Birlik İlmi
  Peker SELÇUK - YÜCE HAKİKAT VARLIĞIN BİRLİĞİ VE YUNUS EMRE
 
YÜCE HAKİKAT / VARLIĞIN BİRLİĞİ
VE
YUNUS EMRE
 
 
 
Büyük bir tasavvuf bilgini, “Allah Teala’ya giden yollar yaradılmışların nefesleri sayısıncadır.” Demiş. Allah’a giden yol demek ki  tek değilmiş. Bizim burada açıklamaya çalışacağımız yol, yüce varlık Ermiş Yunus’un güzel yolu olan, ferah feza bir yoludur. Yüce Hakikat’e/Varlığın Birliğine giden bir yol. Yunus ilahi sırların çözümü, gizli perdelerin açılışı şahsında kendini göstermiş, vahdeti vücut hal tevhidi devresi zuhur etmiş erenlerdendir.
 
Bir şiirinde, şeriat-tarikat-marifet ve hakikat gibi dört bilgi derecesinden söz eden Yunus Emre, hakikatin kolayca elde edilemeyeceğine temas eder. Şüphesiz ki O, bilgi teorisiyle doğrudan ve özel olarak uğraşmamıştır. Felsefede bu teori; bilginin kaynak ve değeri gibi iki ana konusunu kapsar. Akılcılar ile görgücüler arasında türlü tartışmalara sebep olan bu konu, mistikler/sufiler ve dolayısıyla Yunus için dış alemin olay ve varlıklarından, daha derine inemez.
 
Pozitif bilim bağlamında hakikat, bilimselliğin içinde saklıdır. Descartes hakikate ulaşmak için zihni, bütün eski bildiklerinden temizlemek gerektiğini savunmuştu. Tasavvuf erbabı da aynı fikirdedir. Yani en yüce hakikat olan Allah’ı kavrayabilmek için bütün laik bilimlerden hatta şeriat bilimlerinden dahi vazgeçmek lazımdır.
 
Yunus, bunların Allah ile kulun arasını açacağına, birliği ikililiğe çevireceklerine inanır. Zira o bilimler, dış alemdeki çoklukla uğraşırlar. Çokluktaki birliği görebilmek için ise evvela bireysel ve teorik aklı terk etmelidir. Zira insan aklı, yalancı bir fakültedir. Mutlak olanı kavramaya engel olur ve tümel (külli) aklın bildiğini ve bildirdiğini elde edemez.
 
Yunus ne diyor?
 
Neye vardın ey akıl? bir ağızdan cümle dil
Cüzziyat-ı müselsil haber verir Aklı-kül.
 
Bilime gelince de şunu söyler;
 
İlim hod göz hicabıdır, dünya, ahret hesabıdır.
Kitap hod aşk kitabıdır bu okunan varak nedir?
 
Yunus, dervişi hakikate ulaştıran bu aşk kitabının, kağıtlarda değil gönüllerde yazılı olduğunu bildiriyor.
 
Ve yine diyor ki;
 
Alimler kitap düzer, karayı aka yazar;
Gönüllerde yazılı, bu kitabın suresi.
 
Oysa esas kitabın yüce hakikat kitabı, varlığın birliğini anlatan kitap gönüllerde yazılıdır. Aç gönlünü oku. Nasıl birileri okuyorsa sen de oku.
 
Aslında bilimden ve okumaktan maksat, bir taraftan ibret almak, bir taraftan da KENDİNİ BİLMEKTİR. Delphe Mabedinin kapısında yazılı olan ve Socrates’ın da dilinden düşürmediği bu KENDİNİ BİLMEK sözü sufiler için Allah ile kendi nefisleri arasındaki perdeyi kaldırmak ve kendi nefisleriyle Mutlak Varlığın/Yüce Varlığın özdeşliğini (ayniyetini) kavramak için zorunludur.
 
Yunus diyor ki;
 
İlim, okumaktan gerek, kişi kendin bilmektir.
Pes kendini bilmezsen, bir hayvandan betersin.
 
Ermiş Yunus’a göre bilimlerin, bilim adamlarının mutlak hakikati kavrayamamasının nedeni; yalnız çoklukla uğraşmaları değildir. Bu bilginlerin mistik aşktan/ilahi aşktan mahrum olmaları, aşk kitabından habersiz bulunmalarıdır.
 
Ey çok kitaplar okuyan; çün kim tutarsın bana dak (yermek)
Okur isen sırrı ıyan, gel aşktan oku bir varak.
 
Yüce hakikatin açıklanmasında ona göre yorumlamalara ve diğer düşünce oyunlarına (tevillere) ihtiyaç olmadığından kutsal kitaplar ve onlara uygulanan metotların hiçbir değeri yoktur.
 
Dört kitabı şerh eden hakikatte asidir.
Zira tefsir okuyup, manisin bilmediler.
 
Yunus’un kendisi de bütün sufiler gibi dört kutsal kitabı okumuştur. Ama onların aradıkları yüce hakikati medresede değil harabatta (meyhane-tekke) ve varlıkta bulmuştur. Nesimi gibi hatırlıyorsunuz değil mi? Haydar Haydar şiirini.
 
Tevrat ile İncil’i, Furkan ile Zebur’u,
Bunlardaki beyanı, cümle vücutta bulduk.
 
Şu halde mutlak birliği algılamak için din ve dünya bilimlerine değil başka ve daha derin ve geniş bilgiye yani aşk bilgisine ihtiyaç vardır. (İlmi hikmet okuyanların da aşktan mahrum) olduklarını (aşkın ise bir uzunca hece) olduğunu söyleyen Yunus;
 
Hak bir gönül verdi bana, ha demeden hayran olunur;
Bir dem gelir şadi kılur, bir dem gelir, giryan olur
 
Beytiyle başlayan şiirinde aşıkın geçirdiği ve yaşadığı türlü ruh hallerini tasvir eder ve ondan daha üstün bir yücelik ve hazzın bulunmadığına inanır.
 
Nice yüksek yörür isem, aşk başımdan aşa gelir…
 
Zira bu aşk yalnız yüce değil, aynı zamanda büyük ve geniş bir hayat kaynağıdır. Ve kendisi onsuz yaşayamaz;
 
Senin aşkın deniz, ben bir balıcak.
Balık sudan çıksa, hemen ölüdür.
 
Yunus’a göre aşık olmayanlar, (Bir kuru ağaca) benzerler. Mutlak hakikat, mutlak birlik, akılla pratik ve teorik bilimlerle, nesnel olarak elde edilebilen bir ürün değil, aşkın kudreti ile kazanılabilen ve yaşanılan bir ilahi haldir. Bunun için sufilere (Hal Ehli) denir.
 
İlim, ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsen, ya nice okumaktır?
 
Burada okumaktan maksat, yalnız kendini bilmek değildir. Hakk’ı bilmektir de. Hakk’ı bilen kendini okumasını bilir. Aklı ve bilimi bir tarafa atarak bir mürşide bağlanmak ve çileler çekmek suretiyle kazanılan aşkın, şiddeti sayesinde ulaşılan hakikat nedir?
 
Bütün sufiler gibi Yunus’un da inandığı bu yüce hakikat, varlığın birliği ve dolayısıyla her şeyin Allah oluşudur.
 
Dinsel mitlerde cennet, cehennem, melek vs.nin hepsinde var olanın kendisi olduğunu söyler. (ete kemiğe bürünüp Yunus diye) görünmeden evvelde (O) idi. (O) da Yunus’du. Hatta “Bulut olup göğe agan” (Yukarı çıkan) yağmur olup yağan da ermişin kendisidir.
 
Muhammet’le Mirac’a giden, Sina’da Allah ile konuşan da kendisi olduğu gibi, İsa peygamberle göklerde kalan da kendisidir.
 
Yunus daha da ileri giderek (evvel benim, ahir benim. Canlara can benim.) demekle kalmaz;
 
Halk içinde dirlik düzen, dört kitabı doğru yazan;
Ak üzere kara dizen, ol yazdığı Kuran benim.
 
Diyecek kadar kutsal ve ilahi ne varsa, her şeyin kendi nefsinde olduğunu söyler ve devam eder;
 
Senlik benlik olacak, iş ikilikte kalır.
İkilik tutan kişi nite birike birle…
 
“BİR isen BİRLİĞE gel, ikiyi elden bırak” diyen Yunus, bu BİRLİĞE kavuşan bahtiyarlardan biri olacaktır ki şöyle seslenecektir;
 
Bende baktım, bende gördüm, benim ile ben olanı.
Bu surete can verenin, kim idüğün bildim ahi…
 
Diyor ve;
 
Nereye bakarsam dopdolusun
Seni nere koyam benden içeri?
 
Diyecek kadar yüce varlığı bütün evreni ve kendine sığdırmış görünüyor. Sonsuzluğun, kendi sonlu varlığında yani fani varlığında boş bir yere bırakmayacak kadar yerleşmiş olmasına rağmen;
 
Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni
Ben yanarım dünü günü bana seni gerek seni…
 
Diye başlayan bu şiirinde, yüce sevgilinin vuslatına varmış görünür de muhtelif şiirlerinde de ay olur, güneş olur, Davut olur, Musa olur, yağmur olur, nur olur… bu suretle her şeyin kendisi olduğunu ve mutlak birliğin kendinde tecelli ettiğini ve ona karşı duyduğu aşkın kendisini ne hallere soktuğunu anlatır ki anlatır…
 
Ben yürürem yane yane, aşk boyadı beni kane
Ne akılem ne divane, gel gör beni aşk neyledi?
 
 
 
Sevgili dostlar!
 
Yunus anlatılamaz, anlatmayla bitmez. Hele benim ne haddime onu anlatmak. Sözü burada noktalamak yerinde olur.
 
Yunus’un bu dünyadan gider iken bize seslenişiyle sözlerimi bitiriyorum.
 
Biz dünyadan gider olduk, kalanlara selam olsun…
Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun…
 
 
 
 
PEKER SELÇUK
SÜPER İNSANLIK REALİTESİ DERNEĞİ


 
  Bugün 8 ziyaretçi kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=