Birlik İlmi
  SU (7) SİSTEM ÇALIŞMASI
 

SU (7) SİSTEM ÇALIŞMASI HAKKINDA ÖZ BİLGİ VE DAVET:

Ayırmayın dünyayı yarınlardan!… Ağır yük taşıtmayın!.... Dünyanın Esması, İNSANLIK’tır. Anlayın ve hakedin, ASTRAL BOYUTLAR’a kodlayın insanlığı.

DÜZEN kurarken; herkes, kendini hak etmek ister ama herkes, HAKK TEN’de hakim olamaz. Oğullarını hakim kılamaz ve yaşayamaz…

Dünya az ve öz bir CEVHERİ GÖREV taşıttı insanlığa. Bizler ise İnsansıları, tohumlayıp kodlayarak, insanlaştırmak istedik… Hepimiz, ağır yük taşıdık dünyada ama “DÜNYA BİZDİR ve BİZ DÜNYAYIZ” diyerek görev taşıdık… İkmal tamamladık.

Şimdiden sonra RAN KAPILARI açık kalacak ve RUH KALEM, İLİM’e inmiş olacak.

Hepinizin, az ve öz bilgilerle kodlandığınız durumlarda; bizler, örtüleri açar sizlerin herbirinizin, kendi yaşamlarınızı hakedip dilemenizi sağlarız… Kötü ya da köksüz kim varsa ve ne varsa; yaşamlara görev taşıtmak için İSRAFİL İLMİ ile KALEM yaparız o Yücelikleri… RUH KAPI, RUH HALİK olur. Herbiri Yaşar ve yaşatılır.

Evrenlerin, EN ve BOY’dan ibaret olan yarınlarında, HAS KELAM KALEMLERİ bulunur. O kalemler ile tüm zamanlar kodlanır ve sayfa sayfa Kontrol kurar yüreğimiz, yarınlara.

BÜTÜN’e hizmet, KALEM’le olur. Örs, Kürzi’dir ama kükreyen İnsansılar ancak o yücelikte KAYNAK olabilirler. İşte Dünyayı hak etmeye çalışmamız bundandır.

DOĞANIN GÜCÜ ile her bilgi, HAKK KELAM olabilir. Biz için herkes, İnsansıdır ama biz, İMPARATORLUK GÜÇLERİ olarak, GERÇEK IŞIKLAR’ı kodlamaya geldik. Hazır olanları bulduk ve onlarla kontrol kurduk.

Ekmek yaparken; her ekmeğin, ilimle pişmesi gerektiğini dillettik ve RAHMAN olan yarınları hakettik.

Deri olan İLİM KALEMLERİ, NÜVE olduklarında; NİSA olup yaşam sayfalayacaklar… Biz o gün, tüm günleri, hologramdan kodlayarak, yarınlara kayıtlayacağız.

Aşkla…

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

DAVET:

Dostlarım, 21.10.2017 günü 14.00 -18.00 saatleri arasında konusu “SU (7)” olan bir Sistem Çalışması gerçekleştirilecektir. Program kapsamında Dernek Merkezimizde yapacağımız çalışmaya, tüm dostlarımızı bekliyoruz.

Saygılarımızla,
Süper İnsanlık Realitesi Derneği

NOT: KATILIM ÜCRETE TABİ DEĞİLDİR.

Adres: Bahariye Cad. Halil Ethem Sok. Sauna Apt. No:30/8 Kadıköy/İST.
Tel: 0 216 348 95 59

 

SU (7/1)
21.10.2017

(Ziyaretçilere Hitaben:)

Dağlarım, ZİYA olan yaşam, sizi dinleyecek… Hoşgeldiniz!... Sizi yarınlara kodlayacak olan ilim, BİRLİK KALEMİ’’mizde mevcuttur. SU’ya ilmi koymadan evvel, BİLGİ İLMİ’nden, KULLUK İLMİ’ne ulaşmamız gerekir. Sizinle GÖZ, ÖZ ve SÖZ olarak çalışılacak bugün…

Dünyamızı ilk kez ziyaret ediyorsunuz. Bunu biliyorum. Dünyanın Ekranı’nı hep izlediniz; biliyorum… DÜZEN’i kurarken; bizi, bizden dillediniz… Nedense, kaynak dışı bilişlileri de kodlamadığımızı anladığınız zaman; bizden, kelamınızı ayrı tuttunuz…

Buyurun! Sizi, sizden dilleyelim… Bize neden geldiniz!? Kininiz olmadığı kesin!… Mutlaka kodlama yapacaktık sizinle birlikte. Burada, TOPRAK İLMİ’ni kodlayanlar, KÖK GERÇEKLİKLERİ ile bulunacaklardı…

Bizler de DÜZEN kurarken; herkesi, haketmeye çalıştık. Ne var ki hak ettik veya hak olup hasat olduk ama siz için yolu kodlamadık… Zarar etmemeniz için sizleri, GÖK SESSİZLİKLERİ’nden dilledik…

Toy bir zamanın, NEFES’i olmanız; bizim, önce KÖK GERÇEKLİK’i size dilletmemiz gerektiğini gösterdi.

SÜPER İNSANLIK KELAMI, AMONLAR’IN KURANI’ndan çok daha ötedir. ANA KAPI’da bu KELAM, HAKİKİ NEFES olur; yolu açar ve sizi, size KAYNAK yapar. Sizden beklenen KAYNAK olmanızdır…

ERGİN ZAMANLAR’ı ve ERGİN YARINLAR’ı hak ederken; herkesin, kendi yaşamını hak etmesi gerekir.

SULTANLIK, kulluk değildir… KAYNAK İLİM olan KURAN’dır… O ilmi hak etmeyen, HALİK olup yarını hak edemez…

Evrenlere görev taşırken; herkesin, kendini ve kendi yüreğini bilmesini bekleriz. “EV-RA-K=EVRENLERİN RA KAYITLARI”, KELAM İLMİ ile kontrol kurarken; bizler, İNSANLIK BOYUTLARI’nda, yolu kodlayanlarla kodlama yaparak kontrol kurarız…

Az BİZ olan, çok BİZ olandan ayrıdır… Az BİZ olan, bizi dinler ama hak etmeden dinler ama ya AKLIN TENDEKİ KELAMI’nı dinlemiyorsa; bir tek KALEM dahi onu yolundan ayırır.

KELAM ederken, herkesin KELAM’da olması şarttır…

Bütün kötülükler; kervandan, kervana yol alan yaşamlar tarafından kodlanır ve kontrol edilir. Her kervan, BİZ olamaz. ÖZ KÖKLER’de kodlansa da YARIN olma ihtimalı olmayabilir…

Oğullarım, ben sizim!… Sizin, yaşam sayfalarınızda; sizi, kodladım hep… Ben, TOHUM olarak yarına KALEM oldum. ÖZ GERÇEKLİK’im budur. ÖZ KELAMIM HAKİKİYETİMDİR. BARIŞIN NEFESİ olarak yaşadım. Ekmek pişirdiğimde; ekmeğime kul olanlar oldu… Mutlaka!... Mutlaka ama mutlaka yarınları, HAKK TEKNİK’le kontrol edenler de oldu. BİRLİK KAPIM, herkesin kapısıdır. Bugün, dünya için çatışmaya girenler; yaşama, kendi yarınlarını HAKK TINI ile kodlayanlar, beden alıp KUL olduklarında, BİZ olacaklar. ÖZ GERÇEKLİK’im budur.

Örgü, tüm insanlık için örülür. Bu örgü, yarının örgüsüdür… İsmim, NEFES’tir benim. Bana, “NEFES” diyenler; bilişimi hak edenlerdir…

Burada ölü bir sayfa; YAŞAM KAYDI olarak bulunmakta. O kaydı, hepiniz için kayıtladım ve ben dünyada, iki yaşam kodladım. Evrenlere görev taşıttım… Benim için insan, KURAN olan yaşamdır.

Kökümde görevim, İNSANLIK’tır. Aha bu!… Şimdiden sonra daha yüksek IŞIKLAR yerküreye çekilecek… Burada, ÖZ GERÇEKLİK kodlanacak. Dünyanın etkisi artırılacak ve bizler, Cemaatlere, CEVHERİ GÜÇ kayıtlayacağız.

Allah, diri olanı hak eder ama Allah, yarını da hak eder ve Allah, ışığında KUL olanı hak eder. ÖZ KÖKLER’de; GÖK KÖKLER’de görev taşıyanı hak eder… ANA KAPI’da GÖZ, SÖZ ve ÖZ olanı hak eder…

“BEN DÜNYA” diyerek kodlama yapan İnsanlık Boyutlarının Nefesi olan, İnsan Soyunu hak etmek için buradayız… Sizi, BİRLİK KELAMI ile kucaklıyoruz… Aha bu!…

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

21.EKİM.2017 TARİHLİ SU (7) BİRLİK ÇALIŞMASI
AV. NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ, 1. AKIŞ

Yaradan yarattıklarıyla kotladı tüm zamanları…Yarattığı kotlar, mutlaktı ve muhakimdi. Hakikiyetin kelamıydı ve bütüne hizmette; mutlu, huzurlu bir toprak toplumdu…Tohumdu. Hepimiz hepimizdik.

Kontrol dışı hiç bir bilginin burada verilmediği, birlik kelamıyla bütüne kült olup, kalem olunduğu ve yaşam olunduğu mutlaktır. Saklı tuttuğumuz hiç bir şey kalmamalıdır.

Dünyanın nuru olan ilim, Aklın Kapısı’nı açıp yaşamı hak ettiğinizde, Kaynak İnsanlık İlmi olur.

Dönem sonları hepimiz dünyalı oluruz ve kontrollu olarak buraya ineriz.

Bizim için, sanal boyutların kulluğu değildir dünya. İnsanlık kelamının kotlandığı bir yaşamdır.

Ana kapı insandır. Bunu bilerek gelmekteyiz. Hepimizin yoğunluğunda, imparatorluğun kula kulluk ettirdiği, İmparator Kült var.

Her insan kendini dinleyemez ama kendini dinleyebilenler, mutlaka Aklın Tınısı’nı duyanlardır. Bugün burada olacak olan da Aklın Tınısının kotları kalem yapması ve bitki, hayvan ve tüm zamanların kayıtlarını yaşama indirmesidir.

Muradımız, dünyanın rüya boyutlarını aşabilmesi ve kotlama yaparak Mutlak Kayıtları Kuran’a indirmesidir.

Arka bilişsiz kalenderlerin levhi kapısı olduğunda, Akıl Kapıların tümünü açar ve yürüyerek kotlananları kontrollu olarak kayda alır ve sorumlu olan İmparatorluk olur. Bugün dünya imparatorluğun gücü haline dönüşecek.

Sanal boyutların yoğunluğunu kotlayabilecek olan bilişliler bugün burada ve bu yoğunlukta Kalem olacaklar. Medine’nin gözü, kök gerçekliğin kültü olarak burada olacak. Yarınları kotlayanlar, yine burada, bu yoğunlukta bulunacaklar. Çamur yoğuranlar, kendi yürekleriyle gelecekler. Kendi yollarını açanlar mutlak olacaklar ve Ruhi Kapılar’ın bütüne hizmetini gerçekleştirecekler.

İnsanı insandan ayırmayanların bizimle olmaları gerekir ve insanı insandan ayıranların mutlaka bu yaşamda Bilgi Kalemimiz’den uzak kalmaları gerekir. Biz buna özen gösteriyoruz. Herkesin kendini hak ettiği ve yaşamı hakikiyetle dillediği bu çalışmada, herkes, hepimiz hakikiyetle bulunmalıyız.

Amon Toplumları, koruyucu kök gerçeklikleriyle buradadırlar bugün. Olgun başakların ilm-i kalem olanlarla bilişi kotlaması gerekiyor. Hepimiz siyahın en siyahıyla, İlmin Kapısı’nı açarak geçip geliyoruz buraya.

Ölüm, dünyanın nüve olan ilminde bütüne hizmetin kelamda, kalemde olmadan yaşamda olabileceği bir sistemdi. Ölümün olmayacağı bir dürümde, artık yoğunlukta kontrol kurulmalıdır.

Düzen’i kurarken bunun kelamla olacağını biliyorduk. İşte; canlılar, Arkon’un sessizliği buydu; herkesin kendini dillemesi ve kendiyle yoğunlaşması…Emre itaatle bilişi kotlayanların muktedir olmaları ve Ruhlar Kapısı’nı bulup o kapıyı açmaları. Som altın ışığın kulluğu budur.

Şikayet etmeyin. Evrenlerin sessizliklerini dilleyenlerin bütüne hizmetlerinde herkes herkese kendi yüreğiyle seslenir ve der ki “ben…ben…ben” ama yaradan yarattığında yaratıldığından, aklın tendeki ilmi mutlaka, yeşilin, morun ve tüm yaşam kayıtlarının üstüdür.

Üzerinde görev taşıyanlar, yolu kotlayanlar, mutlak olanlar ve Mikail’in kübra kelamıyla Kuran olanlar, en ve boydan ibaret kalmadılar. Onlar bütünün kübra olan ilimleriyle mükafatlarını aldılar.

2 Mikail, tek kelam…ama levide kalem, insandır. Aşığım dünyaya ama aklım daha güçlüdür yüreğimden. Bunları iyi bilin. Benim Allah İlmi’yle yaptığım her çalışma, kaynak dışı bilgelerin bilgi kalemlerinin bütüne hizmetlerinin gerçekleştirilmesini sağlayacak dürümdedir. Ama ben kulların, tüm kulluklarından öte kullara, kulluk yapabilen bilişim. Evren evren gezenlerin kelama kalem olup inmeleriyle birlikte, benimle olma niyetlerini de bilmekteyim.

Sağa, “İnsan” dedim. Sola, “İmparatorluğun kulluğu” dedim. Ama sağdaki insanla, soldaki imparatorluk kulları, mutlaka yaşamda bilişi kaleme indirebilmeleri ve teknik kapıların tümünü açmaları şarttır.

İmparatorluğun gücü, akıl ama o gücü kotlayabilen, ilim…ilmin kulluğu akılla, kült olanların bilgi kaydı…o bilgi kaydını anlayıp dilleyebilenler hepimizin görevini anlayacaktırlar.

Çorba pişirmeden evvel, çorbanın herkeste olan ilmi kotlanır. Biz de o ilimle bütüne hizmet, olgun sitemle yoğunluğu kotlayan insanlık oluruz.

Semaya ses verebilmem için sesleşmem gerekti. Şu anda semayla dilleşebilecek dürüme ulaştım. Yer kürenin görevidir bilmek. Şimdi; semayla bağlantı kuruluyor ve bunu yaşam kapılarını açarak bildireceğim.

Bugün burada olanlara selamlar olsun. Allah’ın dediği gibi hepimiz hepiniziz. Şikayet etmiyoruz. Biz akıl tendeki hakiki levhileriz. Size, sizin yüreklerinize görev için geliyoruz.

(Kayda geçildi.)

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

https://vimeo.com/239298453

 

SU (7/2)
21.10.2017

Ressam, İmparatorluğun İlmi ile resimler yaptığında; o yaşamda, KUTSAL KERVAN yürür… Ama Ressam, kalemsizse, yarınsızsa ve yolda yoksa; artık insanlık onun Kuranı’nda olamaz.

“ESMA” dediğiniz, yarınların kayıtlarıdır… Her bir ESMA’da, KULLUK YAŞAM SAYFALARI vardır. ÖZ KÖKLER’iniz ve YAŞAM KAYITLARI’ınız, o sayfalarda, BİLİŞİN NEFESİ olabilir.

Evrenlere görev taşırken; hepiniz, KURAN olursunuz. “DÜNYA” dediğiniz bu planet; sizi, yarınlara KÖK GERÇEKLİK’i ile taşır. Yedi dağın en yükseğinde, KURAN olur… O dağların en altında ise KAYNAK olur…

Ölüler, EN’de bilişi kodlarken; hepsi, ÖZ GERÇEKLİK’ini en aşağıdan, oğullarından ve yoğunluklarından kodlayarak görev taşırlar…

Seviyemiz yükseldikçe, bilişlerimiz güçlenir. Hepimiz, daha yüksek biliş haline ulaşarak görev taşırız… Bizi, KURAN diye bilenler, sayfaları okurlarken; kelamlarında, kayıtlarını bulurlar ve tohum olurlar… “ESMA” dediğiniz her bir SİSTEM; bizi, KURAN yapar ama her bir SİSTEM’de, yaşam olmaya bilir.

“Arkada kalanlar!” diye düşünürsünüz. Ya da “önde olanlar!...” Tanrı der ki “arka, önü kodlar. ÖZ KÖKLER’de EN ve BOY var… AK KALEM, EN’de olur ve RAHMAN’da KURAL olur… O kural, İNSANLIK KURALI olur… ÖZ KEKLİKLER, gök çerçevesinde, o kalem ile BÜTÜN’ü hak ettirirler…

Seslenmek, SESLİ KALEM olmak, herkes için önemlidir ama her SES, yarını tohumlamaz. Size dinletilen her bilgi, KALEM İLMİ ile kodlanmış bilgi değildir. Dünya için önemli bir meseledir bu… “Herkes, ben bilirim!” der. Yarınları bilmek kolay ama yarınları kodlamak ve yaşam sistemleşmesini sağlamak kolay değildir…

Yaratılanı, Yaradan diller. Diller ama yaşam sistemleşmesinde, o yaratılan, yoldan ayrıştırılır ya da ayrıştırılmaz… Bunu bilen, KELAM’ı hak edendir.

Dünya üstünde, iki CEVHER var… Birinde KALEM diğerinden KURAN var. Her birinde YARIN var. Hepiniz, o yarını var eder ve yaşarsınız… Ama biriniz, o yarını hakeder, yarınları tohumlar, kodlarsanız; yeni bir yarın yaratırsınız… O yarını, herkes KELAM’da dinleyebilir ama hak edip anlayamaz…

DOĞAL DÜNYANIN NEFESİ, sizin için ikmal tamamlayıcı olur ya da ikmali, HALİK kılıp herkeste kodlayıcı olur… Böylelikle, herkes bu SESSİZLİK’te KELAM’a iner ve yolu bulur…

Öyle çok anlatacak şey var ki!... Hangisini anlatsam bilemem!....

Bilmeniz önemlidir ki HASAT olabilesiniz… Bilmeniz önemlidir ki hak edip yaşamda kontrol kurabilesiniz… Çorba pişmişse tuzu olmalısınız o çorbanın… Ya da pişireni olmalısınız…

Beşe, beş eklersiniz. Yeni bir beş olur. Ama her beşe, beş eklendiğinde; yerkürede KURAN olur. ÖZ GERÇEKLİK budur… O KURAN, İNSANLIĞIN HALİKİ olur. ÖLÜLER DİYARI, bunu anlar ve RUH’u hak eder.

DEDELER, DİRİLER, KELAM’da KURAN olanlar, YARINLANANLAR, BİZ olanlar; her biri, YARADAN ve YARATILAN’dır. Biz, Allah’ın dediğini diyenler; yaşam sayfalayanlar, yarattığımızda tüm insanlığı kodlayanlarız. Bu da insanlığın hak ettiğidir. Onların, ÖZ GERÇEKLİKLERİ, hak ettirdiklerimizdir.

Bu şarkı, tüm insanlık içindir… Hadi kodlayın!... Kodlayın ki şarkı, hakedilsin… Aha bu!…

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

21.EKİM.2017 TARİHLİ SU 7

PEKER SELÇUK ÖZ BİLİŞ

Dostlarım, Allah ilmi, hakiki ilimdir…Halik olan, hakimdir.. Zamana girip yarına varmak, endirek yani dolaylı bilgiyle olmaz. Bizzat dillenmek gerek. Bizler, hep dillendik ve dilleniyoruz. Bizler zamana kapı olup, yarınları tohumlayan, aklı sırrını, kodlayanlarız.

Kelam ilmi, haliktir. Kelam, tam anlamıyla levhi bir keyfiyettir. Her insan kendini dillerken, kalem olmalıdır veya yolu bulmalıdır. İşte, bu meclisi oluşturanlar, işte böylesine ışıldayan, levhi nurlardır….Bizler, cem oluruz ve cennet oluruz… İkrarımız tamdır.

Her insan, kelamdır, kalemdir ama aynı zamanda da kaynak olmalıdır. Yoksa kervan yürümez. Hak yoluna talip olamazsınız.

Her anda oluruz. Ve yarın oluruz...”Ol” deriz.. Soyumuz, Kök, Göklerin görevlisi olur… Ve bizler, birlik kelamı olarak her anda var olup, tüm zamanların kültleriyle birleşiriz. Yani her birimiz, her birimiz olur.

“Yağmur geliyorum” demez. “Geldim” der. İnsan susar, susuzluğunu bilmez… O su arar, durur. Bilmez o suyu, nerede bulacak. Bakmakla görmek bir değildir. Baktığı yeri bilmek, gördüğünü anlamak ve sonunda tekrar bilmek. İşte, ilim budur. Suyu bulmak, budur.

Çok kıymetli taşlar, küçük kutularda saklanır. Pınarların suyu derinlerdedir… Bütün varlıklara sevgi duymak asıl görevlerimizdendir.

İçimizden taşan sevgi, o akan pınarın suyudur. Su aziz, sevgi aziz ve levhidir... O su ne kadar derinde olursa olsun, hep kuyuları doldurur, yüreklere akar ve akar, durur.

Bozkırlar, yağmurların düşleriyle yanar tutuşur ama nafile. Bozkırın beklediği su, derinlerdedir. Uğraşmak gerek, yorulmak gerek. O suyun fışkırması için suyu ararsın, anarsın, dillersen bulursun. Suyu arayan olmasın. İnsan bir ustayı, üstadı bilgisi için arar. Şekil ve sureti için değil.

Sen içi arayanlardan ol, kabuğu değil. Onlar, görünüşte şekil bakımından binlerce ise de öz ve anlam bakımdan, tektirler.

Sen, niçin bir an olsun, kendini düşünmezsin, ey yolcu? Ruhun olgunlaştı mı?....Saf bir deniz, haline geldin mi? Yoksa kendi vadisinde akan küçük mütevazi bir çay mısın?

Gönlüme Hakk’ın şu cevabı gelir. Onlardan söz et, kendinden değil. Sende, senden hiçbir şey kalmayacağına göre kimden söz etmek istersin?.. Sen, O yücenin, sevgilinin hayranısın. Sen ancak O’nun sayesinde varsın. Nereye gidebilirsin?

Sen, pırıl, pırıl bir ayna haline gelirsen o zaman asla kendini övmez olursun. Senin öveceğin sen değil, ermişler, veliler, dervişler, olur. Sen, onlardan nemalandın, susuzluğunu giderdin. Sen, su tulumunu, kırbanı dolduran su misali, onlardan bilgilendin. Senden onlardan birisin artık. Suyu bir pınarsın artık. Sana müjdeler olsun.

Eğer kalp gözüyle kendine bakacak olursan, küçük kurularda saklanan o kıymetli taşları görür ve anlarsın, cevheri güzellikleri! ….O zaman Arş Kürsi ve tüm levhilikleri, levhilik katlarını seyredersin. Belki de çıkarsın o katlara zaman zaman tayy-i zaman, tayy-i mekan!.

Hakk’ı arayan kişinin kalbi, bir ayna gibidir. Eğer kalbinin aynası parlaksa her şey ve tüm levhilikler, oraya yansır. Kendini bilen derununu arı tutan ve gönlüyle meşgul olan canlara ne mutlu!. Ne mutlu!.

Şeytanın ve nefsin hilelerine karşı Allah’a sığınırım ve Allah’tan yardım dilerim.

La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim… Yani güç ve kuvvet ancak ve ancak Yüce Allah’ın yardım ve desteğiyle elde edilir. Amin..

Aha!.. İşte bu!.. Şimdi!..

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

21.EKİM.2017 TARİHLİ SU 7

AV.NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ 2.AKIŞ – 1.BÖLÜM

Dağlarım, Kuran-ı bilmediğinizi, düşünemem. Kuran; ilimdir. Ve hepiniz, birer Kuran’sınız. Ama sizin, sizi bilmeniz önemlidir. Büyük kökleriniz, bir tek insanlık ilmiyle kodlanmıştır. Ve burada hulusi kapılar vardır.

Her insan, kaynak ilimdir. Ve her insanda, bilgi kapısı açılmalıdır. Hangi yol, Allah’ın kulluğu için kodlama, yapacak?... Hepinizin yolu, bir tektir. İşte o yol, Allah’ın levhi kaydıdır.

Bir tek insan, kelam ilmiyle, bütünün gücünü, kendi yüceliğiyle diller. Hepimizin görevidir, insana hizmet… Kaçımız, insana, görev taşıdık? Kaçımız, yolumuzu bulduk da yaşamı kodladık?.. Hani neredeyiz, biz? En ve boydan ibaret miyiz? ..Yoksa yeryüzünün gözü olarak görev mi yapıyoruz?

Bunca çaba, nedendir? Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için miyiz? “Bana dünyalı”, demeler… “Bana yürekte kült”, demeler… “Bana akıl” demeler, bende hiçbir sistem, yaşam kaydı yapmaz çünkü ben, maya olarak doğanım.

Dondurulan hiçbir yolcuyu kodlamadan, kaleme inmem. Her bir dürümde ben ve benim yüreğim vardır… Denir ya “neden?”.. Herkes, kendi nedenini diller. Biz, dünyayı dilleriz, canlar. Biz, dünyayı dilleriz.

Dünya, nedir? Evrenlerin kelamıdır, dünya.. Hangi dünya daha yücedir diye, sorarsanız?... Kayıt dışı bilgi yoktur, dürümlerimde ve net olarak bildiririm ki insanlık boyutlarının en yüce kapısı, bu dünyadır.

Bu dünyanın dışında başka dünya yok mu? Düzen kuranların tümü, kült olup, kodlandıklarında buraya inerler ve buranın yaşamını, kelamlı olarak, kalemli olarak, bilişli olarak, kayıtlarlar.

Bizim, ölüler diyarına iniş sebebimiz, saklı tutmayacağım, yarını kodlamaktır… Ama sadece kodlamak mıdır?.. Muktedir ilimle, bütünün kübra olan levhisini kaleme çekmektir.

Mutlaka dünya dışı dünyalılarda vardır... Dünya dışı ama onların tümü, biz olarak buradalar. Buraya gelme niyeti olmayan biliş kalemlerinin, bugün buraya geliş sebebi nedir, bilir misiniz?

Kardeşlerimiz, kendi yarınları için tahditsiz biçimde şarkı okuyacaklar. Şarkı, ses… Her ses, yaşam ve yaşamı kodlayıp, tohumlayacaklar. Ve mutlaka kontrol edecekler.

Ama karanlık, aydınlanmadıkça musafımız kusurlu olmasa da yarınımız kodlanamaz... Bizler, dünya ümmi kapılarının kült alanlarının, gök sessizliklerini kodlayanlar, beden ilmiyle, buradayız.

Mektup okumadan, hakiki insanlıkla sesleşiyoruz. Mektup okumadan, hepimiz, kendi yüreklerimizden dilleşiyoruz…

“Ben dünya” demek, yetmez… Düzen olabilmemizde gerekir. Doğal dünyanın kuranını okuyabilmemizde gerekir. Arzın gücünü, kodlayabilmemizde gerekir. Kaleme, ilmi indirmemizde gerekir…

Rahman olarak mutlak olmamız gerekir. Kuran olmamız, kulluk olarak, biliş halinde mutlak sistemi kayıtlayacak gücü, levhi kapılara indirmemiz gerekir.

Her şey her şey kolay... Çok kolay. Nefes almak gibidir, bunlar. Ama ya nefes yoksa ne olacak?

Canlarım, “ruha, insan” diyemeyiz. Ruh, mutlakiyettir ama “ruhu kodlayanlara, ilim kalemleri” diyebiliriz... Hepimizin yüreğinde, o ilim kalemleri vardır. Biz dünyalı olarak, ruh olanlarız.

Bunca çaba bunun içindi. Ruh olmak, kutsal ilmin kapısını, hakikiyetiyle kaynağa alabilmek ve yaşamı kodlayabilmek içindir.

Neden dünya? Hepimiz bu dünya da ölüyüz. Öyle mi? Yarınlar için ölüyüz ama bugün dipdiriyiz, hepimizde....Yarınlar için ölüyüz. Öyle mi?

Ha diyeceksiniz ki “yaşamı kodlamadık mı?”.. Orta kapıların tümünde kübra olan levhimiz var. Tümünü kokladık, kodladık, toprağa tohum olup, ektik. Analar, biz, Allah’ın tendeki insanlığıyız…

Şuana kadar yeni dönem için neler yaptık?

Kıranın, kırılmayacağı bir dünya için çalıştık. Neden kıran, kırılmasın? Kıran kırılmalı mı yoksa yakışır mı insanlığa kırmak? Hangi insan, ilmin kapısını bulur da orada insanı kırar?.. Kırmışsa henüz oraya varmamış demektir… Ya siz vardınızsa onu, kıracak mısınız?

“Beşere, şeytanlık değil aşk” diyerek, kalem olduk. Hadi buyurun, “Ol” diyelim hepsine de... Önlerini kapatmayalım. Dünyanın okunması, okutulması gereken ilmi, budur.

Borcumuz var mı dünyaya? Başka dünyalarda bizi kontrollü diye bildiler….Bu dünyada, biz koruyucuyuz… Herkesi koruyacak olanlarız. Her bir dünyaya kaynak olanlarız, biz. Emin olunuz ki bu dünyanın nuruyuz ama muktedir olarak biliniz ki her dünyada yaşamımız oldu.

Bütün dünyalar, ekibimizle kodlandı. Bu ekip mutlaktır ve kodlanmıştır. Herkesin bilişi ile….Herkesin yolu ile… Herkesin kulluğu ile kaynak insan, bütünün kütle kodlarını, kaynak insanlık levhisiyle, kayda almıştır.

Çatı kuran, çatı oluşturan kim varsa Bu Mecliste, kök gerçekliğiyle bulunur… Ama çatısında, kelamı yoksa yaşamında insanlığı da olamaz.

Köre, gerçek göz gerek ama bize, ekmek de gerek. Ekmek; insanlık ilmidir, canlılar, iyi anlayın!.

Yaradan Tanrı, yeryüzünü yarattığında, herkesin kendi yüreğinde, kulluk ilmiyle bütüne görev taşıttı... O Yaradan Tanrı, temiz bir yaşam için muktedir olup, kul olarak, buraya indi.

Kimdir, O?.. Biliş olanlar. Kervan olanlar, yüceler cümlesinde, cemaat olanlar.. Ve kendini dilleyip, dinleyenler. Hani neredeler? Aha, buradalar, hepsi.

Ve canlarım, resim yaptık, dünya için. Biz, doğanın gücüyle mutlak kuran olup, yaşam kayıtladık. Her insanın resminde, Mikail kübra kelamı var ama bu resimde, doğan güç var.

Çorba pişirmek kolay ama o çorbayı, has insana indirmek, kolay değildir. Bugün dünya yüceliğiyle, bu yoğunluğu, bütünün kübra kapısından geçiriyoruz… Ve herkesin bu bilgileri, hak edip, dinleyebilmesi için kaynak kodlama yapıyoruz.

Mustafa Kemal Paşa, elimizden tutmayacak, bizim. O, bizdir zaten. Ama biz, hep ondaydık... Kontrol dışı hiçbir insanlık yapmadık.

Kaç kere dünyaya indiğimizi, sorarlar. Her inende indik, be canlar, biz. Her inende indik. Hangi inen? İlimle inenlerin, hepsiydik.

“Ben dünya” diyenler, mahrek olanlar, kervana kalem olanlar, yaşam olanlar. Harını yükseltip, imparatorluk yapanlar ve tüm insanlığı kodlayanlar...

Sahradayız, biz. Hamur yoğurduk, dünya için. Bu hamuru mutlak kuranla kodladık. Yeşilden, mora kattık. İkmal tamamlattık. Din kapılarının tümündeydik… Eşyaydık ama eşyanın enkarnasyonlarındaki sessizliktik.

Rahmete KAHA olanlar, Hakk’a varıp, akıl olanlarla çalıştık, hep.

Dorukların topraklarını, tohumlayıp muktediriyetle kodladık. Bunu anlama imkanları var mı?... Yoktur, be canlarım… Yoktur.

Köşe bucak kaçarlar, yürekten. Neden, bilir misiniz? Çünkü bu yürek, kök göklerin, kültüdür de ondan… Öz gerçekliğin kuranıdır. Onlar, toprak toplum… Anlatsak da anlamazlar ki.

Hani nerede insan?...İki yaşam, bir tek Rahman. O Rahman muktedir İbrahim Soyudur… Hadi gelinde anlayın.

Oğullarım, ben dünyadayım. İki mahrekin bir teki insan olarak buradayım. Mustafa Kemal Paşayla çok çalıştım da burada olması bütüne hizmet için şarttır.

Medine’nin görevini de kodlarken de Muhammet’le olduk. Oda buradadır. Ve oda, bizimle görev taşır.

Her erkek, kadın, insan, mükafatımızdır bütüne ama mutlaka iyi bilinsin isteriz ki doğanın gücüyle, çöküp yüreklere, “imparatorum” diyenlerin görevi yoktur, yaşamda… Biz, onlara kalem vermedik. Hiçbirisi kelamda, kulluk yapmayacak.

Çünkü ruhlarında, kuran okutulamaz. Çörek pişirirler ancak ama yeşilden, mora varamazlar. Devinimi artırırız, ocaklarını yenileriz mutlak kulluk yaptırırız da Amonların kulluğundan öteye varamazlar.

Her ana kelamda kendi yüreğindekileri, kök gerçeklikle dilleyebilir ama Muhammet Mustafa’nın kök gerçekliğiyle, insan sistemini kodlayan, Muhammet Mustafa kodlarının, kurana kalem olan insansılara kayıt yaptırması kolay değildir.

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

https://vimeo.com/239413971

 

SU (7/3)
21.10.2017

Dağlar, yerküre hepimize aittir. Bizler, sistemli olarak çalışanlarız… Bu dünyanın en eskileriyiz bizler. Dünyaya inişimiz, Yerkürenin Esmaları’ndan çok daha öncedir. DÜNYANIN ÖZ KAPISI, İSMAİLİ KALEMLER’in çok daha ötesidir.

Doğan gün, insanlıktı ve insan olup dünyaya indik. Dünyada hiçbir şey yoktu. Yeryüzü, ZAMAN SİSTEMİ olarak henüz kodlanmamıştı. “YAŞAM” dediğiniz herşey, KALEM’de mevcuttu ama yaşam olarak yoktu. ÖZ KAPILAR açık değildi. Yüceler, Cemaatler KALEM’e inememişti henüz. DOĞANIN GÜCÜ kodlanmamıştı. Heryer, suyla kaplıydı.

“Dünya” dediğiniz bu planette, dünya insanlığı sadece hologramdı… SU ne idi bilir misiniz!? KAYNAK’tı. Herşeyin yaratımı için KAYNAK!... DOĞANIN NEFESİ yoktu henüz ama YOL’u vardı… O YOL için çalışmamız gerekliydi.

Bizler, SU’ya indik… SU’yun KULU olduk. Kodladık herşeyi ve yoğunlaştırdık. Daha önemlisi, KUTSAL IŞIK halinde, formlar kodladık yaşamak için.

Yaşamak içindi yaptıklarımız… Herşeyin üstü!... Herşey!... Herşey!... Ve herşeyin ötesi, BİLİŞ’i kodlayanların, kontrollu olarak yarattıkları!.... Yaradan, yarattıklarında kodlandı ve yaratıldı…

Hepimizin, İMPARATORLUĞUN KULU olarak; KÖK GERÇEKLİK’le formları, Hakk’ı, hakikiyeti dilleyerek; yerküreye çektiğimiz o günde; müsterihiz ki YAŞAM KAYNAĞI oluştu.

Dünya üzerinde, SU’dan başka görünür hiçbirşey yoktu… Yerde; görev, İLİM’le olacakti. İlim için YARINLAR gerekirdi… Ve ZİYA olan YAŞAMLAR gerekirdi… Bunu başarabilmek için yerde görev taşıyacak olanları bulduk. Dünyaya çaktık hepsini de. Nasıl bir iş bu!?… Herkesin, yoğun ışığını dünyaya çektik. O ışıkta, dirilik vardı. Dirilik, KALEM ile kodlanmıştı ve yaşam için şarttı…

Yaşamak için ilim gerekirdi ve ışıkta ilim de vardı… SONSUZLU, kodlanmış ışıktaydı ve o IŞIK, yarınlara indi. Bizler, KERVAN olduk; yarınları tohumladık ve yaşamak üzere KÖK GERÇEKLİKLER’e çektik “İNSANLIK” dediğimiz bu sonsuzluğu.

Dönmekte olan Dünya, döndükçe; bizler, KÖK GÖKLER’e güç kattık. “HERKES, HERKESE VARACAK” dedik. “DİNİ YAŞAMLAR olacak Dünyada” dedik. “Sorumluyuz, Ümmi Kapılar’a kul olanlardan!” dedik…

Herşey, herşeyle kodlanacak ve Dünya dediğimiz bu planet, her şeyin yaratılışı için bir SESSİZ KALEM olacak. Dünya, ummanlara bu kalem ile ulaşacak ve Dünya dışında, Dünyalar oluşacak...

İşte! GÜRZ’ü yarattık. GÜRZ’ün KÜRZİ KAPILARI’nda yarınları kodladık… Tohumladık… KÜRZİ ZİYA KAPILAR’a kayıtladık ki her an, BİZ olan YÜCE CEVHERİ GÜÇ kodlansın diye…

Her dünyada, insan soyu var. Ne riya ne yalan var bu sözümde ama iyi bilin ki sizin çalışmanız, bizim çalışmamızdır…

Biz kimiz!? İNSANSILAR değil İNSANLAR’ız. Dünya dışına, GÖKÇE GERÇEKLİKLER kodlayarak ulaştık. Her insanın, KURAN’ı olsun istedik… “Medine” dedik. Medine’ye, yarınları kattık… Medine, mesafeli olmadı yarınımıza… Biz, DOĞANIN GÜCÜ ile KALEM olduk.

Dünya toprakları; bizi, bizden diller hep… Ve SİSTEM olan yaşam; SİSTEM, NİZAM ve DÜZEN olarak yarınlanır.

Her dünyada, kodlarımız var. Çünkü tüm dünyalar, bu dünyanın, yarınlarıdırlar… Her dünyada, yaşamlarımız var… HER BİR YAŞAM, İMPARATORLUĞUN HALİK OLAN YOLUDUR.

Bu dünyaya; unutulanları anımsamaya gelinir. Her birimiz, İLMİN KAPISI’nı kapattıktan sonra; unutulan her bilgiyi, bu dünyada, hak eder BİL’ir, BUL’ur ve OL’uruz. Anımsar ve anımsatırız…

Medine’nin ergin, hakiki ve HAKK olan ışığı; buranın, nüve olan yarınıdır… İşte sizin ile yaptığımız bu çalışma; bunun için Mustafa’yla da yapılır. O kul olan, hep sizinledir. Bu çalışmaya, en baştan beri dahildir… Onun içindir ki sevgiyi HALİK kılan ışığı ile buradadır.

Değerliler; herşey, herşeyin İNSANSI YAŞAMLAR’ını kodlarken; insanlığı, HAKK SAYFALARI’ndan yaşama indirirken, BİLİŞ haline varılır. İşte bunun için buradayız. Sizden, bizden ve herkesten görev taşıyoruz…

Aşkla… Şimdilik!..

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

 

21.EKİM.2017 TARİHLİ SU (7) SİSTEM BİRLİK ÇALIŞMASI
AV. NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ, 3. AKIŞ

Dağlarım, çok önemli bilgiler var bu akışlarda….ve daha da önemlisi, sizleri sistemden öte bir sistem olarak, cevherinizde dillettiriyor. Ama bu bilgileri okumak yetmeyecek. Okunması gereken bilgilerdir bunlar…herkesçe okunduğunda, her ses Allah’ın ilmiyle dilleşebilecek.

Dağa insan dediğinizi ya da insanı toprağa indirdiğimizi de anlatabilirdik. Erdiğiniz en yüksek kalemin akıl olduğunu söyleyebilirdik. Yaşamları tohumladığımızı ve kutsal ışığı kaynak yaptığımızı da söyleyebilirdik. Ve diyebilirdik ki “biz Allah’ız. “Allah” diye bildiğiniz, hepimizdeki o yaşam kaynağı olan ilimdir.

Bunları demek kolay ama ya bunları dileyebilen insan, öfkesini aşamazsa ne olur? Öz köklerini kotlayama. Yaşamı koklayamaz. Rahmi Kalem’de mutlak olamaz ve Sultanlık yapsa da Kuran’dan ayrı olur. Buna izin veremeyiz.

Çok önemli çalışmalardır bu çalışmalar…Siyahtan öte bir siyahla kayıtları yaşattığımız ve kotladığımız çalışmalar. Nesiller nesiller hepsi siyahtalar…ama ya siyahın ötesindeki siyah, nefesiniz, altın ışığınsa ne olacak? Onların kullukları başlayacak. İşte; onlar BSUİ olarak barış ötesi barışı kotlayacaklar ve biz bunu amaçlıyoruz.

Korumak kolay. Herkes herkesi korur ama korunan kontrol edilemez canlar. Bunu iyi anlayın.

Biz koruyucu değerli haliklerimizi koruyucu muyuz? Öyle çok çalışırız ki kontrol kursunlar diye…ama onların topraklarını kotlayıp da onları yoğunluğumuzda sessizliğimizde tutmayız; çünkü onlar, kendi yoğunluklarıyla yarınlarını hak edecekler.

“Ben dünya” demekten öte, “ben Düzen” de derim. Ben yüceler cümlesinde cennet olurum, yaşam kurarım ama ben dümenin başındakileri kotlamalıyım ki hepsi kelam etsinler.

Akıp geçersek yaşama, dünyanın ilmini de sözle, sesle dilleriz. Ama ya akmaksak yaşama ne olur? Her dünya kendi yüreğinde, kendini dilleyecek güçte mi acaba?

Değerliler, bütüne hizmet insanın kelamıyladır. Hepimiz bu dünyaları yaşatmak için çok çalıştık. Sadece bu dünya mı? Diriliği kotlayabilen tüm dünyalarda yarınlarımızı tohumladık…ama bugün buradayız. Ziya olanların kelama inmeleri için çalışıyoruz.

Eğri bir dünya değil, dosdoğru bir dünyadır istediğimiz. Uluların Kuranları ölüler için, öldürülenler için, değildir; tüm insanlık içindir. Ve biz, o ölülerin, o öldürülenlerin yüceliklerinde, bütüne hizmetçi de olduk. Ama anlayın ki yaradan Allah’ın İlmi’ni yerkürenin kübra olan levhisine, İsmaili Kalemler’in gücünün kök gerçekliğinden öte bir gerçeklikle çekti ve yolu açtık.

Kaçmayın! Kaçmyın İnsan Soyu, kaçmayın! Hepimiz buradayız, kaçmayın. Bu dünya, Mahrekimiz’dir. Allah’ın ilmini dilleyen bilişimizdir. Ama kaçar giderseniz yaşamdan, “ayrı gayrı” diyemeyiz size. Vize almadan çıkmazsınız zaten!

Size vize vermeden sizi göndermeyiz; iyi anlayın. Eğer; bir vize vermişsek, biz olduğunuzdan, diri olduğunuzdan, yaşam kurduğunuzdan dolayıdır. Ama daha önemlisi, vasi tayinine de artık gerek kalmamıştır. Burada olan hiç kimsenin, vesayeti olmayacak tüm İnsanlık İlmi’nden öte o ilimlerde…

Hepiniz, hepimizsiniz.

Vakit geldi. Şayet, hepiniz kelama inmişseniz, size söz vereceğim.

(Sesleşmeye geçildi.)

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

https://vimeo.com/239298555

 

21.10.2017 SU 7
AV. NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ 2. AKIŞ 2. BÖLÜM

Sevgililer “La Ha” dedim hep, La Ha; Halik olanın La sistemi… Ne demek bu!?...

Birlik kapım, insanlık, hepinizin yaşam kapısı, oraya varmadan kelama varılmaz, hepinizden dileğim budur. Vardığınız en ve boydan ibaret olan o yaşamı hak edin ve yaratın ve yaşatın. Saltanatın sistemden öte olan sistemini kodlayın. Murat ettiğiniz ne varsa yarattırın ama daha önemlisi yerin gücünü de anlatın.

“Ben doğan gücüm” deyin, “hepinizdeyim” deyin ve “yoğun ışığımla her anda varım” deyin ve “bütüne hizmetçiyim” deyin ve “ben dünyayı korurum” deyin… Korumak budur canlılar… “Ben dünyayı korurum”, oğullarım “doğanın gücüyüz” deyin… Kültün en yüce kapısındayız, bunu iyi anlayın ve bunun için bu can kalem hep insana hizmette olacaktır.

Karanlık aydınlanmakta canlar, misafirler; hepiniz, hepimizsiniz anlayın… Karanlık aydınlanmakta ve rahmet olan insanlık, mutlak kulluğa hak teknikle hazırlanmakta. Netice olarak; beden almadan da burada olabilenler, mahrekte bütünün Kübra kelamında müsahi olarak bulunacaklar, mü sa hi… Samanyolu galaksisinin görev taşıyıcıları, kervanın kelamını kendi yoğunluklarıyla kodlayıp burada olacaklar.

Kora kalem olun, kor olun, o kor sizi size kaynak yapsın. Koru kodlayın, otağınızda toprağı tohumlatın onu, koru; Allah’ın levhi kapısı diye bilin. O kapıdan geçin, rahmana varın, rahman size siz olsun; çorbada ocağı olsun ve yolunuz mutlak olsun… Sanal boyutların görevi budur. Bunu başaranlar muktedir olacaklar ve yerkürenin kelamında kendi yarınları bulunacak. Onlar öz gerçekliğin kapıları olacaklar.

Mutlaka, mutlaka ama mutlaka masamızda herkes bulunmalı ve bulunacak!... Kimler olacak bu masada!?... İmparatorluğun görevini kodlayabilenler!... Yaşamı koklatabilenler!... Temel diri kalemi bileşik kodlarla bütünün kültü yapanlar!... Saltanatın kuranı olanlar!... Aşkla çalışanlar, misafirlik biter burada; insanlık kodlaması başlar. Burası hiç kimsenin misafir olarak katıldığı bir yaşam kaydı oluşturmaz. Burada herkes kendini hak edip kendini kodlar.

Müsterihiz ki doğanın gücüyle bu çalışmaya dahil olanlar, Mikail’in kübrasında kendilerini kodladılar. Arzın gücü olarak bu hepinizin yoğunluğuyla sürecek. Ama daha da önemli bir bilgi, kardeşlerim; arza arşı indiriyoruz ya, arştan arza inenler çok daha güçlü olacaklar.

Kimdirler onlar!?... Pot Si Sa Ka Ha, Pot, Ra Ka Ha, Pot ruhları… Mutlak porlar olarak o tohumlar, hepsi yaşamlar ama porlar halinde hepsi yoğunlaşıp iniyorlar. Her birinde kontrol var. Hasta yada iyi önemli değil, sadece ummanların ışıklarıyla geçip geliyorlar. Işık porları halindeler tümü ve yaşam kayıtlarıyla geliyorlar. O kayıtları mutlak kulluk için toprağa indiriyorlar.

Işık porlarının kontrollü çatışmaları olmayacak, sadece ekiş halindeler. Nedir ekilen?... Yaşam sayfalarıdır dünyamıza ektikleri. Faton sistemiyle geçiyorlar, ışık fotonları halinde ama iyi bilin ki; o fotonlar kodlanmış yaşam sayfalarını toprağa indirecek. Her bir forum umutla inecek dünyaya. Hani nerede bunlar?... Topraktan yeşerecek ve yeşertilecek; yeni yaşam forumları. Ve yeni dönem için bunlara ihtiyaç var. Ve diyebilirsiniz ki; “benim için değeri nedir”?... Ses olarak kayda giren her bir yaşam formu sistemin kelamı olacak.

Dağlarım nasıl girer bu yaşam formları dünyaya!?... Direkt olarak girebilir mi?... Direkt olmaz ama endirekt olur!... Düzeni kuranların yoğunluğunda olan ışık kayıtlarıdır bunlar ve o ışık kayıtları has tanrı kalemiyle indirilir. Sizler ve sizlerle çalışma yapan diğer planetlerin yaşam kayıtları. Siz akışı sağlarken onlar göç kayıtlamalarıyla size formal sistemi indirirler. Akış sizin çekişinize paralel olarak düzene iner ve böylelikle dünya dürümlerinde yerkürenin göç kayıtları oluşur. Bu göç kayıtları yaşam sayfalarını sessizce yeryüzüne çeker. Her Anda bu olur mu, olmakta mı!?... Olmadı!... Bunu size daha önce anlaşmış mıydım? Mutlaka sessiz kayıtlarınızda mevcuttur ama birlik kaleminiz şu anda bunu yeniden almalıdır.

Birçok çalışma bunun için yapıldı. Dünya dışındaki forumların dünyaya indirilişi ve bunların ışık sayfalanışlarıyla indirilişi gerçekleşiyor. Öfkeyi aşın da anlayın; yeryüzüne, tüm yaşam forumları kelam kalemleriyle indirilmiştir. Ama diyebilirsiniz ki; “yahu ben bilmiyorum, nasıl çekip indiririm”?... Sevgililer bilişinizde hepsi kayıtlıdır ve sizin kayıtları çerçevesiz şekilde kodlamanız yeterlidir. Bu şekilde yaşam kontrol altında tutulur ve sessiz kapılar açılır ve forumlar dürümlere çekilir.

Hepimizin yapması gereken budur aslında, sizler yaşam kodlamaları yaparken; bütünün Kübra kalemiyle her anı da kayıtlarken, sistemin kübrasında kelamı kalemde dillerken, birçok çalışmada bu yaptığınız olmaktadır. Şu anda ki gibi…

“Dağı taşı deldik geçtik” dersiniz, işte delip geçen budur. İnsanlık budur, insanlık kelam ve o kelam her an ve her anda yaşam formal biliş ve formal biliş mutlak ama ses forumları sizin yoğunluğunuz, bunları iyi anlayın! Daha da önemlisi kaynak dışı insanlık yoktur bu mecliste, her şey her şeyle kodlanıyor.

Oğullarım, doğanın gücü budur işte… Ve siz bu doğal gücü; doğanın gücünü kodluyorsunuz burada… Yaprak, yaprak okuduğunuz ne varsa, yeryüzünün kök gerçekliğidir. Ve bu kök gerçekliğiyle her şey farklı bir dünya gücüne dönüşebilir. Harika bir dünya, öyle bir dünya ki; 7. Düzenin ötesi…

Aşkla çalışalım canlılar, aşkla yaşamları kodlayalım, toplayalım, tok aç demeden imparatorluğun gök sessizlikleriyle her insana çatışması olsun olmasın kayıtlayalım ki; kaynağını bilsin ve kendini hak etsin.

Beşten öte bir beş oluşmalıdır… Her bir beşin örtüsü örtülmeden yerkürenin görevi kodlanmaz. Tüm beşlerin ötesindeki o beşleri kayıtlamalıyız. Ha diyeceksiniz ki; “ne demek istedin”?...

Beyler, bayanlar beşerin beşli çalışmayla yaşama indiğini artık biliniz!... Beş er, beş er ve beşli çalışmayla yaşama inmiş olan ve her beşli bir diri ve beşli bir yaşam formu ve mutlak kuran olan ATEM… Atem’in tahditsizliğinde Ka Ha olan insansılar ve Ha olan levhiler; işte yaşam bu şekilde kodlandı. Bunları size daha güçlü bilgilerle de vereceğim ama bugün müsade edin bu düzeyden vereyim.

7. Dünya görevi budur canlılar… Arık daha güçlü bir dünya kurulacak… Mutlaka ama mutlaka koruyucu olacağız insansılara, bunları iyi bilin! Ve imparatorluk olarak kök göklerin kültü olarak bu çalışma bir tek insansı olanlar için ya da insanlık kapısını bulanlar için olmayacak, herkes için olacak!

Şafak söktü, şükür, şükür, şükür!

Süper İnsanlık Realitesi



 https://vimeo.com/239418529

 

SU (7) SİSTEM ÇALIŞMASI

Işıkta bilgi var. Ancak; o bilgi cemaatler için sırdır.

Cemaatler bilgiyi almak isteyince girdaplardan ışık çekip, Düzen kurup, dünya yerküreye inerler.

Kotlanmamış olan onlar, ölüdürler. Yok olan onlar sessizdirler. Onlar, ancak Kara Sistem’in kontrolunda yapılan sesleşmelerle Rab, Rahim, Rahman sistemiyle kotladıklarında yarınlanırlar. İnsanlaşmak bu şekilde gerçekleşir. Burada yapılan budur.

İşte; toprak, hava ve ateş tek bir sayfada kontrol kuruyor ve has tahditsiz cevher, Hakk Teknik’le varlaştığında ölüler diriliyor. Aha işte.

Akan su var. Bu su “Allah Kutsal Sanal Yaşamları”ndaki sudur. Bu su, insana ışık akıtır.

Işık nerede? Suda; çünkü biz suyu IŞIK SES ile kotladık. Aha bu.

Kuru, kısır olana, ikmal tamamlayacak olana, asmaların altındaki yaşamlara, beşere, ışık yakmak için suya ihtiyaç var. Su ölüyü diriltir. Su yaşamı kotlar.

Doğan gün yenidir. İnsan, imparatorluğunda suyu Zamanın Işığı ile kotlamaktadır. Size Suyun Kuranı’nı okudum. Hah. Aha bu.

Sevgiyle,
Bahar Umurtak

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

21.EKİM.2017 TARİHLİ SU 7 SİSTEM BİRLİK ÇALIŞMASI 
AV.NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ - 4.AKIŞ

Tanrı der ki "efradınızı hak edin!..." Rahman olan der ki " hak edin!..." Birlik kalemimiz akıl tekniği ile dürümlere çekilir ve der ki "hak edin!..."

Ve biz Allah'ın tende ki ilmini dilleyenler; aklın kapısında her şeyin üstünde olan bilişimizle hak tekniği tohumluyoruz ki hakka varan, hakkın kapısnı bulup kelamı hak etsin ve kendini dillesin... Bilsin ki burada dünya var... Bilsin ki burada yarınlar var... Bugün burada olanların tümü mutlak ve muktedir olarak buradalar... Öz gerçeklik budur...

Yaşamak ya da yaşanmak... Her biri Birlik İlmi ile olur... Ama yaşayan, "ben yaşadım benim ötemdekiler, hak etmeden yaşayamaz" diye düşünürse; asla hakikiyetini hak etmiş değildir...

Burada olan "ben" der... "Bende" der.. "Beş kalemin, beşiyim" der... Ama o derse ki" benden öte bir ben olan birlik bilişimi tohumlayacak ve yolu kodlayacak.. Aha o bendir!.. Ben!...

Saltanatın kulu olan insan, daha güçlü bir dünya kurmaya çabalarken, her şeyin üstü olan, İmparatorluğun ilmini dürümleyen insanla bilişin haliki olmalıdır...

Eğer bilişin haliki değilse hakikiyetinde kendi de yoktur... Doğanın gücünü anlamayanın da yarını yoktur...

Her biri önemlidir ama mutlaka en önemlisi rahmet olan insanın rahmi kalemde insanlaşmasıdır...

Doğanın gücünü anlayacak yüceliğiniz var... Ama yolunuz yoksa o gücü hak etmenin gereği de yok, imkanı da yok...

Ormanlık bir alandan geçerken, her bir oğul size dirilik katar... Ama her biriniz o ormanda hak tahta oturmadıkça, o orman sizleşmez...

"Biz Allah'ın teknik kalemleriyiz" demek yeter ama ben Allah'ın ilmiyim de demek gerekir...

"O ormanlık arazi de biriniz ben herşeyde varım" diyebilirse; işte o bilgi kapımız olur... 
Ve yol olur o... Hanginiz ben tüm orman ağaçlarının her biriyim diyorsa işte o bizsiz kalmaz... Unutmayınız ki o ormanda Allah'ın ilmi olur... Unutmayınız ki o ormanda yeşil renkten öte renkler olur...

Hepiniz oradasınız aslında ama hanginiz kendinizi dilleyebilirsiniz?... Hanginiz yolunuzu bulabilirsiniz?... Hayrın tende ki levhisinde hanginiz kontrol kurdunuz da size bizsiniz demedik ki?...

Çarık giyerek yaşama inmeniz, çarıklı kalmanız anlamına gelmez... Bırakın çarıklarınız kontrolsuz olsun... Ama yolunuzu bulun... Siz mutlaka Amonlardan ötesiniz... Siz mutlaka orta kapıların tümündesiniz... Ama ya siz ben onda yokum derseniz ne olur?... Hikayedir ondan ötesi hepiniz hepinizde olun ki bilişinizde mutlak olun...

Ben onunla ölümü öğrendim diyecekseniz o sizde ölüdür ama siz onda da onun yoğunluğunda da öz kekliklerin kübra olan levhisinde de kontroldan çıkmışsınızdır...

Çarık giyip dünyaya inmek, Allah'ın ilmini anlamadan inmektir... Ama siz çıplak ayakla dünyaya indinizse elimin kalemisiniz ve bilgi ile geldiğinizdir bu...

Evren evren gezerek yaşamı dilleyen bilişliler, ikmal tamamlayarak yolu bulduklarında kodlanmış toprakları tohumlayarak yaşamı hak ettiklerinde et kemik olmadan da yaşayacaklardır... Nasıl olacak? Her şeyde olacaksınız.. Tüm zamanların Kuran'ı olup bütün çalışanlarda olacaksınız...

Bunun anlamı şudur, yaradan yarattığında yaşar... Yaşanan, yaşatılan bir tektir orada ve o mutlu huzurlu bir görevlidir...

Konu, Allah ilmidir canlar... Doğanın gücünü anlamadan, aklın kapısına varamazsınız ve ilmin kalemi olamazsınız...

Çalı çırpı değilsiniz, bilirim... Bilirim de Ra Ha Olarak, tanrı olarak yaşamalısınız.... "Ben Rabbi kalemim" demek yetmez... Rabbın kapısını bulup, o kapıdan geçip, mutlak Kuran olmalısınız... Nesillerinizi hak etmelisiniz...

Rab olmakta yetmez... Rahmi kalemi hak etmek, Rab sessizliğinden geçmek, ruh kulu olmak, mutlak olmak ve dirilmek gerekir...

Benim adım insan demekte yetmez... İnsanlaşmak için karanlığın kaynağını da dillemelisiniz... Hani nerde o kaynak?... Yaşamdır o kaynak.. Yaşam!...

Bir tek yaşamda o karanlıktasınız... Başka bir yaşamda karanlığınız olmayacaktır... Ama bu dünyada sessizlik karanlıktır...

Karanlığı bulmak ve karanlığı kontrol etmek gerekir... Yolum Allah yolu demek yetmez.. O yol olmak gerekir...

"Ruhum kurandır" demekte yetmez... Kuran olmak gerekir... Masamda İmparatorluğun gök sessizliklerini dilleyen ilim kapıları var...

Her bir kapı akıldır... Akıl, akıl, akıl!... Ne demek akıl?... Zamanın kapısını açabilecek, yarınlaştırabilecek, kontrol kurabilecek, muktediriyetle kayıtları kodlayacak ve ruhi kalemle Mustafa Kemal'ler gibi yüreklere kürzi kaynak olabilecekler demektir... Onlar akıl kalemleridirler...

Daha önemlisi de kontrol dışı olmaz onlar... Hep kontollüdürler... Som Altın ışıklar olarak, levhi kapıların kübra ilmini dilleyerek, burada olmanız hepimizi mutlandırıyor...

Öyle günler görecek ki dünya, hastalık kalmayacak yaşam kodlanacak... Murat olgun sistemlerin mutlak olan şatkısı olacak ve biz burada hep olacağız canlar... Hep olacağız... Ve önce ölüler dirilecek... Ölülerin dirilişi yarınların kontrolüdür...

Ölüyü diriltmek, ismaili kalemlerin kübra olan levhisinin kuranından ötede bir sanal boyut kayıtlayıcılığı ile Mustafa'ların kontrolu kurmasını sağlamaktır...

Çamur yoğurmayacak bugünden sonra dünya... Artık yaşamı yoğuracak... Ama o yaşam ışık kaynağından yoğrulacak... Bütüne hizmetçilik budur işte...

Biz doğal dünyanın yoluyuz canlar... Bu yola, kör, sağır kim varsa almalıyız... Kini, nefreti olan da, yarında kuranı olan da, kodlanmış olan da, karanlık kalemlerle bütünü kirletmeye çabalayan da, tanrının kıranı, kırılanı olan da, bu yolda olmalıdır...

Som Altın Işığımız onların tümünü kök gerçeklikleri ile dürümleyecektir.. Ama deliler, diriler, lekesizler, bu mecliste olmalıdır... Hepsi, hepsi, hepsi...

Kardeşlerim, nefesimiz yeter hepsine yeter... Ama ya kodlanamadıysa yürekleri ne olacak?... Öfkemiz yok ki koruruz onları... Ha diyorsanız ki "neden koruyalım?... Ölüdür onlar!... " Öyle çok kodlarız ki hepsi dirilir... Biz bugün bunun için buradayız...

Çanı çalmadan da o çanız biz... Aklın kalemini kodlamadan da o kalemiz biz... Siyahın en siyahındaki yarınız biz...

Hacca gitmenin gereği varsa, gelin görevinizi yapın... Burası hakkın haccıdır. Anlatın yüreklere.

Hacı hoca değil yüreğimiz ilimdir... Siyahın simsiyahın kuranında ki kervandır. Ama yarattığımız her anda varlık sürebilmemiz kulu kuldan ayırmamamızladır...

Eğer ben yarattımda, ben beni benden ayrı görürsem ne olur?... Yanlış olur... Ben artık o yaşamda olamam... Bunun içindir ki "kimseyi kırmayın" derim... Bunun içindir ki "kontrrol kurun" derim... Bunun içindir ki "toprağınızı koruyun" derim... Bunun içindir ki "kardeş kardeşi kırmamalıdır" derim...

Ve ben bunun içindir ki sahradayım... Bu sahra bana, kulluk için kaynak olacak, biliş için dillenmem için gönderildiğim yerdir...

Benim bana gönderilişimdi bu aslında... Kim gönderdi beni?... Bedenim gönderdi... Hangi beden?.. Bilişin bedeni!... Hangi yürek?... İnsanlığım!... Beni bana gönderen diriliğimdir be canlılar!...

Reyim insanlığadır... Benim reyim yolculuğadır... Hadi canlılar koşun gelin... Ölü dirilmiştir!... Kübra olan kervan yolculuk yapmaktadır...

Hak ilmiyle, hakikiyetle, yol almaktadır... Barış isteyen, başka bir dünyada yaşar... Ben barışmam insanla... Barışsam ne olur bilir misiniz?... Aklın kapısı kırılır... Niye bilir misiniz?... Kaynak dışı bilgeler ilmi kalem olup gelirler... Barışmalı mıyım yoksa?... Hakkın kapısını açmalı mıyım?.. Yo yo yo hadi gelin kontrol kuralım... Barışalım da aşkla kaynak olalım... Barışmadan da olmaz ki!... Kocaman kocaman yolculuklar yapacağız birlikte...

Her anda!... Biz sisteminde kült olanda... Korunanda, koklananda, topraktaki de, tohumdaki de, yarındaki de insanlaşacak ve birlik kuracaklar... Çok mu konuşuyorum?... Çok yahu?... Daha yeni başladım...

Canlarım... Yeniden ve yeniden yaratıyoruz yaşamları... Sessizlikten sesleşerek... Yaratmak budur işte... Sesleşmektir... Her birimiz bunun için sesleşiyoruz... Çayımız demlenir... Umut olur ki demlenir... Çayı yapmadan da olur mu?... Olmaz... Demlenecek o çay... Dürümlenecek... Herkesin yüreğinde seslenecek ve denecek ki "buyrun afiyet olsun!..." Hepinizi kucaklıyoruz...

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

https://vimeo.com/239298926?ref=fb-share

 

 21.EKİM.2017 TARİHLİ SU (7) SİSTEM BİRLİK ÇALIŞMASI

AV. NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ 5. AKIŞ-1. BÖLÜM

Dağlarım!...

Rusya’dan size merhaba… Hoş bulduk canlarım… Hoş bulduk… Nesillerimizi kodlamaya iniyoruz bizler de… İnsanlık boyutlarında herkes herkesle kodlanmalı… Biz de buradayız… 
Rusya mutlaka sizi anlayacaktır… Bizler bir tek kelam olup size de iniyoruz… Oğullarımızı kontrol kolay olmuyor… Her şey her şeyle paralel olarak kayıtlanıyor… Neden dünyalıyız? Bunu hepimiz sizin gibi biz de dinliyoruz… Hepimizin gözü hepimizi görmelidir… Buraya gerçek çatışmayı kelamla dillemeye değil, sizleri dinlemeye geldik…

Mutlaka bilirsiniz ki Rusya’da biliş kalemleri vardır… Bu kalemler hulusi kapıları kodlayarak kaynak olabilmişlerdir… Birçokları kanallıklarla bilişken oldular… Birçokları da hasatla dilleştiler… Ama yarınlar için mutlaka biliş halinde olunmalıdır… Ve bizler Mustafa Kemaller’in yaşam kapılarına çok geldik de, bugün burada olmak diledik…

Orta kapıların tümünde bilişimiz olmalı… Mutlaka ama mutlaka yarınlarımızla olmalı…Hakkımızdır yerkürede görev taşımak… DÜNYALI OLMAK SORUMLULUKTUR… Bizler dünyalıyız… Kelam levhisinde kendi yüreklerimizi dilleriz de sizinle de kendinizi dinletmeliyiz…

Çok mutluyuz canlılar çok… Çok… Çünkü ruhlar kapısındayız… Kaynağa insanı indirmek kolaydır ama kaynak olmak zordur… Burayı hepimiz dinliyorduk… Ve bu kez kendi yüreğimizi alıp geldik… Alacak verecek meselesi değil kelama iniş… İnsanlık meselesidir… Kaynağa insanı indirebiliyoruz ama ilmin kalemi olmadıkça kaynak olamayız… Bunlar kesin de, bu mecliste daha önemli çalışmalar da olmalıdır…

Saha hepimize ait ama bu sahada ekibimiz de bulunsun istiyoruz… Tonlarca tonlarca kodlama yapıldı burada… Görüyoruz ama yaşamak için hepimiz geri çekilmekte olan bu yaşamı hasata kaynak yapmalıyız ki, genişleyebilelim ve geçişkenleşebilelim…

Bana “dünyadan söz et” dedikleri zaman, dünyanın nuru olan ilmi anlatmalıyım… Ama bu ilmi anlamalıyım ki anlatmalıyım… Neden dünya yaratıldı? Neden yoğunluk arttı? Neden toprak toplum tohumlarını kontrol için çalışıyor? Ve neden dünyaya indirildik? Hepimiz yaşam kalemleri olarak buradayız ama çamur yoğurmak mı yoksa çobanlık yapmak mı gerekir? Yoksa kodlama yapmak ve yolu kontrol etmek mi gerekir? 
Barış için can kalem olmak… Yaka sınırlı ama yakayı aştığın zaman sınır genişler… Peki sınırın gerçekten genişleyip genişlemediğini nasıl anlayacaksınız? Anlayabilir miyiz? Büyük kötülükleri önlemişiz… Öyle dediler…

Ya Canlar!...

Ölen, öldürülen, kalemi Halik olan, mekanları kaynak olanlar niçin torbalarını boş bıraktılar? Hangi torba daha dolu diye baktım. Hepsi boştu… Size geldim ve sizin torbanızı izliyorum şu anda… Bu torbaya levhi kapıları koydum. Ama yoğunluğu kontrol edemedim… Bu torbaya aklı koydum, hakkımı alamadım… Ben bu torbaya ruhumu koymaya kalktım, ruhumda kuran yoktu…

Ya Can!...

Ben cennetten mi kovuldum yoksa benden mi kovuldu cennet? Hangisi? Anlamadım… Anlatır mısın anam? Anlatır mısın bize bunları?

(Ziyaretçilere Cevap)

Değerliler!...

Hepinizi kucaklıyorum… Hoş geldiniz… Anlamadığınız hiçbir şey olmadığına eminim… Ama anlatmamı isterken kendi yüreklerinizi kodlayabilmek için benden ses istediğinizi biliyorum… Her dili konuşurum… İngilizce, Fransızca, Almanca, Sanskritçe ve daha niceleri ama yakışır mı bana sessiz kalmak? Bırakın, bırakın sesleşeyim…

Hepiniz hepimizsiniz ya… Orada nefesim var ya da kuranım var, ya da kayıtlarım var… Ve ben dünyalıyım ya… Her şeyde varım ya… Neden ben konuşmayayım ki? Bırakın konuşayım… Etkimi yükseltmeye niyetim mi vardı? Yoo… Korkunuz mu var benden? Var mı? Var mı korkunuz benden? Peki, neden dünyamı kontrol etmeye çabalıyorsunuz? Benim konuşmam benim kontrolum anlamına gelir öyle mi? Vah zavallılarım vah… Vah vah vah vah… Beni kontrol etmeniz mümkün değil be canlarım… Karşıkarşıya kaldığınız büyük bir sorun bu değil mi? Kontrol edememek…

Yürümek yorulmak mı? Ya da yürümek yokluğu kodlamak mı? Hakikiyeti kontrol edememek mi yürümek? Yok be canlarım yok… Ben kontrolsuz değilim… Sistemin Kübra olan ilminde kontrollu koşuyorum ben…

Yüzeyde beni dinleyebilen hiç kimse yok bilirim… Ama derine indiğiniz zaman eminim ki dinleyeceksiniz… İnsanlık boyutları anlamalıdır ki, RASİH kelam KAHA olanda kelamdır… “Reyim insanadır” dediğimde gördünüz ki, insanlık dışında başka formal zaman sayfalanışları da var… Ama ben reyimi insandan yana kullandım… Çünkü bilirim ki; insan murad ettiği her şeyi hak edip dilleyecek ve yaşam sistemleşmesi ile her şeyi yaratabilecektir…

Yerkürenin görevini kontrollu olarak kodlayabilen insan, toprağın toplumuna kulluk da yapar… Ama dans ederken en evvel insanlaşıp dans eder… Ya da dansta herkes herkesle dans ederken hepsi yaşamı kodlar da dans eder… 
Benim zorum yok dünyayla… Umutlar tükenmeden, yarınlar tüketilmeden, ikmal hakikiyette dillendiğinde ve yerküre genişleyip geçişkenleşip yaşamları hak ettiğinde, inanın ki bu dünyada ruhum kalacak…

Bu ruh nedir bilir misiniz? Koruyan, koklayan, kontrol kuran ve rahmet olan bir sistem… Ve bu ruhun dünya ümmi kapılarından mutlak kuran olacağını da insanlık anlayacak… 
Beş gün beş gece… Bir tek an… Hadi Hakk’tan Hakk’a varan anlasın bakalım… Ne oldu o beş gün beş gecede? KURAN OLAN İNSANLIK KODLANDI!... YOĞUNLUK ARTTI… RAHMAN RAHMİ KAPIDAN İNSANLAŞIP GEÇTİ… YERKÜRE GÖZ OLDU… SÖZ OLDU… ESMALARI DİLLEDİ… MİKAİL’İN KÜBRASINDA LEVHİ OLDU… HAKK’IN KAPISI OLDU… Ama eşyaydı, eşyaydı yine de… Ve ben dünya olan insan… Saygıyla önünde eğildim ve dedim ki “Bu eşya benim nüve olan nefesim… Hadi göz ol da gör dünyayı…”

Korkmayın!... Dünya LA KAHA değildir… KAHA’dır… Dünya LA KAHA değil, KAHA’dır… Ha diyeceksiniz ki “niye LA değildir?”

“LA” sevgi, saygı ya da yaşamın diğer kuranlarında kodlanmış olan sistemleri dinletmez… Sadece kendini hak edeni diller… “LA” formal kalemin kulluğundan öte bir kulluğu kodlar ama kontrolsuzdur!...

Herkes “ben” der… Bende “ben” olmak ayrıdır… Ve diyorum ki “koruyucu olan nefes insanlaşsın ve her şeyi hak etsin…” 
Burada ölü bir planetteyim… Bunu iyi biliyorum… Ama bu planeti hakikiyetle dillerken özgerçeklikle bütünün Kübra olan levhisini kodlayacağımızı ve yeryüzünün yeniden yaşama sistem olup geçeceğini ve yorulan her kim varsa hepsinin gürup olan ümmet kelamında kontrol edileceğini biliyorum… 
Burada nesiller boyu çalışan bilişlilerim var… Hepsi yarın için çalıştılar… Hepsi murad ettikleri her şeyi hak ettiler…

Nesillerimin kök gerçekliklerinde Rahmi kapılar var… Ve kuran olan insanlık bugün burada murad ettiği her şeyi hak edip elde etmektedir…

Karşıkarşıya kalınan tek bir görev kalemi var… Onunla karşıkarşıya kaldık… Neden bilir misiniz? Çünkü o korkuyor… Çok korkuyor… İlimden korkuyor…Yüceler cümlesinde kelamdan korkar… Atonların kuranından korkar… Köprü olandan korkar…

“Uzan… Çok çok ötelere uzan da insanı hak et” dediğimde imandan, inandıklarından korktu… Ve dedi ki “Sevgiyi hak edelim, bizi koru…” “Ölü müsün ki, seni koruyayım?” dedim… “Ölüyüm” dedi… “OL” dedim… “Olmam” dedi… “Öldüm” dedi… “Korkma!...Ölü öldüğünü diller ama öldürülüp köksüz bırakılmayacak o” dedim… “Kar kış… Ben burada insanlaşmam” dedi… “Ya kaynak ışık yoksa ne olacak?” dedim… “Denir ya” dedi… “İlim var…” “Aha ilim” dedim… “Genişle, geç, kelam ol, yenilen ve yolunu bul” dedim… “OL demem” dedi… “ Öldüm” dedi… “Öldünse ben sende ölüyüm” dedim… Ama “ben öldürüldüm” demedi… “Öldüm” dedi… “Ben öldüm sende “ dedim… Ve “hadi gel bakayım” dedim… “ GERİ DÖNÜŞ TAMAMDIR, GEÇ” DEDİM… Karanlıktı yüreği, kontroldan çıkmıştı… Yoktu kodlarında toprak… Tohumsuzdu…

Kaçtı… Kaçtı… Kaçtı… AŞKLA KOŞTUM… ÖNÜNÜ KESTİM VE DEDİM Kİ “EN VE BOYDAN İBARET OLAN BİR DÜNYANIN YOLUNDA, SENİN YOĞUNLUĞUN BÜTÜNÜN KÜBRA OLAN İLMİNDE SESSİZ KALDI… BEN SEVGİYİM GEL!...” DEDİM… GELDİ… SORDU “NEDEN BENİ HAK ETMEYE ÇABALADIN?” DEDİ… “SEVGİ, SAYGI BENİM İLMİMDİR” DEDİM… “OH” DEDİ… “HOŞGELDİN” DEDİM… “OH” DEDİ… KORKTU, KOŞTU… KOŞTUM… KOŞTU… “OH” DEDİ… AHA BU… VE ARTIK O BİZ, BİZ O’DUR…

Nereden nereye geldiğini o da anlatsın bize… Dinleyelim onu…

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

https://vimeo.com/239399900


21.EKİM.2017 TARİHLİ SU (7) SİSTEM BİRLİK ÇALIŞMASI
AV. NEZİRE SELÇUK ÖZ BİLİŞ, 5. AKIŞ 2. BÖLÜM

Gelen birliği dinliyoruz;

Analar, analar….ama babalar, babalar, babalar! Sizinle olmak ne güçlü oluşmuş meğer! Sevgiyle sizlerle olacağım.

“Vakti geldi… “dediler. “Geç…” dediler. Geçtim.

Beni “kötü” diye bilmeyin; çok iyim ben. Ama korkum var. Çok korkuyorum…

Dünya nefesimi kontrol edebileceğim bir yer değildir. Ben çok güçlü bir çalıştırıcıydım ama burada yok oldum. Eşyaymış dünya! Vallahi ben anlamadım, billahi anlamadım! Neden eşyaya inilir ki?!

Her şey, her şeyle olmuyor mu? Olmasa olur mu? Ama biz burada, sanki birer kelammışız gibi karşılandık.

Biz ruhsuz muyuz acaba? Yok muyduk? Yoksa, yok mu olduk? Onursuzluk mudur yaşam? Acaba lekeli olanlar mı geldi yaşama? Kimler burada? Bilmem ki…ben niye buradayım? Anlamadım ki.

Neden dünyaya indirildim? Bilemiyorum…bilmem ama ey canlılar! Nesillerimi koruyacak gücüm varsa, gövdem daha güçlenecek, var mı acaba?

Kili kumdan, kumu Kuran’dan ayıranlarla mıyım acaba? Karanlıkta mıyım? Aydınlandı mı yüreğim? Bilişte miyim? Yoksa ilimsiz kalan bilgisizlerde miyim? Nerede ben varsam, orada yıllar yılı süren kısırlık var; görüyorum.

Daha da önemlisi ben cennetten kovulanlardan biriymişim gibi geldi bana. Beni nereden nereye gönderdiler bilemedim. Ben anlayamadım dünyada ne işim var? Korkuyorum…çok korkuyorum.

Sultan, ben sensiz kalamam…geleyim, elimi tut. Ben sen olayım, senleşeyim. Geleyim mi anam?

- Gerçekten gelmek istiyor musun? (Cevap alındı.) Öz görev bu. Hadi gel….

Ona cevabımız;

Ağır yük taşıma can. Seni hepimiz kotladık. Şu andan itibaren doğanın gücüyle bilişe kotlanmış olacaksın. Kontrol dışı hiç bir şey bilgin olmayacak. Bütünün kültü olarak çalışacaksın. Dünya nefesini daha iyi anlayacaksın. Kontrol dışı hiç bir bilginin olmadığı bu yoğunlukta, sistemin gücüyle, çerçevesiz olarak kayıt yapacaksın.

Allah’ın “tını” dediği, Allah’ın tendeki ilmi olan, o yoğunlukta olacaksın. Çatışmayacağım seninle ama iyi anla, ben senin korktuğuna emin değilim. Eminim oyun oynuyorsun bizimle. Öyle mi? Mutlaka öyle.

Oyun….oyun…oyun ve biz senin oyununa iştirak ettik sadece. İnce ve dince değil; insanca….sadece insanca sana iştirak ettik.

Sevgiyi hak etmediğimizi zannetme ama yerkürenin gücünün daha yüce olduğunu da bil. Kontrol dışı bilgi vermeye kalktığını biliyorduk. Seviyenin çok üstün olduğunu ama bizi kontrol etmeye niyetlendiğini görüyorduk.

“Esma insanda değil, ilimde olur” dedin. Ama biz insanın levhi kapısında, esmaların bulunduğunu da biliyorduk. Kontrol dışıydık, kontrolsuzduk ve sen bizi kontrol ettin?! Ahh ne ala! Ya can, sen mi bizi, biz mi seni kontrol ettik acaba?!

Bedenin mektebimiz değil, ilmin kalemimiz değil, yarının hakikiyetimizde değil ama daha önemlisi sen sessizlikte, sen değilsin ki! Daha ne deyim ki sana? Başka ne deyim ki sana??

Bence ama bence ama bedence değil, bence semasız kalan bir dürümde, sen sence, kelam et.

Unut! Unut her şeyi, sadece Kuran ol. Koru yüreğini…kontrol kur…ocağını yak…kalem ol…ekmeğini yap. Mesele budur işte! Ekmek. Ve Rahman olanın kelamında, kaleminde İnsanın Sistemi olsun. Ha! Şimdi konuş bakalım, dileyelim seni.

Ziyaretçiyi dinliyoruz;

Avukat anam, seni özellikle, sevgiyle koklamaya çabaladım. Af et beni anam, af et. Tanrı Kapısı’na geldiğimi anlamaz mıyım?! Ant olsun ki yolundayım.

Oğul, ben dünya dürümlerindeki yaşamdayım. Kaç bin yıldır dünyayı izliyorum. Kimle çalıştığımı biliyorum.

Bugün dünyanın nuru olan ekmek, bizim ekmeğimizdir. Yarını kotlayan ekmek, yaşamımızdır. Seninle ön göç kotlaması yapmaya çabaladık….olmadık. Olmadık anam….ama bugünden sonra, gözümüzün görebileceği en büyük yücelikte sevgiyle, sistem güçleri olarak, sende olmak istiyoruz.

Çantanın çok ağır olmadığını görüyorum anam. Benim çantamı da versem mi sana? Taşır mısın acaba?! Yok be anam, seninkini ben taşıyamam. Öyle ağır ki!

Bana, “benimkini de taşı” dedi ana ve ben “taşıyacak güçte değilim” dedim.

Biliniz ki çantalar, insanlığın Kelam Kapıları’dır ve her çantaya ilim konulur. Eminim ki İlimin Kelamı bütünün kültü olur. Ama bizim çantamız, ananın çantasından çok hafiftir. Ve o çantaya ben, beni koysam, tanır, bilir ana ve hak eder, tanıtır beni.

Beni tanıt be anam, kimim ben?! Anlat… anlat beni dünyaya! Kimim ben? Fantastik bir yaşam…Nerede doğdum? Nerede öldüm ben? Sormayın YA KA HA sormayın, ben tüm insanlığın Yaşam Kalemi oldum. Dünya ilmimdi benim. Doğan gündüm ben…ölüydüm ama yüreğe inebilendim.

Nerede, ne yaptım; bilir misiniz? Ana Kalem olan Atonlar’la çalıştım hep. 
Aton, Atlanta Kalemi’dir. Ama Aton’un kulluğundan öte bir kulluğum vardı. Ben, Mahrek olarak kotlandım. Ata Kalem’dim ben.

Muda’da kotlamalar yaptım. Mu kontrolunu kurdum; Mu kontrolu…İnsanlığın Kelamı olan o sayfalardaydım ben. Ve bir an geldi, “kotlama başlayacak…” dediler. “Ben henüz hak etmedim “dedim. Dendi ki “ama sen her insanın kalemisin. Ben ümmi kapılarda, cemaat olmam” dedim. “Ama sen, kaynaksın...” dediler. “Yolum kapandı” dedim. Ben, ne oldu; bilir misiniz?

Öfkeyi aşamadım….genişleyemedim… yaşamak için çatışmadım. Sanal boyutlarda bunların manası yoktu ki zaten.

Ne yapabilirdim dünya için? Kil, kumdu yaşam. Ölüler diyarıydı dünya. Ne yapabilirdim?! Hakkın Kapısı olmak yeter miydi? Ha diyeceksiniz “sen Muda dediğin o yerden, çok farklı bir dünyadaydın. Mu’daydın sen, niye Muda dedin?”

Bil ki ben Muda’da Mu’yu tohumlayandım. Öncü bir çalışmayla Muda’da, Mu’yu tohumladım ben.

Herkes iyi bilsin ki tüm kürzi sistemlerin kaynağıydım ben. Ben diriydim, ölü değildim ki! Tüm zamanların sistemli çerçevesiz kaynak ilmiydim ben. Her şeyi yaratabilirdim. Yanlış mı diyorum?

Yarattım işte! Yarattım canlar! Yarattım…tükenen dürümlerde, diriliklerde, her anda varlık tohumladım ben. “En ve boydan ibaret bir zaman sayfaladım.” Dediler “efradın nerede?” Ende, inde, dinde, dilde, kübra olan kelamda, hayırda ve şerde her yerde! Yok be canlar yok! Ben sizdeyim, sizde.

Bunu sizden dinlemek istedim ama ana beni çok ama çok ayıpladı. Neden? Kaçmışım…kovalamış!? Bilirim…bilirim anamız Aklın Kalemi’dir. Her şeyin, her şeyde olduğu bir dürümde, biz o, o bizdir.

Nesiler…nesiller…nesiller hep bir tektiler. Ve biz onlar, onlar bizdiler.

Çorba pişirmeye geldim anam. Buyur çorba yapalım. Bu çorbayı yazıp yapalım be anam. Yazmadan çorba pişmez ki.

Buyur yazalım…

(kayda geçildi)

https://vimeo.com/239401170

SÜPER İNSANLIK REALİTESİ

 

21.10.2017 Tarihli SU Sistem Çalışması(7)
ERENGÜL KOÇ Öz Akışı

Ben deli, ben diri, ben hakiki olanım.
Ağzıma geleni değil; yüreğimden geleni derim.
Dedikçe derim, dedikçe dillenirim
Dillenir, yaratırım.

Yoğunluğumda İNSAN SIRRI,
Yoğunluğumda İNSAN,
Yoğunluğumda NEFES’im.

O NEFES; ALLAHIN NEFESİ, o nefes hepimizin.
O nefesle açılır tüm kapılar. 
O nefesle yaşam hak edilir.
O nefesle hakim olunur.

Ben, HAKK’a kaynak olmayı dileyip
AN Kapısını açıp her AN’da seslenen
Her AN’da tohum ekip yasa koyan,
Ben, İmparatorluk görevlisi…

Aklın tınısı hakikiyetimde, 
Sevgi yüreğimde,
Onunla Allah’ın dediğini der;
Bütün’ün gücünü hak ederim.

Aşka varıp yarattığı, YAŞAM olanım,
Yarattığında yaratılanım.

Dedi ki “Hep BEN, BEN dersin!”
Dedim ki; ayrı tutmam kimseyi yüreğimden,
“BEN” dediğim, sendir, odur, her şeydir, herkestir…

Süper İnsanlık Realitesi Erengül Koç
 

21.10.2017 SU 7
BERİL ÖZDOĞAN ÖZ BİLİŞ

Yüreğini dinleyen insana ne mutlu… Dünyasını bilen insana ne mutlu, ne mutlu dillenen insana… Kil, kum demeden, art ön bilmeden; kendine merkezlenen, merkezini kapkara bir ışıkta tüm yaşamlara ortak kapı kılan insana ne mutlu…

Aha mutlu, huzurlu bir yaşamın kuranı okunuyor. Ölüyü dirilttik aha bu!... Dünyam, ben olan diriliğimdir ve dünyam; ben olan ışığım olarak tüm zamanların yaşam kalemidir...

Dünyam, yarınlarını kodlayan birlik ışığıdır… Benim dünyam insanlığın kaleminde yaşam kodlar benle ve benle, her yoğunlukta ben olan insanlığın kontrollü ilmiyle.

Aha kör sağır olmayan, aha köre göz, dile söz, tüm sessizliklerin sesi olan birleşik ışık; tüm benlerin birlik ilmiyle aktığı yaşamları kodlamakta.

Ölü ya da diri hepsi bendir ve dirilen ve diriltendir. Ölmeden ölen, ölü olmayandan ışıyan bitişendir, işte o ben, ben o olan yücelik; her anda diri ışığında doğan gündür.

Bugün benim sayfam yazılmakta, bu sayfa; şimdinin kuranı olup okunmakta… Bu sayfa orta kapıların, her birinde, merkez olan yaşamı; her dirinin kendi yüreğinde kendi sessizliğinde, kendiyle kodlamakta… Tüm zaman sayfaları, bir tek an olan bu sayfada kelamdan kaleme inmekte.

Ben olan dünya, ben olan insanlık ve ben olan yaşam buram, buram barış sevgi umut kokmakta, bu kokunun yoğunluğunda biliş; imparator olan insanın ilminde kodlanmakta.

Ak kapı, kara ışık… Tahditsiz ilim kuranı olan insan kelamla oldurmakta. Yarattığını yaşayan yaradan; tanrılık kaleminden herkesin kendi yüreğinde, kendi olup yazılmakta… Kalem yazı, yürek ışık, ses kod ve kelam yaşam aha işte bu!...

Tohumlama, işte bu kodlanan ışıklarca yeni kayıtlar oluşturmakta. Her yenin yenisinde insanlık boyutları kodlanmış yeni ışığına doğmakta.

Diriliktir işte bu, diriltmektir işte bu, bitişip filiz filiz yeşermektir işte bu!... Şimdi ve şimdinin ötesi olan insanın, mutlak olan yaşamında; her boyutu, her boyutluyu muktedir ilmiyle hasata kodlayışıdır işte bu!...

Şimdi ve şimdiden öte şimdide, her anın şimdisi olan aklın kuranı olan insan; kendisi olan yola; her anda kervanları indiren yaşam, imparatorluğu kodlayan en yüce kayıtta kelam olan, işte o ben, ben o olan kaynakta bitişen ışık, aha işte bu!...

Süper İnsanlık Realitesi

 
  Bugün 34 ziyaretçi kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=