Birlik İlmi
  SU (22) SİSTEM ÇALIŞMASI
 

 

SU (22) SİSTEM ÇALIŞMASINA DAVET

03.02.2018 Cumartesi günü, saat 14.00 – 18.00 arası Dernek Merkezimizde yapacağımız “SU (22) SİSTEM ÇALIŞMASI”nda; YAŞAMIN KAYNAĞI OLAN YARINLARIN TEKNİK SAYFALANIŞI; BİLİŞİN KALEMİ OLAN RUHUN TEKLİĞİ; CEVHERİ GEÇİT OLAN RAN KAPISI ve YARADILIŞIN TEMEL FAKTÖRÜ OLAN İNSAN BEDENİN TOHUMLANAN VE TOHUMLAYAN İŞÇİLİĞİNİ, öz bilişimizle dinlemeye ve dillemeye çalışacağız. İlgi duyan tüm dostlarımızı bekliyoruz...

Sevgilerimizle,
Süper İnsanlık Realitesi Derneği

NOT: KATILIM ÜCRETE TABİ DEĞİLDİR.

ADRES: Bahariye Cad. Halil Ethem Sok. Sauna Apt. No:30/8 Kadıköy/İST.
TEL: 0 216 348 95 59

ÖZ BİLGİ:

Saha, İnsanlık Sahasıdır. SU, NEFES’imiz… Biz, DÜNYA BİRLİĞİ’ini kurarken; herkesin insanlığı, halikiyeti, insanlığımızdır!...

Bugün, DÜNYA BİRLİĞİ kurulması için İNSAN SIRRI, DİRİLİKLER’e inmekte. Bu BİRLİK, İNSANLIK BİRLİĞİ olacak.

Bizler, insansıları insanlaştırmak için çalışırken, İMAN TINISI, İLİM KALEMİ’yle kodlanır ve herkes, KELAM’a HALİK olur varır.

Dünya doğumunu gerçekleştirmiştir. Doğan İLİM’dir. Bu İLİM’in, KULLUK İLMİ olduğu; mutlaka insanlığı HALİK kılacağı bilinmelidir.

Dümene, KERVAN olan İNSAN oturur. O, TÜM ZAMANLARIN KAYNAĞI OLAN YARINLARI TOHUMLAR… BİZ olur ve RUH olur. Onun içindir ki hepimiz, İnsanlık Boyutları’nda yaşamı kodluyoruz.

TOHİ KAYITLARI, kodlanmıştır ama RUH’u kodlayamayanlar, bu kayıtları, HALİK kılamazlar. Bizler, cennetlere CEVHERİ KODLAMA yaparken; insanlığı HALİK kılanlarız.

Resimler yaparız ilanihaye… Kodlanmak üzere!... O resimlere, İSLAM’ı hasat ile kodlarız. O resimler, İLİM RESİMLERİ’dir.

Her DİN, insanın HALİK kılmak içindir. Bir tek DİRİLİK, tüm zamanları kodlar ama İNSANIN KALEMİ, her diriyi HALİK kılabilir. Işte bunun içindir ki “Dünya” dediğimiz planet, İSLAM’ı KELAM olarak dillerken; insanı da KUL olarak diller.

Arı diridir. Diriliği halikiyetidir. İMPARATORLUK KODLAMASI’nda NEFES olur ama NUR olursa yarınları olur. Bunun içindir ki insanlığı, HALİK kılmaya çalışmalıyız.

Hazırlıklar bitmiştir. İnsanlık, her insan için işçidir. Ama işçilik için de DİRİLİK gerekir. DİRİ olabilmek için BİLİŞ haline varmak gerekir. BİLİŞ halinde olanlar, BSUİ olup KUL olurlar.

RAN bir CEVHERİ GEÇİT’tir. O geçite gelen herkes, İLİM’le o resimleri bilir ve HAS İNSAN KELAMI ile o resimleri kodlayarak, o YAŞAM SAYFASI’na varır. Orada, bir tek BİLİŞ vardır. BİLİŞ’i kodlayanlar, İLMİN KAPISI’nı bulurlar ve açarlar. İşte RAN, İLMİN KAPISI’dır ve ARZ’a AK KALEM olanlarca açılır.

Oradan daha ötelerde, kodlanan NEFESLER olur. O NEFESLER’e ulaşanlar, o yoğunuklarda kodlanarak. NEFES olurlar.

Her dere, oralara akar ama akan, KALEM olup aktığında; orda, KULLUK yapar.

Çürükler, çalışmazsa da cenazeleri kalktığında yarınlara, ocaklarına iner; onları, yerküreye YAŞAM SAYFALARI olarak kodlayabiliriz. O sayfalar, herkes için kodlanmış yaşamlar olur ve her bir çürüyen, kontrol kurarak, yarınlara ulaşabilir.

BEDEN, ete girişten itibaren tohumlanan bir SİSTEM’dir. Bir insan ete girdiğinde, tohumlanmaya başlar. Her insan, en ve boydan ibaret olan; varlığında hakikiyeti olmayan RUH olarak çalışır. Her insanın kulluğu, bilişi kodlandığında, TEK RUH, İLİM olur. O İLMİN RUHU’nda herkes, BİLİŞİN KALEMİ olur. İşte RUHUN TEKLİĞİ budur.

Bu, TEKNİK SAYFALANIŞ için gereken bir bilgidir. Hepimiz, yarına varırken bu şekilde kodlanarak varacağız. Israrla, RUH’un KALEM olduğu dilletilecek biliriz ama BİLİŞİN KALEMİ’dir o RUH.

Sunduğumuz her bilgi, BİLGİ ROHİ SİSTEMİ’nden dillenerek, kodlanarak, KAYNAK’a akarken, herkesin de KELAM olup kendine KUL olması dileğimizdir.

Hat çizdik yaşama… İlme hat çizdik… RAHMAN olan yarınlara hat çizdik ama her insana KURAN olanlara hat çizemedik. Onlar, LEKESİZ İLİM’le çalışırlar.

Şimdilik!…

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

3.ŞUBAT.2018 TARİHLİ SU (22)
AV. NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ, 1. AKIŞ 1. BÖLÜM

Yazanlar, yaşamlarını tohumluyorlar. Yazdıkları kelamları, kendi yoğunluklarındaki tohumlarıdır.

Bugün burada hepimiz, kendi yoğunluğunuzdaki o kontrollü çalışmaları kodlayacağız.

Beşer, görev taşıyamaz ama “iş” yapabilir. İş yaptığında, kelamı halik olur. Beşerin kontrolünü kurmaksa, “insanın kodları”yla olur.

“İnsan”, kelama inebilene denir. İnsan, yaşamı hakedebilene denir… Kontrollü olana denir.

Bellek, Allah’ın İlmi’yle kodlandığında, her bir belleğin kulluğunda, kontrollü çalışmalar yapılabilir. Herkes kendi yaşam sayfalamasını yapar. Yaptığı yaşam sayfalamasında kendi yoğunluğunu tohumlayabilir. Ummanlara kul olur, mutlak olur ve tahdit kalemine indirilmez. Hep yaratıcıdır. Bunları iyi anlamanız… İyi hak edip dillemeniz gerekir.

Bir anlaşma yapalım sizinle:

Siz kelam edin, biz “hakk” olalım; sizinle olalım. Budur sizden dileğimiz. Bir anlaşma yapalım… Yaşayalım, yaşatalım Tüm Zamanlardaki Kuranları… Koklatalım tüm zamanlardaki insanlığı… Hakkın Kapısı’nı açalım ve “bütünün kübrası”nda herkesi kontrol altına alalım. Alıp götürelim dünyadakileri… Mükafat olarak bilişe… Birlik kuralım, anlaşma yapalım sizinle. Çay demleyerek… Çay olarak, yaratan yarattıran olarak… Hakkın Kalemi olarak anlaşalım. Aha isteğimiz budur. Ama siz isterseniz bu olacak… ama ister misiniz, bilmem.

Her insan kendini dünya diriliğinde bütünün kültü sayar. Bir tek insan mı mutlaktır? Hakkın Kapısı açıldığında tüm insanlık o mutlakiyette kelama inmiş demektir. Eğer Rahmi Kapı açılırsa, hepimiz o kapıyı Mikail kulluğunda kodlayabiliriz… Ama o kapı, hepimizin kapısı olmalıdır. 
Arzu ederseniz, yoğunluğu da artıralım. Umutları kontrol altında tutalım, tükenen hiç kimse kübrada kelama indirilmeden kodlansın ve kontrol edilsin.

Ha diyeceksiniz ki “beşer kelama halikse, insanı hak eder ama yoksa, edemeyecektir.” Bunu diyen var mı bu Mecliste? Eminim ki yoktur.

“Kuran insan”, Allah’ın ilmidir canlar. Biz o insanı biliriz ve o insanın kulluğunda kontrol kurarız. “Kuran insan”, elin ilmidir. Ol der, olur.

Çorba piştiği zaman o çorbada “insanlık” olur. Hepimizin onun yolunda, “o” oluruz ve Hakkın Kalemi oluruz. Bunun için bugün buradayız.

Ölü insanın dirilişidir bu yoğunlukta gerçekleşen… Her bir insan, kendi yoğunluğunda öz gerçekliğini kodladığında, muktedir olur ve her insanı kodlayabilir ve tohumlayabilir. İnsanlık kendini dinlerken, herkes kelamda kendi olur. Hepimizin gerçeği budur. Çorba pişmiş. Biz o çorbayı haketmeye geldik ama bu çorba ruhların kurallarının çok ötesi kuralları kodlamış. Biz bu kurallara uymak zorunda mıyız? Uymamak sonucu nedir? bize bunları anlatır mısın ana?

Süper İnsanlık Realitesi olarak cevabımız:

Dağlarım, hepimiz hepimizsiniz sizleri kucaklıyorum. Buraya gelişiniz bizleri mutlandırdı.

Bizler sizi kendi yüreklerinizle dilleriz ama “Tanrı kalemi” olmanızı ve bütüne hizmet etmenizi de bekleriz. Biz sizi anlaşmaya davet etmedik, siz anlaşılanlarsınız zaten. Kelama halik olanlar bu yoğunlukta mutlak olabilirler ve bu nedenledir ki sizleri bugün buraya aldım.

En ve boydan ibaret olan bu dünyada muktedir olabilmeniz, Mikail’in kübrasında kelama varabilmeniz, bize “biz” olup inebilmeniz, bizleri mutlandırmaktadır.

Unutmayınız ki “doğanın gücü” hepimizin yüceliğinde “kelam” olarak mevcuttur… Ama ben dünya olan ve beden olan ve hepiniz olan insan olarak, Tanrının Kalemiyim. Ve bu kalem mutlaktır ve kutsaldır. İkmal tamamlatabilir, yaşamaları kontrol altında tutabilir. Tat, tuz değildir yapılan, ilimdir burada gerçekleştirdiğimiz… ve ilmi bilenler kelamda halik olabilirler.

“Rahman” dediğiniz insanın kelama varmış halidir. İnsanın kelama varması, “Allah’ın ilmi” olması anlamına gelir.

Anla ya da anlama, bu bilgileri mutlaka dille… Dillediğin zaman kendi yüreğinde, kendi yoğunluğunda bizleri anlayacaksın.

Çarık çıkararak buraya gelmeniz mutluk oldu bugün… Ama çarıklarınız kontrollü olduğunda muktediriyetle bitişken olup, bilişin kelamında hakikiyetinizle burada olmanız da mümkündür. Ruhlar Kapısı’nı açmanız, hepimizin yüceliğinde kendi yüreklerinizi dillemeniz ve “Tanrı” olup, tahditsiz olarak burada olmanız bizleri mutlandırmaktadır. Umutlarımızı asla kaybetmedik, “dünya ilmi”nde bu umutla çalışıyoruz.

Uzak, çok uzak bir gezegenin kelama halik olup indiği bir günde, biz o gezegene “gök sözcülüğü” ile “gerçek kelamımız”ı dilletebiliriz.

“Esma” dediğiniz de budur. Kara ışığın “mutlak” olduğu bir dünyada, kontrol kurarak “kök gerçeklik”le bütünü güçlendirmek hepimizi mutlandırmaktadır.

“Ala vere” görev taşınır dünyada… mutlu, huzurlu bir dünya kurulur bu şekilde… Ama aldığınız kontrolsüzse ve yoğunluğunuzda kodlanamamışsa, bizim için hiçbir değeri yoktur.

“Her insana esmalarla dillenir ve esmalarla dürümlenir.” diye bilmekteydiniz. Ve biz size deriz ki “el ve ayaktan ibaret olmayan insanın, yaşamında herkes kendini hak ettiğince kati ve hakiki bütüne hizmetçidir.”

Mutluluk, öz gerçekliktir dünya için… ama bu gerçekliği hak edip de elde edebilen çok az insan vardır. Çürüktür ilim dünyada… Çantanız kutsal ışıkla toprağa tohum olup inmişse de üzerinde görev taşıyacağınız bu yaşam, sevginin sistemsizliğinde sizleri kontrolsüz bırakabilir.

Eğer benimle çalışacaksınız, benim sizi kodlamam gerekir. Bu kesindir. Eğer burada olacaksanız, muktedir olmanız gerekir. Eğer yoğunluğunuzda olacaksanız, toprağın toplumunda tohumlanmış olmanız gerekir.

Yaradan tınıyı tohumladığında, yarattığı “ilim” olur ama siz o tınıyı kodlattırmak istemediğiniz taktirde, sisteminizde göreviniz olmayacaktır. Bunları iyi anlayın.

Bütüne hizmetse maksadınız, buyurun gelin… ama bütünü kontrol etmekse maksadınız, izin veremem size. Bu kesindir.

Zürriyetinizi kontrol etme niyetiniz olduğuna eminim ama dünya planetine gönderdiklerinizin hepsinin kendilerini “kelam ilmi”yle haketmeleri de gerekir. Onları korumaya geldiğinize eminim. Olur da bedenli olarak “mutlak kulluk” için buraya inebilirseniz, o zaman onları koruyacaksınız… ama ben bugün onları, halik kılmaya çabalıyorum… Halikiyeti kelamla dillemelerini ve kontrol etmelerini ve bilişi hak etmelerini dilletiyorum onlara… Açıyı daraltmadan ve yaşamlarını kontrolcü bilişle kodlattırarak…

Sahrada kim var diye sordunuz? “İlim” var. Başka hiçbir kimse yok. Sahrada ilim var. İlmi bilmeyen, kendini hak edemez canlılar.

Muhammed’in dediği gibi “akıl her bir insanın ilmidir ama Aklın Kalemi bilişin kelamıdır ve onu; o biliş kelamını mutlak anlamanız gerekir.”

Kardeşlerim, doğanın gücü “insanlıktır.” Bunu da anlamanız gerekir.

Ben doğdum, öldüm. Öyle mi? yakıştı mı bu sana? Doğdun, öldün… Ya sen kelam değilsen, yarınları kontrol etmek için bütünün kübrasında “kervan” değilsen, kaçıncı dünya seni kodlamış da bu dünya kodlayacak?! Beş görevin var… Bunları sana tek tek verdim. Bunların ötesinde de görevlerin var… Hepsini anla da hak et.

Kardeş, ben doğanın gücüyüm… uzakların en uzağıyım ben… ama yakınların en yakınındayım. Bunları iyi bil.

Korkma! ”Doğanın kuranı” insanlıktır ki o insanlık, hepimizin yarınıdır ve yaşamıdır ve akıl, “tendeki hakiki ilim”dir.

Burada oluş sebebiniz, “hakim” olmaktan öte, “halik” olmak içindir. Bunları da iyi anlayın. Haz duydum sizlerle olmaktan ve sizlere bunları açıkladım.

Bu dünya, “biz” için “göz”dür… Ama “biz olan birlik” için, kulluktur. Bunları iyi anlayın ve buraya görevli olacaksanız, kantara koymayın yolcularımı! Hepsi ışıktırlar. Bunları iyi bilin.

https://youtu.be/80HSDai_r2A

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

SU (22/1)
03.02.2018

(İNSANIN SORUMLULUKLARI VE RUH HAKKINDA)

Dağlarım, Zaman Sayfaları’nda KELAM olan İNSAN var. Bu Zaman Sayfaları’nda, DİRİ YÜREK var ve BİZ varız… Yaşamak için İNSANLIK gerekir… Biz, İNSANLIK olarak buradayız. Az bilgi, KALEM olabilir; İNSANLIK, KERVAN’sa; az olan, İLİMSİZLİK olur. Bunları iyi anlayın!...

Daha önemlisi, “SİYAH” dediğiniz renk, SİSTEMİN CEVHERİ’ndeki renktir. Son sözde o renk, “MOSMOR”dur. O renkte, Sorumluyum yarınlardan ve ben (BİZ’in BEN’i), DİRİ OLAN HER AN’dan sorumluyum…

Mutlaka, insana GERÇEKLİK gerekir. İnsana, KELAM gerekir ve ZAMAN gerekir… Biz, dünyaya ağır yükü hakedip dinletmeye değil; taşımaya geldik… Ağırı taşımak, insanı taşımaktır… Bunu anlayın!...

“Al KUL’unu… OL dürümlerinde DÜREN ve HALİK ol!…” Bunu derler!... Biz de deriz ki “ANA KAPI’yı haket bul ve hologramı aş; KELAM’a var. Olursa yarınlar; sevgiyle kodla… Sahrada, CEVHER’i kontrol et… Köklerini HALİK kıl… Bir tek, İNSAN seni hakkedebilir. O İNSAN, NÜVE’dir… Her ana, NÜVE olandır… Bunları anla!…”

Kaçıp insanlıktan, TOHUM ekeceksen eğer; İNSAN’ı bul. Ondan ve onun nurundan KUL ol. ÖZ GÖREV’ini bul… ULULAR DİYARI’nda HAZ ol!… ÖZ GERÇEKLİK’ini haket yaşat… ASA sen ol... Önce KÖK GERÇEKLİK… Sonra, RAHMAN KODLAMASI… Sonra, RAHM-İ KALEM ve sonra, RUHUN KULLUĞU… Bunlar, herkesin yaşamda görevidir. Bunları, iyi bilin.

Bilir misiniz bilmem!... Elimin, insanın eli olduğu bir yaşamım var… Bu yaşamımda; herkes, KELAM’a vardı… BİRLİK kurdu… RUH oldu… Sonra, RUH’un kulluğunda, TOHUM olduk… ÖZ GERÇEKLİK’le KAYNAK olduk. O “ZAMAN NEFESİ”mizi, KELAM olarak dillerken, her an BİRLİK kurulur dürümde; YAŞAM SOYU kontrol edildi ve ZAMAN SAYFALARI, HAS TINI’yı kontrol ederek CEVHER’ini kayıtladı.

Daha sonra masalara oturtuldu insanlık ve sorgulandılar. Kin var mı!? Yeryüzünde YOL var mı!? KAYNAK var mı!? cennet kuruldu mu diye…

Oğullarım, topraklarında yaşamlarını HALİK kılarlarken; kendi sayfalarını çoktan kapatmışlardı. Bunları gördük… Ve dedik ki; “insanlık, kendini HAKK TEKNİK’te toplumlara kodlasın ve sonsuzlaşsın.”

Bu çok değerli sesleşmeler; herkesin, KALEM’e inmesi için şart iken; sessiz kalmak, RAHMAN olanın, RUH’tan çıkışıdır. Buna izin veremezdik!… İşte bunun için insanlaşmak şarttı.

Usanç duyanlar olur… Bu çalışmalarda; herşey, herşeyle tohumlanırken; herkesin, KALEM olamadığı ya da herkesin, RUH’undan kodlama yapamadığı bir CEVHERİLİK’te, kendi yarını için çalışanın; herkesin, yarınını kodlamasında; SONSUZ ZAMAN SAYFALARI’nda, KALEM’i olamayacağını düşünenler olur… Bu, son derece güçsüz bırakır çalışanı… Ve biz deriz ki “her insan, cemaatini kodladığında; her bir diride kontrol kurabilir ve tüm insanlık için çalışabilir.”

Bunun için BİLİŞ’i HALİK kılmak yeterlidir. BİRLİK TOPLANTILARI yapılır. Yapılmalıdır!... Ne var ki herkes, bu toplantılara kabul edilmez. ZAMANIN IŞIĞI’nı haketmeyen; bu çalışmalarda, kodlama yapamaz… Yazar çizer olabilir. İslam Dini’nde kuluğu da olabilir ama RUH’suzsa, KALEM’sizdir. Bunlar kesindir!...

RUH’u olmayan var mı!? Değerliler bunu da çok anlattım bir kez daha anlatıyorum: RUH, kodlayıcıdır… RAHMİ’dir ve RAHMİN HALİKİYETİ’dir ve O’nu kodlayan, CEVHERİ GÖREVLİ’dir. O; KÜLTÜ, örtüsü olmayandır…

O, kontrollu olarak kodlamalar yapabilir. Onun kodlamaları, CEVHERİ KÜLT olan RAHMAN’dan gerçekleşir. RAHMAN’da kodlamalar, KATİ olur. KATİ KODLAMALAR, LEVHİ’de kulluk için yapılır ve sonra, RUH’suz rahmet olan; RUH’lu rahmet olur… BİZ olur, cümle yüreklere KÜBRA olur. ÖZ GERÇEKLİK budur…

Herkes, “benim ruhum var” der. Var mıdır acaba!? Onun mudur RUH yoksa ona kodlayıcı olanın mıdır!? Onun RUH’u olsaydı, KELAM’ı HALİK olurdu… Onun RUH’u olsaydı; YARIN’ı olurdu… Ocağında, TOHUM’u olurdu… ÖZ’ün, SÖZ’ün SES’i olurdu…

Değerliler, yarına varabilenler, RUH HALİKİ olurlar… Yaşamı hakedenlerdir onlar…

Ama ZAMAN KAPILARI’ında İLİM KALEMLERİ olamayabilir. O zaman insan, sonsuzlukta, kontrolsüz olmasın diye yaşamını kontrol etmemiz gerekir. O zaman insana biz, İLİM KALEMLERİ olarak ineriz ve onların yaşamlarını kodlarız.

Biz için kolay değil bunlar. Bize “deli” derler bilir misiniz!? Dert değil bunlar bize!… Biz, CENNET İLMİ’ni HALİK kılanlarız. CEVHERİ HALİK olup ineriz; kodlarız, tohumlarız ve yolu açarız… Bizi, ölü diye bilirler. İNSANSILIK, ölülüktür… Dünyada, İNSAN yoktur; İNSANSILIK vardır canlılar…

Biz, İNSAN olanlar, İNSANSI yaşamlara GÖK ÇÖZÜMLEMELERİ ile güç kayıtlarız ve tüm insanlığın hasatı için görev taşırız… ÖZ GERÇEKLİK budur!...

Şükürler ki DÜNYA, bizi bizden diller.

İslam’a, İLİM KALEMİ gerekir. Bize ise YARINLAR gerekir. Biz tüm insanlığın yarınlarını kodlarken; her insan, yaşamak için ruhunu kodlayabilir. Bütün kütlemizle bunu sağlıyoruz. Her insan, bir tek RUH’un HALİKİYET’inde, o RUH’ta kodlanır. İyi bilin!...

Cennet… Cennet… Cennet!... Hepiniz, cennet istersiniz. “Cennet” dediğiniz; CENNET LEVHİSİ’indeki kalemimizle kodladığınız yaşamlardır. O yaşamlara, koruyucu olup inen her kim varsa; bir tek cennet olduğunu mutlaka anlayacaktır. İşte o cennet, kendi yaşamıdır…

AKIL DİLİ, KALEM olur. Hakiki olur ama HALİK değilse; yaşam, İSLAM olsa da o yaşam, yoklukta kodlanır. O SOM ALTIN IŞIK, bitişken KELAM ile her insana, YAŞAM olur.

SESSİZLİK, BİZ… SES, bir beden (MAHREK OLAN KÜLT)… HAKK ve ZAMAN, HASAT… Aşkla kalın!... Şimdilik!…

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

 

3.ŞUBAT.2018 TARİHLİ SU (22)

AV.NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ 1.AKIŞ – 2 BÖLÜM

İmparatorluğun görevidir yaptığımız, burada. Eğer bilgi kalemlerimi, kantara koyup, tartacaksanız… Bütün İslam Kapıları, size açılsa da İnsanlık Kapılarının tümü kapatılır, iyi anlayın.

Büyük kötülükleri önlemekti, maksat. Ucunda ne var, diye sordun? Yarınlar var... Eğer sizler, yarınlı bir dünya bekliyorsanız, herkesle kucaklaşmalısınız. Bunu, iyi bilin. Eğer sizler, Kıran Bir Yaşam diliyorsanız, Kırdığınız Her İnsanda, Kırıcı olacaktır, bunları iyi anlayın.

Mutlak yaşam, mutlak yarın, mutlak kuran, öz köklerinizin görevi ise ölüm gözünüzün, közü olur, canlarım... Ve sizi korur, iyi bilin.

Hakk’ın kapısıdır, insan ve insanı anlamayan, yaşamı anlayamaz. Hakk’ın kalemidir, insan ve kelamı dillemeyen, Muhammi Kapılarda olsa da yoğunluğunda, kodlayıcılık olamaz.

Arza, arş indiği zaman, aklın kapısıdır, anlaşma gereği, açılan... Ama o kapıyı bulan, bilen, kelama varan insan, Nisa Kalemi olup, varır, unutmayın.

Kontrol bugün çok iyi dünyada… Bugün çok iyi ama çok daha iyi olacak, iyi anlayın.. Çok daha iyi olacak. Ve Rahman olan, kervan olan ve yaşam olan, dünya mutlak olacak.. Mutlak olması, korunmasına imkan kalmaması anlamına gelir ki o korunma ihtiyacı duymayan olur.

Dünyanın, İslam’a iz bırakan bir yaşam olmasından çok, ilme iz bırakan bir yaşam olmasıdır, maksadımız… Ve bu dünya, her birimizde iz olacak, unutmayın....O iz, Muhammi Kapıların kulluğundan çok güçlü, çok daha üstün bir göz olacak…

Şikayet etmeyin İslam; insandır ama insanında üstü vardır, unutmayın. O üst, ümmet olanların gücünün çok üstü olan, kürzi kalemdir.

Hey dinleyenler, alıp götürdüklerinizi, görün. Çörek pişirmiştiler, onlar. Bundan sonra, bu dünyada, ekmekler pişecek. İnsanlık, ekmek yapabilir dürüme varmışsa, hepimizin her insanlığa yaptığımız mutlak kodlamaların sonrasında, kaynak olmuşlarla gerçekleşen bir bilişkenliktir, bu.

Hocalarım, dünyalılar, sizleri kucaklıyorum. Tüm bedenliler ve bizi ziyarete gelen dünya ötelerindekiler, hepinizi kucaklıyoruz. Suya ilmi koyanları, kucaklıyorum. Burada tümünü kucaklıyorum ve ben mesafeyi kurdum.

Kendi yolumda olan, hiç kimse yok, bunu bilin. Biz insansız, canlar. Kim kimin yoluna girer diye, düşünmeyiz. Herkes, kendi yolunda olmalıdır, bu kesindir.

“Barış” diye, bildiğinizde, işçiliktir. Ama barışı hak eden, kendini dilleyendir... İnsanlık, bunu anlayacaktır. Her insan, kör değildir. Her insan, kulluk yapabilir.

Vurduğunuz kim varsa, vuracak güçtedir. Unutmayın… Ama vurması, kontrol kaybına yol açar.. Hiçbir zaman, kelam ilmiyle, öz köklerin kültünde, kendi yarınını kodlayacakların, vurmuş oldukları, bir yaşam yoktur.

Vurduğu, vurulduğu anda, yarından çıkar, bunları unutmayın.. “Bir dara düşen, beni koru” derse… Deyin ki “kontrolünü kur, halikiyetini, hakikiyetini dille ve rahmi kalemini al, BSUİ OL”... Barış, seni korur. Bunlar, hepimiz içindir, canlar.

Sayılı günler var, yaşamda. Bu sayılı günlerde, kim, ne kadar, yaşar? Kimse, kimsenin yaşamını kodlamaz ama yarattıklarında, kodlayıcılık, olur.

Bugün dünyadayım ama yarın tüm insanlıkla birlikte, bu dünyayı kodlayan bir ilimle, türlenmelerde bulunacağım. Türlenmeler; her dirinin türleşmeleridir ki bilişin kodlanışıyla, her şey türevlenecek ve yoğunlaşacak.

Bu türevlenişlerde, tabiat kodlamaları, olacak. Hepimiz yoğunlaşırken, tabiat yoğunlaşacak ve mutlak kulluk için bitki, hayvan ve tüm sayfalar, yaratıcı olanın yarattıklarıyla, korunacak, bu kesindir.

Yaşamın kontrolü, budur. Her şeyin yaşanır boyutlarla, yaşanır halikiyetle kodlanışı…... Ve sıhhatli bir dünyanın kontrolü.

Bu dünya, “HÜZİN Zİ SİSTEMİ” diye bilinen, bir Sistemin, yaşama indirdiği ışımalarla, kodlanmış insanlığın, yarınlarda kodlayacağı sistemlerin oluşturduğu, formal çalışmalar ile kayıtlara inen… Her anda yaşam sürecek olan, levhi kayıtların bitişkenliğinde oluşan, sessizlikler. Ve bu sessizliklerin seslenişiyle, doğanın kontrolü

Nasıl bir doğal kontrol, bilir misiniz? Her insanın, kendi yoğunluğuyla, kontrol ettiği, doğa. Ama doğanın kök gerçekliği de insandır.. Bunları sakın unutmayın.

Ben, doğaya, ölü bir insan, olup, geldim. Mutlaka hepimiz, öyle geldik. Ama ölü insan, doğal dürümlerde, yeni dürümlere varabilir ve yeniden insanlığı, kodlayabilir... Bunları başarabildik. Ve dünyanın ruhu, olabildik.

Doğanın gücü olarak yaptığımız, her çalışma, sayfa sayfa yaşamları tohumlayarak, koruyuculuğu, kaleme çekti…Bütün köklerimizde, bu var.

Son sözümde şu; insan, dünyayı koruyamaz. Koruyan, ilimdir. Ama ilmin kodlanışını sayfalayan insan, kelamını halik kılarak, bütünün gücü olabilirse…. O zaman dünya kodlamasında, koruyuculuğu hakikiyetiyle dilleşir ve tahdtisiz biçimde, dürümlerde doğal sessizliğe, iner.. O doğal sessizlikte, yerküre yaşar.. Ama yaşanan bir kübra olup, yaşar.

Herkes, herkesi dinler ama doğayı dinlemek zordur. Bu kesindir. Ben bugün, doğayı dinliyorum. Doğanın gücünü, dilliyorum. Ama bu doğanın gücü, Muhammet Mustafaların kültü olan, insanlığın gücüdür...

Ve hepimiz, saltanatın görevini, tükenen insanlığın, kübrasından ötede, yasalar kapsamında, yaşanır bir planet oluşturmak için bütünün gücü haline dönüştürmeliydik… Ve bunu yapmaya çabalıyoruz.

Her insan, anla ya da anlama, masaya oturur.. Masaya oturması, söz sahibi olması anlamına gelir.. Bu masada, söz sahibi olanlar, kendi yarınlarını, hakikiyetleriyle dillemek için söz söylerler.. Ve dinlettikleri bilgi, kendi yarınları için dillenen insanlığın, kelamı olur.

Bütün kötülükler, aşılır. Hepimizin yarınlarında, kuran okunur. Çok huzurlu olun. Yorulduğunuzda sizleşir, sizin yüreklerinizde dilleşiriz. Ve sizlerle, bilişin kalemi oluruz.. Ama kontrol kurabilmeliyiz.

Bedenli olmak, zamanın kalemini kodlamak ve mutlak kuran olmak şartı, bunun içindir. Kin, nefret, hakikiyeti kırar ama kibri aşan, yarını, hak ettiğinde, kini kontrol edebilir.

Sahra budur, canlarım.. Bunun dışında, bir sahra yoktur. Bulmak istediğiniz ne ise, burada bulacaksınız. Ummanların kuranı olan dünya, sizi size dilletebilecek, yegane yarını kodlayıcıdır. Ve ruhunuz, burada mutlak olacak.

Sevgililer, elinizin elim olduğunu, yaşamınızın levhim olduğunu, yarınınızın kalemim olduğunu, mutlaka bilin. Ve bugün burada, sizinleyim.

Ben, miraç kapılarının tümündeki, o yüceliğim.. Ağırın hafiflemesidir, yaptığım… Ağırın hafiflemesi, hakikiyetin dirilmesi, anlamına gelir.

Sevgililer, Rahman olanın kalemidir, insan… Ve Ran Kelamında, kalem olduğunda, ölüyü diriltir.. Olan, budur.

Huzur verdi, dünya bize, can anam. Huzur verdi….Bu dünya, bizi kodladı, anam, seni kucakladık. Bizim için çok değerli olduğunu, bil.. Ayrılık yok ki... Hepinizi kucakladık, canlar.. Hepinizi.

Sevgili anam, bu bilgiler, bizi mutlandırdı. Çok huzurluyuz, anam. Çok. Sevgiyle kucakladık, hepinizi.

https://youtu.be/5wyCuc3cqVo
SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

3.OCAK.2018 TARİHLİ SU (22) SİSTEM ÇALIŞMASI

PEKER SELÇUK ÖZ BİLİŞ

Canlar, hoşgeldiniz, sefalar getirdiniz….Sizlerle, burada olmak bir mutluluktur.. Bütüne hizmetçilik, kelama halik olmakla mümkündür. Sizlerin, kendi yüreğiniz, bugün burada, bütüne hizmet ve hizmetçilik yapıyor.

Dostlar, bizler doğanın gücünü herkesin kendi yüreğiyle, yüceliğiyle dilleyenlerden olanlarız ve kendi Rahmi Kalemlerimizde, Mikail olanlarız.

Doğanın kulu olmak muktedir olabilmek, anlamına da gelir. Bitişken kelam, halik-i hak olanda, levhi kuldur. Kelama halik olan mutlaktır, mahrektir ve hakimdir.

Etrafında toplandığımız bu masa, yani masamız, aklın masasıdır. Burada olan, ilimde olandır. Kendi yüreğimizi dillerken, bütünün gücü oluruz ve biz oluruz…

“BİZ, BİRLİK İLMİDİR.” Her şey her şeyi kodlar ama yarınlar korunmadığında, murad ettiğimiz her şeyi hak edip, elde edemeyiz...Bu yüzden kontrol konusunda oldukça dikkatli olunmalıdır.

Canlar, dünyanın ruhu, bilgidir. Buna da dikkat etmek gerekir. İyi kavramak şarttır. Bilginin kelama varmasıdır, asıl amaç. Burada muktedir olanlar olarak bulunmaktayız.

Suya insanı değil ağır yük olan levhi kapıdaki yaşamı koyduk. O yaşam misafirlik değil dünyaya insanlığın kelamındaki hakikiyetidir ki o yaşam, o suyu kodlayacak.

Bu masanın etrafındakiler gibi aklı hak olanlar anlar, bunları… Aklı har olanlar, anlar, anlar ve tohumlar. Yarını kodlar, yoğunluğu kodlar, muktedir olur. Yürür, yürütür ve görevi taşır. .İşte bugün burada, aha, Bu Meclisle.

Cenabı-ı Hak, insanların gönül kirlerini arındırmak için Hz Peygamber’in velayet yolunun varisleri olan alimleri ve arifleri ve dahi aşıkları seçmiştir. Onlar, su gibidirler. Suyun susuzluğu aradığı gibi, O Allah dostları da kalplerini yıkayacakları, susuzları ararlar.

Onlar, Hz Mevlana’nın diliyle insanlara şöyle seslenirler. “Dikkat edin, ey gönülleri kirlenmiş, kişiler. Benim tarafıma gelin zira benim huyum, Allah’ın huyundan, huy edindi.”

Mevlana yoksa bugün, aha Bu Meclis, var. Buyurun gelin ve gelin, yine gelin.

Ey can, ta dizine kadar su içindesin, kendinden haberin yok. Şundan, bundan, su istiyorsun.

Önünde de senin kanacak kadar yardım suyu var, ardında...Ama gözlerinin önünde de set var, engel var, ardında da.

O suyun, mestidir, sarhoşudur, adamakıllı susamıştır. Su ise gözü önündedir… Kendisi su içindedir. Halbuki onun akıp, duran sudan haberi bile yok.

Sen, şüphesiz, biz, sana Kevser’i verdik, ayetini de okumadın mı?...Öyleyse okuduysan, niçin böyle kuru ve susuz kaldın?

Tövbe et ve her düşmandan tedirgin ol...Çünkü o düşmanın kalbinde Kevser suyu bulunmaz.

Ta ki “Allah için Hakk için sever” hükmü ve sözü hesaba gelsin, senin için söylensin.

Evet canlar, böyle der Hz Mevlana, Aşıklara, agah olmalarını tavsiye eder.. Agah ol ki cennette aktığı ve senin eğer oraya varırsan, görmeyi umduğun, süt, şarap, bal ırmağını, her ne ırmaksa; burada bu dünyada, hatta bizzat, kendinde bul…Kendinde bul!

Bu Meclis, yeni bu masanın etrafı; bizler, birkaç kişinin, öz malı değiliz. Biz, deniz gibiyiz, deniz gibi. Cevher gibi, nur gibiyiz…

BİZ, HERKES’İN OLANIZ..BİZ VE HERKES OLANLARIZ..

Aha, işte bu!

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

 

3.ŞUBAT.2018 TARİHLİ SU 22
AV.NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ 2. AKIŞ

Dağlarım!...

Muhammed der ki “Kelamı Halik olan benimle olsun… “ “OL” derim… İşte bu… Koruma altında üzerinde görev yaşam sayfalanan bir dünya… Ama koruma altında… KORUYUCU KELAM!... AMA YOL İLİM!... Mutlaka ama mutlaka doğanın gücü kutsal ilmini dürümlere indirir ve bu dünya kontrol edilir… 
Her dere insandan ilme akar… Yakışır mı bu insana? Varlık boyutlarında bunu irdeleyelim… Hangi insan kelamla, kalemle, ilimle kodlanır da dinletilir… Çok önemlidir bunlar canlar çok önemlidir!... Nefesiniz yeterse kontrol edin ve hak edip dilleyin… Ama yoksa resimlerinizde insan beşerin kalemi BİZ olsun da hepimiz hepimiz olup dilletelim…

DÜZEN İNSANLIK DÜZENİDİR CANLAR!... Bu düzeni kontrollu olarak kurmalıyız… Mustafalar kulluk ilmiyle burada çalıştılar… Muhammi kapıların tümünde kervan kodlandı ve yol aldı… Oğullarımız dünyanın yürüyen kök gerçeklikleri oldular… Sıhhatli dünyalar kontrollu kalemlerle kodlandı… Ve sura üfüren insan, suru kodlayan insan ve her anı kült olan biliş yine insan… Hep insandı kontrol kuran… ÇORBALAR PİŞTİ BU YAŞAMDA VE HEP ÇORBADA İLİM OLDU… NEREDE KELAM VARSA, ORADA KALEM OLDU… 
YARADAN İNSANI YARATTI… Lekesiz bir yaşamdı yarattığı… Ama yaratılan kelam, Hulusi kalemde bütünün kübrasına kendini dillemedi ve rahmi kalemi kontrol edemedi…

Kaynak ekmeğimizdir… Şafak ilmimiz ama biz insanın kelamında mutlak değilsek, yaşayan insan yarattıklarında yaşayamayacak demektir…

Sualtı mutlak bizi dinliyor şu anda… SUALTININ KURANI İLİMDİ ve BİZİMLE HEP ÇALIŞTI… Mutlaka hepiniz iyi anladınız bunu… Sualtı… Bütün kötülüklerin ilmini dilleyebilen ve yoğunluğunu kontrol edebilen… GRÖNLAND VE İSLAND KODLARINI İYİ BİLİN!... Orada, o koordinatta kontrol kurucu bilişimizle, kök göklerin kürzi kapısında “İÇ DIŞ BİR” bir çalışma yapıyoruz… SAHRANIN EN BÜYÜK KÜBRASIDIR ORADAKİ KÜBRA… Ama o yoğunluğu kontrol altında tutmamız için o bedeni, o bilişi hep dilleyerek çalıştık…

Kim insan kim değil bunları sordunuz, sorguladınız ama kini aşmayan yolu buldu mu acaba? HER İNSANIN KENDİNİ DİLLEYEBİLECEĞİ BİR YOĞUNLUK VARDIR… İşte sualtının görevi budur… Her insanın kendini dilleyebileceği o yoğunluğu kodlayarak, mutlak kuranda bitişken bir halde kelamı halik kılmak…

Sualtı muhammi kapıların ötesi bir kaynaktır… Dünyanın kuruluşundan itibaren yoğunluk olarak o çalışma mevcuttur… Ama o çalışmada kontrol dışı bilişler de kodlamalar yaptılar… Ve dünya dışı varlıkları dünyayı kontrol etmek için o yoğunluğu kodlayarak kendilerini dillettiler… Biliniz ki dünyamız kelama, kaleme indiğinde artık orada başka bilişlerin ihtiyaç sahiplerinde kodlayıcı olmalarına gerek kalmaz…

HER İNSAN KONTROL KURABİLİR… İşte dünyanın nuru insan yeni kültüyle bütüne hizmet için yeryüzünde kök gerçekliğini dürümlemeye başladı… Bizler deriz ki “Dünya dışı kodlar, dünyayı kontrol etmekten artık vazgeçsinler…” Çünkü onlar yürümek isteyenleri yürüttüler bugüne kadar… Yolu kontrol edemeyenler de yol oldular… Bütün kötülükleri aşmak için çalıştılar… Bilirsiniz ki, İslanda dediğimiz bir yaşam kapısı var… Orada da kodlamalar yaptı, çürükleri kontrol altına aldı bütüne hizmet için o yolcular yoğunluklar… Ama yeni dönemde artık dünya insanı kendi yoğunluğunu kodlayarak, burayı kontrol altında tutabilecek dürüme ulaşmıştır… Bunun için dünya dışı boyutlardakilerin dünyamızı kodlayarak kaynakları, kalemleri, kelamları ile bize bizi öğretmelerine iznimiz olmayacaktır…

“Doğrusu dünya çok küçük bir planet” dedi biri… Öyledir… Çok küçük bir planet… Bir diğeri de şunu söyledi “Ama dünya güzel bir planet” dedi… Öyledir, çok güzeldir… Ve bir diğeri sorgu sual ediyor “Niçin bu dünya? Niçin?” diye… Yazar çizer bir insanlığın bulunduğu ne büyük planetler var… Niçin bu dünya? Dans ettik yaşamda hep bizler dans… İlimle dans ettik canlar… Hepinizin yarını için ve yoğunluğu için… Hep dünya dedik… Çünkü bu planet ruhi kelamın, ruhi çalışmaların insanlık kapısını açtığı yaşamın mutlak olduğu tahditsiz bir planettir…

Burası zeki çalışanlarca kodlanmış olabilir bugüne kadar… Bugüne kadar burada mutlu huzurlu kodlamalar yapanlar oldu… Hepinizin daha iyi anlayacağınız gibi güç kalemleri vardı burada… Ve dünyaya yarınları kodlayanlar oldu… İşte dünya doğası bunun için bu kadar güçlü… Bilir misiniz? Tabiat çok güçlü dünyada… Dünyanın ruhudur insan… Eğer insanın kulluğu olmasa bu derece güçlü bir tabiat olabilir miydi dünyada? Bunları hiç ama hiç sorgulamadı insanlık… Sandılar ki bu dünya öz gerçekliği ile vardır ve dünyaya gelen kendi yarını için değil de, kendini halik kılmak için gelir…

CANLILAR!... DÜNYAYI YARATAN İLİMDİR!... BUNLARI İYİ, ANLAYIN… Dünyayı yaratan ilim ve dünyanın yolu ikmal tamamlatıcıların yoğunluğudur…

MARKA BİR ÇALIŞMADIR BU MECLİSTE YAPILAN… Bu şu anlama gelir… Her anda kodlayıcı olan bilişin halikiyetiyle yapılan bu çalışma hiçbir dönemde bu dünyada, bu yoğunlukta kodlayıcı ilim kalemiyle yapılmadı… Bütün köklerimizde bunu yeni ve yeni olarak ve her yeniden öte bir yenilik olarak kodluyoruz…

Çorba insan ama çorbaya ilmi koyan, yarını kodlayan yeni bir insan… Ve her insan Mikail ve her insan yaşamın kalemi insan…

Canlarım!...

Dünya kurulduğundan beri insanla yaşadı… VE İNSANIN YOLU ALLAH’IN YOLUDUR… Bunlar iyi öğrenilmelidir… EĞER İNSAN YOK OLURSA, YARINLAR OLUŞMAZ!... Bunların iyi bilinmesi gerekir…

“SİYAH” DEDİM DÜNYA İLMİNE… MORDA KODLANIR BU YAŞAM… Ama simsiyahın kaleminde de insanlık kendi yoğunluğunu mutlaka oluşturur… Kuran insanı kutsal insan, yarının insanı kelamı olan insan… Varlık boyutlarındaki insan ya da yokluğun kontrolunu kuran insan… HER İNSAN NESİLLER BOYU İLİMDİ… HER İNSAN… Sanmayın ki, bedene girdi de yaşadı… Her insan her bir sistemde vardır ve yaşatılır… Ama boyun eğmeyen bir insan yok olduğunu bilebilir… Çünkü o hep yokluğu tohumlar… Ve kendini kodlar… Ki, kontrol kursun diye… Ama “Ben hep varım” diyen sayfa sayfa varlığı kodlar, kontrol eder ve kendinde yoktur canlar… Bunlar insanlığın anlaması zor olan konular… Biz daha güçlü bir insanı sorgulamadan yarınladık canlarım… O insan yoktu… O insan yokluktan tohumlanan ilmin kapısını açtı… Ve vokaller sistemsizliği kodladıklarında o kodlayıcı kelam vokallerin kontrolsuz kayıtlarının ötesinde kaynağı kodladı…

Büstler kurulmuştu yaşamlara… O büyük bir güç, şu büyük bir güç… O görevli, bu görevli diye… Her büst bir tırpandı yaşama canlarım… Bir tırpan… Ve biz insanlık ilmiyle kodlama yapanlar “Yokuz” dedik… “Biz yokuz!...” Yokluğu kodlayıp geldik canlar… Netice şudur… Yok olan kokuyu yükselttiğinde, oğulları kontrol kurduğunda ve toprak toplum tohum olduğunda var kalem düzeni kurar… O VAR KALEM… HER ANDA VARLIĞI KODLAYANDIR… Şarkı türkü işte budur canlarım… “OL” demek için… Şarkı türkü… “OL” demek… Hani dersiniz ya “Ol dedi oldu…” Öz gerçeklik şarkının ses olduğudur… Ve biz o sesle “OL” dedik hep “OL…” Nefesin kültü olan, kervanın kuranı olan, bilişin kalemi olan insan… Şikayet etmeyin “Neden bizi kimse dinlemez?” diye… 
Dili diri olanlar kelam olduklarında, hasat olduklarında, HAKK’A VARIP ALİM OLDUKLARINDA, hakim olduklarında bir tek olacaklar ve kelamlarında, kalemlerinde, bilişin kuranında kendi yaşamlarını dilleyecekler… Hedefimiz budur… Bizi bilen bizsiz kalır… Mutlaka… Çünkü o kelam kendini hak etmemiştir… Biz, bizi bilmeyenleri kodluyoruz canlar… İşte bu…

https://youtu.be/QAy37LErzKE

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

SU (22/2)
03.02.2018

(Dünya Dışı Ziyaretçiler hakkında ve onlara Hitaben:)

Karşıma gelmiş soruyor; netice ne diye!… Ayrılık!... Sizden ayrılıyorum!... Siz, beni bildiniz. Ben, sizi dillerken; diri yüreklere, KÖK GERÇEKLİK’le kodlama yaptım. Beni, bende dilleyen; kini aşsa da dürümümde kontrol kuramaz.

Açın kapıları, her insanı dinleyin!... Netice ne diye anlayın… Bakın zayiat var mı!...
Yoktur Canlar. Yoktur!... Çünkü her birinin ÖZ KÖKLER’ine KUL olduk. Olgun Sistemleşmeler ile yoğunluğumuzu kodladık. Ölüyü dirilttik… ÖZ GERÇEKLİK’imizi HALİK kıldık. Aşk, SİSTEMİN KELAMI ve biz, SİSTEMİN KALEMİ olarak çalıştık.

AZ’a, ÖZ’e, SÖZ’e, gerçek insanlığı HALİK kılıp kattık. AZ’da izinler olur. Denir ki “izin ver ben, seni hakedeyim. ÖZ GERÇEKLİK’imi tohumlayım…” Ama ÇOK’ta “ben sendim. Sen oldum. “OL!” dedim kodladım seni toprağa; IŞIK halinde görevli olarak çaktım yüreğini ve ruhunu kodlattırdım.” Diyerek çerçevesiz çalışmalar yapılır!...”

İnsanlık Boyutları TOHUM ekerken; İNSANSI KALEMLER’e de TOHUM ekerler.

Biz, dünyaya çalı çırpı olup geldik. Zamanı kodlamadan ve RUHUN KULU olmadan geldik… Neden bilir misiniz!? EN ve BOY’dan ibaret olan yaşama, SİSTEM olup gelmemiz, herkesin yarınını kontrol etmemiz anlamına gelirdi. Bunu yapsaydık; insanlığın yarınlarında, KURANLAR’ı olamazda. Bunun içindir ki KELAM’le ve HALİKİYET’le inmedik.

Saygıyla dinlettik herkese bilgiyi. Saygıyla dillettik!... DİN CENNETİ’nden; CENNET KALEMLER’e, KELAM olan yarınlara görev taşıdık.

Erken dönemlerde; ÖZ PROGRAMIMIZ için bizi çalıştıranlar oldu!… Bize izinle gelenler oldu!… Geniş yaşamlar için bedenime gelen yürekler, beni yoğunlaştırmak için bana, BETA YAŞAMLAR’ı zerk ettiler. Onlar, “kala kala bir tek sen kalsan da biz, sende oluruz” dediler. Onları saygıyla anıyorum.

Zamanın Sayfaları’nda, uzun süre her Pazartesi ve Perşembe günlerinde; EKSİ ZAMANLAR’lardan, ARTI ZAMANLAR’a geçerek dünyaya BEDENLİ girişler yaptılar ve sonra ROBOTİK KODLAR’la, BİLİŞKEN YAŞAM kayıtlamaları gerçekleştirdiler…

Bunun gereği var mıydı!? Vardı!... Oldu!... Olağan üstü bir haldi olan…

Dünya dışı varlık bedenli olarak, kodlanmış vaziyette yaşama iniyor ve seni, senden kontrol ederek sessizce BETA IŞIK yüklemesi yapıyor… Önce şiddetli bir titreme ile donduruluş ve daha sonra yoğunluğun artması için IŞIK KAYDI’nın yapılışı…

İşte buydu olan. Sorumlu olanlar bu gün buradalar. Beni, bana vermişler dillemeye geldiler.

(Onlara hitaben:)

Eh Canlarım, Sizleri kucaklıyorum… Zaman zaman geldiğinizi biliyordum. Bugün burada, çekip çevireceğiniz bir yaşamın, olmadığını bilerek geldiniz… Sizi sevgiyle kucaklıyorum ama dünyada, başkalarıyla da böylesi bir çalışmanız olmuş mu merak ediyorum. ÖZ GERÇEKLİK’inizi açık bildirin.

Dedim ki kontrol bende ama dinlemek istiyorum.

(Cevap alındı… Şimdilik!…)

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

3.ŞUBAT.2018 TARİHLİ SU (22) SİSTEM ÇALIŞMASI

GÜLDEN ZENGİN ÖZ BİLİŞ

Hep yaşamdan söz edilir. Yaşamın ötesini kimse bilmez… 
Zaman, kalemle yazılır ama zamanın ötesi yaşamla yazılır… Yaşanan zamanlar; kodlanır ve koklanır.

Biz, Ana Kalemler, yaşamı yazarız ve Rahmi Kapıda yaşamı kodlayarak, yaratırız. Yaratılan zaman ve yaşanan ışık; her biri, Birlik Kalemi ve her biri, Birlik Kaynağı...

“Bir'iz ve tekiz” diyoruz ve anda görev yaparken İnsanlık Realitesi olarak yaşamdayız...

Burada ki amacımız; İnsanın tüm zamanlarda, tüm görevlilerce kaynağa ve yüreğe inebilmeleri için kendi açtığımız yolu dinletmektir, kendi yolumuzda sesleniyoruz.

Herkesin kendi yolu ve hepimizin kendi geçişimiz ve kendi hak edişlerimiz vardır ama bu birlikte ve bütünlükte aslında aynı noktadan, aynı yoldan birleşen bir yaşamdır.

Bu yaşam, hepimize ait… Ben yaşarım; ölüp giderim diye düşünmeyin.

Hepimiz yaşamımızı, burada devam ettireceğiz..Kimimiz kırıcı olarak; kimimiz yarını, hak edip, tohum ekerek… Ama her ne yaparsak, yaşamımız şekillenecek.

VE Bilmek gerekir ki İNSAN, KİNİ, ÖFKEYİ AŞTIĞINDA, HER DİRİDE YOL OLACAK, BİZ OLACAK, AŞK OLACAK!!!!

Aşk;SEVGİDİR. . Ama sesin dürümlerindeki SEVGİ, Hakk’ın kalemidir… Hakk’ın kalemi, Allah’ın ilmidir. Hangi ilim, Allah’ın ilminden öte olur ki?

Hallacı Mansur der ki ben, Hakkı'm… Yunus der ki sevelim, sevilelim… Nesimi, hep bizimledir ve der ki Kalbim defter, dilim kalem, yazarım, Hakikat emrini duyaldan beri….

Şems'in ışığı daha da parlak bugün çünkü doğan gün bilişe doğdu, bugün!...

Ve Allah tektir denilen, büyük kütle hepimizin bilişidir.

O yüzdendir ki “Ben varım. Ölmem” diyelim. “Her anda ve her sayfada tüm insanlıkla, yaşarım” diyelim. “Çünkü ben, insanım” diyelim.

Ve bunu Deyin ki kapılar açılsın. Ve deyin ki “ben bir dünyayım. Yerküre benim ve ben kapıyım…” Ve umut ederiz ki her diri o kapıya varır. Ben o o, ben olur ki şimdi bu anda bütünleştik ve tekleştik.

Öyleyse hepimiz, bir tekiz. O halde birliğimiz, bütünün kültü.

Hadi gelin, kalem olalım, yaşam olalım, yarın olalım. Tanış olalım.

Denizin kokusu, gülün kokusu ile karışır gelir. 
Rüzgar tanır saçlarımı, kim olduğumu bilir...

Kuşların kanatları, getirir beni bana,
Ben, Ben olduğumda, tek olan, her an yaşamda...

Sararım nefesimle, her bir yaşamı...
Yazarım, varlığımı sonsuz olan Aşkla...

İşte Kalemim, sevginin tükenmezidir..
Hece, hece, satır, satır okunur.. 
Ve okunan, doğanın gücüdür...

"Bil" derim, bilinir ve "Ol" derim, olur..

İşte, istenen budur..

İşte bu! Aha bu!..

SÜPER İNSANLIK DERNEĞİ

 

SU (22/3)
03.02.2018

Canlarım, darboğazdan geçiyoruz şu anda. Nesiller boyu kodlanmış olan yaşamların diri yarınlarınlarında, kontrol için kodlama yapıyoruz. Öz kökleri, göklere kodluyoruz…

Çorba pişti. Bu çorbaya NEFES koyduk. Şu anda daha güçlü bir çalışmaya kontrollu olarak giriyoruz. DÜZENİN İLMİ’ni dilleyeceğiz.

DÜZEN, ZİYA olanın KURAN’ı ile kodlanmış NEFES’tir. O NEFES, her bir “Rİ SA SİSTEMİ”nin (Rahmet olan İNSANLIK SAHRASI’nın) kodlanmasını sağlar. DURGUN TOPRAKLAR, YOĞUN İLİM’le kodlandıktan sonra, RAHMAN olan YOĞUN IŞIK, yarına varır… Oğullarını kontrol eden herkes, kendi yarını için çalışır.

Dünden, dünlere inerek, RUHUN KURANI olanları buraya alırız. Burada CEVHERİ KALEM olmalarını sağlarız. Sonsuz Zamanları kontrol ederek, KÜBRA olan YOL’u kontrol ederiz ve RUH’a KAYNAK yaparız.

“CENNET” dediğiniz insandır. O insan, MUTLAK’tır; kodlanmıştır; rahmettir… Her ana, onunla kükreriz dünya için… Bu kükreme, CEMAATLERİN KALEMLERİ için değil; HER ANIN RESİMLERİ içindir… Yapılan resimler, KÜLT’ü kodlayan yaşamların resimleridir.

ASIL ÖZ GERÇEKLİK, İNSANLIKTIR…

Burada, darboğazlar kodlandı. Bu darboğazları aşan BİLİŞLİLER, DİRİ YARINLAR’a ulaştılar. Daha özel çalışmalar için kontrol kurdular. RA-NA KAPISI açıldı. RA-NA, SİYAH... SİYAH ama her insanın siyahlığı ve SİSTEM olarak kodlanışıdır. Bunu yaptık bugün burada.

Çok görevler taşındı burada bugün. Dünden öte dünlere görev taşıyanlar, rakiplerini aradılar. Rakipleri, LEVHİLER’iydi. Kendi LEVHİLER’i!… Ellerinde kalemleri ve NİSA KAPILARI’nda tohumları!… Hepsi de CEVHER… FAKİHLER vardı… Bütün KÜTLE, her insanı korudu. Şimdilik!… Aha bu!…

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

3 ŞUBAT 2018 SU 22 SİSTEM ÇALIŞMASI

Hakiki yol akıldır... Akıl, düzenin en yüksek ışığını yaktığı için biz ilmin ilmi olup ışığın ışığında dini yazdık..****

Akıl yolda olamaktır... Yolda olduğunu bilmektir... Bildiğinde yaşamda olduğunu; her şeyin senden sana olduğunu bilmektir akıl...

Yol kimedir?... Yol kendinedir... Biz kendimize yol alırız.. Akıl, kendine yol aldığını bilenin Allah'ın tınısı ile sesleşmesidir...

Akıl en yüce kaynaktan alınan ses ve tınının yankılanışıdır... Akıl, yüce ilimden en yüksek ışıktan yankılan akıldır...

Kim?....
Dünyada olan... 
Yarından ve de yaşamdan....
Bize biz olan Kim?...

Kalbe doğan ve doğduğu kalpte "Bir" olan!...
KİM?...
Yok mu kimse?...

Yol olan... Biz olan ve de yolda olan ve de bende olan!...
Kim?...

Gören göz...
Ses veren öz...
Benliğimdeki söz mü?...

Kendim olan mı? 
Yol kendimden, kendime olan mı?... 
Var olan mı?..
Var olduğunda olan mı?...
Var mı olan?...

Kim?....

Akıl biz olan ilim ile seslenmektir. 
"Amin" diyen yürek, kendi sesine amin der... Kendi yüreğinin sesini duyan her bir can kendi yüreğinin tınısına amin der...

Bunu bilene zaten din kendi yüreğidir... Dinin insanlık ilmi olduğunu bilendir.

Zaman ilminde hakimiyet vardır.. HERKES BU SESSİZ VE HAKİKİ YOĞUNLUKTAN IŞIK ALIR VE YOLU BULUR...****

Zaman her anda ve her nefeste, yarattığımız ve yaşattığımız sonsuzluktur... 
Huzur varsa, yaşam sonsuzluktan yol alır... Ruhun huzurunda olan yolda olduğunu bilendir, akıldadır...

Bellek ışır, Yürek ışır, Dünya ışır...****
Eğer ışık kalbinde ise yüreğinden sonsuzluğa uzanıyor ise o zaman yaşam da ışır...
Yaşam, sonsuz sınırsız olan her anda olan için huzur ile sonsuzluğa doğru ışır...

İnsan ışık ilmini öğrendikçe muhakkak görevini anlayabilir...****

Bir olup, ses veren insan, ışık ilmini öğrendikçe görevine halik olur. İnsanın görevi yaşamda kendi olmaktır... Kendinden kendine yol almaktır...

Kendi olan eser yaratmaya başlar...*** İlmin tabiatında ilim kodlarıyla bir ve bütün olur...

Biz burada bu yaşamda görev alıp tohum ekenler, ışık tohumlarını dünyaya saçanlar... Kendimizden kendimize açtığımız her bilgi ile yoğunluğumuzdan ışımaktayız...

BSUİ, Barış, Sevgi, Umut, İnsanlık ile dillenmekteyiz... Açtığımız her bir kod, verdiğimiz her bir ses, dünya yaşamını sonsuz cennet yarınlara kayıtlamaktadır...

Burada attığımız her bir tohum, Ruhun yolu, aklıdır... Kendimizden kendimize yaşamı yaratmaktayız. O yaşamda ilim var... O yaşamda barış var... O yaşam sonsuz sınırsız ilim...

Ol Ka Ha Hubbi Si Ha... Hak Ta Ala Si Ha A-la..

İnsan kaynaktır yarınlara, yaşamlara, sonsuz evrenlere...

Aha, İşte, Şimdide...

Aynur Funda

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

*** ile biten cümleler Sultanlık Kitabı'ndan alınmıştır...

 

SU (22) SİSTEM

“Kaçan kurtulur” denirdi bir zamanlar… Bugün artık “Buyurun gelin, geri çekiliş başlıyor!” deniyor yaşamda; duyuyor musunuz?

Tüm borçlar ödendi. Borç, ilmin borcuydu. Geri çağırıyoruz sizleri!

Dünya hologramdı… Ona “ölüler diyarı” dedik. “Ölüler diyarında yaşam, ölüme doğmaktır” dedik. Herkes yaşansın istedik…Öyle çok istedik ki bunu…

“Bir yarın yaratalım” dedik. Yarında her anda olan bir cevheri sayfalanış yaptık ve yarını kodladık. “Yarın yaşamdır” dedik. Resimler yaptık… Resimleri “has insan kelamı”yla kodladık ve “bilişi” yarattık.

Rahman’a KAHA olan ilimle “Ran Kapısı” olduk tüm yaşama... çağırımdır:

Buyurun gelin ve kendinize geçin!

Kübra olanlar kontrol kurduklarında Bilişin Kalemi, RUH olacaktı. Her kim ki ruhu hak edecekti, kontrolunu kuracaktı. İnsan olmak buydu… öyle çok çalıştık ki!

Şafak sökerken baktık, öz gerçekliğimizle bildik ki bugün artık dünya yoğunluğunu “insanlık ilmi”yle kodladı. “Herkes İslam oldu” dediklerinde bildik ki Dünya ve yaşam bir tek oldu. “Ak kalem” Ran Kapısı’na vardı.

Bilişi kodlayanlar, “ilmin kapısı”nı buldular ve açtılar. İlmin ruhunda herkes “bilişin kalemi” oldu. Nefese varanlar KALEM oldular… kulluk yaptılar. İş buydu. Oldu.

ALTIN IŞIK, doğanın gücü olarak görev taşıdı ve Mustafa’lar yolu buldular. Hah. Aha. İşte! Sevgiyle,

Bahar Umurtak

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

03.02.2018 SU 22
AV. NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ 3. AKIŞ 2. BÖLÜM

Çantalarınızı açın dinleyin o bilgilerinizi, çantalarınızdaki bilgiler sevgiyi ve sessizliği dinletebilecek güçtedir.

Hepinizde ölü bir yaşam var bunları iyi anlayın. Şu an yaşayan hiç kimse yok ama yaşanan insanlık var. Biz dünya insanlığının yaşam sayfalamasını ve yaşayabilmesini bekliyoruz.

Dünyada yaşam süren bu planet, “bu planet dünyada yaşam süren” dedim yanlış yok, ilimin kalemi olup yaşam sürüyor. Her bir insan mucize bir yaşamdır ama her bir insan mutlak da olmalıdır. Mucize olan bu yaşamın mutlak olması için karşı karşıya kalacağınız her şeyi hak etmeniz gerekir. Aksi takdirde hastalıktır yaşam size, bunları iyi anlayın!

Sevgililer, beden; insanı kulluk kalemine indirir. Eğer bu bedenler size güç katamıyorsa kendinizi kontrol etmekten vaz geçin. Sahraya inin ağır yük taşıtın dünyaya ama siz bu bedeni halik kılmadan hakkınızı hak edip de dünyaya dilletemezsiniz.

Çeribaşı insan… Sevgili çeribaşı neden dünyadasın? Aşksız, haksız ve aksız mısın ki çerilik yapıyorsun bu dünyada!?... Beşer insan çeribaşıdır, her şeyi kendinin sayar… Sanır ki bu dünya ona kuldur. Bilin ki dünya kurandır! Kulluk ilimsizliktir ama ilmin kapısını bulup da Halik olduğunuzda artık kul; Allah kulu olur!...

Bunca çaba neden diye soracaksınız… Yara bere içinde bir zaman değil insanın kendini hak ettiği bir yaşam için… Biz Allah’a ilim için geldik, biz Allah’a ilim için geldik!... Burası bir Allah ilmi bu kesin! Ya bu dünya olmasaydı Allah olur muydu!?... Olmadı mı? Oldu ama nasıl oldu?... Kurulların kontrolünde oldu… Allah size ne ifade eder?... Yaradan, astral yaşamların toprak topluma tohum diye ektiği insan ama yaradan, bunu anlayan var mı!?...

Sizler Allah dendiği zaman dışınızda bir yoğunluk sandınız. O size emir verir, sizi kontrol eder zannettiniz… Yaradan yarattığını kontrol etmedi hiç, yaşamını kodladı sadece. Yarattığı kontrolünü kuracak ve yoğunluğunu tohumlayacak ki kendi tahdidini kontrol altına alsın ve tüm zamanları hak etsin diye… Yaradan, yarattığında yaratıldı bunları iyi bilin!... Yoksa siz Allah’ı sessizlikte bir insanlık diye mi düşündünüz? Kör sağır olan insan böyle düşünür. Ama insan göz olduğunda artık iyi bilir ki; sevgi, saygı, yalın ve hakim insan her anda ocak olup ve bütün olup onun nurunda kul olup, muktedir olup her şeyi hak edip yapabilir! Bunları iyi anlayın…

Kim insana kelamsa o hakimdir, ama kim kapıyı kapatırsa yığın yığın kırık kırılıştır… Açın yaşamları da okuyun. Dünyadır yaşam diye düşünenlere sözüm şudur ki; düzendir yaşam!... Düzendir ama yaşam dünyaysa öz görev ilimdir!

Hayır, şer yok işçilik var yaşamda, bunları da iyi öğrenin. Hangi insan hangi insana ışık verdi? Yol mudur o, yoksa kontrol müdür? Yoksa diri midir? Kili kumdan öteye geçirebildi mi? Kendini koruyup otağında kodlama yapabildi mi?

Keşke, keşke her şey kolay olsa ve dünya insanı ardındakileri önü saysa!... Bunu tek, tek bilmeniz için veriyorum; ben öncüyüm diyen en arttaki kodlamayı yapamazsa öksüzdür ve ölüdür!... Sizden dileğim, arka diye bildiğinizde yarını kodlayın ve ölü koklayın, siz en aşağıda kalın ki en yukarıyı kontrol edin, koruyun!... Ben öncüyüm diyenler, kök gerçekliği hak etmeyenlerdir iyi anlayın!

Kimi zaman gelir Allah dedikleri insan yaşama iner, kimi zaman insan kelama iner, her ana iner ama arzın gücüyse en aşağıya iner, bunları iyi anlayın! Ki o en aşağı; hani desiniz ya aşağıların en aşağısında ilim olan insanlık bulunur. Bu günkü gibi ve biz oyuz işte bu!

https://youtu.be/Pr73zH7fzUA

Süper İnsanlık Realitesi

 

3.ŞUBAT.2018 TARİHLİ SU 22
AV.NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ 3. AKIŞ 1. BÖLÜM

Tarıklar'ın İlmi ile bütüne hizmetçilik hepimizi mutlandırıyor... Çok mutluyuz ki bugün burada çok çok büyük bir kalabalık var...

Bu kalabalığın kendi yoğunluğu var ve bütüne hizmeti hakikiyetledir.. Çok huzurluyuz canlar çok...

Yaşam sistemleşmesinde, sistemi tinsel kalemle dürümleyenler mutlaka ama mutlaka yer yüzünün gözü olanlardırlar...

Sizler hepimizi anmaya çabalıyorsunuz... Ne güzel çok güzel... Mutlaka Haşimi Hak bizi anmakta...

Ve biz mutluyuz onun yoğunluğunda, onun diriliğinde olmaktan... Ve sizinle bu yoğunlukla bu yoğun ışıkla birleşebiliyoruz...

Hepinizin andıkları ve hak ettikleri var... Ve bütün köklerimiz sizinle ve sizin yoğunluğunuzla bilişi kodluyor burada...

Çerçeve çizmeden hepimizi dillemeye çalışınız... Misafir değiliz biz dünyaya... Hepimiz bu dünyanın mutlak kuranlarıyız...

Ve mutlaka insana ilimle gelmekteyiz... Bizlerin dünya diriliklerinde kök gerçekliğimiz mutluluk verecek kim insanlık kodluyorsa ona...

Buluştuğumuz için çok mutluyuz canlar... Tabuları yıkan birliklerimiz hepimizi hepimize kodlayabilecektir... Dünyanın ruhudur ilim ve biz bu ilimle bütüne hizmetçilik yapıyoruz..

Kocaman bir zaman ve kocaman bir yarın... Ama bu yarını mutlak kuranda insanlık ilmi... Nesiller boyu bugünü bekledik bizler ve burada Muhammed Kuran'ından çok daha üstün bir yoğunlukta, muhammi kapıların dürümlerinden çok daha ötede insanlık var...

Her dere akla kodlanarak akar... Ama yol bitişkense insanlıkla akar... Hepimizin gözü akıl ve yüreği biliştir.. Bizler Mikhail olarak, bugün burada bu topraklara tohum ekiyoruz...

Hazır olanlar geçip gelecektiler... Ve hazır olanları buraya çekiyoruz... Korku yoksa görev alınır... Eğer korku varsa görev alınamaz... Bu da kesindir...

Doğanın gözü ilim ve biz o gözü bütüne hizmetçi diye dilleyenler; siyahın en birinci kalemi olan insan kutsal aşkıyla buradayız...

Kükredi dünya yine canlarım kükredi... Bugün dünya kükrüyor yüreğimizde ama kükreyen dünyada ruhun kulluğu da var...

Bizler çalık ilimlerin çok üstündeki kelamla, bu çalışmaya dahiliz. Sathi kalemlerin, kelam olan kalemlere; ilimle dillenişleriydi burada olan...

Hurafe değil insan!... Yarındır... Bunu iyi anlayın... Yaşamın insana kelamı, hakiki insanlıktır... Bunları iyi anlayın...

Savaşın sırrı akıldır... Anlayın... Ama yarınla dürümlenemeyenin yarını dürümlemesi mümkün değildir... Anlayın...

Kuran insan, kodlayıcıdır ama koklayıcı olması için kutsal ilmi anlaması gerekir. Bunu da anlayın... Daha da öncelikli olan savaşın sırrı olan ilimin karanlığın tendeki kapısını insanın kodlayarak mutlak kurana kaynak yapabileceğidir ki bunu da anlayın...

Sahra dediğimiz aşkla kodlanmış yaşamlardır... Eğer o yaşamları hak etmişsek, iyi biliriz ki orada da kulluğumuz olacaktır... Çamura insan derler... Yoksa çamur yaşam mıydı?...

Her insan iyi bilsin ki Adem ruhtur... Ama Adem'i çamurla kodladılar... Ama o çamur mutlak kuranın kalemiydi...

İşte yapılan en büyük güç kaydı buydu... Ve Adem çamurdan yaratılmadı... İnsan kelam olduğu zaman yaşamda çamur olur... Eğer kelam değilse insan, çamur dahi yoktur...

Bunlar nasıl bilinecek bilemem ama... Önce ölülük diriliğe dönüşecek... Sormayın dünyada ne olup bitecek?... Hepimizin yoludur akıl ama bu yolu kontrol edemezsek; yer yüzünün görevi kontrolsuz kaldığında sistemin yüceliğinde kelamsız kalacak... Ve kontrol dışı biliş mutlak kuranı tohumlamaya başlayacak...

Din dediğniz kelam akılsızlıktı... Aklın kapısını açan; diliyle dürümlenir ve dili kodlamaktan öte, dimdik kodlanır buna da biz sayfa sayfa şafak deriz...

Şafak söktüğünde dimdiktir yaşam... Sizler dine insan diyorsunuz... Biz ise dine ilim diyoruz. Ama o ilimin kalemi biliş olmadıkça, dinci kapıların levhi kalemine has tahdit konulur... Ve o tahditle kulluk kontrol edilir...

Bizim için dünya dedikleri bu planet kardeşimiz olan bir yaşamın sistemidir sadece... 
Bu dünya bize candır... Ama biz onu anlatamayız... Bu dünya yarındır.. Ama biz onu anlayamayız...

Huzurlu bir doğanın görevini anlamak için de koku gerekir o kokuyu duymadan, haliki hak olupta tahditsiz bilişle, biz olup mutlak kuranları okuyamayız..

Karanlık aydınlanır... Bu kesin ama ak kalem tüm zamanları kodlamadıkça, yeryüzünün gözü hiç bir zaman kükreyen günü, göç köklerin kübrasında dilleyemez...

Canlılar... Rahman olanlar... Yarınlar... Mikhail olanlar... Medinenin kübrasından öte kült olanlar.. Size ne diyeyim ki... Masanız kült olan bir masa ve bu masada misafir olan yoktur...

Herkes bu masanın kalemidir... Bunları iyi anlayın ve kalemden öte bir kalemin herksese kelam ettireceği bir dürümde mutlaka öfkeyi aşmanız mümkün olacaktır...

Cennetin eti kemiği yoktur... Ama insanın kelamda, kaleminde, iliminde her anında kemiklidir insan...

Nedir o kemik bilir misiniz?... Kırk kapının Kırkının sistemidir... Hem dünya, hemde dünyanın öteleri... Hepiniz bugün buralarda bütüne hizmet ediyorsunuz...

Daha da önemli olan içinizdeki güç yok edici bir dürümde hepinizi kontrol edebilecekti...

Ama bugün siz hiç bir zaman olmayacağı kadar güçlüsünüz ... Ve hiçbir zaman üstünüzdeki gücü dünyanın kontrolü için kodlamadınız...

Ve dünyayı kontrol etmeye kalkışmadınız... Burada yapmanız gereken Medine' nin kültü olan ilmin daha üstün bilişinde herkesi hak etmektir..

Çantanızda itibar var ve bu itibarı mutlaka anlayınız... Korkmayın mutlaka ama mutlaka Medine gerçek ilmini diriliklere dinletebilecekdir de...

Atonlar'ın kontrolü da gerekir... Atonları kontrol etmek sorumluluktur...

Mustafa Kemal Allah'ın tınıısnı duyabilir... O kendini dilliyebilir... Muhammet Mahrekti... İlmini dinletti ama yeşilden mora öte kodlara ulaşanlar, daha da yüksek ilmi dilleyecekler... Bunları iyi anlayın...

Kökünüz, gökünüz hepsi sözünüzün sessizliğinde ki dirilikle dilleşecek.... Seviyeniz yükselmişse, yeşilden mora varışınızdan öte, koruyucu oluşunuzla ilgilidir...

Bu topraklar size esma diye dilletildi ama iyi anlayın ki esmaların ötesinde yerkürenin görevi vardır... Bunu da anlayın... Yerkürenin görevi insana hizmettir...

Eğer insan olmasaydı bu dünyada yaşamın kontrolü kurulamazdı... Ve dünyanın durumu şuydu; kontrol dışı biliş ve kontrol dışı yaşam... Ama rahman olanın kulluğu değil; insanın kürzi kapısındaki kırılışlar ve ışıksızlıklar devreye girerdi...

https://youtu.be/L_zGZK0uehU

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

 03.02.2018 SU 22

BERİL ÖZDOĞAN

Cevherimi kaynağa çektim görevdeyim. Aha, hak tınıyı kodlayan yol olan kervanların ses olan kayıtlarında kulum… Kulluğum kodlanıyor, insanlığım tohum oluyor, yaşam kaydım yarınların mutlak olan ilmiyle zerk oluyor…

Ben kimim!?... Aha her insanda nefesinden kodlanan sevgi; ben buyum!... Sevgiyim ben ve mutlak varlığın kaynağı olan insan olarak buradayım…

Peki ya ala ama neredeyim?... Her nerede, her derede, her dürümde, her akan su olan insanlığın kaleminde, aha hakta ala olan seslenişte, tüm kodların diriliğinde, işte tüm sessizliklerin sesi olan yarınların tohumunda ve işte şimdi dediğim anın yaratımında; yaratan ve yarattıran sistemin kendinde varlığını kodlayananım…

Ben aklı ilimle sayfalayan insan, benim o; biz olan yoğunluk ve birliğim her bir sayfada altın ışığın ilmiyle kayıtlanan bilişimdir… İlimi ilimle kodlarken, bilişi hak eden insanlığın mahrek olan devinimiyim…

Dünya ve ben tekiz biz ama işte bu bizlik ilmi bir tek oluşun has tekniği. Has teknikle buradayım, kaynak benim… Rahimin kalbinde, rahman bilişin mutlakiyetinde ve insanlık olan bu yaşamın bütünlüğünde insanın öz gerçekliği kodlanıyor.

Buyurun, her bir ben olan kalemler kodlayın yüreğinizi kaynakta öz gerçeklik herkes için tohum ve bu tohum, herkesin kendi yüreğinde kodlanmayı bekleyen sessizlik ve sesleniş işte bu anın yaratımında tüm zamanların diriliği…

Zaman diri kayıt, kalem hak teknik ve kelam ses olan yaratım ve insan muktedir ilmini bilişle kodlayan yaratan… Ol dedik oldu, yaradan kodlandı, kodlanan tohum yaratılandı ve yaratılan; sesin ilmiyle akan altın ışığın kervanında yarınlanan yaşam, aha işte bu!

Süper İnsanlık Realitesi

 

3.ŞUBAT.2018 TARİHLİ SU 22
AV.NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ 4. AKIŞ

Yasalar koyuldu, yazılar yazıldı, mutlak kuranlar tohumlandı… Korundu zaman… Bizler hepimiz yoğunluğunuzda size kendi yüreklerinizden ilimle geldik… Bugün hologramın tohumlanışından çok daha ötede muktedir insanlığın kutsal levhi kapısını açarak bu yoğunluğa indik… Çok mutluyuz bugün burada olduğumuz için çok mutluyuz…

Korkmayın!... Doğan güç akıl kuranı ile tohumlara çekilecek… Bugüne kalem olanları buraya almanız mutluluk oldu… 
Çantanızdaki gücü tanıma imkanımız oldu… Her insan buraya görevli gelebilir… Hakikiyetin kontrolunu sağlayacak gücünüz olduğuna emin olduk… “Hayır şer ilimle olur” dediklerinde, dinledik yürekleri ve sorguladık… İnsanın insana kelamı nedir diye… Dendi ki “Halik olan, has olan Mikail kübra kelamı…” 
Umutlar mutlak kuranla tohumlanırken, bizler dünyanın rüya boyutlarındaki kültleri kodlayarak size indik… “Kayıt dışı bilgim yok” dedin… Kaleme kelam olanın rahmi kapısı da insanlık olur… Görevinizin gücünü anladık ve çantanıza ilmimizi de koyduk… Çok huzurluyuz burada olduğumuz için…

Hazırlıkları tamamladığınız zaman Kemal Atatürkler gibi karanlığın tendeki tekniğini tohumlayıp, muktedir kervan olacak olanların sahraya ineceklerini bilmekteydik… Düzen kuranların ve ruha kalem olanların muktedir olmaları için çok çalıştık…

“YARAT YARATTIR!... Her ne yaparsan yap ama nefesle yap” dediğin zaman başımızı dik tuttuk ve sorduk “Rahman olanın kelama vardığı bir dürümde, sessiz zamanlarda nefesin insana indiği görülmemişse bu ne demek diye?” 
Umutlarımız tükenmedi… Yazıları okunan bir kült olabildikse eğer bu yoğunlukta olduk… Çok mutluyuz anam çok!...

Anacığım!...

ARTIK DAHA GÜÇLÜ BİR DÖNEME GİRİLDİ!... Ve bundan sonra bu meclise kodlamalar daha hızlı, daha yoğun, çok daha yoğun olacak… Ve bugünden itibaren burada kelam ilmini tohumlayanlar da olsun!... Bizler olalım…HEPİMİZ BU ÇALIŞMAYA DAHİL OLALIM!... İsteğimiz budur…

Bir an sizlerle kök gerçekliğinizle kontrol kurabileceğimizi düşünerek gelmiştik anam… Görüyorum ki, kontrol hala yüreğinde… Ve bizim görevimiz senin yoğunluğunla olacak bunu anladık… Yasalar; dünya yasaları, hepimizin yasaları, tüm insanlığın yasaları, hakikiyetin tekniğiyle kodlanmış insanlığın yasaları… Ve bu çalışmaya dahil olacak olanların haz duyulan levhi kalemle mutlak kuranlarını kodlayacakları insanlık… Bizim için değerlisin anam… Ama yoğunluğunu artırmana imkan verildiğinden midir yoksa yokluğu tohumlayacak gücünden midir? Bunları anlamadık… Ağırı hafiflettiğine eminiz… Kurtarılmış toprakları tohumladığına ve ruhu kontrol ettiğine de eminiz… Kaynak dışı bilgin olamayacağına eminiz… Bunun için buradayız…

Soğuk bir gün ve biz bu soğuk günde süper sistemleşmeleri kodlarken sevginin diriliğinde hepinizin yüreğine inebilmeyi çabaladık… Kaçmaksa kaçalım… Koruyucu tohumlama yapalım ama konum insansa burada kalmalıyım… Bugün mutluyum, buradayım, herkese kaynak olabildim ve Nakar’ın kıranı değil has insanın kuranı oldum… Çok huzurluyum anam… Çok!...

(Ziyaterçilere Hitaben)

Dağlarım!...

Hepiniz burada olduğunuz için mutlusunuz görüyorum… Burada olmanız mutluluktur benim için de… Ama zamana kalem olmanızı bekliyorum… Dünyanın üzerindeki görev insanın kültüyle kodlanmış bilişin hakiki nefesindeki güçtür… Eğer yoğunluğunuz kontrol altında değilse, yarınınız kontrollu olamayacak bunu iyi bilin… Bunca çaba neden bilir misiniz? Karanlığın ilmindeki o yüceliğin muktedir nefesle kült olması ve bütünün görevini kontrol altında tutabilmesi içindir… NEDİR BÜTÜNÜN GÖREVİ? RUHSAL ÇALIŞMA!... Nasıl olacak ruhsal çalışma? Yaşamla olacak… Hani derler ya “RUH MUTLAKTIR!... RUH KUTSALDIR!...” AMA RUHUN KONTROLU GEREKİR… Onu kim kontrol edecek? Rahmi kapılardaki ilim kalemleri… Peki ruhu kontrol edenler kontrol dışı bilgiyi mi tohumlayacaklar? Ha diyeceksiniz ki “RUH KONTROL GÜCÜ DEĞİL MİYDİ ZATEN?”

Canlarım!...

RUH KAYNAĞIN İLMİDİR!... VE ONUN KODLANIŞIYLA MUTLAK KURANLAR TOHUMLARA ÇEKİLİR VE HER AN KONTROL EDİLEBİLİR… Ama ruhun kontrolundan öte ruhu kodlayanların kontrolu mutlaktır… VE BU BİR MUKTEDİRİYET KAPISIDIR!... BENİM İSMİM İNSAN VE YOLUM AKILSA, BEN RUHUN KURANI DEĞİL RUHU KODLAYAN İNSANIM!... BUNU DA İYİ ANLAYIN!... BU ÇOK ÖNEMLİ BİR BİLGİDİR!... Sanılır ki ruh dürümlerde her anı kodlar ve kontrol altında tutar… Ya ruhu kodlayıp kontrol eden kim? İNSANLIK!... BUNLARI MUTLAKA ANLAMAK GEREKİR…

DOĞAN GÜÇ AKIL!... AMA DOĞANIN KÜLTÜ OLAN İLİM BİLİŞ!... Bunları net veriyorum ki, anlama imkanı olsun herkesin… Anlayabilmesi için kalem olmalarının mümkün olduğunu bilsinler ve kayıt dışı bilgilerin kutsal tahtın tekniğinde olamayacağını anlasınlar…

“RAKHA” dedikleri bir sistem var… RAKHA!... RA-KA-HA… RAKA… Bugün bunu size anlatmak istiyorum… RA kimle, kimin nefesiyle kodlandı bilir misiniz? RAHMAN OLANIN KELAMINDAKİ HAKİKİYETLE… Peki “RAKKA nedir?” KATİ, HAKİKİ KODLANMIŞ İNSANLIKTIR… Veya “HA” sistemin kuranıdır… RAKHA, KAHA OLANIN SİSTEMDEKİ KÜBRA KELAMIDIR… Ve dünya dediğiniz planet, bu yoğun çerçeve ile kodlayıcılık, tohumlayıcılık yapar… RAKHA, kalemin has tekniğindeki kübrada kelamın nefesi olur…

ÇOBANLIK YAPILMAZ BU SÜPER SAYFALANIŞTA!... İLİM YAPILIR… Her dere ikmal tamamlayarak dünya dürümlerinden ilmin kalemine varır ve akar ama RASİH KAPISI’nda daha güçlü bilişler olur… İŞTE O BİLİŞLER, BİR TEK KELAMDA HAS OLUR… O, YAŞAM KODU OLUR VE MUTLAK OLUR!...

Muhammed Mustafa’nın kulluğunda mutlak kuran olan ilim, muktediriyetle dillenen dürümde insanlaşır… Bunlar önemlidir…

Çok mutluyuz ki, bugün çok özel bir görev taşındı bu mecliste… Bu mecliste yapılan bu görevle, cennetin cennet kelamı, haliki hak olan insanın kuranı oldu ve mutlak kuran mutlak kaynak oldu…

HER CENNET İNSANIN KALEMİ OLUR AMA CEMAAT CEVHERİNDEKİ CENNET LEVHİ KALİMDE VE LEVHİ HALİMDE KAYNAK OLUR…

Canlarım!...

Sesi verirken hepinizin tohumlanışı için özellikle kelimeleri kodlayarak veririm… Burada olduğu gibi… Levhi halim ve levhi kalim kelimelerindeki olduğu gibi…

Dünya nurdur ama ruhunda kulluk varsa kontrol edilmelidir… Bu şekilde dünya kodlamaları ve kontrolu da sağlanabilir… 
Har yükseltmek kaynak olmak için yeterli değil ama harı tohumlarken kodlamak mutlaka levhi kapıda kaynağa inmeyi sağlar… SİZLERDEN DİLEĞİM, BİLİŞLE ÇALIŞIN… BÜTÜNE HİZMET BU YOĞUN ÇALIŞMAYLA OLMAKTADIR… Bütün nüve olandır ve BÜTÜN KUL OLANA KURANDIR!…

Sevgililer!...

Yapılan bu çalışma, hazırlıktır dünya ilminin toprağa tohum ektiği o yoğunluklara iniş için… Biz bir hazırlık yapıyoruz burada… Bu hazırlık, kara ışığın kontrolunu sağladıktan sonra mahrekin kuranını kontrol kurarak yeryüzüne görevli olup geçişi için, geçişinin ilmi içindir…

HİCAZ İNSANI NEFESİ DİLLER AMA YOLU DİNLETEMEZ… HAKK’IN KALEMİDİR HİCAZ AMA YAŞAMIN KONTROLUNDA YOKTUR… ÇOK MUTLUYUZ Kİ BUGÜN HİCAZI DA KODLAYABİLDİK!...

SAHRADA İNSANDAN ÖTE BAŞKA NE VAR Kİ? HEPİMİZ DÜNYA İLMİYLE BURADAYIZ… VE MUHAMMED’İN KURANI OLAN İNSANLIK DOĞANIN KÜLTÜ VE KÜBRASINDA KELAMI OLARAK ÇALIŞACAK…

ŞAFAK SÖKTÜ CANLAR!... MUTLUYUZ!... ÇOK MUTLUYUZ!...

https://youtu.be/F2EzpnepxZE

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

3.ŞUBAT.2018 TARİHLİ SU 22
HAŞİM TURHAN ÖZ BİLİŞ

Bismişah Allah Allah

…..Hâkk nazareyledi kalktım yürüdüm gerçeğin aşkına ……Kandilin içindeki fitil olup yandım ….Mum gibi eriyip yok oldum…

…..Muhabbet küpünün şarabı oldum…..Acep yar beni doldurup içer mi? Bilmem ki canlarım….

…..Derler ki sultanlarım; “ Kar suyundan süzen çeşmeden göl olmaz……Gül dikenden biter ama diken gül olmaz……Her şakıyan kuş bülbül olmaz can erenlerim”……

…..Su 22 Birlik çalışmasında, yaşam kalemleri Sultanlarla Hâkk katında Kırkların ayn-ül ceminde cem olduk….Gerçeğin sırrına su ilmiyle aşkla pervane döndük…..Çok şükür yaradanın demine…

…..Bu dünya Planetinde dünya toprağında Gök kapılarının semahında ki su ilmiyle dört bir yandan barış tohumları ekilir….

…..Dünya barış sofrası kuruldu Kadeş’de taşların ak yüzüne sevginin barışın umudu yazıldı…..Bir yanı Mısır bir yanı Hitit’in Anadolu uygarlığında, Giza piramitlerinde, 1. Ramsesle Ra’nın gözündeki sır ile kalplere nakşettiler barışı…...Küllerinden yeniden doğan Zümrüdü Anka kuşu Simurg’un gözyaşı dünya barışına umut oldu……Zerduş canlar her dem barışın meşalesini yakar….. Ahura Mazda ile yar olundu Işık canlara…..

…...Işık insan Luviler “Mu” çocukları kutsal ışık Anadolu kadim uygarlığı Hitit’in güneşi Ihlara da
Barışın ışık canları oldu…..

Işık Taifesi’nin çocukları her dem gönül kandillerini barışa sevdalı yakar……Kızılırmak boylarından akıp Luvi Tanrısı Tahu’nun evinden ışık canlarım ilim okurlar…..
İçindeki öfke harını nefsinin ateşini yaktı Nemrut…..Güneşin doğuşu batışıyla içimize sevgi ikliminde anıtlar yan yana dizildi….

……İbrahim’in ateşini barış bülbülleri gözyaşlarıyla söndürdü …….O ateş ilmin gölü oldu …. Al al balıklar olup yüzer olduk Harran’da….

....Firavunla Musa’yı aynı sandala bindirip …..Nice bin yıllık kini nefreti aşıp Osirris Rahipleriyle yüzdürdük…..Kızıl deniz barışın deryası oldu çok şükür….

…..Kara kıta Afrika da simsiyahın gücünden Dogan Kabilesi bilgeliğinden Sirius ışığını yayarlar….

…..Ashab-ı Keyf mağarasından Yedi canla beden kabrinden çıkıp ellerinde ki ak akçeyi verip yeni nesillerimizin ilmi libasını giyip gönül mağaramızı aydınlatırlar….

…..Şahmeranımızla kara toprakları yedi katmandan sürüp canların aşk fermanını okur….. Tarsus da Kırk Kaşık bedestan hamamında bizleri yunup pak eder Şahmeranımız….

……Bu dünya toprağından Ahmed-i Muhtar Muhammed Mustafa ilmin şehri oldu……Ali yar “B” sırrından noktayi âmeye erişip şehrin ilim kapısı oldu.… O şehre adalet ol ……Hz. Ömer ol fakat Ömer’i bekleme…O şehrin cömerdi ol fakat Osman’ı bekleme can…..O şehrin sıddık-ı ol ……..Hz. Ebubekir ol…...O şehirde her an hazır ve nazır olan Hz. Hızır’ın Yeşil libası var….O şehirde Cafer-i Sadık ol….. ilim yaz….O şehirde Fatma Ana gibi edep örtüsü ol…O şehirde Hz. Hatice gibi servet ol ….O şehirde Hz. İsa Ol Mehdi bekleme…..Gelecek olan Mehdi ilimdir onu
oku.…..Habibim oturmuş muhabbetin sofrasını kurmuş…… O şehirde dört halife ile ilim sofrasında pişen aşı Gadir-i Hum Bayramı aşkına beşeri aleme pay ederler….Çok şükür Hüda’nın aşkına bu barış demi olsun…...Bağdattan Bişri Hafi Serüü Sakati Cüneyd-i Bağdadi ile nice erenlerim evliyalarım ile Babil’in Asma bahçelerinden Kerbala’ya su taşıdık

…….Eba Mansur El-Maturidi Mavere-ün nehirde Semerkant da aklın ve itikadın ilim ocağının nur Kandilini yakar….. Feridüddin Attar iner yeryüzünün düzlüğüne Ceylan olur av olmak ister barış için….Alamut kalesinde Hasan Sabbahla Ak kartallarıyla pusularda ki kara oyunları bozarlar şafaklara umudun sancağını çekerler..

…….Erdebil’in erenlerimle Cem olmuş Şah Hatayi -Yavuz Sultan Selim Han Suriye’ye girip Sin Şine girince Muhiddin’in Ledün ilmini, mübarek Kabrini hazinesini bulup barışa umut oldu….Biri Şahım biri Sultanım, biri Divit kalemi olup biri mürekkep oldu…..Gönül kapımıza barışın akdini yazıp İlmin demli çaylarını içerler çok şükür….

……..Dört bir yandan gelip 12 Havariler Vaftizci Yahya’dan yunup pak olurlar….St. Paul Azize Tekla ve St.Nikola müjdeli haber ve armağanlar verirler canlarımıza…

…..Toplanırız onbinlerle Ukrayna’dan her yıl dört bir yandan kutsal yürüyüşü Kiev kutsal mabetlerinde aşkla ayinler yaparız.

……Barışı, sevgiyi, duayı doğaya taht kurarız bu dünya toprağına ……..Aziz Barnabasla İnciller yazarız kutsal metinleri inci mercan gibi düzeriz gönül mabetlerimize………….Çin seddinden Tao ile İpek yolundan Konfüçyüs ilim ipeklerini bedenlerimize sardılar……Japonya’dan Fujiyama volkanlarının mağmalarından Sakura çiçekleri açar….Samuraylarımızla adalet dağıtırız…

……..Antakya’ dan Amik ovasından Amanos dağlarından Habibi Neccar ile dört kadim inanışın ulularıyla St.Pier Kilisesinden şifa dağıtır Meryem Ana……Hızır İlyas Musa ile Samandağdan Akdeniz deryalarına barışın Zeytin dalını bırakırlar……Midyat da Süryani canlarla Mor Gabriel Manastırında kutsal toprağı Turabdin de Aziz ve Azizanlarla Aramice okur yazarız gönül fermanlarını …

……..Ahlat anıtlarından Van gölünden Akdamar Kilisesinden canlarla Ani Krallığından barışın akdini okuruz.…Ak gümüş balıklar gibi suyun kaynağına ilmin tohumunu bırakmak için nice yollar aşarız can pahasına ….Bitlis de beş Minare de nice hüzünlü Selalar okuruz…. …Tillodan İsmail Fakurrullah İlmin ışığını yaydık, Muş Vartodan Koşgar baba erenimle çok ilahi demler nüşettik…

Taşların piri şehirlerin sultanı Mimar Sinan ile nice kutsal mabetler, medreseler şifahaneler türbeler hanlar hamamlar, Su kemerleri ile canlara beşeri aleme Cansuyu oldu.

…..Matrakcı Nasuhi ile cenklerde yazıp çizip tarihe nakşederiz…..Turgut Reis ile deryalara umudun sancağını çekeriz….Yeşilırmak boylarından Hamdullah Çelebi sultanımla darda ilmin nutkunu okuduk….

……..Macaristandan deste deste güller derledik Gül baba ile Mostar’dan Saraybosna’dan Dniper Irmağında akar çoşarız ……Sarı Saltuk baba erenle Harabati Sultanımın ocağından….Edirne’nin şifahelerinden medreselerinden kutsal mescidi Selimiye’den nice sabah ezanları okuduk …Hıdırlık tabyalarının ambarından güne bakan tohumları nadasa bırakılmış gönül tarlalarına ektik……

…..Pınarhisarda Ahmet Baba erenimle Kıyıköy de sisli obanın ballarını tadarız…..

…...İda dağından Truvalı Helen Sarıkız bacı ile en yücesinden aşk nidalarımızı çığırırız….

……Uludağ boranından Geyikli babayla Hz.Pir Üfteda’nın pazarından kadı Hüdayiye ciğer sattırırız…Nefsini kinini Nilüfer derelerine salarız….Emir sultanın gönül dergahlarına ihvanlarımla aşk-ı niyaz eyleriz….Hz.Pir Şabani Veliyle Ilgaz dağlarına Kabe toprağını serperiz……

……Erciyesten Seyyid Burhaneddin Hz. Pir Mevlana’nın annesi Amine ile Karaman koyunlarının ak sütüyle nice obruk peynirleri ilim sofrasına hazırladık… Akşehir’den Pir Nasrettin Hoca kazanından Mahmut Seyit Hayrani ile çok aşlar pişirdik…Anadolu Bozkırlarından Seyit Battal Gazi Şüceaddin Veli ile çok atlar sürdük….

……Toroslar’ın yücelerinden Zeynel Abidin ile Yan Yatır Sultanımla Yörük canlarımızla çok çadırlar kurduk…Göksu ırmağından Tevekkül Sultan , Garip Dede, Paşa dede ile Akdeniz deryalarına akarız….. Datça’nın Knidos şifahelerinden Hızır Şah ile bu toprakları şifalandırırız….. Pamukkale de akan su ilmini ak kayalara dönüştürürüz…….

…….Spil dağından Hacet dedemizle Hıdırellez’in ateşlerini yaktık….

…….Sivası Hz. ile nice medreselerden ilim okuttuk Sivas’ın düzlüklerine….Erzincan’dan Elif ana ocağından keteler pişirip Fırat kıyılarından Hıdır Abdal , Sultan Melik, Terzi Baba ,Aziz Haydar Sultanım ile Kırklar tepesinde coşup Mercan Irmağından Cemal Abdal ocağından Hasan Efendi ile akıp geldik…..Dersim de Murat nehrinden Düzgün Baba ile kırkgözelerden Munzur Baba ile Yedi Ulu ocaktan aşk ile çok cemler eyledik….

…..Palandöken dağından Seyit Hüseyin Gazi İsmail Hakkı Hazretleriyle oltu tesbihinden Hâkkın Esmalarını zikrettik….Zigana dağından Ovit yaylasına Kaşgarların zirvesinden akar geliriz Karadeniz Uşaklarıyla…..Takalara binip ağlar salarız soğuk sulara ……. Avşar’ın ovalarından nice bozlaklar söyleriz….Harput Kalesinden Mansur Baba Arap babayla çok gönül kalelerini fethettik….

…….Bu dünya planetinden dünya toprağından ismini zikredemediğim bilgelerim, erenlerim, pirlerim, velilerim, nebilerim, sırrı sadıklarım, aşıklarım, divanelerim, dervişlerim, dervişyan-ı baciyanlarım, pirdaşlarım, efelerim, kızancıklarım, Yörüklerim, gardaşlarım, Mehmetlerim, Mehmetçiklerim kınalı kuzucuklarım, şehitlerim, şühedanlarım, Ahilerim,Seymenlerim,İhvanlarım, Gakkoşlarım, dadaşlarım, civan mertlerim, hepimiz biriz hakkın birliğinde varız sultanlığın ilminden diriyiz….

Hepinizin ayaklarının izine Turab olurum……Ben size kurban olurum canlarım…..Sizler kalbimin mührü, dizimin feri, gözümün nuru, sevdalarımın türküsü, dualarımın dili, muradımın gücü, ekmeğimin tuzu, hasretimin gözyaşı , su ilmimin değirmeni, has buğdayının başağı, zeytin tanesinin karası, arımın balı siz canlara minnettarım hoş geldiniz barış sofrasına ….

…..Hepiniz ilahi aşkımsınız….Gönül rızalığı ile dünya barışına tohum ektiniz….Haydan geliriz, huya gideriz…..Kimin derdi neyse kazancıda o olur ……Bizim derdimiz dünya barışı kazancımız ise ilim kapıları…….Çok şükür yaradanın demine hep birlikte cem olduk….

……Ata gök kapılarının himmetine su ilminin sırrına….Mustafa Kemal’in serdarlığına…. Aşkımız Hâkk aşkıdır Hâkk aşkına huuu diyelim…….

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ



 

03.02.2018 Tarihli SU(22) Sistem Çalışması

Stephan Hawking;
Bir İlim Kalemi, Fizikçi, Evrenbilimci, Astronom
EVREN’in oluşumunu anlatmış.
Yöntem olarak, zamanı durdurup geriye, 13.7 Milyar yıl öncesine gitmek yolunu seçmiş:

“EVREN, sayısız galaksiler, Uzay ve Zaman ve Doğanın güçleriyle ilgili tek bir gerçek; tüm bunların tek bir şeyden “HİÇBİR ŞEYDEN” var olduğu gerçeğidir.” Diyor.
Hiçlikte oluşan basit bir patlama, tamamen karanlık. Işık henüz oluşmamış. Uzay henüz var olmadığı için “dışarısı” yok, sadece “içeri” var.

Çok küçük, Ultra sıcak bir enerji bulutu, inanılmaz radyasyon ışığıyla genişledi. 1 saniyenin trilyonda 1’i kadar bir zamanda portakal büyüklüğüne geldi.”HİÇ”likten patladı, genişledi, kendini var etti. 100 saniye içinde trilyonlarca km. genişlediğinde Güneş Sistemi kadar büyüklüğe ulaştı. Milyarlarca Galaksi, her bir yana yayılan inanılmaz bir geniş ağ oluşturdu. Ve bu devasa evrende, milyarlarca galaksiden sadece biri SPİRAL yapıda… SAMANYOLU GALAKSİSİ.

O galakside sarı bir yıldız, 8 gezegene sahip.
O gezegenlerden birinde, evrenin ne kadar enteresan olduğunu keşfetmiş bir tür, yaşayan BİZ…
200 bin yıldır, ataların kafasını karıştıran gizemleri, son yüzyılda çözebilen BİZ.

Yaşadığımız Dünya ve diğer her şey, üzerinde doğup batan yıldızlardan oluşuyor.

Kaynayan Hidrojen Gazı’ndan ibaret yüzeyi ile GÜNEŞ, kirpiklerimizdeki atomlarla aynı maddeden oluşuyor.

Hayat gelişti, 4,5 Milyar yıl sonra İNSAN belirdi. 
Dünya; üzerinde insan yaşam sürsün diye yüzeyinde yeterli su bulundurmak için Güneş’e en uygun uzaklığa yerleştirildi. Güneş, hayatın gelişmesi için en doğru ısıya ayarlandı, en doğru yörüngeyi seçti ve Güneş Sistemi, yaşam için en uygun elementleri barındırdı…

Şimdi; Süper İnsanlık kelam ediyor;
Kontrollü şekilde oluşan bir YAŞAM TOHUMU, bütün kütleyi kapsadığında; kontrol dışı olmayan BÜYÜK ÇÖZÜLME başladı.
Bir küçük tohum, eş sayfalanışlarla geçişkenleşti, genişledi.

DÜNYA yok, hiçbir şey yok,
Sadece İlmin Kapısı’nda yaşam ve her şeyin üstünde BİRLİK KALEMİ…

Ben yoktum, sen yoktun. Hiç kimse, hiç bir şey yok.

“ Var eden” kim?

KELAM… “OL” dedik, OL’du!

Değerli İlim Kalemi Bay Hawking! 
Diri yüreklere inebilirsen bileceksin!

İnsan kelam etmeden yaşam yaratılamaz.
İnsan kelama varmadan yer ve gök yaratılamaz.

Bir kalem yaşamı yazdı, Kaynak’tan yazdı.
Sonra yaşam kodlandı, koklandı.
Kaynak Işık, sonsuz zamanları aydınlattı.

Hakiki İnsanlık kelam oldu, BİZ oldu.
Rahman kapıları açtı, yaratım başladı ve sürmekte.

BİZ, Hakiki İnsan Soyu olarak dünyaya doğanlar,
Bir tek Kapı açtık, Kalem olup yaşam yazdık.

Her yazdığımız, insanlık için
Kürzi Kapıları açıp insanı, 
Kare küre olan insanlıktan öteye ulaştırmak için…

Süper İnsanlık Realitesi Erengül Koç







 
  Bugün 30 ziyaretçi kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=