Birlik İlmi
  Ayşe Füsun HACIÖMEROĞLU- BÜTÜNLE BÜTÜNLEŞME YOLLARI
 

BİRLİK SEMPOZYUMU (2)

 BÜTÜNLE BÜTÜNLEŞME YOLLARI

BİLGELİK GÜNEŞİ DERNEĞİ ADINA AYŞE FÜSUN HACIÖMEROĞLU

 

Bütünsel bir oluşum içersindeyiz ve bizler bütünlük enerjisinin devinimini keşfetmeye ve işleyişin sırrını görmeye çalışıyoruz. Amacımız bütünlüğü kavrayabilmek, ulaşılan gerçekleri geniş bir bakış açısıyla değerlendirmek, bütünle bütünleşebilmek ve insanlıkta tek bir kalp haline gelebilmektir.

 

Bu enerji tek bir bütünün enerjisi olmasına rağmen her bir yüzünde başka bir şekilde beliriyor. En küçük parçadan tanımlanmamış sonsuzluğa kadar her boyutta ayrı bir bütünlük bilinci var. Biz onları keşfedip bildikçe ve hal haline getirip idrak ettikçe, her bir bütünlüğü öz varlığımıza katıyoruz. Yani her bir yüzünde farklı beliren enerjleri kendimizde birleştiriyor ve bütünlüyoruz. Birliğimizi bütünlüğe dönüştürüyoruz. Böylece bütünlüklerin bütünlüğü oluşuyor.  Sistemin işleyişini kavradıkça fark olarak algıladıklarımızın özgünlük olduğunu, bizi bir arada tutan harcın GERÇEK SEVGİ olduğunu görebiliyoruz.

 

(NOT: Burada aynı özgünlüğü diğer bütünlükler için de düşünebiliriz. Her bir varlık özgündür, her bir bütünlük özgündür. Örneğin; burada bulunan her bir bütünlük de birbirinden farklı değil, aşağıda ya da daha üstte değil sadece özgün olan bütünlükler).

 

Bizler bütün olduğumuzu hissettiğimizde, özgün yanımızın dehası ile yaratcılığımızı eyleme geçireceğiz. Bu da bütünün bütüne hizmeti oluyor. Dönüşüme yer açarak yeniyi oluşturuyoruz hep birlikte. Her şeyin ve herkesin bütünlükteki deseni değiyor.  Bu Yeni çağın yeni görüntüsü; bizler yeni insanı yaratıyoruz, yeni sevgiyi yaratıyoruz. Her şeyi güzellikler ile yaratacağız. Onun için değişime ve dönüşüme izin vermeliyiz.

 

Evrenlerde hiç bir şey sabit değil. Bütünsel enerji ve düşünce gücü sınırsız ve tüm potansiyelleri ile deviniyor. Taşlar yerine oturuyor gibi görünürken yeniden yeniye hareket ediyor. Bizim de bu işleyişe ayak uydurabilmemiz için idrak kapılarımızı sürekli açık tutmamız ve daimi yükselen varlıklar olmamız gerekiyor.

 

Bizler görünmez bir bağ ile birbirimize bağlıyiz. Tıpkı bir bedenin organları gibi;  Bedenimizi tek bir bütün olarak düşünürsek; Bedenimizde hücrelerden oluşan her bir organımızda ayrı birer bütünlük arz ediyor. Her bir hücremizde tüm varlığın özellikleri var ve her birimizin özgünlüğüne kayıtlanmış bir  DNA sistemimiz var. Muazzam bir iletişim ağıyla birbirine bağlı bütünlüklerden oluşmuş bir beden sistemi var. Ayrıca bedenlerimizi canlı tutan bir bağ-ışıklık sistemimiz var.  Bütünde de aynı bağları ışıklı sistem mevcut.

 

(NOT: Yeni enerjide bağışıklık sistemimiz de tekamül ediyor. Artık bir şeyleri savunarak kendimizi canlı tutmayacağız. Bunlar bedenimizdeki mikrop ya da virüsler de olabilir ya da toplumda huzur bozan diğer öğeler de olabilir. Onlar da tekamül etmekteler. Bizler ışıklı bağlarımızı aktive ediyoruz. Böylece tüm bu öğelerden bağışıklık kazanmış, bağlarımızın aydınlığıyla yaşayanlar olacağız.)

 

Tüm insanlık ta da bir bütünlük arz ediyor. Kollektif bir akla ve kollektif  bir bilince sahip olduğumuz için birbirimizi etkiliyor,  birbirimizi tamamlıyor ya da birbirimizden tamamlandığımızı bilgi olarak daha önce paylaşmıştık.

 

Bizler kendimizi dünyada yaşayan bireyler olarak algılayabiliriz, kendimizi bütünün bir parçası olarak görebiliriz. Ya da bütünle bütünleşip, sonsuz bütünlükleri de idrak ederek bütünlüğümüzü genişletebiliriz. Bilince göre yaşananların değiştiğini görüyoruz.

 

Bireyin bütüne hizmeti ile, bütünün bütüne hizmeti farklı, deneyimleri de farklılık gösteriyor. Bizler iletişimimizi deneyimlerimizle sağlıyoruz. Farkındalık ve bilinç aşamaları ile deneyimlerimiz de bütünlendiğimiz oranda değişiyor ve deneyimlerimiz her seferinde daha da incelik ve derinlik kazanan deneyimlere dönüşüyor. Böylece bizler şeffaflaşıp, duru bir hale geliyoruz.

 

Birliği ve bütünlüğü hal olarak yaşamak:

 

Bizler hepimiz bütünsel oluşumun farkındayız ancak bu birliği ve bütünlüğü hal olarak yaşıyor muyuz? Her şeyin bütün olduğunu düşünerek hareket edebiliyormuyuz? Hücrelerimizden yansıtabiliyor muyuz?  Olaylara, durumlara bütünün gözünden bakabiliyormuyuz?

 

Hal haline geçiremediğimizde bizler bütünsel oluşumu kaos olarak algılıyoruz çünkü bütünlük enerjisi bizleri kendi bütünlüğüne katmak için zorluyor. Yani bizleri değişmemiz ve dönüşmemiz için uyarıyor. Amaç insanlığın yükselmesi, yücelmesi, birbirini kucaklaması, BİR olması.

 

Bütünsel oluşum sessizdir, sakindir ve dingindir, Kaos ise bütünün devinen bir enerjisidir ancak bizim farkındalık düzeyimize göre değişen bir enerjidir. Aslında özünde sade olan bu enerjiyi dağınıkken algılamak güçtür. Bizlere karmaşa olarak görünüyor.  Ancak onun devinimine uyum sağladığımızda ardındaki muhteşem düzeni ve işleyişi görebiliyoruz. Hücrelerimizdeki devinim nasıl kendiliğinden oluyorsa bizler de bütünde olanla akmalı ve ahenkle devinmeliyiz. Onun sessiz ve dingin haline katılabilmemiz için bizlerinde sessiz, sakin ve dingin olmamız gerekiyor.

 

Duru bir zihne ve berrak bir görüşe sahip olabilmek için ise olayların ya da durumların zihnimizi karıştırmasına  ya da bizi etkilemesine izin vermemeliyiz..Sadece gözlemlemek ve görünenin ötesindekini görmeye odaklanmak suretiyle parça algısından  bütünsel algıya geçebiliyoruz.

 

Devinen enerji bir yandan ağır duygusal enerjileri salıvermemize sağlarken diğer yandan zihinlerimizi sadelestirmemize de sağlamaktadır. Zihinler anılarla dolu düşüncelerden ve gürültü patırtidan uzaklaştıkça açıklığa berraklığa kavuşuyor. Tekrar söylemek gerekirse, bütünlüğe direndiğimizde ortaya karmaşa çıkıyor. Bakış açımızı otomatik düzlemden bilinçli düşünce ve davranışlar düzlemine geçirdiğimizde, eylemlerimizin kapsayıcılığı ile yani hal haline geçirdiğimizde, devinen enerji bizleri destekliyor ve ona dokunan herkesin görüş alanı açıyor.

 

BÜTÜNLÜK BİLİNCİNİ DESTEKLEYEN HAL VE DAVRANIŞLAR:

 

KOŞULSUZ KABUL

 

Evrensel ilkelerin yaşanabilirliğinin başlangıç noktası koşulsuz kabuldür. Koşulsuz kabul bilinci bir eşiktir.

Devinen enerjiyle uyumumuz öncelikle kabul enerjisi ile başlar. Enerji insan varliklarina güc sağlayan seydir.  Evrendeki hersey  titresim ise ve her sey bir enerji alanina sahip ise; bizler de bütünün hayrına olacak haller sergilediğimizde enerjinin titreşimini yükselterek, bilincli olarak durumun enerjisini degiştirebiliyoruz. Önümüze çıkan her olay veya durum bizlere bütünden birer mesaj niteliğini taşır. Bu mesajın sesini duyabilmek için direnç, yargı ve sınırlayıcı algılarımızı ancak kabul eylemi ile bertaraf edebiliriz ve kabul eylemi bizim önümüzü açar.

 

Direnmek bize yeni deneyimleri getirir. Kabul eylemi ise beraberinde sevgi ve şefkati getirir, özgürlüğü getirir.  Olmakta olanları kabul etmek ile olaydan ya da durumlardan özgürleşiriz. Yargı ve yorumlardan arınırız. Enerjimiz yükselir. Bu nedenle Kabul eylemi bu yolda önümüzde bir eşik vazifesi görür. Temiz bir zihin ve kalple durumu gözlemlediğimizde, olmakta olanın ötesindeki hali kavramaya başlarız. Biz olaylara bakış açımızı genişlettikçe olmakta olanın özünü kavrarız. Olmakta olanın muhtesem yüzünü, nasıl çoklu işleyen bir sistem olduğunu hayranlıkla görürüz. Birbirimize olan ışıklı bağlarımızı görürüz. Öyle ki bütünün devinen enerjisi ona dokunan her şeyi temizler, aydınlatır ve ahenk içine sokar.

 

Bütüne bütünün gözünden bakmaya ve onu idrak etmeye çalışmalıyız. Farkındalık alanımızı yükseltmek için, hal ve davranışlarımız birlik ve bütünlük anlayışımızı destekleyecek tarzda olmalıdır.

 

 

KAPSAYICI OLMAK:  Tüm insanları oldukları bilinç, tutum ve düşünceleriyle kabul edebilmek onları kapsamak demektir. " Bir başkası" diye bir kavramın kalmadığı nokta da tam anlamıyla bütünüzdür ve bütünü tüm hücrelerimiz ile hissederiz.  Bütünün sevgisi, her şeyi ve herkesi kapsamaktır.  Birbirimizi yargılamadan ve sınırlamadan olduğu hali ile kabul eder, kucaklarız. Sadece birbirimizi değil, var olan ve olmakta olan her şeyin en mükemmel olduğunu biliriz. Yani olmakta olana özgürce güvenebildiğimiz bir hal yaşanır.

 

Kapsayıcılığımız oranında bütünle bütünleşebiliyoruz. Bu hal tüm sıfatlardan arınılmış bir hal dir. Onun için kendimizi ve birbirimizi karakterize etmeden, sınırlamadan yani kişisel yüklemeler yapmadan kabul edebilmeliyiz birbirimizi çünkü bulunduğumuz halleri kabul ettiğimizde yeni idrak gelebiliyor ve kapsayıcılığımız oranında birleştirici olabiliyoruz.

 

Nezire Hanım'a ve Süper İnsanlık Realitesi Bütünlüğüne teşekkür ediyoruz.

 

 

-GÜVEN: Güvenmek, kendimizi tanıma ve gerçek kılma yolunda bir anahtar vazife görür ve farkındalık aşamalarımıza göre gelişir. Bütünsel oluşuma güveniriz çünkü gerçek sevgi ve saygı hali içindeyizdir. Olmakta olanın  bütünün hayrına olacağını biliriz.  Kendi bütünlüğümüze ve bütün sisteme güvenmek yani olmakta olana güvenmek, korkularımızın atılmasını sağlar.

 

Öncelikle kendimizi olduğumuz halimiz ile sevelim ve kabul edelim. Bu durum bizleri kısıtlayıcı, sınırlayıcı inançlardan, düşüncelerimizden, bağlayıcı anılarımızdan özgürleştirir. Varlığımıza duyduğumuz güven bizi dirilten bir güç taşır. İlişkilerimizde bizi acıtan, varlığımızı inciten durumlarda güven kaybına uğrayabiliyoruz..Oysa bütünlük bilinci bireyselliğin aşıldığı bir bilinç seviyesidir. Görünenler, yaşananlar bireysel değil, bütünseldir. Hiç bir şeyin sahibi değiliz ve bütünsel varlığımız tüm potansiyellerimiz ile  özgün halimizi desteklemeye hazır. Yeterki bizler bilinçli ve farkındalıkta olalım güveni oluşturalım. İncindiğimiz her durumda kendimizde güven kaybı duyarak varlığımızı hırpalamayalım. Yaşananların bizlerde bir güven pekiştirmesi olabileceğini, bütünsel bakış açısında şeylerin bize göründüğü gibi olmadığının fakındalığına vararak bütünsel algı sistemi ile bakalım olaylara.

 

Tekrar özetlersek; Kabul eyleminde bulunmadığımızda, bütünden kopulur, enerji  ağırlaşır ve bloke olur. Kabul eyleminde ise olmakta olanın bütünün hayrına olduğunun güvenini taşırız ve bütünsel ışıklı bağlarımız harekete geçer ve çoklu bağlı sistem devreye girer. Yükselen enerji devinir ve O zincire dokunan herkesi ve  her şeyi çözer, berraklaştırır, sakinleştirir ve dönüştürür.

                 

Dönüşmesi gerekene izin vermeliyiz. Değişim ve dönüşüme direnç gösterdiğimizde her şey bizim için karmaşıklaşıyor.

 

- Birbirimize bütünlüğümüzü  hatırlattıracak, yaşattıracak eylemlerde bulunmalıyız.. Sözlerimiz ve davranışlarımız aracığıyla, düşüncelerimiz yoluyla sevgiyi, güveni ortak dilimiz kabul edip birbirimize ne kadar değerli olduğumuzu anımsatmayız. Farklılıklarımız yerine özgünlüklerimize odaklanmalı, eksiklerimiz yerine birbirimizin bütün olan özlerine odaklanmalıyız.

 

- Birbirimizin en zor kabullenebileceğimiz ve en zor sevebildiğimiz yönlerine teslim olalım.

Böylece temiz düşüncelerimiz yolu ile birbirimizin önüne ve aynı zamanda da kendi önümüze güller serpelim.

 

 

 

ÖZ SÖZLER: Mualla Güven

 

-BİZ olmuş kişiler kapsayıcı ve birleştirici olabiliyor. Çünkü her boyutta özün enerjisini bir bütün olarak taşırlar.

 

-her daim iyiye güzele odaklanarak bir arada olma kültürünü geliştirmeliyiz.

 

- Her boyutta olanla barışık olmak, tüm boyutları idrak etmek demektir.

 

- GÜVEN: Kendimize ve Tanrıya güvendiğimizde denge oluşur.

 

 
  Bugün 33 ziyaretçi kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=