Birlik İlmi
  Nezire SELÇUK- SEMPOZYUM KONUŞMASI
 

14 MART 2011

KAYNAK (2) SEMPOZYUM

KONUŞMASI

 

14 Mart 2011 KAYNAK (2) SEMPOZYUM KONUŞMASI

 

Her zaman söylediğimiz gibi insanın kendini tanıması, yaşam amacını idrak edebilmesi son derece önemlidir. İnsanın dünyaya evrim yapmaya geldiği iddiası sağlam temellere dayanan bir iddia olmadığı gibi, açık şuur ile farkındalığın zirvesinde olan Kotlar’ın, şuurlarını kapatarak dünyaya gelişleri,  evrim iddiası ile çelişmektedir. İddia edildiği üzere evrimin nihai amacı farkındalığın genişletilmesidir. Oysa, bilmek ve fark etmek için bedene ihtiyaç yoktur.

 

O halde yaşamın çok daha akılcı bir anlamı olmalıdır. Hepimiz, yaşamın anlamı üzerinde ciddi biçimde düşünmek zorundayız. Bilindiği üzere internet üzerinden bilgi paylaşımlarımız olmaktadır. Bu paylaşımlardan birisi de 11.03.2011 tarihli “Kaynak Kayıt” öz akışıdır. Bu paylaşım beni çok heyecanlandırdı ve düşündürdü.  Dünyada yaşam süren insanın “Tanrısal”lığın biliyorduk. İnsanın bir “Üreteç” olduğunu; Gürz’ün, “Bilinç Üretim Rahmi” olduğunu biliyorduk. Fakat buradaki Öz Akış’ta çok daha fazla bilgi olduğunu fark ettim. Bu bilgiler, zihnimi işgal etti ve üzerinde çok düşündüm. Fark ettiklerimi sizlerle de paylaşmak istedim.

 

Öz diyor ki; “Dünyada iki yol var. Biri “Allah Yolu”, diğeri de “Birlik Yolu”. Allah Yolu ışığı yakar, Birlik Yolu ışığı kotlar ve kotlama olmadıkça ses olmaz.”

 

Peki ses nedir? Ses; yaratımın ta kendisidir. Eşya yaratı dediğimiz enerjisel vasatlar, ses vibrasyonlarının farklı frekanslarda, formal kotlamalarla yaratımından başka nedir ki? Küresel Zamanı yaratan bütünlenen bilinç, Işık fotonlarına yüklediği zeki enerji repliklerinden oluşan bilinç porlarını, zamana kotlayarak yarınlara tohum olarak ekebilmektedir. 

 

Işık, madde yaratının ürünüdür. Diğer yandan madde, zamana kotlanarak yaratılmış ses vibrasyonlarının ürünüdür. O halde, “Allah Yolu’nun yakmış olduğu IŞIK, hangi ışıktır? Birlik Yolu’nun kotladığı ışığın yarattığı SES  hangi sestir!?

 

“Allah Yolu”nda olanların ışık yakışlarının, imanla itikatla okunan dualarla ve namazlarla olduğunu kabul edersek, ışık fotonlarına yüklenip zamana kotlanan ses, bu dualarda yoktur. NEFES değerindeki sesin oluşabilmesi için bir kotlamaya ihtiyaç vardır ve Allah Yolu’nun yaktığı ışığı kotlayacak olanlar, Birlik Yolu’nda olanlardır. Birlik Yolu olmadıkça bu kotlama olamaz. Kotlama olmadıkça ses olmaz. Ses olmadığında yaratım olmaz.

 

O halde yaratım, Allah yolunda olanların yaktıkları ışıkla ve Birlik Yolunda olanların  yakılan ışığı kotlamalarıyla gerçekleşen sesin ürünüdür.

 

Bundandır ki kadim dönemlerden beri durmaksınız birlik çağrıları yapılmaktadır. Kendi yaratıcılığınımızı aktive edebilmek için birleşmek zorundayız. Birlik Yolu’nda olmak zorundayız.

 

Mesajı okumaya devam ediyorum: 

 

“Önce sevgi olmalı, ses sevgiyle yaratılır. Eğer sevgi yoksa ses yoktur o zaman kotlayıcılık yoktur. “Ses kontrollü olarak kotlanır.”

 

 Haaa!… Işık kotlandı ses yaratıldı… Bu kez ses, kontrollu olarak kotlanıyor…

 

Sesin kotlayıcılığı ne anlama  gelmektedir?

 

Mesaj şöyle devam ediyor:

 

“Sanal Yaratım’da ses ışır. Sesin ışıması, Amonlar’ın Toplumları’nda sonsuz sırdır.”

 

Bu safhada Sanal Boyuttayız; Rahim Boyut bilinci sanal yaratıma aittir. Dünya bir sanal yaratım platformudur. Burada kapalı şuurla yaşam süren bilinçler, şuur açılımları ile  elbette Hakikiyet Boyutu’na ulaşabilirler.

 

Ancak burada vurgulanan husus, Amonlar’ın Toplumları’na göre sesin ışımasında sonsuz  bilinmeyenin bulunuşuna ilişkin açıklamadır ki; Varlık kotların şuur kapatarak yaşamsal platformlara inişlerinin nedeni de bu olsa gerek. Allah yoluna girerek, sahip oldukları dünya bedenleri olan SES BEDENLER’ini seslendirmekle, yaratılışın sırlarını Allah Yolunda bilme hali ile bilişlerini, ışığa dönüştürmeleri, ancak dünya bedensel transformasyonları ile mümkündür. Sanal Boyutta  yaratılan sesin kotlanışında KONTROL, kırılmaları önler.

 

Mesajı okumaya devam ediyoruz:

 

“Oğullarını kotlayamayanlar, ses olarak çalışırlar. Ses, Amonlar’a görev değildir. Zira onlar, Ana Kapı’da zaten ses ile bir olarak güçlünün gücünü yaratırlar.”

 

Sözün sayfalarına girildi!… Işıktan sese, sesten söze geldik!….

 

“Sözün Sayfalarına girildikten sonra, sevgi yoğunlaşır ve sevginin yoğunlaşmasından sonra söz, sessizleşir…”

 

Sessizliğe geldik…

 

“Sözün sessizleşmesi, Sanalların Işık Kotlaması’na görevli olmaları aşamasıdır.”

 

Sanal olanların; yani Hakikiyet Boyutu’nda olmayanların, Işık Kotlaması’na görevli olmaları, Işığı Kotlama sürecine girmeleridir. Sözün sessizleşmesinden sonra bu görev, Sanal Boyut Varlıkları tarafından üstlenilir.

 

Nedir kotlama görevi?…

 

“Sözün sonsuz ışığında yarınlar kayıtlanır. Sonsuzlaşan ışık, Bütün’ün Kürsüsü’nde güçlenir.”

 

O halde kotlama, yarınları yaratmaktır.

 

Ve bir diğer paragrafa geliyoruz:

 

 “Oğullarını hak edenler, yüreklerini hak ederler. Orada Ana Kapılar vardır, kapıları kapatmayın çünkü o kapılar, Sultanların Işık Kotlaması için gereklidir. Ses Kütlesi’nde sanal yaratım, solun gücünün sağa kayıtlanmasıyla gerçekleşir. Sağa kayıtlanan sonsuz ışık akışı, sola döndüğünde yaşamlar yeni bir kayda girer, orada sınırlar kalkar. Sağdan ışık yakıp, sola ışık katan yücelik, insan sayfalarına girer, oğullamak böyle olur.”

 

Arkadaşlar, bizler hepimiz, üreteçleriz. Gürz dahilinde bellek üretim kayıtlarıyız hepimiz. “Eşya Yaratı”, ışıyan bir yaratıdır. Biliyorsunuz, Suptil Boyut’ta da ışıma vardır. Bitki, hayvan, taş, toprak her şey ışır… Bu ışıma, esasında, “Allah’ın Işığı” dediğimiz, tüm bilgileri kendinde var eden, kendinde taşıyan ışımadır. Bu ışığı kotlayabilmek, ancak bütünsel bilginin  idrakine varmakla mümkündür.

 

“Oğullarını hak etmeyenler” esasında bizleriz. BİR olmaya, hak etmeye geliyoruz. Oğullarımızı hak etmek, birbirimizi hak etmekten başka bir şey değildir. Bütün’ü hak etmekten başka bir şey değildir. Ve hak edebilmek için BİR olmak, BÜTÜN olmak zorundayız.

 

Biz diyoruz ki tüm geçmişimiz, DNA kotlarımızda kayıtlı tüm bilgilerimiz, hepsi bizim Küresel Zaman’ımızdır. Şu an ve tüm geçmişimiz. Ve bizler, BİRLİK BİLİNCİ’ne vardığımız zaman; yani, MAHREK haline geldiğimiz zaman; yani, bir başka değişle, YÜREK olabildiğimiz zaman, her şeyi kucaklayabildiğimiz zaman ve biz, bilgiyi yarınlara kayıtlayabildiğimiz zaman ki kayıtladıklarımız, bizim üretimlerimizdir; biz “YUAN” denilen,  MAHREK’teyiz.

 

Mahrek’te olmadan BİRLİK BİLİNCİ’ne varamazsınız; yarını yaratamazsınız. Yarattığınız yarın, aslında TUAN olan sessizliktir. TUAN, sevgiyle yaratımda, sözün sessizleşmesidir.

 

Siz, YÜREK olup, MAHREK olabildiğiniz zaman, sahip olduğunuz güç, BÜTÜN’ün GÜCÜ’dür, O güç, BÜTÜN’ün KÜRSÜSÜ’dür ve KUAN’dır.  

 

Yarattığınız ve yarınlara kotladığınız tüm bilgiler, Bütünsel bilincin ürünü olduğundan Bütünün HUZUR’udur. Orada sessizleşen söz, oraya varan bilincinizin, Bütün’ün gücü olan Kuan güçle Sessizliği seslendirmesi, esasında “Ten Örümü” de denilen “Tanrısal Örüm”ün başlamasından başka bir şey değildir. Ki bununu adı “YARATICILIK” tır; ektiklerinizi biçmektir; “SESSİZLİĞİ SESLENİŞİ”dir.  Bir başka deyişle, Ulaştığınız; yarattığınız yarına varışınızdır.

 

Her birimiz, bu anlamda yarınları yaratarak, yaratıcılığımızı devreye alırız. Bu kendi Gürz’ümüz içersindeki yaratıcılığımızdır. Ama insan bilinç, eğer ki Rahman Boyut Bilincine ulaşabilirse, buradaki yaratıcılık, doğrudan doğruya KATİ YARATICILIK’tır; cevheri yaratmaktır, “Cevheri Kaynak Kayıt” yapmaktır, kotlamaktır. Rahman’dan Rahim’e EKO SİSTEM’le gittikçe kabalaşan formal vibrasyonel yaratım faktörleri olarak akan kati olarak yaratılandır.

 

Şöyle düşünün; 20. Hak Katı, olan Rahman’a ulaştınız… Oraya ancak BİRLİK olarak ulaşabilirsiniz. Oraya ulaşan her Birlik gibi siz de Tüm değerlerinizi NÜSA SERVETİ dediğimiz yaratı tablosuna kattınız.  Her birinizin katkılarınız ayrı yoğunluk ve koyulukta olmasına rağmen bütünsel tablo, yedi temel rengin oluşturduğu bir yaşam çiçeği gibidir.

 

“BİRLEŞİK IŞIK ÇALIŞMALARI” Yaşam Çiçeği’nin her bir rengini oluşturan Bütünlükler’in NÜSA SERVETİ’ni yoğunlaştırmak ve koyultmak amacıyla yapılan çalışmalardır. 20. Hak Katı’nda başlayan yoğunlaşma ve koyulaşma süreci 24. Hak Katı’nda akışa geçer. Akış öncesi yaratı tablosu boyutsuz ve buğutsuzdur. Yaratılan enerjisel bir tablo değildir. Ancak 24. Hak Katı’ndan itibaren SESSİZLİK SESLENMEYE BAŞLAR. Buna ZUHAL ZERK AKIŞI da denir. Artık akan ses, önce Rahman’da cevheri yaratımı; sonra Rahim’de  şuur ve şuur auraları denilen gittikçe kabalaşan vibrasyonel yaratımları  gerçekleştiren  bilgidir ki o bilgi, artık sadece yaratan Birliklerin değil Bütünün bilgisidir.

 

Sizler, hepiniz Tanrılar’sınız… Allah Yolun’da yaktığınız o ışık, sizden ışır. Yakan siz yakılan sizsiniz. Işıyan yine sizsiniz. ALLAH, sizde siz olarak vardır. Siz kendinizi aktive ettiğiniz zaman O sizde aktif hale gelir. Sizde ses olur, sizde söz olur, sizde yaratan olur ve sizden beklenen de budur. Ve yaratıcılığın farklı safhaları vardır. Hak  ettiğiniz safhada hak ettiğiniz düzeyde sanal ya da gerçek Hak olup var olursunuz.

 

Sizler evrim için buraya gelmediniz. Sizler; doğrudan doğruya Bilinç Üretim Rahmi’ne ÜRETENLER olarak geldiniz. Ben size beşer varlıktan söz etmiyorum. Ben insandan söz ediyorum… Hakikiyet Boyutu’na ulaşabilecek insandan söz ediyorum size. Kendinizi bu nedenle tanımalısınız. Bu nedenle sizden ne beklendiğini bilmelisiniz.

 

Hiçbirimizin bir diğerimizden üstünlüğü ya da aşağılığı yoktur. Ama kimimiz daha çok çalışıyor; daha çok zaman ayırıyoruz. Kimimiz daha az çalışıyor, daha az zaman ayırıyoruz. Hepimizde aynı potansiyel vardır. Dolayısıyla bu potansiyeli çok! Çok! Çok! Çok!... iyi kullanmamız gerekiyor. Bizler, yaşadıklarımız ve yarattıklarımızda kontrol kurabilmeliyiz. Çünkü bizler, her birimiz, bu KIYAM DÖNEMİ’nde, ciddi bir biçimde kendimizi aktive ederek, olacak olanı ve olmakta olanı kontrol etmek sorumluluğunu taşıyoruz.

 

Sevgiler, 

 

Av. Nezire SELÇUK

Süper İnsanlık Realitesi Derneği 

Yönetim Kurulu Başkanı

 


 
  Bugün 43 ziyaretçi kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=