Birlik İlmi
  Selma MİNE- VİCDAN İLE SÖZLEŞME
 

VİCDAN İLE SÖZLEŞME

Selma MİNE

Ayetlerde devamlı tekrarlanan bir ifade vardır ki Tevrat'ta bu ""Rabbin Sesi" olarak da geçer. Musa, çölde giderken "Rabbin sesini duyar"; hatta "sesi görür". Uzak doğu kaynaklarında "Krişna" olarak da adlandırılır ve "Dünyanın Anası'nın Evi" denilen "Gönül"de oturarak buradan insana/ insanlığa seslenir. Genelde "Tanrı/ Tengri" olarak Altaylarda adlandırılmıştır; aslında oradan seslenen "Öz varlığın" ifadesidir.

Kur'an âyetlerinde, "Benim Rabbim, senin Rabbin" veya "sizin Rabbiniz" gibi ifadeler çoğunluktadır. Çevirilerde "Senin Tanrın, benim Tanrım" gibi yapılsa da, ne dendiğini veya denmek istediğini anlayabilmek için, sözcüğün bu gün yüklenen anlamına değil, kadim anlamına bakmak gerekmektedir. Çünkü böyle bir çeviride, bir yığın Tanrı karşımıza çıkmaktadır. Üstelik "Âlemlerin Rabbi" sözcüğü de mevcuttur.

İşte o zaman Rab ve Rabbaniyet, bir mekanizmal değer, bir eğitim-öğretim sistematiği ve bunun temsilci varlıkları olarak karşımıza çıkmaktadır. Biraz önce Nezire Hanım, "Maviden yeşile indik, sonra yeşilden maviye döndük" ifadesini kullandı. Yeşil ve Turkuaz, Vicdan boyutunun renk karşılığıdır ve müzikteki titreşimi de "Fa" ve "Fa#" seslerine tekâbül eder. Kelâm boyutu ise "sol" sesi karşılığı ve "mavi" renktedir. O halde insanlık, daha üst boyutlara sıçrayabilmek için, topyekûn vicdan sınavını vermek ve bunu ifade etmek mecburiyetindedir. Vicdan sınavı verilmediği müddetçe ne maviye, ne mora, ne indigoya, ne de beyaz kristale geçmek olasıdır. Mutlaka o "yeşil"in sınavının verilmesi lazımdır.

O halde, kadim bilgilerde Rab sözcüğünün karşılığını bulmamız gerekmektedir.

Rab:
Aklî melekelerin Sinerjik Gücü olan VARLIK BİLİNCİ'nin seslendiği ilk DURAK'tır ve maddeye girmeden önce Yücelik ile yapılan sözleşmenin de kendisidir. Şöyle de diyebiliriz: Varlığın, Yüce Yasalar ile dünya yaşamında edindiği tecrübelerin, asıl modeldeki kayıtlar ile örtüşmesi ve test edilmesidir.

Vicdan:
V.C.D. kaplarında yer alan ve "Vecd" denilen, kendinden geçme, dalma hali ile içten gelen ve iyi ile kötüyü ayırma, kavrama, anlama ve şuur halidir. Yani Rabbin seslendiği veya görüldüğü makamdır; mekânı ise "gönül gözesi"dir.

Yunus Emre "Bir gönül almak bin hacca bedeldir" derken, asıl "Kâbe" makamının burası olduğuna işaret etmektedir. Dolayısıyla Hacc sırasındaki şeytan (nefs) taşlamanın da vicdanı giyinmeden önce, sembolik bir nefsanî zevkleri, hevesleri, arzuları aşağılama olduğunu görmek mümkündür.

 

 

Dolayısıyla "Benim Rabbim, senin Rabbin, sizin Rabbiniz" gibi ifadelerin yerine anlam değeri konursa, "Benim vicdanım, senin vicdanın, sizin vicdanınız" dendiği anlaşılmaktadır. Daha da küllü, "Âlemlerin Rabbi" olarak karşımız çıkan sinerjik "Kamu Vicdanı"dır. O zamanki adıyla "Bütünün Vicdanı, Birlikteliğin Vicdanı, Sosyal Yapının Vicdanı, Bütün varlıkların kademe kademe Varoluşlarını oluşturan temel testin, sınavın, Varoluş öncesindeki Ana Yasa'nın, sistemin, bilginin maddede test edilirkenki hali" karşımıza çıkmaktadır.

Ve Rab, insan oluşun da ikinci basamağıdır. Musevî Mistiklerde "Rabbi" ifadesi kullanılır ki, "eğitmen, öğretmen olan efendi" anlamındadır. Yani "vicdanı giyinmiş olup, efendilik boyutuna çıkan ve kendindeki bilgiyi başkasına nakletmeye, kelâma soyunmuş kişi";dir. Zaten "mürebbi/ye" ve "terbiye" sözcüğü de bu anlamda kullanılmıştır.

Bunun aynı zamanda bir "test, sınav" oluşu ise, âyetlerdeki "belâ" sözcüğünde gizlidir. Günümüz çevirilerinde "Evet" şeklinde, tasdik anlamında kullanılmasına rağmen, kadim anlamı "sınav, imtihan" demektir.

"El-est Meclisi"; sözcüğünü duymayan yoktur. A'raf (İman ile İnkâr arasındaki Şüphedekiler) Sûresinde, âdem kalıbını (diyelim ki homosapiens'i) oluşturmadan önce, bu eğitim, öğretim mekanizması ve yasalar ile genlerin (zerrelerin) nasıl kodlandığı ve teste hazırlandığı; bu testin de nesiller boyu ins denen maddeye tapanlarla cin denilen nefse tapanlar üzerinde bir "gözcü, gözetici" olacağı açıkça ifade edilmiştir. Bu yüzden insan herkesten ve her şeyden kaçabilir; kaçamayacağı yegâne makam, kendi vicdanıdır. Maddeye büründükten ve doğduktan sonra artık kaçış yoktur.

A'raf Sûresi:
172: ve şu senin vicdanın, soylarının ortaya çıkışından itibaren, Âdem Oğulları'nı kendi nefsleri üstüne gözcülük/ gözlemcilik (tanıklık) ettirir: "Ben sizin Vicdanınız (öz benliğiniz, aslınız, eğitmeniniz, Varlık Bilinciniz) değil miyim?" (Elestü bi-Rabbiküm?) "Evet, sınavdır/imtihandır!" dediler, "gözlemciyiz" (kaalü belâ, şehidnâ!) O halde yeniden dirilme döneminde, "Şüphesiz ki şu habersizlerden (uykudakilerden, dikkatsizlerden, vurdumduymazlardan) olduk" demeyesiniz.

173: Ve yine demeyesiniz ki: "Şüphesiz önceki ATALARIMIZ da eş koşmuşlardı; ve biz onların sonraki soyları (zerreleri, genleri) olduk. Yanlıştakiler gibi bizi de mi yok edeceksiniz?"

174: Ve işte bu yüzden deliller (işaretler, belirtiler) hatasız anlatılır da yanlıştan vazgeçmeleri umulur.

 
  Bugün 8 ziyaretçi kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=