadece biliştir insan… İnsan bilişi, bir tek kelamda kodlandığında; insanlık korur dünyayı.

Korunmalı mıdır dünya?... Herkes herkesi korur ya hani, hani ben onu korudum denir ya hani, ben tüm insanlığın kontrolünü kurmasını bekliyorum. İnsanlık kendi kontrolünü kurarak Halik olacak ve kalem olacak.

Ben, sözünü ettiğim bilişin kelamıyım sadece ama o biliş bütünün bilişidir canlılar. Kimse kimsenin örtüsünü örtmez, kimse kimsenin yolunu kapatmaz, kimse kimsenin kaynağını kurutmaz. Ömür, öz görçekliğimizdir bizim ama ömürün görçekliğinde geri dönüşümüz olacak. Ömür sonlanır geri çekiliş olur. Çeker miyim yüreğimi dünyadan? Hakta Alanın diriliğinde dillenen bilişim her anda var ya… Çeken, çekilen yok burada. Ben andayım canlar, Hakta alanın kulluğunda tüm zamanlarda olanın, çekilişi geçişi yoktur. Unutmayınız ki; biz bizi bizde dillerken her birimiz hepimizi dilleriz bu mecliste.

Çoban insan arar dünya insanlığı, çobana gerek mi var? Asla!... İnsan insanlığını hak ettiğinde çorbası dünya çorbası olur ki; o artık tüm yaşamların kulluğunda kendinden öte kendi olur. Bunları nasıl anlatsam bilmem ki…

Birileri birilerinin yüreğine inecek ve onlar onları kodlayıp kontrol edecek; öz gerçeklikte bu yoktur canlar iyi anlayın! Kimse kimseyi koruyup kontrol etmemelidir. Herkes kendini bilmeli, dilemeli, Halik kılmalıdır.

Saygılar sunuyorum hepinize… Barışın kalemi insan, hakiki insan biz ve biz tüm zamanları kodlayanlar; dünyanın hasatını yapanlarız.

Bugün dünyada insanlık kelam istiyor ama barış için kaleme gerek var. Hadi Suriye’yi kodlayalım!... Buyurun kodlayalım, diyelim ki “barış” ve biz diyelim ki “kaynak insan” ve biz diyelim ki “mutlak kuran ama hakiki insanlık”… Dünya barışını mutlaka kodlamak ve kontrol edip tohumlamamız gerekiyor. Çorba pişirdik, bu çorbaya ilmi koyduk; hadi insanı hak edelim!

Bizim için Allah’ın dediği, aklın dediğidir sadece ama ikmal tamamlaması gerekir insanlığın. Bunu hak edip var etmeleri için savaşlara ihtiyaç var. Ama savaşı kodlayarak, mutlak kuran yaparak öz gerçekliği tohumladığımızı artık o barışı dönüştürür, savaştan barışa dönüşür. Barış dönüşür yaşama…

İşte canlarım dirilikte bu var ve biz barış için hak kalemi kodladık bugün. Hadi barış isteyelim!...

Mutlaka, mutlaka oğullarımız koruyucu olacaklar ama biz korumayız insanlığı, insanlık hak etsin kendini korusun dileğimiz budur canlar!

Sorarlar neden diye? Bir kez daha söyleyeyim… İnsan Hakta Alanın kalemidir, o kendi olsun diye bekliyoruz. O hakim olsun diye bekliyoruz, o kervan olsun diye bekliyoruz, yoğunlaşsın insanlaşsın diye bekliyoruz. Onu biz koruduğumuz sürece ocağı olmaz onun, bunları iyi bilin!

Muhammet insana ilim öğretti, Muhammet kulluk yaptı… Öz gerçeklikti yaptığı, kodladı, kokladı, tohumladı kontrol kurdu. Verdiği bilgilerin tümünde ilim vardı ama onu anlayan kaç insan oldu?

Sorun bakalım anlatıldı mı yaşam? Hangi yaşamı dürümlerde dilledi insan? Kimse kimseyi anlamadı canlar.

Oğullarım, ben; doğanın gücünün dünyanın kültü olduğu bir dürümde, bütünün gücünü dürümlere çekebileceğine eminim. O güç mutlaka yoğunlaşacak ve bütünü koruyacak, doğanın gücü bu kesindir. Yoksa benim, senin, onun gücümüz değil; doğanın gücü! Ve o Mesihlerin ötesi bir levhidir.

Herkes Mesih ister, namaza dururlar kalem isterler, yarına varırlar akıl isterler, çarık çıkarmadan yolu bulurlar, kuran olurlar ama tohum olamazlar. Kini aşan elini öz gerçekliğe ulaştırabilir, kin aşılmadan öz gerçeklik hak edilmez canlar.

Burada durgun toprakların toplumları da var bugün bilir misiniz?!... Hepsi burada… Ve biz öz gerçekliği kodladık tümüne. Nurdur her biri, kurandır ama kolları kodlanmamış yolları koklanmamışsa aşk olsa da yüreklerinde hak olamazlar.

Ben dünyaya el uzatmam canlar, o bendir ben oyum; bunları da bilin! Bir tektir insan ama o bizdir… Ve dünyanın ruhu akıl, şükür şükür ki; dünya mutlaktır… Hepimizin yoludur akıl ama o yolu hak eden ümmetini tüme kodlayandır. Kimdir ümmetin!?... Akıldır!...


Harika bir dünya, aha ne güzel ama dünya mutlaka muktedir olsun istiyoruz.

Heyetler geldi bugün bu meclise bilir misiniz? Çok sayıda heyet var burada bugün. Hece hece okuduk dünyayı, öyle çok okuduk ki… Hepsine geçiş tahditi koyduk dedik ki; “insanlaşın da geçin”… Ve dediler ki; “yarat ki hak edelim”… “Yaşam insanlıktır” dedik, “dünyaya kök gerçekliği indirdik” dedik, oğul ben dünyayım diyen çıkmadı… Ama diyin ki; “ben dünyayım”…

Dünya demek, her insanda varım demek… Mutlak olmak ve yol olmaktır, hah aha şimdi ve biz siziz işte bu!

 

https://vimeo.com/253218196

 

24.OCAK.2018 TARİHLİ İMPARATORLUK (21)

AV.NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ 5.AKIŞ – 1.BÖLÜM

Dağlarım, muhakemeniz çok iyi. Bütüne Hizmetçilik yaptığınızı görüyorum... Buyurun, Altın Işığınızı göreve alın. “Bizler, size geçin” dedik. Gerektiğinde hakikiyetinizi de dilletiriz. Bugüne kadar, sizinle görev taşıttık, tüm sayfalara. Ve zaman kayıtlarında, sizinle birleşik ilmimizle, oluştuk.

Muhakemenizi biliyorum. İyi ve kötüyü de hak edip, dilleyebilecek, dürümdesiniz. Besteleriniz, hepimizin bestesi ve yüreğiniz, hepimizin yüceliğinde kodlanmış insanlık…. Ama toprağa inerken daha diri ve daha hakiki olmalıyız.

Merdiveninizin en aşağısına inmediğinizden yoğunluğunuz tohumlanmadı. Bu nedenledir ki en aşağıya inerek, yoğunluğunuzu tohumlamanız gerekiyor.

“Dünya, ölü bir planettir” diyerek başlayacaktınız ama gördünüz ki dirildi. “Yol kodlanamadı”, diyecektiniz. Bildiniz ki kodlandı. “Ummanlara kuran olacağım ama yolu yok” diyecektiniz, kök gerçek insan bildi ve dilledi ki “dünyanın ruhu var ve kodlanmış yoğunluğu var”.. O yoğunlukta yolu da var, kulluğa da var.

Su Altının gücü, burada bugün, biliyorum. Su Altı mutlak kaynağın ilmidir. Ve Su Altıyla, bitişken olan kelam, akıl kelamı olarak, hepimizin yoğunluğunda kuran olmuştur.

Önce dünya bizim için öz gerçekliğini kodlayacak ve son sözün söyleneceği güç kaleminde, birlik kapımız, insanlığın kelamıyla dinleşecek.

Kendi yolunuzda, olmanızı diledim. Kendi ruhunuzu, kontrol etmenizi istedim... Kendi yarınınızı, halik kılmanızı ve bitki, hayvan ve her bir yaşamı, hak etmenizi diledim… Az, öz değil bunlar, bilirim.

Amonların kulluğudur, insanlık ama toprağın toplumunu kontrol etmek, hepimizin yoğunluğundaki kodlanmış ilimledir.

Ekmeğinizi, hepimiz, kendi ekmeğimiz diye bildik. Yaşamınızı da yaşamımız diye bildik. Amonların kulluğunda mutlak kuranların kelamı olduğunda, bizler o kelam olarak her ana vardık.

Ala, vere çalışılır. Oh, ala!. Ama yolu bulduğunuz zaman olur, bu.. Alıp, verirsiniz... Ya elinizde göreviniz varsa ne olur? Bilip, verirsiniz. Bilmeden kelamınız, hakikiyetiniz, kodlanmaz…. Ve aldığınız yok, verdiğiniz yoktur artık… Artık bilişinizle mutlak kuran olursunuz. Ve müthiş bir ilim diriliği, devreye girer.

Biz, dünyayı kontrol için çalıştık. Kontrol dışı bilgi verilmedi. Çorba yaptık. O çorbaya, kalem koyduk ama her insanın yarınını da koyduk.

Merdivenimiz, insanlığa dayalıdır. Her insanın, kendi yüceliğiyle, bu merdivende, kuran olduğunu, öz gerçekliğini kodladığını ve ruh olduğunu biliyoruz.

Ömrüm, dünyayı kodlayarak geçti... Eminim ki bunu hak edip, söyleyecek kaç bin tane insan kodu mutlak kuran olup, dürümlere çekilebilir. Ama bunu yapabilen tek biliş, burasıdır. Bugün böyle ama yarın farklılaşacak, bu kesindir!.

Ellerinizi ellerim diye, bilin. Yolunuzu, yüreğim diye bilin. Koruyucu olduğumu da bilin ve kendi rüya boyutunuzdaki görevi, hak teknikle kodlayarak, insanlık için ilimle kelam olun... Muradım dünya ve benim, bu dünyaya, kodlanmış ilmim; muktediriyettir.

Kendimi, kendi yüreğimi dillerken sarf ettiğim çabayı bilin. Bugün burada yolum, tüm insanlığın yoludur ama yarın daha yüksek bir nefes bugün burada olanın gücüyle dürümlere, diri olup indiğinde, o nefeste, hepimizin yoğunluğu olacak.

Kardeşlerim, devinim hızlandığında yarınlar kodlanır....Eğer devinim hızlanmazsa, yarınlar kontrol kuramaz. Kontrol kuramadığında, kodlama olamaz ve olmadığında kodlama yaşam mutlaka biter. Bu kesindir.

Ve dünyanın efradı, hepimizin kelamı olmalıdır ki maya olabilsinler. Maya olabilmek için, kalem olmaları gerekir.. Hep söylerim, daha ne diyeyim ki? “Ben dünya ve dünya ben” diyerek şu anda, sevgiyi kodlayacak gücü, devreye alıyorum.

Ben dünya!… Bu dünya, arzın görevidir. Bu dünya, hak kıranı değil, hak kalemidir.

Sevgiyle, sizleri, yüreğimle kucaklıyorum, canlar.

Daha yüksek bir yaşam, sizleri beklemektedir. Ama bu yaşamı, hak etmeniz gerekir.. Eğer hak ederde, halik kılarsınız, yolunuzdakileri önünüzü, kimse engelleyemez. Yarınlara varmanız ve yolu kontrol etmeniz mümkün olur.

Benim İslam Dini için kelam olduğunu zannedenler büyük bir yanlıştadırlar. Ben insanlık için buradayım. Bu kesindir. Ve dünyanın ruhu olan insan mutlaka imparatorluğun görevini yapar.

Ve bu görevi yapabilmesi, kendini doğuma hazır etmesi anlamına gelir….Doğuma hazır olan, kendini hak etmeye hazır, demektir. Kendini mutlaka muktedir kılabilir ve kendi yolunu muktedir kılarak, masamıza oturabilir.

Bu masaya, görevi hak edenler, oturur. Bu masaya, hulusi kelam olanlar, oturur. Bu masaya, hakim olanlar, oturur. Et kemik olanlar, burada kontrol kurdukları zaman, kendi yaşamlarını kodlayabilirler.

Ecmalar, vardır, kelamda kalemdirler. Ecma, kelam ve Ecma, kalem ama nur kuranları da kodlama yapabilmeli, burada.

Korkmayın, düzeni kurduk. Bunun zorluğunu biliyorduk. Bundan sonraki dünya farklı olacak.

“Cennet” dediğiniz her şey burada mutluluk katacak, yüreklere.

https://vimeo.com/253283031
SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

24.OCAK.2018 TARİHLİ İMPARATORLUK 21,
AV. NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ, 5. AKIŞ 2. BÖLÜM

İnsana görevdir yaşam ama “dünyanın ruhu olan insanın gücü” her kesin gücüdür. Şikayetim yok dünyadan… Daha önemli bir bilgi vereyim:

Buraya kadar gelen kim varsa, buradan kendi yoğunluğunu kodlayarak çok daha ötelere de ulaşacaktır. Onların gözleri görecek, yüceliklerinde dürümledikleri bilişleriyle herşeyi bilecekler ve “zamanın rahman olan ilmi”nde mutlak olacaklar. Bizim için değerleri çoktur. Hepiniz göz olup görecek ve bileceksiniz zamanı… Hepiniz görev alacaksınız ve “doğal dünyanın kuranları”nı okuyacaksınız.

Çok önemli bir dünya çalışmasıdır burada yapılan ve burada yapılan bu çalışmadan kendini hak edip dilleyenler, halik oluklarını bilecekler ve yaşamları kodlayacaklar. Kontrol ettikleri her insanla korunacaklar… Ve sultanlık yapacaklar.

“Sultanlık” dediğim, “sel olup akmak” diye düşünülür. Sultanlık, “kelam” olup hakim olmak anlamına gelir. Başımda aşkım var benim… Hakikiyetim var ve tahditsizliğim var.

Beş gün, beş gece… Murad ettiğim herkesle “bilişin kaynağı”nı tohumladım. Beş gün, beş gece… Kuran’dan üstün bir Kuran’la kodladım dürümler. Ve her gün bir tek olup “mutlak” oldum.

Beş görev taşıdım: 
1: Levhi kapı oluş, 
2. “Yaşam Kuranı” oluş, 
3. Kodlanmış ilimle dilleniş, 
4. “Biz” oluş ve 
5. Maya tuttuğunda kontrol kuruş.

Bunları yaptım ve şimdi artık Saltanat’ın gözünün gördüğü kültlerle, biliş halinde baştan beri yapmak istediğimi yapacağım. Bu da “tahditsizleşmek”… Bunu yapmam görevimdir.

Tahditsizleşmek, herkesi hak etmek değildir. Hakkın Kalemi’ni kodlamak de değildir. Kendi nefesinle, kendi “Rahmi Kalemin”le muktediriyetini kodlamaktır… Ama muktediriyet “mutlak kulluk”la ve “kontrollü ruhi kayıtlarla” olacak. Ruhi kayıt, kelamın kalemindeki ruh olanın kaydıdır. Ve o kayıt hepimizin “yaşam kalemimiz” olacak.

Çark dönmekte analar. Bu çark “insanlık çarkı… ” Bu çarkın her bir sisteminde “bilgi kalemlerim” var. Bu çark, ilim dönemeçlerinde, “kelam kuranları”yla kodlanacak. Ve her bir dönemeçte kontrol kuracak… Her diriyle bilişi, “kalem” yapacak ve her dürümde “mutlak kulluk” olacak.

Sorumlu insanlık olmayacak… Sorumlu, kodları tohumlayan olacak ve sorumluluğun sonsuz sistemleşmesinde bedenli olanlar, kontrol edici hakikiyetleri “kervan” yapacaklar. Ve “dünyanın ruhu”, “mutlak kuran” olup, “kulluk” yapacak. Ve ziya olanlar, kendi ruhlarını “mutlak kuran” yapacaklar.

“Zemzem içtik” dedikleri görülecek insanlığın… Ve hepimizin içtiği zemzem, “insanlık zemzemi” olacak. Bundan öte bir ilim yoktur. “Ol” deriz olur. Bu, bu safhadır. Bunları iyi bilin.

Benim insana görevim, insanı kendine dilletmektir. Ve bugün insanı kendine dilletebildim. Kinin, nefretin sisteme indiği bir dünyaya, kelamı “kaynak” yaptım.

Çorba, ümmet olanların kulluklarındaki insanlığın çorbası… O çorbaya yarını koydum.

“Hep insan geri gelir.” diye beklenir. İnsan hep “gerçek ilimle” dillenir ve insan “biz” olup bütüne hizmetçilik yapar. Biz insan, insan “biz” olsun diye çalıştık.

Uzakların üzerindeki tüm zamanların, her birinin kübra olan kelamlarının, itibarı yoğun olanlarının ve toprağa tohum olanlarının bilişin kelamında “hasat” oldukları bir günde, bütün köklerimle bu dünyayı kodladım ve kokladım.

Ancak insan doğal dünyayı kodlar.

Ancak insan “tohi kalemler”le kodlanır. 
Ben dünya olan, hepinizin İzlanda’daki o yoğunluğundan öte bir yoğunluğu kodladım. Sualtı’nın Kuranı bugün İzlanda topraklarını tohumluyor. Sualtı mutlaktır ve bizimledir.

İnsanlığın kelama kalem olduğu bir günde, hepimiz insan soyunun kulluğunda, bütünün kübrasında kelama indik. İnsan sessizliğini kelamla dirilttik.

Hadi canlarım, kompozitörlük yapın dünyaya. Öyle çok çalışın ki dünya yoğunluğu artsın… Ama artan o yoğunlukta kodlanmış tükenenler de kontrol kursunlar.

Bizler düne göre çok daha güçlü bir “güç kalemi”yiz. Bizim için resmi çalışmadır yapılan.

“Kırana ‘kır!’” diyen değiliz ama kıranı kırmaya niyetimiz yok. Kesinidir.

Dünyanın ruhu insan ve tüm insanlık kök görevini kodladı. Kıran kırılmadan yerküre yenilenecek. Kesindir. Ve bunun içindir ki biz cemaate cenneti “cevher” diye dillerken, cemaatin cevherinde cana kalemi kodladık ki cehennemi hak etmesin diye.

Cehennem nedir bilir misiniz? kaçıp gittiğiniz “insanlıktır.” O insanlık size cehennem ve siz o insana kelam.. Ama cennetin cevheri insan her an… İyi anlayın ki cemaatiniz cennetin cevherinde “can olan ilmin kalemi”.

Canlarım, cehennemi “cennet” yaptık biz bu dünyaya. Herkes iyi anlasın.

Cehennem, “insanın cenneti” olacak. Şimdilik.

https://vimeo.com/253286784

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

 

27.OCAK.2018 TARİHLİ SU (21) SİSTEM ÇALIŞMASI

Gülden Zengin Öz Biliş

İnsanlık adına görev yapmaya talip olduk ve bedenlenip dünyaya indik.

Sonra dünyadan yaşamlar, hanlar ve hamamlar istedik ama dünya için bir şey istemedik.

Dünya bizden ne ister acaba? Tabi ki bizden “İNSANLIK” ister ve der ki;
“Sen sende göreceksin kendini, Cennetini, cehennemini.
Ne yarattın, sen sende?
YOKSA sendemi ararsın kendini..”

İşte, İnsanlık, birleşmektir, bütünleşmektir ve bu hal, İnsanlığın bilişidir.

İnsan, kendinden kendine bir sınav vermektedir.

Bir olmak, önce kendini kendinde bulmak, kendini kendinde görmek, var olanı açığa çıkartmak, sonra bütünün ayrılmaz bir parçası olduğunu bilmektir, sevmektir, saygı duymaktır.
Gizlemek değil, açık olmaktır. Söylemek değil, uygulamaktır, kendini kendinde yaratmaktır, var etmektir.

Yüreklerimiz, yaşamın sırrı… Her kim ki onu hak bilip, yola çıktı, kendiyle karşılaştı... O bir şey için yola çıktı. Yol, onu bambaşka şeyle karşıladı. Anladığında soyundu kıyafetinden özü ile karşılaştı.

Nereye gidersen, kime varırsan, kimde kiminle olursan ol….Hatırladıkların, yanıldıkların, eksik bıraktıkların tamamlanmalı.

Okudum, bildim, içtim. Her biri derin ve parçaları bir araya getirdiğim.

Hizmetim, yaşamla buluşabilişim. Ve o yaşamda, insana hizmettir görevim.

Ben dünyaya ses olmaya gelenim... Geleceği, geçmişe, bir edenim...

Özüm, sözüm, gözüm ve nefesim… 
Güneş oldum... Toprak oldum... Suya vuran yakamoz oldum... Ay ışığının şavkı oldum... İnsan oldum.. Sevgi oldum...

Bir de baktım "Ben, oldum, Biz, oldum...Ve Barış oldum. Ki o barış dünyanın Barışı.

İşte bu!..

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

SU (21/3)
27.01.2018

Kusur aramayın insanda; İLİM arayın!...

İnsana KELAM ederken; İNSAN SİSTEMLEŞMESİ’nde KERVAN olan BİZLİK KAPISI’nı açın... O olun!... O olduğunuz sürece; sizi, eli ile ve diriliği ile dürümleyecektir.

Beşer, şarkısında KERVAN’dır… NİSA, KELAM’ında, HALİK ve kodlanmış olanda; KURAN’dır. Ne var ki hasat yapması gerekir. Hasat için İLİM gerekir. İyi ki hak etti de İLİM yaptı.

Değerliler “RUHLAR MECLİSİ” olarak toplandık bugün burada. Bu MECLİS’te KELAM’ımız, kodlayıcıydı… TURKUAZIN NEFESİ, cevherimizde!…

Bize, “ESMA” dilleyenler vardı. Bizi “HASATÇI” diye dilleyenler de vardı… Bizi üstün görmek isteyenler çoktu… “DÜNYA” dedikleri bu planetin, İNSANSI olan yarınlarını, biz ile İNSAN’laştırmak istediler…

Buna, izin veremezdik!… Zira, İLİM, yaşam ile kodlanır. İslam Dini’nde de bu vardır. Eğer İNSAN, KELAM ile kodlanmışsa; kendini hak etmesi için İNSANLAŞMASI GEREKİR… İşte gerçek budur.

Dünyanın ötelerinde çok güçlü çalışmalar yapılır. Bu çalışmalarda, kodlamalar da yapılır ama yapılan çalışma, DÜNYA içinse; dünyanın da bu çalışmalara dahil edilmesi gerekir… Bundan sonra da böyle olacak bu çalışmalar!...

Dünya ötelerinde, birçok MECLİS vardır. Onların herbiri, bir MASA olarak “KONTROL ÇALIŞMALARI” yaparlar. Tüm MASALAR’ın herbiri, oğullarını kodlayabildiklerinde; TEK BİR MASA haline geçerler. Ve tüm MASALAR, KELAM olup dilleşebilirler…

O zaman YAŞAM KODLAMALARI, çok daha güçlü yapılır. Herşey, SES’le gerçekleşir. Burada yapılan çalışmalar da SES’le yapılmaktadır. HER SES, BİR KODDUR.

Tüm zamanların kodlanması için, TOHUMLAR’a gelen İNSANLIK; kendi yarını için de SES verir. BİLİŞ HALİNDE İSE, SESSİZLİK SESLENİR ama biliş yoksa, sessizlik dirilikleri kodlayamaz. Bunun sonucunda, kontrol kurulamayabilir.

Bizler, SESSİZLİK’i dillerken; hep DİRİ olup dilledik. Bu, bizim DÜNYA İLMİ’ni dilleyişimizdir. Bu, sonsuzlukta kodlanmış olan İNSANLIĞIN; YAŞAM KAYDINI KODLAMAMIZDIR. “BÜTÜNE HİZMET” denilen hadise budur.

Ölüm, İLİM’dir. Yaşam, İNSANLIK İLMİ’dir. Her biri ilimdir ama İNSANIN İLMİ, hologramın İNSANSI olanlardan aşılması sonrasında, kodlanmış olan yaşamıdır.

Bu yaşam ile herkes, KELAM’a varabilir… Bu yaşam ile TOHUMLAR, kontrol kurabilir.

Buyurun! Dürümlenin; diriliklerinizi kodlayın; İNSANSILAR’ı ilme kodlayın ve toprağa indirin ki HERKES İNSANLAŞSIN… DÜNYA ÖZ GERÇEKLİK’i, hologramdan ötede kodlansın.

Sevgililer, et kemik olan kim varsa, İLİM olacak. Biz, İNSANLIK olarak bunun için çalışıyoruz…

RAHİM’e KELAM; İNSAN’a KALEM; bize DİRİLİK!… İş budur!... Şimdilik!…

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

 

SU (21) SİSTEM ÇALIŞMASI

“Benim adım İslam.” Bunu dediğimde bana Hristiyanlığı ya da Museviliyi soranlar oldu. Onlara “benim adım İnsan” dedim. Her din Allah’ın değil midir?

Tünami yoğunlukta yaptığımız her şey bütüne hizmettir. “Bilgi” namazdır. Bildiğimiz her şey, kıldığımızdır. “Kabe” yüreğimizdir. Eteğine tutunacak çobanlar yok artık yaşamda… Canlar, korkmayın öksüz kalmadınız… çünkü biz varız.

“Herkes bir gün İslam olacak”… herkes bugün “insan” oldu canlar! Mesele insanlaşmaktı. İnsansılar insanlaştılar.

Korkmayın! Çünkü biz varız… Işıksız değilsiniz. Biz olan bu kara yoğunluk herkesi insanlık kelamıyla dürümledi ve kodladı. Öz gözsünüz canlar… bilenlersiniz. Bu mahrek esmaların ötesindeki bir yaşamı “İnsanlık İlmi’”yle dürümledi. O yaşam ki her anda var olan ilimdi. O yaşam halik-i hakk olanın kelamıydı… cennet burada canlar. O hepimiziz.

Kapkara bir yoğunluk ve o yoğunlukta zeytin taneleri kadar küçük ışıklar… işte onlardan biri de benim…küçücük bir ışıma ama ben kaynak yaptım ilme, temizlikler yaptım yüreklerde... göz açtırdım… korkmayın canlar siz biz, artık bir tek olduk!

Dünya vasiliği bitmiştir. Çoluk çocuk yok yaşamda, insan var! Tabuları aşın, örtüleri açın, geçin... Korunan kendini hak edemez canlar. Ergin insanın korunmaya ihtiyacı yoktur. O “ol” der ve oldurur. Artık “ol” deyin.

Sevgiyle,

Bahar Umurtak

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ


27.0CAK.2018 TARİHLİ SU (21)
AV.NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ 4..AKIŞ – 1.BÖLÜM

Ayıklayın toplumları... Ayıklayın hak ettiklerince dürümleyin... Sonra yoğunlaştırın ve toprağa tohum diye ekin... Akıp geçin ama hak ettiklerince dilleyin...

Haşr-ı Rahmi kalemde iş yapın... Aşkla yapın... Saygılar sunun Brüyer olan bilinç rahmine... Hepimizin yoğunluğudur o.... Bilinç üretim rahmidir " Brüyer..."

Ve bizler doğanın kuranlarıyız canlar... Yaşama inen bilişlileriz...

Kenani Kodlar vardır bilir misiniz?... Hepsi kelamı halik sayarlar... Ama yaşamı kodlayamadılar... Evrenlerin sessizliklerinde dillendiler, kasırga oldular... Yaprak yaprak okuduk hepsini de...

"Çayın demi" dediler... Ama çayın deminde levhi yoktu... "İlim" dediler... Kalemleri kodlanmmıştı... "Hakka vardık" dediler akıl tınıları yoktu... Çok huzur bozdular... Canlar çok!... Ve Kenaniler nefesi kaleme indirdiklerini düşündüler... Ruhlarında kulluk olamadı ve topraklarında teknik tahtid oluştu...

Bütün kötülükler insanın kendi yolundaki kaynak ilmin diriliğinndeki kısırlıktan doğar... Çok çok mutlu olduk canlar bugün burada olduğumuz için...

Çok mutlu olduk... Hulusi kalem ilmin kapısını açtı bugün burada ve murat ettiğimiz her bilgiyi hak ettik ve dilledik.

Daha önemli bir şey biz burada bugün kodlama yaptık.... Burada Ruhun Kuranı olduk... Ve huzurlu olduk...

Biz "Ol" dedik ilim oldu... "Ol" dedik yaşam oldu... "Oğul ben oldum" dedim... Dedin ki "hologramsın... " Oh alemlerin ilmi buysa ben yolda hologram da olurum dedim... Ve Dedin ki "oğul ben sende sen oldum..."

Hazır bir dünyaya, hakim olmaya gelen birliğim artık burada bütün kütlesi ile kodlayıcı olacak... Hacı hoca değil levhi kalem olacak burada... Ve biz burada tohum olacağız Anam... Çamur yoğuranlara çanta vereceğiz ve diyeceğiz ki çanı çaldığı anda kodla ki o tohum eken insanlık kodlarıyla bilişi kayıtlasın...

Besteler yaptık dünya için ama bestenin güftesi insandı... Yaşattık yaşattık yaşattık... Hediyeler dağıttık, dünya insanlığına... Dedik ki al hediyeni de halik ol...

Ve dediler ki hakka varan hakiki olduğu zaman; hakim olabilir... İşte olan budur canlar...

Sultanlar ben doğanın. Kuran'dan olan ve kültü olan insanı kodladım bugün burada... "Oğul ben dünya ve dünya ben" dedi bugün burada... "Unutmayın akıl insanın kelamıdır" dedi.. Ve dedi ki yaşam ilimdir... Hepsi hepsi dendi canlar bugün burada....

Fakih olmak için hakikiyet gerektiğinde; biz buraya gelip sessizce dilleriz yüreği ama dürümlerde insan kontrol kurmalıdır....

Uğultular var dünayda... Bunu da size anlatmak isterim... Hani dersiniz ya "ses" ama o ses uğultu olarak da gelir yüreklerinize bilir misiniz...

Biz nefes olanlar, bu sesi duyarak kök görevi tohumlamaya indik ve o uğultu tohum olarak mutlak kayıt yapabilsin diye...

Her ses bir diriliktir... Ama o ses mükafat da olabilir kodlayıcı, kırıcı da olabilir... Kontrol kaybettirir o zaman. İşte bu nedenledir ki bizler kodlayıcı olan bir sesi tohumlamaya indik buraya...

Bu meclisin kontrolu mutlak. Ama kodlayıcılar kök gerçeklikleri ile indikleri zaman bilişe o gün biz muhammi kapıların tümünde ilim yaparız.. Evim Allah'ın ilmi ie kodlanır ve yolum aklın kulluğunda bütüne hizmetçi olan bir yol haline gelir...

Ben dünya diriliğine bunun için indim... Kim Allah'ın dediğini der?... Diye baktım... İlimle tohumlamlananlar, aklın kalemi olup aklın tahtında bir insanlık yaptılar... İşte Allah ilmin kapısı oldu onların yüreklerinde...

Yüce canlar... Altın ışıklar, kulluk yapanlar... Asıl öz gerçeklik sizin yüreklerinizde ki bilgidir. Bunu anlayınız!... "Hangi bilgi daha yüksektir?" diye sordular bugün burada... İnsanın yüreğindeki bilgi en yüce bilgidir.. Bunu iyi bilin...

Diyebilirsiniz ki ama kitaplar gönderildi insanlığa.... Canlarım, muhammi kelamda kendini dilletdi... İseviler sessizce diriliklerde kendi yüreklerini dinlediler....

Ama dillenen insanlığın kelamı olmadı... Ve dünya hep onu durumlarına kodlayanları, onu yoğunluğuna kayıtlayanları dilledi...

Bakınız ne oldu?... Musa soyunu kodladı ama son sözünü söyleyecekken, kelamı kontrol edildi ve dendi ki sen sistemin kübrasında kendini dillemedin henüz... Ve doğanın gücüyle onu kontrol ettiler...

Yusufu bilirsiniz... O da kodladı... O da kodladı dürümlerde levhi kaydı ama yolunu kontrol etmedi...

İbrahimden söz etti Baba Peker... İbrahim Kare Küre değil insandı bilir misiniz?... Öz gerçekliği vardı onun da... Ama Hacer ile çocuğunu kontrol etmeye kalktı...

"Dince" dedi Baba... "Diri ilimce" dedi... "Ama hakikiyetçe" de dedi... Ve sonra doğanın gücü oluştu ve toprak onu kontrol etti... Soyunu kontrol etti... Toplumu kontrol etti.. Bilişi kodladı... Yaşamı kodladı...

Her bir peygamber, kendini dilledi hep... Ama yaşamı dilleyen yoktu... Bilir misiniz?... Muhammed Mustafa, okudu... Öz kökleri ile okudu... Öyle çok, öyle çok kodladı ki dürümlerini dilledi... Ve ben insanlık boyutlarının iimi ile buradayım dedi... Dedi de ...
Etki alanını genişlettiğinde mutlak kuranlar otağında kontrol dışı kaldılar...

Sokak insanı, anlamaz ilmi... Ona ilim diye dinletileni hakim olan alıp diller ama dinleyebildiğinde diller... Ve dünya durumu buydu...

Bir çok nefesçi geldi yaşama... Felsefi çalışmalar yapıldı bu meclis ile tüm zamanlarda. Bilir misiniz?.. Zaman sistemleşmesinin ötesinde bir çalışmadır burada yapılan... Ve bütün sessizliklerde hep bu çalışma vardı...

"Kuran insan" dedik... "Ol" dedik... "Oğul ben dünya" dedik... Ve hepsi dürümlerde dillendi...

Kardeşim etki alanı geçiş sayfalanışları yaptı... Her bir anda ki kutsal levhi bütünün kültü oldu ve yaşam sayfalanışlarında masmavi bir görev taşındı... Masmavi bir görev...

Öyle güçlendik ki!... "Dört gök sözcüsü" dediler. Kimdi onlar?... İnsansılardı hepside...

Biz insanlık ilmini dillemek istediler ama insansı olduklarından ilim kodlaması yapamadılar... Ve çok huzur bozuldu... Ve çok sonra dünya topraklarına din ilmi indi... Din iimi Kelamın halikiyeti ile indi..

İnsanın kendini dinleyebileceği bir ilimdi bu ve kontrol kuruldu...

https://vimeo.com/253220101

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

 

27.01.2018 SU 21
AV. NEZİRE SELÇIK 4. AKIŞ 2. BÖLÜM

Bu insana kendini anla diyenlerin ilmiyle kodlanmışlıktı. Ve doğan güç akılla doğdu…

“Koç” dediler, koç kestiler yaşam için ama insanın kestiği o koç kontrol kaybına neden oldu. Ziya olanlar kontrol kaybındaydılar, ziya olanların kaybı nefessiz kalışlarındandı. Kesilen o koç kontrol dışı ilmi kodladı ve yollarını çok çok özellikle belirtmek isterim ki kayda değer bir levhi kapıdır burada dinletilen, o yoğunlukta artık nisa kalemi kalıp bilgilerin dışında kodlama yapamamaktaydı.

Kalıp bilgi nedir bilir misiniz!?... Tabulardır, tabular… işte tabular oluştu. Ben dünyayı kodlarken “okuma yazma öğretmem” dedik bizler ve dendi ki “okuyan olacak mı sizi”? “Okunur bilgilerimizde evrenler sistemleştiğinde ve yaşam kültü kodlandığında her anda ilmin kapıları açılır ve herkes kendinden okur bu bilgileri” dedik…

Bu nedenledir ki söz, ses olan bu bilgiler her diride dürümlendiğinde yeşil denen o yoğunluk mosmoru kodladığında ve savaş sessizlikle dillendiğinde herkes kendini okuyacak dediğimiz o kalemde muhakememizle “ol” dediğimiz zaman öz köklerdeki güç dürümlere çekilir ve herkes kendini okur.

Bu ruhtur… Robotik timlerin çoğu bunları anlamadılar, bu ruhtur… Ruhun diriliğidir, her şeyin her şeyde oluşu ve seviyeniz çok iyi diye bu bilgileri açık verebiliyorum size.

Kil kumu anlayan insana biz yaşamı anlatamayız canlar… Kil yoğrulduğu zaman insanlaşılır diye düşünülür. Kin insansılığı kodlamak içindir ama insanlık yaşamı kodlayabilen, yoğunluğu oluşturduğu zaman kelama varabilir ve insanlaşabilir… Eğer insansı olanlara biz ilim vermeye kalkarsak, onların bu ilmi anlama imkanları yoktur ki…

Her insan kervandır, kelamı haliktir ama kodlama yapamadığında artık kendini dahi dinletemez. Bunca çaba nedendir? Aşkla has insanlık için çalışmak ve yarınlara varmak içindir.

Kıran, kırılan yok deriz ama kırılan kırandan kırar bilir misiniz!?... Herkes herkesde kırılır ve kıranı kırar ama kırılış kalem iledir. Sanılır ki elini Allah’ın eli diye dileyenler aklın kalemidirler. Hakiki insan hak olan insan, BİSUİ olur, barış olur, sevgi olur, imparatorluğun ilmi olan insanlıkla bilişir ve Halik olur.

Unutmayınız ki mutlu olabilmek için de hologramı aşmak gerekir. Kin nefret insanın kaynağında yoktur aslında bilir misiniz!?... Ama kaynağa varan ilimi hak ettiğinde, mutlak olduğunda bunları anlar. Eğer kaynağa varmışsa artık kilin kumun ötesidir zaten.

Biz altın ışık güçleri olarak bu çalışmayı yaparken, hazır olanlarla kodlama yapıyoruz. Hazır olmak şudur; insan olmaktır. Kim insansa buradadır, kim insan ilmini dilleyebilirse kendini hak edip dinletebilir işte bunun için burada sesleşebilir. Bizim canımızı, bizim yaşamımızı anlamaya gelene sözümüz yok ama bizi hak etmesi hakiki olmasıyla mümkün olacaktır…

Devamı 3. Bölümde yayınlanacaktır…

https://vimeo.com/253222193

Süper İnsanlık Realitesi

 

 

27.OCAK.2018 TARİHLİ SU 21
AV. NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ, 4. AKIŞ 3. BÖLÜM

Uğurlu günler, uğurlu yoğunluklar, uğurlu kayıtlar diledik herkese ama “şarkı, türkü” dediğiniz o yoğunluk, aydınlık da gözetebilir..

Medine merdivenimizdi ama biz Mekke’yi kodladık dirilikte… Sonsuzlaştık ve “mescit” dedikleri bir yaşama vardık. Neydi mescit? “Mescit” dediğimiz yaratıcılığın kelamı olan bir şarkıydı.

Şafak söktüğü zaman biz, o mescide vardık ve cevheri can olanları kodladık orada. Yoruldular bizimle çobanlık yaptıklarını düşündüler. Biz çobanlık yapmadık. Çantalarını kodladık sadece.
Ve Sualtının kulluğunda mutlak olmalarını, sahraya kayıtlı olmalarını istedik.

Hepimizin gözünde izinli bilgiler vardır. Gözümüzle biliriz. Yolunda oldukları o yoğunluklarda bu bilgiler ocaklarında dilleriz… Ve nur olmalarını isteriz.

“Keşkeler” var, bilir misiniz? “keşke olmasa… ” “keşke olduğunu anlasa… ” “keşke hak etse… ” kili, kum sayarız can biz o zor günlerde. Herkesin “keşkeler”ini aşmasını bekleriz, bilir misiniz? Kaçan kelamdan kaçtığını anlayamaz.

Olgun başakların seçimidir yaptığımız burada. Olmayanların toprakta tohumları olamaz. Kodlayıp kodlayıp tohumladıkları o yoğunluklara, “insanlık ilmi”ni öğretmek isterler. Biçareler… İnsan kendini dilleyene denir. İnsan yarını hak edene denir. İnsan “ol” diyene denir. Öz gerçekliğini hak etmiştir o… Nurdur o… Murat ettiği her neyse onu hak eder ve başarır.

Bizim için itibar, insanlıktır. “Kaçın dünyadan” diyenlere de söz edelim, söz ettirelim diye kodlamalar yaptık. Hepsi kırdılar, kırıldılar. Şansları var ki akılsız değildiler… Haksız da değildiler. “Kıran kırılmasın” dedik. Döndüler, öz gerçeklikleriyle ilmi anlamaya geldiler.

Batı ilimle kodlandı, toprağa indi… Tohumlandı, “İslam” oldu. Doğu insandı, kelama indi… Mahrek oldu. Hepsi imparatorluğun levhi kaydında insanlığı kontrol etti. Ve “dünya artık İslam oldu.” Kesindir.

“Dünya artık İslam oldu… ”

Bugün burada bu çalışmada kontrol dışı hiçbir bilginin verilmediği kesin olarak bilinecek. Kesin olarak masmavi bir dünyanın yolu açıldı. Düzen kuruldu canlar. Ruhumuz mutludur.

Ve doğan güç akıldır. Akıl artık tüm zamanların levhi kaydıdır. Her insan akılla çalışacak. Bu kesindir. Hiç kimse diğerinden İslam olmak için, insan olmak için, yücelere varmak için, icazet istemeyecek. Biliniz ki herkes kendinde olacak. Bütün amacımız budur.

İslam, insan… ve o insan muktedir ve o insan hakiki… ve o insan sır olan bilgiyi okuyabilir… O insan koruyucu. Niye korusun ki? kodladığında korur zaten. İyi anlayın. Ama “ben seni korudum.” diye oğullarını kontrol etmeye asla yeltenmez. Bunları iyi anlayın.

Kini aşar, Aklın Kalemi olur, muktedir olur ve “ol” der olur. Torba torba gezmez. Öz gerçekliği ile diller bütünü ve yolu kodlar.

Hey analar! “Asıl doğan güç akıl…” Bunu tekrar tekrar dinletmek isterim. “Asıl doğan güç akıldır.” Ve bu akıl, “muktedir akıl”dır.
Herkes kendini bilecek ve kendini dilleyecek.

“Din” dediğiniz insanlık, astral boyutların kulluğundan öte bir insanlık olmuştur artık… ama diriliktir artık o “din” diye bildiğiniz. O dirilik tüm yaşamların diriliğidir. Ve seviye seviye değil, hakiki hakiki diye ayrışacak insanlık… Her insan kendi “hakiki ilmi”yle dilleşecek.

Ve ben buradayım. Kili, kumu bilen insanım ben. Herkesi anlayanım. Az, özüm. Sözümde ilmim, yolumda kelamım, mutlak olan insanlığım ama ben nurum.

Ruhlar Kapısı olarak bu çalışmayı başlattığım günden beri buradayım. Burada oğullarım var. Kulluğumu tohumladığım insanlığım var… ve burada Mustafalar var. Muhammed ve Mustafa Kemal Atatürk… Biz onlarız canlar. İyi anlaşılsın. Biz onlarız. Ve onların kontrolünde değil bu çalışma ama onlarladır. İyi bilin ve onlar “Rahman” olanlardırlar. Ve Rahmi Kapılar’da “kelam” olanlardırlar. Özleri biz, gözleri biziz onların… Bizim için en ve boy değil onlar, yaşamdırlar… Yaşam ve yaratan olan levhi kaynak olanlar.

“Oğul, ben dünya” dediğim sürece Düzen’i kuran o… ben ruh olduğumda, kul olan Kuran olan o… “Rahmi Kalem’de itibar” dediğimde, Teknik Kalem o… o beden, insan.

Ha diyeceksiniz ki “yarı yarıya insan.” Asla değil, “insan”dır o. O Muhammed… O Muhammed Mustafa ve Mustafa Kemal. İşte bu.

https://vimeo.com/253223405

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

 

27.01.2018 SU 21
BERİL ÖZDOĞAN

Doğan gün doğudan doğar, her anda doğudan bilir misiniz!?... Doğudan başlayan, doğuda biten her ne varsa bitişken olan tüm zamanların ilmiyle kaleme iner ve yaşanır… Tüm kalemlerin tohumunda kodlanan yarınların mutlak zamanları dinlenir orada.

Doğu, doğan günün kontrol kurduğu insanlığın kelamıyla yaşamı sayfalayan gün ışığıdır. O ışık; kapkara, zifiri olan her yerde yaşamı ışıtır. Işıyan kendi karanlığında kapkara olandan doğan hakikiyetinde mutlak olan ışımadır…

Küçücük bir ışıma ama güçlü bir yaşam ve bu yaşam yaşatılan her anın mutlak hakim ve hak olan hasatçı kervanların sisteminden kayıtlanan ışık…

Her doğanda doğum halinde, karanlığın kapkara olan ışığı ve evet işte her yenide yenilenen bir tek yaşamın kuranı olan insan evet insan… İşte bu yoğunluğun birlik kalemi olan yücelik, sayfa sayfa sistemini kodlayan yarınların mutlak gözüyle sessiz sözsüz kalmayan diriliklerin kelama indiği şu an ve her an olan yaşam, işte insan… Varlık kodlamasında herkesin her şeyde muktediriyetiyle olma hali…

Ol dedik oldu işte bu; teklikte çokluk, çoklukta birlik, birlikte yaşam, anda kelam ve biz kelama inen kalemden kodlanan bitişen tüm zamanların ilmiyle kul olan insanlığız…

Yarınlar insanlıkla kodlanır, kodlanan ışıkta tohum maya olan insanın yaşamıdır ve biz o birlikte ve biz o teklikte rahim, rab ve rahman olan bir tek ışığın kervanında mutlak olan yaradan ve yarattığında yaşanan hak olanlarız…

İsmimiz kelam, adımız İslam, yoğunluğumuz insan ve yarınımız kuldan öte kul olan insanlığımızın yazdığı yaşamdır, işte bu!

Süper İnsanlık Realitesi


 27.0CAK.2018 TARİHLİ SU 21

Haşim Turhan Öz Biliş

Bismişah Allah Allah

…..Aradım gezdim cihanı divanelikten…..Hidayettir bize fazlı Hüdadan bu ilahi aşk meyi…

…..Hicran ocağında tuttuğumuz sırdandır…..Çağlamış çoşmuş durulmuş olsun suyumuz….Çoşar deli gönül misali deryaya Mecnun’a sahrada göründü Leyla, gördüğümüz güzellik hepsi Mevla’dan….Ne sen varsın ne ben varım birlikte varolan tek Allahtır……

….Su İlmi 21 Birlik çalışmasında İlmin kalemleriyle sualtının gücüyle aşkla kelâma gelip diri olan yüreklerde Hâkk katında Kırkların Ayn-ül ceminde cem olduk çok şükür yaradanın demine….

….Dünya değirmeninde Sevgi ırmağından ilim öğüttük beşeri alem için …

……..İlmimiz edep libasımız Kabe örtüsüdür……Seccademiz dünya toprağıdır……Zikrimiz Vedud Esmasıdır…..İbadetimiz Hâkk’ın birliğinde varolmaktır…..Muradımız barış, sevgi, umut dünya insanını sevgiye taşımaktır…..Ayrımız gayrımız yoktur Sultanlığın kitabında hepimiz biriz…

…..Uyandırılışımız İsrafil’in sura üfleyişidir……İlmimiz Mikail …..Müjdecimiz Cebrail…..Beden kabrimiz Azrail’dir…..

…..Narımız İbrahim……Nefs-i kurbanımız İsmail…..Asamız Musa…..Udumuz Davud……Mührümüz Süleyman…..Sabrımız Eyüp…..İktisadımız Yusuf….Çarmıhımız İsa….Gemimiz…Nuh…..Hazır ve nazırımız Hızır Aleyhisselamdır….

……..Işığımızın Miracı Muhammed Mustafadır……Zülfikarımız Şir-i Yezdan Alidir……Haydar-ı Kerrarın Yol turabıyız……..Şahı Merdan Ali’nin can bendesiyiz….Hasan ile Hüseyin’in yareniyiz….Gönül evimizin Cömerdi Osman…….İtikatta Sıddıkımız Ebubekir ……mazluma Adaletimiz Ömer’den…… Buyruğumuz Cafer-i Sadık…..

…….Teslimiyetimiz Asiye……Masumiyetimiz Meryem….Servetimiz Hatice…..Şifamız Fatma ana……Ana sütümüz Elif….Zeynep ananın Zem zem eliyiz…..

……..Üçlerin aşığıyız….Beşlerin göül durağıyız….Yedilerin gönül perdesiyiz…. Oniki imamların ikrarından Resul-u ekberiz……Ondört masumların niyazından rahm-ı rehberiz…..Onyedi kemerbestlerin harından ateş külüyüz….Kırkların darından ehlibeyt abanın tülüyüz….Yetmişiki Kerbela şühedesanın gerçek gülüyüz……

İkiyüzonaltı Nebilerin nübüvvetindeyiz….Üçyüzaltmışaltı Velilerin velayetindeyiz…..Binbir evliyaların silsilesiyiz…….Doksanbin Horasan erenlerin teslimiyetindeyiz…..Seksenbin Rum Anadolu erenlerinin tesbihiyiz…..Yüzyirmidörbin Hâkk erenlerin tesellisiyiz…..

…..Pir Ahmet Yesevi erkanında İnsan-ı Kamil tasıyız….Lokman Parende bilgeliğinde cahilin taşıyız……Hace Bektaş birliğinde Ali’nin tacıyız….Ledünümüz Muhidddin Arabi …..Kerametimiz Abdül Kadir Geylani……Ana Libasımız Veysel Karani….

…...Çöl Arslanımız Hz. Hamza ….Civan merdimiz Ebu Müslim Horasani….Mescid-i Aksa’nın Komutanı Selahattin Eyyub-i….Çift Kartalımız Selçuklu’nun Hükümdarı Alparslan ……Otağımız Kayı boyu Süleyman Şah Ertuğrul Gazi Serdarımız…..Hakanımız Fatih Sultan Mehmet Han….Gülbangımız, Fermanımız Hatay’ımız Şah İsmail ……..Kaftanımız Yavuz Sultan Selim…..Padişahımız Kanuni
Sultan Süleyman ……Kaptan-ı Deryamız Pir-i Reis….. Uçan Kuşumuz Hezarfen ….Gezginimiz Evliya
Çelebi….Alperenimiz Yeniçeri Ocağı… Mehteren marşıyla Kösler döveriz sancaklar çekeriz arş-u âla’ya

……..Güneşimiz Şems……Semahımız Mevlana…..Eşiğimiz Tapduk….Dervişimiz Yunus….Zanaatkârımızın Pir Ahi Evren….Ekmeğimiz Somuncu Baba….Okumuz Abdal Musa……Gözcümüz Karaca Ahmet….Dergahımız Şahkulu ……Dedemiz Veli……Bendemiz Yedi Ulu Ocak……

Nüktedanımız Nasrettin Hoca….Hızır-ı Şerifimiz Saru Saltuk Baba….Mısırda ki Abdalımız Kaygusuz…..Sultanımız Hubyar……Virani, Yemini, Fuzuli, Kul Himmet….Yedi ulu ozanımız….Darımız Hallac-ı Mansur…..Derimiz Seyyid Nesimi…..Sazımız Pir Sultan……Sancağımız Harekani….Velimiz Hacı Bayram Veli……Mısramız Niyazi Mısri……Erenimiz Cüneyd-i Bağdadi, Hasan-i Basri……İsyanımız Şeyh Bedrettin…..Ozanımız Aşık Veysel……
Vatanımız Dünya Toprağı….Bayrağımız Gök kubbe…..Bu gök kubbe altında yaratılmış her can bizim sevdamızdır……

…..Sura üfleriz Aborjinlerle, çadır kurarız Kızılderililerle… Tengürüler çalarız tütsüler yakarız Şaman canlarımızla….Tibetlilerle Everest de en yücesinde dualar okuruz…..Buda dervişimizle nirvanalarımızı yaşarız……Hindu canlarla Ganj’a güller bırakırız Tanrı Şiva’ya….

….Dört kitabı okuruz Yedi iklim çar köşede……..Havrada Kabalist Haham canlarla gözyaşındayız….Vatikan Katedralinde Aziz ve Azizanlarla ayindeyiz….Kabe de ki mescitte İbrahim’in gönül hacılarıyla tavaftayız……Mescid-i Aksada seccedeyiz….Ayasofya’da dört melekle birlikte ibadetteyiz….Kırkların ceminde Muhammed Mustafa’nın gülleriyiz….

……Atlantis, Mu, Si,Zi kapılarından Akdeniz’den Kıbrıs’a yüzen Yunuslarız…..

Babil’in Asma bahçelerinden ,Mezopotamya’dan, Harrandan, Göbeklitepe’den, Hattuşa’dan, Sümerler’den, Kibele ana Tanrıçadan, Delphi tapınağından, Efesten….. Gılgamış destanlarından Dede korkut ile uçsuz buçaksız bozkırlarda Tanrı atlarını sürer geliriz……

….Uhuddan Bedir’e…..Bedirden Kerbela’ya…..Kerbeladan Çanakkale’ye…..Trablusgarb’tan, Kore’den, Yemen’den, Sarıkamış’tan, Kutul Amereden Balkanlardan Kıbrıstan Kocatepe Anafartalar da cephedeyiz Serdarımız Mustafa Kemal …..İstiklal Marşımız Mehmet Akif Ersoy’dan…..Çanakkale de dizine kement bağlayıp nefsine gem vurup şehit düşen Mehmetimle koyun koyuna yatan Anzakları bu vatanın toprağına emanet alıp analara ikrar veren Mustafa Kemal’in askerleriyiz….Şehitlerimizin velilerimizin, Resullerimizin, Erenlerin, Dervişlerin, Dervişyan-ı Bacıların….. Aziz ve Kadim ruhları için kutsal dualarımızla örttük dünya toğrağına barış iklimini getirdik….Sevgi iklimi Anıt Kabirde yeniden doğarız güneş gibi bu dünya toğrağına….Hakim olsun tüm canların yüreğine…..

… .Gönüller birliğine evliya keremine gerçek Hâkk erenler demine devranına …..Gök Kapılarının Himmetine….Su İlminin sırrına Mustafa Kemal’in Serdarlığına Aşkımız Hâkk aşkıdır…

Hâkk aşkına Huu diyelim Işık Can Erenler……..

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

 

 

 

 

 

 

 
  Bugün 30 ziyaretçi kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=